milankoviç döngüsü
kısaca; sırp jeofizikçi ve gökbilimci milutin milankoviç’in dünya’nın hareketlerindeki değişikliklerin iklim üzerindeki kolektif etkilerini açıklamaya çalıştığı bir kuramıdır.
buradan
buradan
devamını gör...
iran’ın ölü kadını idam etmesi
inançsız birisi değilim lakin din gerçekten bazı toplumların afyonudur. bu ne cehalet dedirten idam.
edit : istiklal mahkemelerine laf vurup bunla bir tutmaya çalışan terörörleri başka başlıklara alalım.
edit : istiklal mahkemelerine laf vurup bunla bir tutmaya çalışan terörörleri başka başlıklara alalım.
devamını gör...
uy uy demeğe geldim
bir elazığ türküsüdür.
zaman içinde onlarca farklı sanatçı tarafından seslendirilen türkü hem makamı hem sözleri ile dinleyen insanı derinden etkiler. belki beni çok etkileme nedeni makam ya da sözler değildir ama eminim bu türkü ile ilgili böyle bir anım olmasa da severdim ben bu türküyü yine de.
hayatımın ilk yıllarını çok kuzeyde bir o kadar da doğuda bir şehirde geçirdim. karlar altında kalan bir şehirdi. canımın içi bu şehri düşündükçe içime kar yağar sadece ve biriktikçe birikir. kar altında kalırım. tıpkı çok çocuk olduğum zamanlarda evimizin bembeyaz örtülmesi gibi.
annem, o zamanlar iki çocuğu olan bir kadındı. sonra neden bilinmez bir üçüncü geldi. çok severiz onu da elbette ama çok geç gelmiş olması onun kaybı bence.
ben artık ninni söylenecek yaşları biraz geçmişken kardeşim bütün huysuzluğu ile dünyaya geldi. ve annem bazen babam evde olmadığında bizi uyutmak için bu türküyü söylerdi bize. türkü aslında kardeşime söylenen bir ninni idi ama ben de uyurdum bu türküyü söylediği zaman annem. sonuçta kardeşim benden üç yaş küçük olduğu ve bebek olduğu için yani ben abi oldum diye ninni söylenince uyumayacak değildim.
bu türküyü dinleyince çok huzurlu uyurdum ben. kardeşim de. huzurlu uykularla arama koyduğum mesafeler yüzünden belki çok özlerim bu türküyü. sonrasında hiç dinlemedim. belki bir gün yine dinlerim, her zamankinden biraz daha fazla uyumak istediğim bir zaman, annem kadar güzel bir kadının sesinden.
sözleri de bırakayım buraya, belki uyumak istersiniz ya da huzursuz insanlarınızı uyutmak:
bülbülüm bağ gezerim
aşığım da gezerim
yüz yerde yüz yaram var
el sanırsa gezerim
uy uy demeye geldim
yari görmeye geldim
yavrum yaran nerende
merhem olmaya geldim
bülbülüm neva bilmem
dertliyim deva bilmem
başıma bir iş geldi
başımdan savabilmem
uy uy demeye geldim
yari görmeye geldim
yavrum yaran nerende
merhem olmaya geldim
bülbülüm kafesteyim
aşığım hevesteyim
hala sağım ölmedim
aman son nefesteyim
uy uy demeye geldim
yari görmeye geldim
yavrum yaran nerende
merhem olmaya geldim
karanfilsin barın yok
sen güzelsin yarın yok
ben seni çok severim
cahilsin haberin yok
uy uy demeye geldim
yari görmeye geldim
yavrum yaran nerende
merhem olmaya geldim
zaman içinde onlarca farklı sanatçı tarafından seslendirilen türkü hem makamı hem sözleri ile dinleyen insanı derinden etkiler. belki beni çok etkileme nedeni makam ya da sözler değildir ama eminim bu türkü ile ilgili böyle bir anım olmasa da severdim ben bu türküyü yine de.
hayatımın ilk yıllarını çok kuzeyde bir o kadar da doğuda bir şehirde geçirdim. karlar altında kalan bir şehirdi. canımın içi bu şehri düşündükçe içime kar yağar sadece ve biriktikçe birikir. kar altında kalırım. tıpkı çok çocuk olduğum zamanlarda evimizin bembeyaz örtülmesi gibi.
annem, o zamanlar iki çocuğu olan bir kadındı. sonra neden bilinmez bir üçüncü geldi. çok severiz onu da elbette ama çok geç gelmiş olması onun kaybı bence.
ben artık ninni söylenecek yaşları biraz geçmişken kardeşim bütün huysuzluğu ile dünyaya geldi. ve annem bazen babam evde olmadığında bizi uyutmak için bu türküyü söylerdi bize. türkü aslında kardeşime söylenen bir ninni idi ama ben de uyurdum bu türküyü söylediği zaman annem. sonuçta kardeşim benden üç yaş küçük olduğu ve bebek olduğu için yani ben abi oldum diye ninni söylenince uyumayacak değildim.
bu türküyü dinleyince çok huzurlu uyurdum ben. kardeşim de. huzurlu uykularla arama koyduğum mesafeler yüzünden belki çok özlerim bu türküyü. sonrasında hiç dinlemedim. belki bir gün yine dinlerim, her zamankinden biraz daha fazla uyumak istediğim bir zaman, annem kadar güzel bir kadının sesinden.
sözleri de bırakayım buraya, belki uyumak istersiniz ya da huzursuz insanlarınızı uyutmak:
bülbülüm bağ gezerim
aşığım da gezerim
yüz yerde yüz yaram var
el sanırsa gezerim
uy uy demeye geldim
yari görmeye geldim
yavrum yaran nerende
merhem olmaya geldim
bülbülüm neva bilmem
dertliyim deva bilmem
başıma bir iş geldi
başımdan savabilmem
uy uy demeye geldim
yari görmeye geldim
yavrum yaran nerende
merhem olmaya geldim
bülbülüm kafesteyim
aşığım hevesteyim
hala sağım ölmedim
aman son nefesteyim
uy uy demeye geldim
yari görmeye geldim
yavrum yaran nerende
merhem olmaya geldim
karanfilsin barın yok
sen güzelsin yarın yok
ben seni çok severim
cahilsin haberin yok
uy uy demeye geldim
yari görmeye geldim
yavrum yaran nerende
merhem olmaya geldim
devamını gör...
dostoyevski'nin kumar borcunu ödemek
bunu o zamanların ünlü gazetecisi denemiş.
bir gün dostoyevski'ye şöyle bir teklifte bulunuyor; sana ince bir roman yazman için 24 ay veriyorum. eğer kabul edersen ve tam 24 ay sonra, hiç gecikme olmadan kitap yazabilirsen, bütün borçlarını ödeyeceğim. yok eğer yapamazsan yazdığın ve yazacağın bütün kitaplar benim adıma olacak.
fyodor da tam bir borç batağının içindeymiş ve teklifi kabul ediyor.
aradan 23 ay geçmiş.. bir kelime bile yazmayan fyodor telaşlanmaya başlıyor. 23 ay boyunca tembellik, tembellik, son ayda gelen bir telaş.
bir fransız yazar arkadaşına derdini anlatmış. "bir yardımcı al, o sana yardım etse bir güne bitirirsiniz kitabı. tanıdığım bir kadın var"
"kadın" lafını duyunca fyodor kabul etmemiş. huysuz ihtiyarlığını konuşturmuş, "kadınla çalışmam ben, onu çekemem" triplerinden sonra mecbur kalıp kabul etmiş.
evet, evet, kadının ismi anna.
bir gecede "kubarbaz"ı yazmışlar.
aradan aylar geçmiş. o huysuz ihtiyar anna'dan şunu sormuş; yeni kitap fikrim var. karakterlerimiz karamsar, duyğusuz, insanları kendinden uzaklaştıran biri. genç bir kadına aşık olmuş. acaba ona evlenme teklifi etse garip mi olur?
anna da yapıştırmış cevabı; teklifini kabul ediyorum.
anna'dan sonra dostoyevski'nin hayatı değişmiş, güzel bir ikili olmuşlar.
ah, acaba kimin hayat hikayesindeki anna oluruz...
bir gün dostoyevski'ye şöyle bir teklifte bulunuyor; sana ince bir roman yazman için 24 ay veriyorum. eğer kabul edersen ve tam 24 ay sonra, hiç gecikme olmadan kitap yazabilirsen, bütün borçlarını ödeyeceğim. yok eğer yapamazsan yazdığın ve yazacağın bütün kitaplar benim adıma olacak.
fyodor da tam bir borç batağının içindeymiş ve teklifi kabul ediyor.
aradan 23 ay geçmiş.. bir kelime bile yazmayan fyodor telaşlanmaya başlıyor. 23 ay boyunca tembellik, tembellik, son ayda gelen bir telaş.
bir fransız yazar arkadaşına derdini anlatmış. "bir yardımcı al, o sana yardım etse bir güne bitirirsiniz kitabı. tanıdığım bir kadın var"
"kadın" lafını duyunca fyodor kabul etmemiş. huysuz ihtiyarlığını konuşturmuş, "kadınla çalışmam ben, onu çekemem" triplerinden sonra mecbur kalıp kabul etmiş.
evet, evet, kadının ismi anna.
bir gecede "kubarbaz"ı yazmışlar.
aradan aylar geçmiş. o huysuz ihtiyar anna'dan şunu sormuş; yeni kitap fikrim var. karakterlerimiz karamsar, duyğusuz, insanları kendinden uzaklaştıran biri. genç bir kadına aşık olmuş. acaba ona evlenme teklifi etse garip mi olur?
anna da yapıştırmış cevabı; teklifini kabul ediyorum.
anna'dan sonra dostoyevski'nin hayatı değişmiş, güzel bir ikili olmuşlar.
ah, acaba kimin hayat hikayesindeki anna oluruz...
devamını gör...
percy bysshe shelley
öldükten sonra kıymeti anlaşılmış ingiliz şair. yalnızca kıymeti anlaşılmış demek daha doğru olur çünkü kendisi ne yaşarken ne ölüyken anlaşılabilmiştir bana kalırsa. bir kaç kuşak boyunca kendinden sonraki şairleri etkilemiştir. muhtemelen genç yaşında trajik bir şekilde ölmüş olmasa geriye bırakma ihtimali olan onlarca eser ile daha da ölümsüzleşecekti. ölümü gibi yaşamı da trajiktir shelley'nin. üniversitedeyken the necessity of atheism'i yazmakla kalmayıp imzalı bir kopyasını tüm bölüm başkanlarına göndermiştir ve bu işin sonunda hem okuldan kovulmuş hem babası tarafından reddedilmiştir. sürgün, kötü giden bir evlilik* ve hastalıkla cebelleşmiş; bütün bunların ortasında dönemine aykırı düşen fikirlerini ifade etmekten kaçınmamıştır fakat ne yazık ki fikirlerini ifade ettiği eserlerinin büyük çoğunluğu öldükten sonra yayınlanmıştır. ek olarak; shelley'nin hayatına etki eden pek çok şey elbette var ama onu daha politik hâle getiren şüphesiz arkadaşı thomas jefferson hogg'un etkisinde fazlasıyla kalmış olması.anlaşılamamak, neredeyse deli yerine konulması, uğradığı zorbalık ve bulunduğu döneme büsbütün yabancı olması onu iyice melankolik bir hâle getirmiş ve bu son dönem eserlerinde kendini fazlasıyla belli etmiştir. ölümü de en az yaşamı kadar trajik bir şekilde gerçekleşmiş; geriye yalnızca mezar taşında yazan william shakespeare'in meşhur ariel's song'undan bir kaç cümle kalmıştır.
"nothing of him that doth fade
but doth suffer a sea change
ınto something rich and strange."
yalnızca şiir yazmamış bir çok makale de yazmıştır ki bunların en etkileyicisi bana kalırsa a philosophical view of reform isimli siyasi makalesidir.
şiirleri için ise pek çok şey söylenebilir ama kendi adıma içimde hiç bilmediğim bir yeri ince ince kazıyan bu şiirleri inceleyecek haddi görmeyerek sevdiğim bir şiirini not düşüyorum yalnızca.
to a skylark
hail to thee, blithe spirit!
bird thou never wert -
that from heaven or near it
pourest thy full heart
in profuse strains of unpremeditated art.
higher still and higher
from the earth thou springest,
like a cloud of fire;
the blue deep thou wingest,
and singing still dost soar, and soaring ever singest.
in the golden lightning
of the sunken sun,
o'er which clouds are bright'ning,
thou dost float and run,
like an unbodied joy whose race is just begun.
the pale purple even
melts around thy flight;
like a star of heaven,
in the broad daylight
thou art unseen, but yet i hear thy shrill delight -
keen as are the arrows
of that silver sphere
whose intense lamp narrows
in the white dawn clear,
until we hardly see, we feel that it is there.
all the earth and air
with thy voice is loud,
as, when night is bare,
from one lonely cloud
the moon rains out her beams, and heaven is overflowed.
what thou art we know not;
what is most like thee?
from rainbow clouds there flow not
drops so bright to see,
as from thy presence showers a rain of melody: -
like a poet hidden
in the light of thought,
singing hymns unbidden,
till the world is wrought
to sympathy with hopes and fears it heeded not:
like a high-born maiden
in a palace-tower,
soothing her love-laden
soul in secret hour
with music sweet as love, which overflows her bower:
like a glow-worm golden
in a dell of dew,
scattering unbeholden
its aërial hue
among the flowers and grass which screen it from the view:
like a rose embowered
in its own green leaves,
by warm winds deflowered,
till the scent it gives
makes faint with too much sweet these heavy-wingéd thieves:
sound of vernal showers
on the twinkling grass,
rain-awakened flowers -
all that ever was
joyous and clear and fresh - thy music doth surpass.
teach us, sprite or bird,
what sweet thoughts are thine:
i have never heard
praise of love or wine
that panted forth a flood of rapture so divine.
chorus hymeneal,
or triumphal chant,
matched with thine would be all
but an empty vaunt -
a thing wherein we feel there is some hidden want.
what objects are the fountains
of thy happy strain?
what fields, or waves, or mountains?
what shapes of sky or plain?
what love of thine own kind? what ignorance of pain?
with thy clear keen joyance
languor cannot be:
shadow of annoyance
never came near thee:
thou lovest, but ne'er knew love's sad satiety.
waking or asleep,
thou of death must deem
things more true and deep
than we mortals dream,
or how could thy notes flow in such a crystal stream?
we look before and after,
and pine for what is not:
our sincerest laughter
with some pain is fraught;
our sweetest songs are those that tell of saddest thought.
yet, if we could scorn
hate and pride and fear,
if we were things born
not to shed a tear,
i know not how thy joy we ever should come near.
better than all measures
of delightful sound,
better than all treasures
that in books are found,
thy skill to poet were, thou scorner of the ground!
teach me half the gladness
that thy brain must know;
such harmonious madness
from my lips would flow,
the world should listen then, as i am listening now.
"nothing of him that doth fade
but doth suffer a sea change
ınto something rich and strange."
yalnızca şiir yazmamış bir çok makale de yazmıştır ki bunların en etkileyicisi bana kalırsa a philosophical view of reform isimli siyasi makalesidir.
şiirleri için ise pek çok şey söylenebilir ama kendi adıma içimde hiç bilmediğim bir yeri ince ince kazıyan bu şiirleri inceleyecek haddi görmeyerek sevdiğim bir şiirini not düşüyorum yalnızca.
to a skylark
hail to thee, blithe spirit!
bird thou never wert -
that from heaven or near it
pourest thy full heart
in profuse strains of unpremeditated art.
higher still and higher
from the earth thou springest,
like a cloud of fire;
the blue deep thou wingest,
and singing still dost soar, and soaring ever singest.
in the golden lightning
of the sunken sun,
o'er which clouds are bright'ning,
thou dost float and run,
like an unbodied joy whose race is just begun.
the pale purple even
melts around thy flight;
like a star of heaven,
in the broad daylight
thou art unseen, but yet i hear thy shrill delight -
keen as are the arrows
of that silver sphere
whose intense lamp narrows
in the white dawn clear,
until we hardly see, we feel that it is there.
all the earth and air
with thy voice is loud,
as, when night is bare,
from one lonely cloud
the moon rains out her beams, and heaven is overflowed.
what thou art we know not;
what is most like thee?
from rainbow clouds there flow not
drops so bright to see,
as from thy presence showers a rain of melody: -
like a poet hidden
in the light of thought,
singing hymns unbidden,
till the world is wrought
to sympathy with hopes and fears it heeded not:
like a high-born maiden
in a palace-tower,
soothing her love-laden
soul in secret hour
with music sweet as love, which overflows her bower:
like a glow-worm golden
in a dell of dew,
scattering unbeholden
its aërial hue
among the flowers and grass which screen it from the view:
like a rose embowered
in its own green leaves,
by warm winds deflowered,
till the scent it gives
makes faint with too much sweet these heavy-wingéd thieves:
sound of vernal showers
on the twinkling grass,
rain-awakened flowers -
all that ever was
joyous and clear and fresh - thy music doth surpass.
teach us, sprite or bird,
what sweet thoughts are thine:
i have never heard
praise of love or wine
that panted forth a flood of rapture so divine.
chorus hymeneal,
or triumphal chant,
matched with thine would be all
but an empty vaunt -
a thing wherein we feel there is some hidden want.
what objects are the fountains
of thy happy strain?
what fields, or waves, or mountains?
what shapes of sky or plain?
what love of thine own kind? what ignorance of pain?
with thy clear keen joyance
languor cannot be:
shadow of annoyance
never came near thee:
thou lovest, but ne'er knew love's sad satiety.
waking or asleep,
thou of death must deem
things more true and deep
than we mortals dream,
or how could thy notes flow in such a crystal stream?
we look before and after,
and pine for what is not:
our sincerest laughter
with some pain is fraught;
our sweetest songs are those that tell of saddest thought.
yet, if we could scorn
hate and pride and fear,
if we were things born
not to shed a tear,
i know not how thy joy we ever should come near.
better than all measures
of delightful sound,
better than all treasures
that in books are found,
thy skill to poet were, thou scorner of the ground!
teach me half the gladness
that thy brain must know;
such harmonious madness
from my lips would flow,
the world should listen then, as i am listening now.
devamını gör...
serendipity
aramazken bulunan, mutlu tesadüf anlamına gelmektedir. tesadüfe inanır mısınız bilmiyorum fakat ben inanmak istiyorum. hayat özellikle pandemiyle birlikte fazlasıyla monoton, umutları kıran ve üzücü bir hal almaya başladı. hal böyle olunca aramazken bulduğum mutlu bir tesadüfe ihtiyacım olduğunu düşünüyorum. tıpkı charlie'nin çikolata fabrikası'ndaki gibi, tıpkı o son golden ticket'ı bulmak gibi...
edit: aynı zamanda sevdiğim park jimin şarkısı.
edit: aynı zamanda sevdiğim park jimin şarkısı.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en büyük zaafları
bir çift göz. sadece bir çift göz. ama her şeyi anlatan, sımsıcak, yüreğimi fetheden bir çift göz.
bir çift güzel söz. ağızdan çıktığı gibi kalbime giren bir çift söz. kulakların duymaya kıyamadığı kadar güzel bir çift söz.
ama bu zaafımı ne zaman hissedeceğim, çok şey mi istiyorum ?
bir çift güzel söz. ağızdan çıktığı gibi kalbime giren bir çift söz. kulakların duymaya kıyamadığı kadar güzel bir çift söz.
ama bu zaafımı ne zaman hissedeceğim, çok şey mi istiyorum ?
devamını gör...
türkçenin yetersiz bir dil olması
kaymak fiilinin bir sürü anlamı var. kaymak diye de isim var. otobüste bile ileri kayar mısın diyorlar. yani kısmen yetersiz ancak her dilin eksikleri var. türkçenin en büyük problemi bence yapmacık bir dil olması ve çok fazla dış etkenlerden etkelenmiş/etkilenebiliyor olması.
devamını gör...
evlatlık olduğunuzu öğrenseniz biyolojik ailenizi arar mısınız sorunsalı
kim olduklarını merak ederdim, haklarında bilgi edinirdim, uzaktan görürdüm ama asla "canım anam babam" diyerek boyunlarına sarılmazdım. bunca sene beni yok sayanı ben var saymam, düzenimi de hiç bozmam. doğuranı değil, emek vereni bağrıma basarım.
devamını gör...
pornografik siteleri yasaklayan zihniyet
porno izlemek özgürlük değildir arkadaşlar. mesela kız arkadaşınızla el ele yürümek de özgürlük değildir. kadınların başını açması hele hiç özgürlük sayılmaz. neden mi? çünkü öyle. bu konuda mantıksal bir argüman sunmak bile lüzumsuz. ped mi dediniz? sakın ha! ped denen şey kapitalist sistemin sizi sömürmek için ortaya çıkardığı bir üründür. ya da haçlıların müslüman toplumumuzu dejenere etmek için uydurduğu bir şey de olabilir. nereden baktığınıza göre değişir. aslolan ortadoğulu bir sığır olmaktır.
devamını gör...
vişneizm
bir vişne kolay mı yetişiyor sanıyorsunuz. hele ki kuzguncukta. her türlü ranta, her türlü iktidara karşı direnip meyve vermeye devam ediyor.
siz ne yapıyorsunuz?
taşlıyorsunuz bu nadide meyveyi. yapmayın etmeyin.
burası sözlük. troll yuvası değil.
burası sözlük. forum mekanı değil.
burası sözlük. insanlara sataşma yeri hiç değil.
burası sözlük. kendilerini komik sanan ama espri yeteneğinden uzak kişilerin yeri de değil.
kuzguncuktaki vişne yine güzel tanımlarını yazmaya devam edecektir.
ya siz bu sözlük ne için ne yapacaksınız?
işte tüm sorun bu.
ayrıca lütfen sorunu olan kişiler sorunlarını o kişinin mesaj kutusuyla çözsünler. bunun için nick6 ya da tanım kullanmak iyi niyetten çok uzak bir davranış.
siz ne yapıyorsunuz?
taşlıyorsunuz bu nadide meyveyi. yapmayın etmeyin.
burası sözlük. troll yuvası değil.
burası sözlük. forum mekanı değil.
burası sözlük. insanlara sataşma yeri hiç değil.
burası sözlük. kendilerini komik sanan ama espri yeteneğinden uzak kişilerin yeri de değil.
kuzguncuktaki vişne yine güzel tanımlarını yazmaya devam edecektir.
ya siz bu sözlük ne için ne yapacaksınız?
işte tüm sorun bu.
ayrıca lütfen sorunu olan kişiler sorunlarını o kişinin mesaj kutusuyla çözsünler. bunun için nick6 ya da tanım kullanmak iyi niyetten çok uzak bir davranış.
devamını gör...
kelime dağarcığı
o değil de dağarcık ne kadar güzel bir kelimedir be.
devamını gör...
bipolar sevgili
benimki hem bipolar hem borderline tanılıydı yani bildiğiniz ruh hastası deli a**. bu tanıya ya da tanılara sahip biriyle sevgili olmadıysanız dışardan davulun sesi hoş gelir. yok seviyorsan birlikte olur destek olursun vb. saçmalıklar konuşuluyor abicim siz salak mısınız? ben gerizekalı mıyım sevmediğim insana bu psikolojik problemlerine rağmen katlanayım, sabredeyim. dünyalar kadar sevseniz de bir yerden sonra diyorsunuz ki si**** seni de hayatını da bipolarını ayrı borderline'ını ayrı.
2 haftada 4 kere ayrıldım her seferinde duygu sömürüleri, oyunculuklar, mükemmel bir insan olduğuna inandırma çabaları, yaşadığınız o boktan dönemleri hatırlamasanız adeta bir melek olduğunu düşünürsünüz. en sonunda her yerden engellememe rağmen arkadaşlarımdan bana ulaşmaya çalışıyor.
kurtulmak için tek çare başkasını sevmesi, onun hayatını si****esi ardından diğer kurbana geçmesi daha sonra size geri dönmeye çalışması. bu döngü böyle devam eder hiç şaşmaz.
eğer bipolar ya da borderline biriyle sevgiliyseniz hatta flört bile ediyorsanız direkt poposuna tekmeyi basıp si*** çekin. ruhunuzu emer, a***** koyarlar demedi demeyin.
2 haftada 4 kere ayrıldım her seferinde duygu sömürüleri, oyunculuklar, mükemmel bir insan olduğuna inandırma çabaları, yaşadığınız o boktan dönemleri hatırlamasanız adeta bir melek olduğunu düşünürsünüz. en sonunda her yerden engellememe rağmen arkadaşlarımdan bana ulaşmaya çalışıyor.
kurtulmak için tek çare başkasını sevmesi, onun hayatını si****esi ardından diğer kurbana geçmesi daha sonra size geri dönmeye çalışması. bu döngü böyle devam eder hiç şaşmaz.
eğer bipolar ya da borderline biriyle sevgiliyseniz hatta flört bile ediyorsanız direkt poposuna tekmeyi basıp si*** çekin. ruhunuzu emer, a***** koyarlar demedi demeyin.
devamını gör...
uzak yakınlık
“yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan
ikimizdik, iki kişi değildik
bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
sanki bir bakıma ayrılık böyle.”
edip cansever şiiri.
ikimizdik, iki kişi değildik
bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
sanki bir bakıma ayrılık böyle.”
edip cansever şiiri.
devamını gör...
a 101'den kitap almak
kitap okumaya vesile oluyorsa mekânın önemi yoktur.
devamını gör...
çocuk yapmanın anlamsız olması
sorumluluk alamayacak ya da kendinden ödün veremeyecek insan için doğru bir önermedir sanırım bende böyle düşünenlerdenim
devamını gör...
tarihte bugün
1876 - alexander graham bell, telefonun patentini aldı.
1979 - abd uzay aracı voyager 1, jüpiter ve uranüs'ün satürn gibi halkalara sahip olduğunu keşfetti. voyager 1, jüpiter'in halkalı resimlerini dünyaya gönderdi.
1979 - abd uzay aracı voyager 1, jüpiter ve uranüs'ün satürn gibi halkalara sahip olduğunu keşfetti. voyager 1, jüpiter'in halkalı resimlerini dünyaya gönderdi.
devamını gör...


