1. nesil
artık anlatırsınız.
evlat, zor zamanların yazarıydık. biz ilk nesildenız. o vakitler corona sarmıştı dünyayı, ülke ekonomisi sıkıntıdaydı. sonra benjamin ve iko adlı iki eleman zuhur etti. etraflarına moderatörleri toplayıp bir kongre yaparak "bu gidişat pek hayırlı değil. biz yeni bir sözlük ülkesi oluşturarak kapitalizmin sözlüklerdeki sömürüsünü durduracak, yandaşlığa yallah diyecek, küfürlü siyasetli sporlu yazıları engelleyeceğiz. cesur olalım korkmayalım" falan fıstık diyerek karantina karanlığında yeni bir çıkış kapısı açarak dağların ötesini göstererek 5. günün şafağında ortaya çıkan gandalf misali orklar a dönen reklam ve saçma yazılara bir dur dedi. sonra biz 1. nesil hem de ne nesil ! düştuk peşine, düşler gerçeklessin diye. boyle böyle sözlük kuruldu evlat.
çaylak oğlum, oradan bir tavşan kanı kap da gerisini anlatayım. burada çaylaklığın kıymetini bil. ne dıyordum, devam edelim....
evlat, zor zamanların yazarıydık. biz ilk nesildenız. o vakitler corona sarmıştı dünyayı, ülke ekonomisi sıkıntıdaydı. sonra benjamin ve iko adlı iki eleman zuhur etti. etraflarına moderatörleri toplayıp bir kongre yaparak "bu gidişat pek hayırlı değil. biz yeni bir sözlük ülkesi oluşturarak kapitalizmin sözlüklerdeki sömürüsünü durduracak, yandaşlığa yallah diyecek, küfürlü siyasetli sporlu yazıları engelleyeceğiz. cesur olalım korkmayalım" falan fıstık diyerek karantina karanlığında yeni bir çıkış kapısı açarak dağların ötesini göstererek 5. günün şafağında ortaya çıkan gandalf misali orklar a dönen reklam ve saçma yazılara bir dur dedi. sonra biz 1. nesil hem de ne nesil ! düştuk peşine, düşler gerçeklessin diye. boyle böyle sözlük kuruldu evlat.
çaylak oğlum, oradan bir tavşan kanı kap da gerisini anlatayım. burada çaylaklığın kıymetini bil. ne dıyordum, devam edelim....
devamını gör...
karısının iç çamaşırına sığınan acizler
soylu'nun biteceğinin göstergesi olan laflar.
peker denen mafyayı hiç sevmem. ancak kendisinin elinde neler neler olduğunu tahmin ediyorum. ifşa etmedikleri, ettiklerinin şu anda 10'da biri bile değil. bunu da tahmin ediyorum.
ve biliyorum ki, karısının donundan bahsedilmesi, onun gibi bir adam için savaş sebebi olacaktır.
önümüzdeki bir hafta içinde bakın neler olacak. soylu'yu intihar bile ettirebilecek kadar pislik dökülecek. göreceksiniz.
olay artık kişisel.
peker denen mafyayı hiç sevmem. ancak kendisinin elinde neler neler olduğunu tahmin ediyorum. ifşa etmedikleri, ettiklerinin şu anda 10'da biri bile değil. bunu da tahmin ediyorum.
ve biliyorum ki, karısının donundan bahsedilmesi, onun gibi bir adam için savaş sebebi olacaktır.
önümüzdeki bir hafta içinde bakın neler olacak. soylu'yu intihar bile ettirebilecek kadar pislik dökülecek. göreceksiniz.
olay artık kişisel.
devamını gör...
yazarların normal sözlük’te yazma nedenleri
yazmak, başka bir nedeni yok.
zihin çöplüğümden yakaladığımı bırakıyorum buraya, bazen şöyle düşünüyorum da daha yazacak çook şey var ömür bitti yazma isteği bitmiyor.
terketmedi sevdan beni.
zihin çöplüğümden yakaladığımı bırakıyorum buraya, bazen şöyle düşünüyorum da daha yazacak çook şey var ömür bitti yazma isteği bitmiyor.
terketmedi sevdan beni.
devamını gör...
yapılmış en aptalca dalgınlık
arkadaşımın araba ile beni almasını beklerken, gelen arabanın o olduğunu sanıp (aynı renk ama farklı model bir araba), giden arabayı durdurup kapısını açıp oturmuştum.
adam deli sanmıştı beni, "yazık ya kimin çocuğuysa" diye bakarken, ambiyans bozulmasın dedim, deli numarası yaparak arabadan indim.
adam deli sanmıştı beni, "yazık ya kimin çocuğuysa" diye bakarken, ambiyans bozulmasın dedim, deli numarası yaparak arabadan indim.
devamını gör...
kötülüğün sıradanlığı
1963 yılında yayınlanmış hannah arendt kitabı. ikinci dünya savaşında yahudilerin tehcir edilmesinde ve "nihai çözüm" meselesinde büyük rolü bulunan adolf eichmann'ın arjantin'de yakalanarak israil'e getirilmesi ile başlayıp, idam edilmesi ile son bulan yargılama sürecini anlatıyor kitap. adamın küllerini gemi ile taşıyıp, israil karasuları dışında akdeniz'e dökmüşler. açıkçası; kitap, beni inkisarı hayale uğrattı. yazarın, filozof ve siyaset bilimci olması nedeniyle kitabın adından da yola çıkarak, insanın ve kötülüğün doğasına ilişkin daha derin tahliller bekliyordum. ancak bu hali ile daha önce de belirtildiği üzere, sadece olay örgüsünü aktaran bir belgesel gibi kalmış kitap.
dikkatimi çeken bir diğer husus da eichmann'ın savunmasını üstlenen robert servatius ve onun boktan performansı oldu. keşke tarih izin verseydi de bir diğer nazi suçlusu klaus barbie'nin avukatlığını yapan ve bunu fransa'yı rezil etmek için bir fırsat olarak kullananjacques verges'i, bu davada görebilseydik. altı milyona yakın yahudiyi öldürmüş, tehcir etmiş, kısırlaştırmış adamlar biz sadece emirleri uyguluyorduk diye savunma yapıyor. kulağınıza küpe olsun sevgili dostlarım; konusu suç teşkil eden emir, hiçbir surette yerine getirilemez.
"zira bu suçlar hem kurbanların hem de suçu işleyenlerin sayısı bakımından kitlesel suçlardır; sorumluluk derecesi açısından, suça katılanların kurbanı fiilen öldüren katile yakın veya uzak olmalarının hiçbir önemi yoktur. bilakis genelde cinayet aletini kendi elleriyle kullanan kişiden uzaklaşıldıkça, sorumluluk derecesi artar."
dikkatimi çeken bir diğer husus da eichmann'ın savunmasını üstlenen robert servatius ve onun boktan performansı oldu. keşke tarih izin verseydi de bir diğer nazi suçlusu klaus barbie'nin avukatlığını yapan ve bunu fransa'yı rezil etmek için bir fırsat olarak kullananjacques verges'i, bu davada görebilseydik. altı milyona yakın yahudiyi öldürmüş, tehcir etmiş, kısırlaştırmış adamlar biz sadece emirleri uyguluyorduk diye savunma yapıyor. kulağınıza küpe olsun sevgili dostlarım; konusu suç teşkil eden emir, hiçbir surette yerine getirilemez.
"zira bu suçlar hem kurbanların hem de suçu işleyenlerin sayısı bakımından kitlesel suçlardır; sorumluluk derecesi açısından, suça katılanların kurbanı fiilen öldüren katile yakın veya uzak olmalarının hiçbir önemi yoktur. bilakis genelde cinayet aletini kendi elleriyle kullanan kişiden uzaklaşıldıkça, sorumluluk derecesi artar."
devamını gör...
hiçliğin tadı
charles baudelaire tarafından yazılmış olan umutsuzluğun şiiri. şiirin orijinal ismi le goût du néant ve şairin şiir derlemesi olan les fleurs du mal'ın -dilimize kötülük çiçekleri olarak çevrilmiştir- spleen et ıdéal bölümünde yer alıyor. çaresizliğin ve huzursuzluğun baudelaire tarafından yeniden tanımlanışı demek yanlış olmayacaktır. baudelaire'ın kendine has benzetmeleri bu şiirde de yer bulmuş kendine. baudelaire derinin altından yavaşça içeri sızmak isteyen bir şair hiç olmadı bana kalırsa. o daha çok aşk şiirlerinde de, umutsuzluğunda da ve hatta ölüm arzusunda dahi kelimelerinin yeni bilenmiş bir bıçak gibi olmasını tercih ediyordu. konu zaman olduğunda da pek farklı yaklaşmamış. onun kelimelerinin niyeti içeri sızmak değildi zaten içeride olan bir şeyden söz ediyorlardı. bu şiir şüphesiz bunun en güzel yansıması. "zamana neden bunca düşmanlık?" sorusunun da cevabı niteliğinde.
ey hüzünlü ruhum.
ihtiyar budala.
kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı,
umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın.
ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta
işe yaramaz beygir
uzan olduğun yere dayanmasını bil.
sönmeyen yanı var mı dünyanın...
ruhum, acılarını örtün.
ağır mermer tabutlarda uyanacak zamandır.
yenilmiş yaralar içindesin kocamış bunak
artık ne kavganın tadı
ne de aşkın dinmeyen fırtınası ulaşmaz sularına.
elveda kavalın türküsü
flütün iççekici elveda
somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık
ey hazların derinliği duyumların ateşi elveda..
ruhum sevgili baharının bitti.
o çılgın kokuların tükendiği zamandır..
ayaklarımın altında yusyuvarlak dönüyor dünya
ıssız dağların karlı ağzında donmuş bir yolcu derinlere kayıyor
geçmişin titreyen eli sazdan örülmüş rüzgarlı kulübesi
gerek yok sığınmaya
ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi
ruhum dünyanın çığlarını çağır.
seni sarıp döne döne götürecektir zaman.
morne esprit, autrefois amoureux de la lutte,
l'espoir, dont l'éperon attisait ton ardeur,
ne veut plus t'enfourcher! couche-toi sans pudeur,
vieux cheval dont le pied à chaque obstacle butte.
résigne-toi, mon coeur; dors ton sommeil de brute.
esprit vaincu, fourbu! pour toi, vieux maraudeur,
l'amour n'a plus de goût, non plus que la dispute;
adieu donc, chants du cuivre et soupirs de la flûte!
plaisirs, ne tentez plus un coeur sombre et boudeur!
le printemps adorable a perdu son odeur!
et le temps m'engloutit minute par minute,
comme la neige immense un corps pris de roideur;
— je contemple d'en haut le globe en sa rondeur
et je n'y cherche plus l'abri d'une cahute.
avalanche, veux-tu m'emporter dans ta chute?
ey hüzünlü ruhum.
ihtiyar budala.
kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı,
umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın.
ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta
işe yaramaz beygir
uzan olduğun yere dayanmasını bil.
sönmeyen yanı var mı dünyanın...
ruhum, acılarını örtün.
ağır mermer tabutlarda uyanacak zamandır.
yenilmiş yaralar içindesin kocamış bunak
artık ne kavganın tadı
ne de aşkın dinmeyen fırtınası ulaşmaz sularına.
elveda kavalın türküsü
flütün iççekici elveda
somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık
ey hazların derinliği duyumların ateşi elveda..
ruhum sevgili baharının bitti.
o çılgın kokuların tükendiği zamandır..
ayaklarımın altında yusyuvarlak dönüyor dünya
ıssız dağların karlı ağzında donmuş bir yolcu derinlere kayıyor
geçmişin titreyen eli sazdan örülmüş rüzgarlı kulübesi
gerek yok sığınmaya
ey her solukta gövdemi yutan zamanın muazzam ürperişi
ruhum dünyanın çığlarını çağır.
seni sarıp döne döne götürecektir zaman.
morne esprit, autrefois amoureux de la lutte,
l'espoir, dont l'éperon attisait ton ardeur,
ne veut plus t'enfourcher! couche-toi sans pudeur,
vieux cheval dont le pied à chaque obstacle butte.
résigne-toi, mon coeur; dors ton sommeil de brute.
esprit vaincu, fourbu! pour toi, vieux maraudeur,
l'amour n'a plus de goût, non plus que la dispute;
adieu donc, chants du cuivre et soupirs de la flûte!
plaisirs, ne tentez plus un coeur sombre et boudeur!
le printemps adorable a perdu son odeur!
et le temps m'engloutit minute par minute,
comme la neige immense un corps pris de roideur;
— je contemple d'en haut le globe en sa rondeur
et je n'y cherche plus l'abri d'une cahute.
avalanche, veux-tu m'emporter dans ta chute?
devamını gör...
saç dökülmesi
ırsi bir durum varsa önüne geçmek imkansız.
ektirecekseniz eğer 35 yaşını bekleyin derim.
mavi su gibi dolandırıcılık ürünü olan şeylere de bulaşmayın, sağlığınıza yazık.
ektirecekseniz eğer 35 yaşını bekleyin derim.
mavi su gibi dolandırıcılık ürünü olan şeylere de bulaşmayın, sağlığınıza yazık.
devamını gör...
aristokrates
çok kaliteli tanımları olan ve bol artı veren bir yazar arkadaşımızdır.
takipteyiz efendim.
takipteyiz efendim.
devamını gör...
arabaşı

geçen sene benimle beraber sınav hazırlanan

ders dinleyen

ancak üzerini örtünce uyuyabilen biricik evcil hayvanım.
köye götürdüğümüzde kocaman olmuştu. belki eceli ile kışın ölmeseydi daha da büyürdü. canım arabaş'ım...
gece gece onu ne kadar çok özlediğimi anladım. çok thanks sözlük.
devamını gör...
kendime saygım yok davranışları
sokak ortasında ağzını yaya yaya sakız çiğnemek.
beni ilgilendirmiyor ama gerçekten çok irrite edici değil mi sizce de? yazarken bir garip oldum.
beni ilgilendirmiyor ama gerçekten çok irrite edici değil mi sizce de? yazarken bir garip oldum.
devamını gör...
aczmendi tarikatı
"cambaza bak cambaza" cemaatidir.
o yılları yaşamayanlar veya bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar; sadece cübbeli ,sakallı, bakımsız, görgüsüz, devlet laiklik düşmanı, elleri asalı veya lâyık gördükleri her türlü yakıştırmayı yapabilecekleri "sözüm ona müslüman" cemaat veya kişiler diye tanımlayabilirler. müslümanlıkları dâhil her şeyleri tartışmalıdır.
birçok kişi; liderleri müslüm gündüz'ün 1950 'lerde akşam sanat okulu mezunu *, 60'li yıllarda karabük demir-çelik işletmelerinde iyi pozisyonlu görevlerde çalıştığını, yedek subay olarak askerlik yaptığını, yani eğitimli bir adam olduğunu bilmez. ali kalkancının uyuşturucu tüccarı olduğunu ve dönemin tuğgenerallerinden veli küçük'ten hatırı sayılır miktarda borç alabilecek kadar ordu mensuplarına yakın olduğunu, fadime şahin'in gece hayatı üzerinden ekmeğini kazanan bir kadın olduğunu, yakalandıkları veya kurgu bir şekilde, tüm haber kanalları kapıda hazır vaziyette basıldıkları evin hüseyin üzmez denen sözüm ona gazetecinin evi olduğunu falan...
yani bunlar; "müslümanlar böyle yaşıyor" algısını topluma yayıp 28 şubat sürecinin hazırlanmasına sebep olan, sabun köpüğü gibi bir anda görünüp, üstlerine biçilen görevi yerine getirdikten sonra, yani 28 şubat sonrasında tamamen ortadan kaybolan, başta da yazdığım gibi "cambaza bak cambaza" cemaatidir. herkes cambaza bakarken arkada ne dümenler döndü, uygun başlıklar geldikçe onları da paylaşır, tartışırız.
o yılları yaşamayanlar veya bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar; sadece cübbeli ,sakallı, bakımsız, görgüsüz, devlet laiklik düşmanı, elleri asalı veya lâyık gördükleri her türlü yakıştırmayı yapabilecekleri "sözüm ona müslüman" cemaat veya kişiler diye tanımlayabilirler. müslümanlıkları dâhil her şeyleri tartışmalıdır.
birçok kişi; liderleri müslüm gündüz'ün 1950 'lerde akşam sanat okulu mezunu *, 60'li yıllarda karabük demir-çelik işletmelerinde iyi pozisyonlu görevlerde çalıştığını, yedek subay olarak askerlik yaptığını, yani eğitimli bir adam olduğunu bilmez. ali kalkancının uyuşturucu tüccarı olduğunu ve dönemin tuğgenerallerinden veli küçük'ten hatırı sayılır miktarda borç alabilecek kadar ordu mensuplarına yakın olduğunu, fadime şahin'in gece hayatı üzerinden ekmeğini kazanan bir kadın olduğunu, yakalandıkları veya kurgu bir şekilde, tüm haber kanalları kapıda hazır vaziyette basıldıkları evin hüseyin üzmez denen sözüm ona gazetecinin evi olduğunu falan...
yani bunlar; "müslümanlar böyle yaşıyor" algısını topluma yayıp 28 şubat sürecinin hazırlanmasına sebep olan, sabun köpüğü gibi bir anda görünüp, üstlerine biçilen görevi yerine getirdikten sonra, yani 28 şubat sonrasında tamamen ortadan kaybolan, başta da yazdığım gibi "cambaza bak cambaza" cemaatidir. herkes cambaza bakarken arkada ne dümenler döndü, uygun başlıklar geldikçe onları da paylaşır, tartışırız.
devamını gör...
olası nisan ayı tam kapanması
kapanma falan olmayacak boşuna beklemeyin. hazinede para yok, swap olmasa tam takır kalaylı bakır. ümmetin çocukları parayı kokaine gömüyor, berat geri dönecek söylentisi bile doların tavan yapmasına yetiyor. bizlerde tam kapanma falan bekleyelim, peehhh.
devamını gör...
herkesi dolandırıcı sanmak
kişi kendinden bilir işi efendim. ben de öyle sanıyorum çünkü.
devamını gör...
yazarların doğduklarından beri geçen gün sayısı
evladım iyice online oyun forumuna çevirmeyin burayı alüminyum! hadi bakayım hadi.
devamını gör...
yoldaş'tan normal sözlük yazarlarına açık mektup
bu türden bilgilendirme ve aydınlatma yazıları ile bize değerli hissettirdiği için teşekkür ediyorum sayın yoldaş'a.
diğer yandan sözlüğün imece usulü yürütüldüğünden bahsettiği nokta için biraz alçak gönüllü davrandığını düşünüyorum. her şey gayet profesyonelce işliyor buradan bakıldığında, bunu sağlayan herkesin eline ve emeğine sağlık.
diğer yandan sözlüğün imece usulü yürütüldüğünden bahsettiği nokta için biraz alçak gönüllü davrandığını düşünüyorum. her şey gayet profesyonelce işliyor buradan bakıldığında, bunu sağlayan herkesin eline ve emeğine sağlık.
devamını gör...
yazarların koleksiyonunu yaptığı şeyler
kitap, her gittiğim şehirden bir kitabım olsun isterim.
devamını gör...
hiç yapılmadığı için gurur duyulan şeyler
hiç tinder ve tiktok kullanmadım.
devamını gör...
nikos kazancakis
hususi olarak 666. tanımı* kendisine sakladığım yunan yazar. bütün eserlerini göz önüne aldığımda ölürken bile bütünün eksik parçasını mezarına kendi el yazısı ile yazdığı cümle ile tamamlamıştır kazancakis; den elpizo tipota. den fovume tipota. ime eleftheros / hiçbir şey ummuyorum. hiçbir şeyden korkmuyorum. özgürüm.
oysa eserlerinde kullandığı o büyülü şiirselliğin altında sık sık kendine de pay çıkarmış, yaşantısından bir kaç şey gizlemiş ve kendini alaya alan cümleleri kendi karakterlerinin ağzından riyakarlık etmeden dile getirmiş kazancakis'in el greco'ya mektuplar eserinin arka kapağında ilginç bir nokta vardır ölüme karşı:
heyhat! içimizdeki biricik ölümsüzü bu 'ah!'ı insanlara sunmanın başka yolu yoktur! kelimeler, kelimeler! ne yazık ki benim için başka kurtuluş yok... emrimde sadece yirmidört tane, kurşundan yapılmış askercik var, alfabenin yirmidört harfi; seferberlik ilan edecek, ordu kuracak, ölümle savaşacağım.
ölümden korkmayanlar kendi ölümsüzlüklerini yaratmış olanlar değil midir esasında? ölüm belli ki artık bir şeyin umulmadığı, korkunun olmadığı koca bir hiçlik, özgürlük alanı. bu onu aynı anda hem rahatlatıcı hem de ürkütücü yapar sanıyorum ama kazancakis için belli ki ürkütücü olmadı son anlarında. ismet özel'in bir dizesi var, anlam bakımından bahsettiğim şey ile bir ilgisi yok ama kuracağım cümle yapısını bundan aldığım muhakkak; biraz mürekkep ve kağıt ölüme karşı insanın gövdesini korumasa bile düşüncelerini koruyan bir zırh gibidir, kazancakis'in bir şey umulmayan hiçliğe giderken bile bir parçasını ölümsüz kılan düşünce açıkça bu. mitolojiye biraz göz attığımızda görürüz ki eski yunan tanrıları ölümsüzlük lütfunu pek az kimseye vermiştir, bunun için oldukça kıymetli bir şey yapmış olmak gerekir yani gerek mitolojide gerek yaşamda ölümsüzlük için bir şeyler başarmak gerekir. iyisiyle kötüsüyle, bazen olumlu ve bazen olumsuz bir şekilde pek çok şair ve yazar bir parçasını ölümsüzleştirmeyi başardı, işte kazancakis bunların en önemlilerinden biridir kanımca çünkü edebiyatın inceliklerini altın bir sunakta sergileyen üslubu pek az sanatçıda rastlanılan bir becerinin ürünüdür.
oysa eserlerinde kullandığı o büyülü şiirselliğin altında sık sık kendine de pay çıkarmış, yaşantısından bir kaç şey gizlemiş ve kendini alaya alan cümleleri kendi karakterlerinin ağzından riyakarlık etmeden dile getirmiş kazancakis'in el greco'ya mektuplar eserinin arka kapağında ilginç bir nokta vardır ölüme karşı:
heyhat! içimizdeki biricik ölümsüzü bu 'ah!'ı insanlara sunmanın başka yolu yoktur! kelimeler, kelimeler! ne yazık ki benim için başka kurtuluş yok... emrimde sadece yirmidört tane, kurşundan yapılmış askercik var, alfabenin yirmidört harfi; seferberlik ilan edecek, ordu kuracak, ölümle savaşacağım.
ölümden korkmayanlar kendi ölümsüzlüklerini yaratmış olanlar değil midir esasında? ölüm belli ki artık bir şeyin umulmadığı, korkunun olmadığı koca bir hiçlik, özgürlük alanı. bu onu aynı anda hem rahatlatıcı hem de ürkütücü yapar sanıyorum ama kazancakis için belli ki ürkütücü olmadı son anlarında. ismet özel'in bir dizesi var, anlam bakımından bahsettiğim şey ile bir ilgisi yok ama kuracağım cümle yapısını bundan aldığım muhakkak; biraz mürekkep ve kağıt ölüme karşı insanın gövdesini korumasa bile düşüncelerini koruyan bir zırh gibidir, kazancakis'in bir şey umulmayan hiçliğe giderken bile bir parçasını ölümsüz kılan düşünce açıkça bu. mitolojiye biraz göz attığımızda görürüz ki eski yunan tanrıları ölümsüzlük lütfunu pek az kimseye vermiştir, bunun için oldukça kıymetli bir şey yapmış olmak gerekir yani gerek mitolojide gerek yaşamda ölümsüzlük için bir şeyler başarmak gerekir. iyisiyle kötüsüyle, bazen olumlu ve bazen olumsuz bir şekilde pek çok şair ve yazar bir parçasını ölümsüzleştirmeyi başardı, işte kazancakis bunların en önemlilerinden biridir kanımca çünkü edebiyatın inceliklerini altın bir sunakta sergileyen üslubu pek az sanatçıda rastlanılan bir becerinin ürünüdür.
devamını gör...

