supermassive black hole
t: bir fifa 2007 klasiği olan parça.
vay be ulan, yaşlanmışız. acayip gaza getirirdi.
üstat 2017'de bile hala aynı:
vay be ulan, yaşlanmışız. acayip gaza getirirdi.
üstat 2017'de bile hala aynı:
devamını gör...
kitap okuyoruz
evet güzel olacağını tahmin ettiğim başlık. ve yönetimden tek ricam böyle amacı belli başlıklarda amacına uygun dolu dolu olan tanımlarda birden fazla tanıma müsamaha etmeleri. başlıktaki her birden fazla tanıma değil sadece bu kültürel faaliyete katkısı olanlara.
devamını gör...
rights of man
dilimize insan hakları olarak çevrilmiş olan ve iki ciltten oluşan thomas paine eseri. ilk kısmı 1791 yılında yayımlanmıştır ve veraset sistemine bir taşlama niteliği taşır. eserin ikinci kısmı ise bir yıl sonra yayımlanmıştır ve ingiltere'de büyük bir galeyana sebep olur. pain, ikinci kısımda yasaların sorgulanabilir olması gerektiğini, toplumun alt tabakası olarak görülen yoksul sınıfın sorunlarını ve haklarını ele almış; mutlak ve sorgulanamaz bir yönetimi reddetmiştir. eser, özünde ihtilal karşıtı açıklamalar yapan edmund burke'a yönelik bir eleştiri ve fransız ihtilalinin haklı sebeplerini aktarmak üzerinedir. çoğu eserinde olduğu gibi paine onlarca satan bu kitaptan tek kuruş bile para almamayı tercih etmiştir.
--- alıntı ---
“there never did, there never will, and there never can, exist a parliament, or any description of men, or any generation of men, in any country, possessed of the right or the power of binding and controlling posterity to the "end of time," or of commanding for ever how the clauses, acts or declarations by which the makers of them attempt to do what they have neither the right nor the power to do, nor the power to execute, are in themselves null and void. every age and generation must be as free to act for itself in all cases as the age and generations which preceded it. the vanity and presumption of governing beyond the grave is the most ridiculous and insolent of all tyrannies. man has no property in man; neither has any generation a property in the generations which are to follow.”
--- alıntı ---
--- alıntı ---
“there never did, there never will, and there never can, exist a parliament, or any description of men, or any generation of men, in any country, possessed of the right or the power of binding and controlling posterity to the "end of time," or of commanding for ever how the clauses, acts or declarations by which the makers of them attempt to do what they have neither the right nor the power to do, nor the power to execute, are in themselves null and void. every age and generation must be as free to act for itself in all cases as the age and generations which preceded it. the vanity and presumption of governing beyond the grave is the most ridiculous and insolent of all tyrannies. man has no property in man; neither has any generation a property in the generations which are to follow.”
--- alıntı ---
devamını gör...
feminizmdeki inanılmaz mantık hatası
dönemin şartları gereği erkek avlanırken kadın mağarayla, çocuklarla uğraşan bir cinsti. bunların temel nedenlerinden bazıları; kas gücü, farklı yetiler, doğuran cins ya da içsel dürtüler gibi şeylere bağlanabilir. zannediyorum ki sahiplenme dürtüsünü keşfeden ilk insan da, cinsel ilişkiye girdiği eşinden doğan çocuğu kendisine benzetmesiyle birlikte keşfetti. haliyle eşini de sahiplenip onlara karşı bir sorumluluk hissetti. fakat o zamanlarda kimsenin aklına zannetmiyorum ki kadın-erkek eşit olmalıdır, faruk bugün ben avlanacağım sen mağaraya göz kulak ol demek gelmemiştir. çünkü ihtiyaç olarak görülmemiştir bu. herhangi bir iyi niyet ya da kötü niyet arandığını da sanmıyorum.
fakat insan gelişimi bu zamandaki formuna, mevcut forma evrildikçe, akıl kapasitesi ya da algısı değiştikçe şartlar da değişmiştir. kolektif ve bireysel örgütlenmeler, ideolojiler ya da fikir ayrılıkları da döneme göre değişiklikler göstermiştir. feminizm, kadın-erkek eşitliği, sınıf eşitliği ya da sadece eşitlik -adına ne derseniz deyin- bu şekilde türetilmiş ve geliştirilmiştir.
fakat kolektif bilincin feministleri akıl almaz yerlere sürüklediği göz ardı edilemez bir gerçektir. kendini feminist olarak tanımlayanların bireysel olarak kendilerine sorması gereken ''ben neyi savunuyordum ve kolektif bir beyin olarak neyi savunuyoruz?'' olmalıdır. aradaki farkın anlaşılması son derece önemlidir.
kapitalist bir düzene geçilmesiyle birlikte, kadınların da üretime katılmaları mümkün oldu. fakat bu aile temellerinin sarsıldığı ya da yıkıldığı anlamına gelmemelidir. kapitalizm kadınların özgürleşmesi ya da kurtuluşuyla ilgilenmez çünkü. sadece ekonomik olarak bağımsız olmalarını sağlayabilir. en temel eşitsizlik olarak görülen sınıf eşitsizliğinin ortadan kalkması gerekir ki sınıf eşitsizliğini ortadan kaldırmak da kapitalist bir düzen içerisinde ne kadar mümkün bunu bir düşünmek gerekir. en azından sosyalist feminizmin görüşü bu sınıf kavramını ortadan kaldırınca eşitsizliğin çözülebileceği yönündedir.
aç ile tokun, mülk sahibi ile mülksüzün, siyah ile beyazın ya da burjuva ile işçinin arasındaki eşitsizlik ortadan kalkmadığı sürece, hem kadınların erkeklerle hem de tüm kadınların birbirleriyle eşitliğinden bahsetmek pek mümkün olacakmış gibi görünmüyor. çelişki de zaten tam olarak bu.
fakat insan gelişimi bu zamandaki formuna, mevcut forma evrildikçe, akıl kapasitesi ya da algısı değiştikçe şartlar da değişmiştir. kolektif ve bireysel örgütlenmeler, ideolojiler ya da fikir ayrılıkları da döneme göre değişiklikler göstermiştir. feminizm, kadın-erkek eşitliği, sınıf eşitliği ya da sadece eşitlik -adına ne derseniz deyin- bu şekilde türetilmiş ve geliştirilmiştir.
fakat kolektif bilincin feministleri akıl almaz yerlere sürüklediği göz ardı edilemez bir gerçektir. kendini feminist olarak tanımlayanların bireysel olarak kendilerine sorması gereken ''ben neyi savunuyordum ve kolektif bir beyin olarak neyi savunuyoruz?'' olmalıdır. aradaki farkın anlaşılması son derece önemlidir.
kapitalist bir düzene geçilmesiyle birlikte, kadınların da üretime katılmaları mümkün oldu. fakat bu aile temellerinin sarsıldığı ya da yıkıldığı anlamına gelmemelidir. kapitalizm kadınların özgürleşmesi ya da kurtuluşuyla ilgilenmez çünkü. sadece ekonomik olarak bağımsız olmalarını sağlayabilir. en temel eşitsizlik olarak görülen sınıf eşitsizliğinin ortadan kalkması gerekir ki sınıf eşitsizliğini ortadan kaldırmak da kapitalist bir düzen içerisinde ne kadar mümkün bunu bir düşünmek gerekir. en azından sosyalist feminizmin görüşü bu sınıf kavramını ortadan kaldırınca eşitsizliğin çözülebileceği yönündedir.
aç ile tokun, mülk sahibi ile mülksüzün, siyah ile beyazın ya da burjuva ile işçinin arasındaki eşitsizlik ortadan kalkmadığı sürece, hem kadınların erkeklerle hem de tüm kadınların birbirleriyle eşitliğinden bahsetmek pek mümkün olacakmış gibi görünmüyor. çelişki de zaten tam olarak bu.
devamını gör...
yazarların gitmek istediği şehirler
80 ili bi haledersem yurt dışına da açılırız. inşallah.
devamını gör...
üniversitelerde terörist istemiyoruz
ben de sözlükte faşist istemiyorum, hadi bakalım.
devamını gör...
me before you
filmin 10. dakikasından sonra bunu ilk çıktığında izlediğimi hatırladığım ama sanki hiç izlememiş gibi heyecanla tekrar izlediğim bir film oldu.
sam claflin mükemmel ötesi bir rol sergilediğine bir kez daha tanık oldum.
emilia clarke'ın kalbinin temizliğinin yüzüne yansıdığını da söylemeden edemeyeceğim. her gün farklı tatlılık ve rengarenk kıyafetleriyle güzel bir görsel şölen sunduğunu söylememek olmaz tabii..
gerçek hayatta da tanıdığım bu durumdan muzdarip birisinin olması ikinci kez empati gücümü yükseltti diyebilirim. çok zor, anlayabilmek mümkün değil ancak maalesef elinden bunu diyebilmekten başka bir şey de gelmiyor.
olayın geçtiği yer ve karakterler çok başarılı olmuş. ayriyeten british akşamına bayılan biri olarak keyifle konuşmalarını dinlediğim doğrudur.
öncekinde duygulandığım gibi bir kez daha filmin sonunda daha önceden konuştukları paristeki cafe, parfümcüye gittiği andaki okuduğu mektup içimi yaktı..
mükemmel bir film, şiddetle tavsiye ediyorum. keyifli seyirler.
sam claflin mükemmel ötesi bir rol sergilediğine bir kez daha tanık oldum.
emilia clarke'ın kalbinin temizliğinin yüzüne yansıdığını da söylemeden edemeyeceğim. her gün farklı tatlılık ve rengarenk kıyafetleriyle güzel bir görsel şölen sunduğunu söylememek olmaz tabii..
gerçek hayatta da tanıdığım bu durumdan muzdarip birisinin olması ikinci kez empati gücümü yükseltti diyebilirim. çok zor, anlayabilmek mümkün değil ancak maalesef elinden bunu diyebilmekten başka bir şey de gelmiyor.
olayın geçtiği yer ve karakterler çok başarılı olmuş. ayriyeten british akşamına bayılan biri olarak keyifle konuşmalarını dinlediğim doğrudur.
öncekinde duygulandığım gibi bir kez daha filmin sonunda daha önceden konuştukları paristeki cafe, parfümcüye gittiği andaki okuduğu mektup içimi yaktı..
mükemmel bir film, şiddetle tavsiye ediyorum. keyifli seyirler.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu
evet evet o da 8 binler kulübü üyesi. tebrikler.*
biri daha yazarsa 8 binler kulübü çeklerini alıp maldivlere kaçarım malum ülkede köşeyi dönen yurtdışına çıkıyor.*
biri daha yazarsa 8 binler kulübü çeklerini alıp maldivlere kaçarım malum ülkede köşeyi dönen yurtdışına çıkıyor.*
devamını gör...
anagram
bir kelimedeki harflerin yerinin değiştirilmesi.
google'la yazınca, bunu mu demek istediniz, rana gam diyor.
bilinen örneklerinden biri de -tom marvolo riddle- -i am lord voldemort- ikilisidir.
google'la yazınca, bunu mu demek istediniz, rana gam diyor.
bilinen örneklerinden biri de -tom marvolo riddle- -i am lord voldemort- ikilisidir.
devamını gör...
ödünç verilen kitabın bir türlü geri gelmemesi
daha da ilginci, sizin olmayan bir kitabın size geri gelmesidir. kuzenim, bir zamanlar kimden ödünç aldığını bilmediği kitabın benim kitabım olduğunu iddia ederek bana geri verdi. her ne kadar bu kitap benim değil dediysem de ikna olmadı, kitabı zorla verdi. kimbilir kimin kitabıydı ve halen geri gelmesini bekliyor, yazık..
devamını gör...
internette en son aradığınız şey
(bkz: baş ağrısı nedenleri)
her ağrıdığında beynimde tümör olduğunu düşündüren aramamdır.
her ağrıdığında beynimde tümör olduğunu düşündüren aramamdır.
devamını gör...
sezen cumhur önal
özel günlerde yaptığı uzun konuşmalarla,çevredeki diğer insanları bayması ile de bilinir.son örneği samanyolu berkant'ın cenazzesinde gerçekleşti ve selçuk ural tepki göstermişti.
devamını gör...
sesi bile iyi gelen insan
sadece sesini bile duysanız ruhunuza iyi gelecek insanlar vardır.
devamını gör...
ilk buluşmada pizza yiyen kız
yönetime açık çağrı! yalvarıyorum şu onu yiyen kız, kakası mor kız, şöyle kadın, böyle kadın başlıklarını başıboşlara falan taşıyın veya ayrı, akışta gözükmeyecek bir başlık açın. inanın huzur gelecek sözlüğe, huşu akacak. kadınlar da destekleyecektir bu tutumu eminim. en enerjik sabahımda bile sözlükten soğuyorum yeminle. bu bir imdat çağrısıdır!
devamını gör...
buz devri replikleri
en sevilen animasyon filmlerden biri olan buz devri'nden en çok akılda kalan repliklerin yazıldığı bir başlıktır.
miskin sid;
- olamaaaaz, bir kaplaaan, imdaaat, imdaaat!
miskin sid;
- olamaaaaz, bir kaplaaan, imdaaat, imdaaat!
devamını gör...
kıskanmak ve özel alana saygının farkı
"kıskanma ve özel alana saygı"da kıyaslanabilme potansiyeli gören yazarın başlığı. kafam karıştı açıkçası, doğru kelimeler kullanılmamış gibi.
devamını gör...
hanım hanım bunlar benim yavrularım
yekta kopan'ın dublajını yaptığı buz devri animasyonunda yer alan sid karekterin repliği. filmde akılda kalan en komik repliklerden bir tanesidir.
devamını gör...
normal sözlük
sözlüğün yeni ismi.
hayırlara vesile olmasını, cem karaca'nın şu meşhur parçasıyla dilediğim isimdir.
buradan
hayırlara vesile olmasını, cem karaca'nın şu meşhur parçasıyla dilediğim isimdir.
buradan
devamını gör...
cemal süreya
internet ortamlarında adına en fazla saçma sapan söz yazılmış şairdir.
"cennet cennet dedikleri, birkaç köşk, birkaç huri" yazıp altına cemal süreya ismini iliştir, neredeyse ona bile inanacaklar.
"cennet cennet dedikleri, birkaç köşk, birkaç huri" yazıp altına cemal süreya ismini iliştir, neredeyse ona bile inanacaklar.
devamını gör...
