cipsten çıkanlar sayılıyor mu?
devamını gör...

göbeğini yayıp sözlükte 7/24 görev yapan mod. dışarı çıkmaya çıkmaya aşırı kasıntı biri olmuş. o değil de bu mod bu sözlüğü bitirir, online sayısını düşürür, akış sağlanacaksa da bunun saçma sapan entry silmesi ve başlıkları başıboşlara atması bu işlemi gerçekleştiremez.

az sal yazarları ya, herkes bi eğlensin, sen gibi ciddi mi olmak zorundayız biz? ayrıca bizim başlıklara müdahale edeceğine başkalarının başlıklarına el at biraz da. cidden faşizm uyguluyorsun sözlükte. istersen ceza ver bana hiç umrumda değil.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
halâ bitmedi.
devamını gör...

(bkz: sivas'ta 30 erkeğin grup seks yaparken basılması)

bir diğer ahlak bekçisi şehrimiz olur.
devamını gör...

meyra-nurtopu
devamını gör...

aşk ve öbür cinler.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mesajıma yanıt vermeyen yazarlar oldu. onları iyi belledim. misilleme olarak da tanımlarını beğenmemeye karar verdim. eğer ki yanlışlıkla beğeni attıysam beğenilerimi geri siliyorum. benim gibi yazarın bu tavrı size şaşırtıcı gelebilir. beni bilen iyi kötü üslubumu tanır,mesajlarımda ölçüsüzlük ve seviyesizliğe yer yoktur. bu tavır da mesaja yanıt vermeme nezaketsizliğe olan tavırdır.
devamını gör...

yıllardır sakladığım bu fotoğraf. ben çekmedim tabi. ama her daim gülümsetir beni.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

wilhelm genazino kitabıdır.

bu dünyada yeni diyebileceğimiz hiçbir şey yok. her şey bir öncekinin tekrarı. ilk elden sahip olduğumuzu düşünme cüretini gösterebileceğimiz eşyalarımız olmadığı gibi. duygularımız da yok aslında. her şey elden düşme. işlerimiz, aşklarımız, korkularımız, hobilerimiz, sevdiklerimiz ve nefret ettiklerimiz, umutlarımız ve hayal kırıklıklarımız ve hatta benliğimiz bile. bir bit pazarı içinde amaçsızca dolaşıp birbirimizden haberdar değilmiş gibi davranıyoruz. bir sahafta kitapları tek tek yoklayıp en az okunmuş kitabı bulmaya çalışır gibi yaşıyoruz hayatı. çok dinlenmiş bir plağın çizikler içindeki seslerinin kaybolup gitmiş yerlerine zaten bildiğimiz ezgi parçalarını doldurarak dinler gibi yaşıyoruz hayatı. yırtık bir pantolonu yama yaparak giyip ne kadar yeni göründüğüne hayret eder gibi yaşıyoruz hayatı. çiğneyip bir kenara bıraktığımız naneli sakızın kurumuş hüznünü yeniden ağzımıza atıp nane aromasını acıyla karışık bir mutlulukla bulmaya çalışır gibi yaşıyoruz hayatı.

elden düşme bir dünyada yaşıyoruz, elden düşme hayatlarımızı. ben sizin yerinizde olsam bu kitabı bir kitabevinden değil bir sahaftan alır okurdum, elden düşme.
devamını gör...

çay bardağına yapışmış olan çay tabağının düşmesi skandalı.
devamını gör...

... şöyle kadın , .... şöyle erkek vb. tarzı şeyler
devamını gör...

vazgeçmeyi bildiysen artık pek de yaptırımı olmayan bir durumdur.

ama 'derkeeen' ibaresi olduğu için henüz karar verilmemiş bir mevzu olduğundan top direkten dönebilir.
devamını gör...

ışıklar ağlıyor gibi.
hilal belli olmak istemiyor
seni düşünüyor gibi her şey
iyi ol diyorlar sanki.
s. r.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şu sıralar kendime vakit ayırmak adına en ihtiyaç duyduğum şey.*
devamını gör...

kendini you dizisindeki joe goldberg sanarak sözlükteki tüm üyeleri takıntı haline getirip stalklayacak ve edindiği bilgilerle hepimizi ifşalayacak olan şahıstır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

konuşma anında bir heceyi ya da kelimeyi öne çıkarmak, bastırmak.

cümle içinde ise vurgulanmak istenen kelime yüklemin önüne getirilirek yapılır.
bugün ben geldim. (özne)
ben bugün geldim. (z. t.) *
devamını gör...

yanlış zamanda gelen doğru insan sızı olur,
doğru zamanda gelen yanlış insan ise hata, pişmanlık, tecrübe olur. yani bence.

insan pişmanlıkları ile yaşıyor genelde lakin sızı olarak kalmış, "devamı olabilse hayat nasıl olurdu?" sorusu ile yaşamak zordur. ukdeniz olur atamazsınız bir yere.

sözün özü, ikisi de kötüdür ama bir ukde ile yaşamak zannımca bir pişmanlık ile yaşamaktan daha zordur.
devamını gör...

her geçen gün sayıları artan çocuklardır. çocuk işçi sayısı zaten azımsanamayacak kadar çok olan türkiye'de insanların gözü görmeyince gönlü katlandığından olsa gerek; diğer ağır işlerde çalışan çocukların aksine bu çocukların dikkat çekmesinin en büyük sebebi belki de her gün sokakta rastlamamızdır. ne kadar kabullenmek istemesem de en azından benim için öyle.

yoksa günde 18 lira için ölen ahmet yıldız kafası pres makinasına sıkışıp da ölene kadar kaç kişinin dikkatini çekti? onu kaç kişi gördü ya da onu gören kaç kişi onun küçük bir çocuk olduğunu, çalıştığı işin onun için ağır ve tehlikeli olduğunu fark etti?

okuduğum ilkokulda, d sınıfından bir çocuk vardı. babası ölmüştü, bir erkek kardeşi vardı ve hastaydı, yürüyemiyordu. biz ortaokuldayken kardeşi ilkokula başlamıştı. annesi tekerlekli sandalye ile getirirdi çocuğu okula. hepimiz tenefüste oyun oynarken o küçücük çocuk kardeşini teneffüse çıkarmak için çabalardı. merdivenleri zar zor indirir, zar zor çıkarırdı.

ben bu arkadaşı bir gün pazarın hemen yanındaki çöplere bakarken gördüm. yanından geçerken kokusuna bile dayanamadığımız çöp hani. başka bir gün evimizin yakınındaki çöpte, başka bir gün kırtasiyenin ilerisindeki çöpte. her gördüğümde ben ona dikkatlice bakarken o sadece dönüp birkaç saniyeliğine bakar sonra hiç görmemiş gibi yoluna devam ederdi. hepimizden daha esmerdi çünkü sürekli güneşin altında geziyordu. hepimizden daha sessizdi. hepimizden daha büyüktü. ama o da çocuktu, bizden bir farkı yoktu. yine de hepimizden daha büyüktü.

okul bitince farklı liselere gittik. okuldan eve dönüşlerde çoğu kez yine onu çöpten kağıt toplarken gördüm. çok uzun bir zamandan sonra ilk kez geçen hafta evimizin yakınındaki bankanın önünde gördüm. bu sefer kağıt toplamıyordu, kıyafetleri güzeldi, eskisi kadar esmer değildi. bankada sıra bekliyordu. ben ona bakarken bu sefer o da dönüp bana baktı. ben onu tanıyordum her ne kadar ismini bilmesem de, o beni tanıdı mı bilmiyorum. biz gülüp oynarken o hep çalışmak zorunda kaldı, muhtemelen liseyi okumadı, hep omuzlarında büyük bir yükle gezdi. belki şimdi büyüdü, şimdi çalışabileceği daha iyi işler var, belki daha iyi para kazanıyor ama eminim hiç çocuk olamadı.

tüm bunları düşünmem, ilkokuldaki arkadaşı hatırlamam ise geçenlerde anneanneme yaptığım ziyaretten sonra oldu. balkonda anneannemle otururken 13-14 yaşlarında kağıt toplayan güzel bir kız çocuğu gördüm. anneanneme sordum bu güzel kızı. anneannemin günler öncesinden dikkatini çekmiş halbuki, onunla sohbet etmiş. emekli maaşı bile olmayan bu kadın en azından bir sıkıntısı olursa belki de bir bardak su için kapısını çalabileceğini söylemiş.

ismi de en az kendisi kadar güzel, çok güzel bir kız gökçe. gözlerinin içi gülüyor derler ya öyle. yine de gülen gözleri insanı hüzünlendirmeye yetecek bir güce sahip. o yaşlarda kendi halimi düşündüm, hani ergen triplerinden fazlasıyla nasibimizi aldığımız, hiçbir şeyi beğenmediğimiz zamanlar. bir de bu kıza baktım; ellerinde eldiven bile yoktu. belli zorlanıyordu çekerken arabasını ama yine de hiç of'lamıyordu. anneannem birkaç kıyafet versem kabul eder misin diye sormuş da o küçücük kız ederim demiş. o yaşta hangimiz giyeriz yetmiş yaşındaki bir kadının kıyafetlerini. hepsinden önemlisi o yaşta hangimiz çöpten kağıt toplamaktan, toplarken arkadaşlarımızla karşılaşmaktan mutlu oluruz.

her gün geçerken anneannemin balkonuna bakarmış, yine baktı. merhaba diyebildim. yere bakarak konuşuyordu, o da merhaba dedi. ismimi söyledim, o söylemedi. o an nasılsın demek çok saçma geldi. aslında birçok soru sormak istedim. mesela okuyor muydu, o yaşta bir çocuk okumak zorundaydı ama zor bir ihtimaldi. sonra annesi babası yaşıyor muydu, onlar olmadığı için mi kağıt topluyordu? ara sıra yanında küçük bir erkek çocuğu dolaştırıyormuş anneannem söylemişti, bakmak zorunda olduğu kardeşi miydi? yoksa daha kötüsü kendi çocuğu muydu, bu yaşta biriyle evlenmek zorunda bırakılmış olabilir miydi?

okula gidiyor musun'dan başka bir şey soramadım. aldığım cevap güzeldi. en azından evli olmadığı, çocuğu olmadığı anlamını çıkarabilirdim. okuyormuş. sekizinci sınıfa geçmiş.

o an, bir işim olmadığına hiç bu kadar üzülmediğimi fark ettim.
devamını gör...

gayet yerinde bir harekettir. gondor ülkü ocakları bir sürü sorunla boğuşurken, rohan ülkü ocakları kaçan yılkıları arama faaliyetlerini sürdürürken, elin uyguru ile kim nasıl uğraşsın?

kaldı ki tanzanya ülkü ocaklarındaki ülküdaşların çok ciddi sıkıntıları var. o konu üzerine eğilmekte büyük önem arz ediyor. zaman ve mesai vermek lazım. alttaki görselde tanzanya ülkü ocaklarının insan ötesi gayretiyle herkese nasıl örnek olduğu da görülmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ayrıca portakallı pekin ördeği ekolünden gelen, şark pekinçek'in de ifade ettiği gibi uygurlar teröristtir. çini bölmeye çalışmaktadırlar.

devir değişiyor doğal olarak harekette değişiyor.

artık yeni slogan şudur; hira dağı kadar müslüman, tanrı dağı kadar kimsesiz...
devamını gör...

eskiden olsa üzülüp nasıl böyle bir şey olabilir diyebileceğim başlıktır. ama şimdi şaşırmıyorum malesef, dini böyle pervasızca her yerde ve her şeyde kullanıp toplumu bu yolla kutuplaştırır üstüne de nefret dili kullanırsanız, sonuçta insan psikolojisi bu, bir yerde geri tepecektir doğal olarak.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim