sumo deadlift, kişinin bacaklarını barın bir ucundan diğer ucuna doğru açarak yaptığı, barın seyahat ettigi mesafeyi kisaltip, vücudun daha dik açı ile durmasını sağlayarak çok daha yüksek ağırlıklar kaldırmak adına özellikle powerlifting sporunda kullanılan bir deadlift varyasyonudur.
tekniğin çok daha ön planda olduğu sumo deadlift genel görüşe göre cheating'dir. conventional deadlift yani standart deadlift e göre mesafeyi kisaltip hareketi posterior chain için çok daha kolay hale getirmesinden dolayı her zaman eleştirilen bir tarz olmuştur.. özellikle vücut boyu kısa kol boyu uzun olan kişiler barı yerden 10 cm kaldırarak hareketi bitirebilebilir. anatomi önem arz eder. bu da klâsikcileri çileden çıkarır gerçi. böyle deadlift mi olur lan diye. ama powerlifting de nasıl yaptığın değil ne kadar kaldırdığın önemlidir.
devamını gör...

(bkz: azer bülbül)

''duygularım darmadağın anlayamazsın
bendeki kalp sende olsa taşıyamazsın''
devamını gör...

hiç, yoktan iyidir bayım;
hiç olmayı öğrendim.

didem madak

içli/hisli kadın iyi ki yazdı!
devamını gör...

koordinat sisteminde yatay(x) ve dikey (y) eksenlerinin dik bir şekilde kesişmeleri ile meydana gelen bir düzlemde iki doğrunun kesişme noktasına orijin (0) denir.
devamını gör...

türk edebiyatının yapı taşlarından olan çok önemli bir eserdir "yalnızız". peyami safa'nın oturduğu sandalye her ne kadar üç bacaklı ve kişilik düzleminde güven vermeyen bir durumda olsa da, edebi yönden eşsiz sayılabilecek eserler sunmuştur her daim.

esasen, türk okurları olarak (başta ben olmak üzere) bir eseri okumadan önce, yazarının politik duruşunu es geçmeyi, gözlerimizi kişiliğine kapamayı beceremiyoruz. fakat şahsım adına peyami safa ile bu önyargımı yıkmış olmaktan çok ama çok mutluyum.kendimle de çok çeliştiğim üzere bir dostoyevski, tolstoy veya modern avrupa klasikleri yazarlarının birçoğunun nobran, yobazlık derecesinde mutaassıp olduğunu bildiğimiz halde, eserlerini okurken kendimizden geçiyoruz. fakat konu türk edebiyatı olunca, roman düzleminde bu objektifliği yakalayamıyoruz. iskender pala'nın, nihal atsız'ın edebi yönden çok kıymetli romanlarının hala daha yakınlarından geçmiyor oluşum da bu şahsi bağnazlığımın bir tezahürüdür.

yalnızız'a gelirsek; gerçekten bir dostoyevski kurgusu, schopenhauer tahlilleri ile karşılaşıyor okur. üstadın diğer eserlerini de okuduktan sonra, yazarın kendi kişisel tarihinde kadın / erkek ilişkileri üzerinden ciddi bir darbe yediğini düşünmekten geri kalamıyor insan. batı felsefesi ile ilgili çekincelerini, özellikle tanzimat dönemi sonrası "batılılaşma" hareketlerine eleştirilerini de alt başlıklarda cesurca sergiliyor. sonuç olarak, benim de kişisel okurluk tarihimde ayrı bir yere koymama sebep olmuş, öneriler listemin başlarına yerleşmiştir.

(bkz: peyami safa)
devamını gör...

neye sebep olduğunu bilseydin , yine de gelir miydin?
bizden aldıkların neden bizden fazla?
devamını gör...

uzayda araştırmalar ve gezegenler/yıldızlararası uzay yolculuğu görevi verilecek türk uzay insanı.
devamını gör...

ne tirez pas sur l'ambulance
yani :
ambulansa ateş açmayın.
mağdur, düşmüş ve perişan kimselere bir tekme de siz vurmayın.
bizdeki deyim de siyaset işe karışınca düşene bir tekme de sen vur ilkesine dönüşüyor.
devamını gör...

şimdi size kesitten önce bir masal anlatacağım.
bir zamanlar bir sözlük varmış. büyümesi inanılmaz hızlı olmuş ve sürüyle limon hasatı yapılmıştır. çok fazla limon hasatının bakımı haliyle zor olmuş ve çürük limonlar ortaya çıkmaya başlamıştır. çürük limonların kronik rahatsızlıkları varmış. bu rahatsızlığın adı toksik. nedir bu toksiklik peki.
sürekli nefret kusan, daima olumsuz olan, kendi dışında diğer kişileri de dibe çekenlerdir.
bu çürük limonlar eskiden sorun çıkartmayacak kadar azınlıktaydı. çürük limonlar diğer sağlam limonlara bu hastalığı bulaştırmaya başlamış ve bu tarlada çürükleri görmemek imkansız olmuştur. inanılmaz bir toksik kitlesi oluşmuş ve önüne çıkan her başlığı ezerek yok etmişlerdir. bu durum artık kontrol edilecek durumda değildir. sonuçta çürük hasatlar için koca bir tarlayı feda edecek değillerdi.
—————————————————————-——
hikayemiz bittiğine göre şimdi kesit vakti. klavyelerinizi bırakın, arkanıza yaslanın, yorumlarınızı ihmal etmeyin. iyi seyirler.
buradan izleyebilirsiniz
devamını gör...

anlamı risk olan kelime.

ayrıca bir zamanlar trt 1'de serhat hacıpaşalıoğlu tarafından sunulan, daha sonra kanal 7'ye geçen, amerika'da jeopardy adıyla yayımlanmış bir bilgi yarışması. bilgi yarışması adı altında yapılan zıpırlıklara rastlanmaması, bana göre en kaliteli yarışmalardan birisi yapıyordu onu.

3 yarışmacı ile yapılır, yarışmacıların 6 kategori içinden seçecekleri soruları yanıtlamaları istenirdi. kategorilerdeki her sorunun parasal değeri belliydi. seçilen soru, soru değil cevaptı ve yarışmacı onun hangi sorunun cevabı olduğunu bulurdu.

örneğin:

- ışığın bile kendisinden kaçamadığı gök cismidir.
- kara delik nedir?

gibi...

5 saniye içerisinde doğru cevap verilmezse, sıra diğer yarışmacının olurdu. final sorusu 1 taneydi ve karşılığında bir miktar para riske edilebilirdi. cevap doğru olursa, riske edilen kadar para kazanılırdı.

bu arada yarışma sonunda ödül olarak dünya klasikleri gibi kitaplar da verilirdi.

devamını gör...

sscb vs usa arasında yapılacak olan, bütün dünya halklarının heyecanla beklediği karşılaşmadır.

(bkz: in putin we trust)
devamını gör...

sarilinca hamile kaliniyor zannediyordum. yorganima her sarildigimda sabaha hamile kalarak uyanirim diye korkuyordum.
devamını gör...

11 nisan 1970 tarihinde ay'a insanlı iniş yapmak üzere başlatılan, ancak olmadık bir aksilik nedeniyle ay'a iniş yapamadan geri dönen astronotların yer aldığı nasa programı.

meraklısına detaylar geliyor. uzun bir yazı, uyarmadı demeyin.

--- mürettebat ---

görevin ilk mürettebatı gordon cooper, donn eisele ve edgar mitchell olarak belirlenmişti. fakat bu durum uzun sürmedi. kiminin eğitim sırasındaki davranışları, kiminin özel hayatındaki sorunlar göreve de yansıdı. böylece mürettebat alan shepard, stuart roosa ve edgar mitchell olarak yeniden düzenlendi. bu kez de ortaya birtakım sağlık sorunları çıktı derken yeniden bir düzenleme yapıldı: jim lovell, fred haise ve ken mattingly. mattingly de bir hastalık geçirince mürettebat yine yenilendi ve jim lovell, fred haise ile jack swigert görevde yer almak üzere son seçilen kadro oldu.

soldan sağa: swigert, lovell ve haise
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(görsel, astronomy. com'dan alıntıdır.)

lovell daha önce nasa'da çalışıyordu zaten. haise ve swigert ise daha önce askeri pilotluk yapmıştı. bu nedenle ekip uçuş konusunda oldukça tecrübeliydi. bu, ilerleyen günlerde gelecek olan felaketler için büyük bir avantajdı.

--- uçuş öncesi ---

mekik, servis modülü, kumanda modülü odyssey ve ay örümceği aquarius adlı kısımlardan oluşuyordu. ay üzerindeki fra maura adlı bölgeye iniş planlanmıştı.

temsili bir çizim:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(görsel, awesomestories. com'dan alıntıdır.)

uçuştan önceki haftalarda geri sayım aşaması için tatbikat yapıldı. bir test sırasında, oksijen tankındaki likit oksijen boşaltılarak yerine gaz halinde oksijen dolduruldu. test sonrasında tank boşaltılırken, aracın boru tesisatının kontrol edilmediği görüldü. bunun üzerine gerçekleştirilen kontrol sırasında, ısıtıcı sistemin kullanacağı elektriği sağlamak için yeni bir düzenleme yapıldı.

burada bir ihmal söz konusu oldu. roket üreticisi ile oksijen tankı üreticisi arasında bir görüşme yapıldı ve tank üreticisine, termostatların çalışması için gereken voltaj aralığının yükseltilmesi gerektiği söylendi. ancak ne yazık ki bu yapılmadı. üstelik buna rağmen tank 2. kez kontrol edildi ve yıpratıldı ki zaten tankın üretilmesinin üzerinden yıllar geçmişti. bu ihmalin neye yol açtığını az sonra yazacağım.

--- uçuş günü ve sonrası ---

roket ateşlendi, araç beklenen yörüngeye oturdu. 2 saat kadar sonra, pogo salınımı başlayınca motorda bir tuhaflık olduğu fark edildi. aslında benzer bir durum apollo 6'nın testlerinde de ortaya çıktığı için, bir çeşit önlem alınmıştı bu duruma karşı. bu önlem devreye alındı ve sonrasında ay'a doğru yolculuk başladı. her şey düzeldi zannedildi ancak ne yazık ki durum sandıklarından daha kötüydü.

uçuşun 56. saatinde, her şey yolundaymış gibi görünürken son derece yüksek sesli bir patlama gerçekleşti.

ilk başta lovell bunu, test zamanlarında haise tarafından yapılan şakalardan biri zannetmiş. zira haise vanalarla oynayarak patlamaya benzer sesler çıkarmalarına neden olarak eğlenirmiş. ancak patlamanın ardından lovell ile göz göze geldiklerinde, haise korku dolu bir suratla "ben yapmadım" deyince lovell da endişelenmeye başlamış.

patlayan şey, yukarıda bahsettiğim ihmal nedeniyle, oksijen tankının ta kendisiydi çünkü tanka kontrol aşamasında 65 voltluk gerilim sağlayan bir devre düzenlemesi getirilmişti. fakat tank üreticisi yapılması gerekeni yapıp sistemi buna uygun hale getirmediğinden, tankın sıcaklığı 80 dereceyi bulmuştu. bu da ortamdaki sıvı oksijeni harekete geçirmişti. düşmesi gereken sıcaklık da hatalı sistem nedeniyle düşürülemediğinden süreç patlamayla sonuçlanmıştı.

--- houston, bir sorunumuz var ---

filmlerden bildiğimiz bu cümle, swigert'ın dudaklarından dökülen cümle oldu. oksijen tankına ait göstergede koca bir "sıfır" görünüyordu. modülün camından dışarıya baktıklarında, uzayın derinliklerine doğru yol alan bir sızıntı gördüler. ardından diğer tank da sıfırlandı ve kumanda modülünde gerekli teknik desteği sağlayan oksijen bir anda tükendi. bunun anlamı, kumanda modülünün işe yaramaz hale gelmesiydi.

yapılacak tek şey kalmıştı: ay örümceği aquarius'a geçmek (çünkü onun oksijen tankı sağlamdı) ve görevi falan bir kenara bırakıp dünyaya dönmek.

ancak aquarius, ay'a iniş için tasarlanmıştı. aslında bu da geri dönüşü sağlayabilecek bir araçtı ama yer atmosferine girildiğinde gerekecek olan ısı kalkanı bu araçta yoktu. normal şartlarda kumanda modülünü taşıyan mekikle geri dönüş mümkündü ama bunu yapmak için aquarius'u mekikten ayırmaları gerekiyordu. oysa şimdi iş, aquarius aracılığıyla geri dönmeye kalmıştı ki bu da başlı başına bir sorundu.

aquarius'un içerisinde sıcaklık dondurucu seviyelerdeydi. üstelik haise bir üriner enfeksiyon nedeniyle rahatsızlanmıştı ve halsiz bir şekilde bir kenara yığılmıştı. ihtiyaç olan elektrik seviyesi ellerinde bulunandan yüksekti. bu nedenle yer ekibiyle olan bağlantıları sık sık kesiliyordu.

neyse ki lovell oldukça tecrübeli biriydi. birkaç yörünge düzeltmesi ile ay'ın etrafından dolanıp dünyaya doğru yönelmeyi başardılar. dönüş için 2 kişiyi 2 gün süresince idare edecek bir oksijen filtresi vardı aquarius'un içerisinde. ancak dönüşün 4 gün süreceği ve içeride 3 kişi olduğu düşünülünce sıkıntının büyüklüğü anlaşılabilir sanıyorum. burada da yardıma yerdeki ekip koştu ve onların talimatı ile kumanda modülünün kare filtresini alarak binbir güçlükle aquarius'un yuvarlak bir kısmına takmayı başardılar. böylece araç içerisinde biriken karbondioksit sorunu çözülmüş oldu.

dünyaya yaklaşınca, ısı kalkanının devreye girmesi gerektiğinden, işe yaramaz haldeki odyssey yeniden çalıştırılmalıydı. üstelik aquarius'un da odyssey'den ayrılması gerekiyordu.

burada detaya fazlaca girmeme gerek yok. yer ekibinin yaptığı bir plan sayesinde işler yolunda gitti. odyssey pasifik okyanusu'na inmeyi (ya da düşmeyi diyelim) başardı. böylece filmlerdekilere benzeyen kabus gibi birkaç gün sona ermiş ve astronotlar bu görevden canlarını sağ salim kurtarmayı başarmıştı.

ay'a kadar gidip yüzeye epeyce yaklaşıp onu yakından görmek ama üzerine inemeden gerisin geri dönmek oldukça moral bozucu olmalı. ancak hayatınızın devamı ile görev aşkını kıyaslayınca, bunu sineye çekmek belki biraz daha kolay oluyordur, kim bilir.

kumanda modülü:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(görsel, space. com'dan alıntıdır.)

ay örümceği:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(görsel, wikimedia. org'dan alıntıdır.)
devamını gör...

torpille alınacak adam kalmadıysa demek ki.
devamını gör...

tüm zamanların en beğenilen dizilerinden biri olan breaking bad'in devamı niteliğinde çekilen, keyifli bir dizi.

devamı derken, breaking bad'deki olaylar silsilesinin devamı değil elbette, formatın devamı diyelim.
breaking bad'deki birçok karakterin yanında daha önce görmediğimiz karakterler de var bu dizide.
yine müthiş işlenmiş her biri diziye.

en başta saul goodman var tabii ki, yoksa jimmy mcgill mi desek?

2015'ten bu yana 5 sezonu yayınlandı, 6. sezon ile birlikte de bitirmeyi planlıyorlar.
keşke bitirmeseler.
devamını gör...

çok kısa zaman önce tanıma fırsatı bulduğum, tanıdığım kadarıyla da sadece yazarlıkta değil yemek alanında da uzman bir yazar arkadaşım. pastırmayı çok sevmezmiş, ben bayılırım..
bas çemeni çörekciğim; yazdıklarından ilham almaya karnımızı doyurmaya geldik. buraya bolca ekşi ve c vitamini bırakıp, sevgilerimle kucaklıyorum seni. sevgiyle kal..
devamını gör...

hiroşima'ya ilk atom bombasının atıldığı uçağın adı. fark edileceği üzere enola bir kadın ismi, gay ise tahmin edilen anlamının dışında eskiden kullanıldığı anlamıyla mutlu demek. uçağın pilotu olan paul tibbets annesin adını bu uçağa vermiştir. radyolarda hiroşimanın haberi duyulduğunda pilotun annesi felç geçirmiş ve ölümüne kadar öyle yaşamıştır.

aynı zamanda 1980 çıkışlı bir orchestral manoeuvres in the dark şarkısının da adıdır. bu şarkının ilerleyen yıllarda bir çok versiyonu yapılsa da benim için 2011 tarihli the hillbilly moon explosion versiyonu en güzelidir.
devamını gör...

çocukluğum, üniversite yıllarım en acısı da annem gelir.
devamını gör...

ertem eğilmez'in yönettiği,türk sinemasının mihenk taşlarından olan ve efsane replikler barındıran film.

adres adres pavlike!
ne pevlikesi kardeşim!
devamını gör...

su içilerek çözülecek durum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim