stargate
roland emmerich'in yönettiği ve dean devlin ile beraber yazdığı 1994 yapımı bilim kurgu filmi.
bu filmin bendeki yeri ayrıdır. canım sıkıldıkça oturur izlerim. diğer bilim kurgu filmlerinden farklı olarak işin içerisine mitolojinin de katılmış olması filmin verdiği tadı bir kaç kat arttırır. zaten bu yönüyle de kült olmayı hak etmiştir.
siz bunun başlığını açmamışsınız ya! ben şimdi size ne diyeyim? sinir oldum. ayıp vallahi.
mevzu tipik uzaylılarla karşılaşma hikâyelerinden farklılık arz ediyor. siz uzaylıya; merhaba uzaylı ben dostum diyorsunuz ve o size merhaba dünyalı ben tanrıyım diyor. filmin esas itibarı ile tutunduğu nokta burası. mısır mitolojisi kaynaklı cidden keyif veren bir bilim kurgu filmi. her şey giza platosunda dünya dışı elementlerden yapılan halka şeklinde bir aygıtın bulunmasıyla başlıyor. bu aygıt üzerine uzun yıllar çalışılıyor ama bir türlü istenen sonuç alınamıyor. sonra devreye adamım dr. daniel jackson giriyor. hem arkeolog hem dilbilimci. çok sevdiğim bir karakterdir. bu adamı kimse iplemiyor. zaten biraz sıkıntılı bir tip. gerekli akademik başarıları gösterememiş ama zehir zemberek bir zekası var. filmi izlerken bu adamın zekası heba olmasın, lütfen başarılı olsun kutsal ra diye yakarışta bulunmanız olası * tabi sonra mevzular patlak verince, duayı yönelttiğiniz adrese dikkat etmeniz gerektiğini anlayacaksınız. * ona güvenen tek kişi ise catherine langford karakteri. o karakter de aslında bir saygı duruşu. karşılığı dorothy eady...
buradan sonrasında çok hafif bir spoiler var *
neyse jackson abimiz başarılı oluyor, şifreleri çözüyor. hiyeroglifleri ağlatıyor ve bu halkanın aslında bir geçit olduğu ortaya çıkıyor. bu geçidin bir benzeri de doğal olarak karşı tarafta var. geçit açıldığında bir solucan deliği oluşuyor ve hoop karşı tarafa geçiveriyorsunuz. koordinatlar falanda sembollerin içerisinde gizli. neyse jackson abimize türlü zorluklar çıkarılsa da en nihayetinde geçidi açmayı başarıyor. diğer tarafa bir keşif ekibi gönderiliyor. orada da kurt russel abimizin oynadığı albay jack o’neil karakteri öne çıkıyor. keşif ekibinin başında o var. arıza bir tip. jackson ve albay ilişkisi de enteresan. birbirlerinden tamamen farklı özellikleri olan bu iki karakter, bu yolculuk esnasında adım adım, birbirlerine güvenmeyi, saygı duymayı öğreniyorlar.
ekip geçitten çıktıktan sonra kendilerini bildiğiniz antik mısırda buluyorlar. karşılarına ise diktatör bir güneş tanrısı çıkıyor. ra'da böyle edecekse biz garibanlar ne etsin? zaten işi oraya bağlamaları muazzam. ondan sonrası da keyfinize keyif katıyor. ben bu filme bayıldığım için mübalağalı bir anlatımda bulunmuş olabilirim ancak bilim kurgu filmleri seviyorsanız ve mitolojiye de ilginiz varsa, bu filmi izlememiş olmanız büyük bir kayıptır diyebilirim. izleyin bence. beğenmezseniz de bu sefer mesuliyet kabul ederim ve sizi zevksizlikle suçlarım *
işte benim kankalarım

sonrasında dizisi de çekildi ama filmin yanına bile yaklaşamaz. başka da yorum yapmama hacet yok.
bu filmin bendeki yeri ayrıdır. canım sıkıldıkça oturur izlerim. diğer bilim kurgu filmlerinden farklı olarak işin içerisine mitolojinin de katılmış olması filmin verdiği tadı bir kaç kat arttırır. zaten bu yönüyle de kült olmayı hak etmiştir.
siz bunun başlığını açmamışsınız ya! ben şimdi size ne diyeyim? sinir oldum. ayıp vallahi.
mevzu tipik uzaylılarla karşılaşma hikâyelerinden farklılık arz ediyor. siz uzaylıya; merhaba uzaylı ben dostum diyorsunuz ve o size merhaba dünyalı ben tanrıyım diyor. filmin esas itibarı ile tutunduğu nokta burası. mısır mitolojisi kaynaklı cidden keyif veren bir bilim kurgu filmi. her şey giza platosunda dünya dışı elementlerden yapılan halka şeklinde bir aygıtın bulunmasıyla başlıyor. bu aygıt üzerine uzun yıllar çalışılıyor ama bir türlü istenen sonuç alınamıyor. sonra devreye adamım dr. daniel jackson giriyor. hem arkeolog hem dilbilimci. çok sevdiğim bir karakterdir. bu adamı kimse iplemiyor. zaten biraz sıkıntılı bir tip. gerekli akademik başarıları gösterememiş ama zehir zemberek bir zekası var. filmi izlerken bu adamın zekası heba olmasın, lütfen başarılı olsun kutsal ra diye yakarışta bulunmanız olası * tabi sonra mevzular patlak verince, duayı yönelttiğiniz adrese dikkat etmeniz gerektiğini anlayacaksınız. * ona güvenen tek kişi ise catherine langford karakteri. o karakter de aslında bir saygı duruşu. karşılığı dorothy eady...
buradan sonrasında çok hafif bir spoiler var *
neyse jackson abimiz başarılı oluyor, şifreleri çözüyor. hiyeroglifleri ağlatıyor ve bu halkanın aslında bir geçit olduğu ortaya çıkıyor. bu geçidin bir benzeri de doğal olarak karşı tarafta var. geçit açıldığında bir solucan deliği oluşuyor ve hoop karşı tarafa geçiveriyorsunuz. koordinatlar falanda sembollerin içerisinde gizli. neyse jackson abimize türlü zorluklar çıkarılsa da en nihayetinde geçidi açmayı başarıyor. diğer tarafa bir keşif ekibi gönderiliyor. orada da kurt russel abimizin oynadığı albay jack o’neil karakteri öne çıkıyor. keşif ekibinin başında o var. arıza bir tip. jackson ve albay ilişkisi de enteresan. birbirlerinden tamamen farklı özellikleri olan bu iki karakter, bu yolculuk esnasında adım adım, birbirlerine güvenmeyi, saygı duymayı öğreniyorlar.
ekip geçitten çıktıktan sonra kendilerini bildiğiniz antik mısırda buluyorlar. karşılarına ise diktatör bir güneş tanrısı çıkıyor. ra'da böyle edecekse biz garibanlar ne etsin? zaten işi oraya bağlamaları muazzam. ondan sonrası da keyfinize keyif katıyor. ben bu filme bayıldığım için mübalağalı bir anlatımda bulunmuş olabilirim ancak bilim kurgu filmleri seviyorsanız ve mitolojiye de ilginiz varsa, bu filmi izlememiş olmanız büyük bir kayıptır diyebilirim. izleyin bence. beğenmezseniz de bu sefer mesuliyet kabul ederim ve sizi zevksizlikle suçlarım *
işte benim kankalarım

sonrasında dizisi de çekildi ama filmin yanına bile yaklaşamaz. başka da yorum yapmama hacet yok.
devamını gör...
4 nisan 2021 103 emekli amiralin bildirisine soruşturma açılması
demokratik haklarını kullanmak bizim ülkemizde suç olmuştur. bu haberde bunun özetidir.
devamını gör...
300 spartalı
tarihi bağlamından koparılarak şaşalı bir hollywood şovuna dönüştürülen filmdir. filmde persler abartılı bir doğu despotizminin temsilcileri olarak tanımlanırken, spartalılar (evet hem de spartalılar) demokrasi ve özgürlük havarisi, fakir ama gururlu gençler olarak gösterilir. rahatsız edici bir filmdir. asıl dertlerinin tarihi bir olayı anlatmak değil, propaganda yapmak olduğu görülür. güncel politik gelişmelerle geçmişteki bir olay, tarafları üzerinden eşleştirilir ve al sana bol bol bilgisayar efekti sosuna bulanmış yarı cahil hollywood filmi daha. ne spartalılar ne persler doğru yansıtılır. hem dönemin yunan kültürü hem de pers kültürü kendi içinde özeldir. birbirlerini etkilemişlerdir. dönemin yunan kent devletlerinin ortaya koyduğu demokrasi tecrübesi başlı başına önemli ve nadidedir. yunan kültürü daha sonra büyük iskenderle birlikte bütün akdeniz coğrafyasındaki hakim kültür konumuna gelecektir ve bu çok uzun bir süre de böyle devam edecektir. hatta daha sonra kurulacak roma'nın da temeli esasında bu kültüre dayanır. persler de kurdukları ilk dünya imparatorluğu ile barış ve hoşgörü içinde yaşattıkları onlarca halkla, yol, posta, bürokrasi, vergilendirme sistemleriyle oldukça güzide örnekler ortaya koymuşlardır.
devamını gör...
libretto
italyanca kökenli bir sözcük.
bir operanın sözlerinin yazılı olduğu , bir pandomimi veya bir baleyi açıklayan bir kitap.
bir operanın sözlerinin yazılı olduğu , bir pandomimi veya bir baleyi açıklayan bir kitap.
devamını gör...
trt arşivden video bırak
çok güzel.
devamını gör...
lady with an ermine
leonardo da vinci'nin 1489-1490 yıllarında tamamladığı tablosu.*

tabloyu milano'da bulunduğu dönemde hizmet ettiği dük ludovico sforza'nın siparişi üzerine hazırlamıştır. bu dönemde da vinci dük'ün yanında mühendis ve mimar olarak çalışıyordu.
portre cecilia gallerani'ye ait. cecilia, soylu olmayan, müzik ve edebiyatta çok yetenekli ve güzel şiirler yazan bir kadındı. dük'ü de böylece etkilemiş, dük'ün metresi olmuş ve kendisinden bir çocuğu olmuştur.
dük'ün soylu bir kadınla evlenmesiyle artık ondan ayrılan cecilia giderken tabloyu yanında götürmüş. tablo bir süre bulunamamış, daha sonra polonya'da ortaya çıkmış. ikinci dünya savaşı'ndan sonra tablo üzerinde bir askerin ayak iziyle bulunmuş. ayrıca tablonun arkaplanı mavi ve griyken restorasyon sırasında tamamen siyaha boyanmış. çok zor zamanlar geçiren bir eser kendisi sonuç olarak.
elbisesi bir soylu kadına ait olamayacak kadar sade ama duruşunda çok asil ve soylu bir hava var. sadece duruşunda değil, tabloda bir kaç detay da var bununla ilgili olan. örneğin boynundaki siyah taşlardan yapılmış olan kolye, esmer tenli olduğu bilinen dük'e bir gönderme imiş.

tablodaki en ilginç detay bir kakım. kakım bir gelincik türü, genelde kürkleri için kullanılıyor ve evcilleştirilebiliyorlar. o dönemde kakımlar soyluların evcil hayvanlarıymış. ayrıca kürklerini kirletmemek için avcılar tarafından yakalanma pahasına da olsa çamura girmezlermiş. kakımlar bu sebepten asilliği, iyilik ve temizliği simgeliyor. aynı zamanda dük'ten bir çocuğu olan cecilia'nın hamileliğinin sembolü olarak da düşünülüyor.
tablo kraków wawel kalesi'nde, karanlık bir odada tek başına sergileniyor.
kaynak kaynak

tabloyu milano'da bulunduğu dönemde hizmet ettiği dük ludovico sforza'nın siparişi üzerine hazırlamıştır. bu dönemde da vinci dük'ün yanında mühendis ve mimar olarak çalışıyordu.
portre cecilia gallerani'ye ait. cecilia, soylu olmayan, müzik ve edebiyatta çok yetenekli ve güzel şiirler yazan bir kadındı. dük'ü de böylece etkilemiş, dük'ün metresi olmuş ve kendisinden bir çocuğu olmuştur.
dük'ün soylu bir kadınla evlenmesiyle artık ondan ayrılan cecilia giderken tabloyu yanında götürmüş. tablo bir süre bulunamamış, daha sonra polonya'da ortaya çıkmış. ikinci dünya savaşı'ndan sonra tablo üzerinde bir askerin ayak iziyle bulunmuş. ayrıca tablonun arkaplanı mavi ve griyken restorasyon sırasında tamamen siyaha boyanmış. çok zor zamanlar geçiren bir eser kendisi sonuç olarak.
elbisesi bir soylu kadına ait olamayacak kadar sade ama duruşunda çok asil ve soylu bir hava var. sadece duruşunda değil, tabloda bir kaç detay da var bununla ilgili olan. örneğin boynundaki siyah taşlardan yapılmış olan kolye, esmer tenli olduğu bilinen dük'e bir gönderme imiş.

tablodaki en ilginç detay bir kakım. kakım bir gelincik türü, genelde kürkleri için kullanılıyor ve evcilleştirilebiliyorlar. o dönemde kakımlar soyluların evcil hayvanlarıymış. ayrıca kürklerini kirletmemek için avcılar tarafından yakalanma pahasına da olsa çamura girmezlermiş. kakımlar bu sebepten asilliği, iyilik ve temizliği simgeliyor. aynı zamanda dük'ten bir çocuğu olan cecilia'nın hamileliğinin sembolü olarak da düşünülüyor.
tablo kraków wawel kalesi'nde, karanlık bir odada tek başına sergileniyor.
kaynak kaynak
devamını gör...
ekşi sözlük
uzun süredir yazar olduğum, ancak yüzlerce kişiyi engellememe rağmen o berrak, saf, küfürsüz, yansız alanı kendisinde bulamadığım, bir zamanların göz bebeği ancak şimdi benzer konuların sürekli dönüp sıkıcılaştığı mecradır.
yeni arayışlar içerisindeyim, umarım burası o beklediğim özgürlükçü tartışma ortamını verebilir.
yeni arayışlar içerisindeyim, umarım burası o beklediğim özgürlükçü tartışma ortamını verebilir.
devamını gör...
yalnızlar rıhtımı
1959 yapımı, ciddi manada melankolik bir yeşilçam filmi. başrollerini çolpan ilhan ve sadri alışık paylaşıyor. filmi kendimce yorumlamadan önce filmi zamanında araştırdığım için-sadri alışık filmografisinden izlemediğim nadir filmlerden, fakat içeriğe ve film ile ilgili magazine erişmek filme erişmekten daha kolaydı bir ara, o yüzden araştırmıştım-bir kaç yanlış bilgiyi düzeltmekte fayda var.
öncelikle bu filmi ilk başta atilla ilhan yazıyor, senaryoyu o çıkarıyor. ali kaptanoğlu mahlasıyla. zaten daha önce de bir bu mahlasla kaç film yazmış kendisi. ((gbkz: şöför nebahat) fakat sonra senaryoya lütfi akad dahil oluyor, işte işler burada birazcık değişiyor. film gösterime girdikten sonra, hatta bugün bile atilla ilhan'ın yazdığı düşünülüyor, fakar sadece hikayenin ana hatları ona ait kalmış. tüm içerik, diyaloglar, sahneler ve son lütfi akad tarafından değiştirilmiş. zaten orjinal senaryoda da lütfi akad ismi geçiyor. internette atilla ilhan ismini görebilirsiniz, ama işin aslı şöyle;
film gösterime girdikten sonra film eleştirmeni ve yönetmen tuncan okan zehir zemberek bir eleştiri düzüyor yazısında ve ali kaptanoğlu mahlasının da atilla ilhan'a ait olduğunu söylüyor. tuncan okan'ın filmi beğenmeme sebepleri ve eleştirmesinin temel sebepleri ise atilla ilhan'ın edebiyatı ve şiiri katarak getirdiği tarzın ve melankoninin yapay durması ve gelenekler sinemadan uzaklaşılması. fakat atilla ilhan tuncan okan'a bir ret yazısı göndererek olayı açıklığa kavuşuturuyor;
aslında bu filmin ilk senaryosu atilla ilhan'a ait ancak bu proje lütfi akad'ın da dahil olmasıyla değişiyor, ve lütfi akad senaryoyu ana hikaye-karakterler, giriş, gelişme ve sonuç kısmı-hariç her şeyi değiştiriyor. hatta bu atilla ilhan'ı çok sinirlendirmiş ve yeni versiyondan nefret ettiğini de satır aralarında çok net bir biçimde belli ediyor. bir de bununla yetinmeyip lütfi akad'a da laf sokmayı ihmal etmiyor ve eleştirileri kabul etmiyor. çünkü teknik olarak bakarsanız fikir atilla ilhan'ın, senaryo değil. ve bence adam da gayet haklı. eğer yazıyı ve sonrasında olanları merak ediyorsanız bilgi edindiğim makaleye buradan göz atabilirsiniz. makalede bu filmin tipik bir fransız film taklidi olduğu da söyleniyor bu arada. hatta marcel carné'nin sisler rıhtımı filminden de ''ilhamlar'' alındığı sölyeniyor fakat onun da takdirini size bırakıyorum. (filmi ben izledim bu arada, içindeki melankoli temaları, şiirsel anlatım ve kötü son dışında meh, çok bir benzerlik yok. bu tarz filmlerde zaten belli bir şablon kullanılıyor zaten. bir ara da şiiri de işin içine katmışlar sadece. sisler rıhtımı da güzel film, tavsiye ederim.)
neyse filme gelecek olursak;
film gerçekten çok fazla durgun ve bence oturmayan bir kaç şey var. yani senaryonun el değiştirdiği çok belli. nasıl bir buçuk saatlik bir filmde bu kadar kopuk olaylar yaşanır anlamıyorum. filmi ilk izlerken de zaten kim napıyor pek anlamıyorsunuz. tüm her şey filmin ortasında oturuyor. bu, bar, konteslik, gibi temaların da darbe öncesi türkiye'nin modernleşme sancılarının bir ürünü olduğunu düşünürsek, aslında çok bir türk filmi izlemedim gibi. ama film sona doğru gayet toparlanıyor ve 1959 türkiye'si için bu kadar abidik gubidik olaya rağmen gayet iyi bir iş başarmış. belki ben 2022 gözüyle 63 yaşını devirmiş bir filmi izlerken zorlanmış olabilirim fakar çolpan ilhan'ın beyaz elbisesini, oyunculuğunu ve diksiyonunu, sadri alışık'ın role girmesini ve gerçekten yalnız kendi halinde bir kaptanı, içindeki tükenmişlik ve boşluk hislerini iyi verdiğini düşünmekteyim. ayrıca mehtap karakterini oynayan hanımefendiyi de çok sevdim, fakat ismini bulamadım. ama maalesef bu film de tipik bir yeşilçam filmi gibi fazla ağlaktı, biraz içimi baydı, fakat sadri alışık ve çolpan ilhan aşkının başlangıcını step-by-step izlemek güzeldi. ve filmde eski istanbul manzaralarını görmek ise ayrı bir keyfti, sırf onun için bile izlenebilecek bir film diyebilirim, kıyafetler, dekor, mekanlar ve filmin şarkısı benim gözümde 10/10 diyebilirim. bu temalardaki filmlerin ömrünün kısa olması ise beni birazcık üzüyor. ayrıca film bitti hala ali ve güner in tuhaf ilişkisini, kaptan'nın yalnızlığının temel sebebini ve güner'in akordiyoncu sapığının temellerini anlamadım. neyse.
film hakkında diyebileceklerim bu. türk sinemasının kıymetli arşiv eserlerinden de diyebiliriz. herkese tavsiye edebilirim diyebileceğim türden bir film. keyifli seyirler dilerim herkese şimdiden.
öncelikle bu filmi ilk başta atilla ilhan yazıyor, senaryoyu o çıkarıyor. ali kaptanoğlu mahlasıyla. zaten daha önce de bir bu mahlasla kaç film yazmış kendisi. ((gbkz: şöför nebahat) fakat sonra senaryoya lütfi akad dahil oluyor, işte işler burada birazcık değişiyor. film gösterime girdikten sonra, hatta bugün bile atilla ilhan'ın yazdığı düşünülüyor, fakar sadece hikayenin ana hatları ona ait kalmış. tüm içerik, diyaloglar, sahneler ve son lütfi akad tarafından değiştirilmiş. zaten orjinal senaryoda da lütfi akad ismi geçiyor. internette atilla ilhan ismini görebilirsiniz, ama işin aslı şöyle;
film gösterime girdikten sonra film eleştirmeni ve yönetmen tuncan okan zehir zemberek bir eleştiri düzüyor yazısında ve ali kaptanoğlu mahlasının da atilla ilhan'a ait olduğunu söylüyor. tuncan okan'ın filmi beğenmeme sebepleri ve eleştirmesinin temel sebepleri ise atilla ilhan'ın edebiyatı ve şiiri katarak getirdiği tarzın ve melankoninin yapay durması ve gelenekler sinemadan uzaklaşılması. fakat atilla ilhan tuncan okan'a bir ret yazısı göndererek olayı açıklığa kavuşuturuyor;
aslında bu filmin ilk senaryosu atilla ilhan'a ait ancak bu proje lütfi akad'ın da dahil olmasıyla değişiyor, ve lütfi akad senaryoyu ana hikaye-karakterler, giriş, gelişme ve sonuç kısmı-hariç her şeyi değiştiriyor. hatta bu atilla ilhan'ı çok sinirlendirmiş ve yeni versiyondan nefret ettiğini de satır aralarında çok net bir biçimde belli ediyor. bir de bununla yetinmeyip lütfi akad'a da laf sokmayı ihmal etmiyor ve eleştirileri kabul etmiyor. çünkü teknik olarak bakarsanız fikir atilla ilhan'ın, senaryo değil. ve bence adam da gayet haklı. eğer yazıyı ve sonrasında olanları merak ediyorsanız bilgi edindiğim makaleye buradan göz atabilirsiniz. makalede bu filmin tipik bir fransız film taklidi olduğu da söyleniyor bu arada. hatta marcel carné'nin sisler rıhtımı filminden de ''ilhamlar'' alındığı sölyeniyor fakat onun da takdirini size bırakıyorum. (filmi ben izledim bu arada, içindeki melankoli temaları, şiirsel anlatım ve kötü son dışında meh, çok bir benzerlik yok. bu tarz filmlerde zaten belli bir şablon kullanılıyor zaten. bir ara da şiiri de işin içine katmışlar sadece. sisler rıhtımı da güzel film, tavsiye ederim.)
neyse filme gelecek olursak;
film gerçekten çok fazla durgun ve bence oturmayan bir kaç şey var. yani senaryonun el değiştirdiği çok belli. nasıl bir buçuk saatlik bir filmde bu kadar kopuk olaylar yaşanır anlamıyorum. filmi ilk izlerken de zaten kim napıyor pek anlamıyorsunuz. tüm her şey filmin ortasında oturuyor. bu, bar, konteslik, gibi temaların da darbe öncesi türkiye'nin modernleşme sancılarının bir ürünü olduğunu düşünürsek, aslında çok bir türk filmi izlemedim gibi. ama film sona doğru gayet toparlanıyor ve 1959 türkiye'si için bu kadar abidik gubidik olaya rağmen gayet iyi bir iş başarmış. belki ben 2022 gözüyle 63 yaşını devirmiş bir filmi izlerken zorlanmış olabilirim fakar çolpan ilhan'ın beyaz elbisesini, oyunculuğunu ve diksiyonunu, sadri alışık'ın role girmesini ve gerçekten yalnız kendi halinde bir kaptanı, içindeki tükenmişlik ve boşluk hislerini iyi verdiğini düşünmekteyim. ayrıca mehtap karakterini oynayan hanımefendiyi de çok sevdim, fakat ismini bulamadım. ama maalesef bu film de tipik bir yeşilçam filmi gibi fazla ağlaktı, biraz içimi baydı, fakat sadri alışık ve çolpan ilhan aşkının başlangıcını step-by-step izlemek güzeldi. ve filmde eski istanbul manzaralarını görmek ise ayrı bir keyfti, sırf onun için bile izlenebilecek bir film diyebilirim, kıyafetler, dekor, mekanlar ve filmin şarkısı benim gözümde 10/10 diyebilirim. bu temalardaki filmlerin ömrünün kısa olması ise beni birazcık üzüyor. ayrıca film bitti hala ali ve güner in tuhaf ilişkisini, kaptan'nın yalnızlığının temel sebebini ve güner'in akordiyoncu sapığının temellerini anlamadım. neyse.
film hakkında diyebileceklerim bu. türk sinemasının kıymetli arşiv eserlerinden de diyebiliriz. herkese tavsiye edebilirim diyebileceğim türden bir film. keyifli seyirler dilerim herkese şimdiden.
devamını gör...
dogukan
birkaç entrysini gördükten sonra kendisinden hiç hoşlanmadığımı fark ettiğim yazar kişisi (!). keşke hiç gelmeseymiş.
devamını gör...
ölen kadınlara acımıyorum çünkü kapalı değiller
sabah izlediğimde sinirlerim zıp zıp zıpladı. erkek olarak ben utandım, yazıklar olsun böyle düşünen insanlara.
devamını gör...
3 kasım 2019 ali kuşçu gök bilim merkezi yangını
bayram gününe pek yaraşmaz belki ama zaten gri olan ankara'nın kapkara olduğu bir günden bahsetmek istiyorum size; ali kuşçu gök bilim merkezinin yakıldığı günden.
bulunduğu lokasyondaki insanlar için pek anlam ifade etmese de anıtkabir'den sonra ankara'da en fazla ziyaret edilen mekân-dı burası. benim gibi henüz gidememiş fakat önünden geçerken bile gülümseyen insanlar da yok değildi.
kızım biraz daha büyüdüğünde, onunla birlikte ziyaret edip o heyecanı birlikte yaşamanın planını yaparken bir gün öğleden sonra kara dumanlar şehrin üstünü kapladı. o gün şehirdeki tüm "insan"lar ağladı, kimi içine içine kimi göstere göstere.
ben ise her gün önünden geçmeye devam ettim. birçok insan gibi kapkara olmuş kuleye içim acıyarak bakıp durdum öyle. teknolojiyi nargile içerken fotoğraf çekmekten ibaret sayıp burayı yakanlara içimden küfürler savurmayı da ihmal etmedim. bu durum 1 yıl devam etti, ta ki birileri merkezin restore edilmesi lütfunda bulunana dek. şu an yarılanmış restorasyon, en iyi ihtimalle ancak yıl sonunda tekrar açılabilir.
ankapark fiyaskosu gibi boşa giden projelerden sonra böyle faydalı bir bilim merkezinin 2 yıl atıl durumda kalması çok büyük bir kayıp.
aşağıdaki haber videosunda yangının sebebinin belirlenmediği söyleniyor, sonradan bunun bir sabotaj olduğu kesinleşti.
bulunduğu lokasyondaki insanlar için pek anlam ifade etmese de anıtkabir'den sonra ankara'da en fazla ziyaret edilen mekân-dı burası. benim gibi henüz gidememiş fakat önünden geçerken bile gülümseyen insanlar da yok değildi.
kızım biraz daha büyüdüğünde, onunla birlikte ziyaret edip o heyecanı birlikte yaşamanın planını yaparken bir gün öğleden sonra kara dumanlar şehrin üstünü kapladı. o gün şehirdeki tüm "insan"lar ağladı, kimi içine içine kimi göstere göstere.
ben ise her gün önünden geçmeye devam ettim. birçok insan gibi kapkara olmuş kuleye içim acıyarak bakıp durdum öyle. teknolojiyi nargile içerken fotoğraf çekmekten ibaret sayıp burayı yakanlara içimden küfürler savurmayı da ihmal etmedim. bu durum 1 yıl devam etti, ta ki birileri merkezin restore edilmesi lütfunda bulunana dek. şu an yarılanmış restorasyon, en iyi ihtimalle ancak yıl sonunda tekrar açılabilir.
ankapark fiyaskosu gibi boşa giden projelerden sonra böyle faydalı bir bilim merkezinin 2 yıl atıl durumda kalması çok büyük bir kayıp.
aşağıdaki haber videosunda yangının sebebinin belirlenmediği söyleniyor, sonradan bunun bir sabotaj olduğu kesinleşti.
devamını gör...
gözün kenarını öpmek vs dudak kenarını öpmek
dunak; dudakla yanak arası. çok akıl karıştırıcı.
devamını gör...
c blok
zeki demirkubuz'un 1994 yapımı filmi.
yönetmen, bir film çalışması için ataköy'den geçerken gözüne turkuaz sitesi isimli bir bina ilişir. geniş, yüksek ve gri rengiyle sovyet binaları havasındaki bu bina, yönetmene film için ilham kaynağı olmuştur. senaryo, bu bina blokları içindeki insanların yaşamını konu edinir.
yönetmen, bir film çalışması için ataköy'den geçerken gözüne turkuaz sitesi isimli bir bina ilişir. geniş, yüksek ve gri rengiyle sovyet binaları havasındaki bu bina, yönetmene film için ilham kaynağı olmuştur. senaryo, bu bina blokları içindeki insanların yaşamını konu edinir.
devamını gör...
volumina
çok sakin bir dili olan, çok iyi gelen yazıları olan yazar.
insanın, okudukça okuyası geliyor.
dilerim, en kısa zamanda, o olmak istediği yazar olur ve onu herkes okur.
o vakte kadar, burdan
okumaya, beğenmeye, favoriye almaya devam.
insanın, okudukça okuyası geliyor.
dilerim, en kısa zamanda, o olmak istediği yazar olur ve onu herkes okur.
o vakte kadar, burdan
okumaya, beğenmeye, favoriye almaya devam.
devamını gör...
mahlas (yazar)
mekanı center oldu.
devamını gör...
bahçalarda mor meni
hale gür notaya almış, makamı buselik + hicaz, ordu-fatsa türküsü olduğunu söylüyor kaynağım.
kıvırcığımdan geliyor
" bahçalarda mormeni
verem ettin sen beni
nasıl verem olmayım
eller sarıyor seni"
ed: türkünün adı esasen "bahçalarda mormeni".
kıvırcığımdan geliyor
" bahçalarda mormeni
verem ettin sen beni
nasıl verem olmayım
eller sarıyor seni"
ed: türkünün adı esasen "bahçalarda mormeni".
devamını gör...
polo delikli nane
klasiği yakmaz,naneye boğmaz,ferahlatır.her daim piyasada bulunur umarım.
devamını gör...
cinsellikle ilgili tanım niye giriyorsun diyen erkek yazar
bu mesajı atan erkek arkadaş gerçekten gereksiz bir davranış sergilemiş, ilgi çekmeye çalışıyor muhtemelen ve başaramayacak.
ancak şunu da belirtmeliyim ki bu entry abartı.
"kadının vücudu mükemmel bir şey ve kadının kendi bedenini keşfi daha mükemmel"
şimdi bu ne. gerçekten güldüm. o arkadaş ne kadar gereksiz davranmışsa bu girinin özellikle bu kısmının da o kadar gereksiz olduğunu düşünüyorum.
cinsellik yaşamak, sadece cinsellik yaşamaktır.
mastürbasyon yapmak da sadece mastürbasyon yapmaktır. tanımak falan, lüzumsuz işler bunlar.
ben de çıkıp "erkeğin bedeni de mükemmel ve kendi bedenimizi keşfetmek daha mükemmel, bakın elime fıskiye gibi" desem hoş mu olur.
hayır tabi ki kocaman bi saçmalık saçmalamış olurum.
bu da çok komik ve gereksiz olur.
lütfen işin içine "kadın" giren her şeyi abartmayın. o kadar da önemli değilsiniz.
he öte yandan. seviştim. gördüm ki gerçekten o kadar da önemli değilsiniz.
erkekler ne kadar değerliyse, kadınlar da o kadar değerlidir. tabiii bunu insani bir bakışla söylüyorum.
yoksa karşılıklı olarak üstünlük sağladığımız çokça mesele mevcut.
ancak şunu da belirtmeliyim ki bu entry abartı.
"kadının vücudu mükemmel bir şey ve kadının kendi bedenini keşfi daha mükemmel"
şimdi bu ne. gerçekten güldüm. o arkadaş ne kadar gereksiz davranmışsa bu girinin özellikle bu kısmının da o kadar gereksiz olduğunu düşünüyorum.
cinsellik yaşamak, sadece cinsellik yaşamaktır.
mastürbasyon yapmak da sadece mastürbasyon yapmaktır. tanımak falan, lüzumsuz işler bunlar.
ben de çıkıp "erkeğin bedeni de mükemmel ve kendi bedenimizi keşfetmek daha mükemmel, bakın elime fıskiye gibi" desem hoş mu olur.
hayır tabi ki kocaman bi saçmalık saçmalamış olurum.
bu da çok komik ve gereksiz olur.
lütfen işin içine "kadın" giren her şeyi abartmayın. o kadar da önemli değilsiniz.
he öte yandan. seviştim. gördüm ki gerçekten o kadar da önemli değilsiniz.
erkekler ne kadar değerliyse, kadınlar da o kadar değerlidir. tabiii bunu insani bir bakışla söylüyorum.
yoksa karşılıklı olarak üstünlük sağladığımız çokça mesele mevcut.
devamını gör...
göbek düşmesi
halk arasında yaygın olarak bilinen göbek düşmesi (göbek kaçması, göbek kayması) hastalığının patolojik nedeni doğuştan gelen anatomik varyasyondur. bu anatomik varyasyonun şikayetlere neden olması için birçok tetikleyici faktör vardır. ağır kaldırmak, korku, ani ve aşırı hareketler bu faktörler arasındadır. tıp alanında bu hastalığın yakından incelenmesi, tarihte birçok geleneksel tedavi yöntemlerinin gelişmesine neden olmuştur. bunların arasında en yaygın olarak uygulanan; bardak çekme veya vurma yöntemi, göbek masajı, hacamat ve göbeğe ip bağlamaktır. bu yöntemlerin hemen hemen hepsi geçici rahatlama sağladığı gibi, karın içi organların ve bağırsakların çok ciddi şekilde zarar görmesine neden olmaktadır. halk arasında çoğu göbek düşmesinin kesin ve kalıcı tedavi yöntemi ise cerrahi girişimdir.göbek düşmesi durumundan rahatsız olan hastalar detaylı bir şekilde incelendiğinde ise genelde altta yatan bir patoloji tespit edilir, örneğin umbilikal herni, insizyonel herni, omfalit, rektus kası diyastazı, umbilikal fistül, umbilikal sinüs, umbilical uracus vb. bu hastalar sıkıntılarını "göbek düşmesi" olarak dile getirdikleri için karşısında muhatap bulamaz ve mecburen geleneksel koca karı uygulamalarına yönelir.
devamını gör...


