normal sözlük yazarlarının favori yara izleri
bi kere bi paylaşımda sol işaret parmağında yara olanların önceki hayatındaki sevgililerinin hala onları aradığını yazıyordu (ne kadar doğru hiçbir fikrim yok) o günden beri ordaki yara izim çok değerli geliyo gözüme.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi
sabah aşı oldum, sol kolumu kaldıramıyorum. sızım sızım sızlıyor, biraz ateşim çıktı. tabii sadece bunlarla sınırlı kaldı mı? hayır. bunların hepsi zakkum (grup)'un konseri olduğu gün oldu. kılımı kıpırdatacak mecalim yok. içim acıya acıya oturuyorum evde. pffff...
*
*
devamını gör...
seri beğenen yazarın herkesi seri beğendiğini görmek
iyi de ne var bunda?..
t: çok duygusal yazar beyanı.
t: çok duygusal yazar beyanı.
devamını gör...
çocukları küçük kurşunlarla öldürürler değil mi anne
öleceğini bilen ve tek dileği küçük kurşunlarla ölmek olan bir çocuğun dünyanın tüm kurşunlarından daha ağır cümlesi.
çocuklara el uzatan herkesi lanetliyorum.
çocuklara el uzatan herkesi lanetliyorum.
devamını gör...
josef k
kafkayı az çok tanıyanlar onun ruh halini bilir. içten içe hem babasına olan öfkesi, annesinden göremediği sevgisi, yahudi oluşu ve bulunduğu toplumda bu kimliğiyle varolamayışı*, hem ailesinde, hem inancında, hem de sosyal hayatında tutunacak bir dal bulamayışının gölgelerinin yansıdığı, hep suçlanmış, ama kendini ifade edememiş, çaresizce yollar arasa da en sonunda tembelliği ve umutsuzluğunun kurbanı olmuş kafka’nın iç dünyasını yansıtan bir karakter josef k.
her ne kadar hayat, insanlar ve hatta hak ve adalet noktasında eksik kalan hukuk sisteminin hukuksuz işleyişini ortaya seren bir kitap olsa da, o davanın arkasında koşan josef k’nın, aslında kendi kaybolmuşluğu ve çözümsüzlüğüyle olan mücadelesi de göze çarpar karakterde.
evsiz, yurtsuz, ailesiz ve hatta vatansız hisseden bir adamın tutunamayışının da öyküsüdür adeta. zira davayı ve sebebini öğrenmek için herkese dönüp dolaşıp sorduğu “benim suçum ne?” sorusu, ilk kucağına düştüğü annesi, kendinden nefret etmesine sebep olan babası ve daha nicelerine sormak isteyip de soramadığı ukde sorusu gibi kafkanın... ya da bir diğer deyişle josef k’nın...
her ne kadar hayat, insanlar ve hatta hak ve adalet noktasında eksik kalan hukuk sisteminin hukuksuz işleyişini ortaya seren bir kitap olsa da, o davanın arkasında koşan josef k’nın, aslında kendi kaybolmuşluğu ve çözümsüzlüğüyle olan mücadelesi de göze çarpar karakterde.
evsiz, yurtsuz, ailesiz ve hatta vatansız hisseden bir adamın tutunamayışının da öyküsüdür adeta. zira davayı ve sebebini öğrenmek için herkese dönüp dolaşıp sorduğu “benim suçum ne?” sorusu, ilk kucağına düştüğü annesi, kendinden nefret etmesine sebep olan babası ve daha nicelerine sormak isteyip de soramadığı ukde sorusu gibi kafkanın... ya da bir diğer deyişle josef k’nın...
devamını gör...
türkiye'nin 61 yıldır ab'ye girememesinin sebebi
üyelik kabul edildiği takdirde işsiz, güçsüz, abazan türkler'in ülkelerine hücum etmesinden korkuyorlar.
devamını gör...
film ve dizi klişeleri
hemen hemen her filmde ve dizide gördüğümüz, yaka silktiren sahneler.
(bkz: korku filmi klişeleri), (bkz: türk dizisi klişeleri) gibi bazı başlıklar var ama ben hepsini bir arada toplayıp ayrı ayrı başlık açmamak adına bu şekilde açtım. zira hepsi hakkında diyecek bir çift lafım var.
öncelikle amerikan filmlerinden gelsin;
- yaklaşan bir felaketi herkese anlatan ama kimsenin kendisine inanmadığı bilim insanı,
- 2 adım ötesinde kıyamet kopup dünya yıkılırken bile aşk yaşayan sevimsiz bir çift,
- aklı eski karısında kalmış, tercihen 2 çocuklu bir bilim insanı. film sonunda felaket atlatıldığında genelde barışırlar.
- yine doğal afet konulu filmlerde, işi önceden çözmüş olan bilim insanının çok zeki çocuklarının herkese liderlik edip hayat kurtarması,
- birini vuracak kişinin, silah doğrulttuğu kişiye karşı çenesinin düşmesi. fazla konuştuğu için kişiyi vuramadan işlerin bozulması,
- ukala ve garibanların en önce ölmesi,
- kolejli gençlerin olduğu eğlenceli filmlerdeki okulun gözde kız grubu, en yakışıklının bulunduğu futbol grubu ve çirkin ördek yavrusu olan kız ya da erkeğin sonunda okulun en gözde kişisi haline gelmesi...
örnekler çoğaltılabilir.
türk filmlerine gelelim:
yeni filmlerin çoğunu izlemedim, onu size bırakıyorum. ben yeşilçam'dan başlıyorum:
- zengin kız - fakir oğlan, fakir kız - zengin oğlan kombinasyonları (ki dizi klişemizdir aynı zamanda bu),
- kapı dinleyen, kötü bir şey duyan ve konuşmanın sonunu dinlemeyip aslında durumun kendi lehine döndüğünü duymadan oradan ayrılan 7 aylık sabırsız... madem ayıp edip kapı dinliyorsun, bari hepsini dinle.
- bir şeyle suçlanan, mesela kocasını aldattığı sanılan kadının, hızlıca 2 kelimeyle kendisini dinletecek can alıcı şeyi itiraf etmek yerine "açıklayabilirim, sandığın gibi değil..." türünden boş laflarla vakit kaybederken terk edilmesi,
- tüm cesaretini toplayıp kötü bir durumu haber verecek kişinin "sana bir şey söylemek zorundayım" dediği sırada "sus! öyle mutluyum ki, şu an hiçbir şeyin bunu bozmasını istemiyorum" diyen ama sonra o gerçeği öğrenince ortalığı "neden daha önce söylemedin" diye ayağa kaldıran saftirik,
- bando mızıka çalan, cıvık mutfak personeli...
türk dizilerine geçeyim:
- mutlaka hastane - karakol - mezarlık üçgeninin varlığı,
- şu videoyu akla getiren evlerde yaşayan "normal" insanlar,
- aynı kişiye aşık olan zibilyon tane kişi ve ille de ara bozmaya çalışacak işler yapmaları,
- içimizi bayan uzun aşk sahneleri,
- komik olmayan komedi sahneleri, bağırıp çağırmayı, cıvıklığı komik sanmak...
yeter, çok yazdım. geri kalanları ve yabancı dizi klişelerini de size bırakıyorum. hint dizilerinden iyi malzeme çıkıyor bu konuda, tüyo vermiş olayım *
(bkz: korku filmi klişeleri), (bkz: türk dizisi klişeleri) gibi bazı başlıklar var ama ben hepsini bir arada toplayıp ayrı ayrı başlık açmamak adına bu şekilde açtım. zira hepsi hakkında diyecek bir çift lafım var.
öncelikle amerikan filmlerinden gelsin;
- yaklaşan bir felaketi herkese anlatan ama kimsenin kendisine inanmadığı bilim insanı,
- 2 adım ötesinde kıyamet kopup dünya yıkılırken bile aşk yaşayan sevimsiz bir çift,
- aklı eski karısında kalmış, tercihen 2 çocuklu bir bilim insanı. film sonunda felaket atlatıldığında genelde barışırlar.
- yine doğal afet konulu filmlerde, işi önceden çözmüş olan bilim insanının çok zeki çocuklarının herkese liderlik edip hayat kurtarması,
- birini vuracak kişinin, silah doğrulttuğu kişiye karşı çenesinin düşmesi. fazla konuştuğu için kişiyi vuramadan işlerin bozulması,
- ukala ve garibanların en önce ölmesi,
- kolejli gençlerin olduğu eğlenceli filmlerdeki okulun gözde kız grubu, en yakışıklının bulunduğu futbol grubu ve çirkin ördek yavrusu olan kız ya da erkeğin sonunda okulun en gözde kişisi haline gelmesi...
örnekler çoğaltılabilir.
türk filmlerine gelelim:
yeni filmlerin çoğunu izlemedim, onu size bırakıyorum. ben yeşilçam'dan başlıyorum:
- zengin kız - fakir oğlan, fakir kız - zengin oğlan kombinasyonları (ki dizi klişemizdir aynı zamanda bu),
- kapı dinleyen, kötü bir şey duyan ve konuşmanın sonunu dinlemeyip aslında durumun kendi lehine döndüğünü duymadan oradan ayrılan 7 aylık sabırsız... madem ayıp edip kapı dinliyorsun, bari hepsini dinle.
- bir şeyle suçlanan, mesela kocasını aldattığı sanılan kadının, hızlıca 2 kelimeyle kendisini dinletecek can alıcı şeyi itiraf etmek yerine "açıklayabilirim, sandığın gibi değil..." türünden boş laflarla vakit kaybederken terk edilmesi,
- tüm cesaretini toplayıp kötü bir durumu haber verecek kişinin "sana bir şey söylemek zorundayım" dediği sırada "sus! öyle mutluyum ki, şu an hiçbir şeyin bunu bozmasını istemiyorum" diyen ama sonra o gerçeği öğrenince ortalığı "neden daha önce söylemedin" diye ayağa kaldıran saftirik,
- bando mızıka çalan, cıvık mutfak personeli...
türk dizilerine geçeyim:
- mutlaka hastane - karakol - mezarlık üçgeninin varlığı,
- şu videoyu akla getiren evlerde yaşayan "normal" insanlar,
- aynı kişiye aşık olan zibilyon tane kişi ve ille de ara bozmaya çalışacak işler yapmaları,
- içimizi bayan uzun aşk sahneleri,
- komik olmayan komedi sahneleri, bağırıp çağırmayı, cıvıklığı komik sanmak...
yeter, çok yazdım. geri kalanları ve yabancı dizi klişelerini de size bırakıyorum. hint dizilerinden iyi malzeme çıkıyor bu konuda, tüyo vermiş olayım *
devamını gör...
din düşmanlığını vatanseverlik sanmak
ulan ortada dinsizliğin daniskası sende, hile sende, yalan iftira sende, talan yağma zulüm sende, diri diri insan yakmaktan, hırsızlıktan oğlancılığa kadar temel belaların hepsi sende kısaca dinsizliğin daniskası sende... ve burayı okuyan değerli yazar sözümün burasından sonrasında ince bir sitemimdir sana
suyun başını tutan bu kahpeliklere yani dincilik patentli bu dinsizliğe teslim olursan, onurunla beraber aklını da kaybedersin. dinci şu sıraladığım bütün ahlaksızlık adı altında işini yapıyor da sana ne oluyor ? kendine gel...
suyun başını tutan bu kahpeliklere yani dincilik patentli bu dinsizliğe teslim olursan, onurunla beraber aklını da kaybedersin. dinci şu sıraladığım bütün ahlaksızlık adı altında işini yapıyor da sana ne oluyor ? kendine gel...
devamını gör...
sözlükte kadın olmak
missss... kimsecikler yürümüyor. efil efil buralar...
devamını gör...
müslüm gürses'i anma gecesi radyo yayını
"tanrım bu dünyayı başka kim yakar
yakarsa dünyayı garipler yakar"

maalesef ki sadece demli çayımla iştirak edeceğim yayındır, beklemedeyiz.
edit : istek yapabiliyorsak isteğim "usta", bi' zahmet..
23:03 itibariyle çalıyor, eyvallah!
yakarsa dünyayı garipler yakar"

maalesef ki sadece demli çayımla iştirak edeceğim yayındır, beklemedeyiz.
edit : istek yapabiliyorsak isteğim "usta", bi' zahmet..
23:03 itibariyle çalıyor, eyvallah!
devamını gör...
hala açıp izlenen türk dizileri
bizimkiler.
devamını gör...
okuduğun bir kitabı pudra şekerine uyarla
insanın pudra şekeri yolculuğu
ınsan pudra şekeri ile yaşar
adı:pudra şekeri
ustalık gerektiren pudra şekeri çekme sanatı
kuyucaklı pudra şekeri
bir pudra şekeri macerası
her yerde pudra şekeri var
aynı pudra şekerinin altında
senden önce pudra şekeri
pudra şekerine fısıldayan adam
pudra şekeri ayarlama enstitüsü
fakat pudra şekeri bu derin bir tutku
hasretinden pudra şekeri eskittim
genç pudra şekerin acıları
pudra şekeri ve pudra şekeri
vadideki pudra şekeri
pudra şekeri uğruna yaptıklarımız
pudra şekeri hırsızı
pudra şekerinin götürdüğü yere git
piraye'de pudra şekeri olmak
pudra şekeri müzesi
bilinmeyen bir pudra şekerinin mektubu
ınsan pudra şekeri ile yaşar
adı:pudra şekeri
ustalık gerektiren pudra şekeri çekme sanatı
kuyucaklı pudra şekeri
bir pudra şekeri macerası
her yerde pudra şekeri var
aynı pudra şekerinin altında
senden önce pudra şekeri
pudra şekerine fısıldayan adam
pudra şekeri ayarlama enstitüsü
fakat pudra şekeri bu derin bir tutku
hasretinden pudra şekeri eskittim
genç pudra şekerin acıları
pudra şekeri ve pudra şekeri
vadideki pudra şekeri
pudra şekeri uğruna yaptıklarımız
pudra şekeri hırsızı
pudra şekerinin götürdüğü yere git
piraye'de pudra şekeri olmak
pudra şekeri müzesi
bilinmeyen bir pudra şekerinin mektubu
devamını gör...
aga bee denilecek şeyler
ulu önder mustafa kemal atatürk’ün erken vefat etmesi.
devamını gör...
sözlükte sürekli bir sözlük yazarının gündem olması
birçok sözlükte var olan durum.
bunu daha çok, insanların kendilerine yapılması durumunda hoşlarına gidecek bir şeyi başkalarına da yapıyor olmaları olarak görüyorum ben. yani nadir durumlar dışında, insanlar yaptıklarının takdir edilmesinden ve bunun açıkça söylenmesinden hoşlanırlar ki bu da gayet normaldir aslında. bu nedenle büyük ihtimalle, iyi niyetli bir şekilde "iyi bir yazar bu. o nedenle hevesinin kırılmaması için, yazmaya teşvik etmek için takdirimi belirteyim, motive edeyim" diye düşünüyor olabilirler.
ben asıl, hiç tanımadığı insanlara hakaret edenlere şaşıyorum. insanları övmek, onları mutlu etmek güzeldir de, durduk yere hakaret edip moral bozmanın kime ne faydası olur? o nedenle boş boş konuşup asap bozacaklarına, bırakalım birbirlerine güzel şeyler yazsınlar derim naçizane.
bunu daha çok, insanların kendilerine yapılması durumunda hoşlarına gidecek bir şeyi başkalarına da yapıyor olmaları olarak görüyorum ben. yani nadir durumlar dışında, insanlar yaptıklarının takdir edilmesinden ve bunun açıkça söylenmesinden hoşlanırlar ki bu da gayet normaldir aslında. bu nedenle büyük ihtimalle, iyi niyetli bir şekilde "iyi bir yazar bu. o nedenle hevesinin kırılmaması için, yazmaya teşvik etmek için takdirimi belirteyim, motive edeyim" diye düşünüyor olabilirler.
ben asıl, hiç tanımadığı insanlara hakaret edenlere şaşıyorum. insanları övmek, onları mutlu etmek güzeldir de, durduk yere hakaret edip moral bozmanın kime ne faydası olur? o nedenle boş boş konuşup asap bozacaklarına, bırakalım birbirlerine güzel şeyler yazsınlar derim naçizane.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
pazar sabahı
bir kriz anıydı yine.. konu hiç değişmiyordu. gece çözdüğünü sandıkları sabaha tekrar uykularından uyanmıştı kabus olarak.
kadın yatağa gitti. cenin pozisyonundaydı yine.. kapalıydı gözleri. böyle anlar da kulağının da kapalı olmasını isterdi, hep. içeri girdi adam. yaklaştı yataktaki kadının yanına.. “özür dilerim” dedi. öpüşler bıraktı. kaşına, gözüne, yüzüne..
kadın gözünü açtı. baktı adama. tekrar kapattı.
adam “özür dilerim” dedi tekrar. bekledi bir süre kadının sessizliğinde.. “kalkmayacak mısın?” dedi adam.
kadın gözlerini açtı. derin bir kuyudan gelir gibiydi sesi.. “kalkarım şimdi” dedi. büzülmekten uyuşmuş tüm bedenini yatağın içinde kıvranarak açarken elini koydu alnına. eli yüzünü kapatıyordu. doğruldu yataktan. ilişti yatağın ucuna.. tekrar uzamaya başlayan saçlarını topladı ve yastığın kenarına tutturduğu minicik tokaya uzandı.
yatağın ayak ucunda duran sabahlığını, sırtına geçirmek için ayağa kalktı.
adam, bir adım geri çekildi.
sırtına geçirdi sabahlığı ile yatağın ucuna oturdu kadın. ellerini kapadı yüzüne.
içinden kopan çığlığı koyverdi..
bir kriz anıydı yine.. konu hiç değişmiyordu. gece çözdüğünü sandıkları sabaha tekrar uykularından uyanmıştı kabus olarak.
kadın yatağa gitti. cenin pozisyonundaydı yine.. kapalıydı gözleri. böyle anlar da kulağının da kapalı olmasını isterdi, hep. içeri girdi adam. yaklaştı yataktaki kadının yanına.. “özür dilerim” dedi. öpüşler bıraktı. kaşına, gözüne, yüzüne..
kadın gözünü açtı. baktı adama. tekrar kapattı.
adam “özür dilerim” dedi tekrar. bekledi bir süre kadının sessizliğinde.. “kalkmayacak mısın?” dedi adam.
kadın gözlerini açtı. derin bir kuyudan gelir gibiydi sesi.. “kalkarım şimdi” dedi. büzülmekten uyuşmuş tüm bedenini yatağın içinde kıvranarak açarken elini koydu alnına. eli yüzünü kapatıyordu. doğruldu yataktan. ilişti yatağın ucuna.. tekrar uzamaya başlayan saçlarını topladı ve yastığın kenarına tutturduğu minicik tokaya uzandı.
yatağın ayak ucunda duran sabahlığını, sırtına geçirmek için ayağa kalktı.
adam, bir adım geri çekildi.
sırtına geçirdi sabahlığı ile yatağın ucuna oturdu kadın. ellerini kapadı yüzüne.
içinden kopan çığlığı koyverdi..
devamını gör...
quasimodo
paskalya'dan sonraki ilk pazar günü -quasimodo günü- nortre dame kilisesi'nde bulunan ve üzerinde "terk edilmiş çocuklar" yazan bir tahta yatağa henüz 4 yaşında çirkin mi çirkin bir çocuk bırakılır. tek gözünün üzerinde kocaman bir siğil vardır, tek bacağı kısadır ve kürek kemiklerinden birisi çıkkındır bu çocuğun. onu bu haliyle gören parisliler "bu canavar halkımıza kötülük getirecek, bu bir iblis" diyerek onun ateşe atılmasını istemişlerse de kilisenin genç papazı claude frollo o "canavar"ı sahiplenir.
evlat edindiği bu çirkin çocuğu vaftiz edip, kâh onu bulduğu günün anısına, kâh da bu isimle zavallı küçük yaratığın ne kadar eksikli ve kusurlu olduğunu belirtmek için ona 'quasimodo' adını verir (quasimodo, latince 'sözde insan görünümlü' demektir) gerçekten de tek gözlü, kambur, çarpık bacaklı quasimodo 'sözde insan görünümlü'dür.
romanda böyle bahsetse de, quasimodo 'sözde insan görünümlü' demek değildir. quasi, "sanki, neredeyse" anlamlarına gelmektedir fakat modo'nun "insan" gibi bir anlamı yoktur.
bütün bunların yanında paskalya'dan sonraki ilk pazar günü söylenen bir ilahide geçen "quasi modo geniti infantes..." sözleri, o güne 'quasi-modo günü' ismini vermiştir. muhtemeldir ki victor hugo da notre dame katedrali'ne bırakılan o çirkin çocuğa isim ararken bu ilahiden esinlenmiştir. ayrıca ilahide geçen "quasi modo geniti infantes" sözleri "yeni doğmuş bebekler gibi" anlamına gelmektedir. burada "modo" kelimesi "mod, tarz, stil, yol, biçim" anlamlarındadır.
evlat edindiği bu çirkin çocuğu vaftiz edip, kâh onu bulduğu günün anısına, kâh da bu isimle zavallı küçük yaratığın ne kadar eksikli ve kusurlu olduğunu belirtmek için ona 'quasimodo' adını verir (quasimodo, latince 'sözde insan görünümlü' demektir) gerçekten de tek gözlü, kambur, çarpık bacaklı quasimodo 'sözde insan görünümlü'dür.
romanda böyle bahsetse de, quasimodo 'sözde insan görünümlü' demek değildir. quasi, "sanki, neredeyse" anlamlarına gelmektedir fakat modo'nun "insan" gibi bir anlamı yoktur.
bütün bunların yanında paskalya'dan sonraki ilk pazar günü söylenen bir ilahide geçen "quasi modo geniti infantes..." sözleri, o güne 'quasi-modo günü' ismini vermiştir. muhtemeldir ki victor hugo da notre dame katedrali'ne bırakılan o çirkin çocuğa isim ararken bu ilahiden esinlenmiştir. ayrıca ilahide geçen "quasi modo geniti infantes" sözleri "yeni doğmuş bebekler gibi" anlamına gelmektedir. burada "modo" kelimesi "mod, tarz, stil, yol, biçim" anlamlarındadır.
devamını gör...
geçmiş
hiç geçmeyendir. üzerine yapışır geçmiş. tabi seni sen yapandır bir yandan. acılarını, sevinçlerini sakladığın zaman dilimidir. ama orada takılı kalmak seni diplere doğru çeker. yapılması gereken, geçmişten ders alıp şimdiyi ve geleceği güzel kılmaya çalışmaktır.
devamını gör...
pk
2014 yılında çekilen, yönetmeni rajkumar hirani olan,başrollerini amir khan, anuşka şarma’nın oynadığı bilim kurgu ve komedi filmidir.
filmin bir müzikal havası da vardır. sözleri anlamlı olan, müziği kıpır kıpır olan sahneleri de vardır. filmin müziklerini ankit tiwari, shantanu moitra, ajay gogavale, atul gogavale hazırladı.
film, bir aşk hikayesi gibi başlar. biri hindistanlı biri pakistanlı iki öğrenci belçika’da karşılaşırlar. ikisi de şiir delisidir. tek bileti kalmış olan bir programa katılmak isterler. onların haline üzüldüklerini sandıkları bir ihtiyar sayesinde, programa katılamayıp, koca bir gün gezerler. filmlerde olur ya, neşeli müzik eşliğinde neredeyse tüm ülkeyi gezerler. öyle bir sahne geçer. sonrasında öğrenirler, iki ayrı dine mensup olduklarını. ordan bir din sorgulaması başlar.
o esnada hindistan’a bir uzay gemisi gelir. uzay gemisinden bir adam çıkar. cem yılmaz’ın uzay filmleri ile dalga geçtiği sahneye yakın bir sahne yaşanır.
sonrası, evine yani gezegenine dönmek isteyen, dünyalık olan hiç bir şeyi, din de dahil, anlayamayan adı sanı olmayan bir uzaylı ile yaşadığı talihsizlik sonucu, hayatına format atmak zorunda kalan, bir haberci kızın maddi manevi arayışı ile geçer.
filmden aklımda kalan replikler
*çarşaf giyip, kuran mı okuyacaksın
*kendi tanrımı bulmam zordu, bende bütün tanrılara inanmaya karar verdim.

her kadının hayatında bir tane sarfaraz, bir tane peekay, bir tane de baba olmak üzere 3 erkek olması gerektiği fikrini veren bolca komik, yer yer hüzünlü, tamamında sürprizli bir kült bir filmdir.
bir dost tavsiyesi üzerine izlediğim, beğenmekle kalmayıp üstüne tanım girmeyi kendime vazife ettiğim filmdir.
filmin bir müzikal havası da vardır. sözleri anlamlı olan, müziği kıpır kıpır olan sahneleri de vardır. filmin müziklerini ankit tiwari, shantanu moitra, ajay gogavale, atul gogavale hazırladı.
film, bir aşk hikayesi gibi başlar. biri hindistanlı biri pakistanlı iki öğrenci belçika’da karşılaşırlar. ikisi de şiir delisidir. tek bileti kalmış olan bir programa katılmak isterler. onların haline üzüldüklerini sandıkları bir ihtiyar sayesinde, programa katılamayıp, koca bir gün gezerler. filmlerde olur ya, neşeli müzik eşliğinde neredeyse tüm ülkeyi gezerler. öyle bir sahne geçer. sonrasında öğrenirler, iki ayrı dine mensup olduklarını. ordan bir din sorgulaması başlar.
o esnada hindistan’a bir uzay gemisi gelir. uzay gemisinden bir adam çıkar. cem yılmaz’ın uzay filmleri ile dalga geçtiği sahneye yakın bir sahne yaşanır.
sonrası, evine yani gezegenine dönmek isteyen, dünyalık olan hiç bir şeyi, din de dahil, anlayamayan adı sanı olmayan bir uzaylı ile yaşadığı talihsizlik sonucu, hayatına format atmak zorunda kalan, bir haberci kızın maddi manevi arayışı ile geçer.
filmden aklımda kalan replikler
*çarşaf giyip, kuran mı okuyacaksın
*kendi tanrımı bulmam zordu, bende bütün tanrılara inanmaya karar verdim.

her kadının hayatında bir tane sarfaraz, bir tane peekay, bir tane de baba olmak üzere 3 erkek olması gerektiği fikrini veren bolca komik, yer yer hüzünlü, tamamında sürprizli bir kült bir filmdir.
bir dost tavsiyesi üzerine izlediğim, beğenmekle kalmayıp üstüne tanım girmeyi kendime vazife ettiğim filmdir.
devamını gör...
kadına şiddet uygulayan erkek
şiddetin hiçbir şekli kabul edilemez. kime yapıldığının önemi yoktur. kültürle, zenginlikle değil tamamiyle insanlık ve vicdanlı olmakla ilgilidir. affedilemez! (bkz: aile içi şiddet)
devamını gör...
