kendinden 39 kat büyük 300 yıllık vazoyu araştıran faruk
şaka gibi ama değil. tam zaytung haberi ama gerçek.
üniversite adayları yks'nin ilk sınav oturumunda terlerini bugün döktü. sınavdan çıkmaya başlayan adaylar sosyal medyada sınavı eleştirdi. adaylar arasında en çok konuşulan 'kendinden 39 kat büyük 300 yıllık vazoyu arayan faruk' sorusu oldu.buradan
üniversite adayları yks'nin ilk sınav oturumunda terlerini bugün döktü. sınavdan çıkmaya başlayan adaylar sosyal medyada sınavı eleştirdi. adaylar arasında en çok konuşulan 'kendinden 39 kat büyük 300 yıllık vazoyu arayan faruk' sorusu oldu.buradan
devamını gör...
3 gündür yıkanmayan bulaşık
kernel panic ukdesi
alıp, çöpe atılası bulaşık. off kokusu burnuma geldi. illa yıkarım derseniz, bool çamaşır sulu bir bulaşık suyu yapıp, önce orada ovup, makineye atıp yıkayın bari. kokusu içine işlemiştir yoksa. of of.
alıp, çöpe atılası bulaşık. off kokusu burnuma geldi. illa yıkarım derseniz, bool çamaşır sulu bir bulaşık suyu yapıp, önce orada ovup, makineye atıp yıkayın bari. kokusu içine işlemiştir yoksa. of of.
devamını gör...
kapaklı samsung telefon
samsung’un e1150 modelinin halk arasındaki adıdır ya da öyle olmalıdır, en azından benim için.

günümüzün çok amaçlı telefonlarından çok ama çok farklı olan bu telefon tam bir görev insanı gibidir. verilen işi layıkıyla yerine getirir. onu da yapayım, bunu da yapayım demez. haddini bilir, kendini tanır ve tabii ki tevazu sahibidir.
biraz asosyal olduğunu kabul edebiliriz ama bu nitelemeyi olumsuz anlamda kullanamayız. sosyal medya platformlarına asla yüz vermez. mesajlaşma programları ile arası hiç ama hiç hoş değildir. sadece standart sms kullanımı kendisi ve sahibi için yeterlidir.
bir sohbet esnasında yenmiş elmalı, insanları birbirine bağlama temalı, güllü dallı telefonlar gibi masada yerini almak yerine usulca sahibinin onu koyduğu yerde bekler bir graham bell evladı ararsa ses vermek üzere.
çok ihtimam da istemez. atsan kırılmaz, satsan alınmaz. dayanıklıdır; yanmaz yapışmaz. ayrıca kullanışlıdır da. ama belli ritüeller gerektirir. eğer kapaklı samsung kullanıyorsanız yaptığınız konuşma bitince telefonun kapağını çenenizle kapatmanız gerekir.

evet belki mazide kaldı kapaklı samsung ama marka sadakatine verdiğimiz önem gereği onu unutmayacağız. değiştirdiğimiz bütün telefonlar yenisini elimize alır almaz unutulurken kapaklı samsung unutulmaz.
bu da elmagillere kapak olsun.

günümüzün çok amaçlı telefonlarından çok ama çok farklı olan bu telefon tam bir görev insanı gibidir. verilen işi layıkıyla yerine getirir. onu da yapayım, bunu da yapayım demez. haddini bilir, kendini tanır ve tabii ki tevazu sahibidir.
biraz asosyal olduğunu kabul edebiliriz ama bu nitelemeyi olumsuz anlamda kullanamayız. sosyal medya platformlarına asla yüz vermez. mesajlaşma programları ile arası hiç ama hiç hoş değildir. sadece standart sms kullanımı kendisi ve sahibi için yeterlidir.
bir sohbet esnasında yenmiş elmalı, insanları birbirine bağlama temalı, güllü dallı telefonlar gibi masada yerini almak yerine usulca sahibinin onu koyduğu yerde bekler bir graham bell evladı ararsa ses vermek üzere.
çok ihtimam da istemez. atsan kırılmaz, satsan alınmaz. dayanıklıdır; yanmaz yapışmaz. ayrıca kullanışlıdır da. ama belli ritüeller gerektirir. eğer kapaklı samsung kullanıyorsanız yaptığınız konuşma bitince telefonun kapağını çenenizle kapatmanız gerekir.

evet belki mazide kaldı kapaklı samsung ama marka sadakatine verdiğimiz önem gereği onu unutmayacağız. değiştirdiğimiz bütün telefonlar yenisini elimize alır almaz unutulurken kapaklı samsung unutulmaz.
bu da elmagillere kapak olsun.
devamını gör...
tımar sistemi
osmanlı devlet anlayışına göre her tımar, tımar sahibi için hem bir ödül, hem bir yükümlülüktü. savaşta verilen askeri hizmetler için bir ödül, daha sonra verilecek askeri hizmetler için ise bir yükümlülük. her iki unsur da zorunlu ve haklı olarak birbirleriyle etkileşim içindeydiler ve birbirlerinden ayrı olarak düşünülmesi olanaksızdı. ödül ne kadar büyükse yükümlülüğüde o denli büyüktü.
osmanlı askeri sisteminin esas ilkesini oluşturan bu ana fikre göre, sipahi dirlikleri – ki aslında dirliklerin hepsi sipahi dirlikleri idi- küçük ve büyük dirlikler, yani tımarlar ve zeametler olarak ikiye ayrılıyorlardı. dirlik sahipleri, yani sipahiler, o veya bu sınıfa ait olmakla birlikte tımarlı sipahi ve zaim olarak adlandırılıyordu. sahibine yılda 3 ila 20 bin akçe arasında gelir sağlayan dirlikler tımar, 20 ila 100 bin akçe arasında gelir sağlayan dirlikler ise zeamet olarak adlandırılıyorlardı. verecekleri askeri hizmetlerde buna göre hesaplanıyordu.
3 bin akçe veya 60 duka geliri olan bir tımara sahip olan, yalnızca tam teçhizatlı tek bir süvari sağlıyordu, yani kısaca sefere bizzat katılmak zorundaydı. daha yüksek gelire sahip olan sipahiler ise gelirleri 100 bin akçenin üzerindeyse her 5 bin akçe için tam teçhizatlı bir süvari yollamak zorundaydılar ki, bir tımarlı sipahi orduya kimi zaman orduya 4, bir zaim ise 19 kadar asker gönderip aynı zamanda bunların geçimini sağlıyordu.
tımarların sayısı ile birlikte tabii ki cebeli sayısı da artıyordu. kanuni sultan süleyman ve sultan 2. selim dönemlerinde sayıları 130 bin sipahiye kadar çıkmıştı ki, bunlardan rumeli’de 60 bin tımara düşen cebeli sayısı 80 bin, anadolu’ya düşen cebeli sayısı ise tam net olmamakla birlikte 50 bin civarındaydı. 1581 yılında iran’da yapılan fetihler sebebiyle sipahi sayısı 150 bin kadar tahmin edilirken, 10 yıl sonra tarihçi lorenzo bernardo bu sayıyı 200 bin civarı olarak belirtmiş hatta daha yüksek olabileceğini yazmıştır.
aynı dönemde yazan başka bir kaynak, iran’da yapılan fetihlerden dolayı, mevcut olan 200 bin sipahiye ayrıca 400 bin sipahi daha eklendiğini belirtmekteydi ki, böylece yalnızca tımarlardan toplanan cebelilerle birlikte neredeyse yarım milyon sipahi biraraya getirilmiş olurdu. halbuki burada muhtemelen kağıt üzerinde, gerçekte sefere çıkanların sayısından çok daha büyük bir rakam verilmişti. zira iran’da fethedilen yerlerde yeni tımarlar oluşturmak çok zor hatta imkansız olduğu kanıtlanmış bir gerçektir. osmanlı ordusunda bu ıssız, çoraklaşmış topraklarda, üstelik orduya cebeli gönderme yükümlülüğü altında tımar sahibi olmak isteyen yoktu. buralarda gerekli sayıda at beslemek için bile yeterli imkan mevcut değildi.
16. yüzyıl sonlarına doğru tımarlı sipahi sayısı doruk noktasına erişmişti. ertesi yüzyılda ise sayıları gitgide düşecekti. tımar sisteminin gitgide gerilemesi, tabii ki bu yükümlülüğü yerine getiren sipahi sayısını da düşürüyordu. 17. yüzyılın ilk çeyreğinde, bu hususta artık kesin bilgiler vermek mümkün değildi. kesin olan bir şey varsa o da 17.yüzyılın ortalarında tımarlı sipahi sayısının ancak 100 bin kadar olduğu ve bunlardan da savaş alanına daha azının geldiğiydi.
başlangıçta tımar sistemi saflığını ve gücünü muhafaza ettiği sürece, sipahiler gerçekten de oldukça gösterişli ve ihtişamlı bir sınıf ve aynı zamanda osmanlı atlı birliklerinin çekirdeğini oluşturan bir güçtü. sipahiler genelde, rumeli sipahilerinden ziyade görüldüğü üzere, yay ve ok, hafif bir mızrak, bir muharebe kılıcı kimi zaman demirden bir topuz ve tek savunma silahı olarak yuvarlak bir kalkan taşırlardı. başlarını genel olarak ilk zamanlar sarıkları örtüyordu.
miğfer ve zırh başlangıçta pek tercih edilmiyordu, fakat zamanla ordu modernize bir hale geldikçe kullanılmıştır. en soylulardan seçilen muharebe atı, sipahinin gururu en güzel süsü ve onu beslemek en büyük en büyük zevkiydi. atına olması gerektiği gibi bakmayan veya silahlarının bakımını yapmayan sipahi hemen azledilir ve tımarı elinden alınırdı. yine de rumeli sipahilerine, atları daha kötü, kendileri daha dirençsiz ve savaşta daha deneyimsiz oldukları düşünülen anadolu sipahilerine kıyasla genelde öncelik tanınıyordu.
eski geleneklerin katılığı ve kadim kanunların ruhu ile ayakta tutulduğu sürece, ordunun teşekkülü bir bütün olarak mükemmeldi. rumeli ve anadolu beylerbeyleri, biri avrupa biri asya kıtasında olmak üzere, orduyu yönetiyorlardı. rumeli beylerbeyinin paşa sancağı bosna, anadolu beylerbeyinin paşa sancağı ise kütahya idi. her iki ordu bir araya geldi zaman başkomutanlık rumeli beylerbeyine aitti. padişahın yokluğunda ayrıca bir serdar tayin edilmediyse bütün sorumluluk rumeli beylerbeyine aitti. hatta ilginçtir ki şehzadeler dahi bir sefere katıldıkları vakit rumeli beylerbeyinin emrine itaat etmek zorundalardı. rütbesinin işareti olarak ordugahta, yalnızca padişaha, oğullarına ve vezirlere ait bir onu işareti olan “kırmızı çadır” kurardı.
söz konusu iki beylerbeyinin başkomutanlığı altında ikinci dereceden beylerbeyleri ve sancakbeyleri, yine bunların altında alaybeyleri, çeribaşıları, sürücübaşıları ve subaşılar, mevcudu her birine tahsis edilen sancağın büyüklüğüne ve önemine bağlı olan müfrezeleri, sancakları ve alayları yönetiyorlardı. böylece örneğin 16.yüzyıl ortalarında karaman ile diyarbakır beylerbeylerinden her biri sefere 15 bin ve amasya beylerbeyi 10 bin sipahi gönderirken, rütbe olarak bunlardan çok yüksek olmasına rağmen anadolu beylerbeyinin doğrudan emri altında yalnızca 8 bin sipahi bulunuyordu. aynı husus, beylerbeylerin emri altında olup, duruma göre sefere cebeli ile birlikte 300 ile 1000 arasında değişen sipahi göndermek zorunda olan sancakbeyleri içinde geçerliydi. o dönemlerde en değerli sipahiler macaristanda, mora’da ve bosna beylerbeyinin emrindeki sancakların sipahileriydi.
sipahilerin başındaki komutanların ücretleri de buna göre tahsis olunuyordu. bunlar kısmen gelirleri 100 bin akçe üzerindeki zeametlerden, kısmen de kendilerine bunun dışında geçimlerini sağlamak üzere devredilip gelirleri ilgili komutanın değerine göre tespit edilen ama hepsi iyi bir gelire sahip olan haslardan oluşuyordu. yüksek rütbeli komutanlık makamlarına atamalar yalnızca divan-ı hümayun tarafından yapılıyordu. ilgili sancağın bunun için kendisine 100, 200 duka veya daha fazla ücret ödenen miralem tarafından tarafından merasimle teslim edilişi, beylerbeyinin veya sancak beyinin resmen makamına getirilişinin simgesiydi.
savaş çıktığında, dolayısıyla sefer borusu çaldığında herkes hazır ve donanımlı olmak zorundaydı. her zaim veya tımarlı sipahi, emri altında olan tüm sipahiler ile birlikte ilgili sancak komutanının sancağı altında toplanırdı. sancakbeyi, sancağına ait olan birlikleri, beylerbeyi tarafından belirlenen toplanma yerine getirirdi ve kısa bir süre sonra sipahilerin tamamı vezirlerin ya da padişahın bizzat emirlerine beklemek üzere, tam teçhizatlı bir halde silah altında olurdu. zira her tımarlı sipahi, barış zamanlarında da kendi tımarının bulunduğu yerde yaşamak zorundaydı. tımarını terk etmesi halinde bu tımar elinden alınırdı ve başkasının kendi lehine feragat etmesi sayesinde üçüncü bir kişinin tımarını ele geçirmeyi başaramadığı takdirde ancak iki yıl geçtikten sonra yeni bir tımara sahip olabilirdi.
bu şekilde sürekli savaşa hazır, iyi teçhiz edilmiş ve yüksek moral ayrıca itaat sayesinde bir arada tutulan süvari birliklerini, o dönemde dünyada başka hiçbir hükümdar savaş meydanına çıkarmayı başaramazdı, hatta bazı hristiyan tarihçilere göre hristiyanların tamamı bir araya gelse bunu yine başaramazlardı. zira yılda bunun nerden baksanız 25 milyon altın gibi bir maliyeti olurdu. bununla bağlantılı diğer masrafları bir kenara bırakacak olsalar dahi bu kadar büyük miktarda parayı bir araya getiremezlerdi.
tımar sisteminin bozulmaya başlaması ise 17.yüzyıl başlarında başlamıştır. maliyeci ve istatistikçi ayn ali’nin sultan 1.ahmed döneminde hazırladığı kanunnamede şikayet ettiği üzere, tımarların ilk zamanlarda tımar sahibi sipahilerin çocuklarından başklarına devredilmesi imkansızken, artık en alt tabakalardan olan beceriksizlerin de tımar üzerinde hak iddia etmeleri ve eski düzenlemelere artık hiç ihtiyaç duyulmaması çok erken zamanlarda baş gösterdi. halbuki tımar defterlerinin hep beylerbeylerinin elinde kaldığından, tımarların kayıt altına alınması da bu musibeti ortadan kaldırmaya yeterli olmuyordu. bir kez başlayan suistimaller kısa zamanda yaygınlaştı ve gitgide kötüleşti. sonunda çok vahim hale gelip, bir çok zorbalığa sebep oldu.
beylerbeylerinin musahibleri için sahiplerinin erken ölümünden dolayı mahlul olan tımarlar yoksa sevilmeyen sipahiler veya subaşılar herhangi bir gerekçe gösterilmeden, genelde reaya veya müslüman olmayan ailelerin çocukları olarakbu tımarları haksızca ve adeta birer yabancı olarak ele geçirdikleri bahanesiyle tımarlarından yoksun bırakılıyorlardı. bu şekilde mağdur olanlar, yapılan haksızlıklara dair şikayetlerini divan’a taşıyabiliyorlarsa kendilerini şanslı sayabilirlerdi. kesin olan bir şey varsa bu düzensizliklerin 16. yüzyılda ilk olarak ortaya çıkmasıydı ve bunun sonucunda kanuni sultan süleyman çok sert önlemler almak zorunda kaldı.
osmanlı tımar sisteminde yapılan bu önemli ıslahata, önce beylerbeylerin elinde bulunan tüm tımar defterlerini istanbula getirip bunların suretlerini hazırlamak ve bunları titizlikle inceledikten sonra miri hazinede muhafaza altına almakla başlandı. bunun üzerine 1530 yılında o dönem rumeli beylerbeyi olan mustafa paşa’ya, mukaddime kısmında dendiği gibi, “tımarların düzenlenmesi” yani tımarların tevcihi ve veraseti hususunda iyice çoğalan suistimalleri durdurmak ve tüm meseleyi gelecek için kanunen düzenlemek amacıyla gönderilen ayrıntılı bir kanunname çıkartıldı. kanuni sultan süleyman’ın devletin iç idaresi ile alakalı şüphesiz en önemli abidelerinden biri olan bu fevkalade belge, gelecekte çıkarılan tüm kanunnamelere esas oluşturan yazılı osmanlı tımar kanununun temeli olarak kabul edilir.
bu hususta yapılan tüm şikayetleri ve husumetleri bir defada ortadan kaldırmak için, öncelikle gönderilen tımar defterlerinde kanunnamenin çıkartıldığı gün olan 20 şubat 1531’e kadar kaydolunan tüm tımarların, ellerinden beratları alınmış olsa bile, ister sipahinin kendisi isterse de oğlu olsun, istihkak sahiplerine verilerek onaylanması emrediliyordu. tüm sancak beylerine derhal suret gönderilecek ve imparatorluğun her yerinde tellallar aracılığıyla ilan edilecek olan bu emir, hemen ve ağır cezalar altında yerine getirilecekti. gelecekte de benzer suistimallerin önünü kesmek için, beylerbeylerinin tımar tevcih etme hakkı önemli ölçüde sınırlandırıldı ve ırsı veraset hususu daha kesin bir biçimde düzenlendi.
bu kanunnamenin diğer hükümleri, genel olarak tımarların bölünmesini önlemeye yöneliktiler. bilhassa hiçbir tımar sahibi, tımarının yarısını bir başkası ile değiştiremezdi. yalnızca bütün ve bölünmemiş tımarların takasına izin vardı. ve ayrıca beylerbeylerinin cezai yetkileri sınırlandırıldı, her türlü suistimali divan’a bildirmesi şart koşuldu. divan gerekli ihbarı aldığında gereğini en sert şekilde yapıyordu.
kanuni sultan süleyman’ın 1530 tarihli tımar kanununun ana hatları bunlardı. yine de mevcut suistimalleri kökünden kurutmaya yetmiyordu. zira sultan süleyman defalarca daha çıkardığı fermanlar ile bunları hatırlatmak ve daha da katılaştırmak zorunda kalmıştı. bu fermanların en ünlüsü o dönem rumeli beylerbeyi lütfi paşa’ya gönderilen ve suistimal edenlerin en sert şekilde cezalandırılmasını isteyen fermandır.
tüm bu tımar kanunları ne kadar katı olurlarsa olsunlar, gitgide daha derinlere inen suistimalleri önlemeye ve tımar sisteminin daha da bozulmasını engellemeye yetmediler. sultan 2.selim’in ilk hükümdarlık yılında (1566), bilhassa tımarların sınırsız olarak bölünmelerine ve buna karşı düzensizliklere karşı ciddi şekilde tedbirler alınmak zorunda kalındı. bir beylerbeyi yakınlarına bir lütufta bulunmak için, herhangi bir gerekeçeye lüzum görmeksizin, boş kalan bir tımarın bir parçasını ayırıyor ve bununla başka bir tımarı büyütüyordu. neticede bu durum öyle ilerlemişti ki, ilgili kanunnamede belirtildiği gibi 10 bin ile 15 bin akçelik bütün bir tımar kalmamıştı ve tımar sistemi büyük bir karışıklık içine girmişti. bu şekilde gelirleri azaltılan tımar sahipleri, küçültülen tımarlarından gelen gelirlerini tebaaya baskıyla artırma yoluna gidiyorlardı.
sultan 2.selim, bu musibetlere biraz olsun dur demek için, büyük hizmetlerde bulunmuş tımar sahiplerini ödüllendirmek amacıyla bile olsa, tımar gelirlerin asla 500 akçeden fazla artırılamayacağını ve tımarların hiçbir surette bölünemeyeceğini emretti. hatta bir tımar sahibi hiçbir surette iki tımara birden sahip olamayacaktı. gelirlerini artırmaya layık görülen bir kişi, yalnızca bir küçük tımardan daha büyük bir tımara terfi edecekti.
bu yeni kanunname çoğunlukla “beratlarının arkasına sahte isimler yazarak kendilerine ait olmayan tımarlara girmek” sureti ile sahte beratlarla yapılan suistimallere karşı tedbirler getiriyordu.
sultan 3. murad, en azından tımar sisteminde görülen bu bozulmayı sona erdirmek gibi iyi bir niyete sahipti. tabi bu esnada bilhassa miri hazinenin menfaatlerini gözetiyordu. şansına yanında daha manisa’da sancakbeyi olarak bulunduğu dönemlerde, güvenini tamamen kazanmış ve musibetin köküne inmek konusunda korkusu olmayan “kara üveys paşa” gibi bir defterdara sahipti.
hükümdarlığının ilk yılında (1575), mesela 3 bin akçelik bir tımarda 1500 akçe tutarında bir harç karşılığında tüm tımarlar yenilenmek zorunda kalındı. her bir tımarın değeri bu esnada defterde mevcut tımar sahibinin adının yanına altın harflerle yazıldı. böylece başlangıçta en azından genel bir bakış ve gelecek ıslahatlar için bir temel oluşturuldu.
yaklaşık bir yıl sonra sultan 3.murad, “işlerin nasıl yürütüldüğünü ve kendi adamları tarafından nasıl dolandırıldığını görmek” üzere tğm tımar defterlerinin kendisine arz edilmesini istedi. tabii bu esnada tımarların ve zeametlerin defterlerde kayıtlı değerleri ileo dönemin tımar sahipleri olan beylerbeylerinin, sancakbeylerinin, subaşılarının ve sipahilerinin gerçek gelirleri arasındaki bariz gelir farkları ortaya çıktı. tımarın yasal değerinin üzerindeki fazlalıklar hiçbir uyarı dahi yapılmaksızın hazineye gelir olarak kaydedildi ve bu hamle hazineye o yıl 2 milyon duka altınının fazladan girmesini sağladı.
tımarların bu ıslahatı rumeli ile sınırlı kalmayıp macaristan’a kadar uzandı. bu durum haliyle dikkat çekti ve defterdar kara üveys paşa devlet erkanının içinden ciddi düşmanlar edindi. tüm bu olumsuzluklara rağmen sultan 3.murad defterdarını herkese karşı koruyordu.
hatta bir ara kendisine gelip defterdarı şikayet eden sadrazam sokullu mehmed paşayı, başı omuzlarının üzerinde görevine devam etmek istiyorsa defterdarı rahat bırakmasını tavsiye ederek tatlı sert bir şekilde uyarmıştı.
bu gibi tedbirlerinin hazineye epey bir yardımı olmuşsa da tımar sisteminde ki bozulmaları ortadan kaldırmaya yetmemiştir. tebaa üzerinde ki baskılar, toprakların sömürülmesi devam ediyor ve askerlik hizmeyi gitgide bozuluyordu.
tımar sistemi bu şekilde iki ileri bir geri 1839 yılına kadar devam etmiş ve tanzimat fermanı ile kaldırılmıştır.
osmanlı askeri sisteminin esas ilkesini oluşturan bu ana fikre göre, sipahi dirlikleri – ki aslında dirliklerin hepsi sipahi dirlikleri idi- küçük ve büyük dirlikler, yani tımarlar ve zeametler olarak ikiye ayrılıyorlardı. dirlik sahipleri, yani sipahiler, o veya bu sınıfa ait olmakla birlikte tımarlı sipahi ve zaim olarak adlandırılıyordu. sahibine yılda 3 ila 20 bin akçe arasında gelir sağlayan dirlikler tımar, 20 ila 100 bin akçe arasında gelir sağlayan dirlikler ise zeamet olarak adlandırılıyorlardı. verecekleri askeri hizmetlerde buna göre hesaplanıyordu.
3 bin akçe veya 60 duka geliri olan bir tımara sahip olan, yalnızca tam teçhizatlı tek bir süvari sağlıyordu, yani kısaca sefere bizzat katılmak zorundaydı. daha yüksek gelire sahip olan sipahiler ise gelirleri 100 bin akçenin üzerindeyse her 5 bin akçe için tam teçhizatlı bir süvari yollamak zorundaydılar ki, bir tımarlı sipahi orduya kimi zaman orduya 4, bir zaim ise 19 kadar asker gönderip aynı zamanda bunların geçimini sağlıyordu.
tımarların sayısı ile birlikte tabii ki cebeli sayısı da artıyordu. kanuni sultan süleyman ve sultan 2. selim dönemlerinde sayıları 130 bin sipahiye kadar çıkmıştı ki, bunlardan rumeli’de 60 bin tımara düşen cebeli sayısı 80 bin, anadolu’ya düşen cebeli sayısı ise tam net olmamakla birlikte 50 bin civarındaydı. 1581 yılında iran’da yapılan fetihler sebebiyle sipahi sayısı 150 bin kadar tahmin edilirken, 10 yıl sonra tarihçi lorenzo bernardo bu sayıyı 200 bin civarı olarak belirtmiş hatta daha yüksek olabileceğini yazmıştır.
aynı dönemde yazan başka bir kaynak, iran’da yapılan fetihlerden dolayı, mevcut olan 200 bin sipahiye ayrıca 400 bin sipahi daha eklendiğini belirtmekteydi ki, böylece yalnızca tımarlardan toplanan cebelilerle birlikte neredeyse yarım milyon sipahi biraraya getirilmiş olurdu. halbuki burada muhtemelen kağıt üzerinde, gerçekte sefere çıkanların sayısından çok daha büyük bir rakam verilmişti. zira iran’da fethedilen yerlerde yeni tımarlar oluşturmak çok zor hatta imkansız olduğu kanıtlanmış bir gerçektir. osmanlı ordusunda bu ıssız, çoraklaşmış topraklarda, üstelik orduya cebeli gönderme yükümlülüğü altında tımar sahibi olmak isteyen yoktu. buralarda gerekli sayıda at beslemek için bile yeterli imkan mevcut değildi.
16. yüzyıl sonlarına doğru tımarlı sipahi sayısı doruk noktasına erişmişti. ertesi yüzyılda ise sayıları gitgide düşecekti. tımar sisteminin gitgide gerilemesi, tabii ki bu yükümlülüğü yerine getiren sipahi sayısını da düşürüyordu. 17. yüzyılın ilk çeyreğinde, bu hususta artık kesin bilgiler vermek mümkün değildi. kesin olan bir şey varsa o da 17.yüzyılın ortalarında tımarlı sipahi sayısının ancak 100 bin kadar olduğu ve bunlardan da savaş alanına daha azının geldiğiydi.
başlangıçta tımar sistemi saflığını ve gücünü muhafaza ettiği sürece, sipahiler gerçekten de oldukça gösterişli ve ihtişamlı bir sınıf ve aynı zamanda osmanlı atlı birliklerinin çekirdeğini oluşturan bir güçtü. sipahiler genelde, rumeli sipahilerinden ziyade görüldüğü üzere, yay ve ok, hafif bir mızrak, bir muharebe kılıcı kimi zaman demirden bir topuz ve tek savunma silahı olarak yuvarlak bir kalkan taşırlardı. başlarını genel olarak ilk zamanlar sarıkları örtüyordu.
miğfer ve zırh başlangıçta pek tercih edilmiyordu, fakat zamanla ordu modernize bir hale geldikçe kullanılmıştır. en soylulardan seçilen muharebe atı, sipahinin gururu en güzel süsü ve onu beslemek en büyük en büyük zevkiydi. atına olması gerektiği gibi bakmayan veya silahlarının bakımını yapmayan sipahi hemen azledilir ve tımarı elinden alınırdı. yine de rumeli sipahilerine, atları daha kötü, kendileri daha dirençsiz ve savaşta daha deneyimsiz oldukları düşünülen anadolu sipahilerine kıyasla genelde öncelik tanınıyordu.
eski geleneklerin katılığı ve kadim kanunların ruhu ile ayakta tutulduğu sürece, ordunun teşekkülü bir bütün olarak mükemmeldi. rumeli ve anadolu beylerbeyleri, biri avrupa biri asya kıtasında olmak üzere, orduyu yönetiyorlardı. rumeli beylerbeyinin paşa sancağı bosna, anadolu beylerbeyinin paşa sancağı ise kütahya idi. her iki ordu bir araya geldi zaman başkomutanlık rumeli beylerbeyine aitti. padişahın yokluğunda ayrıca bir serdar tayin edilmediyse bütün sorumluluk rumeli beylerbeyine aitti. hatta ilginçtir ki şehzadeler dahi bir sefere katıldıkları vakit rumeli beylerbeyinin emrine itaat etmek zorundalardı. rütbesinin işareti olarak ordugahta, yalnızca padişaha, oğullarına ve vezirlere ait bir onu işareti olan “kırmızı çadır” kurardı.
söz konusu iki beylerbeyinin başkomutanlığı altında ikinci dereceden beylerbeyleri ve sancakbeyleri, yine bunların altında alaybeyleri, çeribaşıları, sürücübaşıları ve subaşılar, mevcudu her birine tahsis edilen sancağın büyüklüğüne ve önemine bağlı olan müfrezeleri, sancakları ve alayları yönetiyorlardı. böylece örneğin 16.yüzyıl ortalarında karaman ile diyarbakır beylerbeylerinden her biri sefere 15 bin ve amasya beylerbeyi 10 bin sipahi gönderirken, rütbe olarak bunlardan çok yüksek olmasına rağmen anadolu beylerbeyinin doğrudan emri altında yalnızca 8 bin sipahi bulunuyordu. aynı husus, beylerbeylerin emri altında olup, duruma göre sefere cebeli ile birlikte 300 ile 1000 arasında değişen sipahi göndermek zorunda olan sancakbeyleri içinde geçerliydi. o dönemlerde en değerli sipahiler macaristanda, mora’da ve bosna beylerbeyinin emrindeki sancakların sipahileriydi.
sipahilerin başındaki komutanların ücretleri de buna göre tahsis olunuyordu. bunlar kısmen gelirleri 100 bin akçe üzerindeki zeametlerden, kısmen de kendilerine bunun dışında geçimlerini sağlamak üzere devredilip gelirleri ilgili komutanın değerine göre tespit edilen ama hepsi iyi bir gelire sahip olan haslardan oluşuyordu. yüksek rütbeli komutanlık makamlarına atamalar yalnızca divan-ı hümayun tarafından yapılıyordu. ilgili sancağın bunun için kendisine 100, 200 duka veya daha fazla ücret ödenen miralem tarafından tarafından merasimle teslim edilişi, beylerbeyinin veya sancak beyinin resmen makamına getirilişinin simgesiydi.
savaş çıktığında, dolayısıyla sefer borusu çaldığında herkes hazır ve donanımlı olmak zorundaydı. her zaim veya tımarlı sipahi, emri altında olan tüm sipahiler ile birlikte ilgili sancak komutanının sancağı altında toplanırdı. sancakbeyi, sancağına ait olan birlikleri, beylerbeyi tarafından belirlenen toplanma yerine getirirdi ve kısa bir süre sonra sipahilerin tamamı vezirlerin ya da padişahın bizzat emirlerine beklemek üzere, tam teçhizatlı bir halde silah altında olurdu. zira her tımarlı sipahi, barış zamanlarında da kendi tımarının bulunduğu yerde yaşamak zorundaydı. tımarını terk etmesi halinde bu tımar elinden alınırdı ve başkasının kendi lehine feragat etmesi sayesinde üçüncü bir kişinin tımarını ele geçirmeyi başaramadığı takdirde ancak iki yıl geçtikten sonra yeni bir tımara sahip olabilirdi.
bu şekilde sürekli savaşa hazır, iyi teçhiz edilmiş ve yüksek moral ayrıca itaat sayesinde bir arada tutulan süvari birliklerini, o dönemde dünyada başka hiçbir hükümdar savaş meydanına çıkarmayı başaramazdı, hatta bazı hristiyan tarihçilere göre hristiyanların tamamı bir araya gelse bunu yine başaramazlardı. zira yılda bunun nerden baksanız 25 milyon altın gibi bir maliyeti olurdu. bununla bağlantılı diğer masrafları bir kenara bırakacak olsalar dahi bu kadar büyük miktarda parayı bir araya getiremezlerdi.
tımar sisteminin bozulmaya başlaması ise 17.yüzyıl başlarında başlamıştır. maliyeci ve istatistikçi ayn ali’nin sultan 1.ahmed döneminde hazırladığı kanunnamede şikayet ettiği üzere, tımarların ilk zamanlarda tımar sahibi sipahilerin çocuklarından başklarına devredilmesi imkansızken, artık en alt tabakalardan olan beceriksizlerin de tımar üzerinde hak iddia etmeleri ve eski düzenlemelere artık hiç ihtiyaç duyulmaması çok erken zamanlarda baş gösterdi. halbuki tımar defterlerinin hep beylerbeylerinin elinde kaldığından, tımarların kayıt altına alınması da bu musibeti ortadan kaldırmaya yeterli olmuyordu. bir kez başlayan suistimaller kısa zamanda yaygınlaştı ve gitgide kötüleşti. sonunda çok vahim hale gelip, bir çok zorbalığa sebep oldu.
beylerbeylerinin musahibleri için sahiplerinin erken ölümünden dolayı mahlul olan tımarlar yoksa sevilmeyen sipahiler veya subaşılar herhangi bir gerekçe gösterilmeden, genelde reaya veya müslüman olmayan ailelerin çocukları olarakbu tımarları haksızca ve adeta birer yabancı olarak ele geçirdikleri bahanesiyle tımarlarından yoksun bırakılıyorlardı. bu şekilde mağdur olanlar, yapılan haksızlıklara dair şikayetlerini divan’a taşıyabiliyorlarsa kendilerini şanslı sayabilirlerdi. kesin olan bir şey varsa bu düzensizliklerin 16. yüzyılda ilk olarak ortaya çıkmasıydı ve bunun sonucunda kanuni sultan süleyman çok sert önlemler almak zorunda kaldı.
osmanlı tımar sisteminde yapılan bu önemli ıslahata, önce beylerbeylerin elinde bulunan tüm tımar defterlerini istanbula getirip bunların suretlerini hazırlamak ve bunları titizlikle inceledikten sonra miri hazinede muhafaza altına almakla başlandı. bunun üzerine 1530 yılında o dönem rumeli beylerbeyi olan mustafa paşa’ya, mukaddime kısmında dendiği gibi, “tımarların düzenlenmesi” yani tımarların tevcihi ve veraseti hususunda iyice çoğalan suistimalleri durdurmak ve tüm meseleyi gelecek için kanunen düzenlemek amacıyla gönderilen ayrıntılı bir kanunname çıkartıldı. kanuni sultan süleyman’ın devletin iç idaresi ile alakalı şüphesiz en önemli abidelerinden biri olan bu fevkalade belge, gelecekte çıkarılan tüm kanunnamelere esas oluşturan yazılı osmanlı tımar kanununun temeli olarak kabul edilir.
bu hususta yapılan tüm şikayetleri ve husumetleri bir defada ortadan kaldırmak için, öncelikle gönderilen tımar defterlerinde kanunnamenin çıkartıldığı gün olan 20 şubat 1531’e kadar kaydolunan tüm tımarların, ellerinden beratları alınmış olsa bile, ister sipahinin kendisi isterse de oğlu olsun, istihkak sahiplerine verilerek onaylanması emrediliyordu. tüm sancak beylerine derhal suret gönderilecek ve imparatorluğun her yerinde tellallar aracılığıyla ilan edilecek olan bu emir, hemen ve ağır cezalar altında yerine getirilecekti. gelecekte de benzer suistimallerin önünü kesmek için, beylerbeylerinin tımar tevcih etme hakkı önemli ölçüde sınırlandırıldı ve ırsı veraset hususu daha kesin bir biçimde düzenlendi.
bu kanunnamenin diğer hükümleri, genel olarak tımarların bölünmesini önlemeye yöneliktiler. bilhassa hiçbir tımar sahibi, tımarının yarısını bir başkası ile değiştiremezdi. yalnızca bütün ve bölünmemiş tımarların takasına izin vardı. ve ayrıca beylerbeylerinin cezai yetkileri sınırlandırıldı, her türlü suistimali divan’a bildirmesi şart koşuldu. divan gerekli ihbarı aldığında gereğini en sert şekilde yapıyordu.
kanuni sultan süleyman’ın 1530 tarihli tımar kanununun ana hatları bunlardı. yine de mevcut suistimalleri kökünden kurutmaya yetmiyordu. zira sultan süleyman defalarca daha çıkardığı fermanlar ile bunları hatırlatmak ve daha da katılaştırmak zorunda kalmıştı. bu fermanların en ünlüsü o dönem rumeli beylerbeyi lütfi paşa’ya gönderilen ve suistimal edenlerin en sert şekilde cezalandırılmasını isteyen fermandır.
tüm bu tımar kanunları ne kadar katı olurlarsa olsunlar, gitgide daha derinlere inen suistimalleri önlemeye ve tımar sisteminin daha da bozulmasını engellemeye yetmediler. sultan 2.selim’in ilk hükümdarlık yılında (1566), bilhassa tımarların sınırsız olarak bölünmelerine ve buna karşı düzensizliklere karşı ciddi şekilde tedbirler alınmak zorunda kalındı. bir beylerbeyi yakınlarına bir lütufta bulunmak için, herhangi bir gerekeçeye lüzum görmeksizin, boş kalan bir tımarın bir parçasını ayırıyor ve bununla başka bir tımarı büyütüyordu. neticede bu durum öyle ilerlemişti ki, ilgili kanunnamede belirtildiği gibi 10 bin ile 15 bin akçelik bütün bir tımar kalmamıştı ve tımar sistemi büyük bir karışıklık içine girmişti. bu şekilde gelirleri azaltılan tımar sahipleri, küçültülen tımarlarından gelen gelirlerini tebaaya baskıyla artırma yoluna gidiyorlardı.
sultan 2.selim, bu musibetlere biraz olsun dur demek için, büyük hizmetlerde bulunmuş tımar sahiplerini ödüllendirmek amacıyla bile olsa, tımar gelirlerin asla 500 akçeden fazla artırılamayacağını ve tımarların hiçbir surette bölünemeyeceğini emretti. hatta bir tımar sahibi hiçbir surette iki tımara birden sahip olamayacaktı. gelirlerini artırmaya layık görülen bir kişi, yalnızca bir küçük tımardan daha büyük bir tımara terfi edecekti.
bu yeni kanunname çoğunlukla “beratlarının arkasına sahte isimler yazarak kendilerine ait olmayan tımarlara girmek” sureti ile sahte beratlarla yapılan suistimallere karşı tedbirler getiriyordu.
sultan 3. murad, en azından tımar sisteminde görülen bu bozulmayı sona erdirmek gibi iyi bir niyete sahipti. tabi bu esnada bilhassa miri hazinenin menfaatlerini gözetiyordu. şansına yanında daha manisa’da sancakbeyi olarak bulunduğu dönemlerde, güvenini tamamen kazanmış ve musibetin köküne inmek konusunda korkusu olmayan “kara üveys paşa” gibi bir defterdara sahipti.
hükümdarlığının ilk yılında (1575), mesela 3 bin akçelik bir tımarda 1500 akçe tutarında bir harç karşılığında tüm tımarlar yenilenmek zorunda kalındı. her bir tımarın değeri bu esnada defterde mevcut tımar sahibinin adının yanına altın harflerle yazıldı. böylece başlangıçta en azından genel bir bakış ve gelecek ıslahatlar için bir temel oluşturuldu.
yaklaşık bir yıl sonra sultan 3.murad, “işlerin nasıl yürütüldüğünü ve kendi adamları tarafından nasıl dolandırıldığını görmek” üzere tğm tımar defterlerinin kendisine arz edilmesini istedi. tabii bu esnada tımarların ve zeametlerin defterlerde kayıtlı değerleri ileo dönemin tımar sahipleri olan beylerbeylerinin, sancakbeylerinin, subaşılarının ve sipahilerinin gerçek gelirleri arasındaki bariz gelir farkları ortaya çıktı. tımarın yasal değerinin üzerindeki fazlalıklar hiçbir uyarı dahi yapılmaksızın hazineye gelir olarak kaydedildi ve bu hamle hazineye o yıl 2 milyon duka altınının fazladan girmesini sağladı.
tımarların bu ıslahatı rumeli ile sınırlı kalmayıp macaristan’a kadar uzandı. bu durum haliyle dikkat çekti ve defterdar kara üveys paşa devlet erkanının içinden ciddi düşmanlar edindi. tüm bu olumsuzluklara rağmen sultan 3.murad defterdarını herkese karşı koruyordu.
hatta bir ara kendisine gelip defterdarı şikayet eden sadrazam sokullu mehmed paşayı, başı omuzlarının üzerinde görevine devam etmek istiyorsa defterdarı rahat bırakmasını tavsiye ederek tatlı sert bir şekilde uyarmıştı.
bu gibi tedbirlerinin hazineye epey bir yardımı olmuşsa da tımar sisteminde ki bozulmaları ortadan kaldırmaya yetmemiştir. tebaa üzerinde ki baskılar, toprakların sömürülmesi devam ediyor ve askerlik hizmeyi gitgide bozuluyordu.
tımar sistemi bu şekilde iki ileri bir geri 1839 yılına kadar devam etmiş ve tanzimat fermanı ile kaldırılmıştır.
devamını gör...
mutlu eden küçük şeyler
az evvel salçası bol, kallavi bir tost yedim. bir kaç saat götürür beni bu mutluluk.*
devamını gör...
yağmurdan sonraki güneşli gün
karanlıkların aydınlığa çıkacağını anlatır insana. umudun olduğunu. bir fırsatın her zaman çıkabileceğini. içinde bulunan kasvetin dağılacağını. bataklıktan çıkmak için bir elin uzanacağını.
yağmurdan sonraki güneş ne kadar sıcaktır. nasıl ısıtırsa bedeni. düştüğümüz yerden kalktığımızda da öyle bir mutluluk hasıl olacağını gösterir. güzel günlerin yaşama hevesini hissettirir.
ne zaman umutsuz olsam, yağmurdan sonraki güneş gelir aklıma. umudumu yenilerim. doğrulur yerimdem. geçecek bugünler, yaşıyorum ya hala umut vardır derim. sonra bir cigara yakarım. o güneşte ısınırım.
yağmurdan sonraki güneş ısıtsın içimizi yenilesin ruhumuzu
yağmurdan sonraki güneş ne kadar sıcaktır. nasıl ısıtırsa bedeni. düştüğümüz yerden kalktığımızda da öyle bir mutluluk hasıl olacağını gösterir. güzel günlerin yaşama hevesini hissettirir.
ne zaman umutsuz olsam, yağmurdan sonraki güneş gelir aklıma. umudumu yenilerim. doğrulur yerimdem. geçecek bugünler, yaşıyorum ya hala umut vardır derim. sonra bir cigara yakarım. o güneşte ısınırım.
yağmurdan sonraki güneş ısıtsın içimizi yenilesin ruhumuzu
devamını gör...
13 ocak 2021 ankara'da kar yağışı
az sonra sadece 1 tane kocaman, şehir büyüklüğünde parça düşecek ve tek parçayla bu iş kapanacak hissi veren yağış. bu kadar büyük kar tanesi mi olur?
devamını gör...
sözlük dergisi duyuruları
sevgili yazarlar! sözlük dergi bildiğiniz üzere yayında ve göndereceğiniz yazıları bekliyor.
peki göndereceğiniz yazıların kriterleri nelerdir, nelere dikkat etmeliyiz? işte cevapları:
ilk ve en önemlisi yazılarınız kafa sözlük'ün ilkelerine ve kurallarına ters düşmemeli.
diğer bir önemli konu özgün olmalı. başka bir yerde daha önce yayınlanmamış olmalı. alıntı yapacaksak kaynak gösterilmeli.
imla kurallarına ve noktalamalara dikkat edilmeli. göndereceğiniz word dosyası times new roman ve 12 punto olmalı.
görseller en az 800x450 boyutunda, çözünürlüğü yüksek ve yatay şekilde bir resim, alıntı ise kaynak gösterilmeli.
mahlaslar mailde belirtilmeli.
gönderdiğiniz yazıları maalesef kaldırma imkanımız bulunmamakta, yazı gönderirken bu da göze alınmalı.
kategori sınırlaması olmadan her türden yazılarınızı, denemelerinizi, dışavurumlarınızı ve iç dökmelerinizi [email protected] adresine gönderebilirsiniz. e gelsin yazılar!
peki göndereceğiniz yazıların kriterleri nelerdir, nelere dikkat etmeliyiz? işte cevapları:
ilk ve en önemlisi yazılarınız kafa sözlük'ün ilkelerine ve kurallarına ters düşmemeli.
diğer bir önemli konu özgün olmalı. başka bir yerde daha önce yayınlanmamış olmalı. alıntı yapacaksak kaynak gösterilmeli.
imla kurallarına ve noktalamalara dikkat edilmeli. göndereceğiniz word dosyası times new roman ve 12 punto olmalı.
görseller en az 800x450 boyutunda, çözünürlüğü yüksek ve yatay şekilde bir resim, alıntı ise kaynak gösterilmeli.
mahlaslar mailde belirtilmeli.
gönderdiğiniz yazıları maalesef kaldırma imkanımız bulunmamakta, yazı gönderirken bu da göze alınmalı.
kategori sınırlaması olmadan her türden yazılarınızı, denemelerinizi, dışavurumlarınızı ve iç dökmelerinizi [email protected] adresine gönderebilirsiniz. e gelsin yazılar!
devamını gör...
ne zaman öleceğini bilmek
ne zaman öleceğimi bilmek isterdim çünkü bazen diyorum ki ne kadar zamanımın kaldığını bilmiyorum ve çok zaman varmış gibi çabalıyorum. şimdiki zamanımı mahvediyorum. şimdi ya şimdi ölüp gitsem hayatımda elle tutulur çok ama çok az güzel şey var. ve bunu beni üzüyor. düşündükçe üzüyor. bana deseler ki 1 yılın kaldı. herşeyi bırakıp istediğim herşeyi yaparım. ama bilmeyince öyle olmuyor. bir varsayım üzerine yaşıyoruz. 80 yaşına kadar yaşayacakmış gibi günleri heba ediyoruz. bilsek neler oldu kim bilir? belki herşey daha kolay olurdu. biri zamanım bitti diye koşarak sevdiğine giderdi. birisi hiç tatmadığı yemekleri yerdi. biri görmediği yerlere giderdi. gurur, kin, nefret, hırs belki çok az kalırdı yeryüzünde. kim bilir? ertelemekte bilmemekten kaynaklanıyor. bilsek ki zaman kalmadı o zaman ertelemezdik.
devamını gör...
ikinci eş olmayı reddeden kızı vuran adam
3-5 yıl yatar çıkar. ikinciyi alır 5 sene sonra..
devamını gör...
çocukken sahip olunan yanlış bakış açıları
büyümenin çok eğlenceli olduğunu sanıyordum. o küçük ve saf dünyama geri dönmek isterdim. en büyük derdim de dolaptaki çikolatamı ablamın yemesiydi. ablamın önce kendi çikolatasını yemesini beklerdim ve sonra karşısına geçer çikolatamı yerdim*(arkadaşı geldiğinde beni odaya sokmuyordu, ben de bu şekilde intikam alıyordum).
devamını gör...
sevmek zamanı
1965 yapımı siyah beyaz film. severek izlemiştim duygulanmıştım da. ev boyama sahnesinde rengi göremediğim için çok sinirlenmiştim ne renk o bahsedilen renk diye .
--! spoiler !--
“ben senin resmine değil de sana âşık olsaydım o zaman ne olacaktı? belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme, belki de alay edecektin sevgimle… halbuki resmin bana dostça bakıyor, iyilikle bakıyor ve ebediyen bakacak. hayır! benimle resminin arasına girme. istemiyorum seni! ben senin yalnız resmine aşığım.”
--! spoiler !--
repliğiyle meşhurdur. manga'nın hint kumaşı şarkısının bir kisminda da var müsfik kenter'in bu repliği.
--! spoiler !--
“ben senin resmine değil de sana âşık olsaydım o zaman ne olacaktı? belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme, belki de alay edecektin sevgimle… halbuki resmin bana dostça bakıyor, iyilikle bakıyor ve ebediyen bakacak. hayır! benimle resminin arasına girme. istemiyorum seni! ben senin yalnız resmine aşığım.”
--! spoiler !--
repliğiyle meşhurdur. manga'nın hint kumaşı şarkısının bir kisminda da var müsfik kenter'in bu repliği.
devamını gör...
yazarlar arasında arkadaşım var mı merakı
benim kızlarım hiç anlamadıkları için bu işlerden kesinlikle yoktur.
devamını gör...
sözlükte kafa dengi insan olmaması
devamını gör...
kafa filmler radyo yayını
hemen akıllara gelen canet ve marion cotillard'ın başrolde olduğu love me if you dare (jeux d'enfants). ikinci olarak da müttefik. tamamen aşk hikayesi üzerine kurulu bi film değil ancak sonu çok can yakıcı. ilerledikçe editlerim efenim, iyi yayınlar.
unutmadan, bilek kesenler: bir aşk hikayesi.. bunu atlayamazdım.
son bir düzenleme de iran sinemasından gelsin. a separation. mükemmel filmdir.
unutmadan, bilek kesenler: bir aşk hikayesi.. bunu atlayamazdım.
son bir düzenleme de iran sinemasından gelsin. a separation. mükemmel filmdir.
devamını gör...
sinirli bir insanı sakinleştirmenin yolları
genelde ilk birkaç dakika huyuna gidecek şekilde davranır, derdinin ne olduğunu anlamaya çalışırım. sorunu bulduğumuzda ise o konu hakkında düşünmesini ve algısını başka bir noktaya yöneltmeye çalışırım.
devamını gör...
normal sözlük üniversite sınavına hazırlananlara yardım veri tabanı
benzer bir başlık göremeyince ben açmaya karar verdim. özellikle pandemi sürecinde üniversite sınavına hazırlanan yazar ve çaylaklara derslerinde yardımcı olabilecek yazar ve çaylakları buluşturmak için oluşturduğum veritabanıdır. burada yazarlar yardımcı olabilecekleri dersleri girdi olarak yazarlar ise öğrenciler özellikle çözemedikleri sorular için yardımcı olabilecek kişilere daha rahat erişim sağlayabilir.
bu süreçte birbirlerini motive etmek için ise başlık altında buluşabilirler diye düşündüm.
gençler elimizden geldiğinizde bu zor zamanlarda sizlere yardımcı olmak boynumun borcu gibi hissediyorum.
ilk taşı ben atiyorum oyle ise;
tarih
felsefe
coğrafya derslerinde yardıma ihtiyacı olan çaylak yada yazarlar bana ulaşabilirler. *
şimdiden hepinize başarılar dilerim*
bu süreçte birbirlerini motive etmek için ise başlık altında buluşabilirler diye düşündüm.
gençler elimizden geldiğinizde bu zor zamanlarda sizlere yardımcı olmak boynumun borcu gibi hissediyorum.
ilk taşı ben atiyorum oyle ise;
tarih
felsefe
coğrafya derslerinde yardıma ihtiyacı olan çaylak yada yazarlar bana ulaşabilirler. *
şimdiden hepinize başarılar dilerim*
devamını gör...

