atatürk'ün dinsiz olduğu iddiası
dinsiz ya da değil. eğer bunlardan herhangi bir ihtimal sizi atatürk'ten uzaklaştırıyorsa ve ona olan sevginizi azaltıyorsa siz onu hiç anlamamışsınız demektir.
devamını gör...
d vitamini
eksikliği sık görülen ve aktif hâle gelmesi uzun bir süreç gerektiren vitamin. güneşten gelen ultraviyole ışınlarla deride d3 formu oluşur. sonra karaciğerde 25-hidroksikolekalsiferol denilen formu oluşur. en sonunda da böbrekte 1,25-dihidroksikolekalsiferol formu oluşur ki bu en güçlü şeklidir diğer formlar çok güçsüzdür. ayrıca aktif hale gelmesinde paratiroid hormon çok önemlidir.
d vitamini bağırsaktan kalsiyum ve fosfat emilimini arttırır,böbreklerden kalsiyum ve fosfat atılımını azaltır. kemik kalsifikasyonunu sağlar. eksikliğinde kemiklerde yumuşama görülür. fazla d vitamini kemik yıkımına yol açar. ayrıca en toksik olan vitamindir. tabii bu zehirlenme güneşe fazla maruz kalmayla çıkmaz dışarıdan aşırı d vitamini almakla ortaya çıkar.
d vitamini bağırsaktan kalsiyum ve fosfat emilimini arttırır,böbreklerden kalsiyum ve fosfat atılımını azaltır. kemik kalsifikasyonunu sağlar. eksikliğinde kemiklerde yumuşama görülür. fazla d vitamini kemik yıkımına yol açar. ayrıca en toksik olan vitamindir. tabii bu zehirlenme güneşe fazla maruz kalmayla çıkmaz dışarıdan aşırı d vitamini almakla ortaya çıkar.
devamını gör...
yazarların tatlı ile ilişki durumları
aşırı muazzam iyi bir ilişkimiz var, kendini saatte bir özletir.. yaşasın tatlı yemeeek! canım tatlı.. hele baklava... of of....
devamını gör...
israf
insan sevme hissini israf etmemeli,
kim ne kadar sevilmeye layıksa, onu o kadar sevmeli.
n.fazil kısakürek
kim ne kadar sevilmeye layıksa, onu o kadar sevmeli.
n.fazil kısakürek
devamını gör...
piyano pasta
isminin piyano pasta olmasının nedeni, siyah ve beyaz renkli olmasından kaynaklanıyor.(yani en azından ben öyle düşünüyorum )
hazırsak malzemeleri sayıyorum,
keki için:
- 3 tane yumurta
- 1 su bardağı toz şeker
- 1 su bardağı un
- yarım su bardağı süt
- yarım su bardağı sıvı yağ
- 2 yemek kaşığı kakao
- 1 paket kabartma tozu
- 1 paket vanilya
kreması için:
- 3 su bardağı süt
- 4 yemek kaşığı un
- 4-5 yemek kaşığı toz şeker
- 1 paket vanilya
- 1 kutu krema
keki ıslatmak için:
- 1,5 su bardağı süt
- 2 tatlı kaşığı kakao
- 1 tatlı kaşığı kahve
ve en son üzerine serpmek için:
2 yemek kaşığı kakao
eveeettt yumurta ve toz şekerimizi iyice çırpıyoruz. valla benim mikserim yoktur onun için de bileğine kuvvet hobaaa3434 diyerekten başladım tel çırpıcıyla çırpmaya.
önce sıvı malzelerimizi, sonra da kuru malzemelerimizi ekleyerek çırpma işlemine devam ediyoruz.
yeterince çırptıktan sonra; yağlanmış orta boy fırın tepsimize döküp, kendilerini pişmek üzere 175 derecelik fırınımıza gönderiyoruz.
kekimiz fırında pişmeye dursun, biz kremamızı hazırlamaya başlayalım.
un, süt ve şekeri tenceremize alıyor ve kaynayana kadar karıştırıyoruz.(topaklanmasını istemeyiz değil mi )
hafiften kaynamaya ve göz göz olmaya başlayınca; kendilerini ocaktan alıyor ve bir paket vanilyayı ekliyoruz.
ara ara karıştırarak ılımasını bekliyoruz.
ılıdıktan sonra; 1 kutu kremamızı ekliyor ve tekrardan bileğine kuvvet diyerekten 5-6 dakika karıştırıyoruz.
e artık kekimiz pişmiştir. kekimizi fırından alıyor ve çatalla deliyoruz.
kekimizi ıslatmak için; süt, kakao ve kahveyi karıştırıyoruz. sonra bir güzel kekimizi ıslatıyoruz.
biraz soğuyunca, kremamızı kekimizin üzerine spatula yardımıyla güzelce yayıyoruz. (neyse ki spatulam var)
sonra iki yemek kaşığı kakaomuzu şeritler halinde serpiyoruz.
buzdolabında ne kadar çok dinlenirse, o kadar lezzetli oluyor kendileri ama ben biraz sabırsız olduğum için yarım saat ancak bekleyebiliyorum.
siz en az 3-4 saat bekletin efendim.*
bu aşamadan sonra ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz o kadarını da söylemeyeyim yani.
afiiiyeett olsun*
yalnız yazmak, yapmaktan daha zor oldu.*
hazırsak malzemeleri sayıyorum,
keki için:
- 3 tane yumurta
- 1 su bardağı toz şeker
- 1 su bardağı un
- yarım su bardağı süt
- yarım su bardağı sıvı yağ
- 2 yemek kaşığı kakao
- 1 paket kabartma tozu
- 1 paket vanilya
kreması için:
- 3 su bardağı süt
- 4 yemek kaşığı un
- 4-5 yemek kaşığı toz şeker
- 1 paket vanilya
- 1 kutu krema
keki ıslatmak için:
- 1,5 su bardağı süt
- 2 tatlı kaşığı kakao
- 1 tatlı kaşığı kahve
ve en son üzerine serpmek için:
2 yemek kaşığı kakao
eveeettt yumurta ve toz şekerimizi iyice çırpıyoruz. valla benim mikserim yoktur onun için de bileğine kuvvet hobaaa3434 diyerekten başladım tel çırpıcıyla çırpmaya.
önce sıvı malzelerimizi, sonra da kuru malzemelerimizi ekleyerek çırpma işlemine devam ediyoruz.
yeterince çırptıktan sonra; yağlanmış orta boy fırın tepsimize döküp, kendilerini pişmek üzere 175 derecelik fırınımıza gönderiyoruz.
kekimiz fırında pişmeye dursun, biz kremamızı hazırlamaya başlayalım.
un, süt ve şekeri tenceremize alıyor ve kaynayana kadar karıştırıyoruz.(topaklanmasını istemeyiz değil mi )
hafiften kaynamaya ve göz göz olmaya başlayınca; kendilerini ocaktan alıyor ve bir paket vanilyayı ekliyoruz.
ara ara karıştırarak ılımasını bekliyoruz.
ılıdıktan sonra; 1 kutu kremamızı ekliyor ve tekrardan bileğine kuvvet diyerekten 5-6 dakika karıştırıyoruz.
e artık kekimiz pişmiştir. kekimizi fırından alıyor ve çatalla deliyoruz.
kekimizi ıslatmak için; süt, kakao ve kahveyi karıştırıyoruz. sonra bir güzel kekimizi ıslatıyoruz.
biraz soğuyunca, kremamızı kekimizin üzerine spatula yardımıyla güzelce yayıyoruz. (neyse ki spatulam var)
sonra iki yemek kaşığı kakaomuzu şeritler halinde serpiyoruz.
buzdolabında ne kadar çok dinlenirse, o kadar lezzetli oluyor kendileri ama ben biraz sabırsız olduğum için yarım saat ancak bekleyebiliyorum.
siz en az 3-4 saat bekletin efendim.*
bu aşamadan sonra ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz o kadarını da söylemeyeyim yani.
afiiiyeett olsun*
yalnız yazmak, yapmaktan daha zor oldu.*
devamını gör...
normal sözlük'e kalite katabilir miyiz sorunsalı
bu salt yönetimin sorumluluğunda olan bir durum değil. moderasyonun bu konularda hatalı adımları olabilir. bunu kabul ederim. lakin bunlar üzerine çözüm üretilmesi talep edildiğinde ziyadesiyle olumlu yaklaşım sergiliyorlar bu konuda haklarını yiyemem. bakın bu tarz başlıklar sözlük kurulduğu günden beri açılıyor. ve genelde bu başlıkları açan arkadaşların profillerini gezdiğinizde dişe dokunur herhangi bir tanım ya da başlık bulamıyorsunuz. yani bu başlıklar genel olarak, elini taşın altına sokmak istemeyen zevat tarafından açılıyor. (bu başlığı açan arkadaşı tenzih ederim zira onun profilini inceleyecek zamanım olmadı.) yani meselenin özü şu; talep var ama o talebe dair eylemsellik yok. evvela herkes kendi profilinin önünü temizleyecek. siz sadece şikayet ederseniz, kaliteli içerik üretmezseniz elbette sözlüğün seviyesi günden güne düşer. eleştirdiğiniz kadar içerik üretseniz, bu işler daha güzel olacak ama işte tembellik hakkını eleştirme hakkıyla birlikte kullanıyorsunuz ve bunun sözlük için olumlu hiçbir etkisinin olmadığı açık.
bilenler bilir. burada çözüme yönelik eleştirileri yapanların başında geliyorum. zira eleştirmezseniz iyiyi bulamazsınız. lakin ben bu eleştirileri yaparken bugüne kadar yan gelip yatmadım. kendime göre fırsat buldukça elimden geleni yaptım. yani içim rahat * yüce ülgen sağ olsun eleştirilerimizin altını doldurabiliyoruz.* milyonuncu kez, bu sözlük nasıl daha kaliteli hale getirilebilir konusunu konuşmanın artık sözlüğe faydası yok! çünkü insanlar o kadar konuşmadan, o kadar tespitten sonra aynı yolda gidiyorlarsa, sizin yapacağınız tek şey kaliteli içerik üreterek sözlüğü aşağı çekenlere cevap vermektir. bunun haricinde yapacağınız bir şey yok. bakın bundan iki ay önce sözlüğün tabiri caizse içinden geçen bir kitle vardı. artık yoklar. biz hala buradayız. şu anda da sözlüğün içinden geçen bir kitle var. ama onlarda bir süre sonra olmayacak, biz yine burada olacağız. çünkü kendi adıma söyleyeyim ben sözlük kullanıcısıyım. benim işim sözlükle. beni canım, cicim, tatlım. balım, kaymağım kısmı ilgilendirmiyor. bu kitleler de hiç merak etmeyin bir süre sonra ellerini ayaklarını sözlükten çeker, zira sözlük onlar için direkt iletişim fırsatını kurduklarında yok olan, ikinci plana düşen bir mecra haline geliyor. biz bunları daha önce de gördük. ha sonra yenileri gelir. onlar da yine istediklerini aldıklarında arazi olurlar.
yeri gelmişken süngerbob çorabı giyen yiğit'in temas ettiği kulüp mevzusu hakkında da bir kaç kelam edeyim ; aslında bu kulüp işleri bir nebze iyi oldu. millet geyiğini, sosyalleşme ihtiyacını sözlüğün ırzına geçmeden icra etmeye başladı. zaten akışın yavaşlamasından bunu anlıyorsunuz. bu kulüplerin açılması ile birlikte insanların sözlük kullanıcısı olup olmadığı da ortaya çıkıyor. bir turnusol oldu yani bu durum. gruplarda aktivitenin dibine vuran bir çok insanın sözlüğe iki satır yazı yazmaktan erindiğini görüyorsunuz. bu sebeple de, bu kulüp işleri sözlüğün sakinleşmesi anlamında etki icra etmiş oldu. ha eksileri yok mu? var tabi; sözlüğe içerik üretirken oralarda geyiğin dibine vurmaya başlayan yazarlar varsa bir tek bu durum sözlük için zararlı olur ama onun da çok önemli olduğunu düşünmüyorum.
evet sözlükten pek çok kaliteli yazar gitti ama onların mahlaslarını hepimiz bir kalemde sayabiliriz . çünkü zaten azdılar ve gidişleri göze battı. buna mukabil bahsettiğim beklentilerle sözlüğün içinden geçen yığınla insan da sözlükte yok artık. ki onların sayısı kaybettiğimiz değerli arkadaşlarımızın 10 15 katıdır. demem o ki, bu bir sirkülasyon. siz yazın, içerik üretin, okumak isteyenlere nefes olun. yıkama yağlama isteyenler kendi mecralarında takılsın, içerik üretirken onları çok da umursamayın, umurunuzda olması gereken şey yazdığınız şeyleri okuyacak insanlar olsun. bir kişi bile olsa, okumayı seven bir insana ulaşıyorsanız gerisi lafügüzaf... misal benim severek okuduğum yığınla yazar var hala bu mecrada. fırsat buldukça da hepsini okumaya devam ediyorum. siz okudukça, onlar okunduklarını bildikçe sıkıntı çıkmaz. ha derdiniz başka ve sürekli görünür olmaksa, o zaman sizi başka bir köşeye almak lazım. o köşe de pastane köşesi. canım, tatlım, ballı lokmam vesaire diyerek, altın günü düzenleyebilir, okunmadan beğeni toplayabilir ve mahlasınızdan söz ettirebilirsiniz. ama bütün bunlar matrix be cancağazım! hangi hapı yutacağınız sizin elinizde. tercihe bağlı yani...
bilenler bilir. burada çözüme yönelik eleştirileri yapanların başında geliyorum. zira eleştirmezseniz iyiyi bulamazsınız. lakin ben bu eleştirileri yaparken bugüne kadar yan gelip yatmadım. kendime göre fırsat buldukça elimden geleni yaptım. yani içim rahat * yüce ülgen sağ olsun eleştirilerimizin altını doldurabiliyoruz.* milyonuncu kez, bu sözlük nasıl daha kaliteli hale getirilebilir konusunu konuşmanın artık sözlüğe faydası yok! çünkü insanlar o kadar konuşmadan, o kadar tespitten sonra aynı yolda gidiyorlarsa, sizin yapacağınız tek şey kaliteli içerik üreterek sözlüğü aşağı çekenlere cevap vermektir. bunun haricinde yapacağınız bir şey yok. bakın bundan iki ay önce sözlüğün tabiri caizse içinden geçen bir kitle vardı. artık yoklar. biz hala buradayız. şu anda da sözlüğün içinden geçen bir kitle var. ama onlarda bir süre sonra olmayacak, biz yine burada olacağız. çünkü kendi adıma söyleyeyim ben sözlük kullanıcısıyım. benim işim sözlükle. beni canım, cicim, tatlım. balım, kaymağım kısmı ilgilendirmiyor. bu kitleler de hiç merak etmeyin bir süre sonra ellerini ayaklarını sözlükten çeker, zira sözlük onlar için direkt iletişim fırsatını kurduklarında yok olan, ikinci plana düşen bir mecra haline geliyor. biz bunları daha önce de gördük. ha sonra yenileri gelir. onlar da yine istediklerini aldıklarında arazi olurlar.
yeri gelmişken süngerbob çorabı giyen yiğit'in temas ettiği kulüp mevzusu hakkında da bir kaç kelam edeyim ; aslında bu kulüp işleri bir nebze iyi oldu. millet geyiğini, sosyalleşme ihtiyacını sözlüğün ırzına geçmeden icra etmeye başladı. zaten akışın yavaşlamasından bunu anlıyorsunuz. bu kulüplerin açılması ile birlikte insanların sözlük kullanıcısı olup olmadığı da ortaya çıkıyor. bir turnusol oldu yani bu durum. gruplarda aktivitenin dibine vuran bir çok insanın sözlüğe iki satır yazı yazmaktan erindiğini görüyorsunuz. bu sebeple de, bu kulüp işleri sözlüğün sakinleşmesi anlamında etki icra etmiş oldu. ha eksileri yok mu? var tabi; sözlüğe içerik üretirken oralarda geyiğin dibine vurmaya başlayan yazarlar varsa bir tek bu durum sözlük için zararlı olur ama onun da çok önemli olduğunu düşünmüyorum.
evet sözlükten pek çok kaliteli yazar gitti ama onların mahlaslarını hepimiz bir kalemde sayabiliriz . çünkü zaten azdılar ve gidişleri göze battı. buna mukabil bahsettiğim beklentilerle sözlüğün içinden geçen yığınla insan da sözlükte yok artık. ki onların sayısı kaybettiğimiz değerli arkadaşlarımızın 10 15 katıdır. demem o ki, bu bir sirkülasyon. siz yazın, içerik üretin, okumak isteyenlere nefes olun. yıkama yağlama isteyenler kendi mecralarında takılsın, içerik üretirken onları çok da umursamayın, umurunuzda olması gereken şey yazdığınız şeyleri okuyacak insanlar olsun. bir kişi bile olsa, okumayı seven bir insana ulaşıyorsanız gerisi lafügüzaf... misal benim severek okuduğum yığınla yazar var hala bu mecrada. fırsat buldukça da hepsini okumaya devam ediyorum. siz okudukça, onlar okunduklarını bildikçe sıkıntı çıkmaz. ha derdiniz başka ve sürekli görünür olmaksa, o zaman sizi başka bir köşeye almak lazım. o köşe de pastane köşesi. canım, tatlım, ballı lokmam vesaire diyerek, altın günü düzenleyebilir, okunmadan beğeni toplayabilir ve mahlasınızdan söz ettirebilirsiniz. ama bütün bunlar matrix be cancağazım! hangi hapı yutacağınız sizin elinizde. tercihe bağlı yani...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının fransızca seviyeleri
je m'appelle kelimesinin anlamını biliyorum.
devamını gör...
2250 yılında normal sözlük başlıkları
19 nisan 2250 gezegenler arası seyahat rezaletidir.
devamını gör...
kendini geliştirip eski sevgilinin karşısına çıkmak
bu şey değil mi ya hah murat dalkılıç - bi hayli klibi.
değişmek / gelişmek öncelikle kendi yararı için olmalı insanın.
değişmek / gelişmek öncelikle kendi yararı için olmalı insanın.
devamını gör...
ersun yanal
eline verilen ve şampiyon yapması istenilen 2013-2014 sezonu kadrosu şu şekilde:
volkan demirel(yedeği mert günok)
stoperlerde yobo-egemen-alves var.
bek rotasyonu ligin açık ara en iyi rotasyonu ve ilk 11'de ligin açık ara en iyi bekleri(caner-gökhan) var.
orta sahaya baktığımızda, 3-4 sezondur beraber oynamaya alışmış olan, pişmiş bir oyuncu grubu var. yeni gelenler yeni alışanlar vs. derken orta sahada cristian-topal-belözoğlu-meireles-alper-topuz-salih gibi orta saha cenneti gibi bir rotasyon var.
forvette emenike-kuyt-webo-sow gibi 4 tane rakibi boğan, boğa gibi güçlü oyuncu var.
amerika'yı keşfetmeye gerek olmadan, elindeki kadronun oynayabileceği en iyi oyunu ilk haftalarda bulamayıp, sonra hatasından dönüp takım yapısına uygun bir kurgu ile, tamamen tempo üzerine, rakibi kendi sahasına zorla yığma üzerine , pres-karşı pres üzerine dayalı bir 2-5-3 oynatarak, fenerbahçe'ye lig tarihinin en erken şampiyonluğunu yani rekor bir şampiyonluğu kazandıran teknik direktördür. liverpool'un 2019-2020 sezonu şampiyonluk oyununun 2-3 gömlek düşüğünü yani türkiye ligi versiyonunu tam 6 sezon önce oynatmıştı zaten yanal. trent arnold'un yıllar önceki türkiye versiyonu o dönemin asist rekoruna sahip beki caner'di hatırlayın.
bu tip teknik direktörler (farklı seviyeden farklı tipler örneklemek gerekirse ancelotti-terim-güneş-daum-heynckes-denizli) eline ligin en iyi 1, ya da 2 takımından birisi olan bir takımı verdiğinizde size sürprize olanak tanımadan şampiyonluk kazandırırlar. çünkü bu teknik direktörler ellerindeki gücü 5'e 10'a katlamayı karakterleri gereği çok iyi kotaran, kolaylıkla size şampiyonluğu getiren ve bunu yaparken çok ta zorlanmayan teknik direktörlerdir.
yanal hoca, 2013-2014 sezonu sonunda söylediği üzere yeni sezonun da bir numarası olduğunu biliyordu. elindeki kadroya bir bilemedin iki takviye ile 2014-2015 sezonunu da rahatlıkla şampiyon kapatıp, bir sonraki sezon artık doymuş ve hocadan sıkılmış oyuncu grubuna tolerans gösterip ya 2015-2016 sezonu öncesi, ya da devre arası takımı bırakacaktı. 2014-2015 sezonunda fenerbahçe'nin ersun yanal ile şampiyon olamayacağını iddia edecek olan arkadaşlar, gs'nin 2011-2012 ve 2012-2013, fb'nin 2003-2004 ve 2004-2005, bjk'nin 2015-2016 ve 2016-2017 sezonlarına, yani terim-daum-güneş'in sezonlarına iyi baksınlar. her 3 örnekteki takımlar da hiç zorlanmadan üst üste şampiyonlukları alıp, bir şekilde 3. sezonda saçmalayıp şampiyonluğu kaybettiler. bunlara ek olarak yine terim'in 2017-2018 ve 2018-2019 sezonları sonrasındaki 2019-2020, 2020-2021 sezonlarına bakabilirler. 2021-2022 sezonunda hala takımın başında. şampiyon olduğu 2 sezon sonrası doğal olarak takımı motive edemedi ve 2 sezonluk aradan sonra bu sezon biraz biraz kendine geldi ama, bu sefer de ligin en iyi kadrosu elinde değil hatta ligin en iyi 4. kadrosu elinde. yani hoca bu sezon şapkadan tavşan çıkartmak zorunda.
gelelim tekrar toparlayıp ersun yanal konusuna. yukarıda örneklerle açıkladığım üzere, ersun yanal eline ligin en kaliteli 1. ya da 2. takımını verirseniz, farklı seviyelerden ama ona karakter olarak benzeyen meslektaşları gibi size rahatlıkla şampiyonluk kazandırır. çünkü bu teknik direktörler kurucu teknik direktör değil, kurucu teknik direktörler tarafından oluşturulmuş olan çok güçlü kadroları alıp şampiyon yapan (biliç'in iskeletini şampiyon yapan güneş, tudor'un iskeletini şampiyon yapan terim, kocaman ve daum'un iskeletini şampiyon yapan yanal gibi gibi)teknik direktörlerdir. kullanmayı pek sevmem ama bu adamlar alfa karakter olup camia, taraftar, lobi güçlerini alırlar ve gücü katlayarak sonuca ulaştırırlar.
hocanın 2. fenerbahçe dönemine baktığımızda, ilk döneminden çok daha zayıf, bek, stoper, santrfor hatta orta saha rotasyonu zayıf bir fenerbahçe'yi alıp mucize yaratması beklendi. kadıköy'deki fenerbahçe karşılaşmasına kadar kendi evinde trabzonspor ve beşiktaş karşılaşmalarında taraftarının yüzünü güldüren(kadıköy'deki trabzonspor maçı 1-1 bitmesine rağmen o maç mucize eseri öyle sonlandı maçı seyredenler bilir) yanal, gs deplasmanında berabere kalıp, bütün olayların koptuğu kadıköy'deki gs maçından önce hem trabzon'da trabzonspor'a yenilip, hem de tek tük galibiyetler alıp düşüş trendine girince, bardağı taşıran son damla olarak 20 yıllık gs galibiyet serisinin bitmesi ile gitmek zorunda kaldı.
elindeki kadro trabzonspor'dan dahi 2 gömlek zayıf olan yanal, o sezon öncesinde hayatının en kötü kararını vererek fenerbahçe aşkı, ve kariyerinin tekrar yükselişe geçme umudu ile teklifi kabul etti ve aklı başında olmayan birçok fenerlinin deyimiyle gerçek yüzü ortaya çıktı. ancak ersun yanal'ın zaten başarısız olacağını, zaten elindeki ligin en iyi 4. 5. kadrosu, derme çatma oluşturulmuş kadrosu, kadro mühendisliğinden kilometrelerce uzak rezil bir takım ile mucizeler yaratamayacağını aklı başında her futbolsever biliyor ve görüyordu.
sözün özü, yanal fenerbahçe taraftarının içinde bir yaradır. kariyerinin son demlerinde, tıpkı jüpp heynckes'in yaptığı gibi emekli olmadan önce iyi bir başkan, güzel bir fenerbahçe kadrosu ile bu takıma son kez gelip the last dance ile veda edeceğine hiç şüphem yok. fenerbahçe camiasında hala daha yanal sevgisi olan yöneticiler, taraftarlar olduğuna adım gibi eminim.
dediğim gibi, ersun yanal 2013-2014 benzeri bir kadro ile bu camiada tekrar bir gösteri yapmak zorunda. bu bir gün mutlaka gerçekleşecektir çünkü kaderin fenerbahçe'ye böyle bir borcu var. ya da haydi sizin güzel hatrınız için biz ona karma diyelim.
başka bir yazıda görüşmek üzere.
volkan demirel(yedeği mert günok)
stoperlerde yobo-egemen-alves var.
bek rotasyonu ligin açık ara en iyi rotasyonu ve ilk 11'de ligin açık ara en iyi bekleri(caner-gökhan) var.
orta sahaya baktığımızda, 3-4 sezondur beraber oynamaya alışmış olan, pişmiş bir oyuncu grubu var. yeni gelenler yeni alışanlar vs. derken orta sahada cristian-topal-belözoğlu-meireles-alper-topuz-salih gibi orta saha cenneti gibi bir rotasyon var.
forvette emenike-kuyt-webo-sow gibi 4 tane rakibi boğan, boğa gibi güçlü oyuncu var.
amerika'yı keşfetmeye gerek olmadan, elindeki kadronun oynayabileceği en iyi oyunu ilk haftalarda bulamayıp, sonra hatasından dönüp takım yapısına uygun bir kurgu ile, tamamen tempo üzerine, rakibi kendi sahasına zorla yığma üzerine , pres-karşı pres üzerine dayalı bir 2-5-3 oynatarak, fenerbahçe'ye lig tarihinin en erken şampiyonluğunu yani rekor bir şampiyonluğu kazandıran teknik direktördür. liverpool'un 2019-2020 sezonu şampiyonluk oyununun 2-3 gömlek düşüğünü yani türkiye ligi versiyonunu tam 6 sezon önce oynatmıştı zaten yanal. trent arnold'un yıllar önceki türkiye versiyonu o dönemin asist rekoruna sahip beki caner'di hatırlayın.
bu tip teknik direktörler (farklı seviyeden farklı tipler örneklemek gerekirse ancelotti-terim-güneş-daum-heynckes-denizli) eline ligin en iyi 1, ya da 2 takımından birisi olan bir takımı verdiğinizde size sürprize olanak tanımadan şampiyonluk kazandırırlar. çünkü bu teknik direktörler ellerindeki gücü 5'e 10'a katlamayı karakterleri gereği çok iyi kotaran, kolaylıkla size şampiyonluğu getiren ve bunu yaparken çok ta zorlanmayan teknik direktörlerdir.
yanal hoca, 2013-2014 sezonu sonunda söylediği üzere yeni sezonun da bir numarası olduğunu biliyordu. elindeki kadroya bir bilemedin iki takviye ile 2014-2015 sezonunu da rahatlıkla şampiyon kapatıp, bir sonraki sezon artık doymuş ve hocadan sıkılmış oyuncu grubuna tolerans gösterip ya 2015-2016 sezonu öncesi, ya da devre arası takımı bırakacaktı. 2014-2015 sezonunda fenerbahçe'nin ersun yanal ile şampiyon olamayacağını iddia edecek olan arkadaşlar, gs'nin 2011-2012 ve 2012-2013, fb'nin 2003-2004 ve 2004-2005, bjk'nin 2015-2016 ve 2016-2017 sezonlarına, yani terim-daum-güneş'in sezonlarına iyi baksınlar. her 3 örnekteki takımlar da hiç zorlanmadan üst üste şampiyonlukları alıp, bir şekilde 3. sezonda saçmalayıp şampiyonluğu kaybettiler. bunlara ek olarak yine terim'in 2017-2018 ve 2018-2019 sezonları sonrasındaki 2019-2020, 2020-2021 sezonlarına bakabilirler. 2021-2022 sezonunda hala takımın başında. şampiyon olduğu 2 sezon sonrası doğal olarak takımı motive edemedi ve 2 sezonluk aradan sonra bu sezon biraz biraz kendine geldi ama, bu sefer de ligin en iyi kadrosu elinde değil hatta ligin en iyi 4. kadrosu elinde. yani hoca bu sezon şapkadan tavşan çıkartmak zorunda.
gelelim tekrar toparlayıp ersun yanal konusuna. yukarıda örneklerle açıkladığım üzere, ersun yanal eline ligin en kaliteli 1. ya da 2. takımını verirseniz, farklı seviyelerden ama ona karakter olarak benzeyen meslektaşları gibi size rahatlıkla şampiyonluk kazandırır. çünkü bu teknik direktörler kurucu teknik direktör değil, kurucu teknik direktörler tarafından oluşturulmuş olan çok güçlü kadroları alıp şampiyon yapan (biliç'in iskeletini şampiyon yapan güneş, tudor'un iskeletini şampiyon yapan terim, kocaman ve daum'un iskeletini şampiyon yapan yanal gibi gibi)teknik direktörlerdir. kullanmayı pek sevmem ama bu adamlar alfa karakter olup camia, taraftar, lobi güçlerini alırlar ve gücü katlayarak sonuca ulaştırırlar.
hocanın 2. fenerbahçe dönemine baktığımızda, ilk döneminden çok daha zayıf, bek, stoper, santrfor hatta orta saha rotasyonu zayıf bir fenerbahçe'yi alıp mucize yaratması beklendi. kadıköy'deki fenerbahçe karşılaşmasına kadar kendi evinde trabzonspor ve beşiktaş karşılaşmalarında taraftarının yüzünü güldüren(kadıköy'deki trabzonspor maçı 1-1 bitmesine rağmen o maç mucize eseri öyle sonlandı maçı seyredenler bilir) yanal, gs deplasmanında berabere kalıp, bütün olayların koptuğu kadıköy'deki gs maçından önce hem trabzon'da trabzonspor'a yenilip, hem de tek tük galibiyetler alıp düşüş trendine girince, bardağı taşıran son damla olarak 20 yıllık gs galibiyet serisinin bitmesi ile gitmek zorunda kaldı.
elindeki kadro trabzonspor'dan dahi 2 gömlek zayıf olan yanal, o sezon öncesinde hayatının en kötü kararını vererek fenerbahçe aşkı, ve kariyerinin tekrar yükselişe geçme umudu ile teklifi kabul etti ve aklı başında olmayan birçok fenerlinin deyimiyle gerçek yüzü ortaya çıktı. ancak ersun yanal'ın zaten başarısız olacağını, zaten elindeki ligin en iyi 4. 5. kadrosu, derme çatma oluşturulmuş kadrosu, kadro mühendisliğinden kilometrelerce uzak rezil bir takım ile mucizeler yaratamayacağını aklı başında her futbolsever biliyor ve görüyordu.
sözün özü, yanal fenerbahçe taraftarının içinde bir yaradır. kariyerinin son demlerinde, tıpkı jüpp heynckes'in yaptığı gibi emekli olmadan önce iyi bir başkan, güzel bir fenerbahçe kadrosu ile bu takıma son kez gelip the last dance ile veda edeceğine hiç şüphem yok. fenerbahçe camiasında hala daha yanal sevgisi olan yöneticiler, taraftarlar olduğuna adım gibi eminim.
dediğim gibi, ersun yanal 2013-2014 benzeri bir kadro ile bu camiada tekrar bir gösteri yapmak zorunda. bu bir gün mutlaka gerçekleşecektir çünkü kaderin fenerbahçe'ye böyle bir borcu var. ya da haydi sizin güzel hatrınız için biz ona karma diyelim.
başka bir yazıda görüşmek üzere.
devamını gör...
sinirli kadınları sakinleştirme yolları
bir tartışma esnasında gecistirilmeyi ve bir süre yalnız bırakilmayi sevmiyorum*. o anki tartışma esnasında olayları çözelim ve kapatalım. yalnız kaldığım ve düşündüğüm süre zarfında sakinleşmek yerine daha cok sinirleniyorum. onun yerine problemleri ne olursa olsun konuşmak ve çözmeye çalışmak daha iyi geliyor bana.
devamını gör...
kadın olmanın zorlukları
kadınlar acıya dayanamıyor diyen şuursuzları gördüğümüz başlık.
solunumunu kadın düşmanlığıyla yapan ayrımcı orklara katlanıyorlar lan; daha ne olsun.
şaka bir yana boşanan çiftlerde erkeklerin ömrünün kısaldığını gösteren çalışmalar bile vardı gidin bakın çok merak ediyorsanız. dünyayı cehenneme çeviren bu mantık zaten. e bunu taşıyan insanların da kimseyi güçsüzlükle itham etmeye hakkı yok.
aklıma gelmişken, ağlamayı zayıflık olarak görmek de ayrı bir kepazelik. güç algınızı yesinler sizin.
solunumunu kadın düşmanlığıyla yapan ayrımcı orklara katlanıyorlar lan; daha ne olsun.
şaka bir yana boşanan çiftlerde erkeklerin ömrünün kısaldığını gösteren çalışmalar bile vardı gidin bakın çok merak ediyorsanız. dünyayı cehenneme çeviren bu mantık zaten. e bunu taşıyan insanların da kimseyi güçsüzlükle itham etmeye hakkı yok.
aklıma gelmişken, ağlamayı zayıflık olarak görmek de ayrı bir kepazelik. güç algınızı yesinler sizin.
devamını gör...
mhp'nin okul projesine azerbaycan'dan ret cevabı gelmesi
ülkücü hareket engellenmiş
devamını gör...
çocukken günlük yazan yazarlar
annesinin gazabına uğrayacağından habersiz ve oldukça masum duygularla günlüğe bütün hayat hikayesi yazılır. bir de kilit varsa her yazımdan sonra banka kasası kilitliyormuş hissiyle o defter kapatılır. gün gelir, anne açar ve adeta 10 sezonluk diziyi 1 gecede bitirmişçesine her şeyi okur. masum yazarımız ise her şeyden habersiz ve musmutlu hayatına devam eder.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydınlar olsun sevgili sözlük ahali. efil efil esen bir istanbul sabahından sevgiler saygılar efendim. *
devamını gör...
cumhurbaşkanının yetkilerinin sorgulanması sağlıklı değil
allah'ın bile yetkilerini sorgulayan bendeniz için komik ve yersiz bir söylemdir.
devamını gör...
24 kasım öğretmenler günü
öğretmenlik bir meslek; ancak kişi karakteri ile, ünvanını kendi alıyor. kimine göre öğretmen, eğitimci, muallim, kutsal varlık kimine göre ise bir kahraman...
gelecek hamurunu elleriyle yoğuran;
çocuk, genç hatta yetişkinlere önder olup aydınlatılmış hayatlar sunan güzel varlıklar!
hepinizin günü kutlu olsun.
hiç eksik olmayın hayatımızdan.
gelecek hamurunu elleriyle yoğuran;
çocuk, genç hatta yetişkinlere önder olup aydınlatılmış hayatlar sunan güzel varlıklar!
hepinizin günü kutlu olsun.
hiç eksik olmayın hayatımızdan.
devamını gör...
el salvador (yazar)
tatlı dilli, güler yüzlü, ceylan gözlü bir yazar. çocukken yediğim bir şeker vardı, patlayan şeker, onun gibi kendisi. enerjimi yükseltiyor. *
daim olsun varlığı.
daim olsun varlığı.
devamını gör...
peşin intikam
dünyanın yaşayan en büyük yazarı, bilimkurguyu bambaşka bir boyuta taşımış olan ve 2017 yılında nobel edebiyat ödülü kazanmış olan, önünde saygıyla eğildiğim kazuo ishiguro’nun gömülü dev isimli muhteşem kitabının yüz yirmi üçüncü sayfasında geçen bir kavramdır.
kazuo ishiguro “ intikamı gerektiğinde alamayanların kıymetini bildiği peşin intikam” diye yazar. daha önce, mensup oldukları topluluğun uğradığı büyük katliam, kıyım, işkence ve tecavüzlerden kurtulup bir kaleye sığınan insanların bu iğrenç suçların faillerinin bu kaleyi de kuşattıkları zaman hissettikleri duygudur peşin intikam.
kuşatma esnasında kıstırılan bir grup düşman askerinin delik deşik edilmesini izlemek için kıyamet artığı bu köylüler toplanıp bu kontra katliamı izlerler. bunu da büyük bir keyifle yaparlar. çünkü bilirler ki bu kale bir ya da iki hafta içinde düşecek ve şu an katliamı izlemek için toplanan bu köylüler katledilmekte olan askerlerin arkadaşlarının hışmına uğrayacaklar. işte o an hissettikleri intikam duygusunun peşin olmasının nedeni de budur. başlarına geleceği kesin olan musibetlerin peşinen intikamını alırlar ölmekte olan askerleri izlerken.
okurken tüylerimi diken diken eden bir cümle oldu bu. zaten kazuo ishiguro okumak beni her zaman çok etkiler ve duygudan duyguya savurur. ama sanki bu seferki biraz daha farklıydı. sanki kendimi peşin bir intikamın kurbanı olarak gördüm bir anlığına. sanki ileride yapma ihtimalim olan kötülüklerin kefaretini ödüyorum ben bu hayatta. sanki hepimiz aynı durumdayız.
belki de dünya diye bildiğimiz bu yer tanrının bizden peşin peşin intikam aldığı bir yerdir. belki de cennetin girişinde veresiyemiz yoktur yazısı karşılayacak bizi.
kazuo ishiguro “ intikamı gerektiğinde alamayanların kıymetini bildiği peşin intikam” diye yazar. daha önce, mensup oldukları topluluğun uğradığı büyük katliam, kıyım, işkence ve tecavüzlerden kurtulup bir kaleye sığınan insanların bu iğrenç suçların faillerinin bu kaleyi de kuşattıkları zaman hissettikleri duygudur peşin intikam.
kuşatma esnasında kıstırılan bir grup düşman askerinin delik deşik edilmesini izlemek için kıyamet artığı bu köylüler toplanıp bu kontra katliamı izlerler. bunu da büyük bir keyifle yaparlar. çünkü bilirler ki bu kale bir ya da iki hafta içinde düşecek ve şu an katliamı izlemek için toplanan bu köylüler katledilmekte olan askerlerin arkadaşlarının hışmına uğrayacaklar. işte o an hissettikleri intikam duygusunun peşin olmasının nedeni de budur. başlarına geleceği kesin olan musibetlerin peşinen intikamını alırlar ölmekte olan askerleri izlerken.
okurken tüylerimi diken diken eden bir cümle oldu bu. zaten kazuo ishiguro okumak beni her zaman çok etkiler ve duygudan duyguya savurur. ama sanki bu seferki biraz daha farklıydı. sanki kendimi peşin bir intikamın kurbanı olarak gördüm bir anlığına. sanki ileride yapma ihtimalim olan kötülüklerin kefaretini ödüyorum ben bu hayatta. sanki hepimiz aynı durumdayız.
belki de dünya diye bildiğimiz bu yer tanrının bizden peşin peşin intikam aldığı bir yerdir. belki de cennetin girişinde veresiyemiz yoktur yazısı karşılayacak bizi.
devamını gör...
kpss çalışanlara öneriler
o kadar çok önerim var ki nasıl toparlayacağım bilmiyorum.
-öncelikle en başta bir deneme sınavı çözülerek başlanmalı ve bu sınavın sonucu not edilmeli. çünkü birkaç konu bile çalıştıktan sonra üstüne çıkabildiğini görmek iyi bir motivasyon sağlıyor.
-eğer youtube videolarından yararlanacaksanız sadece "benim hocam" kanalı ile sınırlı kalmamalısınız. tarih için ramazan yetgin bittikten sonra selami yalçın da dinlenmeli. aynı şekilde coğrafya için bayram meral ve engin eraydın'ı art arda dinlemenizi tavsiye ederim.
-ben düştüm siz düşmeyin, en baştan türkçe'ye bir el atın. zira paragrafların önemini sınava yakın dönemde netleriniz arttığında anlıyorsunuz. türkçe'de çıkan yanlışlar ancak o zaman gözünüze batmaya başlıyor. türkçe demişken de aker kartal'ı önermeden geçemem. hem türkçe'yi hem de motivasyon işini ona bırakın.
-matematiğinize güveniyorsanız yalnızca eksik olduğunuz konuları tekrar ederek zaman kazanabilirsiniz. ben matematik için yalnızca soru çözdüm hatta benim için mola sayılırdı, keyif alıyordum.
-vatandaşlık için acele etmeyin, son 3 ayda emrah hocadan dinleyebilirsiniz. ses tonunun mükemmelliğiyle sizi bir miktar hayran bırakan janti bir hocadır.
-sınava kadar onlarca kez tekrar yapmanız gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. çünkü bir konuyu unuttuğunu fark edince umudun kesildiği anlar oluyor. sorun sizde değil.
-bol soru, kararında tekrar ve çözebildiğiniz kadar deneme ile basit bir şekilde açıklanabilecek ancak hiç basit olmayan serüvendir. söylenecek hala bir ton şey var, onları da başkalarına bırakıyorum.
başarılar dilerim.
-öncelikle en başta bir deneme sınavı çözülerek başlanmalı ve bu sınavın sonucu not edilmeli. çünkü birkaç konu bile çalıştıktan sonra üstüne çıkabildiğini görmek iyi bir motivasyon sağlıyor.
-eğer youtube videolarından yararlanacaksanız sadece "benim hocam" kanalı ile sınırlı kalmamalısınız. tarih için ramazan yetgin bittikten sonra selami yalçın da dinlenmeli. aynı şekilde coğrafya için bayram meral ve engin eraydın'ı art arda dinlemenizi tavsiye ederim.
-ben düştüm siz düşmeyin, en baştan türkçe'ye bir el atın. zira paragrafların önemini sınava yakın dönemde netleriniz arttığında anlıyorsunuz. türkçe'de çıkan yanlışlar ancak o zaman gözünüze batmaya başlıyor. türkçe demişken de aker kartal'ı önermeden geçemem. hem türkçe'yi hem de motivasyon işini ona bırakın.
-matematiğinize güveniyorsanız yalnızca eksik olduğunuz konuları tekrar ederek zaman kazanabilirsiniz. ben matematik için yalnızca soru çözdüm hatta benim için mola sayılırdı, keyif alıyordum.
-vatandaşlık için acele etmeyin, son 3 ayda emrah hocadan dinleyebilirsiniz. ses tonunun mükemmelliğiyle sizi bir miktar hayran bırakan janti bir hocadır.
-sınava kadar onlarca kez tekrar yapmanız gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. çünkü bir konuyu unuttuğunu fark edince umudun kesildiği anlar oluyor. sorun sizde değil.
-bol soru, kararında tekrar ve çözebildiğiniz kadar deneme ile basit bir şekilde açıklanabilecek ancak hiç basit olmayan serüvendir. söylenecek hala bir ton şey var, onları da başkalarına bırakıyorum.
başarılar dilerim.
devamını gör...