bir atlatayım da dizi, film, kitap gibi ertelediğim ne varsa izleyeceğim bitireceğim. sözlüğe verdiğim arayı kapatacağım ve bol bol gezeceğim.
devamını gör...

tatlı mı tatlı, kibar mı kibar, anlayışlı mı anlayışlı... sıralanıp gider tüm bunlar, öyle bir yazardır kendisi. çok güzel tespitler, ince ironiler ve eğlenceli tanımlarıyla okuyucularını güldürürken düşündüren, düşündürürken tavana baktıran, tavana bakarken ben ne yapıyorum hissini yaşatan duygu karmaşası gibi bir yazardır. mesela nickaltını yazmaya başlarkenki ruh halim şu an değişti. ne oldu bize ya?
devamını gör...

çocukların arkadaşlarının, teyze demekten abla demeye dönmesi.
muhtemelen boyunu geçtiği birinden, kendilerini küçük hissetmemek için yapıyorlardır.
onların büyüklük hevesinin meyvesi diye düşünüyorum. *
geriye kaldı yeğenlerim. onların sonsuza kadar teyzesi olmaya devam.
devamını gör...

ifşa olduğumuza göre dükkanı kapatıp gidebiliriz.

(bkz: hoccakalın)

son çıkan kapıyı kapatsın *
devamını gör...

japon asıllı ingiliz edebiyatçı. kendisi 2017 nobel edebiyat ödülünün de sahibidir.

holylight gibi kendisini yeni tanıyan yazarlara naçizane tavsiyem "beni asla bırakma" adlı muhteşem eseridir.

edit:
nobel ödülünü aldıktan ve annesini kaybettikten sonra yazdığı ilk romanı "klara ile güneş'i" henüz okuyup bitirme fırsatı buldum. okuduğum en etkileyici kitaplardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. insana dair onca karmaşık duyguyu böylesine sade ve akıcı bir biçimde anlatmak her yazarın harcı değildir. üstelik kanımca aradan geçen yıllar sanatına değer katmış. o yazsın biz okuyalım vesselam!
devamını gör...

arapların ne kadar .....* bir toplum olduğunu buz gibi gösteren savaştır.

bu arap devletleri birbirleriyle anlaşırlar ve derlerki hepimiz müslüman arap devletleriyiz. haydi güçlerimizi birleştirelim ve bu yahudileri ortadoğu’dan atalım. savaşa başlarlar. ancak * birbirlerine düşerler, adeta birbirlerine tren yaparak saldırırlar. israil yeni görünen ama yeni olmayan güçlü devlettir, affeder mi bunu? bu birbirlerine düşmenin de etkisiyle 6 günde alayını dağıtır ve ortadoğu’da kalıcı olur.

araplarda biz size küstük diyerek avrupaya enerji desteğini keser. avrupa’da enerji konusunda sineğin yağını hesaplamak eylemini yaparak yaz saati uygulamasını yürülüğe koymaya başlar.

ek bilgi : yaz saati uygulamasının bugün avrupada halâ uygulanıyor olmasının nedeni tasarruf değil, arapların bu yaptığını unutmamaktır. bizim kaldırma nedenimiz de gereksiz görmek değil, avrupaya biz sizinle aynı safta değiliz demektir. kaldırdığımız döneme ve o dönemde başlayan avrupa türkiye ilişkilerinde ki gerilime bakarsınız demek istediğimi anlayacaksınız.

he kaç kişi okur bu entry’i bilemem. okuyan merak eden araştırabilir, yanıldığım yerlerde bana portakal fırlatabilir.
devamını gör...

bir yandan amerikan tarihini öğrendiğiniz, bir yandan harika senaryosu ile ilerlediğiniz ve ilk oyundaki john marston karakteri kadar karizmatik efsane arthur morgan ile oynadığınız rock star games yapımı oyun. oynun atmosferi ayrı övülesidir ayrıca.
devamını gör...

atatürk'ün ölüm döşeğinden kalkıp ülkeye kazandırdığı, halen suriye ile aramızda problemler yaratan hatay ilinin merkezi. tıpkı sakarya-adapazarı, kocaeli-izmit, her ne kadar artık değişse de mersin-içel misali bir "merkez ilçe vs il" ad karmaşası yaratır; ancak antakya şehrinin merkezi olduğu hatay ili vardır. künefesiyle, mozaikleriyle ve de müslümanlarla hıristiyanların beraber yaşamasıyla ünlenen yer antakya'dır yani. şimdi eski huzurlu hali kalmamış, 2011'den beri savaş karargahı olarak kullanıla kullanıla epey yıpranmış ve nüfus değişmiş gerçi.

bu başlığı açma nedenim, balkan turundan yedi yıl önce, aynı ekiple bu şehirde ve komşusu halep şehrinde geçirdiğimiz iki günü anlatmak. yani yeni bir gezi yazısıyla karşınızdayız. ekip yine aynı; annemle babam ve bendeniz (o zaman hepten ergen idim, 16 yaşındaydım henüz). geziyi organize eden ve katılanlarsa babamın ege üniversitesi tıp fakültesinden dönem arkadaşları. ortam balkan turundaki gibi yani, komple ihtiyarlar ve arada bir tane genç, o da ben...

19 mayıs sabahında ankara'dan yola çıkıp, aksaray, ulukışla, toros geçitleri, adana ve iskenderun üzerinden vasıl olduğumuz antakya'da evvela kalacağımız deliban oteline geçerek insanlarla buluştuk. otelimiz, henüz kurulmamış defne ilçesinde kalan harbiye beldesinde, ünlü şelalenin hemen altında bir yerlerde anayolda kalıyor. akşam yemeği de otelin restoranında yendi. üç gün boyunca bol bol zahter salatası ve kırmızı et yenecekti (e doğal olarak; kebabın anavatanında olmasak da iki büyük kebapçılar merkezi gaziantep ve adana çok yakınımızda).

ertesi sabahaysa erken uyanarak otobüslerle şehir turuna koyulduk. rehberimiz, popçu atiye deniz'in de amcası ve bu gezinin organizatörü olan mehmet amca. önce geleneksel yöntemlerle zeytin sabunu üreten (sanıyorum zeytinyağı (gbkz: suriye)'den geliyordu ki bizim orada gerçekleştirdiğimiz operasyonlardan birine zeytin dalı adı verildi sonradan) bir fabrika. burada hemen herkes sabun alıyor. biz de aldık diye hatırlıyorum; malum o zamanlar bir yazlığımız ve her yaz alacak zeytinle sabunumuz yoktu. bilahare hac dağı denen yere çıktık. buradan şehir şöyle panoramik panoramik görünüyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

buradaki durağımız olan st. pierre kilisesi, önüne duvar örülmüş bir mağara. valiliğin sayfasında henüz hıristiyanlığın yasak olduğu ilk dönemlerde gizli ibadet yeri olduğu, hatta bizzat havarilerden petrus'un yaptırdığı ve hıristiyanlığın ilk yapısı olduğu yazılan bu mağara 1963 yılında hac yeri ilan edilmiş. dışarıdan görüntüsü şu:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

içi de böyle.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sonra şehir içine girilirken rehberimiz bize asi nehrinin ikiye böldüğü bu şehri anlattı biraz. kuzeydeki halkın epey dindar olduğunu, güneydeyse önemli bir nusayri nüfusun varlığını ifade eden rehberimiz; başta harbiye olmak üzere samandağı ve arsuz gibi yerlerde de nusayri oylarının belirleyici olduğunu ifade etti. henüz defne ve kuzeydeki antakya belediyeleri yoktu o zaman, ama siyasi tercihler o günden beri pek değişmemiş olacak ki, defne ve diğer nusayri bölgesi olarak sayılan yerlerde chp, antakya'da ve çoğu dış ilçede de akp elan banko. ancak şehir siyasetinde hiç sevilmeyen bir isim varsa o da süleyman demirel'miş. zira henüz dsi genel müdürüyken hazırlattığı fizibilite raporlarıyla amik gölünü kurutup yerine havaalanı yapılmasını sağladığı için asi nehrine ve şehir ekolojisine çok büyük zararlar vermiş. rehberimiz; asi nehrinin debi ve rejimindeki değişiklikler yüzünden şehir içindeki köprülerin yeniden yapılmasının gerektiğini ve bu esnada meclis binası önündeki romalılardan kalma köprünün de yıktırıldığını anlatıyor. epey etkilemiş ortalığı anlayacağınız.

konuşa konuşa, o zamanlar belediyenin hemen karşısında olan arkeoloji müzesine geldik. bu müze sonradan taşınmış. o zamanlar hemen meşhur köprübaşı meydanında, tarihi belediye, ziraat bankası ve hatay cumhuriyeti'nin meclis binasıyla komşuydu. mozaik koleksiyonuyla ünlü bu müzede iyi vakit geçirdik.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (agamemnon'un kızını kurban etmesi)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (sarhoş dionysos)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (narkissos kendini görürken)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (uyuyan eros)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (ünlü lahit bu muydu hatırlamıyorum)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (aslanlı sütun kaidesi)

buradan sonra tekrar köprü geçildi ve tarihi çarşı içindeki habib-i neccar camii'ne vardık. caminin altında yer alan habib-i neccar'ın hıristiyan olduğu diyanet kaynaklarında geçiyor ama hıristiyanlar da ziyaret ediyor mu bilmem. caminin antakya fethedilince yapılan ilk cami olduğu söylense de bugünkü şeklini 17. yüzyılda almış olması muhtemel. sadece minare arap üslubunda.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (camiye giriş)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (türbeye giriş)

sonraki durağımız olan sarımiye camii, küçük bir yapı. ama arap üslubundaki kalın ve şerefesi kapalı minaresi enteresan. hemen arkasında da katolik kilisesi yer alıyor. kilise deyince şöyle büyük bir yapı bekliyordum, hâlbuki eski bir ahsap ev karşımıza çıktı. evi 1977'de satın alarak kiliseye çevirmişler. halktan "evimizi kilise yaptılar" diye tepki yükselmiş mi bilmiyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (kilise çanı ve arkada minare, antakya denince akla gelen ikonik görüntü)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (kilise kapısı)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (kilisenin genel görünüşü)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel (kilise içi)

bundan sonra samandağı ilçesine giderek denize bakan bir restoranda öğlen yemeğini yedik. öğleden sonraki destinasyon da hep bu nusayri yoğunluklu ilçe ve musa dağı civarında geçecekti. önce, hıdırbey köyündeki ünlü çınar ağacını gördük. rivayete göre bu ağaç, hz. musa'nın toprağa diktiği asası imiş. çınar en çabuk boy atan ağaçlardan, ama bu ağaç hakikaten de bina kadar. içindeki oyuk çay ocağı olarak kullanılmış bir dönem, o kadar kalın yani.

sonraki durağımız türkiye'nin tek ermeni köyü olan vakıflı oldu. fazla durmadık ama şöyle bir baktık, kiliseyi gördük, kahvede oturduk biraz. turist olduğumuzdan mı bilmem, ama o sıradaki korkularım gerçekleşmedi, ermenilerin hiçbiri bizi dövmedi. evet, erivan'a giden türklerle aynı muameleye uğrayacağız diye epey tırsmıştım. köyün bulunduğu musa dağı, 1915'teki tehcir döneminde geçen ve "soykırım yaptınız" diyenlerin de pek sevdiği "musa dağında kırk gün" kitabına ad veren yer. bu köylüler 1915'ten önce mi buradaydı, yoksa suriye yönetimi döneminde mi yerleştiler bilmiyorum. sormaya cesaret edemedim açıkçası...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel köyün kilisesi.
bugünün son durağı titus tüneli. daha doğrusu tam adıyla vespasianus-titus, daha çok tüneli tamamlayan imparator titus'un adıyla bilinse de bazı kaynaklarda temeli atan babasının da adı geçmekte. dağdan gelip hayatı felç eden sel baskınlarına karşı milattan sonra ilk yüzyılda yapılan bu doğa harikası, piramitler kadar olmasa da ilkçağ inşaat teknolojisinin neler yapabildiğini gösteriyor. elbette köleler ve savaş esirleri sağolsun, amele sıkıntısı hiç çekilmemiş olsa gerek.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel tünelin tepeden görünüşü.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel bu dağların basit mekanik aletlerle böyle tıraşlanıp bu yolun yapılması büyük bir olay herhalde.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel tünel boyunda yer alan kaya mezarları.

artık akşam oluyordu, biz de otobüsümüze binip şehre döndük. bir süre, köprübaşında inip çarşıda gezdik ki, çarşıda birçok tarihi han vardı, ancak ortalığın karışıklığı da hiçbir ilde görmediğim kadardı. ertesi gün halep'te göreceğimiz karışıklığın bir fragmanı gibi olan bu durum herhalde akrabalıktan geliyor. zaten o sıralarda vizesiz geçişler başlamış, iki ülke arasında ticaret hızlanmıştı. rehberimizin de o ülkede epey tanıdığı vardı. hatta otobüsün şoförü, "bu mazot kokusu ne ya" sorusuna "benzin suriye'de çok ucuz, biz oradan mazotu alıyor, bir varil de yolluk yapıyoruz ondan kokuyor" demişti. mta'daki amerikalılar petrol yataklarını örtbas ediyor denen olay zahir, hmmm.

bu arada otobüsü beklerken köprü başında su fotoğrafı da çekmişiz (daha doğrusu babam çekmiş, o zamanlar akıllı telefonlar nerede, telefon kameralarının pikseli de epey düşüktü, onun için ben fotoğraf çekmemiştim, bunları yıllar önce makineyle çekmişiz).
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

akşam yemeğini otele yakın, bir transeksüelin sahne aldığı bir restoranda yedik. bir yandan da aklım ertesi gündeydi. zira ilk defa yurtdışına çıkacağım, günübirlik dahi olsa, ne büyük bir onur... bugünün bir diğer unutulmaz şeyi de, çarşıdaki eski bir kitapçıdan zülfü livaneli'nin serenad romanını almam. ertesi gün yol boyunca okumuştum...
devamını gör...

umarım ağız boştur.*

bir akşam,annem, babam, eniştem ve teyzem ile yemek sofrasındayız..
eniştem de benim karşıma denk gelmiş, en sevdiğim yemek var.
iştahla yerken bir hapşırık oldu ve benim yüz..*

görgü tanıkları
1.kişi: karşıdan sana doğru gelen bir toz bulutu gördüm.
2.kişi: o çok yavaş geçen bir an'dı.

bu da böyle bir anımdır.*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

2014 yapımı kaan müjdeci'nin yazıp yönettiği başrollerini doğan izci ve ''çakır'' ın paylaştığı filmdir efem..
film 7,4 lük imdb puanını sonuna kadar hak ederken, venedik film festivalinde jüri özel ödülünü almıştır.
bundan sonra yazacaklarımızı spoi takıntısı olanlar okumasın lütfen.
''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''


oldukça sevimsiz bir konu üzerine şekillendirilmiş bir film; köpek döğüşleri....
çok gerçek bir hikaye, bu filmde aslanda gerçek, aslana dayatılan 'erk'likde gerçek...köyden kurtulup şehire gitmek isteyen, öğretmen bile gerçek....

aslan ilkokula giden bir öğrencidir. ayşe isimli arkadaşına aşıktır. okulda gerçekleştirilecek bir piyeste ayşe prenses rolünü oynayacak ve aslan çok istemesine rağmen, prens rolünü muhtarın oğluna kaptıracaktır. kendisi yedi cücelerden biri olan aslan , bu geri plana atılma duygusuyla mücadele edecektir. tam o sırada katıldığı bir köpek döğüşünde ''sivas''ın mücadelesine tanık olacak, mağlubiyetini derinden hissedecektir. döğüşten sonra ölüme terkedilen sivas'a bakacak, ve aralarında merhamet ve sevgiye dayalı bir arkadaşlık doğacaktır.
köy okulunda sivas sayesinde arkadaşlarının ilgisini çeken, ayşenin bile özel ilgisine nail olan aslan, bu varolma mücadelesinde yer alabilmek ve arkalara itilmemek için asla döğüştürmem dediği sivası bile döğüştürecektir.

bu toplumda lessie dizisindeki gibi güllük güneşlik romantik bir hikaye asla olmayacaktır. bu bir var olma mücadelesidir. sivasın var olma mücadelesi ile aslanın varolma mücadelesi toplum tarafından onlara dayatılan isteklerin yerine getirilmesi ile alakalıdır. bu uğurda ikisi de çok yaralar alacak, çok hırpalanacaktır.


filmin çok sevdiğim müziklerinden birini paylaşalım



çok muhteşem bir film. gerçekten çok beğendim...tavsiye ederim.
devamını gör...

huzur kelimesinin eş anlamlısı kabul ederim
devamını gör...

listede görüldüğü gibi kaşkolnikov ve sondaj moderatör olmuş. bence çok da güzel olmuş. hayırlı uğurlu olsun her ikisine de. *

umarım sildikleri ilk tanım bu olmaz. amin.**
devamını gör...

radyom, uçlu kalemim, cam kupa bardağım, 7. sınıfta kitap okuma yarışması sonrası kazandığım ve en çok korktuğum hocanın boynuma taktıĝı madalya!
masam, küçük cam çaydanlıĝım.
kemik gözlüĝüm. kitaplığım. ve otobüs kartım! swh!
devamını gör...

aşağıda resmini paylaştığım müthiş hafif tatlı tarifleri olan kadın.
mutfakla aram asgari ücretle geçinen 2 çocuk babasından hallice bir insan evladı olarak damys sayesinde nutella'lı örgü ekmek yapmayı başardım. ki bu benim için hayattaki önemli başarılarımdan birisi oldu.
bu sebepten kendisinin minik bir reklamını yaparak, karşılık vermek istedim.

bloğu da okunmaya değer.
hem seyahat yazıları hem tatlı tarifleri keyif veriyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ortamda söylediğiniz komik şeyler sonrası herkes gülüp devam ederken, onun gülümseyerek biraz daha gözlerinizin içine bakması.
kırılır, üzülürsünüz diye tartışma anında bile kelimelerini dikkatli seçmesi, gibi sıralanabilir. tabii karşılıklı olduğu sürece güzel şeyler.
devamını gör...

saçlarım dağılmış uzanırken birden dönüp başımı yastığa dayayıp bakmam ve saçlarımın yüzüme düşmesi... masum ve çekici olduğumu fark ettim.

vücudumun her kıvrımının sevilmek için, okşanmak için ne kadar iyi olduğunu fark ettim. yumuşak ve pürüzsüz.

sohbetimin çok sürükleyici olduğunu fark ettim.
çoğunlukla kiminle konuşsam en az bir saat o kişiyi konuşturduğumu fark ettim.

kibar bir insan olduğumu fark ettim. rica etmeyi, teşekkür etmeyi dilimden düşürmüyorum. (çok sinirlendiysem ayrı tabii)

merhametli olduğumu fark ettim. bana hak etmediğim şekilde davranan insanlara bile bir zaman sonra kucak açtığımı fark ettim.

bazen hissiz olduğumu fark ettim. insanların acıma duygusuyla yaklaştığı olaylara bazen hiç bir şey hissedemeden öylece kalıyorum.

şehveti sevdiğimi fark ettim. kim sevmez ki şehveti diye sorulabilir. bundan utanmıyorum, sakınmıyorum. kendimi suçlu hissetmiyorum. suç olmadığını biliyorum. anlık arzuları değil ben o arzunun kendisini seviyorum.

sinemaya gitmeyi çok sevdiğimi fark ettim. o karanlığın içinde sadece ekran ve ben varım. varsa bir de yanımda sevdiğim biri. kayboluyorum o sahnelerde. kendimi unutuyorum.
devamını gör...

yarın öleceğinizi bilseniz hâlâ üretmeye devam eder miydiniz?

hayatının baharında yitip giden bir matematikçidir o, hem de yirmisinde karnına isabet eden bir kurşunla.

kısacık yaşamında matematik adına yapmış oldukları dikkate değerdir. bu bilime uzak okuyucu için sadece soyut cebir alanında çalıştığını ve üç yüz elli yıl boyunca çözülememiş sorulara yanıt bulduğunu söyleyeyim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ah aşk! sen nelere kadirsin!
böyle bir deha senin yüzünden en verimli çağında aramızdan ayrıldı.
aşık olduğu kadın bir başkasıyla nişanlıydı ve incelenen mektuplarına göre sevdiceği stéphanie: ‘ne olacak évariste’ciğim altı üstü bir düello bu ‘ diyerek onu bile bile ölüme göndermişti. ( teşvik ettiği söylense de bu cümle tamamen bana aittir.)

évariste ise ertesi sabah öleceği halde matematik hakkında çizip karalamaya devam etmiştir. çizip karalama da öyle basit türden değil, üç adet çalışma içermekteymiş :

jacobi ya da gauss’a açıkça bu teoremler hakkında doğru olup olmaları konusunda değil, önermelerim hakkında fikirlerini sor. daha sonra, umarım, bu karmaşayı çözmenin kendi yararlarına olacağını anlayacak bazı kişiler olacaktır.” yazan notu matematikçi chavalier'e iletilsin diye kardeşine verecek, hüngür hüngür ağlayan alfred'e :

'ağlama alfred! yirmi yaşında ölecek bir adamın tüm cesaretine ihtiyacı vardır.' diyecektir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
daha önce iki çalışmasını cauchy' e göndermiş, üniversiteye alınması için referans vermesini istemiştir ondan. ancak hınzır matematikçi bu çalışmaları yitirdiğini söylemiş ve her nasılsa bir yayınında bu çalışmaları işaret etmiştir.
şansızlık göbek adı olan galois diğer seferinde de bir eserini fourier' e yollamış ,ancak ünlü matematikçi henüz okuyamadan ölünce bu eser de ortadan yok olmuştur. galois matematik ödülünü de böylece kaçırmıştır.

galois kısacık yaşamında babasının gözleri önünde intiharına tanık olmuş, okuldan atılmış, siyasi olaylara karışıp hapse düşmüş .

yaşamı talihsizliklerle dolu bu genç adamın daha farklı bir kaderi olabilir miydi? bütün zamanını ve enerjisini sadece matematiğe verseydi acaba daha neler yapabilirdi, diye düşünmeden edemiyor insan.

not : vikipedia’da o zamanki gazete haberlerinde düelloda karşı tarafta siyasi olaylar sırasında arkadaşlık ettiği biri tarafından vurulduğuna dair bilgi var, asıl katilin kim olduğu sanırım hiç bilinemeyecek.
kaynaklar:
vikipedia
buradan
şuradan
ve matematiğin aydınlık dünyası, sinan sertöz
devamını gör...

yoluna halılar serilir sanma
uğrunda ömürler verilir sanma
değerin kıymetin bilinir sanma
düşeni götürür kullar affetmez.
bergen modumda kalasım var.
open.spotify.com/track/6JDP...
devamını gör...

"mesleğini dolaylı olarak anlat" tarzı başlıklara "meleklerin bacaklarına bakıyorum." yazmamın yolunu açmış olan talihsiz gözlemevi.

ayrıca (bkz: takiyüddin)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim