erdoğan'dan hesap sormazsam namussuzum
tanım: bir devlet bahçeli sözüdür.
şuan ki durumlarına bakıldığında bunu hesap sormaktan pek hallicedir. muhabbet sardı illa ki gönül yaraları kapandı. koltuk-rant sevdası her şeyin ilacı.
şuan ki durumlarına bakıldığında bunu hesap sormaktan pek hallicedir. muhabbet sardı illa ki gönül yaraları kapandı. koltuk-rant sevdası her şeyin ilacı.
devamını gör...
kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
en nefret ettiğim olaydır. kızına söyleyeceksen kızına söyle, gelinine söyleyeceksen gelinine söyle. yüzüne söylemeye cesaretin yoksa alttan alttan mesaj da göndermeyeceksin.
bana yapılırsa anlamamış gibi yapıyorum. söyleyene kadar içi içini yesin.
bana yapılırsa anlamamış gibi yapıyorum. söyleyene kadar içi içini yesin.
devamını gör...
alfa parçacığı
+2 yüklü helyum çekirdeğine verilen ad. 2 proton ve 2 nötrondan oluşur. radyoaktif elementlerden alfa ışıması yolu ile yayılır.
devamını gör...
hesabı erkek mi öder kadın mı öder sorunsalı
kadın da ödeyebilir erkek de. fakat bazı erkekler bunu gurur meselesi hâline getiriyor. açıkçası başlarda ödemek için erken davranıyordum. sonuçta ben de çalışıyorum o da çalışıyor niye o ödesin ki kardeşim diyodum. sonra hesabı benim ödediğim zamanlarda trip kavga gibi olumsuz durumlar oluyor zaten prensip sebebi ile dışarıdan bir şey yiyen biri de değilim yani çocuğa külfet olmuyorum. ne halin varsa gör diyerek saldım çayıra. arada diyorum bırak bu sefer benden olsun diye ama cami minaresi gibi önüme dikiliyor.
edit: üstteki örnek gibi ancak sinema bileti falan.. onu da ancak online almak gerek. yoksa ona da el atıyorlar.
edit: üstteki örnek gibi ancak sinema bileti falan.. onu da ancak online almak gerek. yoksa ona da el atıyorlar.
devamını gör...
sen yat bugün işe gelme diyen patron
belki de ertesi gün çok fazla iş yaptığın için çok yorulduğunu anlayan patrondur. bir gün izin vererek kafanı dağıtmanı istemiştir. hep kötüye yormamak lazım ama maalesef ülkemizde kötü yorumlamaya açık olan bir durumdur.
devamını gör...
mo chuisle mo chroí
irlandacada "sevgilim" yerine kullanılan bu ifade "kalbimin nabzı" anlamına geliyor. mo chuisle şeklinde yani "nabzım" olarak da kullanılabiliyormuş.
devamını gör...
normal sözlük balosu partner seçimleri
benim adayım @yoldaş benjamin franklin . elini yüzünü bilmem zirvede olmak tamamen amaç.
devamını gör...
ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler
akabinde patlak veren fransız ihtilali ile kellesi uçan bir kadına ait söz.
devamını gör...
misafirin sinir eden davranışları
misafirin değil de, köşede sakince oturuyor,misafir gelince kimi ev sahiplerinin davranışları daha çok sinir ediyor.
devamını gör...
aktroll
kafa sözlüğe de damlayı başarmışlar.
t: tek hücreli yaşam formlarına verilen isim.
t: tek hücreli yaşam formlarına verilen isim.
devamını gör...
spontane radyo yayını
ıııı şey, hoparlöre bağlayıp dinleyeceğim de bi sorun olmaz di mi? **
aldım çayımı elime, dinliyorum demek isterdim ama maalesef; yine onca yapmam gereken şeye rağmen açtım dinliyorum sizi arkadan.
iyi yayınlar efeniiim, dinlemedeyiz.
not: yalan nedir? yalan bana göre hırsızlıktır. herhangi birinin* gerçeği bilme hakkını elinden almak, niyet her ne olursa olsun hırsızlıktır. sonunda kaybedeceksek bile hakikati söyleme cesaretini gösterebilmeliyiz.
bu sorum cenk'e: aya giden araca da nasılsa koltuğa oturup birinin hakkını yemeyeceğim diyerek biner misin?
aldım çayımı elime, dinliyorum demek isterdim ama maalesef; yine onca yapmam gereken şeye rağmen açtım dinliyorum sizi arkadan.
iyi yayınlar efeniiim, dinlemedeyiz.
not: yalan nedir? yalan bana göre hırsızlıktır. herhangi birinin* gerçeği bilme hakkını elinden almak, niyet her ne olursa olsun hırsızlıktır. sonunda kaybedeceksek bile hakikati söyleme cesaretini gösterebilmeliyiz.
bu sorum cenk'e: aya giden araca da nasılsa koltuğa oturup birinin hakkını yemeyeceğim diyerek biner misin?
devamını gör...
binbir zahmetle ulaşılan eski yakın arkadaşın buz gibi davranması
insanlara olan inancımı ve muhabbetimi dibe çeken gelişme. birkaç kere başıma geldi. artık herkesi kendi haline bırakıyor ve kimseye ulaşmıyorum. allahsızlar.
devamını gör...
o geminin gelmeyecek olması
ve hepimizin ismail abi gibi o gemiyi bekliyor olması.*
devamını gör...
sadrazam'ın yarasa'ya numarasını vermemesi durumu
yarasa seneca ukdesidir.
lan allahsız kitapsız kızı amma süründürdün, senin için ukde bile bırakmış be. neyse ben başlığı şuraya koyayım mesajı alan alsın.
edit: başlık patladı yine anasını satıyım. olm var ya hakikaten siz çok fenasınız lan. amaç gırgır şamata hep dimi? bende de durum böyle. yardırmaya devam. *
lan allahsız kitapsız kızı amma süründürdün, senin için ukde bile bırakmış be. neyse ben başlığı şuraya koyayım mesajı alan alsın.
edit: başlık patladı yine anasını satıyım. olm var ya hakikaten siz çok fenasınız lan. amaç gırgır şamata hep dimi? bende de durum böyle. yardırmaya devam. *
devamını gör...
babaların çocukları üzerindeki meyve ve atlet terörü
eğer bir baba dolapta bir tane bile çürük meyve gördüyse işte o an yandınız. konuşmalar başlar. "ben siz vitamin alın diye alıyorum siz yemiyorsunuz, boşa mı gitsin bu meyveler, hep ziyan oluyor..."
bir ara babam kız olmama rağmen fanila giy diye zorlamıştı.
bir ara babam kız olmama rağmen fanila giy diye zorlamıştı.
devamını gör...
the call
oyunculuğunu hiç ama hiç beğenmediğim ve büyük bir önyargı taşıdığım park shin hye’ye karşı önyargılarımı kıran ve büyük bir heyecanla izlediğim 2020 yapımı the call bize büyük bir gerilim-gizem ziyafeti sunuyor.
yıllar sonra çocukken yaşadığı eve dönen seoyeon isimli kadın yaptığı tren yolculuğu sırasında telefonunu kaybeder ve eve ulaştığı zaman yaptığı ilk şey bulduğu eski bir telefondan kendi telefonunu aramak olur. ancak yaptığı bu aramada 1999 yılında aynı evde yaşayan young-sook ile bağlantı kurar.
zamanla konuşmaları artan iki kadının arasında bir arkadaşlık bağı oluşur ancak bu arkadaşlık büyük bir vahşete yol açacaktır.

başlarda da bahsettiğim gibi, seoyeon karakterini canlandıran park shin hye kore’nin önde gelen aktristlerinden biri olsa da şahsi olarak oyunculuğunu beğenmediğim ve tek düze bulduğum bir oyuncuydu ancak bu filmde beni çok şaşırttı ve önyargılarımı aşmama sebep oldu. ancak bence filmin asıl starı youngsook karakterini canlandıran jeon jongseo hanımefendiydi. psikopat rolü kendisine öyle yakışmış ki, içim kıpır kıpır oldu izlerken.
film de oyunculuk da gayet iyiydi anlayacağınız. izleyin, belki siz de beğenirsiniz.
yıllar sonra çocukken yaşadığı eve dönen seoyeon isimli kadın yaptığı tren yolculuğu sırasında telefonunu kaybeder ve eve ulaştığı zaman yaptığı ilk şey bulduğu eski bir telefondan kendi telefonunu aramak olur. ancak yaptığı bu aramada 1999 yılında aynı evde yaşayan young-sook ile bağlantı kurar.
zamanla konuşmaları artan iki kadının arasında bir arkadaşlık bağı oluşur ancak bu arkadaşlık büyük bir vahşete yol açacaktır.

başlarda da bahsettiğim gibi, seoyeon karakterini canlandıran park shin hye kore’nin önde gelen aktristlerinden biri olsa da şahsi olarak oyunculuğunu beğenmediğim ve tek düze bulduğum bir oyuncuydu ancak bu filmde beni çok şaşırttı ve önyargılarımı aşmama sebep oldu. ancak bence filmin asıl starı youngsook karakterini canlandıran jeon jongseo hanımefendiydi. psikopat rolü kendisine öyle yakışmış ki, içim kıpır kıpır oldu izlerken.
film de oyunculuk da gayet iyiydi anlayacağınız. izleyin, belki siz de beğenirsiniz.
devamını gör...
aşk bir baharat olsaydı ne olurdu sorunsalı
kesinlikle tarçın. iyidir hoştur, tat verir. ama ipin ucu kaçarsa acı olur.
devamını gör...
harp mecmuası

birinci dünya savaşı'nda 1915-1918 yılları arasında on beş günde bir yayımlanmış bir mecmuadır. harbiye nezareti tarafından çıkarılmıştır. orduya ve millete moral aşılamak amacı vardır. oldukça fazla fotoğraf var, ciddi bir propaganda aygıtı olarak görülebilir. orijinali o dönemki yazım kurallarına göre harb mecmû'ası. türk tarih kurumu tarafından eksiksiz neşri yapılmıştır. öyle kaliteli görseller var ki incelerken âdeta savaşı bir yönüyle yaşatıyor size. tabii ki o dönemde bu mecmuanın(gazete/dergi) yayımlanma amacı göz önünde tutulursa tamamen nesnel bir savaş okuması yapmak mümkün değildir. mecmuayı incelerken umduğum şey böyle bir kazanım değil zaten. tarihin çok kritik bir olayı olan birinci dünya savaşına osmanlılar zâviyesinden bakabilmek ve görseller, şiirler, yazılar, ilânlar aracılığıyla o yılları bir şekilde tecrübe edebilmek mecmuayı incelerken mümkün oluyor. yayına hazırlayanlar mecmuanın osmanlı devrindeki tertibine aynen uymuşlar, tek değişiklik latin harflerine aktarılması. günümüz türkçe kurallarına dikkat edilmiş, mecmuanın orijinalliği bozulmadan düzeltmeler yapılmış. benim açımdan mecmuanın en keyifli taraflarından biri o dönemki dili incelemek ve seçici bir bakış açısıyla bilmediğim bazı eski kelimeleri öğrenmek. tabii türk tarih kurumunun çok kaliteli baskısı da önemli bence. sunuşta mecmuanın yayımlandığı dönemde diğer mecmualardan çok daha kaliteli bir baskıya sahip olduğu söyleniyor. harbiye nezareti tarafından yayımlanması herhalde bu farkı ortaya koymaktadır. dediğim gibi mecmua aslında kaliteli bir propaganda aracı gibi. bazı görselleri paylaşıyorum. bunlar gibi binlercesi var. bu ilk sayıdan padişahın fotoğrafı



devamını gör...

