kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

zaman yolculuğu ile ilgili ve türünün en güzel örneklerinden biri olan, hem bilim kurgu hem komedi olması bakımından çoğu bilim kurgu filmden farklı gördüğüm, orijinal ismi back to the future olan 1985 yapımı amerikan filmi.

yanlışlıkla anne babasının lisede okuduğu yıllara giden ve ortalığı hiç olmaması gereken şekilde karıştırıp, ardından da telafi etmeye çalışan bir genci konu alır.

yapımcısı, yönetmeni, başrolleri gibi bilgileri nasılsa her yerden bulabiliyoruz. o nedenle daha çok kişisel yorumumu yazacağım.

benim için, gerek bireysel gerek toplumsal bakımdan hayatımın en güzel ve mutlu yıllarını hatırlattığı için değerli bir filmdir. hani banyo günü olan, ertesi gün okula gidileceği için gıcık olunan ama bir yandan da masumiyeti nedeniyle çok özlenen pazar günleri vardı eskiden... sabahları, henüz sayıları şimdiki gibi tavan yapmamış olan 2-3 televizyon kanalından birinde çizgi film izlediğimiz, sevdiğimiz herkesin evde, bir arada olduğu o pazar günleri... işte bana öyle sıcaklık, özlem, güzel duygular dolu günleri anımsatır geleceğe dönüş. soba üzerindeki mandalina kabuğu kokusudur, henüz kendisi de küçük olan ablayla atari oynanan günlerin keyfidir geleceğe dönüş. bambaşka bir yeri var bende.

bilim kurgu filmler en sevdiğim türlerden biridir ama bunun tadını çoğu vermez bana. ister daha girift konuları işlemiş olsun, ister daha üst düzey görsel efektler kullansın...

en sevdiğim karakteri, hafif deli emmett brown'dır. bazen kendimi bunun kadın versiyonu gibi hissediyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

moda

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hala malum partinin desteklenmesi.
devamını gör...

devamını gör...

belki iddialı olacak ama hiçbir şey için yapmam etmem demeyeceksin. yani peşin hükümlü olup baştan kestirip atmayacaksın. günü geliyor her yapmam etmem dediğin şeyleri, hayat senin önüne getiriyor ve bazen istemeyerek bazen de bile isteye yapıyorsun. ama gene de çoğu zaman itiraz etmeğe devam ediyorsun.
devamını gör...

t: rus beşlilerinden nikolay rimsky-korsakov'un 1888 yılında bestelediği meşhur eseri.

dört bölümden oluşur: ı. the sea and sinbad's ship, ıı. the kalandar prince, ııı. the young prince and the young princess, ıv. festival at baghdad. the sea. the ship breaks against a cliff surmounted by a bronze horseman
leif segerstam - sinfónica de galicia

aynı zamanda barış manço bu senfonik süitten esinlenerek yine aynı adda harika bir ingiliççe parçaya imza atmıştır:
şehrazat
"come here şehrazat / we're going away / forget tomorow / enjoy today..." diye başlayıp devam eder.
devamını gör...

ben hemşireyim akrabalarım hala iğne yapmayı biliyor musun diye soruyor 6 yıldır çalışmam dışında bir problem yok. :)
devamını gör...

literatürdeki adı dissosiyatif kimlik bozukluğu'dur.

genellikle çocukluk döneminde yaşanan şiddetli travmadan ve çocuk istismarından kaynaklanır. bu travma aşırı veya tekrarlayan, fiziksel, cinsel veya duygusal istismar olabilir. bunun dışında genetik ve biyolojik faktörlerin de rol oynadığına inanılmaktadır. kişi, bu dayanılmaz acıyı tek başına kaldıramadığı için kendine farklı kişilikler yaratır. bu kişiliklerin hepsinin farklı bir hikayesi olmakla birlikte yaşları, cinsiyetleri, karakterleri vs. farklıdır. öznel yorumum dayanılmaz acılarını farklı kişilikler yaratarak onlara paylaştırdığı yönünde.

nadir bir hastalıktır, tedavi olarak psikoterapi seansları ve ilaç tedavisi uygulanır. günümüzde birçok dizi ve filme konu olan hastalıktır ayrıca. kill me heal me ve split (film) örnek olarak gösterilebilir.

tabii bu dizi ve film'de 12-24 gibi sayıca çok fazla kimlikler işlenmiş fakat çoklu kişilik bozukluğu diyebilmemiz için 2 tane farklı kişilik/kimlik olması yeterlidir. bu kimliklerin kişinin düşünce ve davranışlarına etki ettiği unutulmamalıdır. bana ilginç gelen bir araştırma sonucunu sizlerle paylaşayım, farklı kimlikler bir bedende farklı ellerini kullanıyorlar. yani bir kişi kendi benliğinde sağ elini kullanırken, diğer kişiliği solak olabilir.
devamını gör...

modern liberalizmin doğduğu geliştiği yerin ingiltere olmasında benim kanaatimce yönetici elit ile halkın farklı kökenden gelmesi bir hayli etkili olmuştur. roma'nın britanya'dan çekilmesinden beri bu bölgeyi yöneten asillerle, halk çoğunlukla farklı kültürlerden gelmiştir. ango-sakson göçleri sırasında asiller bu cermen savaşçılarken, yerel briton onların tebaalarını oluşturmuştur. zamanla sakson kültürü zamanla bu kelt tebaayı asimile etmiştir, bu arada saksonlar da britonlar gibi hristiyanlaşmış böylelikle yeni bir britanya kültürü yaratılmıştır. bu yeni kültür ilk olarak danimarkalı vikinglerce sonrasında fransa'ya yerleşmiş vikinglerin yönettiği feodal normandiya düklüğünce boyunduruk altına alınmıştır.

yabancı asillerin boyunduruğu altında ingiliz halkının ve ironik bir şekilde anglo-norman asillerinin, yönetimde temsil edilmenin önemini, devlet yani mutlak güç ve tebaa arasında ilişkiyi, kral john gibi tiranların bu temsil haklarını nasıl elinden alabileceklerini öğretmiş ve bu ivmeyle libaralizme giden yol açılmıştır.

bu aşamadan sonra britanya'da ne despot mutlakiyetçi fransız kralları, rus çarları, ne faşist veya sosyalist diktatoryalar yer bulamamıştır. avrupa'nın fanatizminden uzak kalarak pax britannica'yı emin adımlarla ilerlemişlerdir.

türklerin de eğer benzer refaha kavuşması arzulanıyorsa, bu devlet ile tebaa ilişkisini anlaması, ota boka vatan sağ olsun demek yerine taleplerini iletmesi daha doğru olacaktır.

türkiye cumhuriyeti maalesef kurulduğu tarihten bu yana ne siyasi ne ekonomik refahın olduğu bir dönem yaşamıştır ancak buna karşın halk ekonomik ve siyasi belirsizliğe rağmen halk kendi talepleri doğrultusunda ülkeyi şekillendirmek yerine mutlak gücün korkarak seslerini çıkarmamışlardır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hepimiz bir şeyler bırakma peşindeyiz.belki kendimize, belki de başkalarına.
burası kısa notlarımızın, hayatımızdan sayfaların,isteklerimizin, şikayetlerimizin canlandığı bir yer.

geceye bir şarkı bırak
güne bir kedi bırak
geceye attila ilhan şiiri bırak
ve daha pek çokları…
devamını gör...

ukde doldurmak.
radyo dinlemek.
yemek yapmak.
yazmak.
çay.
devamını gör...

çanakkale savaşı'na giden bir askerin ağzından yazılmış olan kastamonu yöresine ait türkü.
devamını gör...

'nickaltına en sevdiğim yazarları toplamış ve genelinden benim de düşündüğüm gibi 'ne parlamaması yahu ışıltısı yeri göğü aydınlatıyor' yorumu almış'yazarı.

kendisi kedidaşım. kedi sever yahu düşünsene kedi sever gelde sevme şimdi bu canım yazarı. tanımları desek zaten artılar artılar hep onda.

'nasıl kıskandım anlatamam? ' yazarı da diyebilirim aslında. utanır insan böyle güzel kalpli olunur mu? bu kadar tatlış övgüleri nickaltında toplayabilir mi?

hepsini kelimesi kelimesine hak etmiş yazar. okuyunca zaten bizlere hak vereceksiniz.

'çok sevdim' yazarı. biraz hasetlensemde napayım kendimi engelleyemiyorum.

canım yazar ne hoşsun sen yahu?
sevgiyle kal olur mu?
keyifli sözlükler...
devamını gör...

bugün bir kaos havası sezdim gerilip çıktım iki saat girmedik neler olmuş. maşallah. çözemedim hala ama bakalım.
devamını gör...

hababam sınıfı serilerinde karşımıza çıkan ve bizi mutlu eden kurgusal karakterdir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hakkı karadayı tarafından canlandırılan veysel efendi özel çamlıca lisesinin kapıcısıdır. onu her zaman kapının yanında, hababam sınıfının okuldan kaçmasını engellemek için aldığı emri yerine getirmek niyetiyle dikilirken görürüz.

veysel efendi hababam sınıfı aleminin merak edilmeyen karakteridir aynı zamanda. onun bir hikayesi yoktur sanki. sadece kapıyı açıp kapar bezirgan gibi. ama dikkatli izleyiciler bilir ki özel çamlıca lisesinde kalan ailesiz üçlünün bir üyesidir veysel efendi.

veysel efendi, hafize ana ve mahmut hoca ile birlikte okulda kalır geceleri. yani bir ailesi yoktur ya da ailesi uzaktadır. belki de ailesi onu terk etmiştir. hiç merak uyandırmaz nedense veysel efendinin okul sonrası yalnızlığı.

ne yer ne içer bilmeyiz, sanırım merak da etmedik hiç. bilmemnere reisi cumhurunu karşılamaya giden hababam sınıfına ayaklarını sert vurmalarını söylemek dışında pek de akıl vermedi kimseye.

ben merak ediyorum veysel efendinin hayatını, varsa ailesini ve öğrenmeye gidiyorum:

aç kapıyı veysel efendi!
devamını gör...

bilgilendirici başlık diye buna derim ben. devam eden tanımlar da kallavi. buralar yanmaya başladı zaten akşam bir deneyelim.
devamını gör...

madem ki gecenin konusu'' bir intiharın anatomisi'', sınıfta kalacağımızı bile bile derse başlayalım o halde.
intihar nedir, kendi fişini kendin çekmektir, canının alınmasını bekleyememektir, ki alınacaksa...
ölümden kaçmanın tek yolu ölmektir. ben bunu nilgün marmara' da anladım... ölümden kaçamayacağını anlayınca kendini öldürüyordu insan.
geçen şöyle bir şeyi düşünerek irkildim, biz şimdilik yaşayanlar, ölenleri kıskanıyorduk, ya ölenler de bizi kıskanıyorsa? kimin hangi tarafa geçeceği belli olmuyor... bir intiharı edene kadar insan kaç kez yaşamaya çalışmıştır, sayabilen yok!
intihar, mülksüzlüktür, aidiyetsizliktir, gidiş biletidir, son seferdir, kırılan bir nesnenin bir daha aynı olamamasıdır, atılan bir tokadın sesidir, intihar, yaşamın soyadıdır. bence...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim