insanı yavaş yavaş öldüren şeydir. aynı zamanda yaşamdır da kendisi.
devamını gör...

öyle bir zamanına geldim ki yaşamın
ölüme erken, sevgiye geç
yine gecikmişim, bağışla sevgilim
sevgiye on kala, ölüme beş.
(aziz nesin)
devamını gör...

1817 abd doğumlu yazar, şair, düşünür, kölelik karşıtı aktivist ve filozoftur. thoreau, yazılarında pek çok kere kölelik karşıtlığına yer vermiş ve devlete vergi ödemeyi reddederek hapis yatmıştır.

yazarın ideal devlet ve yönetiminde çoğunluğun kararı ve doğru olan ters düşüyorsa doğru olandan vazgeçmek doğru mudur? ya da her türlü vicdani karar yasa koyucuya bırakılmalı mıdır? gibi daha pek çok sorunun irdelediği eseri ''sivil itaatsizlik ve pasif direniş'' adlı eseri gandhi'ye ilham kaynağı olmuştur.

kendisini ziyarete gelen arkadaşının ''senin gibi bir adam nasıl oluyor da hapiste anlamıyorum'' sözü üzerine ''sen nasıl hala dışardasın asıl ben anlamıyorum'' diyen thoreau'nun ve ironik dilinin en güzel eseri olan ve walden gölü kenarına inşa ettiği bir kulübede modern toplumdan uzak yaşadığı ve modern toplum eleştirisi niteliği taşıyan iki yılını kaleme aldığı ''walden'' adlı kitabı okunmaya değerdir.

''asıl problem sivil itaatsizlikte değil, sivil itaatliliktedir. vicdanını hükümet otoritesine teslim edenler felaket tehlikelidirler. unutmayın körü körüne teslimiyetçilerin olduğu yerde “derebeyleri” türer.''
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çok nazik ve tatlı bir şekilde mesajlarıma cevap vermekte, kendisine ilgi ve alakasından dolayı teşekkür ediyorum.
devamını gör...

yangınla tek başına mücadele etmeye çalışan halkın, hükümetin propagandasını yapan ve hükümeti aklamak-yalamak adına "hisarönü yangını söndürüldü" diye yalan haber yapan muhabirin "hisarönü'ne kurtuldu demişsiniz dün, yalan haber veriyorsunuz gidin buradan" denilerek dövülmesi ve kovulması durumudur. yapanların ellerine sağlık. en azından kalemlerini ve kendilerini satmamayı, yarın bir gün iktidar el değiştirdiğinde neler olacağını görmüş olurlar.

buradan
devamını gör...

hepsine 20 saniye sana saatler ayırabilirim sözünün hal dili.
devamını gör...

benim çok yaşadığım durum. şaka değil 20 sene sonra gerçekleşen ve benzeyen rüyalarım olmuştu.
devamını gör...

#512343 ilgili tanımda editte belirttiğim üzere şahsi yoğunluğum sebebiyle herkese hemen dönüş sağlanamamakta diye yanıtlamak istediğim husus.

konuyla alakalı dönüşler yapılmakta ve yapılacak.

not: hep derim başlık açmak yerine keşke gelip sorsanız. *
devamını gör...

akılda kalması açısından:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

iyilik.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"demek çok da hard rockçu değil" ifadesiyle güldürmüş haber.

daha hangi şekillere bürüneceklerini merak ediyorum. rüzgar nereden eserse oraya gitmek de zor olsa gerek.
gerçi bana ne?!

aklıma gelmişken şunu da ekleyeyim:
(bkz: bu herifi de hiç sevmem)
devamını gör...

bir gök cisminin yüzeyinden kurtulmak için gereken minimum hız miktarı. kurtulma hızı olarak da bilinir.

saniyede yaklaşık 11.2 kilometre hızınız varsa, dünya üzerinden ayrılıp uzaya çıkabilirsiniz.
saniyede yaklaşık 618 kilometre hızınız varsa, güneş üzerinden ayrılıp uzaya çıkabilirsiniz.
saniyede 300,000 kilometreden, yani ışıktan daha hızlıysanız, bir kara deliğin yüzeyinden kurtulabilirsiniz.

gördüğünüz gibi kaçış hızı kütle ile doğru orantılıdır. cismin kütlesi ne kadar büyükse, uzay - zaman dokusunda ortaya çıkardığı bükülme de o kadar büyük olur ve cisimden kurtulmanız da aynı oranda zorlaşır.
devamını gör...

birden fazla en büyük sorunu olması.
devamını gör...

valla genelde her seyi yoluna koyucam diyip her şeyin a*ına koyuyorum.motto falan yok.
devamını gör...

ölümden korkmama argümanı vardır çok meşhur: evren,her şey , insan atomların birleşmesiyle oluşan bir bileşendir. ölüm anında da bu atomlar,bileşenler ayrılır ve etrafa dağılır. farketmeyiz anlamayız bu yüzden korkmaya gerek yoktur. düşüncesini ortaya atan
“ölüm geldiğinde sen burada olmayacaksın, sen varken de ölüm gelmeyecek! diyen büyük isim ve aynı zaman da zorunlu yasalara göre giden bir mekanizması olan doğaya tanrıların karışmadığını ve karışmalarının salt-mutluluklarını bozacağını söyleyen ve bu durumu bilge insanların da hayatına entegre etmesi gerektiğini düşünen ve daha bir çok konuda önemli düşüncelerini insanlıkla paylaşmış helenizm-roma dönemi filozofu.
devamını gör...

benim bu insanlardan biri.

teyzem çocuk gelin denilebilecek yaşta amcamla evlenmiş aralarında 10 yaş varken. sonrasında babamla annem evlenmiş. ben bu durumdan ötürü çok şanslı olduğumu düşünürüm. çünkü biz tek bir aile gibi büyüdük. diğer amcamın eşi ve çocukları kendilerini biz dışlamasak da bize uyum sağlayamadığı için böyle hissettiler.

akraba evliliği değil arkadaşlar annemle babam arasında bir akrabalık yok. bizim ailede kuzen evlilikleri hoş görülmez.
devamını gör...

eserlerini fransızca yazan rumen yazar e.m. cioran'ın 1949 yılı çıkışlı kitabı. kitap, 1996 yılından itibaren metis yayınları tarafından ''çürümenin kitabı'' adıyla basılmaktadır. fransızca'dan başarıyla çeviren haldun bayrı, kitaba herhangi bir önsöz eklemeyi gerek görmemiş haklı olarak. metis basımının kapağında yer verilen resim micheal mathias prechti'nin portakallar adlı tablosudur.

eser cioran'ın bir kesim okura göre ''ergen aforizmalar dolu kitabı'', bir kısım okura göre ise ''başucu kitabı'' olarak nitelendirilmektedir. ilk okur kesimi genelde kitap hakkında ''yarıya kadar okuyamadım'', ''okudum ancak gereksizdi'' şeklinde yorumlar yapmakta iken; ikinci okur kesimi ''dikkate değer kişisel yargıları barındıran ve her zaman açıp okunabilecek bir kitap'' şeklinde yorumlar yapmaktadır.

esere ilk okuduğumda cioran'ın ben açıkçası nihilizmin de ötesinde durduğunu düşünmüştüm. son derece yokoluşçu yargılarla doldurmuştu kitabı*... ikinci ve üçüncü okuyuşumda hak verdim cioran'a ancak hakkında kapıldığım niçe'den daha hiç'çi düşüncesi yerini başka bir şeye bıraktı. çünkü o, sorgulamalarını değil yargılarını yazmıştı. çünkü cioran bu kitabı 1936 yılında yazmayı bitirmiş, ancak okuyup evirip çevirdikçe bazı yerlerini yeniden yazmış ve düzeltmişti. bu da eseri sadece bir ''kitap'' olmaktan öte bir noktaya koymuştur. eser, okuyucuya herhangi bir öğreticilikle gitmiyor. cioran her cümleyi son derece bencil bir içtenlikle, bireysel olarak kaleme almış. size herhangi bir fikri empoze etme amacı gütmüyor. 'bak evlat bu hayatta bunlar böyle böyledir' demiyor. buna karşılık 'bence' kelimesine de kitabın herhangi bir yerinde rastlamak mümkün değil. bazı okur kısımının hayat enerjisini elinden aldığı yönündeki söylentiler doğru olabilir çünkü anlatılar komple bir dürüstlük içinde yazılmış. bu da kişinin kendi varoluşuyla, insan türünün karakteriyle ilgili ciddi yargılar barındırmasından mütevellit yüzleşmesini sağlıyor. doğal olarak okuyucu da bu yüzleşmeden memnun kalmıyor: ''ne güzel takılıyordum kendi dalgamda'' durumunu yerle bir etmece... konforu bozmaca... rahatınızı elinizden almaca...

cioran, kitabın ''dolaylı hayvan'' bölümünde şöyle der: tabiatta bütün varlıkların kendi yerleri varken, insan, metafizik olarak başıboş dolaşan, hayatın içinde kaybolmuş, yaradılış içinde tuhaf kaçan bir yaratık olmayı sürdürmektedir.

''kurtuluş yoluyla iptal'' bölümünde ise şöyle der: bir kez selamete erdikten sonra, kendine hala canlı demeye kim cesaret edebilir?

''unsurlarla dönüş'' bölümünde felsefeye ilişkin düşündürücü bir yargı belirmiştir: sokrates-öncesi düşünürlerden beri felsefe hiçbir ilerleme kaydetmeseydi, şikayet edilecek bir durum olmazdı.


''vardım, varım, ya da olacağım; dilbilgisinin sorunudur bu, varoluşun değil.''



'' çünkü her dehanın içinde bir marsilyalı'yla* bir tanrı beraber yaşar.''


(* marsilyalılar, palavracılıklarıyla ünlüdür.)

insanın kendi ile olan yüzleşmesine farklı açılardan ve acılardan yaklaştığını söylemek mümkün. ya da cioran'ın marsilyalılığı fazla kalmış olabilir; emin değilim. esas saplantısı, kayıp nesil, oluşturduğumuz siteler (sistem), iyilik ve kötülük, felsefenin olmayışı, trajedinin koşullar, bilinç, doğanın küstahlığı, melankoli, müzik, özgürlük, metafizik hayvan, itaatsizlik, yaşamak alanındaki tüm yargılarınızı tekrar düşünmeye sevk ettiği ciddi bir gerçek.

en sevdiğim pasajlarından biri ise şudur (ne zaman kendini bir şey zanneden bir hiç ile karşılaşsam gelir aklıma) : her şeyi horgören kişi mükemmel bir asalet havası üstlenmeli, ötekileri hatta kendini bile yanıltmalıdır: sahte canlı görevini böylece daha rahat yerine getirecektir.

bu eserin başucumda durmasının sebeplerinden biri cioran'ın geçmişte nazizim ile ilişkililiği ve kitabın ''hayatın pazarları adlı bölümünde, evreni bir pazar öğleden sonrasına dönüştürmesidir -ki pasaj sonu olmayan bir sonluluğu, sonsuz olmayan bir sonluluğu çok iç gıcıklayıcı şekilde ifade etmektedir-

(bkz: bir pazar öğleden sonrasına dönüşmüş evren)


''pazar öğleden sonraları aylarca uzasaydı, ter dökmekten kurtulmuş, ilk lanetin ağırlığından sıyrılıp hafiflemiş olan insanlık nereye varırdı? yaşanmaya değer bir tecrübe olurdu bu. tek eğlencenin cinayet olacağı; sefahatın yürek temizliği, naranın melodi, sırıtmanın şefkat halinde görüneceği hayli muhtemel. zamanın sınırsızlığı duygusu, her saniyeyi dayanılmaz bir azaba, darağacına çevirirdi. şiirle dolu yüreklere şevksiz bir yamyamlık, bir sırtlan hüznü yerleştirirdi; kasap ve cellatlar bitkin düşüp tükenir, kiliseler ve genelevler iç çekişlerle dolardı. bir pazar öğleden sonrasına dönüşmüş evren... sıkıntının tasviridir bu - evrenin de sonu...''


okumadıysanız, kendinize benim gibi başucunuzda tutmama sözü vererek okuyabilirsiniz. en azından sevdiğiniz yada sevmediğiniz bir şey daha olur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim