ansiklopedi savaşları
1990'lı yılların başında hürriyet, milliyet, sabah gazeteleri ansiklopedi savaşına başlamışlardı. hürriyet, ana britannica ve temel britannica, sabah meydan larousse ve gelişim hachette, milliyet de büyük larousse ve sonradan thema, dictionnary, junior larousse serisi ile savaşa dahil oldular.
benim burada favorim ana britannica ansiklopedisiydi. kağıt hamuru kaliteli, bilgiler derinlemesine ve entelektüel bir hava katıyordu. en baş sayfalarında yer alan emeği geçenler listesinde sayısız profesör ve akademisyenin adı geçiyordu. aklımda kalanlar baskın oran, murat belge, turgut tarhanlı , bilgi işlemde derya köroğlu (yeni türkü'nün solisti) ve ara güler, izzet keribar, şemsi güner gibi fotoğraf ustaları da harika görsellerle katkı sağlamışlardı. benim için o yüzden bir numaraydı.
sonraki ise büyük larousse hem ansiklopedi hem sözlük formatındaydı. aynı formatta sabah'ın verdiği meydan larousse saman kağıda basılmışken gelişim hachette kuşe kağıda basılmıştı. sonradan sabah, grolier americana adında tuğla kadar bir ansiklopedi vermişti. kapak tasarımı şaheser niteliğinde ve içeriği de bir o kadar tatmin ediciydi.
şimdi bu ansiklopediler pek çok evde hala raftalar, kimi bağış olarak okul kitaplıklarında, kimi de sahaflara düşmüş ve belki ileride kıymetlenecek.
benim burada favorim ana britannica ansiklopedisiydi. kağıt hamuru kaliteli, bilgiler derinlemesine ve entelektüel bir hava katıyordu. en baş sayfalarında yer alan emeği geçenler listesinde sayısız profesör ve akademisyenin adı geçiyordu. aklımda kalanlar baskın oran, murat belge, turgut tarhanlı , bilgi işlemde derya köroğlu (yeni türkü'nün solisti) ve ara güler, izzet keribar, şemsi güner gibi fotoğraf ustaları da harika görsellerle katkı sağlamışlardı. benim için o yüzden bir numaraydı.
sonraki ise büyük larousse hem ansiklopedi hem sözlük formatındaydı. aynı formatta sabah'ın verdiği meydan larousse saman kağıda basılmışken gelişim hachette kuşe kağıda basılmıştı. sonradan sabah, grolier americana adında tuğla kadar bir ansiklopedi vermişti. kapak tasarımı şaheser niteliğinde ve içeriği de bir o kadar tatmin ediciydi.
şimdi bu ansiklopediler pek çok evde hala raftalar, kimi bağış olarak okul kitaplıklarında, kimi de sahaflara düşmüş ve belki ileride kıymetlenecek.
devamını gör...
famotidin
en uzun etkili ve en güçlü histamin h2 reseptör blokörü ajandır.
devamını gör...
hayattan zevk alıyorum aktiviteleri
dans etmek. bunun için yaratılmış gibiyim.
devamını gör...
kitap alıntıları
devamını gör...
axl rose
grand theft auto san andreas oyunundaki radyolardan klasik rock yayını yapan k-dst'nin dj'i tommy "the nightmare" smith'i seslendirmiştir. gerçek hayatta mensubu olduğu guns n roses'in şarkıları ise tommy'nin düşmanı olduğu radio x'te çalar*
devamını gör...
heinrich heine
heine ile yollarımız bonn üniversitesindeyken kesişmişti. çok ateşli zamanlardı. kargaşa tavan yapmıştı. zeki, nazik ve duyarlı bir adamdı. tüm o siyasi kargaşanın içerisinde aşk acısı çekmeyi ihmal etmiyordu. monarşik psikopatların gözü üzerimizdeydi. hani özgürlük türküleri falan çığırıyoruz biz o dönemlerde ama tüm bunlara rağmen iki kadeh yuvarladığında ''ah amalie güzel amelie'' demeyi hiç ihmal etmedi. tabi bu iç dökümlerinde içkinin etkisinin olduğu yadsınamaz bir gerçek. doğrusunu söylemek gerekirse benim kadar iyi içemiyordu. genellikle üçüncü kadehten sonra biraz sapıtma eğilimleri gösteriyordu. lakin o kadar kusur kadı kızında da olur.
aslında bu adamın hukuk fakültesine kaydolması tamamen yeni gelişmekte olan kapitalist sisteme ayak uyduramaması ile alakalı. amcasının bankasında tabiri caizse resmen balon gibi şişmiş şişmiş patlamış! basmış gelmiş bizim fakülteye. tabi ben şimdi adamın özelini çok fazla ifşa etmeyeceğim. gençken bir arada vakit geçirmiş ve birlikte mücadele etmiş olmamız, bu muazzam beyne dair her şeyi anlatacağım anlamını taşımaz. zaten sonrasında yollarımız ayrıldı bastı gitti göttingen üniversitesine. tabi bağı hiç koparmadık arada mektuplaşıyorduk falan. netice de birlikte mahpusluğumuz bile oldu. mahpusluk unutulmaz. o da çok uzun sürmemişti ama havasını atmak bir başka oluyor, dostluk bağları da farklı gelişiyor. kendisinin kariyerini uzaktan takip eder hale gelmiştik. biz hergeleliğe devam ederken o adam oldu zannediyorduk. zira yazıyor çiziyor üretiyordu. iki tane trajedi yazmış, milleti kendine hayran bırakmıştı. sonra bir haber geldi. bizim kafadan kontak, amelie'nin nişanlandığını öğrenip kayışı koparmış, adamın birini düelloya davet etmiş. eminim ki, yine üç kadehten fazla içmiştir. yoksa böyle şeyler yapmazdı. okuldan altı ay uzaklaştırma vermişler buna. atladı yanıma geldi, bir kaç gün birlikte takıldık. peşi sıra amcası geldi. tabiri caizse baskın verdi bize. aldı götürdü adamı. koca adamı kolundan tuttuğu gibi sürükleye sürükleye götürdü, tek laf edemedik iyi mi? sonra bende kafamda kurdum kurdum söylendim herifin arkasından. diyemedik ya la! repliği eşliğinde kadehleri yuvarlamaya devam ettim. o olaydan sonra bunu berlin üniversitesine kaydettirmiş amcası. böyle bir adamın bir türlü dikiş tutturamıyor olmasına akıl sır erdiremiyordum. hani bizde toplu iğne bile yok. dikiş atmaya kalksak bırak tutturmayı, tutanı da bozarız. ama bu adam öyle biri değildi ki... neyse çok fazla hayıflanıyordum o dönemler kendisi için. sanki babamın oğlu. ama ben duyarlı adamım ne yapayım işte engel olamıyorum kendime.
gitmiş orada hegel ile tanışmış. şaka değil yani. bildiğimiz hegel. hani başlığını falan açıyor ve üzerine yazıyorsunuz ya burada. hah işte o ünlü olanı. bir şiir kitabı yazmış dillere destan. adı ''gedichte''... aslına bakarsanız ben pek beğenmedim. zira adamın potansiyelini biliyorum. daha iyilerini yazabilir diye düşündüm. ya da kendimi kandırıyordum, basit dost kıskançlığı krizine girmiştim. yediğim, içtiğim ayrı gitmeyen adam, taş gibi şiir kitabı çıkarmıştı. bu sefer kirişi kırdı diyordum ki, yine rahat durmamış yahudilerle falan takılmaya başlamış. derneklerine üye olmuş. yahu diyorum içimden bu adamın böyle şeylerle pek ilgisi yoktur. ne yapmak, nereye varmak istemektedir? yaptıklarını toplasam 40 eder mi? falan fişman diye düşünürken, dernekten de ayrılmış bizimki. adam maymun iştahlı yemin ederim. o ara bana bir mektubu geldi. yeni bir kitaba başladım bu sefer roman yazıyorum dedi. ulan şiir yaz sen! senin romanla ne işin olur dedim. yok dedi üzerine çok çalıştım. derin analizler yaptım. muazzam olacak. ne oldu dersiniz? adını bile koyduğu kitabı bitiremedi. ''bacherach hahamı'' böylece yalan oldu. yani maymun iştahlı derken bir şey biliyoruz da söylüyoruz. siz bana bu konuda itimat edin.
sonra bu maymun iştahlılığı o bunaldığı, gerim gerim gerildiği evine dönmesine sebep oldu. berlin de kesmedi bizim heine'ı die heimkher'ı * orada yazmaya başlamış. bir kaç örnek göndermişti bana ama ben kitabı bitireceğinden emin değildim. utandırdı kerata beni. sonra yine duramadı yerinde. bak tosbağa dedi ben akademiye gideceğim ama bu yahudilik işi sıkıntı. protestan ol o zaman oğlum dedim, adamlar nasıl olsa her yeri tutmuş. böylece sıkılmazsan istediğin noktaya gelirsin dedim. önerimi dinledi ve protestan oldu iyi mi? oysa vallahi de billahi de tillahi de şaka yapmıştım.
sonra uzun süre görüşmedik. o ara julius campe ile tanışmış. adamda şeytan tüyü var yemin ederim. nerede şöyle kelli felli adam var illa yolları kesişiyor. duydum ki o aralar romantizmi de bırakmış. demek ki, amelie'yi gömmüş artık diye sevindim. adam bildiğiniz alaycı, hiciv eden bir mizahşöre dönüşmüş. sonra adamın paris yılları başladı tabi biz iyice koptuk. ben o sıralarda halen hukuk guguk diye debelenip duruyorum. çok sıkıcıyım ona göre yani.
paris'te enteresan işlere girişti bizimki. sosyalist olma yolunda ilerliyordu resmen. paris'ten almanya'ya ışık tutuyorlardı. projektörü tuttular tavşanın gözüne gözüne... öyle bir sosyal sorumluluk dalgası anlayacağınız. ama bizimki yaptığını bozmaya bayılır. yine yapmış yapacağını. işçi sınıfının parlayan yıldızı börne'ye giydirmeye başlamış yazılarında. hal böyle olunca da çekti şimşekleri üzerine. ama durmadı devam etti. şeytan tüyü var bu herifte demiştim hatırlarsanız, bana bir mektup daha yazdı o ara. marx'la tanışmış. yuh artık dedim ya! şeytanın tüyü müsün kendisi misin? nesin? diye yazdım. sadece gülmüş buna ve eklemiş; kitap bitti? ulan diyorum hangi kitap bitti. ''bacherah hahamı''nı bitirmiş. ben onu unutalı yıllar olmuştu. böyle ara ara mektuplaştık. sonra felç geçirdi bizimki. içim yandı elbette. atladım gittim. kendisini son görüşümde bu oldu. 8 sene kendi deyimiyle yatak-mezarda yattı. sonra ebediyete intikal etti. monmartre mezarlığındaki defin törenine katıldım. neden bilmem ama herkes gittikten sonra açtım iki elimi ruhuna bir fatiha okudum. yahudi miydi? protestan mıydı? karar veremeyince üçüncü bir yol olsun istedim herhalde kendimce.
yukarıda ozgur1ey onun ünlü sözünü yazmış; ''kitapların yakıldığı yerde, sonunda insanlar da yakılır'' işte bu sözü yüzünden naziler ilk onun kitaplarını yaktılar ya, yanarım yanarım ona yanarım. işte böylece dostumuzu yad etmiş olduk. huzur içinde uyusun.
aslında bu adamın hukuk fakültesine kaydolması tamamen yeni gelişmekte olan kapitalist sisteme ayak uyduramaması ile alakalı. amcasının bankasında tabiri caizse resmen balon gibi şişmiş şişmiş patlamış! basmış gelmiş bizim fakülteye. tabi ben şimdi adamın özelini çok fazla ifşa etmeyeceğim. gençken bir arada vakit geçirmiş ve birlikte mücadele etmiş olmamız, bu muazzam beyne dair her şeyi anlatacağım anlamını taşımaz. zaten sonrasında yollarımız ayrıldı bastı gitti göttingen üniversitesine. tabi bağı hiç koparmadık arada mektuplaşıyorduk falan. netice de birlikte mahpusluğumuz bile oldu. mahpusluk unutulmaz. o da çok uzun sürmemişti ama havasını atmak bir başka oluyor, dostluk bağları da farklı gelişiyor. kendisinin kariyerini uzaktan takip eder hale gelmiştik. biz hergeleliğe devam ederken o adam oldu zannediyorduk. zira yazıyor çiziyor üretiyordu. iki tane trajedi yazmış, milleti kendine hayran bırakmıştı. sonra bir haber geldi. bizim kafadan kontak, amelie'nin nişanlandığını öğrenip kayışı koparmış, adamın birini düelloya davet etmiş. eminim ki, yine üç kadehten fazla içmiştir. yoksa böyle şeyler yapmazdı. okuldan altı ay uzaklaştırma vermişler buna. atladı yanıma geldi, bir kaç gün birlikte takıldık. peşi sıra amcası geldi. tabiri caizse baskın verdi bize. aldı götürdü adamı. koca adamı kolundan tuttuğu gibi sürükleye sürükleye götürdü, tek laf edemedik iyi mi? sonra bende kafamda kurdum kurdum söylendim herifin arkasından. diyemedik ya la! repliği eşliğinde kadehleri yuvarlamaya devam ettim. o olaydan sonra bunu berlin üniversitesine kaydettirmiş amcası. böyle bir adamın bir türlü dikiş tutturamıyor olmasına akıl sır erdiremiyordum. hani bizde toplu iğne bile yok. dikiş atmaya kalksak bırak tutturmayı, tutanı da bozarız. ama bu adam öyle biri değildi ki... neyse çok fazla hayıflanıyordum o dönemler kendisi için. sanki babamın oğlu. ama ben duyarlı adamım ne yapayım işte engel olamıyorum kendime.
gitmiş orada hegel ile tanışmış. şaka değil yani. bildiğimiz hegel. hani başlığını falan açıyor ve üzerine yazıyorsunuz ya burada. hah işte o ünlü olanı. bir şiir kitabı yazmış dillere destan. adı ''gedichte''... aslına bakarsanız ben pek beğenmedim. zira adamın potansiyelini biliyorum. daha iyilerini yazabilir diye düşündüm. ya da kendimi kandırıyordum, basit dost kıskançlığı krizine girmiştim. yediğim, içtiğim ayrı gitmeyen adam, taş gibi şiir kitabı çıkarmıştı. bu sefer kirişi kırdı diyordum ki, yine rahat durmamış yahudilerle falan takılmaya başlamış. derneklerine üye olmuş. yahu diyorum içimden bu adamın böyle şeylerle pek ilgisi yoktur. ne yapmak, nereye varmak istemektedir? yaptıklarını toplasam 40 eder mi? falan fişman diye düşünürken, dernekten de ayrılmış bizimki. adam maymun iştahlı yemin ederim. o ara bana bir mektubu geldi. yeni bir kitaba başladım bu sefer roman yazıyorum dedi. ulan şiir yaz sen! senin romanla ne işin olur dedim. yok dedi üzerine çok çalıştım. derin analizler yaptım. muazzam olacak. ne oldu dersiniz? adını bile koyduğu kitabı bitiremedi. ''bacherach hahamı'' böylece yalan oldu. yani maymun iştahlı derken bir şey biliyoruz da söylüyoruz. siz bana bu konuda itimat edin.
sonra bu maymun iştahlılığı o bunaldığı, gerim gerim gerildiği evine dönmesine sebep oldu. berlin de kesmedi bizim heine'ı die heimkher'ı * orada yazmaya başlamış. bir kaç örnek göndermişti bana ama ben kitabı bitireceğinden emin değildim. utandırdı kerata beni. sonra yine duramadı yerinde. bak tosbağa dedi ben akademiye gideceğim ama bu yahudilik işi sıkıntı. protestan ol o zaman oğlum dedim, adamlar nasıl olsa her yeri tutmuş. böylece sıkılmazsan istediğin noktaya gelirsin dedim. önerimi dinledi ve protestan oldu iyi mi? oysa vallahi de billahi de tillahi de şaka yapmıştım.
sonra uzun süre görüşmedik. o ara julius campe ile tanışmış. adamda şeytan tüyü var yemin ederim. nerede şöyle kelli felli adam var illa yolları kesişiyor. duydum ki o aralar romantizmi de bırakmış. demek ki, amelie'yi gömmüş artık diye sevindim. adam bildiğiniz alaycı, hiciv eden bir mizahşöre dönüşmüş. sonra adamın paris yılları başladı tabi biz iyice koptuk. ben o sıralarda halen hukuk guguk diye debelenip duruyorum. çok sıkıcıyım ona göre yani.
paris'te enteresan işlere girişti bizimki. sosyalist olma yolunda ilerliyordu resmen. paris'ten almanya'ya ışık tutuyorlardı. projektörü tuttular tavşanın gözüne gözüne... öyle bir sosyal sorumluluk dalgası anlayacağınız. ama bizimki yaptığını bozmaya bayılır. yine yapmış yapacağını. işçi sınıfının parlayan yıldızı börne'ye giydirmeye başlamış yazılarında. hal böyle olunca da çekti şimşekleri üzerine. ama durmadı devam etti. şeytan tüyü var bu herifte demiştim hatırlarsanız, bana bir mektup daha yazdı o ara. marx'la tanışmış. yuh artık dedim ya! şeytanın tüyü müsün kendisi misin? nesin? diye yazdım. sadece gülmüş buna ve eklemiş; kitap bitti? ulan diyorum hangi kitap bitti. ''bacherah hahamı''nı bitirmiş. ben onu unutalı yıllar olmuştu. böyle ara ara mektuplaştık. sonra felç geçirdi bizimki. içim yandı elbette. atladım gittim. kendisini son görüşümde bu oldu. 8 sene kendi deyimiyle yatak-mezarda yattı. sonra ebediyete intikal etti. monmartre mezarlığındaki defin törenine katıldım. neden bilmem ama herkes gittikten sonra açtım iki elimi ruhuna bir fatiha okudum. yahudi miydi? protestan mıydı? karar veremeyince üçüncü bir yol olsun istedim herhalde kendimce.
yukarıda ozgur1ey onun ünlü sözünü yazmış; ''kitapların yakıldığı yerde, sonunda insanlar da yakılır'' işte bu sözü yüzünden naziler ilk onun kitaplarını yaktılar ya, yanarım yanarım ona yanarım. işte böylece dostumuzu yad etmiş olduk. huzur içinde uyusun.
devamını gör...
bir öğrencinin gece 12'de öğretmenine soru sorması
evet doğru o saatte mesaj atılması yanlış öğretmen haklı ama bir öğretmenin üslubu asla bu olmamalı. düzgünce uyarmak yerine sanki mahalle kavgası ediyormuş gibi çemkirmiş. müsait değilsen bakmazsın kimse zorlamıyor seni ya da düzgünce söylersin bu saatte mesaj atılmaz diye.
devamını gör...
kitapsepeti
taaa adi okuoku'yken kullanmaya başladigim 2 yıldır kitaplığımdaki çoğu kitabı aldigim alışveriş sitesi. ne kapida ödemeyle ne de kredi kartıyla hiçbir sorun yaşamadım. ayrıca -kendi gözlemlerim doğrultusunda söylüyorum- birçok siteye göre daha uygun. bazı kitapların stokları çabuk bitse de severek alışveriş yapıyorum. tavsiye ederim dostlar.
devamını gör...
sevmek ne uzun kelime
cemal süreya’nın sevilen bir şiiridir. birçok insanın sayfalarca yazarak anlatamadığını tek cümleyle anlatmıştır:
"sevmek ne uzun kelime" diyerek.
dokunulmasa da, görülmese de;
kalpte yer verilir bazısına,
nedensiz...
sen; aklım ve kalbim arasında kalan,
en güzel çaresizliğimsin.
gerçi aklıma bile gelmiyorsun artık.
o kadar kalbimdesin ki...
gözlerinin kahvesinden koy ömrüme,
kırk yılın hatırına "sen" kalayım.
"sevmek" ne uzun kelime...
şimdi açsam pencereyi de beklesem.
sen gelsen, olmaz ya hani geliversen.
hiçbir şey sormasan,
hiçbir şey söylemesen,
sussan,
sussam,
sussak.
"sevmek ne uzun kelime" diyerek.
dokunulmasa da, görülmese de;
kalpte yer verilir bazısına,
nedensiz...
sen; aklım ve kalbim arasında kalan,
en güzel çaresizliğimsin.
gerçi aklıma bile gelmiyorsun artık.
o kadar kalbimdesin ki...
gözlerinin kahvesinden koy ömrüme,
kırk yılın hatırına "sen" kalayım.
"sevmek" ne uzun kelime...
şimdi açsam pencereyi de beklesem.
sen gelsen, olmaz ya hani geliversen.
hiçbir şey sormasan,
hiçbir şey söylemesen,
sussan,
sussam,
sussak.
devamını gör...
yazarların zenginlik ölçütü
birisi sizden yardım istiyorsa zenginsiniz demektir.
markette çocuğunuza istediğin bir şey varsa alabilirsin. diyebiliyorsanız zenginsinizdir.
markette çocuğunuza istediğin bir şey varsa alabilirsin. diyebiliyorsanız zenginsinizdir.
devamını gör...
normal sözlük gıybetlimisss kulübü
evet arkadaşlar sözlük bir yenilikle daha karşımızda! sözlük discord toplulukları! ben de nacizane bir grup ile bu güzel faaliyette yer almak istedim. ee biz mahlasımıza kamber ünvanını boşa almadık değil mi!(bkz: swh)
şimdi, yahu gıybet grubu mu olur? diyen arkadaşlar olacaktır. tamam; belki sinema, sanat, felsefe, müzik gibi gruplar daha faydalı olacak olabilir ama stres topu olduğumuz bu günlerde biraz daha az yorucu ve yüzümüzü güldürecek gruplara da ihtiyaç var bence. tabii suistimale açık bir grup olabileceğinin de farkındayım, bu sebeple sizden bazı ricalarım olacak.
-öncelikle grubumuzda sataşma, yersiz konu uzatıp tartışmaya çevirme, özelden taciz ve yazar kişisini gereksiz rahatsız etme, siyaset, reklam, kaos gibi hususlar istemiyoruz.
-gıybet dediysek iyice bir görev gibi alenen bir kişi veya kişileri hedef alıp yıpratmak, kişisel alanını mahvetmek, cümle aleme rezil etmek değil! benim aklımdaki daha matrak muhabbetlerin döneceği bir oluşum. yani kimmiş kimmiş? neymiş? gibi soruların eksik olmayıp cevap bulamayacağı ama abbbovvv gibi tepkiler verdirip damakta lezzet bırakmayı da ihmal etmeyecek tarzda gıybetler hedefimiz.(bkz: swh)
-gruba alımlarda bir şart yok ama belli sayıda tutma konusunda fikirler mevcut. yani youtube canlı yayın yorum sayfası gibi yazacağınızın anında kaybolacağı bir yoğunluk hoş olmayacaktır.
-ve gruba veya gruptaki bir veya birkaç şahsa kötü niyetle davranışta bulunduğu konusunda hemfikir olunan yazar itina ile banlanacaktır. bunun dışında bütün fikirleri paylaşmak özgürdür.
-grubumuzun ana konuları; kim? nerede? kiminle? ne zaman? nasıl? niçin? neden? ne belli? gibi soru kıvılcımları ile alev alacaktır.
-sunucuya girince karşılaşacağınız, karşılama başlığı altında bulunan kurallar birebir burada da geçerlidir, söylememe gerek yok sanırım.
evet dostlar adı üstünde gıybetlimisss, iyice nazi kampı gibi daha fazla kurallar sıralamak istemiyorum. kıssadan hisse gülüp eğleneceğimiz kafamızın belki birkaç dakika dağılacağı bir grup hedefliyorum. bence buna çoğumuzun ihtiyacı var.(bkz: swh)
son bir ekleme: kurduğumuz grup bir gıybet makinesi değildir! bana oradan 3 gıybet sar, efenim gıybet diye geldik kıymet bile göremedik, sonracıma gıybet kalmamış yarın gelcekmiş off! gibi tepkilerle gelecekseniz gelmeyiniz. tamamen spontane bir ortam olacaktır.
discord.gg/XvNTtbQU
alımlar durduğunda bu mesajı düzenleyeceğim.
şimdilik benden bu kadar, hoşça kalın ve de gıybetsiz kalmayın!
şimdi, yahu gıybet grubu mu olur? diyen arkadaşlar olacaktır. tamam; belki sinema, sanat, felsefe, müzik gibi gruplar daha faydalı olacak olabilir ama stres topu olduğumuz bu günlerde biraz daha az yorucu ve yüzümüzü güldürecek gruplara da ihtiyaç var bence. tabii suistimale açık bir grup olabileceğinin de farkındayım, bu sebeple sizden bazı ricalarım olacak.
-öncelikle grubumuzda sataşma, yersiz konu uzatıp tartışmaya çevirme, özelden taciz ve yazar kişisini gereksiz rahatsız etme, siyaset, reklam, kaos gibi hususlar istemiyoruz.
-gıybet dediysek iyice bir görev gibi alenen bir kişi veya kişileri hedef alıp yıpratmak, kişisel alanını mahvetmek, cümle aleme rezil etmek değil! benim aklımdaki daha matrak muhabbetlerin döneceği bir oluşum. yani kimmiş kimmiş? neymiş? gibi soruların eksik olmayıp cevap bulamayacağı ama abbbovvv gibi tepkiler verdirip damakta lezzet bırakmayı da ihmal etmeyecek tarzda gıybetler hedefimiz.(bkz: swh)
-gruba alımlarda bir şart yok ama belli sayıda tutma konusunda fikirler mevcut. yani youtube canlı yayın yorum sayfası gibi yazacağınızın anında kaybolacağı bir yoğunluk hoş olmayacaktır.
-ve gruba veya gruptaki bir veya birkaç şahsa kötü niyetle davranışta bulunduğu konusunda hemfikir olunan yazar itina ile banlanacaktır. bunun dışında bütün fikirleri paylaşmak özgürdür.
-grubumuzun ana konuları; kim? nerede? kiminle? ne zaman? nasıl? niçin? neden? ne belli? gibi soru kıvılcımları ile alev alacaktır.
-sunucuya girince karşılaşacağınız, karşılama başlığı altında bulunan kurallar birebir burada da geçerlidir, söylememe gerek yok sanırım.
evet dostlar adı üstünde gıybetlimisss, iyice nazi kampı gibi daha fazla kurallar sıralamak istemiyorum. kıssadan hisse gülüp eğleneceğimiz kafamızın belki birkaç dakika dağılacağı bir grup hedefliyorum. bence buna çoğumuzun ihtiyacı var.(bkz: swh)
son bir ekleme: kurduğumuz grup bir gıybet makinesi değildir! bana oradan 3 gıybet sar, efenim gıybet diye geldik kıymet bile göremedik, sonracıma gıybet kalmamış yarın gelcekmiş off! gibi tepkilerle gelecekseniz gelmeyiniz. tamamen spontane bir ortam olacaktır.
discord.gg/XvNTtbQU
alımlar durduğunda bu mesajı düzenleyeceğim.
şimdilik benden bu kadar, hoşça kalın ve de gıybetsiz kalmayın!
devamını gör...
favlamanın çeyrek altın takmak olarak görülmesi
evet bir sözlük bir tespit daha, biliyorsunuz cimri bir sözlükteyiz, bunun üstüne bir de beğeni karma puanını düşürüp fav karma puanını yükselttiler. yahu tamam da fav atmayı bilen var mı sözlükte hakkıyla demezler mi adama? insanlar fav.ı çeyrek altın 800 lira iken çeyrek altın takmak olarak görüyor.(bkz: sısısısı) sözlük biraz, yaz 150 lik tanımı al madalyayı durumuna oynuyor da çoğu insan buraya az gülmeye kafa dağıtmaya geliyor. gençler bir rozet olsun, efenim bir takipçi görme olsun alınca mutlu oluyor, yoksa benim karmam olmuş maşukiye banane alüminyum!(bkz: sısısısı) biraz ket vurmuş durumdasınız bence buna. özgün, yaratıcı tanımlara biraz daha hakkı verilmeli kelime sayısına takılmadan. ayrıca çöp başlıklara da karma cezası fikrindeyim hala.
devamını gör...
çok fena cehaletin döndüğü düşünülen yerler
kaynananin gelini, gelinlerin birbirlerini eleştirdiği programlar
devamını gör...
kendini gözlemlemek
kendimi gözlemlemeyi epey geç öğrenmiş bir birey olarak(26 yaşında) sonuna kadar katıldığım bir tanım olmuş. kendini gözlemlemeyi bilen insan, öfkesine hakim olabilen insandır. öfkesine hakim olabilen insan düzgün düşünüp doğru kararlar verir ve az hata yapar.
ben daha çok geceleri kafamı yastığa koyduğum zaman bütün bir günün ve kendimin analizini yapmayı seviyorum. sakin ve diniz bir kafayla düşününce gün içinde yaptığım hataları ve bunların sebep olabileceği sorunları daha iyi anlayabiliyor ve ertesi gün için daha hazır uyanıyorum. ve biliyorum ki bunu daha kusursuz yaptığım zaman hayallerime bir adım daha yaklaşacağım, ayrıca daha efektif bir insan olacağım..
ben daha çok geceleri kafamı yastığa koyduğum zaman bütün bir günün ve kendimin analizini yapmayı seviyorum. sakin ve diniz bir kafayla düşününce gün içinde yaptığım hataları ve bunların sebep olabileceği sorunları daha iyi anlayabiliyor ve ertesi gün için daha hazır uyanıyorum. ve biliyorum ki bunu daha kusursuz yaptığım zaman hayallerime bir adım daha yaklaşacağım, ayrıca daha efektif bir insan olacağım..
devamını gör...
bir normal sözlük delisinin bildirgesi
kıymetli kardeşlerim,
şu anda sizlere vpn aracılığı ile romanya'dan yazıyorum. türkiye'deki durumlar malumunuz.
kafa sözlük'ün son zamanki gidişatını büyük bir hicap içinde izliyorum ve gözlemliyorum. trollerin ile entellerin formu gittikçe düşmektedir ve bu durumun sözlüğe yansıması çok ciddidir. ben bir kafa sözlük delisi olarak ortaya bir duruş koymam gerektiğini düşünüyorum. bir kafa sözlük delisi olarak kendimizi bir portakal için feda ederiz.
bu vesile ile şu soruları sormak istiyorum:
ayın tablosu sıralaması belirlenirken kankacılık ayağına hangi yazarlar kayrılıyor?
artı oylama yapılırken tanıma mı yoksa tanımı giren kişiye mi bakılıyor?
bazı popüler yazarlar birbirlerine yancılık mı yapıyor?
eğer bu soruların doğruluğu ile ilgili herhangi bir şüpheniz varsa veya yalan söylüyorsam çok emek verdiğim en beğenilen tanımlarımı teker teker sileceğim. eğer bir falsom çıkarsa, beni artık mahlasının hakkını vermeyen yazar sınıfında görebilirsiniz. #916259 no'lu tanımda belirttiğim gibi:
eyyyyy muktedirler, vallahi billahi sizi capsler ile bitireceğim. bir program ve bilgisayara yenileceksiniz.
bana portakalda üst sıralarda yer almak için bazı yazarları örgütleyip örgütlemediğimi soruyorlar. siz beni yapmış olduğum işler ile zamanında portakal'da üst sıralara sokmadınız mı? bu nasıl bir riyakarlık? şimdi ne oldu da birdenbire beni organize yazar örgüt lideri ilan ettiniz? yoldaş benjamin abimize saygımız sonsuz, başımızın üstünde yeri var.
sevgili yazar kardeşlerim korkmayın. büyük portakal birliğini kuracağız. bu düzeni hep beraber inşa edeceğiz. son söz olarak:
bir umuttur kafa sözlükte yazmak.
şu anda sizlere vpn aracılığı ile romanya'dan yazıyorum. türkiye'deki durumlar malumunuz.
kafa sözlük'ün son zamanki gidişatını büyük bir hicap içinde izliyorum ve gözlemliyorum. trollerin ile entellerin formu gittikçe düşmektedir ve bu durumun sözlüğe yansıması çok ciddidir. ben bir kafa sözlük delisi olarak ortaya bir duruş koymam gerektiğini düşünüyorum. bir kafa sözlük delisi olarak kendimizi bir portakal için feda ederiz.
bu vesile ile şu soruları sormak istiyorum:
ayın tablosu sıralaması belirlenirken kankacılık ayağına hangi yazarlar kayrılıyor?
artı oylama yapılırken tanıma mı yoksa tanımı giren kişiye mi bakılıyor?
bazı popüler yazarlar birbirlerine yancılık mı yapıyor?
eğer bu soruların doğruluğu ile ilgili herhangi bir şüpheniz varsa veya yalan söylüyorsam çok emek verdiğim en beğenilen tanımlarımı teker teker sileceğim. eğer bir falsom çıkarsa, beni artık mahlasının hakkını vermeyen yazar sınıfında görebilirsiniz. #916259 no'lu tanımda belirttiğim gibi:
eyyyyy muktedirler, vallahi billahi sizi capsler ile bitireceğim. bir program ve bilgisayara yenileceksiniz.
bana portakalda üst sıralarda yer almak için bazı yazarları örgütleyip örgütlemediğimi soruyorlar. siz beni yapmış olduğum işler ile zamanında portakal'da üst sıralara sokmadınız mı? bu nasıl bir riyakarlık? şimdi ne oldu da birdenbire beni organize yazar örgüt lideri ilan ettiniz? yoldaş benjamin abimize saygımız sonsuz, başımızın üstünde yeri var.
sevgili yazar kardeşlerim korkmayın. büyük portakal birliğini kuracağız. bu düzeni hep beraber inşa edeceğiz. son söz olarak:
bir umuttur kafa sözlükte yazmak.
devamını gör...
salomi
şarkı benim için başlık sahibine ettiği kadar bir anlam ifade etmiyor fakat başlık sahibi biricik dostum bu şarkıyı lise zamanlarımızdayken indirmemi söylemişti. ilk dinlediğimde acıyı yüreğimin derinliklerinde hissettim, türkçesini bilmeden.
hala ne anlama geldiğini ve şarkının neyi anlatmak istediğini bilmiyorum. anlamını merak da etmiyorum aslında. bazı şeyler ilk hatırlandıkları hislerle güzel, eğer anlamını öğrenirsem belki ilk duyduğum zamana ve o anki hislerime ihanet olacak bu.
hala ne anlama geldiğini ve şarkının neyi anlatmak istediğini bilmiyorum. anlamını merak da etmiyorum aslında. bazı şeyler ilk hatırlandıkları hislerle güzel, eğer anlamını öğrenirsem belki ilk duyduğum zamana ve o anki hislerime ihanet olacak bu.
devamını gör...
vega şarkılarında geçen en güzel sözler
ağladım, boyam aktı her gün sana yenil işte
biraz sev sakinleştir, sevdiğinim ben işte
boş ver sev sakinleşir
sevgilin serzenişte.
biraz sev sakinleştir, sevdiğinim ben işte
boş ver sev sakinleşir
sevgilin serzenişte.
devamını gör...
soğansız bibersiz domatessiz ve yumurtasız menemen
yağa ekmek bananı ilk defa görüyorum.
devamını gör...
