(şimdi)var olan, varlık anlamında.. çoğulu onta.. onto+logos=ontoloji

varolanın doğasının gündeme gelmesi parmenides'in yaptığı varolan* ve varolmayan* ayrımıyla olmuştur. varolan şey yok olamaz. yok olan, varolamaz. bu iki ayrı sahadır ve birbirine karışması mümkün değildir. çünkü aslında yokluk bi saha değildir. dolayısıyla kinesis mümkün olmadığı için genesis de mümkün değildir. eğer var ve yokun arasında üçüncü bi yol ararsak 'iki başlı' olmuş oluruz ve doxa'nın bizi yanıltmasına izin veririz. herakleitos'un dediği gibi panta rei diye bi olay yoktur, sadece hen vardır. hen hakkında konuşurken asla ve kat'a kinesisten bahsedemeyiz. çünkü bu onun mutlaklığına halel getirir. bu varlık tanımı daha sonra heraklit ile uzlaştırılmak üzere platon tarafından genişletilecek*. aristo bu anlayışı tuzla buz ettikten sonra bu tartışmalar alman romantizmiyle yeniden keşfedilecek ve özellikle hölderlin, hegel, niçe ve heidegger* tarafından irdelenecek. bu irdelemelerin pek çoğunda kasten veya sehven pre-sokratik filozoflarının anlatılarında yanlışlar vardır. bu sebeple bence felsefe metinlerini birincil kaynaklardan okuyup anlayıncaya kadar asla büyük filozofların felsefe tarihleri okunmamalı.
devamını gör...

alternatifinin düşünülmemesi gereken eylem.

bir insan kendi kendine ilaç olamıyorsa ona başkasından hiçbir fayda gelmez.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

entelektüel kesime ait çoğu insanın özünü gerçekçi bir anlatımla sunan filmdir. diğer insanlarla arasındaki o incecik ama kuvvetli ayrım insanlara açıkça gösterilir. bu da muhtemelen sizi rahatsız eder. okuyup, öğrenip, izleyip, kibirlenip dünyada sizden daha üstün, -ki ya bilgi birikimi olarak ya da statü olarak üstün görebileceğiniz insanlardır bunlar.- olanlar dışında, kalan herkese, bambaşka yaratıklar gibi bakacağınızdan korkarsınız.

buradan sonrası biraz spoiler olabilir ama pek de bir şey yok. bu yüzden uyarı koymayı tercih etmedim.

filmde bunun en güzel anlatıldığı yer ise hiç şüphesiz hamdi geldiğinde, aydın'ın içerisi havasız kalmış bahanesiyle camı açmasıdır. daha sonraki sahnelerde hamdi'nin kokusundan rahatsız olduğu da söylenir. fakat söylenmese bile aydın'ın oradaki belli belirsiz tavrından bunu çok net anlayabilirsiniz.

bir başka detay ise necla ve aydın'ın tartışmasının ardından bir daha necla'yı filmde göremememizdir. aydın sözde gerçekçiliği ile necla'yı kendinden uzaklaştırmış fakat necla'nın söylediklerini ilk duyduğu andan itibaren ona hak da vermiştir. fakat bunu kabullenmek onun için zordur.

çünkü filmde de dendiği gibi insan yaşlandığı zaman kemikleşir. kendine çocukluk ve gençlik zamanlarında belirlediği değişmezlerini katı bir şekilde uygulamak ister. bükülmez bir hal alır. biz de aydın'ın karakterinde oluşan çatlaklara göz atarız. ilk önce mezarları ziyaret eder, atı serbest bırakır, trene binmekten vazgeçer. ama öğretmen ve suavi ile konuşurken anlarız ki aydın hala aynı aydın. bir türlü kendine oluşturduğu o kabuktan çıktığı bir sahne göremeyiz. film zaten burada kendine daha da çeker bizi. fakat son sahnede yarı huzurlu yarı huzursuz, bir şekilde anlarız onun halinden. buraya kadar anladıklarımızdan daha başka bir biçimde.

son olarak filmin sinematografisi ayrıca güzeldir. izlerken kapılıp gider, diyalogların anlamlarını doğrudan kavrayabilirsiniz. ne eksik, ne fazla. tam anlamıyla olmuş bir filmdir.
devamını gör...

2002 dünya kupasını ilkokul fen laboratuarında izledim.
devamını gör...

dario argento'nun yönetmen koltuğunda bulunduğu, thomas de quincey ağabeyimizin suspiria de profundis isimli öyküsünden uyarladığı suspiria filminin devam filmi.

1980 yılında yayınlanan bu fantastik korku filmi, ilk film olan suspiria'dan renk konusunda bir farkı yok, fazlası var. suspiria'yı izleyenler hatırlayacaklardır, öylesine güzel renk cümbüşü ve öylesine hoş görüntülere ev sahipliği yapıyordu ki, insanı korkutup gerdiği kadar büyüleyen bir filmdi, insanın hayal gücü gibi bir sinema anlayışı sunuyordu bizlere, sevgili dario argento ağabeyimiz bu filminde yine aynı şekilde devam etmiş, renkler daha rüyasal, daha hoş ve daha büyüleyici olmuş.

sevgili dario argento, giallo isimli yarattığı tür ile suspiria serisiyle sadece kendi çağdaş yönetmen dostlarına değil, bugünün sinema anlayışına da çok büyük katkıda bulunmuş olsa gerek ki, filmi izler izlemez bunu fark ediyor insan.
nedir bu giallo? sahaflarda 4-5 liraya bulabileceğiniz oldukça ucuz, çok dikkat çekici kapağa sahip olmayan, oldukça klişeleşmiş kurgulara sahip romanlar vardır ya, insanları kovalayan katiller, psikopatlar vardır, tüm kitap boyunca canın için kaç repliği ile kaçan karakterlrer falan... hah işte o da öyle romanları oldukça hoş görüntüler ile süsleyip önümüze koymuş ve buna giallo demiş ve neredeyse slasher filmlerin öncüsü olmuş, bu filmde öncünün öncüsü gibi bir detaya sahip sayılabilir.

sadece renkleri ile mi harika sayılacak bir film bu? yoo.

müzikleri de alıp götürüyor insanı, müzikleri kadar oyunculukları ve senaryosu da insanı çiviliyor yerine.

kısaca konusundan da bahsedip kapatalım girdiyi.

filmde genç bir ablamız, oldukça tozlu raflara sahip bir sahaftan latince bir kitap alır, kitabı okudukça içerisinde yaşadığı evin cadılar tarafından yapılmış bir yer olduğunu fark eder ve erkek kardeşi mark'ı kendisiyle kalması için evine davet eder. sonrası mı? mark kız kardeşinin evine gider ve kız kardeşinin öldüğünü öğrenir...
devamını gör...

benimdir. o kadar kendim olamıyorum ki günlük hayatta. burada az çok kendimi yansıtabiliyorum. birileri beğenince de tamam molik bu kadar kendin olma beğenenler de kaçacak diyorum. evet odak noktam beğenilmeme üzerine. tersi aksedince * böyle oluyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kesinlikle uzak durulması gereken insan tipi. kadın olsun erkek olsun hiç fark etmez. cinsellik güzel birşeydir yeri geldiğinde illaki yaşanır lakin aklı hep belden aşağı çalışan birinin içinden sapıkta çıkar katilde. anladığınız anda yol verin.
devamını gör...

23 nisan vesilesiyle koltuğa oturan çocuk yerine konulduğumuzu gösteren kelimedir. bu kelime ile yoldaş adeta yazarlarına, “mekanın sahibi benim, siz de ancak böyle 23 nisan'a dalga konusu olursunuz” demiştir. ayıptır.*
devamını gör...

aynı zamanda suzan hacigaripe ait nahif bir şarkıdır. tam her şeyin kül olduğuna inandığınız bir anda kulaklığınızı takıp gökyüzünü izlerken dinleyebileceğiniz bir şarkı. unutmayın her şey kül olduktan sonra yeniden doğar. zümrüd-ü anka gibi...


sözleri:
üzülmek vardı sonunda her şeyin
bir üzülüp, bir susmak vardı
bir de gece vardı sabahı olmayan
ve sen vardın hiç gelmeyen

ay tutulur, güneş tutulur da
insan insana tutulur mu hiç?

tutmaz oldu ellerin ellerimi
bakmaz oldu gözlerin gözlerime
yandı bitti kül oldu her şey
artık gelsen de bir gelmesen de.
devamını gör...

pandalar yalnız ve utangaç canlılardır. genellikle çin’in bambu ormanlarında, dağlarda ulaşılması zor ve uzak yerlerde, gözlerden uzakta yaşarlar.
uluslararası dünya doğayı koruma birliği’nin (ıucn) kırmızı listesi’ne göre pandaların nesli tehlike altında. bugün doğal ortamında sadece 2.000 panda kalmış.
dünya doğayı koruma vakfı (world wide fund for nature)'nın başlattığı bir çalışma ile sembolik olarak panda sahiplenebiliyorsunuz. aşağıdaki sayfada yer alan bağış tutarı kısmından istediğiniz miktarda bağış yapabilir, pandaların doğal ortamlarında yaşamlarını sürdürmelerine destek olabilirsiniz.
kaynak: buradan
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

genelde benim gibi aşırı kilolu insanlara karşı söylenen, kalp kıran bir cümle.
devamını gör...

kaan tangöze - ktü festte sohbet
şebnem ferah/metin türkcan/aykan ilkan- ege festte kulis sohbeti
hayko cepkin ile ooze venue konser öncesi sound check için setup kurarken gözgöze gelip o "hardcase benim çocukların??" ıddiasından sonra benim olduğunu kanıtlamam .
yine bir ooze venue günü kurban sahnede deniz yılmaz'ın belaltı esprisine çıkar göster diye bağırmam, tüm mekanda kahkaha tufanı kopması. gösteremediği gibi kulise gel göstereyim demesi. gidince de sarılıp yapma böyle şeyler tesellisi sjxbshdhs. yalnız kafa zurnaydı adamın.
izmir fuar alanında emre aydınla karşı karşıya gelmem. sen çekil ben cekilcilik oynamam.
nişantaşı starbucksta yanlışlıkla azra akınla kesişirken arkadaşın olum o azra akın demesiyle kadını tanımam.
hüsnü çobanın gıyabi cenaze namazı kılınırken o an oradan geçmem.
gür akad'tan zeytinli festte pena almam. penayı çadırda ki kızlara çaldırmam. gidip abi çalmışlar diyip bidaha istemem ve gür abinin suratında hay allah bakışı. model grubunun basçısı can ile model ortada yokken aynı grupta çalmış olmam.
daha bitmedi de uzamasın. bu başlığa 4 5 sene sonra ben de ünlü olunca yazcam daha. shxhsh.
devamını gör...

"hocam bir çocuğun mutluluğu mu önemli yoksa 30 öğrencinin velisine laf anlatmak zorunda kalmak mı?" sorusuna bir müdür tarafından maruz bırakıldığım, burada bahsi geçen öğrencim otizmli olduğu ve onu 30 veliye laf anlatmak zor geldiği gerekçesiyle bırakmak zorunda kaldığım için mutsuzum.
özür dilerim kıvırcık, elimden geleni yaptım ama başaramadım. seni çok seviyorum.*
devamını gör...

kesinlikle ben değilimdir.ancak insanın başına bir şey gelince durumlar değişebiliyor.

bir tanesi: hocalık yaptığım zamandan..
böceklerden çok korkarım.odanın köşesinde olsa diğer uca gitmem,oda değiştiririm o derece.olduğum kursta böcek görüldü ve gece vakti herkes ayakta.çığlık kıyamet.böcek de bir çirkin*neyse ben bunun üzerine üzerine gittim.ama bir yandan çekinirken diğer yandan karizmayı çizdirmemeye çalışıyorum.neyse galip geldik ama bundan sonraki bütün böceklerde beni çağırdılar.*

diğeri; yeğenlerim ile babaanne partisindeyken..*
büyük yeğen gece ateşlendi ve sanırım hayal görüyor,sadece bağırıyor.çok korktum ama bizimkiler bir şey yapmayınca çocuğu sakinleştirmek bana kaldı.ilginç bir geceydi.

işte böyle pıtırcıklar,bu gereksiz bilgilerden sonra ilkyardım eğitimi almaya karar verdim.*
devamını gör...

insanların değerine saygı duyanlar ve insanların değerlerine saygı duymayanlar.
devamını gör...

bir nâzım hikmet ran şiiridir.

belki ben
o günden
çok daha evvel,
köprü başında sallanarak
bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım.
belki ben
o günden
çok daha sonra ,
matruş çenemde ak bir sakalın izi
sağ kalacağım...
ve ben
o günden
çok daha sonra:
sağ kalırsam eğer,
şehrin meydan kenarlarında yaslanıp
duvarlara
son kavgadan benim gibi sağ kalan
ihtiyarlara,
bayram akşamlarında keman
çalacağım...
etrafta mükemmel bir gecenin
ışıklı kaldırımları
ve yeni şarkılar söyleyen
yeni insanların
adımları...
devamını gör...

ben benimleyken nasıl yalnız olabilirim ki..
nedir bu yalnızlık tam olarak..
tek başına olmak sahiden yalnızlık mıdır?
kalabaliklarda bile insan kendini yalnız hissedebliyorsa bir baskasinin yanımızda olması ya da olmamasıyla ilişik olmasa gerek.
kendi varlığını hisseden kimse için yalnızlık diye bir kavram yok bana göre..
devamını gör...

geldim, ismime baktım, göremedim, ağlayarak uzaklaşıyorum şu anda. teşekkürler. lennykereviz kim ki zaten.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim