iskoçya'da pedlerin bedava olması
çok mantıklı bir karar.
bizde regl derken utanmamanın yollarını arayalım hala.
bizde regl derken utanmamanın yollarını arayalım hala.
devamını gör...
dış dünya ile hiç temasa geçmemiş kabileler
teknolojinin ve ulaşımın günümüzde geldiği nokta itibariyle inanması güç gelse de dünya üzerinde hiçbir şekilde temasa geçilmemiş 100'e yakın ilkel toplum (kabile) bulunmaktadır.
aslında bu toplumların bir kısmıyla helikopter, uçak ve dronlarla fotoğraflarını çekme amacıyla temasa geçilebilmiştir. bunlara "minimal olarak temasa geçilmiş kabileler" denilmektedir. her ne kadar temasa geçilmiş, modern dünyanın varlığından haberdar olmuş olsalar da "hiç temasa geçilmemiş kabileler"den pek farklı değillerdir.
gördükleri şeyi tam olarak anlayıp anlamadıkları, modern dünya hakkında tahmin yürütebildikleri şüphelidir. genelde bir çoğu helikoptere ok ve mızrak fırlatarak uzaklaştırmaya çalışmış, bir tehdit olarak algılamıştır. hatta bu kabileler yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalmış, ormanın daha derinlerine yerleşmişlerdir.
hiçbir şekilde temasa geçilmeyen kabilelerin sayısı ise tam bilinmemekle birlikte elbette daha azdır. dronlar aracılığıyla elde edilen görüntülerin daha önce keşfedilen kabilelere ait olup olmadığının tespit edilememesi de bu sayıya ulaşmayı engellemektedir.
peki dünya bu konuda ne düşünüyor?
ülkelerce, bu kabileleri kendi haline bırakma yönünde bir politika izlenmektedir. ancak büyük bir fikir ayrılığı bulunduğunu da söylemek gerekir.
bir taraf, iletişime geçilmesi gerektiğini savunurken; birçok bilim adamının da desteklediği taraf bu görüşü reddetmektedir. çünkü bu insanların bağışıklık sistemi hakkında bir fikrimiz yok, bizimki gibi olmayabilir ve çok basit bir hastalık onlar için ölümcül olabilir.
ki; tarihte maalesef bunun örneklerine rastlamak mümkün. 1981'de kolombiya'daki nukak insanları ile temasa geçilmiş ve kabileye solunum yolu hastalıkları bulaştırılmış, kabilenin yarısının ölümüyle sonuçlanmıştır.
yine benzer bir girişim, 2014 yılında brezilya'da temasa geçilen kabilenin grip nedeniyle üçte birinin ölmesi, geri kalanların da ağır etkilenimi şeklinde sonuçlanmıştır.
ayrıca işin içinde iletişime geçenlerin zarar görmesi tehlikesi de var. yetkililerin uyarılarını dinlemeyen meraklı turistler, din adamları, belgeselciler kabile üyeleri tarafından yaralanmış ya da öldürülmüştür. bunlar arasında 1974'te national geographic için belgesel çekmek isteyen ve bacağına mızrak atılan bir yönetmen de bulunmaktadır.
tüm bunları göz önüne alıp düşününce kendi hallerine bırakma fikrine daha yakın hissediyorum. ancak yine de bir yanım "ya bize ihtiyaçları varsa? ya daha iyi bir yaşam hakkını ellerinden alıyorsak?" diye düşünmeden edemiyor.
aslında bu toplumların bir kısmıyla helikopter, uçak ve dronlarla fotoğraflarını çekme amacıyla temasa geçilebilmiştir. bunlara "minimal olarak temasa geçilmiş kabileler" denilmektedir. her ne kadar temasa geçilmiş, modern dünyanın varlığından haberdar olmuş olsalar da "hiç temasa geçilmemiş kabileler"den pek farklı değillerdir.
gördükleri şeyi tam olarak anlayıp anlamadıkları, modern dünya hakkında tahmin yürütebildikleri şüphelidir. genelde bir çoğu helikoptere ok ve mızrak fırlatarak uzaklaştırmaya çalışmış, bir tehdit olarak algılamıştır. hatta bu kabileler yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalmış, ormanın daha derinlerine yerleşmişlerdir.
hiçbir şekilde temasa geçilmeyen kabilelerin sayısı ise tam bilinmemekle birlikte elbette daha azdır. dronlar aracılığıyla elde edilen görüntülerin daha önce keşfedilen kabilelere ait olup olmadığının tespit edilememesi de bu sayıya ulaşmayı engellemektedir.
peki dünya bu konuda ne düşünüyor?
ülkelerce, bu kabileleri kendi haline bırakma yönünde bir politika izlenmektedir. ancak büyük bir fikir ayrılığı bulunduğunu da söylemek gerekir.
bir taraf, iletişime geçilmesi gerektiğini savunurken; birçok bilim adamının da desteklediği taraf bu görüşü reddetmektedir. çünkü bu insanların bağışıklık sistemi hakkında bir fikrimiz yok, bizimki gibi olmayabilir ve çok basit bir hastalık onlar için ölümcül olabilir.
ki; tarihte maalesef bunun örneklerine rastlamak mümkün. 1981'de kolombiya'daki nukak insanları ile temasa geçilmiş ve kabileye solunum yolu hastalıkları bulaştırılmış, kabilenin yarısının ölümüyle sonuçlanmıştır.
yine benzer bir girişim, 2014 yılında brezilya'da temasa geçilen kabilenin grip nedeniyle üçte birinin ölmesi, geri kalanların da ağır etkilenimi şeklinde sonuçlanmıştır.
ayrıca işin içinde iletişime geçenlerin zarar görmesi tehlikesi de var. yetkililerin uyarılarını dinlemeyen meraklı turistler, din adamları, belgeselciler kabile üyeleri tarafından yaralanmış ya da öldürülmüştür. bunlar arasında 1974'te national geographic için belgesel çekmek isteyen ve bacağına mızrak atılan bir yönetmen de bulunmaktadır.
tüm bunları göz önüne alıp düşününce kendi hallerine bırakma fikrine daha yakın hissediyorum. ancak yine de bir yanım "ya bize ihtiyaçları varsa? ya daha iyi bir yaşam hakkını ellerinden alıyorsak?" diye düşünmeden edemiyor.
devamını gör...
ölçek
araştırmacıların bireyin tutum davranış ilgi yetenek ve beceri gibi konularda ölçüm yapmalarını sağlayan hem kültüre bağlı insan davranışları ile ilgili olguları hem de olguların ifadesinin yöneticilik olan belirli bir veri kümesinin nicel ve nitel açıdan sınıflandırmak ya da ölçmek için oluşturulan ölçü birimidir.
devamını gör...
bir insana yapılabilecek en büyük kötülük
bence yoktur. kişi, kötülük yaptığını zanneder, belki keyif bile alır. ama vicdan gelir bir gün kişiyi boğar, sürükler, bitirir.
devamını gör...
suç ve ceza
gençken okuduğum dostoyevski romanıdır.
geçenlerde indirimdeyken görüp aldım ve tekrar okudum. tekrar hayran kaldım hatta yaşım büyüdüğü için daha fazla hayran kaldım. bence yazılmış en büyük romanlardan bir tanesi. dostoyevski'nin nasıl büyük bir yazar olduğunun en büyük göstergesi. bir insan elinden çıkan en büyük eserlerden birisi.
zaten suç ve ceza kitabını dünyada hemen hemen her insan biliyor. çok normal herkesin okuması ve üstünde düşünmesi gereken bir eser.
dostoyevski bu kitabı 1866 yılında yayınlamıştır. bir dergide 12 ay boyunca yayınlanıyor ve sonra tek cilt olarak yayınlanıyor. bu eserin büyük bir eser olma sebebi dönemidir bence. 1866 yılında nasıl böyle bir kurgu yazabilir bir insan aklım cidden almıyor. insan psikolojisi nasıl böyle detaylı bilinçli bir şekilde tasvir ediliyor anlamıyorum. müthiş gerçekten müthiş.
dostoyevski 5 yıl süren sibirya sürgününden sonra yazıyor bu kitabı. böyle düşününce daha anlamlı geliyor okuduğumuz metin. karakterler ve karakterlerin iç dünyası neden bu kadar karamsar anlıyoruz. dönemin rusya'sını bütün gerçekliğiyle görüyoruz. sefalet, fakirlik, yoksulluk, açlık gibi kavramları gerçekçi şekilde görüyoruz. hatta okurken raskolnikov karakterine hak verdiğimiz bile oluyor. kendimizle hesaplaşma içine giriyoruz. üzerinde bu kadar düşündüren bir eser yazdığı için dostoyevski oluyor kitabın yazarı. dostoyevski'den başkası böyle bir eseri kolay yazamıyor. o yüzden dünyanın en büyük şairleri arasında kendisi.
dostoyevski güzel bir hikaye anlatırken muhteşem tespitleriyle bizi selamlıyor. çok iyi bir gözlemci olduğunu bize gösteriyor.
herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı. çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir.
sefaletin, yoksulluğun, açlığın ne demek olduğunu çok gerçekçi şekilde anlatıyor. karakterlerin psikolojik analizleri ve kendileriyle hesaplaşmaları hayran bırakıyor.
eskiden okuduğum zaman bunlara bu kadar dikkat etmemiştim. tekrar okurken tekrar hayran kaldım daha detaylı düşündüm daha detaylı okudum. bence suç ve ceza bir kere değil bir kaç kere okunmalıdır.
kitabın konusunu yazmak istemiyorum çok bilinen çok meşhur bir eser. hissettiklerimi ve dikkat ettiklerimi anlatmaya çalıştım. mutlaka üzerine düşünülmesi gereken çocuklarımıza falan okutmamız gereken bir eser.
ayrıca bu eser sadece dostoyevski'ye değil dünya edebiyatına çok büyük katkılar yaptı. filmler, diziler, kitaplar bir sürü şey bu eserden etkilenerek ortaya çıktı. belki insan psikolojisini anlatmak isteyen yazarlar ilham aldı.
son olarak çok hoşuma giden bir kısımla yazımı sonlandırıyorum.
insanlar ikiye ayrılırlar. yalnızca insan soyunun üremesine yarayan basit insanlar, yeni bir şey söyleyebilme yeteneğine sahip üstün insanlar. kanuna boyun eğen, toplumun kurallarını uysallıkla benimseyen ve idare edilmekten zevk alanlar, birinci kategorideki insanlardır, idare edilmek onların vazifesidir. ikinci kategoridekiler, kurallara karşıdır, ya kanun bozucudur, yada kanun koyucu. bu insanlar, durumu daha iyiye doğru değiştirmek için, kafa yorarlar, çare ararlar ve durumu düzeltmek için kan dökmeleri gerekiyorsa tereddüt etmezler.
geçenlerde indirimdeyken görüp aldım ve tekrar okudum. tekrar hayran kaldım hatta yaşım büyüdüğü için daha fazla hayran kaldım. bence yazılmış en büyük romanlardan bir tanesi. dostoyevski'nin nasıl büyük bir yazar olduğunun en büyük göstergesi. bir insan elinden çıkan en büyük eserlerden birisi.
zaten suç ve ceza kitabını dünyada hemen hemen her insan biliyor. çok normal herkesin okuması ve üstünde düşünmesi gereken bir eser.
dostoyevski bu kitabı 1866 yılında yayınlamıştır. bir dergide 12 ay boyunca yayınlanıyor ve sonra tek cilt olarak yayınlanıyor. bu eserin büyük bir eser olma sebebi dönemidir bence. 1866 yılında nasıl böyle bir kurgu yazabilir bir insan aklım cidden almıyor. insan psikolojisi nasıl böyle detaylı bilinçli bir şekilde tasvir ediliyor anlamıyorum. müthiş gerçekten müthiş.
dostoyevski 5 yıl süren sibirya sürgününden sonra yazıyor bu kitabı. böyle düşününce daha anlamlı geliyor okuduğumuz metin. karakterler ve karakterlerin iç dünyası neden bu kadar karamsar anlıyoruz. dönemin rusya'sını bütün gerçekliğiyle görüyoruz. sefalet, fakirlik, yoksulluk, açlık gibi kavramları gerçekçi şekilde görüyoruz. hatta okurken raskolnikov karakterine hak verdiğimiz bile oluyor. kendimizle hesaplaşma içine giriyoruz. üzerinde bu kadar düşündüren bir eser yazdığı için dostoyevski oluyor kitabın yazarı. dostoyevski'den başkası böyle bir eseri kolay yazamıyor. o yüzden dünyanın en büyük şairleri arasında kendisi.
dostoyevski güzel bir hikaye anlatırken muhteşem tespitleriyle bizi selamlıyor. çok iyi bir gözlemci olduğunu bize gösteriyor.
herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı. çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir.
sefaletin, yoksulluğun, açlığın ne demek olduğunu çok gerçekçi şekilde anlatıyor. karakterlerin psikolojik analizleri ve kendileriyle hesaplaşmaları hayran bırakıyor.
eskiden okuduğum zaman bunlara bu kadar dikkat etmemiştim. tekrar okurken tekrar hayran kaldım daha detaylı düşündüm daha detaylı okudum. bence suç ve ceza bir kere değil bir kaç kere okunmalıdır.
kitabın konusunu yazmak istemiyorum çok bilinen çok meşhur bir eser. hissettiklerimi ve dikkat ettiklerimi anlatmaya çalıştım. mutlaka üzerine düşünülmesi gereken çocuklarımıza falan okutmamız gereken bir eser.
ayrıca bu eser sadece dostoyevski'ye değil dünya edebiyatına çok büyük katkılar yaptı. filmler, diziler, kitaplar bir sürü şey bu eserden etkilenerek ortaya çıktı. belki insan psikolojisini anlatmak isteyen yazarlar ilham aldı.
son olarak çok hoşuma giden bir kısımla yazımı sonlandırıyorum.
insanlar ikiye ayrılırlar. yalnızca insan soyunun üremesine yarayan basit insanlar, yeni bir şey söyleyebilme yeteneğine sahip üstün insanlar. kanuna boyun eğen, toplumun kurallarını uysallıkla benimseyen ve idare edilmekten zevk alanlar, birinci kategorideki insanlardır, idare edilmek onların vazifesidir. ikinci kategoridekiler, kurallara karşıdır, ya kanun bozucudur, yada kanun koyucu. bu insanlar, durumu daha iyiye doğru değiştirmek için, kafa yorarlar, çare ararlar ve durumu düzeltmek için kan dökmeleri gerekiyorsa tereddüt etmezler.
devamını gör...
normal sözlük'te anonim olmak
merak uyandırır, aynı zamanda kimine göre daha rahat yorum yapabilme özgürlükleri vardır.
devamını gör...
yolda yürürken kız arkadaşlarına dönüp zıplayarak konuşan kız
ne konuştuğunu merak ettiğim kızdır. anlattığından en çok kendi heyecanlandığı muhakkaktır.
devamını gör...
eski sevgiliyi özlemek
hiç kimse unutmaz kimseyi. sadece hatırladığında ona verdiği manayı değiştirir zamanla. eskiden katlanılmaz olan şeyler artık katlanılabilir haldeyse bunun sebebi ona verilen değerin, anlamın değişmesinden dolayıdır. mana değiştikçe beklentiler düşer. özlemek komik olmaya başlar. özlerseniz birini bunu unutmayın. her özlenen, yeni birini özlüyor.
devamını gör...
uzun tanım yazan tipler
çok ayıp ediyorlar.
devamını gör...
yaptıktan sonra kötü hissettiren şeyler
bir anlık boşlukla kendinle alakalı bir şeyler anlatmak.
devamını gör...
bir kadının sustuğu an
vazgeçtiği, artık bazı şeyler onun için anlamı kalmadığı anlamına geliyor.
devamını gör...
erkek öğrenci evinde ilk defa bir kız görmüş gariban öğrenci
büyük ihtimalle mühendislik öğrencisidir onlar. ufo gören masum köylü moduna girmeleri fazla zaman almamıştır.
devamını gör...
linç yemek
biri birşey dediğinde diğeri pusuda bekler tam açık verdiğinde ard arda sıralanırlar neye uğradığını şaşırırsın. maksat kendi egolarını tatmin etmektir. biraz gülmek isterler belki bilemezsin ki bir insanı köşeye sıkıştırmanın bu hastalıklı beyinler tarafından nasıl algılandığını ama emin olun ki kendi başlarına geldiğinde kasıp kavururlar ortalığı... siz siz olun görüşünüz aynı olsa bile linçleyen kişiyle ortak olmayın karma denilen birşey var. bir gün ben linç edilirim diğer gün sen...ben linç kültürüne karşıyım bir sıkıntı varsa teke tek konuşursun bu kadar. çok fazla linç yiyende zamanla hissizlesiyor saldırganlaşıyor bunu da unutmamak lazım.
devamını gör...
güte
august schreitmüller tarafından yapılan heykelidir. heykel dresden belediye binasının üzerinde bulunmaktadır.

heykelin elbette sanatsal değeri üst düzeydir ama bu heykelin önemi richard peter tarafından çekilen bir fotoğraftan gelmektedir. ve birçok muhteşem ve acı veren tesadüf içerir.
dresden bombardımanından sonra şehrin halini göstermek için çekilmiş fotoğraf benim gördüğüm en etkileyici, en ikonik, en çarpıcı fotoğraflardan biridir. heykelin heybeti ise fotoğrafa bambaşka bir ağırlık katar.
dresden bombardımanı 13-15 şubat 1945 tarihleri arasında gerçekleşti ve bu zaman dilimi içinde dresden’e üç bin dokuz yüz ton patlayıcı bırakıldı, ki bu da bombardımanı bir doygunluk bombardımanı haline getirir.
heykelin şehre acıyarak bakışı hissedilir. sanat savaştan aldığı yaralar ile hüzünlenmiştir sanki. heykelin adını güte, yani the goodness, yani iyilik olması ise bambaşka bir boyut kazandırır sahneye. iyilik sanatla buluşup savaşın yerle yeksan ettiği bir savaşa bakmakta.
savaştan çektiklerimiz sanatın iyileştirici gücünü bile yok edecek kadar güçlüdür bazen.

heykelin elbette sanatsal değeri üst düzeydir ama bu heykelin önemi richard peter tarafından çekilen bir fotoğraftan gelmektedir. ve birçok muhteşem ve acı veren tesadüf içerir.
dresden bombardımanından sonra şehrin halini göstermek için çekilmiş fotoğraf benim gördüğüm en etkileyici, en ikonik, en çarpıcı fotoğraflardan biridir. heykelin heybeti ise fotoğrafa bambaşka bir ağırlık katar.
dresden bombardımanı 13-15 şubat 1945 tarihleri arasında gerçekleşti ve bu zaman dilimi içinde dresden’e üç bin dokuz yüz ton patlayıcı bırakıldı, ki bu da bombardımanı bir doygunluk bombardımanı haline getirir.
heykelin şehre acıyarak bakışı hissedilir. sanat savaştan aldığı yaralar ile hüzünlenmiştir sanki. heykelin adını güte, yani the goodness, yani iyilik olması ise bambaşka bir boyut kazandırır sahneye. iyilik sanatla buluşup savaşın yerle yeksan ettiği bir savaşa bakmakta.
savaştan çektiklerimiz sanatın iyileştirici gücünü bile yok edecek kadar güçlüdür bazen.
devamını gör...
aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık
kararsızlığa düşülen bir durumda, hangi karar alınırsa alınsın, her senaryonun kötü sonuçlar doğurabileceğini ifade etmek için kullanılır.
genellikle ikili diyaloglarda dinleyici kişiden tavsiye alma beklentisiyle söylenir, bazen de yalnızca derdini paylaşmak amaçlı kullanılır.
genellikle ikili diyaloglarda dinleyici kişiden tavsiye alma beklentisiyle söylenir, bazen de yalnızca derdini paylaşmak amaçlı kullanılır.
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
rte’nin daha neler olacak neler bunlar iyi günler demesi
bundan kötüsü bizim tahayyül sınırlarımızı aşıyor reiss!
devamını gör...
mehmet güreli
bulut geçti gözyaşları kaldı çimende
gül rengi şarap içilmez mi böyle günde
seher yeli eser yırtar eteğini gülüm
güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
bu yıldızlı gökler
ne zaman başladı dönmeye
kimse bilmez kimse bilmez
bulut geçti gözyaşları kaldı çimende
gül rengi şarap içilmez mi böyle günde
seher yeli eser yırtar eteğini gülüm
güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
bulut geçti gözyaşları kaldı çimende
gül rengi şarap içilmez mi böyle günde
seher yeli eser yırtar eteğini gülüm
güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün
bu yıldızlı gökler
ne zaman başladı dönmeye
kimse bilmez kimse bilmez
devamını gör...
random gülmek
en sevdiğim gülme şekli. zaman zaman hahaha şeklinde gülsem de bir türlü kopamadım.
devamını gör...

