2021 kpss giriş ücreti
tus 500 tl arkadaşlar, sınava giren herkes çalışan doktor da değil çoğunluk son sınıf ve yeni mezun. sadece 3 şehirde yapılıyor. gidiş geliş masrafı, kalacak yer masrafı varın siz hesap edin. ösym'nin yaptığı tüm sınavları göz önüne alırsak soyuluyoruz başka açıklaması yok.
devamını gör...
ösym
özellikle geçen senenin son ales, yökdil gibi sınavları ertelemesinin ardından sınav takvimi konusunda gayet bocalayan kurum. yaklaşık bir ay geçti, şimdiye kadar sağlık bakanlığı'yla gerekli bilgi alışverişini yapıp duruma ve gidişata göre bir yol haritası çıkarmaları gerekiyordu. eğer gelecek hafta da 2021'in sınav takvimini ya da en azından ertelenen sınavların tarihini açıklamazlarsa çok başları ağrır. o kadar insan bekliyor çünkü. hele bir de akademik kariyer üzerine yapılan sınavların (ales, yökdil, yds vs.) 2020'de yalnızca birer kere yapıldığını düşünürseniz.
devamını gör...
künefe yemek için hatay'a gitmek
çok mantıklı.
hatay uzak çünkü.
dal hayata, git en yakın künefeciye.
edit: başlık #hayat iken olan tanımım. her şey düzeltilmesin. bir şeyler de dağınık kalsın.
hatay uzak çünkü.
dal hayata, git en yakın künefeciye.
edit: başlık #hayat iken olan tanımım. her şey düzeltilmesin. bir şeyler de dağınık kalsın.
devamını gör...
maus
orijinal dilinde: maus: a survivor's tale. bir art spiegelman çizgi romanı aynı zamanda pulitzer ödülü almış ilk ve tek çizgi roman.
kitap, art spiegelman'ın, yahudi bir polonyalı olan babasının ghettolardan auschwitz'e, oradan da amerika'ya kadar uzanan hikayesini baştan sona dinlemek ve bu hikayeyi bir grafik roman haline getirmek için vlodek'i (babası) ziyareti ile başlıyor. buradan sonra paralel iki hikaye akıyor kitapta: vlodek'in anıları ve art-vlodek ilişkisi. kitap iki bölümden oluşuyor, ilk bölümde (my faher bleeds history-babam tarih kanıyor) vlodek'in yaşadıkları ve düşünceleri daha ağır basarken ikinci bölümde (and here my troubles began-ve dertlerim burada başladı) bu denge artie yönüne kayıyor.
ilk elinize aldığınızda konusunun, artık defalarca işlenmesinden mütevellit, klişeleşmiş bir ''yahudiler melek, almanlar kaka'' sloganı etrafında şekillendiğini zannedebilirsiniz (ben de böyle bir beklentiyle açmıştım ilk sayfayı). fakat okudukça zihninizde şekillenen şey de öyle olmuyor.
peki kitap holocaust üzerinden duygu yüklemesi yapmıyorsa ne yapmayı amaçlamış olabilir ki? işte bu sorunun cevabını bence yazar vlodek'in ağzından şöyle veriyor:
--! spoiler !--
vlodek: evet, hayat hep hayatın tarafını tutar, kurbanlar da bir şekilde suçlanır. ama ne hayatta kalanlar en iyileriydi, ne de en iyiler öldü, tamamen tesadüf. aah ah. şimdi senin kitabından söz etmiyorum ama soykırım hakkında ne kadar kitap yayınlandı, bir bak. ne işe yaradı? insanlar değişmedi ki... belki de yeni ve daha büyük bir soykırım istiyorlar.her neyse, ölenler hikayenin kendilerine ait yüzünü hiç anlatamayacak, onun için artık hiç hikaye olmaması belki de daha iyi. evet, samuel beckett bir keresinde ''her kelime yalnızlık ve hiçlik üzerinde gereksiz bir leke gibidir'' demiş.
art: tezat bu ya, bunu da söylemiş işte.
--! spoiler !--
yazar kitapta 4. duvarı kendisi için defalarca yıkıyor, hatta bir bölümünde doğrudan kendisini (bir fare maskesiyle) bu kitabı çizerken gösteriyor ve birkaç monolog yazıyor:
vladek 1944 ilkbaharında, auscwitz'de tenekeci olarak çalışmaya başladı... ben de bu sayfaya 1987 şubat'ının sonunda başladım...
...
8 yıllık bir çalışmadan sonra, maus'un birinci bölümü eylül 1988'de yayımlandı. hem eleştiri, hem de ticaret alanında başarıyla...
kitapla ilgili şöyle bir detay daha var, hiçbir karakter insan olarak çizilmemiş: yahudiler fare, almanlar kedi, amerikanlılar köpek, polonyalılar domuz, fransızlar kurbağa, isveçliler geyik, çingeneler güve olarak tasvir edilmiş. bu seçimler elbette rastgele seçimler değiller. peki neden hayvanlar? bu sorunun cevabını kitabın ilk kısmının başlangıcında yazar bize hitler'in şu sözüyle veriyor: yahudiler bir ırk kuşkusuz,ama insan değiller. peki neden fare? bu seçimin de rastgele olmadığını kitabın ilk kısımlarında bir gazete kupüründe yazan şu yazıyla veriyor bize spiegelman: mikki fare şimdiye kadar yaratılmış en sefil kahraman… her bağımsız delikanlı ve her saygın gencin sahip olduğu sağlıklı duygular, hayvanlar dünyasının bu en büyük mikrop taşıyıcısının, bu pisliğe ve iğrençliğe bulanmış haşaratın en ideal hayvan tipi olamayacağını anlatır… yahudilerin insanlara kaba saldırısına son ! kahrolsun mikki fare! gamalı haç takın!
kitabın anlattığı/anlatmak istediği konusuna geri dönecek olursak burada söylenecek birkaç şey daha var diye düşünüyorum. kitabın üzerinde durduğu temel şey yahudi soykırımı perspektifinden yola çıkarak genel olarak ırkçılık. bunun ipuçları hem kitabın gidişatında hem de diyaloglarında çokça veriliyor. birkaç örnek:
--! spoiler !--
kitabın bir noktasında artie, karısı ve vlodek arabada gitmektedirler, arabayı süren françoise (artie'nin karısı) yoldan siyahi bir otostopçu almak ister. vlodek buna çok kızar, siyahi birinin hırsız olacağından asla arabaya almaması gerektiğinden bahseder. otostopçuyu alıp gitmek istediği yere bıraktıktan sonra şu diyalog yaşanır:
vlodek: şvartzer (bir tür aşağılama) arka koltuktaki yiyecekleri çalmasın diye gözümü ayıramadım.
françoise: ne! bu çok çirkin özellikle de sen, nasıl böyle ırkçı olabilirsin! siyahlardan tıpkı nazilerin yahudilerden söz ettikleri gibi bahsediyorsun!
vlodek: pöh! gerçekten bundan daha akıllı olduğunu sanırdım, françoise... yahudilerle şvartzerleri mukayese bile etmem!
françoise: genelleme yapıp siyahlar hırsızdır demeye nasıl cüret edersin? bu...
vlodek: kes artık, tamam mı? onları hiç tanımıyorsun... new york'a ilk geldiğimde bir çamaşır merkezinde çalışıyordum. daha önce bu zencileri hiç görmemiştim... ama her yerde şvartzer vardı, mallarımı bir saniyeliğine bile yere bıraksam, her şeyi yürütüyorlardı!
françoise: ama sen...
art: unut gitsin sevgilim... bu adam umutsuz vaka.
--! spoiler !--
kitapta benim için etkileyici olan bir başka nokta da anlatılmak/hissettirilmek istenen şeyin görsel bir anlatı yoluyla da okuyucuya ulaştırılmak istenmesi oldu. bu açıdan, okumak isteyenlere tavsiyem: görselleri mutlaka inceleyin, hepsinde olmasa da çoğunda hikayeye dair aydınlatıcı detaylar gizli.
daha fazlasını ve güzelini yazmak isterdim kitapla ilgili fakat burada yazılmışı var:)
(link: kahramanbaykus.com/nostalji...)
son olarak kitaptan birkaç alıntı:
--! spoiler !--
+hepimiz için buradan tek çıkış var... o da şu bacalardan geçiyor.
(abraham'ı bir daha hiç görmedim... sanırım bacadan çıkıp, gitti...)
--! spoiler !--
--! spoiler !--
+tanrım yalvarırım, tanrım lütfen bir iple, ayağıma uyan bir ayakkabı bulmama yardım et!
(ama tanrı buraya girmiyordu. kendi başımıza bırakılmıştık.)
--! spoiler !--
--! spoiler !--
vlodek: neden ağlıyorsun artie?
artie: b-ben düştüm arkadaşlarım da beni beklemeden g-gitti.
vlodek: arkadaş? arkadaşların mı? onları bir hafta boyunca aç, susuz bir odaya kapa da... işte o zaman bak bakalım... arkadaş neymiş?..
--! spoiler !--
kitap, art spiegelman'ın, yahudi bir polonyalı olan babasının ghettolardan auschwitz'e, oradan da amerika'ya kadar uzanan hikayesini baştan sona dinlemek ve bu hikayeyi bir grafik roman haline getirmek için vlodek'i (babası) ziyareti ile başlıyor. buradan sonra paralel iki hikaye akıyor kitapta: vlodek'in anıları ve art-vlodek ilişkisi. kitap iki bölümden oluşuyor, ilk bölümde (my faher bleeds history-babam tarih kanıyor) vlodek'in yaşadıkları ve düşünceleri daha ağır basarken ikinci bölümde (and here my troubles began-ve dertlerim burada başladı) bu denge artie yönüne kayıyor.
ilk elinize aldığınızda konusunun, artık defalarca işlenmesinden mütevellit, klişeleşmiş bir ''yahudiler melek, almanlar kaka'' sloganı etrafında şekillendiğini zannedebilirsiniz (ben de böyle bir beklentiyle açmıştım ilk sayfayı). fakat okudukça zihninizde şekillenen şey de öyle olmuyor.
peki kitap holocaust üzerinden duygu yüklemesi yapmıyorsa ne yapmayı amaçlamış olabilir ki? işte bu sorunun cevabını bence yazar vlodek'in ağzından şöyle veriyor:
--! spoiler !--
vlodek: evet, hayat hep hayatın tarafını tutar, kurbanlar da bir şekilde suçlanır. ama ne hayatta kalanlar en iyileriydi, ne de en iyiler öldü, tamamen tesadüf. aah ah. şimdi senin kitabından söz etmiyorum ama soykırım hakkında ne kadar kitap yayınlandı, bir bak. ne işe yaradı? insanlar değişmedi ki... belki de yeni ve daha büyük bir soykırım istiyorlar.her neyse, ölenler hikayenin kendilerine ait yüzünü hiç anlatamayacak, onun için artık hiç hikaye olmaması belki de daha iyi. evet, samuel beckett bir keresinde ''her kelime yalnızlık ve hiçlik üzerinde gereksiz bir leke gibidir'' demiş.
art: tezat bu ya, bunu da söylemiş işte.
--! spoiler !--
yazar kitapta 4. duvarı kendisi için defalarca yıkıyor, hatta bir bölümünde doğrudan kendisini (bir fare maskesiyle) bu kitabı çizerken gösteriyor ve birkaç monolog yazıyor:
vladek 1944 ilkbaharında, auscwitz'de tenekeci olarak çalışmaya başladı... ben de bu sayfaya 1987 şubat'ının sonunda başladım...
...
8 yıllık bir çalışmadan sonra, maus'un birinci bölümü eylül 1988'de yayımlandı. hem eleştiri, hem de ticaret alanında başarıyla...
kitapla ilgili şöyle bir detay daha var, hiçbir karakter insan olarak çizilmemiş: yahudiler fare, almanlar kedi, amerikanlılar köpek, polonyalılar domuz, fransızlar kurbağa, isveçliler geyik, çingeneler güve olarak tasvir edilmiş. bu seçimler elbette rastgele seçimler değiller. peki neden hayvanlar? bu sorunun cevabını kitabın ilk kısmının başlangıcında yazar bize hitler'in şu sözüyle veriyor: yahudiler bir ırk kuşkusuz,ama insan değiller. peki neden fare? bu seçimin de rastgele olmadığını kitabın ilk kısımlarında bir gazete kupüründe yazan şu yazıyla veriyor bize spiegelman: mikki fare şimdiye kadar yaratılmış en sefil kahraman… her bağımsız delikanlı ve her saygın gencin sahip olduğu sağlıklı duygular, hayvanlar dünyasının bu en büyük mikrop taşıyıcısının, bu pisliğe ve iğrençliğe bulanmış haşaratın en ideal hayvan tipi olamayacağını anlatır… yahudilerin insanlara kaba saldırısına son ! kahrolsun mikki fare! gamalı haç takın!
kitabın anlattığı/anlatmak istediği konusuna geri dönecek olursak burada söylenecek birkaç şey daha var diye düşünüyorum. kitabın üzerinde durduğu temel şey yahudi soykırımı perspektifinden yola çıkarak genel olarak ırkçılık. bunun ipuçları hem kitabın gidişatında hem de diyaloglarında çokça veriliyor. birkaç örnek:
--! spoiler !--
kitabın bir noktasında artie, karısı ve vlodek arabada gitmektedirler, arabayı süren françoise (artie'nin karısı) yoldan siyahi bir otostopçu almak ister. vlodek buna çok kızar, siyahi birinin hırsız olacağından asla arabaya almaması gerektiğinden bahseder. otostopçuyu alıp gitmek istediği yere bıraktıktan sonra şu diyalog yaşanır:
vlodek: şvartzer (bir tür aşağılama) arka koltuktaki yiyecekleri çalmasın diye gözümü ayıramadım.
françoise: ne! bu çok çirkin özellikle de sen, nasıl böyle ırkçı olabilirsin! siyahlardan tıpkı nazilerin yahudilerden söz ettikleri gibi bahsediyorsun!
vlodek: pöh! gerçekten bundan daha akıllı olduğunu sanırdım, françoise... yahudilerle şvartzerleri mukayese bile etmem!
françoise: genelleme yapıp siyahlar hırsızdır demeye nasıl cüret edersin? bu...
vlodek: kes artık, tamam mı? onları hiç tanımıyorsun... new york'a ilk geldiğimde bir çamaşır merkezinde çalışıyordum. daha önce bu zencileri hiç görmemiştim... ama her yerde şvartzer vardı, mallarımı bir saniyeliğine bile yere bıraksam, her şeyi yürütüyorlardı!
françoise: ama sen...
art: unut gitsin sevgilim... bu adam umutsuz vaka.
--! spoiler !--
kitapta benim için etkileyici olan bir başka nokta da anlatılmak/hissettirilmek istenen şeyin görsel bir anlatı yoluyla da okuyucuya ulaştırılmak istenmesi oldu. bu açıdan, okumak isteyenlere tavsiyem: görselleri mutlaka inceleyin, hepsinde olmasa da çoğunda hikayeye dair aydınlatıcı detaylar gizli.
daha fazlasını ve güzelini yazmak isterdim kitapla ilgili fakat burada yazılmışı var:)
(link: kahramanbaykus.com/nostalji...)
son olarak kitaptan birkaç alıntı:
--! spoiler !--
+hepimiz için buradan tek çıkış var... o da şu bacalardan geçiyor.
(abraham'ı bir daha hiç görmedim... sanırım bacadan çıkıp, gitti...)
--! spoiler !--
--! spoiler !--
+tanrım yalvarırım, tanrım lütfen bir iple, ayağıma uyan bir ayakkabı bulmama yardım et!
(ama tanrı buraya girmiyordu. kendi başımıza bırakılmıştık.)
--! spoiler !--
--! spoiler !--
vlodek: neden ağlıyorsun artie?
artie: b-ben düştüm arkadaşlarım da beni beklemeden g-gitti.
vlodek: arkadaş? arkadaşların mı? onları bir hafta boyunca aç, susuz bir odaya kapa da... işte o zaman bak bakalım... arkadaş neymiş?..
--! spoiler !--
devamını gör...
geceye bir fotoğraf bırak
pozitif bir fotoğraf bırakmak istiyorum.
aha da bırakıyorum
bıraaakıyoooruuuunm
bııı
rak
resimag.com/p1/2dbc8a5048cc.jpeg
tımmmm
aha da bırakıyorum
bıraaakıyoooruuuunm
bııı
rak
resimag.com/p1/2dbc8a5048cc.jpeg
tımmmm
devamını gör...
merhaba ben larktwain_123_ sorularınızı yanıtlamıyorum
hah tadı kaçtı.
yazar arkadaştan bağımsız söylüyorum. şimdi gidip aynısından ben de yapacağım. o da yapacak derken tadı kaçacak.
yazar arkadaştan bağımsız söylüyorum. şimdi gidip aynısından ben de yapacağım. o da yapacak derken tadı kaçacak.
devamını gör...
homofobi
burası haricinde hesabımın olduğu tek bir sözlük var, zamanın birinde şöyle bir tanıma denk gelmiştim orada.
homophobia:
the fear that gay men will treat you the way you treat women.
homofobi:
gey erkeklerin, sana, senin kadınlara muamele ettiğin gibi muamele edecekleri korkusu.
homophobia:
the fear that gay men will treat you the way you treat women.
homofobi:
gey erkeklerin, sana, senin kadınlara muamele ettiğin gibi muamele edecekleri korkusu.
devamını gör...
hayatı sorgulatan anlar
bir anda, bir kazada veya bir cinnet ile bir ailenin yok olması, hayatı sorgulama gereği duyuyorsunuz, bir afganin ülkesini bırakıp, daha iyi bir yaşam için aylarca yollarda geçirip geldiği yabancı bir ülkede donarak ölmesi, yine hayatı sorgulama duyumu oluyor.
devamını gör...
mesajınız var turuncusu
heyecanlandıran turuncudur. hele sevdiğim bir yazardan mesaj bekliyorsam kalbim şöyle oluyor.*
devamını gör...
hangi konuda sorun yaşadığınızı söyleyen psikoloji testi
sınavların, ödevlerin, sunumların, akraba ziyaretlerinin üst üste geldiği bu dönemde çok da doğru tespit yapmış olan testtir.
uzun süredir taşıdığınız sorumluluklarla başa çıkmakta zorlanıyorsunuz. her şeye rağmen dikkatli davranmaya ve çevrenizi kendinizden daha çok önemsemeye alışkın hale gelmişsiniz. aileniz ve arkadaşlarınız, her şeyle başa çıkabileceğinizi düşünüyor. ancak siz neredeyse sınırdasınız. bencillik, böyle durumlarda ilaç gibi gelebiliyor.
uzun süredir taşıdığınız sorumluluklarla başa çıkmakta zorlanıyorsunuz. her şeye rağmen dikkatli davranmaya ve çevrenizi kendinizden daha çok önemsemeye alışkın hale gelmişsiniz. aileniz ve arkadaşlarınız, her şeyle başa çıkabileceğinizi düşünüyor. ancak siz neredeyse sınırdasınız. bencillik, böyle durumlarda ilaç gibi gelebiliyor.
devamını gör...
siddal
güneş ile birlikte son yaşananlardan beri içerik üretmemekte olan yazar. senin, benim, onun gibi değil, gerçekten üreten, eğiten, düşündüren, feyz veren insanlar bunlar. gören, anlamasını bilen ya da bunu öğrenmekte olan kişiler için kendi kişisel bloglarında ya da defterlerinde değil burada yazmayı tercih ediyor olmaları büyük şans. dolayısıyla bu kişiler kıymet biliyorlar. bundan daha doğal ne olabilir anlatmaya çalışmak bile saçma ama şunu söylemek zorundayım çünkü entry sayıları da düşüyor gün be gün ne yazık ki; lütfen saçma sapan yorumları da sahiplerini de görmezden gelin. bunu samimiyetle rica etmekten başka bir şey gelebilse elimden keşke. evet kim olurlarsa olsunlar; görmeyin, duymayın… hiçbir şeyi ifade/temsil etmiyorlar!
tarafım. anlayacakları dilden konuşayım, kendisiyle hiçbir diyalogum, temasım olmamasına rağmen kankacıyım. bundan da hiç gocunmuyorum. çünkü kişi kendinden bilir işi. siz taraf olduğunuz kişiler ve durumlarla ilgili sebeplerinizi saklama ihtiyacı duyacak kadar çıkarcı ya da mantıklı argümanlarla savunamayacağınız kadar toksik durumlar, kişilerle taraf olabilen biriyseniz ancak, allah kolaylık versin. benim/bizim böyle bir durumumuz yok.
selametle.
tarafım. anlayacakları dilden konuşayım, kendisiyle hiçbir diyalogum, temasım olmamasına rağmen kankacıyım. bundan da hiç gocunmuyorum. çünkü kişi kendinden bilir işi. siz taraf olduğunuz kişiler ve durumlarla ilgili sebeplerinizi saklama ihtiyacı duyacak kadar çıkarcı ya da mantıklı argümanlarla savunamayacağınız kadar toksik durumlar, kişilerle taraf olabilen biriyseniz ancak, allah kolaylık versin. benim/bizim böyle bir durumumuz yok.
selametle.
devamını gör...
13 mayıs 2014 soma faciası
301 maden işçisinin hayatını kaybettiği acılar acısı facia.
devamını gör...
23 kasım 2020 ekrem imamoğlu'nun definleri yetiştiremiyoruz açıklamaları
--! spoiler !--
ibb başkanı ekrem imamoğlu, covid-19 ölüm rakamlarıyla ilgili, "dün akşam, bulaşıcı hastalıktan istanbul’daki vefat sayısı, 186. ben şimdi ne yapayım yani, susayım mı, yutkunayım mı? ben, uyuyamadım ki gece. defin sayımız, 450’lere doğru yürüyor. yani yetiştiremiyoruz" ifadelerini kullandı.
--! spoiler !--
ibb başkanı ekrem imamoğlu, covid-19 ölüm rakamlarıyla ilgili, "dün akşam, bulaşıcı hastalıktan istanbul’daki vefat sayısı, 186. ben şimdi ne yapayım yani, susayım mı, yutkunayım mı? ben, uyuyamadım ki gece. defin sayımız, 450’lere doğru yürüyor. yani yetiştiremiyoruz" ifadelerini kullandı.
--! spoiler !--
devamını gör...
spring waltz
gerçek ismi mariage d'amour olan ve paul de senneville tarafından bestelenen parça. en sevdiğim klasik eserlerden biridir.
youtube ta yanlış isimle yüklendiği için çoğu kişinin yanlış bildiği bir eser. bilgi kaynağı olarak youtube u kullanırsanız doğru bilgilerin bazılarını yanlış bilgilerin ise tamamını öğrenirsiniz, lütfen yapmayın.
youtube ta yanlış isimle yüklendiği için çoğu kişinin yanlış bildiği bir eser. bilgi kaynağı olarak youtube u kullanırsanız doğru bilgilerin bazılarını yanlış bilgilerin ise tamamını öğrenirsiniz, lütfen yapmayın.
devamını gör...
bir öğrencinin gece 12'de öğretmenine soru sorması
iki tarafın da haksız ve saygısız olduğu bir iletişim.
öncelikle öğrenci geç bir saatte, zaten böyle şeylere kızacağını bildiği öğretmenine soru attığı için ve onun dinlenme, uyuma süresine saygı göstermediği için haksız. bazı hocalar vardır ki bilirsiniz, istediğiniz saat soru sorabilirsiniz der ve çekinmeden sorarsınız fakat bu olay başka. whatsapp olmasa ve mail atsa sorun olmazdı fakat lise'de böyle bir imkân olmuyor tabii.
ikincisi, hoca çok kaba. öğrencisinin yaptığı düşüncesizce hareketi bu şekil dile getirmemeli. bir insanı kırmak ne kadar basit. güzel bir dille söyleyemiyor mu rahatsızlığını? zaten lisedeki çoğu hocanın tavrı hep böyle. yanlış yapmasanız bile bir şekilde kendilerini sinirlenmiş bulabiliyorsunuz. kusura bakmayın ama kimse sizin saygısız, kaba ve sinirli üslubunuzu çekmek zorunda değil.
son olarak, öğrenci kalp falan atmış bunlar gereksiz hareketler. iki taraf da haksız, saygısız ve öfkeli. aklıma hızlı ve öfkeli geldi ama konumuz bu değildi sanırım*.
öncelikle öğrenci geç bir saatte, zaten böyle şeylere kızacağını bildiği öğretmenine soru attığı için ve onun dinlenme, uyuma süresine saygı göstermediği için haksız. bazı hocalar vardır ki bilirsiniz, istediğiniz saat soru sorabilirsiniz der ve çekinmeden sorarsınız fakat bu olay başka. whatsapp olmasa ve mail atsa sorun olmazdı fakat lise'de böyle bir imkân olmuyor tabii.
ikincisi, hoca çok kaba. öğrencisinin yaptığı düşüncesizce hareketi bu şekil dile getirmemeli. bir insanı kırmak ne kadar basit. güzel bir dille söyleyemiyor mu rahatsızlığını? zaten lisedeki çoğu hocanın tavrı hep böyle. yanlış yapmasanız bile bir şekilde kendilerini sinirlenmiş bulabiliyorsunuz. kusura bakmayın ama kimse sizin saygısız, kaba ve sinirli üslubunuzu çekmek zorunda değil.
son olarak, öğrenci kalp falan atmış bunlar gereksiz hareketler. iki taraf da haksız, saygısız ve öfkeli. aklıma hızlı ve öfkeli geldi ama konumuz bu değildi sanırım*.
devamını gör...
latife
osmanlı zamanındaki zekaya dayalı, ince esprilere verilen isim. latifelerde kaba güldürü ve aşağılayıcı unsurlar olmaması esastı.
devamını gör...



