taksim
1731 yılında istanbul şehrinin su ihtiyacını karşılamak için, şimdiki o meydana inşa edilen binadan ismini almış. taksim meydanı, yıllarca boş bir arazi olarak varlığını sürdürmüş. 19. yüzyıl başlarında topçu kışlası inşa edilince vakıf arazisi vasfını kaybetmiş.
devamını gör...
bu yazara yakın zamanda çok fazla beğeni yaptığınız için oyunuz kaydedilmedi
çoğu yazarın sevmediği ve yakında bu yüzden isyan çıkaracağı kısıtlamanın bildirim mesajı.
yönetim uyuma! sabrımızı taşırma! nidaları hafif hafif yükseliyor, benden söylemesi.*
yönetim uyuma! sabrımızı taşırma! nidaları hafif hafif yükseliyor, benden söylemesi.*
devamını gör...
shenanigans
çikolatasını bana emanet ederek çok yanlış yapmış yazardır.
sayın yazar, kurda kuzu teslim edilmez!
balkonunuzdan tanım girmek kolay tabee.
tanım: girdiği tanımlarla beğenimi kazanan, severek takip ettiğim yazarlardandır.
sayın yazar, kurda kuzu teslim edilmez!
balkonunuzdan tanım girmek kolay tabee.
tanım: girdiği tanımlarla beğenimi kazanan, severek takip ettiğim yazarlardandır.
devamını gör...
normal sözlük online listesi
kimler buradaymış, kim neredeymiş, neye bakıyormuş? şeklinde bakmak yerine mahlasların karşısındaki yuvarlak konum tuşuna basarak farklı başlıkları bulabileceğimiz, bence güzel düşünülmüş bir buton.
devamını gör...
z kuşağı
öncelikle bütün genellemelerin aptalca olduğunu kabullenerek başlayalım. "z kuşağı akıllıdır", "y kuşağı gerizekalıdır", "x kuşağı gün görmemiş dinazorlardır" vs. gibi genellemelerin doğru olamayacağı çok açık. her kuşaktan, her yaştan; akıllı, sağduyulu, özgüvenli, ileri görüşlü ve akla gelebilecek diğer bütün iyi niteliklere sahip insanlar çıkabilir, çıkmıştır ve çıkacaktır da. burada önemli olan, her yeni nesille birlikte daha çok kaliteli insanı çıkarabilmektir.
şimdi bu kabullenmenin ardından, müsaadenizle, son zamanlarda çok gördüğüm "bizi kurtarırsa z kuşağı kurtaracak" söylemlerine bir çift kelamım var: o kadar da emin olmayın.
geçenlerde (bayağı da geçti aslında) twitter'da gezinirken, ara sıra gündeme gelen "okullar yüz yüze eğitime açılsın" hashtag'lerinden birine rast geldim. dedim bakayım. ne gördüm? artvin çoruh üniversitesi'nde* edebiyat öğretmenliği okuyan bir genç kızın "okulları açmazsanız intihar edeceğiz yeter artık" minvalinde bir şeyler yazdığını.
bundan sonra bu genç kızımıza misalen ayşe diyelim ve şimdi basit bir çok yönlü düşünme icra edelim:
ayşe, akademik anlamda hiçbir niteliği olmayan, bir paçavra taşra üniversitesinde* okuyor. bölümünün, sonradan yapacağı staj harici*, hiçbir uygulamalı dersi yok. bir laboratuvar gereksinimi yok. herhangi bir anlık hocaya danışma ihtiyacı yok. derslerinin tamamı sözel dersler. ve bunları alırken ihtiyacı olan her şey ona uzaktan eğitim aracılığıyla da gayet sunulabilir. lütfen kimse "uzaktan eğitim yüz yüze eğitimin yerini tutmuyor ama ühühü" demesin, edebiyat öğretmenliğinden ve zaten vasat bir okuldan bahsediyoruz, kalbinizi kırarım.
artık bu gerçekleri kabullendiğimizde, meselenin eğitimle uzaktan yakından alakası olmadığını herhalde çok iyi anlıyoruz. asıl sorunu direkt cinsel ihtiyaçlara, libidoya yoran çok fazla insan gördüm ama yine genellemelerden uzak tutalım kendimizi madem. ve olası gerekçeler sunalım:
1. ayşe gerçekten de sevgilisini özlemiş olabilir.
2. ayşe arkadaşlarını özlemiş olabilir.
3. ayşe okuduğu şehri* özlemiş olabilir.
4. ayşe aile evinde kalmaktan sıkılmış olabilir.
5. ayşe olası muhafazakar ailesinin söylemlerinden sıkılmış olabilir.
ya da bütün bunların hepsi de olabilir. herhalde bu kadar yeterli. gerekçeler çoğaltılabilir de ama önem seviyesinin çok da yükseleceğini zannetmiyorum. şimdi, bütün bu gerekçeler aklımızdayken, şöyle bir düşünelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde; çevre illerden, oradan buradan, tahminen 20 farklı şehirden öğrenci okuyor. bakın daha farklı farklı ilçeleri, yerleşim birimlerini falan dahil etmedik bile. bu kadar geniş bir skaladan muhakkak hasta ya da taşıyıcı olan da çıkacaktır, burası kesin. taşra üniversitelerinin hocalarının devam zorunluluğu saçmalığı da malum, o öğrenciler seve seve artvin'e gidecekler. artvin'de yalnızca okuldaki diğer öğrencilerle değil; esnafı, memuru bilmemnesi derken şehrin yerlisiyle de haşır neşir olacaklar. peki bu ne demek? şehirde sil baştan bir salgın demek. ihtimali yok.
hadi diyelim ki bütün öğrenciler şehirden ve yerlisinden kendilerini uzak tuttular ve sadece okula gidip geldiler. o halde, kaba bir hesapla devam edelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde, kendi rakamlarına göre, 900 küsür personel görev yapıyor. ve 11 bin de öğrencileri var. yuvarlayalım, 12 bin insan diyelim. bu cepte. covid-19 pandemisi nedeniyle şimdiye kadar 105 milyon küsür insan hastalanmış ve 2 milyon küsür insan da ölmüş. yaklaşık olarak, tekrar ediyorum ki oldukça kaba bir hesapla elbette, %2 gibi bir ölüm oranına ulaşıyoruz. şimdi bu rakamları açü'ye uyarlayalım.
dedik ya, o okulda kesinlikle bir salgın görülecek. diyelim ki yine erken davranıldı, okul erkenden kapatıldı ve öğrencilerin yalnızca yarısı hasta olmakla kaldı. bu ihtimalde 120 kişi ölecek. ama okullar bir daha açıldı mı kapatılması gibi bir lüksü yok kimsenin, kelimenin tam anlamıyla rezalet olur çünkü. bu ne demek? yalnızca okuldan 240 kişinin ölmesi demek.
peki, yukarıdaki aşırı iyimser tahmine uygun olarak, o öğrenciler kendilerini yerli halktan sakınacak mı? hepimiz biliyoruz ki, hayır. ne kadar iyimser olursak olalım o şehirde salgın, 2020 mart'ına benzer şekilde, hatta öğrenciler gidip gelmiş olacakları için daha da fazla sayılarla yeniden görülecek.
şimdi, bir "neydik ne olduk?" ve sonuçlamaya girişelim. ayşe yalnızca ve yalnızca özlediği, sıkıldığı ya da bunaldığı için en iyi ihtimalle 120 kişi ölecek. peki, bir z kuşağı temsilcisi olarak akıllı olduğu iddia edilen ayşe, insanları intiharla tehdit ettiği iğrenç tweet'ini atmadan önce bunları düşünebildi mi? hayır. bir insanın intihar edebilmesi bu kadar kolay mı? hayır. peki bu söylem, neresinden tutsanız elinizde kalacak çirkin, iğrenç ve aptal bir söylem mi? evet.
bakın hepimiz kabulleniyoruz, insanlar sosyal canlılardır. bu salgının ve eve kapanma döneminin insanların psikolojisinde derin yaralar bıraktığı ve bırakacağı da çok açık. fakat herkesin kendi kişisel özgürlüklerinden feragat ettiği bu dönemde, "kişisel özgürlük" adı altında insanların hayatlarına kastedebilmek akıllı bir insanın yapacağı iş değildir. bir de, rica ediyorum "ama miting yapıyorlar ühühü" falan da demeyin. bir yanlışın, başka bir yanlışın da yapılabileceği anlamına gelmediğini çoktan öğrenmiş, kavramış ve benimsemiş olmalısınız.
her neyse. uzun lafın kısası, kuşaklar değil bazı insanlar akıllıdır. aptal yine aptaldır ve aptal kalacaktır. en güzel tatlı da tulumba tatlısıdır. aksini iddia eden de damaksızdır.**
şimdi bu kabullenmenin ardından, müsaadenizle, son zamanlarda çok gördüğüm "bizi kurtarırsa z kuşağı kurtaracak" söylemlerine bir çift kelamım var: o kadar da emin olmayın.
geçenlerde (bayağı da geçti aslında) twitter'da gezinirken, ara sıra gündeme gelen "okullar yüz yüze eğitime açılsın" hashtag'lerinden birine rast geldim. dedim bakayım. ne gördüm? artvin çoruh üniversitesi'nde* edebiyat öğretmenliği okuyan bir genç kızın "okulları açmazsanız intihar edeceğiz yeter artık" minvalinde bir şeyler yazdığını.
bundan sonra bu genç kızımıza misalen ayşe diyelim ve şimdi basit bir çok yönlü düşünme icra edelim:
ayşe, akademik anlamda hiçbir niteliği olmayan, bir paçavra taşra üniversitesinde* okuyor. bölümünün, sonradan yapacağı staj harici*, hiçbir uygulamalı dersi yok. bir laboratuvar gereksinimi yok. herhangi bir anlık hocaya danışma ihtiyacı yok. derslerinin tamamı sözel dersler. ve bunları alırken ihtiyacı olan her şey ona uzaktan eğitim aracılığıyla da gayet sunulabilir. lütfen kimse "uzaktan eğitim yüz yüze eğitimin yerini tutmuyor ama ühühü" demesin, edebiyat öğretmenliğinden ve zaten vasat bir okuldan bahsediyoruz, kalbinizi kırarım.
artık bu gerçekleri kabullendiğimizde, meselenin eğitimle uzaktan yakından alakası olmadığını herhalde çok iyi anlıyoruz. asıl sorunu direkt cinsel ihtiyaçlara, libidoya yoran çok fazla insan gördüm ama yine genellemelerden uzak tutalım kendimizi madem. ve olası gerekçeler sunalım:
1. ayşe gerçekten de sevgilisini özlemiş olabilir.
2. ayşe arkadaşlarını özlemiş olabilir.
3. ayşe okuduğu şehri* özlemiş olabilir.
4. ayşe aile evinde kalmaktan sıkılmış olabilir.
5. ayşe olası muhafazakar ailesinin söylemlerinden sıkılmış olabilir.
ya da bütün bunların hepsi de olabilir. herhalde bu kadar yeterli. gerekçeler çoğaltılabilir de ama önem seviyesinin çok da yükseleceğini zannetmiyorum. şimdi, bütün bu gerekçeler aklımızdayken, şöyle bir düşünelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde; çevre illerden, oradan buradan, tahminen 20 farklı şehirden öğrenci okuyor. bakın daha farklı farklı ilçeleri, yerleşim birimlerini falan dahil etmedik bile. bu kadar geniş bir skaladan muhakkak hasta ya da taşıyıcı olan da çıkacaktır, burası kesin. taşra üniversitelerinin hocalarının devam zorunluluğu saçmalığı da malum, o öğrenciler seve seve artvin'e gidecekler. artvin'de yalnızca okuldaki diğer öğrencilerle değil; esnafı, memuru bilmemnesi derken şehrin yerlisiyle de haşır neşir olacaklar. peki bu ne demek? şehirde sil baştan bir salgın demek. ihtimali yok.
hadi diyelim ki bütün öğrenciler şehirden ve yerlisinden kendilerini uzak tuttular ve sadece okula gidip geldiler. o halde, kaba bir hesapla devam edelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde, kendi rakamlarına göre, 900 küsür personel görev yapıyor. ve 11 bin de öğrencileri var. yuvarlayalım, 12 bin insan diyelim. bu cepte. covid-19 pandemisi nedeniyle şimdiye kadar 105 milyon küsür insan hastalanmış ve 2 milyon küsür insan da ölmüş. yaklaşık olarak, tekrar ediyorum ki oldukça kaba bir hesapla elbette, %2 gibi bir ölüm oranına ulaşıyoruz. şimdi bu rakamları açü'ye uyarlayalım.
dedik ya, o okulda kesinlikle bir salgın görülecek. diyelim ki yine erken davranıldı, okul erkenden kapatıldı ve öğrencilerin yalnızca yarısı hasta olmakla kaldı. bu ihtimalde 120 kişi ölecek. ama okullar bir daha açıldı mı kapatılması gibi bir lüksü yok kimsenin, kelimenin tam anlamıyla rezalet olur çünkü. bu ne demek? yalnızca okuldan 240 kişinin ölmesi demek.
peki, yukarıdaki aşırı iyimser tahmine uygun olarak, o öğrenciler kendilerini yerli halktan sakınacak mı? hepimiz biliyoruz ki, hayır. ne kadar iyimser olursak olalım o şehirde salgın, 2020 mart'ına benzer şekilde, hatta öğrenciler gidip gelmiş olacakları için daha da fazla sayılarla yeniden görülecek.
şimdi, bir "neydik ne olduk?" ve sonuçlamaya girişelim. ayşe yalnızca ve yalnızca özlediği, sıkıldığı ya da bunaldığı için en iyi ihtimalle 120 kişi ölecek. peki, bir z kuşağı temsilcisi olarak akıllı olduğu iddia edilen ayşe, insanları intiharla tehdit ettiği iğrenç tweet'ini atmadan önce bunları düşünebildi mi? hayır. bir insanın intihar edebilmesi bu kadar kolay mı? hayır. peki bu söylem, neresinden tutsanız elinizde kalacak çirkin, iğrenç ve aptal bir söylem mi? evet.
bakın hepimiz kabulleniyoruz, insanlar sosyal canlılardır. bu salgının ve eve kapanma döneminin insanların psikolojisinde derin yaralar bıraktığı ve bırakacağı da çok açık. fakat herkesin kendi kişisel özgürlüklerinden feragat ettiği bu dönemde, "kişisel özgürlük" adı altında insanların hayatlarına kastedebilmek akıllı bir insanın yapacağı iş değildir. bir de, rica ediyorum "ama miting yapıyorlar ühühü" falan da demeyin. bir yanlışın, başka bir yanlışın da yapılabileceği anlamına gelmediğini çoktan öğrenmiş, kavramış ve benimsemiş olmalısınız.
her neyse. uzun lafın kısası, kuşaklar değil bazı insanlar akıllıdır. aptal yine aptaldır ve aptal kalacaktır. en güzel tatlı da tulumba tatlısıdır. aksini iddia eden de damaksızdır.**
devamını gör...
kardeşi olanların bildiği şeyler
tek çocuk olduğum için hiçbir zaman bilemeyeceğim şeyler.
devamını gör...
kamyon arkası sözleri
kalbinde yer yoksa güzelim fark etmez ben ayakta da giderim.
devamını gör...
kedi vs köpek
işte o aranan tartışma, işte o zehir... çoğu kişi sadakatinden ötürü köpekleri tercih eder, lakin şunu bilmekte fayda vardır dostlarım; yeah dogs are cool, but cats never work for police.
devamını gör...
sözlük dergi yazılarını bekliyor
ne güzel.
edit:1 tane yolladım. *
edit:1 tane yolladım. *
devamını gör...
türkiye’nin en iyi müzik grubu
pentagram.
devamını gör...
gazprom
rusya'nın doğu avrupaya doğalgaz boru hatlarından oluşan ağını ören dev örümceğidir.
bu şirket, doğalgaz odaklı rus dış politikasının en önemli silahıdır, sadece rusya için bir gelir kaynağı değil, aynı zamanda güçlü politik bir tehdit kartıdır.
hatta şirketin rus devleti ile ne kadar içli dışlı olduğunu anlatmamız için, eski devlet başkanı dimitri medvedev'in eski gazprom başkanı olduğunu söylememiz yeterlidir. şu anda rusya'nın en büyük şirketidir ve dünyanın en büyük şirketi olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.
gazprom'un ve dolayısıyla rusya'nın enerji hakimiyeti için rakamlara bakarsak 2004 sonu itibarıyla gazprom şu ülkelere doğalgaz veren tek kaynaktır: bosna-hersek, estonya, finlandiya, makedonya, litvanya, letonya, moldova and slovakya.
bunun haricinde bulgaristan'ın ihtiyacının %97'sini, macaristan'ın ihtiyacının %89'unu, polonya'nın ihtiyacının %86'sını, çek cumhuriyeti'nin ihtiyacının %75'e yakınını, türkiye'nin ihtiyacının %67'sini, avusturya'nın ihtiyacının %65'ini, romanya'nın ihtiyacının %40'a yakınını, almanya'nın ihtiyacının %36'sını, ıtalya'nın ihtiyacının %27'sini ve fransa'nın ihtiyacının %25'ini gazprom karşılamaktadır. (avrupa birliği'nin tüketiminin yaklaşık %25'ini gazprom karşılamaktadır.) peki nasıl oldu da türkiye rusya'ya bu kadar bağımlı hale geldi diyenler için geliyor; (bkz: mavi akım projesi) (bkz: mesut yılmaz)
bu şirket, doğalgaz odaklı rus dış politikasının en önemli silahıdır, sadece rusya için bir gelir kaynağı değil, aynı zamanda güçlü politik bir tehdit kartıdır.
hatta şirketin rus devleti ile ne kadar içli dışlı olduğunu anlatmamız için, eski devlet başkanı dimitri medvedev'in eski gazprom başkanı olduğunu söylememiz yeterlidir. şu anda rusya'nın en büyük şirketidir ve dünyanın en büyük şirketi olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.
gazprom'un ve dolayısıyla rusya'nın enerji hakimiyeti için rakamlara bakarsak 2004 sonu itibarıyla gazprom şu ülkelere doğalgaz veren tek kaynaktır: bosna-hersek, estonya, finlandiya, makedonya, litvanya, letonya, moldova and slovakya.
bunun haricinde bulgaristan'ın ihtiyacının %97'sini, macaristan'ın ihtiyacının %89'unu, polonya'nın ihtiyacının %86'sını, çek cumhuriyeti'nin ihtiyacının %75'e yakınını, türkiye'nin ihtiyacının %67'sini, avusturya'nın ihtiyacının %65'ini, romanya'nın ihtiyacının %40'a yakınını, almanya'nın ihtiyacının %36'sını, ıtalya'nın ihtiyacının %27'sini ve fransa'nın ihtiyacının %25'ini gazprom karşılamaktadır. (avrupa birliği'nin tüketiminin yaklaşık %25'ini gazprom karşılamaktadır.) peki nasıl oldu da türkiye rusya'ya bu kadar bağımlı hale geldi diyenler için geliyor; (bkz: mavi akım projesi) (bkz: mesut yılmaz)
devamını gör...
nasa'nın iklim değişikliği fotoğrafları
"doğa ile savaş halindeyiz, kazanırsak kaybedeceğiz."
durumun ciddiyeti her geçen gün daha da ortaya çıkarken, dünya resmen görmezden geliyor bu durumu. ormanları oteller için kestik, suları fabrikaların kirletmesine izin verdik, havayı geri dönülemez şekilde kirlettik. ve hala dünyanın, devletlerin bu konuda bir şey yapması gerekenlerin umrunda bile olmayan olay. insanlık olarak mahvettiğimiz doğanın, yavaş yavaş ölüyor oluşunu görmezden geliyoruz. ne zaman durumun ciddiyetini anlayıp; ekonomi, teknoloji, üretim çılgınlığından dönüp de doğaya bakacağız acaba?
durumun ciddiyeti her geçen gün daha da ortaya çıkarken, dünya resmen görmezden geliyor bu durumu. ormanları oteller için kestik, suları fabrikaların kirletmesine izin verdik, havayı geri dönülemez şekilde kirlettik. ve hala dünyanın, devletlerin bu konuda bir şey yapması gerekenlerin umrunda bile olmayan olay. insanlık olarak mahvettiğimiz doğanın, yavaş yavaş ölüyor oluşunu görmezden geliyoruz. ne zaman durumun ciddiyetini anlayıp; ekonomi, teknoloji, üretim çılgınlığından dönüp de doğaya bakacağız acaba?
devamını gör...
insanların oynadıkları oyunlar

elinde tuşlar var. hemde öyle bir,iki, üçten ibaretten değil. bir sürü harf var. kafana göre yazıyorsun. bir sağa çek, bir sola...
bazıları tolga abi'ye bağlanıp şu akıbeti belli olmayan çocuk gibi. küfürbaz.. bazılarının amacı zihnindeki cadılarla çarpışıp kendi zaferini kazanmak.. o zafer çekirdek aile gibi.
kazanmak istersin hep kazanmak.. çıt çıt çekirdek gibi çıtlatırsın bırakamazsın elinden. bir kez keyfine vardın mı, kazandın mı tekrar oynamak istersin.. yaralanmışsın, öfkelenmişsin, canından can gitmiştir. ama ne çare tüm haklarını kullanarak tekrar yoluna devam etmelisin. kötülüklerle savaş bazen hile yap çünkü kaybetmemelisin.. hayat sana bunu öğretir.
sonra hopp.. oyun bitti. tekrar başa.. ara ara dur tolga abiyi.
o kadar yarış içinde kayboluyoruz bizde. oralarda, buralarda çarpışıyoruz. ve bundan haz duyuyoruz. iç güdüsel bir yönelim olmalı bu.
o korku tünel'indeki vagon'a bin. haydi yine yarış başladı.. kaç canın kaldı peki?
devamını gör...
tanım da tanım ille de tanım ah tanım yok da tanım
arkadaş biri beni aydınlatsın üstüme toprak, tiner falan atsın. afedersiniz adam tanım diye s*çmık atmış, altına yeriyoruz az feyz alır diye belki moderatör geliyor siliyor neymiş tanım eksik. yahu siz bu adamlara müdahale etmiyorsunuz diye emek veriyoruz zaten ne troll sevdalısıymışsınız. ben sol tarafta s*çmık okumak için 3000 tanımlık emek vermiyorum buraya kusura bakmayın.
tanım: amatör moderasyona tanım da tanım.
zıplayan hoplayan yazarlara ithafen edit, ben bunu elli kere söyledim moderasyona don't panic. keyiften yazmıyoruz buraya.
tanım: amatör moderasyona tanım da tanım.
zıplayan hoplayan yazarlara ithafen edit, ben bunu elli kere söyledim moderasyona don't panic. keyiften yazmıyoruz buraya.
devamını gör...
intihar etmek
yapayalnız olduğunun farkına varıp bununla baş edemeyen insan eylemi.
*
abd'de milton adında yaşlı bir adam, bürosunda yolda birisi bana gülümserse intihar etmeyeceğim notunu bırakır, iki kilometre boyunca yürüyüp köprüden atlayarak intihar eder.
*
abd'de milton adında yaşlı bir adam, bürosunda yolda birisi bana gülümserse intihar etmeyeceğim notunu bırakır, iki kilometre boyunca yürüyüp köprüden atlayarak intihar eder.
devamını gör...




