rehber öğretmeni
neden sevemedim ben bu öğretmenleri tüm okul hayatım boyunca.(bana denk gelenlerden bahsediyorum eminim çok iyileri vardır) lise'dekini hatırlayınca elim ayağım titriyor.öğrenci psikolojisinden zerre kadar anlamayan sevimli görünmeye çalışan ama tam bir sinir küpü insan modeliydi. dinlemezdi sürekli anlatırdı, şaka yaparken çam devirirdi. zorlama rehberlikti aslında şimdi nereden mi geldi aklıma.. you tube kanalı açmış anlatıyor da anlatıyor yine.. umarım zaman içinde kendisine de katkıda bulunabilmiş biraz da olsa mesleğinin inceliklerini keşfedebilmiştir.
devamını gör...
arctic monkeys
(bkz: do i wanna know)
(bkz: why'd you only call me when you're high)
(bkz: i wanna be yours)
şarkılarıyla her seferinde kendini dinleten ingiliz rock grubu.
(bkz: why'd you only call me when you're high)
(bkz: i wanna be yours)
şarkılarıyla her seferinde kendini dinleten ingiliz rock grubu.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi
hareket halindeki arabada bir bacağımı bıraktım ya. yarısı içeride yarısı dışarıda "hooops aloo binmedim daha lan bi dur, anam bacağım" derken durdu. -çığlıklar, yardım çığlıkları, allah'ın belaları- daha ne olsun. bir de kardeş yani, mahalle de senin anladın mı sövemiyorsun. yoksa saçının her teline ayrı ayrı. velhasıl bacağım acıyor canlar, sebeb-i mutsuzluğum onunçün.
devamını gör...
sevilen filmlerin sevilen replikleri
"nasıl bir plan hiç başarısız olmaz biliyor musun ki-woo? plansız olmak. plan yapmamak. neden biliyor musun peki? bir plan yaparsan, hayat o planı hep bozar. plan olmadığı sürece hiçbir şey ters gitmez."
(bkz: parazit)
(bkz: parazit)
devamını gör...
sinestezi
duyuların bir arada algılanmasına denir. yunanca "syn" birlikte ve "aesthesis" algılamak demekti. isminden de anlaşılacağı üzere sinestezi birçok farklı duyuyu aynı anda yaşamak demektir.
sinestezik kişilerin duyularından herhangi birinin çalışması diğerinin de çalışmasına olanak sağlar. örneğin; "çiçek" dendiğinde sinestezik kişinin kulak duyusu da harekete geçer ve kafasında bir müzik çalmaya başlar. veyahut duyduğu bir müziğe renkle karşılık verebilir. duyular beyin bağlantıları sebebiyle birbirleriyle ilişkilidir. sinestezik birey harfleri birer renk olarak görebilir. matematiksel olguları hızla kavrarlar. kadınlardaki görülme sıklığı fazla olmakla birlikte, her yirmi bin kişiden biri sinestezik olarak doğar. sol elle yazmaları sinestezi hastalarının özelliklerindendir. çoğunda müziğe karşı duyarlılık/yatkınlık bulunur. sanata karşı hayli yeteniklidirler.
bilim bunu beynin "normal" bir beyinsel işlev olduğunu söyler. yani herhangi bir yerde "normaldir" kelimesine rastlamanız mümkün. ek olarak "diğer insanlara nazaran daha çok hissederler, normaldir, yalnızca bir tık." benzeri sözcük öbeklerine de rastlamak mümkün.
deneyleyerek görmek adına journal of neuroscience'ta bir çalışma yapılmıştır. on iki sinestezik hasta ve on iki tane beyni normal insan fonksiyonlarında çalışan kişi, beyinleri uyanık haldeyken fmrı cihazıyla görüntülendiler. çalışma sonuçları açıkça gösterdi ki; sinestezik hastaların beyin bağlantıları diğerlerine oranla daha farklıydı.
sinestezik kişilerin duyularından herhangi birinin çalışması diğerinin de çalışmasına olanak sağlar. örneğin; "çiçek" dendiğinde sinestezik kişinin kulak duyusu da harekete geçer ve kafasında bir müzik çalmaya başlar. veyahut duyduğu bir müziğe renkle karşılık verebilir. duyular beyin bağlantıları sebebiyle birbirleriyle ilişkilidir. sinestezik birey harfleri birer renk olarak görebilir. matematiksel olguları hızla kavrarlar. kadınlardaki görülme sıklığı fazla olmakla birlikte, her yirmi bin kişiden biri sinestezik olarak doğar. sol elle yazmaları sinestezi hastalarının özelliklerindendir. çoğunda müziğe karşı duyarlılık/yatkınlık bulunur. sanata karşı hayli yeteniklidirler.
bilim bunu beynin "normal" bir beyinsel işlev olduğunu söyler. yani herhangi bir yerde "normaldir" kelimesine rastlamanız mümkün. ek olarak "diğer insanlara nazaran daha çok hissederler, normaldir, yalnızca bir tık." benzeri sözcük öbeklerine de rastlamak mümkün.
deneyleyerek görmek adına journal of neuroscience'ta bir çalışma yapılmıştır. on iki sinestezik hasta ve on iki tane beyni normal insan fonksiyonlarında çalışan kişi, beyinleri uyanık haldeyken fmrı cihazıyla görüntülendiler. çalışma sonuçları açıkça gösterdi ki; sinestezik hastaların beyin bağlantıları diğerlerine oranla daha farklıydı.
devamını gör...
ilk başta sevilmeyip zamanla alışılan şeyler
brokoli ve küfür.
devamını gör...
krokan
şekerli kavrulmuş fındıklı fransız tatlısı olarak adlandırılır.
devamını gör...
gelecekte olmasıyla mutlu edecek şeyler
corona’nın bitmesi. eskisi gibi çayır çimen yatabilmek ya da leş gibi barlarda sabahlayabilmek.
devamını gör...
türkiye'de yapılmış zamanının ötesindeki parçalar
90’lardan gelsin.
devamını gör...
kadınların kışın mini etek giymesi
herkesin aklındaki bir soruyu çözmek için bu başlığı açmak zorundaydım.
bu entryi okuyan çoğu türk genci astrolojide bahsedilen kova yani aydınlanma çağına giriş yapacak sayemde erkekler, kadınlara 100 yıl daha yaklaşabilecek medeniyet konusunda.
kadınlar kışın mini etek ve çorap giyince üşümüyor mu diye soran erkeklerimizin olduğunu biliyorum malum kendileri kadınlarla konuşamaz ama sorsan hepsi tam bir don juan, fındık kıran...
kışın giydiğimiz o çoraplar aslında termal olduğu için üşümüyoruz ama erkekler o çoraplara bakarken maddenin arkasını görmeye yani bacaklarımızı görmeye çalıştıklarından ( suphanallah her biri bi süperman sanki) bu ayrıntıyı hiç anlamayacaklar onlar sadece hafızalarını gördüğü görüntüyü nakşedip akşam için stok görüntü atıyorlar.
bu entryi okuyan çoğu türk genci astrolojide bahsedilen kova yani aydınlanma çağına giriş yapacak sayemde erkekler, kadınlara 100 yıl daha yaklaşabilecek medeniyet konusunda.
kadınlar kışın mini etek ve çorap giyince üşümüyor mu diye soran erkeklerimizin olduğunu biliyorum malum kendileri kadınlarla konuşamaz ama sorsan hepsi tam bir don juan, fındık kıran...
kışın giydiğimiz o çoraplar aslında termal olduğu için üşümüyoruz ama erkekler o çoraplara bakarken maddenin arkasını görmeye yani bacaklarımızı görmeye çalıştıklarından ( suphanallah her biri bi süperman sanki) bu ayrıntıyı hiç anlamayacaklar onlar sadece hafızalarını gördüğü görüntüyü nakşedip akşam için stok görüntü atıyorlar.
devamını gör...
insanı mutlu eden filmler
hayatında olmasını istediği şeylerin gerçekleşmesini izlemek insanları mutlu eder, kedinin ciğerci vitrinine bakması gibidir ama konumuz bu değil.
will smith/ the pursuit of happyness.
will smith/ the pursuit of happyness.
devamını gör...
kilo almak
diyette bile başardığımdır,
artık kilo almanın vermenin kitabını yazacak kıvama geldiğim halde, yediğim herşeyin psikolojik etkilerine kadar bildiğim halde, beslenme şeklimi tamamen değiştiremiyorum, hala canım çayın yanında kurabiye, kek yemek istiyor...
sadece kilo vermek için diyet yapıyorum, zaten kilo versem de asla ince görünmüyorum, bunu nasıl beceriyorum bilmiyorum ama, ya kilo alıyorum, yada diyette olduğum için vermeye çalışıyorum,
evdekiler sürekli tatlı da yiyor, kızartma da yiyor, pilav hamur işi fiks yerler zaten herşeyle, herkes aynı duruyor, ne şişmanlıyorlar, ne zayıflıyorlar, o tartı salona geliyor bazen herkes çıkıyor tek tek, (ben hariç) hepsi aynı kilosunda, hele pandemide gece 12 de 3 te sofra kuruluyor, ben limonlu su, kahve sigara, aç aç, hep aç, zar zor 70-75 arası kilo bandımı, 65-70 arasına çektim, boyum 1,70 ama 60 kilo olmayı çok isterdim, şu an yine diyetteyim 70 kiloya dayanınca el mecbur, başlıyorum yine aynı telaşeye, diyet alışverişi, sebze yemekleri filan, ömrümü yedi bu kilo işleri benim ömrümü...
artık kilo almanın vermenin kitabını yazacak kıvama geldiğim halde, yediğim herşeyin psikolojik etkilerine kadar bildiğim halde, beslenme şeklimi tamamen değiştiremiyorum, hala canım çayın yanında kurabiye, kek yemek istiyor...
sadece kilo vermek için diyet yapıyorum, zaten kilo versem de asla ince görünmüyorum, bunu nasıl beceriyorum bilmiyorum ama, ya kilo alıyorum, yada diyette olduğum için vermeye çalışıyorum,
evdekiler sürekli tatlı da yiyor, kızartma da yiyor, pilav hamur işi fiks yerler zaten herşeyle, herkes aynı duruyor, ne şişmanlıyorlar, ne zayıflıyorlar, o tartı salona geliyor bazen herkes çıkıyor tek tek, (ben hariç) hepsi aynı kilosunda, hele pandemide gece 12 de 3 te sofra kuruluyor, ben limonlu su, kahve sigara, aç aç, hep aç, zar zor 70-75 arası kilo bandımı, 65-70 arasına çektim, boyum 1,70 ama 60 kilo olmayı çok isterdim, şu an yine diyetteyim 70 kiloya dayanınca el mecbur, başlıyorum yine aynı telaşeye, diyet alışverişi, sebze yemekleri filan, ömrümü yedi bu kilo işleri benim ömrümü...
devamını gör...
eşref saati
eşek saatinden iki ya da üç saat sonraki keyifli ve elverişli zaman. zira, genelde öğle saati eşek saati , ikindi saati de eşref saati olur.
devamını gör...
ayak serçe parmağını bir yere vurmak
siz bir de vurduğunuz yetmiyormuş gibi, kırdığınızı öğrenip atele alıyoruz dediklerinde yanındaki parmakla birbirine bantla yapıştırılınca görün cehennemi.
ne dedim lan ben? aynı acıyı tekrar te kalbimde hissetmişim ki kurduğum cümleye bak.
ne dedim lan ben? aynı acıyı tekrar te kalbimde hissetmişim ki kurduğum cümleye bak.
devamını gör...
uğur mumcu
ruhun şad olsun güzel insan...
devamını gör...
en sevilen barış manço şarkısı
her şarkısı güzeldir elbet. ama insan anılarıyla bağdaşanları unutamıyor.
devamını gör...
sosyal fobi
biraz içimi dökeceğim.
ortaokul son sınıfta ikiz kardeşimin mide kanseri her yerine yayılmıştı, çektiği acıları görünce hayattan soğudum, vefatıyla çöktüm. odamız, kıyafetlerimiz, takı tokalarımız her şeyimiz ortaktı, en iyi arkadaşım ikizimdi. aylarca odamda uyuyamadım salonda yattım, ortak kıyafetlerimizi giyemedim şekerli parfümünün kokusu burnuma geliyordu. tüm dolabı boşalttık üç beş parça yeni şey aldık onlarla idare etmeye başladım. kimseyle konuşmak gelmiyordu içimden, ailemle dahi konuşamıyordum çünkü onların ne beni ne kendilerini teselli edecek güçleri kalmıştı. lise üçüncü sınıfa kadar öz güvensizliğim, mutsuzluğum en üst noktaya gelmişti ve insanların mutluluğunu, kahkahalarını, arkadaş ortamlarını kıskanmaya başladım. öyle karamsar ve yalnızdım ki lise birinci sınıfın yaz tatilinde kendimi bodrumda asmayı bile denedim, ip çürük çıktı daha düğümü sıkarken parçalandı. gözyaşlarım, stres yüzünden burnumdan akan kan kıyafetlerime, küflü zemine aktı. uzun uzun düşündüm, eve çıktım, annem beni o halde görüp beyninden vurulmuşa döndü başıma bir şey geldi sandı, onu öyle görünce hâlâ nefes almamı isteyen biri var diye düşündüm. en azından hayata tutunmalıyım, eskisi gibi neşeli olup insanlarla konuşmalı, yeni yerler görmeli, yeni arkadaşlar edinmeliyim.
teoride ayağa kalkmış olsam da pratikte yapamadım, zaten aynı okuldaysanız ve bir yılı yalnız geçirdiyseniz diğer yıl aynı insanlarla kaynaşmanız zor olacaktır. konuşmayı denedim, derdimi anlatacak, sarılacağım gerçek birileri olmalıydı, yapamadım. bu travma bana yepyeni bir fobi hediye etti, psikoloğa gittim, antidepresanlar kullandım ama biriyle konuşsam söyleyeceğim her kelime yanlışmış gibi hissediyor, doğru düzgün diyalog kuramıyordum. gelmediğim günün notlarını istemeye çekiniyordum, bunun beni daha da öz güvensiz göstereceğini hissediyordum. zaten isteyeceğim tek arkadaşım bile yoktu. bir gün sınıfta herkesin ortasında ağlamaya başladım, sebebi sınıf grubuna* atılmış sınav notlarından haberimin olmaması ve hocanın sınav yapmaya gelmesiydi. alacağım not umurumda değildi de, bu kadar izole yaşadığım için çok içerlemiştim. gözler bana döndü, sadece izlediler. ertesi yıl aileme anlatıp okul değiştirdim, evimize çok yakın bir fen lisesindeydim hep okumak istediğim okuldu ama bana yaramamıştı. ya merkezdeki anadolu lisesine gidecektim ya ilçedeki fen lisesine. ilçeyi seçtim, küçük de olsa farklı bir yer bana iyi gelecekti, hem yurtta kalacaktım.
lise üçüncü sınıfta gözlüklerimi çıkarıp* yeni sınıfıma girdim, gözlerim 6 numara miyop astigmat dolayısıyla gözlüğü çıkarınca görme engelliden hallice oluyorum. onların yüzlerini seçememek beni garip şekilde çok rahat hissettirdi* ve kendimi enerjik şekilde tanıttım, hatta olduğumdan daha da mutlu göründüğüme eminim. ''aranıza yeni bir rakip geldi'' tarzında laflar ettim, gülümsedim. onlar da gülümsediler, görmüyor olsam da pozitif enerjiyi hissettim. başlangıcı güzel yaptığımdan devamı çorap söküğü gibi geldi, bir süre sadece derslerde gözlük kullandım. arkadaşlarımın gözlerine 1-2 hafta sonra doğrudan bakabildim, artık o gereksiz stresi hissetmiyor, aklıma geleni söylüyor, komiklikler şakalar yapıyordum. kardeşim adına iki kat fazladan konuşuyordum. arkadaşlarım senin gelmediğin günler gülemiyoruz tarzı şeyler söylüyor, sınıfın neşesisin diyorlardı. hayatımın en iyi dönemini o iki yılda, o okulda, o yurtta geçirdim. yıllar geçti ama yurt ve okul arkadaşlarımla hala konuşuruz. belki yapmasaydım soğuk insanların arasında zorla mezun olacak, mezuniyetime bile gitmeyecektim. hayatımda aldığım doğru kararlardan biriydi.
ortaokul son sınıfta ikiz kardeşimin mide kanseri her yerine yayılmıştı, çektiği acıları görünce hayattan soğudum, vefatıyla çöktüm. odamız, kıyafetlerimiz, takı tokalarımız her şeyimiz ortaktı, en iyi arkadaşım ikizimdi. aylarca odamda uyuyamadım salonda yattım, ortak kıyafetlerimizi giyemedim şekerli parfümünün kokusu burnuma geliyordu. tüm dolabı boşalttık üç beş parça yeni şey aldık onlarla idare etmeye başladım. kimseyle konuşmak gelmiyordu içimden, ailemle dahi konuşamıyordum çünkü onların ne beni ne kendilerini teselli edecek güçleri kalmıştı. lise üçüncü sınıfa kadar öz güvensizliğim, mutsuzluğum en üst noktaya gelmişti ve insanların mutluluğunu, kahkahalarını, arkadaş ortamlarını kıskanmaya başladım. öyle karamsar ve yalnızdım ki lise birinci sınıfın yaz tatilinde kendimi bodrumda asmayı bile denedim, ip çürük çıktı daha düğümü sıkarken parçalandı. gözyaşlarım, stres yüzünden burnumdan akan kan kıyafetlerime, küflü zemine aktı. uzun uzun düşündüm, eve çıktım, annem beni o halde görüp beyninden vurulmuşa döndü başıma bir şey geldi sandı, onu öyle görünce hâlâ nefes almamı isteyen biri var diye düşündüm. en azından hayata tutunmalıyım, eskisi gibi neşeli olup insanlarla konuşmalı, yeni yerler görmeli, yeni arkadaşlar edinmeliyim.
teoride ayağa kalkmış olsam da pratikte yapamadım, zaten aynı okuldaysanız ve bir yılı yalnız geçirdiyseniz diğer yıl aynı insanlarla kaynaşmanız zor olacaktır. konuşmayı denedim, derdimi anlatacak, sarılacağım gerçek birileri olmalıydı, yapamadım. bu travma bana yepyeni bir fobi hediye etti, psikoloğa gittim, antidepresanlar kullandım ama biriyle konuşsam söyleyeceğim her kelime yanlışmış gibi hissediyor, doğru düzgün diyalog kuramıyordum. gelmediğim günün notlarını istemeye çekiniyordum, bunun beni daha da öz güvensiz göstereceğini hissediyordum. zaten isteyeceğim tek arkadaşım bile yoktu. bir gün sınıfta herkesin ortasında ağlamaya başladım, sebebi sınıf grubuna* atılmış sınav notlarından haberimin olmaması ve hocanın sınav yapmaya gelmesiydi. alacağım not umurumda değildi de, bu kadar izole yaşadığım için çok içerlemiştim. gözler bana döndü, sadece izlediler. ertesi yıl aileme anlatıp okul değiştirdim, evimize çok yakın bir fen lisesindeydim hep okumak istediğim okuldu ama bana yaramamıştı. ya merkezdeki anadolu lisesine gidecektim ya ilçedeki fen lisesine. ilçeyi seçtim, küçük de olsa farklı bir yer bana iyi gelecekti, hem yurtta kalacaktım.
lise üçüncü sınıfta gözlüklerimi çıkarıp* yeni sınıfıma girdim, gözlerim 6 numara miyop astigmat dolayısıyla gözlüğü çıkarınca görme engelliden hallice oluyorum. onların yüzlerini seçememek beni garip şekilde çok rahat hissettirdi* ve kendimi enerjik şekilde tanıttım, hatta olduğumdan daha da mutlu göründüğüme eminim. ''aranıza yeni bir rakip geldi'' tarzında laflar ettim, gülümsedim. onlar da gülümsediler, görmüyor olsam da pozitif enerjiyi hissettim. başlangıcı güzel yaptığımdan devamı çorap söküğü gibi geldi, bir süre sadece derslerde gözlük kullandım. arkadaşlarımın gözlerine 1-2 hafta sonra doğrudan bakabildim, artık o gereksiz stresi hissetmiyor, aklıma geleni söylüyor, komiklikler şakalar yapıyordum. kardeşim adına iki kat fazladan konuşuyordum. arkadaşlarım senin gelmediğin günler gülemiyoruz tarzı şeyler söylüyor, sınıfın neşesisin diyorlardı. hayatımın en iyi dönemini o iki yılda, o okulda, o yurtta geçirdim. yıllar geçti ama yurt ve okul arkadaşlarımla hala konuşuruz. belki yapmasaydım soğuk insanların arasında zorla mezun olacak, mezuniyetime bile gitmeyecektim. hayatımda aldığım doğru kararlardan biriydi.
devamını gör...
insanların gerçekten küfürsüz konuşamıyor olması
kelimeler özgür olmalıdır.
yerinde küfür şiir gibidir.
bir tane o evladına o evladı denmelidir.
benim görüşüm bu şekildedir.
ama sözlük kurallarında bu yasaksa yasaktır uzatmanın alemi yoktur.
yerinde küfür şiir gibidir.
bir tane o evladına o evladı denmelidir.
benim görüşüm bu şekildedir.
ama sözlük kurallarında bu yasaksa yasaktır uzatmanın alemi yoktur.
devamını gör...
şeker yemeyi bırakmak
yaklaşık iki buçuk hafta önce, günlük 23'e yakın küp şeker aldığım düzenimi geride bıraktım.
sürekli şekerli sıcak içecek içtiğim için hem uyku problemleri hem de yeme bozuklukları, boşaltım sorunları çekiyordum.
19 gündür iki ufak kaçamak (tatlandırıcılı birkaç bir şey) ve suşi pilavındaki eser miktardaki şeker haricinde hiçbir işlenmiş şeker türevini ağzıma sürmedim. ilk iki gün çaya bal karıştırdım ama.
bu süreç içerisinde gittiğim doktor kontrollerinden birinde bozulmuş açlık glukozuna (glikoz?) sahip olduğumu, birinde ise farklı bir sebepten dolayı kafein ve tuz tüketimimi azaltmam gerektiğini öğrendim.
bunlar sayesinde gün içinde içtiğim fincan çaylar, kupa kahveler eskisine nazaran oldukça azaldı (topladığımda) en fazla 5 kupa içer oldum, tamamen şekersiz ve içtiğim çayların kafeini düşük, kullandığım kahve decaf.
öğün atlama huyum vardı, düzensiz ve şeker yüklemesiyle kendimi doyuruyordum bunlarla birlikte.
bu düzene girdiğim günden itibaren acıkma duygusunu hissetmeye başladım. uyku problemlerim biraz olsun azaldı ve hazımsızlık durumum neredeyse tamamen çözüldü.
neredeyse her gün oluşan karın şişliğim yok oldu.
şekeri bırakmadan önce kilom 51'di, şu an 48. yaşım henüz genç.
hayatımda ilk defa enerjisiz kalmadan, motive bir şekilde ve istediğim her şeyi (paketlenmiş gıda, yüklü karbonhidrat içerikli besinler, ekmek hariç) yiyerek kilo verdim. az da olsa daha önce bulimik biri olduğum için gözümde nimet gibi şu an bu durum.
her şeyi bir kenara bırakıyorum, sanırım psikolojik etkilerini de hissetmeye başladım. belki plasebodur benim için ancak bu yıl hiç bu kadar motive bir hafta geçirmemiştim.
artık bir şeyler yoluna girmeye başladı sanırım, umarım. girmese de bir hoş ilerliyor böyle.
sürekli şekerli sıcak içecek içtiğim için hem uyku problemleri hem de yeme bozuklukları, boşaltım sorunları çekiyordum.
19 gündür iki ufak kaçamak (tatlandırıcılı birkaç bir şey) ve suşi pilavındaki eser miktardaki şeker haricinde hiçbir işlenmiş şeker türevini ağzıma sürmedim. ilk iki gün çaya bal karıştırdım ama.
bu süreç içerisinde gittiğim doktor kontrollerinden birinde bozulmuş açlık glukozuna (glikoz?) sahip olduğumu, birinde ise farklı bir sebepten dolayı kafein ve tuz tüketimimi azaltmam gerektiğini öğrendim.
bunlar sayesinde gün içinde içtiğim fincan çaylar, kupa kahveler eskisine nazaran oldukça azaldı (topladığımda) en fazla 5 kupa içer oldum, tamamen şekersiz ve içtiğim çayların kafeini düşük, kullandığım kahve decaf.
öğün atlama huyum vardı, düzensiz ve şeker yüklemesiyle kendimi doyuruyordum bunlarla birlikte.
bu düzene girdiğim günden itibaren acıkma duygusunu hissetmeye başladım. uyku problemlerim biraz olsun azaldı ve hazımsızlık durumum neredeyse tamamen çözüldü.
neredeyse her gün oluşan karın şişliğim yok oldu.
şekeri bırakmadan önce kilom 51'di, şu an 48. yaşım henüz genç.
hayatımda ilk defa enerjisiz kalmadan, motive bir şekilde ve istediğim her şeyi (paketlenmiş gıda, yüklü karbonhidrat içerikli besinler, ekmek hariç) yiyerek kilo verdim. az da olsa daha önce bulimik biri olduğum için gözümde nimet gibi şu an bu durum.
her şeyi bir kenara bırakıyorum, sanırım psikolojik etkilerini de hissetmeye başladım. belki plasebodur benim için ancak bu yıl hiç bu kadar motive bir hafta geçirmemiştim.
artık bir şeyler yoluna girmeye başladı sanırım, umarım. girmese de bir hoş ilerliyor böyle.
devamını gör...
