141.
“nîçet efendi’nin hâl-i pürmelâli: avrupa diyârının meczûb-ı felsefîsi”
kaleme alan: târîh-i hikemiyât mütâlaacısı, hâce-i fikriyât dervîşi


vakt-i evvelde, germen taifesinin mu’temed beldelerinden biri olan röcken nam kasabada, sene-i milâdî 1844’te, bir şehzâde-i fikir dünyâya nâzır oldu ki ismine friedrich nietzsche derler, biz osmanlı tezkirelerinde “nîçet bin friedrich efendi” diye kaydederiz.

bu zât-ı muhteşem, sîretçe meczûb, sûretçe mütefekkir, hal ve hareketçe münzevî bir şahsiyettir. bâbâsı din adamı, mânevî meşgalesi kilise, lâkin nîçet efendi ruhen ne kiliseye sığmış, ne de cemiyetin kat’î kaidelerine.


terbiye-i ilk ve medrese-i hikmet:

ibtidâî tahsilini ibtidâî usûlle, sonrasında feyz-i hikmetini leipzig ve basel havzalarında tahsil eylemişdir.
henüz 24 yaşında iken basel darülfünûnu’nda hikmet-i yunan muallimi olmuş, lakin yüreğindeki alev-i fikriye, talebe dersinden ziyâde kendi nefsine hitâb ederdi.

zamanla ilm-i felsefeyi, şark usûlü meczûbâne bir vecd ile işleyip, kalemini kılıç, defterini meydan edinmiştir.


ahlâk-ı şahsî ve meşreb-i ruhî:

nîçet efendi, hılye-i şerîfesinde daîmâ süzgün gözler, celâl ile mütenâsib bıyıklar, mütefekkirâne bir vakar taşır.
lâkin gönlü gamzededir, kalbi me’yûs, sohbeti dahi pek nâdir ve müşkil-fahmdir.

müselsel bir maraz-ı baş ile mübtelâ, perişan bir zihin ve mütebeddil bir hâlet-i ruhiyeye mâliktir.
kadîm dostluklar kuramaz, muhâbereden hoşlanmaz; kâh dağlara çekilir, kâh kitaplara dalar.
bir hanımefendiye, lou salomé nâm câzibe-i akliyeye, gönül vermişse de, cevâb-ı red ile kalbi muzdarip olmuştur.


kitâbât-ı hakîmâne ve beyânât-ı galîze:

kaleme aldığı eserlerde kelâm-ı kudret ve şe’niyet-i serkeşhâne mevcuddur.
“böyle buyurdu zerdüşt”, “putların alacakaranlığı”, “ahlâkın soykütüğü” gibi mecmûalarda, beşeriyetin müzmin zaaflarını, terbiye-i köleceyi, tanrı tasavvurunu ve hakikat idrâkini serh edegelmiştir.

en meşhur kelâmı olan:
“tanrı öldü.”
bir mecâz-ı felsefî olup, hakîkatte cemiyetin mânevî eksenini kaybettiğini beyan eden bir nidâ-yı ihtarîdir.
bu söz, bâzı zevâtı kudsiyye tarafından küfr-ü beyân addedilmişse de, işbu lâfzın mâhiyeti mecazın şemşîrinden neş’et eder.


vefât ve hâl-i pürmelâl:

ahvâl-i fikriyyesi nihâyetinde akl u şuurdan ferâgat etmiş, tecerrüd içinde torino sokaklarında bir ata sarılarak rûhî inkisârının nişânesini arz eylemiştir.
müteâkiben akıl dârü’s-salâhına alınmış, orada senelerce sessiz, lâkin kalemi hâlâ gür bir sedâ ile konuşur hâlde yaşamışdır.

1326 senesi (milâdî 1900) târîhinde, ruhunu ebediyyete teslîm eylemişdir.


netîce-i merâm:

nîçet efendi, akıl ile delilik arasında sâlik olmuş, nefsin kudretini ulvî bir menzile taşımak isterken, aklın câmid hudûdlarını zorlaya zorlaya kendini dahi zîr ü zeber etmişdir.

sözü kahr ile, kalemi sabr ile yoğrulmuş; ne kâmil anlamış, ne cahil kabullenmiştir.

zâtı:
bir mütefekkir-i serkeş,
bir âşık-ı hikmet,
bir âvâre-i fikir,
bir meczûb-ı kalemdir.* *
devamını gör...
142.
alman filozof friedrich nietzsche'nin 1882 tarihli the gay science veya the joyful wisdom (türkçesi şen bilim) adlı eserindeki beyanını bilmeyen yoktur; “tanrı öldü. tanrıdan geriye bir ölü kaldı ve onu biz öldürdük."

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

nietzsche'nin yaşadığı dönem; avrupa'da bilimin, matematiğin ve felsefenin yükseldiği, evrim gerçeğinin tartışılmaya başladığı dönemlerdir. hristiyanlık eleştirilerinin başlayıp, dinin ve tanrının sorgulanmaya başlandığı dönemlerdir. doğa bilimci ve evrim teorisinin temellerini atan charles darwin 1809-1882 yılları arasında, friedrich nietzsche ise 1844-1900 yılları arasında yaşamıştır. yani birbirlerinin fikirlerinden etkilenmemelerinin mümkün olamayacağı bir dönemdir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

nietzsche'nin de tanrı ve din sorgulamaları bitmemiştir, onun üstinsanı tanrısızdır. aslında tanrı hiç var olmamıştır. dolayısıyla nietzsche din kaynaklı ahlak formlarını da reddeder. insan kendi değerlerini tanrı ve din olmadan üretebilmelidir. kendini eleştirebilen, doğruları kendisi keşfeden, yaratıcı ve cesur insan olmalıdır.

yalnız zaafları da olmamalıdır. bazı insanlar üstün insanken diğerleri sıradandır. üstinsan acılarla var olur; kolay değildir onun gözünde üstinsan olmak. yani nietsche üstinsanı tanrı olarak görür. insan kendi kendinin tanrısı olacaktır. tabii bir erkek olarak nietzsche, bu insanı da erkek olarak idealize eder.

nietzsche, evrimi anlamaya çalışmış bir düşünürdür. fiziksel ve düşünsel gelişimimiz evrim yoluyla olmuştur. bu konudaki fikirleri darwin'in görüşleriyle paralellik içerir. üstinsan evrim basamakları ile var olur. aslına bakarsanız nietzsche, darwin'in kitaplarını okumamıştır kaynaklara göre ama darwin ve fikirlerini içeren tartışmaların içinde yer almış ve fikirlerini akademik insanlardan almıştır.

tanrı ve din kavramının dayatıldığı bir toplumda doğup da bu sorgulamaları bizden bir asırdan fazla önce yapmış olması onun fikirlerini daha değerli kılıyor. darwin'in evrim çıkarımlarının düşüncelerimizin aydınlanmasında büyük rol oynaması ise inanılmaz değerlidir.
devamını gör...
143.
uzun yürüyüşleri , yaşadiği hayal kirikliklari , rilke ile arkadasligi ve salome a olan askiyla akillara gelen filolog..
devamını gör...
144.
anlayan da paylaşıyor anlamayan da.
devamını gör...
145.
aşırı müzik tutkunu ve usta bir piyanist....
devamını gör...
146.

(...)ben ile kendim hararetle görüşürüz her zaman: nasıl tahammül edilir hayata, bir dost olmasa?

bir münzevi için dost, daima üçüncü şahıstır: üçüncü şahıs, iki kişi arasındaki konuşmanın derinleşmesini önleyen bir mantardır.
devamını gör...
147.
siyasetin temelinde kin ve intikam duygularını görmüş apolitik bir dahidir. bütün siyasette sağ veya sol fark etmeden, hep bir kurban ve mağdur psikolojisi ve buna dayanan öç alma arzusu vardır. darbelerle hesaplaşma, başörtüsü meselesi, özür diliyoruz kampanyaları, ikinci cumhuriyet tartışmaları, sağcıların sığınmacı mülteci söylemleri, solcuların genelde kürt, alevi, ermeni vs. olmaları, imamoğlu mağdur oldu diye sevinenler sdshd.. örnekleri isteyen çoğaltsın, hepsinin altında yatan psikolojik sebep aynı. niçe şunu diyor, nasıl ki hristiyanlık kölelerin aşağı sınıfların ahlakını evrensel doğrular olarak savunmuşsa sol da aynı şekilde liberalizm, demokrasi, sosyalizm fikirlerini birer maske olarak takıyor yine aynı alt tabaka insanın özgürlüğünü, eşitliğini istiyor ve bu fikirler hristiyan köle ahlakının bir tür seküler devamıdır.. maskeyi kaldırırsan hınç, öfke, kin, intikam hisleri.. işte insan psikolojisine ışık tutan iyinin ve kötünün ötesinde bir zeka..
devamını gör...
148.
nietzsche'nin böyle buyurdu zerdüşt isimli kült eserini okuduğumda kendisinin anarşist olabileceğini düşünmüştüm.
meğer adam apolitikmiş. vay alüminyum vay.
devamını gör...
149.
popüler kültüre kurban giden bi diğer filozof
devamını gör...
150.

en yaşlı, en bıyıklı, en sakallı halleriyle ve sahip oldukları tek bir kimlikle hatırlanmak çoğu sanatçının ve düşünürün ortak kaderi. oysa nietzsche, o ünlü bıyıklarını uzatmadan önce kafası karışık bir ergen ve tanrıyı öldürmeden önce hiç de fena sayılmayacak bir şairdi. 1844 yılında doğan nietzsche, bilinen ilk şiirlerini on dört yaşındayken yazmaya başladı. bilinen diyoruz çünkü çocukluğunda yazıp özenle sakladığı şiirlerinden bazılarını sonradan yaktı. ve yaktığı şiirlerin ardından yıllar sonra şöyle dedi: “bir delikanlının kendini artık tanıdığı anı, şiirlerini sobaya atmasıyla belirlerim. ve ben leipzig’de bu görüşüme uygun davrandım. o küllere de huzur dilerim”. işte kimi zaman aşık, kimi zaman kafası karışık genç nietzsche’nin yirmi yaşına kadar olan döneminde yazdığı şiirlerin en çarpıcı bölümleri…*



tersdergi.com/biyiktan-once...
devamını gör...
151.
bi bakıma fakir olduğu için ilim irfana bulaşmış kişidir.
devamını gör...
152.
yazar.

'l homme repugnant' tabiri kendinden cıkmadır.
-tiksindirici insan-
devamını gör...
153.
-aaaağhhhhhkk bu benim babamm
+nası senin baban recep friedrich nietzsche o alman filozof gibi bi şey
-tamam benim babam da filozoftu

yaşanmış olaydır favlayalım
devamını gör...
154.
nietzsche hayatını farklı şehirlerde sürdürmüştür. pforta sonrası öğrencilik yıllarının bir kısmını geçirdiği bonn kentinde ilahiyat bölümüne kayıt yaptırdıktan sonra teolojik okumalara başlamış ve isa'nın hayatı eseri sayesinde david strauss'un fikirleriyle tanışmıştır. strauss, kitabın önsözünde "hristiyanlığın bir mucize olması son bulursa din adamları artık kendilerini, hizmetinde bulundukları mucizenin temsilcileri olarak sunamayacaklardır, bunu görmek gerek" diyerek kilisenin ve ruhban sınıfının otoritesinin mucize anlatılarına dayandığını savunmuştur. nietzsche, bu dönemde henüz dindar bir protestan aile yapısına ve kültürel bağlara sahip olsa da strauss'un bu radikal, rasyonel eleştirilerinden derinden etkilenmiştir.
aslında yardımsever ve hristiyan ailesinin kendisine sağladığı emniyet ve sıcaklığı içtenlikle kabul etmektedir. nitekim 1864 noel'inde kız kardeşi ve annesine yazdığı mektuplarda nietzsche'nin duygusal bakımdan henüz bir hristiyan gibi hissettiği görülmektedir. ancak bonn'da geçirdiği bir yıl boyunca evden gelen mektuplarda nietzsche'nin manevi yönelimine dair endişeler artmıştır. kardeşi elisabeth'in 1865 mayıs'ında nietzsche'ye yazdığı mektupta onun yeni görüşlerine atıfta bulunarak şöyle diyordu: "...ama şurası kesin: inanmamak çok daha kolay ve asıl güçlük doğru yolu bulmakta... her halükarda, uğursuz strauss'u tatilde getirmen, onun hakkında senden pek çok şey duymam gerçekten üzücüydü. çünkü en azametli şeylerden şüphe etmenin ve onları eleştirmenin mümkün olduğunu duymak yeni bir inanca ya da inançsızlığa doğru ilk adımı atmak demek. bu adımı attıktan sonra, bana göre adeta sağlam bir koruyucu duvar yıkıldı; artık engin, haritasız, kafa karıştırıcı, sisler içinde bir çölde duruluyor ve sağlam hiçbir şey yok, geriye sadece zavallı, çilekeş ve sıklıkla yanılan ruhumuzun rehberliği kaldı."
bu mektubun nietzsche üzerinde etkili olduğu açıktır; zira o, tanrısızlığın ıssızlığını tanımlamak için ilerleyen yıllarda eserlerinde sık sık 'çöl' imgesini kullanacaktır. nietzsche'nin kız kardeşi elisabeth'e cevabı ise entelektüel kopuşunun ilanı niteliğindedir:
"....temel prensibine, yani hakikatin daima daha zor olanın tarafında olduğu prensibine ise ancak kısmen katılabilirim. gelgelelim, iki çarpı ikinin dört etmediğine inanmak güçtür. bu durum onu daha doğru yapar mı?
diğer yandan, bize öğretilen, tedricen içimizde sağlam kökler salan, akrabalarımızın ve daha pek çok iyi insanın bize doğru olduğunu söylediği, üstelik gerçekten insanlara teselli ve yücelme duygusu veren her şeyi doğru kabul edivermek gerçekten çok mu zordur? adetlerle çatışan yeni yollara girmekten, bağımsızlığa eşlik eden emniyetsizlik hissinden, pek çok ruhsal gidiş geliş ve hatta vicdan azabı yaşamaktan, çoğunlukla teselli bulamamaktan ama daima doğruyu, güzeli ve iyiyi hedeflemekten daha mı zordur gerçekten?
bizi en çok avutan görüşe, yani tanrı, dünya ve bunları uzlaştırma görüşüne ulaşmak en önemli şey midir? gerçek bir araştırmacının araştırmalarının sonucunun ne olacağına tamamen kayıtsız olması gerekmez mi? bir şeyi araştırıp soruştururken huzur, barış ve mutluluk peşinde miyiz? öyle değil işte; en yüksek dereceden çirkinlik ve iğrençlik içerse bile sadece doğruyu ararız.
son bir soru daha: kendi gençliğimizden itibaren bütün kurtuluşun isa'da değil de mesela muhammed'de olduğuna inansaydık, aynı kutsallığı yaşayacağımız kesin değil midir? kutsallık hissini yaratan, imanın ardında yatan nesnel gerçeklik değil imanın kendisidir. sana bunları yazmamın sebebi, sevgili lizbeth, imanlarının sarsılmazlığını göstermek üzere içsel deneyimlerine başvuran dindar insanların genellikle benimsediği ispatlama çizgisini karşılamak sadece. her hakiki iman sarsılmazdır, insanın imanda bulmayı umduğu şeyi verir ama nesnel doğruluğuna kanıt olarak en ufak bir destek sunmaz.
insanların seçeceği yollar burada ayrılır: ruhsal huzur ve mutluluk peşindeysen inanırsın, doğrunun havarisi olmak istersen sorgularsın.
"
nietzsche'nin bu mektupta gerçeğin çölüyle yüzleşmesi kendisi için de tatsız bir durumdur. yine de straussçu bilimin yıkıcı etkisini bir kez kavradıktan sonra öğrendiği şeyi unutması mümkün değildir; cin şişeden bir kere çıkmıştır artık. bu bağlamda nietzsche'nin teolojiden filolojiye geçişi salt akademik bir seçimden ibaret değildir.

julian young, nietzsche-bir filozofun ve felsefenin biyografisi, türkiye iş bankası kültür yayınları, s.75-92
--
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"friedrich nietzsche" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim