101.
köyden şehire giderek aşağılık kopleksine girmiş sonradan görmeler açlıktan ölüp, bir parça ekmek için birbirine sevsin(!) diye!
devamını gör...
102.
öldürmenin bir sonuca varamayacağını düşündürten şiir. loserlar genelde rahatsız edici oluyor, köylüsüyle şehirlisiyle alakası yok. daha çok bizimle alakalı bir sorun
devamını gör...
103.
aslında adam sebepleriyle köylü derken kimi kastettiğini anlatmış ama bazıları yine sulu romantizm kasmanın getirdiği primin cazibesinde
böyle gariban ezik gibi duran ama
gücü eline geçirdi mi senden benden daha manyak bi hale getiren köylüleri masum bulamıyorum
inanmayan bir köylüye oy versin ve görsün fkfk
bunlar tam da haberlerde her gün görüp sövdüğümğz adamlar işte?
böyle gariban ezik gibi duran ama
gücü eline geçirdi mi senden benden daha manyak bi hale getiren köylüleri masum bulamıyorum
inanmayan bir köylüye oy versin ve görsün fkfk
bunlar tam da haberlerde her gün görüp sövdüğümğz adamlar işte?
devamını gör...
104.
şükrü erbaş şiiri...
şiir şiddet içeren başlığıyla okuru sarsmayı amaçlayan, provokatif ama özü itibarıyla eleştirel bir metin... ilk bakışta şiddet çağrışımı yaratsa da, şiirin derdi öldürmekten çok zihniyetle hesaplaşmak.
şiir şiddet içeren başlığıyla okuru sarsmayı amaçlayan, provokatif ama özü itibarıyla eleştirel bir metin... ilk bakışta şiddet çağrışımı yaratsa da, şiirin derdi öldürmekten çok zihniyetle hesaplaşmak.
devamını gör...
105.
yapmayın, olmasın böyle düşünceleriniz
devamını gör...
106.
#2990080
1923'de türkiye'de; nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. traktör sıfırdı, karasaban vardı. 5 bin köyde sığır vebası vardı. hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu. (bkz: https://www.google.com/sear...)
yıl 2024 / köy nüfusu 5.657.686 / şehir nüfusu 80.007.258
köy nüfus oranı %7.07 / şehir nüfus oranı %92.93
(bkz: https://www.nufusune.com/)
daha dün köyden gelenler kimseyi beğenmiyor. herkes kendini beyaz türk sanıyor.
ben köylüyüm.
1923'de türkiye'de; nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. traktör sıfırdı, karasaban vardı. 5 bin köyde sığır vebası vardı. hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu. (bkz: https://www.google.com/sear...)
yıl 2024 / köy nüfusu 5.657.686 / şehir nüfusu 80.007.258
köy nüfus oranı %7.07 / şehir nüfus oranı %92.93
(bkz: https://www.nufusune.com/)
daha dün köyden gelenler kimseyi beğenmiyor. herkes kendini beyaz türk sanıyor.
ben köylüyüm.
devamını gör...
107.
age of empires'ta bile köylü öldürmüyoruz lan biz.
devamını gör...
108.
köylü olmasa yemeye b.. bile bulamazsınız. kimse kimseyi hor görmesin. altın kapı tahta kapıya muhtaç olur.
devamını gör...
109.
sahte toprak analizi yaptırıp devletin verdiği teşviği cebe indirip toprağı yine zehire buladıkları için, kurak yerde sulak ürün yetiştirip hunharca su kullandıkları için, çoğunluğu tayyipe oy verdiği için.
devamını gör...
110.
tarım politikası olmayan bir ülkede köylüyü şehirlileştirirsiniz;
toprağından koparır, emeğini boşa düşürürsünüz.sonra da sorarsınız, nasıl geçinecekler?
toprağından koparır, emeğini boşa düşürürsünüz.sonra da sorarsınız, nasıl geçinecekler?
devamını gör...
111.
“köylüleri niçin öldürmeliyiz ?
çünkü onlar ağırkanlı adamlardır.
değişen bir dünyaya karşı
kerpiç duvarlar gibi katı
çakır dikenleri gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.
aptal, kaba ve kurnazdırlar.
inanarak ve kolayca yalan söylerler.
paraları olsa da
yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
yağmuru, rüzgarı ve güneşi
birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
düşünemezler...
ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
topraklarını
büyütmeye çalışırlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar karılarını döverler
seslerinin tonu yumuşak değildir
dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar.
karşılığı olmadan kimseye yardım etmezler.
adım başı pınar olsa da köylerinde
temiz giyinmez ve her zaman
bir karış sakalla gezerler.
çocuklarını iyi yetiştirmezler
evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur.
birgün olsun dişlerini fırçalamaz
ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
kendilerinden olanlarla alay edip
tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
yiğittirler askerde subay dövecek kadar
ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
ezim ezim ezilirler.
enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
onbir ay gökyüzünden bereket beklerler,
dindardırlar ahret korkusu içinde
ama bir kadının topuklarından
memelerini görecek kadar bıçkındırlar
harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
şehre giderler!...
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler
birbirlerinin evlerine ancak
ölümlerde ve düğünlerde giderler.
şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
binlerce yılın kabuğu altında
yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
aldanmak korkusu içinde
sürekli birbirlerini aldatırlar.
bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
karılarından en az on adım önde yürürler
ve bir erkeklik işareti olarak
onları herkesin ortasında azarlarlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar otobüslerde ayakkabılarını çıkarırlar
ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatır,
yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
zengin akrabalarından söz ederler.
kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
ama sokağa çıkar çıkmaz hünküre hünküre
yollara tükürürler...
ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar ilk akışamdan uyurlar.
yarı gecelerde yıldızlara bakarak
başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
ve yaz güneşlerini, ekinlerini yeşertirse severler.
hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-bu, verimi yüksek bir tohum bile olsa-
sonuçlarını görmeden inanmazlar.
dünyanın gelişimine katkıları yoktur.
mülk düşkünüdürler amansız derecede
bir ülkenin geleceği
küçücük topraklarının ipoteği altındadır
ve bir kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden,
zamanın derin ırmakları önünde...
köylüleri söyleyin nasil
nasil kurtaralim?”
çünkü onlar ağırkanlı adamlardır.
değişen bir dünyaya karşı
kerpiç duvarlar gibi katı
çakır dikenleri gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.
aptal, kaba ve kurnazdırlar.
inanarak ve kolayca yalan söylerler.
paraları olsa da
yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
yağmuru, rüzgarı ve güneşi
birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
düşünemezler...
ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
topraklarını
büyütmeye çalışırlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar karılarını döverler
seslerinin tonu yumuşak değildir
dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar.
karşılığı olmadan kimseye yardım etmezler.
adım başı pınar olsa da köylerinde
temiz giyinmez ve her zaman
bir karış sakalla gezerler.
çocuklarını iyi yetiştirmezler
evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur.
birgün olsun dişlerini fırçalamaz
ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
kendilerinden olanlarla alay edip
tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
yiğittirler askerde subay dövecek kadar
ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
ezim ezim ezilirler.
enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
onbir ay gökyüzünden bereket beklerler,
dindardırlar ahret korkusu içinde
ama bir kadının topuklarından
memelerini görecek kadar bıçkındırlar
harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
şehre giderler!...
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler
birbirlerinin evlerine ancak
ölümlerde ve düğünlerde giderler.
şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
binlerce yılın kabuğu altında
yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
aldanmak korkusu içinde
sürekli birbirlerini aldatırlar.
bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
karılarından en az on adım önde yürürler
ve bir erkeklik işareti olarak
onları herkesin ortasında azarlarlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar otobüslerde ayakkabılarını çıkarırlar
ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatır,
yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
zengin akrabalarından söz ederler.
kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
ama sokağa çıkar çıkmaz hünküre hünküre
yollara tükürürler...
ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.
köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar ilk akışamdan uyurlar.
yarı gecelerde yıldızlara bakarak
başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
ve yaz güneşlerini, ekinlerini yeşertirse severler.
hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-bu, verimi yüksek bir tohum bile olsa-
sonuçlarını görmeden inanmazlar.
dünyanın gelişimine katkıları yoktur.
mülk düşkünüdürler amansız derecede
bir ülkenin geleceği
küçücük topraklarının ipoteği altındadır
ve bir kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden,
zamanın derin ırmakları önünde...
köylüleri söyleyin nasil
nasil kurtaralim?”
devamını gör...
112.
çünkü köylüleri ne sandıkta, ne ticarette, ne sosyal alanda yenemiyoruz. biz aşağılık kompleksli insanlarız ve kendimizin de 2 nesil önce köylü olduğunu unutmuşuz. babamız istanbula çalışmaya göçtü diye kendimizi kentli sanıyoruz. 1+1 daireye 30.000 lira kira ödeyip, köydeki bahçeli geniş evinde oturan çiftçiye tepeden bakmaya çalışıyoruz.
eee bu kadar karın ağrımız varken öldürmekten başka ne yapabiliriz.
eee bu kadar karın ağrımız varken öldürmekten başka ne yapabiliriz.
devamını gör...