21.
şiirden bağımsız aoe 2 den yola çıkarsak oyun sonunda ben nihai savaşı yapmak için köylü sayısını azaltiyordum. köylü demeyelim de işçi. onun yerine paladin pikeman filan. alıyorduk oyunu.
devamını gör...
22.
bende bir kaç şiir yazmak istiyorum.
avukatları öldürmek;
suçlu suçsuz demeden alacakları paraya bakar duruşmaya çıkarlar.
en azılı katili bile savunurlar, takım elbise giydirip iyi hal indirimi alırlar.
suçlular olmasa ne yapardı avukatlar.
muhasebecileri öldürmek;
ince hesaplar yapar, en az vergiyi nasıl öderizin tezini yapıp doktora sahibi olurlar.
parayı verirseniz sizi devletten alacaklı çıkartırlar.
müteahhitleri öldürmek;
yaptıkları binalarda malzemeyi ekonomik kullanırlar. ama kendileri sırça köşklerde otururlar.
yaptıkları binalar yıkılınca ortadan kaybolurlar.
mafyayı öldürmek;
ufaktan başlayıp mahallede ona buna racon keserler. ağır abi olup derin işlere girerler. at avrat silah namus derken üç beş tane metres beslerler.
arkalarına bakmadan sokakta yürüyemezken, günün birinde kör kurşunlara gelirler.
bilimadamlarını öldürmek;
birçoğu insanlığa hizmet ederler içlerinde bazı şerrf..zler tehlikeli virüs üretiler. sonra, aşı bulduk diye milleti sıraya dizerler.
askerleri öldürmek;
asker zaten ölümü göze alıp bu işe girer. vatan uğruna sevdiğini terk eder. sanki onların içinde yokmu bir çuval inciri berbat eden kurtlular.
bu kurtlular gazino, kantin subayı olmak fırsat kollarlar. askere bayıltana kadar eğitim yaptırırken, en çok da karılarından korkarlar.
şehir insanlarını öldürmek;
baksan hepsi asilzade, okumuş, görmüş ama biçare.
hele birde apartmanda görün balkondan silkeler halıyı senin üstüne.
işadamını öldürmek;
işadamı cennetliktir. alır teşviği, kurar fabrikayı verir herkese aş, iş.
yok mu içlerinde işçinin hakkını gasp eden p..ç.
vardır içlerinde birkaç vicdan sahibi elbet.
efendim daha yazacak çok şiir var elbet. ben bile şiire bu kadar gönül vermemişken birkaç dize yazabiliyorsam biraz edebi kariyeri olan alasını yazar.
hakikat şudur ki, kimse göründüğü kadar saf göründüğü kadar masum değildir. erbaş'ın şiirindeki köylüye zaman zaman rastlayabileceğimiz gibi yazmaya çalıştığım şiirlerdeki kahramanlara da zaman zaman rastlayabiliriz.
daha 1 saat önce sabah haberlerine şöyle bir dedim. bir mafya *bozuntusu sokak çatışmasında öldürülmüş.
sonra motor çalan hızsız kovalamacada kaçarken bir evin içine duvarından geçip girmeyi denemiş marvel kahramanı gibi ama bunun sadece visual efect ile başarılabildiğini bilemediğinden mortingen şıtrayze. üçüncü haberi izlemeden değiştirdim kanalı.
konu nereden nereye geldi. köylü, şehirli, saraylı, adalı diye sınıflandırmak yanlıştır.
ingiltere sarayında bile şiirdeki köylüyü anımsatan olaylar vardır.
sarayda yaşadığı için adı kral kraliçe prens prenses olarak geçmektedir.
insanları sınıflandırırken, yaşadıkları yere, coğrafyaya göre köylü, şehirli vs olarak değil, yaptıkları işe göre avukat, doktor, işçi olarak değil "iyi yada kötü" olarak sınıflandırın.
"insan yada mahluk" diye sınıflandırın.
avukatları öldürmek;
suçlu suçsuz demeden alacakları paraya bakar duruşmaya çıkarlar.
en azılı katili bile savunurlar, takım elbise giydirip iyi hal indirimi alırlar.
suçlular olmasa ne yapardı avukatlar.
muhasebecileri öldürmek;
ince hesaplar yapar, en az vergiyi nasıl öderizin tezini yapıp doktora sahibi olurlar.
parayı verirseniz sizi devletten alacaklı çıkartırlar.
müteahhitleri öldürmek;
yaptıkları binalarda malzemeyi ekonomik kullanırlar. ama kendileri sırça köşklerde otururlar.
yaptıkları binalar yıkılınca ortadan kaybolurlar.
mafyayı öldürmek;
ufaktan başlayıp mahallede ona buna racon keserler. ağır abi olup derin işlere girerler. at avrat silah namus derken üç beş tane metres beslerler.
arkalarına bakmadan sokakta yürüyemezken, günün birinde kör kurşunlara gelirler.
bilimadamlarını öldürmek;
birçoğu insanlığa hizmet ederler içlerinde bazı şerrf..zler tehlikeli virüs üretiler. sonra, aşı bulduk diye milleti sıraya dizerler.
askerleri öldürmek;
asker zaten ölümü göze alıp bu işe girer. vatan uğruna sevdiğini terk eder. sanki onların içinde yokmu bir çuval inciri berbat eden kurtlular.
bu kurtlular gazino, kantin subayı olmak fırsat kollarlar. askere bayıltana kadar eğitim yaptırırken, en çok da karılarından korkarlar.
şehir insanlarını öldürmek;
baksan hepsi asilzade, okumuş, görmüş ama biçare.
hele birde apartmanda görün balkondan silkeler halıyı senin üstüne.
işadamını öldürmek;
işadamı cennetliktir. alır teşviği, kurar fabrikayı verir herkese aş, iş.
yok mu içlerinde işçinin hakkını gasp eden p..ç.
vardır içlerinde birkaç vicdan sahibi elbet.
efendim daha yazacak çok şiir var elbet. ben bile şiire bu kadar gönül vermemişken birkaç dize yazabiliyorsam biraz edebi kariyeri olan alasını yazar.
hakikat şudur ki, kimse göründüğü kadar saf göründüğü kadar masum değildir. erbaş'ın şiirindeki köylüye zaman zaman rastlayabileceğimiz gibi yazmaya çalıştığım şiirlerdeki kahramanlara da zaman zaman rastlayabiliriz.
daha 1 saat önce sabah haberlerine şöyle bir dedim. bir mafya *bozuntusu sokak çatışmasında öldürülmüş.
sonra motor çalan hızsız kovalamacada kaçarken bir evin içine duvarından geçip girmeyi denemiş marvel kahramanı gibi ama bunun sadece visual efect ile başarılabildiğini bilemediğinden mortingen şıtrayze. üçüncü haberi izlemeden değiştirdim kanalı.
konu nereden nereye geldi. köylü, şehirli, saraylı, adalı diye sınıflandırmak yanlıştır.
ingiltere sarayında bile şiirdeki köylüyü anımsatan olaylar vardır.
sarayda yaşadığı için adı kral kraliçe prens prenses olarak geçmektedir.
insanları sınıflandırırken, yaşadıkları yere, coğrafyaya göre köylü, şehirli vs olarak değil, yaptıkları işe göre avukat, doktor, işçi olarak değil "iyi yada kötü" olarak sınıflandırın.
"insan yada mahluk" diye sınıflandırın.
devamını gör...
23.
en sevdiğim şiirlerden biri bu şiir.
devamını gör...
24.
bahsettiği ve saydığı özelliklerin hemen hemen hepsi şehirlilerde de var. o zaman şehirlileri de öldürelim. sadece aristokratlar yaşasın.
devamını gör...
25.
köylüleri niye öldürüyorsunuz? ırzınıza mı geçti yoksa?
devamını gör...
26.
köylü yazardan ironiler dayadım pıçağı boynuna rahat dur.
devamını gör...
27.
mükemmel bir şükrü erbaş şiiri.
devamını gör...
28.
benim oyumla köylünün oyu bir mi diyenlerin cehaleti bu. zarafetten yoksun, çok tehlikeli.
devamını gör...
29.
sosyolojik tespitlerin ironi ile harmanlanıp yansıtıldığı şükrü erbaş şiiridir.
(bkz: bir şiir nelere kadirdir)
(bkz: bir şiir nelere kadirdir)
devamını gör...
30.
çünkü onlar efendimiz
devamını gör...
31.
kemal'e oy vermedikleri için!
devamını gör...
32.
feci bi’ soru.
bizim ana / baba tarafı full köylü
gaz lambasıyla ders çalışıp başarıya ulaşanlardan
yoo öldürmüyoz.
bizim ana / baba tarafı full köylü
gaz lambasıyla ders çalışıp başarıya ulaşanlardan
yoo öldürmüyoz.
devamını gör...
33.
"oğoç kotloduluyor" diye ağlayanlar köylülere salya sümük saldırıyor hiç güleceğim yoktu la, neyse; oturun lağım kokan şehirlerde. ben de bu haftaki doğa kampı için hazırlıklarımı yapayım.
devamını gör...
34.
insanlığın sonunu getirmek için olabilir. sofranızdaki penirden zeytine yumurtadan ekmeğe her şeyi köylü ürettiği için yiyebiliyorsunuz. köylü tarlayı, bağı bahçeyi, hayvancılığı terketse açlıktan ölürsünüz haberiniz yok..
devamını gör...
35.
şiirinde haklılık payı var.bu şark kurmazları yüzünden başımızdaki vasıfsızları din bezirganlarını çekiyoruz.
devamını gör...
36.
şiiri okumadan yorum yaparsak adamı anca yere ve yere yere gömeriz. öyle bir başlık seçmiş ki bu mutlaka okunsun demiş ki ben onun için okudum her kelimesi de doğru son kelimesini okuyana kadar okumaya devam edin kesinlikle bırakmayın eğer bırakırsanız ön yargılı olacaksınız benden söylemesi. şiir çok uzun ama eğer bir şey hakkında iki kelam edecekseniz ona hakim olun derim ben ama eğer sadece başlığı okuyup yorum yapıyorsanız yazık size derim. eyvah eyvah. tekrar ediyorum her kelimesi doğru çünkü kendi köyümü düşününce insanlar aynı hiç şaşmamış köyümü kötülemek için değil ama adam doğru söylemiş doğru söze doğru demek lazım. iyi yönleri olsa da köylülerimizin kötü yönleri daha çok göze batıyor maalesef.
devamını gör...
37.
38.
3 bölüm müge anlı izleyerek haklılığı anlaşılabilir eleştirel şiir.
devamını gör...
39.
yazıldığı zamanlarda neredeyse büyük çoğunluk köylü değil miydi? şu an biz olmasak bile bizden öncekiler mesela?
kendi açımdan bakacak olursam benim dedem ve büyük dedem çiftçiydi. ben 00'da doğdum ve o zamanlar köy tam köydü ve ben 9-11 yaşındayken tam köy hayatından sıyrılmaya başlanmıştı. yazarın/şairin yazdığı şeylere ki (1974) o yıllarda (önceden daha vahim olduğunu düşündüğüm zamanlarda) bu gerçekleri çarpması zoruma değil hoşuma gitti. çünkü çocukluğumda bile o tarz itici ve iğrenç şeyler az da olsa geniş ailemde ve çokça çevremde vardı. köy veya köylülüğün dışında kalan şeyler bunlar, özellikle günümüz için. bunlar insan olamamış veya insan olamayan kişilerin tavır ve davranışları. köylü demem için ilk önce orada insan görmem gerekiyor ve göremiyorum.
her köy veya her köylü öyle değildir evet. ama şu anda bile anlatılanları günümüzde hâlâ yaşamaya ve yaşatmaya devam edenler varsa eski zamanda çokça vardır. bu "çokça"lar için söylüyorum. günümüzde bu tarz insanlar şehirleşse bile doğru düzgün bir insan olamadıkları için cahillikleriyle devam edecekler. bu nasıl bir şey biliyor musunuz, evinin yanında kütüphane var ama sen bir kez olsun ne kendi hayatından ne de kendi benliğinden dışarı çıkıyorsun. hiç kendini tartmayı veya geliştirmeyi düşünmemiş insanlar. kendi hayatlarıyla sınırlı kalsalar eyvallah ama kendi hayatlarından çok yakınlarının hayatlarının içine ediyorlar.
ayrıca yazanda köylü, bunu yazan ben de köylüyüm. şairle ortak yanım bu kadarla sınırlı değil. dürüstlüğümüzde ortak, kendi çevremizi her şeyiyle kabul edemeyişimizle, yanlış veya kötü olan ailemiz veya çevremiz olsa da dile getirmekten çekinmeyişimiz de.
eksikleri veya yanlışları görmemekte değil görüp göstermekte ve düzeltmede/düzelttirmede marifet.
köylü olan bu şiir için ağlıyorsa dokunmuştur. bana dokunmadı.
1974'ten bu yana kendi çizgisini ne aşmış ne de ya yana taşmış bir aileye verilen annemle biraz gelişim gösteren ailede bu şiiri gördüm. annemin ailesinde 90-95'lerde bile 2010'daymış gibi bir bilinç/gelişim ve teknoloji vardı. aile bağları, iletişimleri, tavır ve davranışları, ahlak ve karakterleri vs. düzgün, güzel yani bana göre olması gerekendi.
anlatmaya çalıştığım şey olayın dışı köylülük, içi insanlık. böyle farklı olan 2 aile de köylü sayılırken hayata bakış açısı ve öğrenmeye istekli oluşlarıyla vs. o itici, çirkin eğri büğrü ve dandik çizgiyi kurutmuşlar. güzel bir yol çizmişler yerine. günümüzdeki çoğu insanın bile hâlâ edinemediği veya tercih etmediği bir yol. 1970'lerde 50 yıl ileride yaşamışlar. dedem bu yüzden benim hep şükür sebebim ve ilk idolümdü. kızları için eski zamanda babaları daha önemlidir o yüzden şükür sebebim. çünkü annem babamın hayatında (ailesinde) boktan bir yaşam sürmesine rağmen en azından mutlu ve güzel zamanlar edindi. gerçek aileyi gördü ve tattı dedem sayesinde. 1 erkek ama 3 kadının hayatı (eşi ve 2 kız çocuğu) olay ne anlıyor musunuz? eğer ki anne tarafımda babamınkiler gibi olsaydı her bireyine ayrı ayrı ve her aklıma geldiğinde lanet etmekten yorulmazdım. çünkü babamınkilere etmekten yorulmuyorum.
dedem bu hayatta gördüğüm en güzel, en iyi, en yardımsever ve en tatlı insandı. yoksa idolum olmak bu kadar kolay değil. (4/4'lük değil 4/10'luk bir performans görmemle seçerim.)
köy hayatını, köylü diye anabileceğim insanlarını ve köylü olmayı seviyorum. saflığın bozulmadığı, kötülüğün bilinmediği ortam ve insanlar hâlâ var. ve buna şehirde değil genelde köylerde denk geliyorum. zaten buralarda insanlar ya çok iyidir ya da çok kötüdür. ortası pek yok...
köylüyü çok üsteymiş gibi küçük görenler, haklarını yiyenler, insan gözüyle bakmayanlar, köylü diye mağdur edenler vs. var ve hepte olacak. aptal karaktersizlik çok yaygın. ona "kendini büyütmeye çalışıyorsan karşımdaki varlığının küçüklüğü seni üzmüştür, kıyamam(!)." demek istemediğim için gülüp geçiyorum. kendi hissetmiş zaten bir de yüzüne vuracak kadar kötü olmayayım. (had aşılmadığı sürece kimseye kötü davranamam.)
işte olay bu ve böyle. lanet edilecek değil şükür sebebi sayılacak insanlar olmaya bakmak önemli. ölünce bile iyi hatırlanan ve çokça yıla rağmen mezarında çiçekleri kurumayan insan olmak önemli. babamın babasının doğru düzgün yüzüne bakmayıp bazen lanetler yağdırıyorum. ölünce de olduğu gibi anacağımdan sanırım yine lanet edeceğim ve karısına da ha.
ölüm, siz ölünce değil hayatına dokunduğunuz insanların hepsi ölünce gerçekleşir. o yüzden ona göre davranın...
kendi açımdan bakacak olursam benim dedem ve büyük dedem çiftçiydi. ben 00'da doğdum ve o zamanlar köy tam köydü ve ben 9-11 yaşındayken tam köy hayatından sıyrılmaya başlanmıştı. yazarın/şairin yazdığı şeylere ki (1974) o yıllarda (önceden daha vahim olduğunu düşündüğüm zamanlarda) bu gerçekleri çarpması zoruma değil hoşuma gitti. çünkü çocukluğumda bile o tarz itici ve iğrenç şeyler az da olsa geniş ailemde ve çokça çevremde vardı. köy veya köylülüğün dışında kalan şeyler bunlar, özellikle günümüz için. bunlar insan olamamış veya insan olamayan kişilerin tavır ve davranışları. köylü demem için ilk önce orada insan görmem gerekiyor ve göremiyorum.
her köy veya her köylü öyle değildir evet. ama şu anda bile anlatılanları günümüzde hâlâ yaşamaya ve yaşatmaya devam edenler varsa eski zamanda çokça vardır. bu "çokça"lar için söylüyorum. günümüzde bu tarz insanlar şehirleşse bile doğru düzgün bir insan olamadıkları için cahillikleriyle devam edecekler. bu nasıl bir şey biliyor musunuz, evinin yanında kütüphane var ama sen bir kez olsun ne kendi hayatından ne de kendi benliğinden dışarı çıkıyorsun. hiç kendini tartmayı veya geliştirmeyi düşünmemiş insanlar. kendi hayatlarıyla sınırlı kalsalar eyvallah ama kendi hayatlarından çok yakınlarının hayatlarının içine ediyorlar.
ayrıca yazanda köylü, bunu yazan ben de köylüyüm. şairle ortak yanım bu kadarla sınırlı değil. dürüstlüğümüzde ortak, kendi çevremizi her şeyiyle kabul edemeyişimizle, yanlış veya kötü olan ailemiz veya çevremiz olsa da dile getirmekten çekinmeyişimiz de.
eksikleri veya yanlışları görmemekte değil görüp göstermekte ve düzeltmede/düzelttirmede marifet.
köylü olan bu şiir için ağlıyorsa dokunmuştur. bana dokunmadı.
1974'ten bu yana kendi çizgisini ne aşmış ne de ya yana taşmış bir aileye verilen annemle biraz gelişim gösteren ailede bu şiiri gördüm. annemin ailesinde 90-95'lerde bile 2010'daymış gibi bir bilinç/gelişim ve teknoloji vardı. aile bağları, iletişimleri, tavır ve davranışları, ahlak ve karakterleri vs. düzgün, güzel yani bana göre olması gerekendi.
anlatmaya çalıştığım şey olayın dışı köylülük, içi insanlık. böyle farklı olan 2 aile de köylü sayılırken hayata bakış açısı ve öğrenmeye istekli oluşlarıyla vs. o itici, çirkin eğri büğrü ve dandik çizgiyi kurutmuşlar. güzel bir yol çizmişler yerine. günümüzdeki çoğu insanın bile hâlâ edinemediği veya tercih etmediği bir yol. 1970'lerde 50 yıl ileride yaşamışlar. dedem bu yüzden benim hep şükür sebebim ve ilk idolümdü. kızları için eski zamanda babaları daha önemlidir o yüzden şükür sebebim. çünkü annem babamın hayatında (ailesinde) boktan bir yaşam sürmesine rağmen en azından mutlu ve güzel zamanlar edindi. gerçek aileyi gördü ve tattı dedem sayesinde. 1 erkek ama 3 kadının hayatı (eşi ve 2 kız çocuğu) olay ne anlıyor musunuz? eğer ki anne tarafımda babamınkiler gibi olsaydı her bireyine ayrı ayrı ve her aklıma geldiğinde lanet etmekten yorulmazdım. çünkü babamınkilere etmekten yorulmuyorum.
dedem bu hayatta gördüğüm en güzel, en iyi, en yardımsever ve en tatlı insandı. yoksa idolum olmak bu kadar kolay değil. (4/4'lük değil 4/10'luk bir performans görmemle seçerim.)
köy hayatını, köylü diye anabileceğim insanlarını ve köylü olmayı seviyorum. saflığın bozulmadığı, kötülüğün bilinmediği ortam ve insanlar hâlâ var. ve buna şehirde değil genelde köylerde denk geliyorum. zaten buralarda insanlar ya çok iyidir ya da çok kötüdür. ortası pek yok...
köylüyü çok üsteymiş gibi küçük görenler, haklarını yiyenler, insan gözüyle bakmayanlar, köylü diye mağdur edenler vs. var ve hepte olacak. aptal karaktersizlik çok yaygın. ona "kendini büyütmeye çalışıyorsan karşımdaki varlığının küçüklüğü seni üzmüştür, kıyamam(!)." demek istemediğim için gülüp geçiyorum. kendi hissetmiş zaten bir de yüzüne vuracak kadar kötü olmayayım. (had aşılmadığı sürece kimseye kötü davranamam.)
işte olay bu ve böyle. lanet edilecek değil şükür sebebi sayılacak insanlar olmaya bakmak önemli. ölünce bile iyi hatırlanan ve çokça yıla rağmen mezarında çiçekleri kurumayan insan olmak önemli. babamın babasının doğru düzgün yüzüne bakmayıp bazen lanetler yağdırıyorum. ölünce de olduğu gibi anacağımdan sanırım yine lanet edeceğim ve karısına da ha.
ölüm, siz ölünce değil hayatına dokunduğunuz insanların hepsi ölünce gerçekleşir. o yüzden ona göre davranın...
devamını gör...
40.
en başta, yirmi beş yıldır başımıza akape belasını sardıklar için. o nedenle 20 yıldır gitmediğim köyümde yaşlı bir dedenin öldüğünü duyunca: " oh gitti -1" diye seviniyorum.
bu arada köyde malum parti'nin oyu : % 70, yandaş faşo eniğinin oyu: % 27
bu arada köyde malum parti'nin oyu : % 70, yandaş faşo eniğinin oyu: % 27
devamını gör...
