221.
her okuyan alimin kendi mezhebini kurduğu bi kitap.
kimi a anlıyor kimi b anlıyor.
görünen o ki oku diye emretmenin bi getirisi yok, daha açık ve net yazılsa bu kadar tantanaya gerek kalmazdı.
peki allah bunu herkesin anlayacağı şekilde gönderme yetisinden yoksun muydu?
benim hayalimdeki tanrı; her şeyin ötesinde bir metin gönderip tüm tartışmaları sonlandırabilirdi.
ama bunu tercih etmedi, bu da beni şüpheye düşürdü.
devamını gör...
222.
"aç ruhları doyurmak için inen bir gök sofrası."

bir edebiyat resitalidir her şeyden evvel.
devamını gör...
223.
nisa suresine kadar türkçe mealini okuyup, sonrasında devam edemediğim kitap.
gerçekten merak ediyorum. kadınlara inen bir surede niçin erkeklere hitap edilip, karılarını
"hafifçe" dövebilecekleri ifade ediliyor. anlayan bana da anlatsın da bileyim.
devamını gör...
224.
kuran-ı kerim türkçe'ye tercüme edilemez. dil bunu kabul etmez. meal caiz bile değildir. tefsirli okunması gerekir. elmalılı'nın tefsiri bu konuda en iyisidir.

nisa 34'e gelince oradaki fiil ضرب (darebe) dövün değil vurun anlamı taşır. hafifçe ibaresi falan da bulunmaz ama hafifçenin eklenmesi dinî açıdan doğrudur. zira vurma fiilinin çeşitli şartları vardır. yumruk atmamak, yüze vurmamak gibi.

kuran-ı kerim'de kadın dövmek teşvik edilmez. tam aksine bu nahoş bir durumdur. zaten daha evvelinin aksine ilk etapta uyarı, sonra ayrı yatmak, sonra vurmaktır. eşlerin birbirine karşı vazifelerini en iyi şekilde ifâ etmeleri beklenir. "sizin en hayırlılarınız hanımlarına en iyi davrananlarınızdır."

müslüman bir kadın ve erkek islam'ın emirlerine göre yaşadığında uyarıya dahi gerek kalmaz. islam karı-koca hukukunda nettir. bu durum teorik bir ehliyettir.
devamını gör...
225.
çocuğu bile dövdürmeyen din kadını dövdürür mü?



ama sen yine de kitapta bir açık bulduğuna inanarak sapkın ideolojileri tercih edebilirsin. çünkü, kur'an'da filört yasak, zina yasak, don sütyen gezmek yasak, açık saçığa bakmak yasak, alkol yasak, uyulturucu yasak. parayı vurma zananı gelince fayiz yasak, tekelleşmek yasak, lüks tüketim yasak, torpil ve rüşvet yasak. yol yakınken , bir açık(!) bulmuşken darabe " yol tutmak" gerek!
devamını gör...
226.
#47872
"insandışı bir canlının yazdığı belli olan" mı.?
kuran yazılı bir kitap olarak var edilmemiştir ivan arkadaş. vahyolunmak suretiyle peygambere bildirilmiş/tebliğ olunmuş, peygamberin vefatından sonra çok sonra bir heyetçe "seçilip derlenerek kitaplaştırılmıştır."
yani bugünkü şekliyle bir kuran kitabı peygamberin sağlığında yoktur. ( hatta yazıya dökülmesine kitaplaştırılmasına peygamberin karşı bile çıktığı rivayet olunur.)
özetle: insandışı bir canlının "yazdığı" belli olacak bir "kitap" yoktur. ( izninizle düzeltmek istedim.)
devamını gör...
227.
gerçek kur'an-ı kerim diye bir şey yoktur. en eski ku'ran, 700'lü yılların ortalarında yazılmıştır; yani müslümanların peygamberi öldükten 100 yıl sonra.
devamını gör...
228.
kur'an'ı ,kureyş lehçesini bilmediği için anlayamayanların imanının olmayacağını iddea edenler, tüm insanlığın ortak malı olan bilimi ve teknolojiyi nasıl kabul ediyorlar? neticede bu bilgi ve nimetlet de ana dile çevrilerek kendine sunuluyor!

diğer taraftan kur'an , arapça okunacak diye bir şey yok gakko. ana dilden okumak en faydalısıdır. ama karmaşalara son vermek için belli bir topluluğun arapça'dan çözmesi de gereklidir..
devamını gör...
229.
islam dininin kutsal kitabı.

tıp fakültesine yeni başlayan bir öğrenci de tıp kaynaklarını okusa çoğunu anlamaz. ancak profesör, doçent, doktor ve akademisyenlerin yardım ve tedrisatı ile birlikte tıp ilmini öğreniyor ve sonrasında da uyguluyorlar. yoksa tıp alanındaki tüm kaynakları okuyan herkes doktor olurdu. demek ki eğitim işin ehli ile birlikte oluyor. tam da bu sebeple semavi dinlerde kitap ile birlikte elçi de gönderilmiştir ki; hem yaşantısı hem de tatbiki ile insanlara dini öğretsin.

nasıl ki, motor ustası olmak isteyen motor bölümüne ya da motor ustasının yanına çıraklığa gidiyorsa bir dini öğrenmek isteyen de o işin alimine müracaat edecek. hristiyansa papaza, budist ise bhikkulara, müslüman ise alime, mollaya müracaat edecek. yani işinin icazeti olan zatlara başvuracak. her hıyarım var diyene tuzla koşmayacak.

şimdi birileri çıkar 'ayrımcılık yapmışsınız, neden yahudi hahamlarını yazmamışsınız?' diyebilir. onlara da cevabım şudur: bir kimse çıkıp 'ben yahudi olmaya karar verdim' diyemez. çünkü yahudilerin inancına göre yahudi olunmaz yahudi doğulur.
devamını gör...
230.
ön not: parantez içindeki ifadeler, kelime lugatları, sözlük anlamları orijinal metinde yoktur. yazıyı çok beğendiğim için faydalanabilecek kesimi genişletmek amacıyla ekledim. anlamda ne yazık ki kayıplar oldu. allah affetsin...

kur'an,
şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi(büyük kâinat kitabının ezeli tercümesi)..

ve âyât-ı tekviniyeyi(yaradılış ayetlerini) okuyan mütenevvi(çeşitli) dillerinin tercüman-ı ebedîsi..

ve şu âlem-i gayb ve şehadet(görünen ve görünmeyen alemler) kitabının müfessiri...

ve zeminde ve gökte gizli esma-i ilahiyenin(allah'ın isimlerinin) manevî hazinelerinin keşşafı(kaşifi)..

ve sutûr-u hâdisatın(olaylar dizisinin) altında muzmer(gizli) hakaikın(hakikatlerin) miftahı(anahtarı)..

ve âlem-i şehadette(görünen âlemde) âlem-i gaybın(görünmeyen âlemin) lisanı

.. ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifatat-ı ebediye-i rahmaniye(rahman'ın ebedi lutufları) ve hitabat-ı ezeliye-i sübhaniyenin(süphan'ın ezeli hitaplarının) hazinesi..

ve şu islâmiyet âlem-i manevîsinin güneşi, temeli, hendesesi..

ve avalim-i uhreviyenin(ahiret alemlerinin) mukaddes haritası...

ve zât ve sıfât ve esma ve şuun-u ilahiyenin(allah'ın icraatlarının) kavl-i şârihi(açıklayıcısı), tefsir-i vâzıhı(apaçık tefsiri), bürhan-ı kàtı'ı(kesin delili), tercüman-ı sâtı'ı(parlak tercümanı)...

ve şu âlem-i insaniyetin mürebbisi(terbiye edicisi)..

ve insaniyet-i kübra(büyük insanlık) olan islâmiyetin mâ(su) ve ziyası(ışığı)..

ve nev'-i beşerin(insan türünün) hikmet-i hakikiyesi(hakiki hikmeti).. ve insaniyeti saadete sevkeden hakikî mürşidi ve hâdîsi(doğru yola sevk edicisi)...

ve insana hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bütün insanın bütün hâcat-ı maneviyesine(manevi ihtiyaçlarına) merci' olacak çok kitabları tazammun eden tek, câmi'(kapsayıcı) bir kitab-ı mukaddes'tir.

hem bütün evliya ve sıddıkîn ve urefa ve muhakkikînin muhtelif meşreblerine ve ayrı ayrı mesleklerine, her birindeki meşrebin mezâkına(zevklerine) lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına(gayesine) muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütübhane hükmünde bir kitab-ı semavî'dir.

yirmibeşinci söz / risale-i nur külliyatı
* parantez içindeki notlar suser'a aittir. orijinal metinde yoktur.
devamını gör...
231.
kendisinden kur'an-ı mübin olarak bahseden kitap.

bazı dinsizler buradaki "mübin" (açık, açıklayan) ifadesini hadisleri, tefsirleri kur'an'a aykırı göstermek ve bu yolla kur'ana saldırmak için kullanıyorlar.

şimdi yine size kur'an'dan bir örnek vereyim. hadid süresi 3. ayette allahu teala kendisinden "el zahir" olarak bahsetmektedir. bu isim özet olarak "aşikar olan" anlamına gelir. oysa insanların bir çoğu için cenab-ı hak aşikar değildir. bu kur'an indiği dönemde de böyleydi. o halde -haşa- bu isimlendirme yanlış mı? -haşa. elbette yanlış değil. çünkü cenab-ı hak gerçekten el zahir'dir. bütün yaratılmışlarda isimleri okunabilir. sanatı, kudreti, hikmeti, ilmi vs. görünebilir. bazı insanların görememesi ve akdes olan zatının hakikatinin bilinememesi bu ismi yanlış kılmaz.

aynen öyle de kur'an mübin'dir. yani apaçık'tır. ayetler kâinatı, hakikati ve birbirlerini açıklarlar. ama aynı zamanda kur'an insanı bilmedikleri konusunda peygambere ve ilim sahiplerine de yönlendirmiştir. mesela apaçık bir şekilde defalarca insanları evren üzerine düşünmeye, tefekkür etmeye davet etmiştir. yani şimdi kur'an ayetlerinde işaret edilen yaratılış mucizelerini daha derin ve geniş incelemek için bilime başvurmak kur'anın apaçıklığını zedelemez. çünkü kendisi emretmiştir. aynı şekilde kur'anın hikmet, ibadet gibi kısımlarını daha iyi anlamak için hadislere ve tefsirlerde bakmak da kur'anın mübiniyetine(açıklığına) halel getirmez. çünkü emreden kendisidir. (nahl süresi 43. ayet)

yani kısaca kur'anın hadis, tefsir ve bilim yoluyla daha iyi anlaşılması kur'an-ı mübin ifadesine ters değildir.
devamını gör...
232.
hicr 9
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"kur'an-ı kerim" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim