101.
saygılı olmak.
doğaya, hayvana saygı göstermek. bakınız sevgi demiyorum. sevgi bir histir. ama saygı zorunluluktur.
bir ağaca, bir kuşa, bir kediye, bir köpeğe, bir yunusa, bir denize, bir akarsuya, bir aslana, bir kirpiye, bir tilkiye, bir kumsala kısaca gözün görebildiği ve bu dünyayı daha güzel yapan her şeye ve bu dünyayı paylaşmak zorunda olduğumuz her canlıya saygı göstermek. onların varoluş haklarını anlayabilmek.
çok mu zor?
zor olmalı ki, doğaya zarar veriyor insanlar. ağaçları yakıyorlar, yeşil alanları yok edip evler yapıyorlar, denizleri kirletiyorlar, vahşi hayvanları kafeslere ya da havuzlara kapatıyorlar, kedi ve köpeklere zarar veriyorlar. bu dünyayı sadece kendilerinin zannediyor insanlar. dağın başında akan kaynak suyu bile sadece kendi kursaklarından geçsin istiyorlar. dağların tepelerine siteler inşa edip, yaşam alanı yok edilen domuzlar, tilkiler aşağılara inince, onlardan şikayet ediyorlar.
insanlar bu dünyanın etobur bakterileridir. yaşam hakkı sadece kendilerinin zannediyorlar.
sadece öldüklerinde, mezarlarının başucundaki selvi ağacının kökleri tarafından emilip doğayla 'bir' olmayı becerebiliyorlar. sadece ölünce, bedenleri toprak altında eriyince çiçeklere karışıp doğayı güzelleştiriyorlar. oysaki yaşarken dünyaya hep zarar veriyor insanlar.
tüm canlıların en akıllı ve en şereflisi diye de bir şey uydurmuşlar. bu yüzden kendilerini bu dünyadaki her şeyin sahibi zannediyorlar. oysaki ben şerefsiz çok insan gördüm ama şerefsiz tek bir hayvan bile görmedim.
doğaya, hayvana saygı göstermek. bakınız sevgi demiyorum. sevgi bir histir. ama saygı zorunluluktur.
bir ağaca, bir kuşa, bir kediye, bir köpeğe, bir yunusa, bir denize, bir akarsuya, bir aslana, bir kirpiye, bir tilkiye, bir kumsala kısaca gözün görebildiği ve bu dünyayı daha güzel yapan her şeye ve bu dünyayı paylaşmak zorunda olduğumuz her canlıya saygı göstermek. onların varoluş haklarını anlayabilmek.
çok mu zor?
zor olmalı ki, doğaya zarar veriyor insanlar. ağaçları yakıyorlar, yeşil alanları yok edip evler yapıyorlar, denizleri kirletiyorlar, vahşi hayvanları kafeslere ya da havuzlara kapatıyorlar, kedi ve köpeklere zarar veriyorlar. bu dünyayı sadece kendilerinin zannediyor insanlar. dağın başında akan kaynak suyu bile sadece kendi kursaklarından geçsin istiyorlar. dağların tepelerine siteler inşa edip, yaşam alanı yok edilen domuzlar, tilkiler aşağılara inince, onlardan şikayet ediyorlar.
insanlar bu dünyanın etobur bakterileridir. yaşam hakkı sadece kendilerinin zannediyorlar.
sadece öldüklerinde, mezarlarının başucundaki selvi ağacının kökleri tarafından emilip doğayla 'bir' olmayı becerebiliyorlar. sadece ölünce, bedenleri toprak altında eriyince çiçeklere karışıp doğayı güzelleştiriyorlar. oysaki yaşarken dünyaya hep zarar veriyor insanlar.
tüm canlıların en akıllı ve en şereflisi diye de bir şey uydurmuşlar. bu yüzden kendilerini bu dünyadaki her şeyin sahibi zannediyorlar. oysaki ben şerefsiz çok insan gördüm ama şerefsiz tek bir hayvan bile görmedim.
devamını gör...
102.
bazıları için: götlük yapmamak.
yapmadan duramaz oe'ları.*
yapmadan duramaz oe'ları.*
devamını gör...
103.
1. doyumsuzluk: herkes herşeyin en çok olanını istedigi için doyamıyoruz doymadıgımız için de mutsuzuz
2. kabullenememek: hiç kimse hiç bir şeyi kabul etmediği için zor oluyor yaşamak
2. kabullenememek: hiç kimse hiç bir şeyi kabul etmediği için zor oluyor yaşamak
devamını gör...
104.
anlaşılmak. en azından benim için çok zor ve çözümü de yok.
devamını gör...
105.
off hangi birini anlatsam o kadar zor ki!
devamını gör...
106.
babam aradı. dün dedi 3'te geldin. bugün gel diyoruz tamam diyorsun gelmiyorsun dedi.
eve gitmek zor. içkiyi bırakmak zor.
allah canımı alsa da kurtulsam.
eve gitmek zor. içkiyi bırakmak zor.
allah canımı alsa da kurtulsam.
devamını gör...
107.
yöneticilerimi anlamak.
halbuki aynı dili konuşuyoruz, aynı yerde çalışıyoruz.
ancak anlaşamıyoruz. çok ilginç.
anlaşamamak anlaşmaktan daha zor ama anlaşamıyoruz işte.
çünkü neden?
anlaşmak istediklerini hiç sanmıyorum.
halbuki aynı dili konuşuyoruz, aynı yerde çalışıyoruz.
ancak anlaşamıyoruz. çok ilginç.
anlaşamamak anlaşmaktan daha zor ama anlaşamıyoruz işte.
çünkü neden?
anlaşmak istediklerini hiç sanmıyorum.
devamını gör...
108.
“bir bilsem” gibi buruk bir cümle ile cevap verilir.
devamını gör...
109.
olaya felsefi yaklaşmak yerine biraz gerçekçi ve gün içinden yaklaşacağım bu konuya.
geçen aylarda bir fast food zincirinden sipariş vermiştim. siparişin içeriğinde toplam 4 hamburger, 4 patates kızartması, 2 kola, 1 soğan halkası, 1 nugget vardı. abi sipariş bir geldi, 3 hamburger, 2 patates, 1 kola, 1 nugget vardı. üşenmedim gittim dükkanına. "bu siparişi kim hazırladı?" diye sordum, oradan bir "delikanlı" atladı ben diye. gel dedim böyle. telefondan sipariş detaylarını açtım, adamın bana verdiği menüyü açtım. "sence de bir terslik yok mu burada?" dedim. "var abi kusura bakma çok yoğunuz" diye cevap aldım. "burası yoğun olmasa zaten sana ihtiyaçları olmaz, yoğunlar ki fazla fazla eleman var" dedim. suratını ekşilterek "haklısın abi" dedi. dedim müdürünü çağır. geldi kadın. "ya arkadaş, siz burada bu elemanlara atom parçalamayı falan mı öğretiyorsunuz?" diye sorduğumda, bana gülerek "hayır beyefendi de ne alaka?" dedi. tekrar telefonumdaki siparişi ve gelen siparişi gösterdim. "tamam beyefendi hemen eksikleri tamamlıyoruz" dedi. "yoook eksikleri tamamlamayacaksınız, kolalar sıcakacık oldu, hamburger ve patatesler de buz gibi oldu. ya yenisini hazırlayın ya da paramı iade edin" dedim. hemen yenisini hazırlayıp verdiler.
demem o ki; tamam hayatta bazı şeyler zor olabilir. ama kimseye okuduğunu anlamayacak kadar yoğun olamaz. ben de çok yoğun yerlerde çalıştım, hizmet sektöründe çalıştım, 630 ürünlük bir plastik fabrikasında depo sorumlusu olarak çalıştım, çok ünlü markalara takım elbise ve ceket diken tekstil fabrikasında depo sorumlusu olarak çalıştım. eve gelmeden 34 saat çalıştığımı biliyorum. ama hiç bir zaman bu kadar gevşek davranmadım...
geçen aylarda bir fast food zincirinden sipariş vermiştim. siparişin içeriğinde toplam 4 hamburger, 4 patates kızartması, 2 kola, 1 soğan halkası, 1 nugget vardı. abi sipariş bir geldi, 3 hamburger, 2 patates, 1 kola, 1 nugget vardı. üşenmedim gittim dükkanına. "bu siparişi kim hazırladı?" diye sordum, oradan bir "delikanlı" atladı ben diye. gel dedim böyle. telefondan sipariş detaylarını açtım, adamın bana verdiği menüyü açtım. "sence de bir terslik yok mu burada?" dedim. "var abi kusura bakma çok yoğunuz" diye cevap aldım. "burası yoğun olmasa zaten sana ihtiyaçları olmaz, yoğunlar ki fazla fazla eleman var" dedim. suratını ekşilterek "haklısın abi" dedi. dedim müdürünü çağır. geldi kadın. "ya arkadaş, siz burada bu elemanlara atom parçalamayı falan mı öğretiyorsunuz?" diye sorduğumda, bana gülerek "hayır beyefendi de ne alaka?" dedi. tekrar telefonumdaki siparişi ve gelen siparişi gösterdim. "tamam beyefendi hemen eksikleri tamamlıyoruz" dedi. "yoook eksikleri tamamlamayacaksınız, kolalar sıcakacık oldu, hamburger ve patatesler de buz gibi oldu. ya yenisini hazırlayın ya da paramı iade edin" dedim. hemen yenisini hazırlayıp verdiler.
demem o ki; tamam hayatta bazı şeyler zor olabilir. ama kimseye okuduğunu anlamayacak kadar yoğun olamaz. ben de çok yoğun yerlerde çalıştım, hizmet sektöründe çalıştım, 630 ürünlük bir plastik fabrikasında depo sorumlusu olarak çalıştım, çok ünlü markalara takım elbise ve ceket diken tekstil fabrikasında depo sorumlusu olarak çalıştım. eve gelmeden 34 saat çalıştığımı biliyorum. ama hiç bir zaman bu kadar gevşek davranmadım...
devamını gör...
110.
organize olmak, örgütlü olmak.
devamını gör...
111.
işsiz kalınca hayatın gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalmak, eskiden çalıştığın için azade olduğun, yerine birilerini gönderdiğin ve uzaktan organize ettiğin ya da ucundan kıyısından olduğu kadarıyla üstlendiğin sorumlulukların bizzat gerçek muhatabı haline gelmek.
ben 20 kusür yıldır yoğun çalışma hayatı olan biri olarak ailevi mevzulardan uzak yaşıyormuşum meğersem. şöyle ki; ailedeki büyüklerden biri (annem, babam, kayınvalidem, kayınpederim) yardıma muhtaç haldeyse, ne bileyim hastaysa, doktor randevusu varsa vs hep onlarla ilgilenmesi için birilerini (eşim, abim, kardeşim, hatta zaman zaman oğlum vs) yönlendirirdim. söylemesi ayıp* organizasyon benim işimdir. ama olaylarla bizzat ilgilenmek çok daha farklı bir şeymiş.
geçen hafta kayınvalidem hastalandığı için ona gidip 3 günlük yemek yaptım. babam, kaldırımda yürürken düştü, eli kaldırımın kenarına çarptığı için 4 dikiş atıldı falan, bu mevzularda hep ben bizzat yanındaydım.
"zaten öyle olması gerekir, ne var ki bunda?" denilebilir ama dediğim gibi, yerime birilerini yönlendirmeye alışmış olduğum için, şimdi sorumlulukları bizzat üstleniyor olmak bana oldukça zor geliyor...
ben 20 kusür yıldır yoğun çalışma hayatı olan biri olarak ailevi mevzulardan uzak yaşıyormuşum meğersem. şöyle ki; ailedeki büyüklerden biri (annem, babam, kayınvalidem, kayınpederim) yardıma muhtaç haldeyse, ne bileyim hastaysa, doktor randevusu varsa vs hep onlarla ilgilenmesi için birilerini (eşim, abim, kardeşim, hatta zaman zaman oğlum vs) yönlendirirdim. söylemesi ayıp* organizasyon benim işimdir. ama olaylarla bizzat ilgilenmek çok daha farklı bir şeymiş.
geçen hafta kayınvalidem hastalandığı için ona gidip 3 günlük yemek yaptım. babam, kaldırımda yürürken düştü, eli kaldırımın kenarına çarptığı için 4 dikiş atıldı falan, bu mevzularda hep ben bizzat yanındaydım.
"zaten öyle olması gerekir, ne var ki bunda?" denilebilir ama dediğim gibi, yerime birilerini yönlendirmeye alışmış olduğum için, şimdi sorumlulukları bizzat üstleniyor olmak bana oldukça zor geliyor...
devamını gör...