241.
allah affetsin sobaya diye okudum. o derece yani.
devamını gör...
242.
vaiz 1:1-18
her şey bomboş

[1] bunlar yeruşalim'de krallık yapan davut oğlu vaiz'in sözleridir: [2] “her şey boş, bomboş, bomboş!” diyor vaiz. [3] ne kazancı var insanın güneşin altında harcadığı onca emekten? [4] kuşaklar gelir, kuşaklar geçer, ama dünya sonsuza dek kalır. [5] güneş doğar, güneş batar, hep doğduğu yere koşar. [6] rüzgar güneye gider, kuzeye döner, döne döne eserek hep aynı yolu izler. [7] bütün ırmaklar denize akar, yine de deniz dolmaz. ırmaklar hep çıktıkları yere döner. [8] her şey yorucu, sözcüklerle anlatılamayacak kadar. göz görmekle doymuyor, kulak işitmekle dolmuyor. [9] önce ne olduysa, yine olacak. önce ne yapıldıysa, yine yapılacak. güneşin altında yeni bir şey yok. [10] var mı kimsenin, “bak bu yeni!” diyebileceği bir şey? her şey çoktan, bizden yıllar önce de vardı. [11] geçmiş kuşaklar anımsanmıyor, gelecek kuşaklar da kendilerinden sonra gelenlerce anımsanmayacak. [12] ben vaiz, yeruşalim'de israil kralıyken [13] kendimi göklerin altında yapılan her şeyi bilgece araştırıp incelemeye adadım. tanrı'nın uğraşsınlar diye insanlara verdiği çetin bir zahmettir bu. [14] güneşin altında yapılan bütün işleri gördüm; hepsi boştur, rüzgarı kovalamaya kalkışmaktır! [15] eğri olan doğrultulamaz, eksik olan sayılamaz. [16] kendi kendime, “işte, bilgeliğimi benden önce yeruşalim'de krallık yapan herkesten çok artırdım” dedim, “alabildiğine bilgi ve bilgelik edindim.” [17] kendimi, bilgi ve bilgeliği, deliliği ve akılsızlığı anlamaya adadım. gördüm ki, bu da yalnızca rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış. [18] çünkü çok bilgelik çok keder doğurur, bilgi arttıkça acı da artar.

vaiz 2:1-26
zevklerin anlamsızlığı

[1] kendi kendime, “gel, zevki tat. iyi mi, değil mi, gör” dedim. ama gördüm ki, o da boş. [2] gülmeye, “delilik”, zevke, “ne işe yarar?” dedim. [3] insanların göklerin altında geçirdiği birkaç günlük ömürleri boyunca, yapacakları iyi bir şey olup olmadığını görünceye dek, bilgeliğimin önderliğinde, bedenimi şarapla nasıl canlandırayım, akılsızlığı nasıl ele alayım diye düşündüm durdum. [4] büyük işlere girdim. kendime evler inşa ettim, bağlar diktim. [5] bahçeler, parklar yaptım, oralara türlü türlü meyve ağaçları diktim. [6] dal budak salan orman ağaçlarını sulamak için havuzlar yaptım. [7] kadın, erkek köleler satın aldım; evimde doğan kölelerim de vardı. ayrıca benden önce yeruşalim'de yaşayan herkesten çok sığıra, davara sahip oldum. [8] altın, gümüş biriktirdim; kralların, illerin hazinelerini topladım. kadın, erkek şarkıcılar ve erkeklerin özlemi olan bir harem edindim. [9] böylece büyük üne kavuştum, benden önce yeruşalim'de yaşayanların hepsini aştım. bilgeliğimden de bir şey yitirmedim. [10] gözümün dilediği hiçbir şeyi kendimden esirgemedim. gönlümü hiçbir zevkten alıkoymadım. yaptığım her işten zevk aldı gönlüm. bütün emeğimin ödülü bu oldu. [11] yaptığım bütün işlere, çektiğim bütün emeklere bakınca, gördüm ki, hepsi boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış. güneşin altında hiçbir kazanç yokmuş. [12] sonra bilgelik, delilik, akılsızlık nedir diye baktım; çünkü kralın yerine geçecek kişi zaten yapılanın ötesinde ne yapabilir ki? [13] ışığın karanlıktan üstün olduğu gibi bilgeliğin de akılsızlıktan üstün olduğunu gördüm. [14] bilge nereye gittiğini görür, ama akılsız karanlıkta yürür. ikisinin de aynı sonu paylaştığını gördüm. [15] “akılsızın başına gelen, benim de başıma gelecek” dedim kendi kendime, “öyleyse kazancım ne bilgelikten?” “bu da boş” dedim içimden. [16] çünkü akılsız gibi, bilge de uzun süre anılmaz, gelecekte ikisi de unutulur. nitekim bilge de akılsız gibi ölür! [17] böylece hayattan nefret ettim. çünkü güneşin altında yapılan iş çetindi bence. her şey boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış. [18] güneşin altında harcadığım bütün emekten nefret ettim. çünkü her şeyi benden sonra gelecek olana bırakmak zorundayım. [19] kim bilir, bilge mi olacak, akılsız mı? güneşin altında bilgeliğimi kullanarak harcadığım bütün emek üzerinde saltanat sürecek. bu da boş. [20] bu yüzden güneşin altında harcadığım onca emeğe üzülmeye başladım. [21] çünkü biri bilgelik, bilgi ve beceriyle çalışır, sonunda her şeyini hiç emek vermemiş başka birine bırakmak zorunda kalır. bu da boş ve büyük bir hüsrandır. [22] çünkü ne kazancı var adamın, güneşin altında harcadığı bunca emekten, bunca kafa yormaktan? [23] günler boyunca çektiği zahmet acı ve dert doğurur. gece bile içi rahat etmez. bu da boş. [24] insan için yemekten, içmekten ve yaptığı işten zevk almaktan daha iyi bir şey yoktur. gördüm ki, bu da tanrı'dandır. [25] o'nsuz kim yiyebilir, kim zevk alabilir? [26] çünkü tanrı bilgiyi, bilgeliği, sevinci hoşnut kaldığı insana verir. günahkâra ise, yığma, biriktirme zahmeti verir; biriktirdiklerini tanrı'nın hoşnut kaldığı insanlara bıraksın diye. bu da boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış.

vaiz güzel insanmış. vesselam.
devamını gör...
243.
araf 164. içlerinden bir topluluk şöyle dedi: "allah'ın helak edeceği yahut şiddetli bir azapla azaplandıracağı bir topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz? dediler ki: "rabbinize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de korunup sakınırlar ümidiyle."

emre1974tr.blogspot.com/201...
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"sabaha bir ayet bırak" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim