herzamanki gibi bilgisayar başında kahve komasına girmeme ramak kala bir günde, kapıma gelen down sendromlu ve boynunda bir tabela asılı olan güzel tosuncuğun para veya bira istemesi durumudur, dumura uğratmıştır ve kahkaha attırmıştır efenim.
devamını gör...
başıma birçok tuhaf şey geldi ama bu tek şey aklımda beliriyor.

lisede , bir sabah erken saatlerde okula gidip gelirken her zamanki rotam olan kaldırımda yürüyordum. neredeyse kış olduğu için sabah 7 civarında hala oldukça karanlıktı ve bu yol çok iyi seyahat edilmedi. etrafımda araba ya da başka insanlar yoktu.

bu yüzden normal bir şekilde yürüyorum, parlak siyah paltolu küçük bir kızın ters yönde bana doğru yürüdüğünü gördüğümde sıra dışı bir şey yoktu. üşüdüğümüz için ikimiz de güzelce sarılmıştık, bu yüzden ilk başta yüzünü göremedim. boyuna göre, ilkokul çağında, muhtemelen 4. veya 5. sınıfta olduğunu anladım. lisemin karşısında bir ilkokul olduğu için bu bana şaşırtıcı gelmedi ... ama bu kız okullardan tam tersi yöne gidiyordu.

belki de bir şeyi unutmuş ve onu almak için eve gitmesi gerektiğini düşündüm, ama bu garip aşinalık duygusunu bir türlü atamadım. yürürken kaldırıma bakarak başı aşağı yürüdü. zor bir ev hayatı nedeniyle daha gençken böyle yürürdüm, ancak 7-8 sınıfa geldiğimde bunu yapmayı bıraktım.

birbirimize yaklaştığımızda, paltoyu tanıdım: onun yaşındayken sahip olduğum aynı parlak siyah paltoyu giyiyordu. aynı lacivert kadife pantolon. aynı spor ayakkabılar.

geçerken bana baktı ve kanım dondu ve bütün saçlar boynumda dikilmeye başladı. yüzüme bakıyordum. sağ yanağımda çok farklı bir şekilde düzenlenmiş üç ben var ve onlara sahipti.

onu "hissedemedim". biri odada yanınızda olduğunda veya yanınızda yürürken, fiziksel varlıklarını nasıl hissedebileceğinizi biliyor musunuz? ona sahip değildi.

gerçek görünüyordu. kendini gerçek hissetmedi . onun ayak seslerini bile duyamadım, sadece benimki. bana çok üzgün bir bakış attı ama hiçbir şey söylemedi ve durmadı ya da yavaşlamadı. sadece bana baktı ve sonra kaldırıma geri döndü. birbirimizi geçtik.

başka ne yapacağımı bilmeden adım atmaya devam ettim, çünkü bu noktada tamamen korkutulmuş, şaşkın ve şoktan uyuşmuştum. sonunda geri dönmeye cesaret ettiğimde, gitmişti. kayboldu. yolun her iki tarafında da tarlalar vardı, bu yüzden eğer iki yönden de dönmüş olsaydı, yine de açıkça görülebilirdi. gerçek olsaydı, bu.

okula giden yolun geri kalanını ben koştum. öğretmenim, üç uzun blok koşmama rağmen gerçekten solgun olduğumu söyledi. hemşireyi görmemi istedi ama sınıftan ayrılmak istemedim. bu gerçekten öğretmenimi biraz korkuttu çünkü sınıftan çıkıp, elimden gelirse hastalanarak eve sıçrayacak bir çocuktum.

bu güne kadar hala merak ediyorum. ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. bunun zihnin hilesi olduğunu ancak anlayabiliyorum. reçete almadım. ben içmedim asla uyuşturucu almadım. kahve bile içmedim.

daha önce hiç böyle halüsinasyon görmedim.
devamını gör...
ilginçmiş.
benim başımdan geçen pek tuhaf olmadı diyebilirim bir olay hariç ki onu hala anlamlandıramıyorum.
antalya havalimanına uçakla yeni inmiştim, içhatlardan geçtim, ana kapıdan çıktım bir adım attım mahallemde buldum kendimi.
çok yüksek sesle hassktr çektim, öyle bağırmıştım ki mahallede geçen yürüyen insanlar bana şaşkın şaşkın bakmışlardı. valizim de yanımdaydı ama olmamam gereken yerde bir anda belirmiştim. sonra olayı unuttum bir daha da böyle bişey yaşamadım ama hala aklıma geldikçe tüylerim ürperir.
devamını gör...
eyyyyy sözlük, bilgisi olan varsa varsa ışık yaksın *

bugün 23 yaşlarında gencecik bir kız geldi ofise. ınstagram ve youtube üzerinden ürünler tanıttığı için “şirket” kurmak istiyorum diye oturdu karşıma. ben tabi bildiğin öküzün trene baktığı gibi boş boş bakıyorum *

fenomen?! youtuber?! ticari faaliyet..

bilmem kaç takipçisi varmış ve cidden iyi kazandığından, sıfır gideri olduğu ama artık devlete vergi ödemelerinin kanunlaştırıldığı için tekrar söylüyorum, şirket kurmak istiyor. burası çokomelli !?

sözlük harici hiç bir mecrada olmayan ben, şuan bunlar ne iş yapar, nasıl kazanç elde eder, vergilendirme mevzuatları nedir oturdum penguen konuşmacısı olan kızcağızım için mevzuat çalışıyorum..
devamını gör...
yani başlık açmayı düşündüm. rezillik mi desem, efendime söyleyeyim skandal mı, komedi mi... yani küçük dünyamdaki büyük saçmalıklara bir yenisi eklendi diye 10 dakikadır düşünüyorum valla nasıl tanımlayacağımı. neyse garip iyidir dedim geldim buraya. garip diyelim. inanırsak olur bence.

şimdi ben ev-iş arası yürüyorum arkadaşlar. evet şanslıyım, vurmayın. yürüdüğüm yol 20 dakikalık bir yol. üçte biri e5 kenarı, üçte biri ara bağlantı yolu, üçte biri de site içinden oluşan bu yolun konforu ara bağlantı yolundaki metro inşaatı sebebiyle bu ara biraz düşmüş olsa da genel olarak seviyorum bu yolu. seviyordum yani. bugüne kadar. şöyle ki, işten çıktım, eve yürüyorum. e5 kenarı bitti, çalışma olan ara bağlantı yoluna geldim. hafriyat kamyonları, kepçeler ve envai çeşit kocaman araçlardan oluşan bir küçük filoyu ardımda bırakarak yoluma devam ettim, tam siteye bağlanan son toprak düzlükte salına salına yürümekteydim ki e-5 kalabalığından kaçıp bozuk da olsa trafiksiz yol iyidir diye düşünen bir şoför yanımda yavaşladı. laf mı atacak lan bu bana diye bir hışımla dönüp baktım ki adamcağız utana sıkıla "hanımefendi, ceketinizin arkasını düzeltin isterseniz" dedi. şimdi kızkardeşlerim bilir. sırt çantası, ceket ve elbise üçlüsü çok sıkıntılıdır. çanta ceketi, ceket elbiseyi yukarı çeker. hayatının çok büyük bir kısmında elbise giyen bir insan olarak bu konuda normalde çok ihtiyatlıyımdır. ama nasıl olmuşsa olmuş. elimi sırt çantasının altına doğru uzatmamla beynimden aşağı kaynar sular döküldü. ben en fazla 3-4 parmak yukarı çekilmiştir diye düşünürken tüm o yol boyunca normalde diz üstümde olması gereken elbisenin tamamen** sıyrıldığını fark ettim! derhal düzelttim. ama nabzım 130 falan. hayır sağıma soluma bakıyorum, kime ne anlatabilirim! kendimden utandım yahu. sonra başladım gülmeye. hem duruma hem sonraki saçmalığıma. hayır salak kadın opak çorap giymişsin zaten ha tayt ka 40 den penti. ne farkı var. ama var işte. bikiniyle iç çamaşırı da farklı ya. o hesap. sekiz saat falan oldu. hala utanıyorum. kimden? cevabı yok.

ooo rezillik komedisi, alırım bi' dal.

işallah emekçi kardeşlerimiz vardiyalı çalışıyordur yaa, yarın yine o yoldan yürüyeceğim ben. yemekte falan anlatmazlar birbirlerine di' mi? hofff
devamını gör...
markette süt reyonun önünde duran adamı kocam sanıp elinden tutup çekiştirmem sonra niye gelmiyosun diye kızmam , adamın karım burda demesi (baya alışıksa demek ki bu duruma) , kocamın kötü bakışları adamı itip kocama doğru koşmam ve kapanış..
devamını gör...
ziraat odasının önünde sıra beklerken yaşlı bir amca geldi boyu benden kısa kasketli bir amca önümde bana doğru bakacak şekilde durdu kafasını kaldırdı gülümsedi (içimden dayı birine benzetti herhalde dedim ) sonra o şekildeyken yüzüme güler bir yüzle ' ahahahahahaha maskeli prens gelmiş ' dedi ve yürümeye devam etti. amca bunu yaparken eğlenmiş görünüyordu gülümsemekle yetindim .
devamını gör...
üniversite sınavına hazırlandığım yıl masayı salona pencerenin önüne koymuştum yarım saat çalışır on dakika dışarıyı izlerdim, karşıda komple yan yana dizili ağaçlar ve tren yolu vardı, çok sakin bir yerde oturuyorduk. kış günüydü kar geceden yağmış epey biriktirmişti ben de mutlu mutlu dışarıyı izliyorum, mutfakta kahve yaptım dersin başına geçeceğim saat sabah 10 civarı. tam salona girdim tren raylarının orada uzun çiçekli elbiseli 15 yaşlarında bir kız gördüm incecik giyinmiş, üşümüyor mu böyle diye düşündüm, cama doğru yaklaştım sandalyeyi çekmek için en fazla 2-3 saniyelik gözümü camdan ayırdım tekrar baktım ve kimse yok. kızın bulunduğu yerden başka bir yola sapması ve görüş alanımdan çıkması için en az 200 metre yürümesi lazım. halüsinasyon gördüm muhtemelen ama o zaman korkmuştum hemen annemi aradım kahveyi de içemedim midem bulandı.
devamını gör...
herkese selamlar sevgili kafa yazarları. bugün başıma gelen garip olmazsa bile güldürecek bir olay geldi . her zamanki gibi koyunları otlatmak için kalktım koyunları saldım ormana. 1 saat falan koyunların yanındayken uyurum. bugün yine uydum ama normal şartlarda ara sıra kalkar koyunlara bakarım. bugün kalkamadım ve dinç bir şekilde kalkarken bir de ne olsun koyunlar yok . aşağı gittim yukarı gittim orman içindeki okul bölgesini 5 defa dolaştım yoklar . en son babamı aradım babam da çarşıda dediki 8 tane burda şehir şehir geriye kalanları aradık. tüm şehri en son şehirde bir boş arsada bulduk valla bunu yazarken çok yoruldum çünkü yeni dinlenebildim
devamını gör...
geçen sene bir otel'de çalışıyorum. pozisyon front office. resepsiyonda telefon çalıyor, açıyorum. karşıda bir adam var.

-merhabalar, xxx otel, buyrun efendim.
+ (gayet kıro bir aksanla konuşuyor. ben yazarken düzeltiyorum) merhaba, ben almanya'da yaşıyorum da sizden bir isteğim olacak.
-buyrun efendim?
+ben az önce yolda giderken bir türk hanfendiyle karşılaştım, hanfendinin bir derdi varmış, sokakta ağlıyordu. bazı sıkıntılar çekiyormuş. kendisini tayyip erdoğan'la görüşmek istiyor.
-......anlamadım?
+hanfendi diyorum. cumhurbaşkanıyla görüşmek istiyor. türkiye'de oteller kendisine ulaşabiliyorlarmış.
-.........siz şu anda benden recep tayyip erdoğan'ı bağlamamı istiyorsunuz yani?
+evet. bağlayın lütfen.
- (ahizeyi elimle kapatır, müdürüme dönerim.) "adam tayyip'le konuşmak istiyor?!" beyefendi dalga geçiyorsunuz herhalde, bakın işim gücüm var. hattı da meşgul ediyorsunuz.
+(gerçekliğini anlayacağınız, samimi bir sesle) vallahi dalga geçmiyorum. bana tayyip erdoğan'ı bağlama imkanınız var mı?
-........ hayır yok. size türkiye cumhuriyeti cumhurbaşkanını çalıştığım otelden bağlayamıyorum. lütfen bir daha aramayın. iyi günler. *çıt*

manyağa bak anuna koyım? adam gerçekten inanmış, ve sokakta bulduğu bir kadının isteği üzerine benim çalıştığım oteli, hattı cumhurbaşkanına bağlayabileceğimi düşünerek, ciddi ciddi, şaka yapmadan aramış.

ne insanlar var lan?
devamını gör...
kimi cin-sel olaylardır.
devamını gör...
saatim bozulmuş, kimi zaman 10 kimi zaman da 30 dakika geride kalıyor. elimde böyle bir imkan olsaydı da zamanı geriye alabilseydim ya da saate baktığımda çok zamanım var diyebilseydim.
devamını gör...
eski kız arkadaşım escort çıktı 1 ay sonra haberim oldu.
devamını gör...
sanırım 4 ya da 5 yaşındaydım. arkadaşlarla saklambaç oynuyorduk. abim çikolata vermişti bana ve nefes boruma kaçtı. yanımda da iki arkadaşım vardı fakat sesimi duyuramıyordum. seslenmeye çalıştıkça daha da boğulmaya başladım. ölümün nefesini, daha çocuklukta yakinen hissettim. derken, karşı balkondan zeliha adında bir komşumuz vardı, o fark etmiş. hızla koşarak ve bağırarak yanıma geldi ve "çocuk ölüyor" diye bağırmaya başladı. heimlich manevrasını da bilmiyordu üstelik. fevri bir şekilde ağzımı açtı ve parmağını boğazıma soktu. nasıl olduysa çıkardı çikolatayı. teşekkür bile edemedim. çünkü yetiştiğim coğrafyada bu tür minnetvari sözcüklere ecnebiydim. bir de çocuksun neticede. ölüme yaklaştığım ya da düşündüğüm her an aklıma gelir bu hadise. aradan neredeyse 25 küsür yıl geçti. biz o mahalleden çoktan taşındık. zeliha ablanın yüzünü hayal meyal hatırlarım. gidesim gelir arada, eğer hala hayattaysa teşekkür mü etmeliyim, yoksa bu meşakkatli hayat şartlarından ötürü bitap düşmüş olmamdan dolayı o zamanlar yaşamdan kopup kurtulamadığım için kızmam mı gerekiyor? sanırım bu sorunun yanıtı, beni bir nebze olsun kendime getirir.
devamını gör...
otobüsteyim ve işe gidiyorum. bir duraktan yolcu bindi, beni gördü ve adınız ayberk miydi dedi. ben de değildi dedim. kusura bakmayın dedi.

garip.
devamını gör...
şişeden suyu içrken bir dayının durduk yere yavaş iç diye laf çakmasıdır.
devamını gör...
üniversitede okuduğum yıllarda yaşadığım garip ama kendi açımdan eğlenceli bir olaydır. biraz uzun olabilir ama detayları tam hatırlamaya çalıştıkça eklediğim için böyle oldu.

o zamanlar (2011) istemediğim bir şehirde bölüm tercihi nedeniyle okuduğum için sürekli mutsuz, sitemkar ve aklında "ben bir yerlere gitmeliyim, bir şey denemeliyim" diye dolaşan, arkadaş edinmeyen garip bir insandım. tek sorun bunları kendime söyleyip bir türlü hareket etmiyor hatta vazgeçiyordum. yine o dönemlerin birinde fakülteden çıkarken panoya renkli renkli bir şeyler asan kişiyi fark ettim. nasıl anlatayım hani bir şeyden ne zaman vazgeçersen o fırsat ya da kişiyi karşına çıkaracağım diyen görünmez insan var ya, işte benim için görünmez insan o çalışan abiydi.

ilk defa erasmus programı ile tanışma anımı öğrenmiş oldunuz. kocaman puntolarla yurt dışı yazan bir kağıt görünce tabi heyecandan telefonla çekmek yerine tüm detayları salak gibi deftere yazdığımı da not olarak ekleyim. neyse gelelim olayın asıl kısmına.

birkaç hafta içerisinde koşulları sağladığımız için kendi bölümümde başvuran 3 kişi ile beraber yazılı ve sözlü bir sınava katıldık. diğer iki arkadaşı vize zamanı falan hep kopya çekerken hatırladığım için yazılıyı geçseler bile sözlüyü geçemeyeceklerini biliyordum ve öyle de oldu. birkaç gün sonra sonuçlar açıklandığında bölüm için ayrılan tüm kontenjanlar bana kalmıştı. peki ya bölüm sonu canavarı?

aradan geçen birkaç hafta çok iyiydi. tercihler bitmiş, kesin geleceği için birinci sıraya almanya yazıp formu göndermiştim. zaten mühendislik okuyordum ve geri döndüğümde de işin ehli olan bir yerde deneyimim olduğunu cv'ye yazmak gibi avantajı olacaktı. unuttuğum tek şey hayatım boyunca başıma gelen şeyler yüzünden ailem, arkadaşlarım, eski ilişkilerimde asla kabul etmediğim "bu ancak senin başına gelir altay." cümlesiydi. yine gelecekti, ben kaçtıkça beni kovalayacaktı.

telefonda, bilgisayarda sayfa yenileyerek geçirdiğim 2 günün sonunda nihayet 20-25 sayfa uzunluğundaki excel dökümanı paylaşılmıştı. hemen müthiş excel bilgim ile ctrl+f kombinasyonunu kullanıp adımı arattım ve işte beklediğim o sonuç.

yerleşemedi. yerleşemedi. yerleşemedi. yerleşemedi. yerleşemedi.

yaklaşık bu olayı 3-4 kere tekrarladım çünkü kontenjanı hiç dolu olmayan bir yere tek tercih yapan bir insanın yerleşememe gibi bir olayı benim başıma gelebilirdi. geçmek bilmeyen o günün sonunda tüm gece yapacağım konuşmayı kafamda kurup ilk iş erasmus koordinatörlüğünü bastım. içeride kullandığım cümleleri tam hatırlamıyorum ama "siz benim kazanılmış hakkımı alamazsınız, sizi rektörlüğe şikayet edeceğim." falan diye bağırdığımı çok net hatırlıyorum.

bu noktada rektör kelimesi nasıl bir korku saldıysa sağ olsun çalışan bir kız tercih listemi açtı ve beraber bomboş bir sayfayı izledik. işte arkadaşlar, çok sevdiğim bölüm başkanımın, bölüm sonu canavarımın meğer benim tek tercihim olan almanya'yı, almanca bilmediğim gerekçesiyle tercihlerimden sildiğini ve beni açıkta bıraktığını tam o an öğrendim. ışık hızını geçecek bir teknolojiye henüz erişemedik ama ben o gün koordinatörlük ve rektörlük arasındaki o mesafeyi inanın ışık hızıyla geçmişimdir.

bildiğiniz üzere rektörle görüşmek belirli kapıları aşmanızın gerektiği bir süreç gerektiriyor ve ben daha güvenlik girişindeyken squid game'deki ilk oyunu oynarken yürüyen mallar gibi elendim. tek konuşabildiğim kişi girişte oturan sekreter olmuştu ve olayla ilgilenmeyeceğine o kadar emindim ki mülteci olup sınıra dayansam o kadından daha etkili bir çözüm olacağına emindim. içinde bulunduğum durumu ve o iğrenç hissi nasıl tanımlarım bilmiyorum ama sanki biriyle 3-4 kere buluşmuşsunuz da tam güzel gideceğine inandığınız bir şey düşünürken twitter'da eski sevgilisine yardırdığı tweetler'i görmüşsünüz gibi bir his. işte o hisle öğle arasında iğrenç bir köfte ekmek yediğimi de hatırlıyorum.

peki sonra ne oldu? evet arkadaşlar, hayatımda çok nadir karşılaştığım bir doğa üstü olay gerçekleşti ve öğle arasının sonuna doğru dahili bir telefondan arandım. arayan kişi rektörlük çalışanı biriydi ve erasmus koordinatörlüğüne gittiğim zaman bir sorun olduğunu ama bana yine de yardımcı olacaklarını söyledi.

işte şimdi benim için işin eğlenceli kısmına geldik. erasmus koordinatörlüğüne gittiğimde her ne hikmetse sabah yüzüme bakmayan insanların beni resmen ünlü biriymişim gibi karşıladığını gördüm. herkes bir şekilde olaya hakim olmuş ve çözüm için bir şey söylediğini duyuyordum. tüm tercihleri baştan sonra değiştirmeleri gibi bir şans olmadığı için de en son o beklenmedik hamle geldi.

kocaman bir avrupa haritası önümde açıldı ve kontenjanı olan tüm ülkeler, tüm üniversiteler tek tek kalemle işaretlenip tercih yapabileceğim söylendi. ben de bir mersin'li olarak kış mevsimi yaşayamadığımdan ötürü gidip en kuzeyde, bir gün -26 derece ile karşılacağımı bilmediğim kuzey avrupa ülkesi litvanya'yı tercih ettim. son 10 yıla baktığımda ise hayatımın en güzel dönemini orada geçirdiğim konusunda neredeyse eminim.

çok uzattım biliyorum, inşallah okurken sıkılmamışsınızdır. hayatın ne getireceği belli olmuyor. bazen hakkımızı aramaktan vazgeçmek yerine üstüne üstüne gitmemiz gerektiği bize bir şekilde gösteriliyor. uğraşıp uğraşmamak ise bizim elimizde.
devamını gör...
ilk ve son kez bir hamama gitmiştim. çocukluğumun travması resmen. teyzelerimiz büyük memintolarını omuzlarından arkaya doğru atıyordu. nolur nolur kimseninki o kadar sarkmasın ve kilonun tamamı orada birikmesin.
devamını gör...
1000 parçalı birazı yapılmış bir puzzle'ın bir parçasını rastgele aldım ve şak diye uygun yere yerleştirdim. nasıl denk geldi bilmem.
devamını gör...
Bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

"sözlük yazarlarının başına gelen garip olaylar" ile benzer başlıklar

Normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan yardım başlıkları puan tablosu sıkça sorulan sorular istatistikler iletişim