sözlük yazarlarının başına gelen garip olaylar
başlık "boltcrank" tarafından 03.12.2020 15:27 tarihinde açılmıştır.
21.
arkadaşla marketten çıkıp arkadaşın dandik doğan slx arabasına yönelmemiz, arabanın bagajını açıp aldıklarımızı yerleştirip ön tarafa geçişimiz, arkadaşın arabaya girip arabayı çalıştırması, benim arabaya binerken koltuklarda bir acayiplik fark etmem. "lan bu araba senin araba değil galiba" demem. arkadaşın arabadan inip plakaları kontrol etmesi. "benimki nerede lan" demesi. bu sırada araba sahibinin gelip bize şaşkınlıkla gülerek bakması. eşyalarımızı alıp arabayı park ettiğimiz yerden 100 metre ötedeki arabaya yürümemiz
devamını gör...
22.
geçen gün otobüse bindim, otobüs park halinde yolcu bekliyor kimse yok. kartı bastım şoför abi "aa sen öğretmen misin? ben seni böyle * görünce öğrenci sandım" dedi. ben de güldüm bir iki şey söyledim koltuğa doğru ilerledim. burada odak noktamız otobüste kimsenin olmaması tabi, ya da benim kimseyi görmemiş olmam.
neyse birkaç dakika geçti "abla, abla" diye birisi sesleniyor ama nasıl sakin bir ses, varla yok arası yani. arkamı döndüm, çocuğun biri otobüsün içerisindeki demirlerden birinin üzerine çıkmış "bak ben nereye çıktım abla" diyor. ama o çocuk ne ara oraya geçti ya da önceden orada mıydı hiç bilmiyorum. "in ordan bak düşersin" gibi şeyler söyledim ama nafile, sakince dışarıya bakıyor, bacaklarını sallıyor. tabi bu anlarda da otobüste kimse yok. sonra yavaş yavaş insanlar gelmeye başladı, bütün koltuklar doldu, bende kulaklığı taktım dışarıyı izliyorum. bir baktım sağ tarafıma doğru bir hareketlenme var, çocuk otobüsün orta kısmında bir öne doğru koşuyor bir arkaya doğru, kimsede dönüp bakmıyor bu çocuk ne yapıyor, düşecek bir şey olacak falan diye. tabi ben bunları düşünürken baya işkillenmeye başladım bunlar niye bakmıyor, bir tek ben mi görüyorum bunu diye, beni bir sıcak bastı.* sonra müziği falan kapattım çocuğu izleyecem çaktırmadan.
çocuk arkamdaki koltuğa vurmaya başladı, baya pat pat diye sesler geliyor yine tabi bir allah'ın kulu bakmıyor burda noluyor bu sesler ne diye. bende kafamı çevirmiyorum hiç, işkillendim ya her şey çıkabilir* yine dışarıya bakıyor gibi yapıyorum, o sırada omuzumda bir el beni dürttü, çocuk gözünün birini parmaklarıyla açmış "abla gözüme bir şey mi kaçmış baksana" diyor. ama nasıl sakin bir ses, "nolur biraz canlı konuş" diyeceğim artık o kadar korkuyorum.* tabi korktuğumu asla belli etmeden bakıp "bir şey yok gibi" dedim tamam dedi yine gitti arkaya. tabi bu sırada kimse bizden tarafa bakmıyor yine.* çok geçmeden ineceğim durağa geldik arkaya bakıyorum ne çocuk var ne bir şey. yanıma gelip gözünü gösterdikten sonra bir durakta da durulmadı hiç, tövbe bismillah yani ben kiminle konuştum o kadar. artık o anda bir yerlere eğildiği için görmediğimi umarak teselli ediyorum kendimi. insanın kendisini teselli etmesi önemli çünkü*
neyse birkaç dakika geçti "abla, abla" diye birisi sesleniyor ama nasıl sakin bir ses, varla yok arası yani. arkamı döndüm, çocuğun biri otobüsün içerisindeki demirlerden birinin üzerine çıkmış "bak ben nereye çıktım abla" diyor. ama o çocuk ne ara oraya geçti ya da önceden orada mıydı hiç bilmiyorum. "in ordan bak düşersin" gibi şeyler söyledim ama nafile, sakince dışarıya bakıyor, bacaklarını sallıyor. tabi bu anlarda da otobüste kimse yok. sonra yavaş yavaş insanlar gelmeye başladı, bütün koltuklar doldu, bende kulaklığı taktım dışarıyı izliyorum. bir baktım sağ tarafıma doğru bir hareketlenme var, çocuk otobüsün orta kısmında bir öne doğru koşuyor bir arkaya doğru, kimsede dönüp bakmıyor bu çocuk ne yapıyor, düşecek bir şey olacak falan diye. tabi ben bunları düşünürken baya işkillenmeye başladım bunlar niye bakmıyor, bir tek ben mi görüyorum bunu diye, beni bir sıcak bastı.* sonra müziği falan kapattım çocuğu izleyecem çaktırmadan.
çocuk arkamdaki koltuğa vurmaya başladı, baya pat pat diye sesler geliyor yine tabi bir allah'ın kulu bakmıyor burda noluyor bu sesler ne diye. bende kafamı çevirmiyorum hiç, işkillendim ya her şey çıkabilir* yine dışarıya bakıyor gibi yapıyorum, o sırada omuzumda bir el beni dürttü, çocuk gözünün birini parmaklarıyla açmış "abla gözüme bir şey mi kaçmış baksana" diyor. ama nasıl sakin bir ses, "nolur biraz canlı konuş" diyeceğim artık o kadar korkuyorum.* tabi korktuğumu asla belli etmeden bakıp "bir şey yok gibi" dedim tamam dedi yine gitti arkaya. tabi bu sırada kimse bizden tarafa bakmıyor yine.* çok geçmeden ineceğim durağa geldik arkaya bakıyorum ne çocuk var ne bir şey. yanıma gelip gözünü gösterdikten sonra bir durakta da durulmadı hiç, tövbe bismillah yani ben kiminle konuştum o kadar. artık o anda bir yerlere eğildiği için görmediğimi umarak teselli ediyorum kendimi. insanın kendisini teselli etmesi önemli çünkü*
devamını gör...
23.
eski erkek arkadaşım sorumlulugum cok fazla artti sana zaman ayiramam deyip beni terk etmişti meğerse adam baba olmus sorumlulugu cocukmus. kendisinin düğün videolarina denk geldim kucağında cocuklu falan tuhaftı.
devamını gör...
24.
türkiye'de doğdum.
devamını gör...
25.
ramazan ayıdır, 1 nolu kışlalar mahallesi dolmuşuna binilir.iftara yakın bir saat , dolmuş tıklım tıklımdır.kebapçığınız dahil 6-7 kişi ayakta yolculuk etmektedir.dolmuş bolca sallanır can kenarında anacığının kucağında bulunan 2-2,5 yaşlarında bir bebe yanında ( koridor tarafında ) bulunan teyzenin üzerine kusar , teyze de koridora doğru 18-19 yaşlarında bıçkın bir delikanlının yeni aldığı spor ayakkabılarına kusar.
delikanlı : allah belanı vermesin dezze niyetli niyetli nerden buldun buğadar gusmuğu ? pabucun için sıçtın , töremiyesin*
dezze : gurban olim guzum şeker var da bende ondan dutamıyom , gusura galma taman*.
dolmuşçu : bunların topuna gıran gire , ulan ne zaman bir numaraya sefere çıksam ya biri sıçar ya biri gusar. ( 5 saniye sonra ) mazut fiyatları da yükseldi valla..
bence komik ve garipti.
delikanlı : allah belanı vermesin dezze niyetli niyetli nerden buldun buğadar gusmuğu ? pabucun için sıçtın , töremiyesin*
dezze : gurban olim guzum şeker var da bende ondan dutamıyom , gusura galma taman*.
dolmuşçu : bunların topuna gıran gire , ulan ne zaman bir numaraya sefere çıksam ya biri sıçar ya biri gusar. ( 5 saniye sonra ) mazut fiyatları da yükseldi valla..
bence komik ve garipti.
devamını gör...
26.
corona yeni yeni başlamış. tedbirler alınmış. maskeler takılmış..
yine bir kış günü. ellerimde kar eldiveni var. akbilimi bastım yerime geçiyorum, otobüs şoförü hooop nereye abicim diye arkamdan seslendi...
gel ellerine dezenfektan sık!
elimde eldiven var abi, sağol gerek yok dedim.
şoför, olmaz eldivenlerini çıkar, yine de dezenfekte et. ne olur ne olmaz dedi.
abicim, ellerimi yıkadım üzerine de eldivenlerimi çektim. ellerim tertemiz dedim.
adam anlamıyor tabi, ille de dezenfektan kullanmalıymışım, içi rahat etmezmiş...
5 dakika tartıştık...
ya sık işte kardeşim diye bağırmaya başladı.
baktım olacak gibi değil. sıktım..
benim yerimde başka biri olsa adama dere tepe düz giderdi.
yine de iyi bir abi olduğunu düşündüğüm için en sonunda dediğini yaptım...
bu millet neden böyle?
yine bir kış günü. ellerimde kar eldiveni var. akbilimi bastım yerime geçiyorum, otobüs şoförü hooop nereye abicim diye arkamdan seslendi...
gel ellerine dezenfektan sık!
elimde eldiven var abi, sağol gerek yok dedim.
şoför, olmaz eldivenlerini çıkar, yine de dezenfekte et. ne olur ne olmaz dedi.
abicim, ellerimi yıkadım üzerine de eldivenlerimi çektim. ellerim tertemiz dedim.
adam anlamıyor tabi, ille de dezenfektan kullanmalıymışım, içi rahat etmezmiş...
5 dakika tartıştık...
ya sık işte kardeşim diye bağırmaya başladı.
baktım olacak gibi değil. sıktım..
benim yerimde başka biri olsa adama dere tepe düz giderdi.
yine de iyi bir abi olduğunu düşündüğüm için en sonunda dediğini yaptım...
bu millet neden böyle?
devamını gör...
27.
"ikinci tanımımı giriyor olmam garip bir insan olduğum anlamına mı geliyor acaba?" diye düşündüren başlık.*
kendimi bildim bileli üç harfli mevzularından korkarım. hatta sadece üç harfli demeyeyim, benim için bilinmezlik olan çoğu şeyden korkarım. gecenin ilerleyen saatlerinde "özözünedanışır bana bir bardak su ver" diyen annemin sesini duyup, uykulu uykulu mutfağa giderken aynada kendimi fark edip uyanmam, anneme "anne su mu istedin?" diye seslenmeme rağmen hiç cevap gelmemesi ve benim yorganı kafama çekip bütün kötü varlıkları def etmem yakın bir geçmiş anımdır. bu anlatacağım olay da benim için başka bir bilinmezliklerden biri. çatlamamak için hareket etmeden oturmaya çalıştığım bir yaz günü acaba bugün nasıl uyusam diye düşünüyorum, her gün düşünüyorum bunu. belki bilenleriniz vardır adana'nın sıcağını, bilmeyenler için söyleyeyim cehennemin dünyadaki versiyonu adana. aldığınız nefesi hissedemiyorsunuz, evin içerisinde güneş görmeden kararıyorsunuz o kadar sıcak. klimalı oda iyi hoş ama elektrik kesilince ortalık feryat yeri. elektriğin kesildiği bir gece dolaptan döşeği omuzladım ağlaya ağlaya esen bir yer bulmaya çalışıyorum. üstün çabalarım sonucu misafir odasının tam orta kısmında azıcık hareketlenme olduğunu fark ettim hemen yatağı yaptım oraya.* allahım nolur biraz essin, nolur uyuyayım artık derken kalbim tutmuş. sabaha doğru uyandım öyle oyalanıyorum yatakta, boş bir şekilde duvara bakıyorum. bir anda arkamda hareketlenme hissettim. hani koltukta birisi yanınıza oturunca hareketlenme olur ya, aynı o şekilde döşeğin arkamda kalan kısmı eğildi. kısa süre sonra kolunu attı birisi, ben de hemen ablam sandım. "abla uyandıysan tekrar yatma buraya, kalk kahvaltıyı hazırla hayrına" diyeceğim kafamdan bunu geçirdim yani, ama benim dememe fırsat vermeden kalktı arkamdaki kişi. bende içine doğdu heralde, ben demeden gitti kahvaltı hazırlamaya falan diyorum.
neyse kısa bir süre daha boş boş uzandıktan sonra kalktım bir baktım ablam içeride koltukta uyuyor. dürttüm, insanın asla uyandırılmaması gereken şekillerde sallayarak uyandırdım. "uyanmıştın, yanıma geldikten sonra geri mi uyudun" diye azarlıyorum. garibim saf saf yüzüme bakıyor. "özözünedanışır manyak mısın, ben daha yeni uyanıyorum, ne yanına yatması" demesin mi. aman yarabbi, eminim ama birisi geldi, kolunu attı, o kolun ağırlığını hissettim, sarıldı hatta, baya da uyanıktım ben. işin kötü yanı evde ikimiziz, babam ya da annemdir de diyemiyorum. bu olayın ardından kendimi korkuttuğumdan olsa gerek günlerce uyuyamadım, gece olsun istemiyordum.
tesadüfi bir şekilde müftü bir tanıdığımızın bizde olduğu bir gün konusu açıldı, dinledi, bana "acaba çok mu kötü bir şey" diye düşündürecek kadar sessizce baktı. bol bol nas, felak oku, banyoya da tamamen çıplak girme dedi. "küle basma, akşam vakti çok gezme" tarzı uyarılar da bekledim ama yok, sadece banyo konusunda uyardı. keşke uyarmasaydı, şimdi de acaba niye sadece onu dedi diye düşünerek kafamda kuruyorum.* bu da böyle saçma sapan, garip bir anımdır. siz siz olun, arkanızdan biri sarılınca neymiş neciymiş diye bakın, baştan çözün olayı.*
kendimi bildim bileli üç harfli mevzularından korkarım. hatta sadece üç harfli demeyeyim, benim için bilinmezlik olan çoğu şeyden korkarım. gecenin ilerleyen saatlerinde "özözünedanışır bana bir bardak su ver" diyen annemin sesini duyup, uykulu uykulu mutfağa giderken aynada kendimi fark edip uyanmam, anneme "anne su mu istedin?" diye seslenmeme rağmen hiç cevap gelmemesi ve benim yorganı kafama çekip bütün kötü varlıkları def etmem yakın bir geçmiş anımdır. bu anlatacağım olay da benim için başka bir bilinmezliklerden biri. çatlamamak için hareket etmeden oturmaya çalıştığım bir yaz günü acaba bugün nasıl uyusam diye düşünüyorum, her gün düşünüyorum bunu. belki bilenleriniz vardır adana'nın sıcağını, bilmeyenler için söyleyeyim cehennemin dünyadaki versiyonu adana. aldığınız nefesi hissedemiyorsunuz, evin içerisinde güneş görmeden kararıyorsunuz o kadar sıcak. klimalı oda iyi hoş ama elektrik kesilince ortalık feryat yeri. elektriğin kesildiği bir gece dolaptan döşeği omuzladım ağlaya ağlaya esen bir yer bulmaya çalışıyorum. üstün çabalarım sonucu misafir odasının tam orta kısmında azıcık hareketlenme olduğunu fark ettim hemen yatağı yaptım oraya.* allahım nolur biraz essin, nolur uyuyayım artık derken kalbim tutmuş. sabaha doğru uyandım öyle oyalanıyorum yatakta, boş bir şekilde duvara bakıyorum. bir anda arkamda hareketlenme hissettim. hani koltukta birisi yanınıza oturunca hareketlenme olur ya, aynı o şekilde döşeğin arkamda kalan kısmı eğildi. kısa süre sonra kolunu attı birisi, ben de hemen ablam sandım. "abla uyandıysan tekrar yatma buraya, kalk kahvaltıyı hazırla hayrına" diyeceğim kafamdan bunu geçirdim yani, ama benim dememe fırsat vermeden kalktı arkamdaki kişi. bende içine doğdu heralde, ben demeden gitti kahvaltı hazırlamaya falan diyorum.
neyse kısa bir süre daha boş boş uzandıktan sonra kalktım bir baktım ablam içeride koltukta uyuyor. dürttüm, insanın asla uyandırılmaması gereken şekillerde sallayarak uyandırdım. "uyanmıştın, yanıma geldikten sonra geri mi uyudun" diye azarlıyorum. garibim saf saf yüzüme bakıyor. "özözünedanışır manyak mısın, ben daha yeni uyanıyorum, ne yanına yatması" demesin mi. aman yarabbi, eminim ama birisi geldi, kolunu attı, o kolun ağırlığını hissettim, sarıldı hatta, baya da uyanıktım ben. işin kötü yanı evde ikimiziz, babam ya da annemdir de diyemiyorum. bu olayın ardından kendimi korkuttuğumdan olsa gerek günlerce uyuyamadım, gece olsun istemiyordum.
tesadüfi bir şekilde müftü bir tanıdığımızın bizde olduğu bir gün konusu açıldı, dinledi, bana "acaba çok mu kötü bir şey" diye düşündürecek kadar sessizce baktı. bol bol nas, felak oku, banyoya da tamamen çıplak girme dedi. "küle basma, akşam vakti çok gezme" tarzı uyarılar da bekledim ama yok, sadece banyo konusunda uyardı. keşke uyarmasaydı, şimdi de acaba niye sadece onu dedi diye düşünerek kafamda kuruyorum.* bu da böyle saçma sapan, garip bir anımdır. siz siz olun, arkanızdan biri sarılınca neymiş neciymiş diye bakın, baştan çözün olayı.*
devamını gör...
28.
bizim evin karşısı mezarlık manzaranın mükemmelliğini siz düşünün. eski oturduğumuz mahalleden komşular misafirliğe gelmişlerdi. benimle yaşıt bir kız telaşla beni yanına, mutfağa çağırdı. güya balkonun kapı camından fortmantoda asılı olan feracenin yansımasını görmüş.
ve yansımadı feracenin hemen üstünde bir çift kırmızı göz varmış. ben de mezarlıktan dolayı böyle bir psikoloji içinde olduğu için öyle bir şey gördüğünü söyledim.
aradan biraz vakit geçti. (birkaç hafta, ay) yatsı namazını kılıyorum. farzı bitirdim elime yüzüme götürdüm. sadece yanıma dokunmuştum. elime kan geldi. tabii bana sıra abdestim bozuldu diye yanıyorum. neyse, gittim banyoya. sadece burnunun üstünde hafif bir kan vardı. ve ben hiç burnuma dokunmadım yanağımda da herhangi bir kan izi yoktu. neyse tekrardan abdest aldım namazımı bitirdim tesbihatta iken ellerimde kan gördüm ama namaz boyunca bir daha hiç elimi yüzüme veya başka bir yere dokundurmamıştım. ve iki kan olayında da herhangi bir acı hissetmiyordum. bir de arada gözlerimin önünde eşyalar yerlere düşüyor veya sağa sola doğru hafif hareket ediyor. duruş şekillerinden, eğimli olmalarındandır diyorum . farklı bir anlam yüklemek istemiyorum. zaten gerek de yok.
not: korkmayın, kimsenin bana göründüğü yok. snabahabj. zamanında yaşanmış ve bitmiş şeyler.
ve yansımadı feracenin hemen üstünde bir çift kırmızı göz varmış. ben de mezarlıktan dolayı böyle bir psikoloji içinde olduğu için öyle bir şey gördüğünü söyledim.
aradan biraz vakit geçti. (birkaç hafta, ay) yatsı namazını kılıyorum. farzı bitirdim elime yüzüme götürdüm. sadece yanıma dokunmuştum. elime kan geldi. tabii bana sıra abdestim bozuldu diye yanıyorum. neyse, gittim banyoya. sadece burnunun üstünde hafif bir kan vardı. ve ben hiç burnuma dokunmadım yanağımda da herhangi bir kan izi yoktu. neyse tekrardan abdest aldım namazımı bitirdim tesbihatta iken ellerimde kan gördüm ama namaz boyunca bir daha hiç elimi yüzüme veya başka bir yere dokundurmamıştım. ve iki kan olayında da herhangi bir acı hissetmiyordum. bir de arada gözlerimin önünde eşyalar yerlere düşüyor veya sağa sola doğru hafif hareket ediyor. duruş şekillerinden, eğimli olmalarındandır diyorum . farklı bir anlam yüklemek istemiyorum. zaten gerek de yok.
not: korkmayın, kimsenin bana göründüğü yok. snabahabj. zamanında yaşanmış ve bitmiş şeyler.
devamını gör...
29.
kuşadası - davutlar arasında dolmuşta gidiyordum. bir tane yaşlı amcayla tanıştık. 80 yaşında falan var. sohbet ediyoruz. adamın nefesi çok kötü kokuyordu. organlarıyla alakalı herhalde. yani öyle sarımsak kokusu falan değil. hastalıklı organlarından geliyordu herhalde. kafamı çevire çevire nefes alıp dedeyi dinledim, arada konuştum falan. belli etmemeye çalıştım. dede bi yerde bişeyler dedi ama bunları sadece ben biliyorum. yakınlarıma bile söylememiştim. böyle kafası gitti gibi oldu ve bayağı sadece benim bildiğim şeyler söyledi, sonra da normale döndü. kendi söylediklerini hatırladığını falan sanmıyorum zira kısa süreli bi trans hali gibi bişey yaşadı dede. yani böyle şeyler var arkadaşlar. bunu daha önce de fark etmiştim. o zamandan beri böyle konuların işlendiği dizileri ve filmleri izlemeyi seviyorum. eskiden aşırı saçma gelirdi ve öyle kahinli, psişikli filmleri falan elerdim. hahah.
devamını gör...
30.
küçükken bir ağacın hareket ettiğini görmüştüm ama şu anki ben bunu hatırlıyor olsa da gerçekliğinden eminliği konusunda çocukluğuna veriyor. ama biliyoruz ki çocukların filtreleri yok. o hâlde evet, hareket ediyordu! sanırım flipped filmine olan sevgimin kaynağından biri de bu. bak bunu yazarken kendimle ilgili bir şey daha keşfettim, ne güzel.
devamını gör...
31.
bir gün önce rüyamda ilk sevgilimi gördüm. ertesi gün eski sevgilimi tam 19 sene sonra karşımda gördüm. ulan ben bu anı daha önce yaşamıştım.
devamını gör...
32.
kredi kartımdan ogs ücreti kesilmiş 2 defa. toplam 28 küsur lira. sorun şu ki bizim arabamız yok şu an. o köprüden de 2 senedir geçmişliğimiz yok. arabayı satalı nerdeyse 2 sene oldu. ogs evde duruyor. yani nasıl olabilir anlamadım.
devamını gör...
33.
kktc de askerlik görevimi yaparken az kalsın savaş çıkmasına sebep oluyorduk. rum kesimine geçen bir askerimiz sağ olsun.
devamını gör...
34.
lise 1'deydi herhalde. ozan diye bi arkadaşla pencerenin kenarındayız sınıfta, teneffüste. hava soğuktu ve ikimiz de aynı anda pencereyi kapatmak için hamle yaptık, birimiz sağda birimiz soldayız. sonra gene aynı anda ellerimizi geri çektik, diğeri kapatsın diye. sonra birbirimize baktık. sonra gene aynı anda hamle yaptık. sonra gene aynı anda ellerimizi geri çektik. aynı anda büküldük ve güldük. sonra gene aynı anda birbirimize dönüp, "sen kapatacaksın diye..." gibi bişey dedik sonra gene aynı anda sustuk. sonra gene aynı anda bişeyler daha (aynı şeyleri) dedik ve sonunda pes ettik. bu arada sonradan öğrendim ki bu arkadaşla doğum günümüz aynıymış (gün/ay/yıl).
devamını gör...
35.
2 gün önce youtube'dan eski parçalardan oluşan bir "disco hits" derlemesi dinliyordum. sonra facebook'ta önüme tipik bir hayvan kurtarılması, sonra mutlu edilmesi videosu çıktı. ona da tıkladım. ikisinde de çalan farklı müzikler birbirine tam oturdu. (ikincisi pek ritmik bir parça değildi yani baskın bir "beat"i yoktu ama slow bir eser de değildi.) bpm'si, armonisi, melodi karakteri vs. birbirini zenginleştirdi bu parçalar. hadi bu olabilir ama ben tam facebook'ta o videoya tıkladım. youtube'daki parça zaten bir süredir çalıyordu. bunlar nasıl mükemmel olarak üst üste oturabilir? hadi içimdeki ritim duygusu bana facebook link'ine tam uygun zamanda tıklattı bir şekilde diyelim. ama o videodaki müzik de hemen girmedi, 1-2 saniye sonra girdi. 2-3 dakika bu "birliktelik" sürdü. salise şaşmadı cidden. perfect fit! bu süre zarfında ikisinin de ses seviyeleriyle oynadım birkaç kere, emin olmak için. cidden olacak iş değildi. hayatımda ilk defa böyle bir şey başıma geliyor.
devamını gör...
36.
kadıköyde evsiz bir adam 50 kuruş istemişti. alması için 1 lira verdim, ardından cebini yoklayıp 50 kuruş para üstü verdi.
devamını gör...
37.
üniversite 1. sınıf zamanı, bir akşam arkadaşımla antalya’dan kemer’e yürümeye karar verdik. saat akşam 9-10 sularında aldık çantaları başladık içkiyle, suyla, atıştırmalıkla doldurmaya. bir yandan zaten kafamız güzel, bardakları falan da aldık çıktık.
şehir merkezinden kemer yoluna kadar dolmuşla inip oradan başladık yürümeye. uzun bir süre yolu takip ettikten sonra sağa sola sapmaya başladık biraz. ama yola yakındık. bir ara köpekler kovaladı, macera yaşadık ama sonra peşimizi bıraktılar. ara ara durup birer shot votka atıyor, sonra yola devam ediyorduk. muhabbet sohbet müzik. saat gece 4 sularında kemere yakın bir yerde bir parka yaklaştık.
aga parka bakıyorum, üç tane çocuk var biraz uzakta, daha yakınında yaşlı bir teyze var, saat bir yandan gecenin dördü. kıllandım ben durumdan. arkadaşa baktım o da görüyordu gördüklerimi. sonra teyze bize doğru yaklaşmaya başladı. bize baya yaklaşınca benim arkadaş gitti sanki iki erkeğin tokalaşması gibi teyzenin elini sıkıp kafasını teyzenin kafasıyla tokuşturdu, selam verdi. hiçbir şey dememişti. sonra teyze bana elini uzattı. aga ele bir baktım, el o kadar çirkindi ki, uzatmadım elimi amk yürümeye, uzaklaşmaya başladım, arkadaşı hiddetle çağırmaya başladım. gelirken teyze ona bir şey sordu, bi arkasını döndü kısacık, sonra tekrar bana yöneldi. mezarlığın ne tarafta olduğu sormuş..
altımıza sıçıyorduk yemin ediyorum. kafamda hiçbir şey kalmadı. yol boyu korkuyla devam ettik hiç mola vermedik. sabah 6:30 sularında kemere vardık. sahilde bir iki saat yatıp otobüsle antalya’ya geri döndük. gerçekten hayatımda en çok korktuğum ilk üç an’dan biriydi.
şehir merkezinden kemer yoluna kadar dolmuşla inip oradan başladık yürümeye. uzun bir süre yolu takip ettikten sonra sağa sola sapmaya başladık biraz. ama yola yakındık. bir ara köpekler kovaladı, macera yaşadık ama sonra peşimizi bıraktılar. ara ara durup birer shot votka atıyor, sonra yola devam ediyorduk. muhabbet sohbet müzik. saat gece 4 sularında kemere yakın bir yerde bir parka yaklaştık.
aga parka bakıyorum, üç tane çocuk var biraz uzakta, daha yakınında yaşlı bir teyze var, saat bir yandan gecenin dördü. kıllandım ben durumdan. arkadaşa baktım o da görüyordu gördüklerimi. sonra teyze bize doğru yaklaşmaya başladı. bize baya yaklaşınca benim arkadaş gitti sanki iki erkeğin tokalaşması gibi teyzenin elini sıkıp kafasını teyzenin kafasıyla tokuşturdu, selam verdi. hiçbir şey dememişti. sonra teyze bana elini uzattı. aga ele bir baktım, el o kadar çirkindi ki, uzatmadım elimi amk yürümeye, uzaklaşmaya başladım, arkadaşı hiddetle çağırmaya başladım. gelirken teyze ona bir şey sordu, bi arkasını döndü kısacık, sonra tekrar bana yöneldi. mezarlığın ne tarafta olduğu sormuş..
altımıza sıçıyorduk yemin ediyorum. kafamda hiçbir şey kalmadı. yol boyu korkuyla devam ettik hiç mola vermedik. sabah 6:30 sularında kemere vardık. sahilde bir iki saat yatıp otobüsle antalya’ya geri döndük. gerçekten hayatımda en çok korktuğum ilk üç an’dan biriydi.
devamını gör...
38.
genel itibariyle yaşamak fiilinden uzak kılacak düşünceler içerisinde bulunurken, hayatın manasızlığını görmüş ve sürdürme istekliliğini taşımıyorken güne devam ediyor, yemek falan yiyorum. ne bileyim dişimi fırçalıyor, üşümeyeyim diye kalın giyiniyorum. araba gelse çarpar diye kaldırımdan ayrılmıyor, kimi zaman akşam vakti boş sokaklarda dahi kaldırımda yürüyorum. bakın bunlar garip olaylar, zihnimi görebilseniz bunların garipliğine hak verirdiniz. ama bulunduğunuz yerden bakınca öylesine konuşan biri gibi duruyorum.
tabi bi bakıma öylesine konuşan biriyim de zihnimi görseniz, bunlar çok garip olaylar.*
tabi bi bakıma öylesine konuşan biriyim de zihnimi görseniz, bunlar çok garip olaylar.*
devamını gör...
39.
birkaç gündür instagrama giremiyorum. sorunu da çözemedim, çünkü mail adresimi açtığım zaman dinozorlar hâlâ bu dünyadaydı. çok iyi arkadaşlarım varmış, mesela kimse bir sorun olduğunu anlayacak kadar tanımamış beni. durduk yere düşman kazanmışım falan, oturduğum yerden.
devamını gör...
40.
olay 2001 yılının kış mevsiminde sabah 06:00 da izmir paşaköprü mezarlık durağında 90 numaralı gaziemir-alsancak otobüsünü beklerken gerçekleşmiştir.
o dönemler izmir alsancak limanında staj yapıyorum. lise üçe gidiyorum. üç gün staj iki gün okula gidiyoruz. sabah kahvaltılarını işyerinde yapıyorum. evde hazırladığım onbeş yirmi kadar ev yapımı zeytin, biraz peynir ve ekmekten oluşan kahvaltı poşetimi alıp sabah yola koyuldum. hava hafif karanlık. durağa vardım. poşeti banka koydum. oturunca, durağın yan camından araç farları yüzünden otobüs fark edilmiyor. otobüs şoförüde kimse yok zannedip durmuyor. ayakta otobüsü gözlüyorum. o esnada bir adam geldi. yüzüne pek dikkat etmedim. selamlaştık. ben kısa kısa volta atıp, otobüsü ve aynı zamanda poşetimi gözlüyorum. poşetimin orda olduğundan eminim. oda poşetini banka koydu. biraz sonra adam dolmuşa bindi. beş dakika sonra bende otobüse bindim. alsancakta indim. işyerine vardım. elbiselerimi değiştirdim. poşete elimi attım. içine bir baktım. aman allah ım! biraz lavaş. bir kap bulgur pilavı. bir kap salata. poşetler karışmış. muhtemelen adamın öğle yemeği.
beni hafif bir gülme aldı. poşetler karışmıştı. ne hikmetse poşetler aynı renk ve aynı biçimdeydi. ağırlık farkıda yoktu. benim kahvaltı adama, adamın öğle yemeği bana gelmişti. aklıma yeşilçam filmlerinde olan çanta karışma sahneleri geldi. adamın kaplar, çatal ve kaşıklar bana hatıra kaldı. o adamın simasını hatırlıyamadığım için ulaşamadım. muhtemelen oda bana pek dikkat etmedi. oda bana ulaşamadı.
şimdi yıl 2023. hayat bir şekilde devam etmiş, ediyor, edecek.
o dönemler izmir alsancak limanında staj yapıyorum. lise üçe gidiyorum. üç gün staj iki gün okula gidiyoruz. sabah kahvaltılarını işyerinde yapıyorum. evde hazırladığım onbeş yirmi kadar ev yapımı zeytin, biraz peynir ve ekmekten oluşan kahvaltı poşetimi alıp sabah yola koyuldum. hava hafif karanlık. durağa vardım. poşeti banka koydum. oturunca, durağın yan camından araç farları yüzünden otobüs fark edilmiyor. otobüs şoförüde kimse yok zannedip durmuyor. ayakta otobüsü gözlüyorum. o esnada bir adam geldi. yüzüne pek dikkat etmedim. selamlaştık. ben kısa kısa volta atıp, otobüsü ve aynı zamanda poşetimi gözlüyorum. poşetimin orda olduğundan eminim. oda poşetini banka koydu. biraz sonra adam dolmuşa bindi. beş dakika sonra bende otobüse bindim. alsancakta indim. işyerine vardım. elbiselerimi değiştirdim. poşete elimi attım. içine bir baktım. aman allah ım! biraz lavaş. bir kap bulgur pilavı. bir kap salata. poşetler karışmış. muhtemelen adamın öğle yemeği.
beni hafif bir gülme aldı. poşetler karışmıştı. ne hikmetse poşetler aynı renk ve aynı biçimdeydi. ağırlık farkıda yoktu. benim kahvaltı adama, adamın öğle yemeği bana gelmişti. aklıma yeşilçam filmlerinde olan çanta karışma sahneleri geldi. adamın kaplar, çatal ve kaşıklar bana hatıra kaldı. o adamın simasını hatırlıyamadığım için ulaşamadım. muhtemelen oda bana pek dikkat etmedi. oda bana ulaşamadı.
şimdi yıl 2023. hayat bir şekilde devam etmiş, ediyor, edecek.
devamını gör...