n tipi yarı iletken
elektriksel bakımdan ne tam iletken ne de tam yalıtkan olan bir elemente, bir başka elementin eklenmesiyle oluşturulan yarı iletken türü.
bunun için özellikle kullanılan en yaygın yarı iletken, silikondur. nasıl yapıldığını anlatmadan önce ufak ön bilgiler vereyim.
değerlik elektronu dediğimiz bir kavram var. diğer başlığa gidip okumaya üşenenler için kısaca tanımlamak gerekirse; bir atom çekirdeğinin etrafında dolanan elektronların en dış kabukta bulunanları için kullanılan bir terimdir. bu elektronlar çekirdeğe en zayıf şekilde bağlı olan elektronlar olduğundan, atomdan koparılması en kolay olan ya da atomun başka atomlarla bağ yapmasında kullanılan elektronlar da bunlardır. bunlara valans elektronu da denir. elementin iletkenliğini belirleyen şey, valans elektronlarının sayısıdır.
silikonun 4 adet valans elektronu bulunur. atomun son kabuğunda en fazla 8 elektron bulunabileceğinden, silikonun son kabuğu yarı dolu ya da yarı boştur diyebiliriz. bu nedenle silikonun iletkenliği de ortalama bir seviyededir; ne çok iyi bir iletkendir ne de yalıtkandır.
silikona yüksek sıcaklık altında "katışıklık" adı verilen bir işlemle farklı bir element eklenebilir. doping adı da verilen bu süreç 2 şekilde yapılabilir. burada tabii ki sadece n tipi olanı anlatacağım.
silikona, 5 adet valans elektronu olan mesela arsenik gibi bir element eklediğimizde bu durumda silikon ve arseniğin 4'er elektronu birbirleriyle bağ yaparak serbest dolaşma şansını kaybeder. silikonun 4 valans elektronu da bağ yapımında kullanılmıştır. arseniğin 5 valans elektronundan 4'ü de yine aynı bağ yapımında kullanılmıştır. arseniğin kalan 1 elektronu ise malzeme içerisinde serbestçe dolaşım şansına sahiptir artık. serbestçe dolaşan elektron demek, iyi bir iletkenlik demektir. yer değiştiren bu negatif yüklü elektronların malzemeye kazandırdığı özellik, negatif kelimesinin n'sinden ilham alınarak n tipi yarı iletkenlik olarak adlandırılmıştır.
doping süreci 2 şekilde yapılabilir demiştim. diğer doping türü için (bkz: p tipi yarı iletken)
aşağıda silikon ve fosfor atomlarıyla oluşturulan n tipi yarı iletkeni temsil eden bir resim görülüyor. sağ taraftaki bağ yapısına ve fosforun açıkta kalan 1 elektronuna dikkat ediniz:

görselin kaynağı
bunun için özellikle kullanılan en yaygın yarı iletken, silikondur. nasıl yapıldığını anlatmadan önce ufak ön bilgiler vereyim.
değerlik elektronu dediğimiz bir kavram var. diğer başlığa gidip okumaya üşenenler için kısaca tanımlamak gerekirse; bir atom çekirdeğinin etrafında dolanan elektronların en dış kabukta bulunanları için kullanılan bir terimdir. bu elektronlar çekirdeğe en zayıf şekilde bağlı olan elektronlar olduğundan, atomdan koparılması en kolay olan ya da atomun başka atomlarla bağ yapmasında kullanılan elektronlar da bunlardır. bunlara valans elektronu da denir. elementin iletkenliğini belirleyen şey, valans elektronlarının sayısıdır.
silikonun 4 adet valans elektronu bulunur. atomun son kabuğunda en fazla 8 elektron bulunabileceğinden, silikonun son kabuğu yarı dolu ya da yarı boştur diyebiliriz. bu nedenle silikonun iletkenliği de ortalama bir seviyededir; ne çok iyi bir iletkendir ne de yalıtkandır.
silikona yüksek sıcaklık altında "katışıklık" adı verilen bir işlemle farklı bir element eklenebilir. doping adı da verilen bu süreç 2 şekilde yapılabilir. burada tabii ki sadece n tipi olanı anlatacağım.
silikona, 5 adet valans elektronu olan mesela arsenik gibi bir element eklediğimizde bu durumda silikon ve arseniğin 4'er elektronu birbirleriyle bağ yaparak serbest dolaşma şansını kaybeder. silikonun 4 valans elektronu da bağ yapımında kullanılmıştır. arseniğin 5 valans elektronundan 4'ü de yine aynı bağ yapımında kullanılmıştır. arseniğin kalan 1 elektronu ise malzeme içerisinde serbestçe dolaşım şansına sahiptir artık. serbestçe dolaşan elektron demek, iyi bir iletkenlik demektir. yer değiştiren bu negatif yüklü elektronların malzemeye kazandırdığı özellik, negatif kelimesinin n'sinden ilham alınarak n tipi yarı iletkenlik olarak adlandırılmıştır.
doping süreci 2 şekilde yapılabilir demiştim. diğer doping türü için (bkz: p tipi yarı iletken)
aşağıda silikon ve fosfor atomlarıyla oluşturulan n tipi yarı iletkeni temsil eden bir resim görülüyor. sağ taraftaki bağ yapısına ve fosforun açıkta kalan 1 elektronuna dikkat ediniz:
görselin kaynağı
devamını gör...
hayalet dansı
lakota siyuları adlı kızılderili grubun yaptığı ve yaralı diz katliamı'nı tetikleyen kutsal bir tören dansı. amerika birleşik devletleri bu dansı bir savaş dansı "zannederek" kabileye saldırmış ve 150'den fazla insanın ölümüne neden olmuştur.
devamını gör...
yazarların itiraf edemediği şeyler
fikir özgürlüğünden ve kimsenin aynı fikirde olamayacağından bahsederken kendimi genelde benden farklı düşünen insanları yargılarken buluyorum. bu asla karşı tarafı aşağılamak veya görmemezlikten gelmek gibi değil. sadece kendi içimde yargılıyorum. düzeltmek istediğim ama kendime bile itiraf edemediğim durumdur.
devamını gör...
dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu
göz ardı edilmemesi gereken bir nöropsikolojik rahatsızlıktır. her hareketli, yaramaz çocuk hiperaktif değildir.
dürtüsel davranışlarla baş edebilmek cidden zordur. eğer böyle bir çocuğunuz varsa hayat bir parça daha zor olabiliyor. ilaç tedavisi yanı sıra çeşitli terapiler uygulanabiliyor.
sözlüğün cahilleri gelmiş gerzek çocuklardan bahsetmiş. tıpkı bir böbrek hastalığı gibi ya da kalp rahatsızlığı gibi görmemiz gereken ve erken teşhis edilmesi önem arz eden bir hastalıktır
tanım girerken rica edeceğim sözlerinize dikkat edin yahu. bu hastalığa sahip, ya da çocuğu bu hastalığı barındıran kişilerin var olduğunu unutmayın. ne kadar zalim oluyorsunuz bazen.
dürtüsel davranışlarla baş edebilmek cidden zordur. eğer böyle bir çocuğunuz varsa hayat bir parça daha zor olabiliyor. ilaç tedavisi yanı sıra çeşitli terapiler uygulanabiliyor.
sözlüğün cahilleri gelmiş gerzek çocuklardan bahsetmiş. tıpkı bir böbrek hastalığı gibi ya da kalp rahatsızlığı gibi görmemiz gereken ve erken teşhis edilmesi önem arz eden bir hastalıktır
tanım girerken rica edeceğim sözlerinize dikkat edin yahu. bu hastalığa sahip, ya da çocuğu bu hastalığı barındıran kişilerin var olduğunu unutmayın. ne kadar zalim oluyorsunuz bazen.
devamını gör...
yazarların unutamadığı film replikleri
" bunca insan yalnızken neden bunca insan yalnız ? "
kaybedenler kulübü
kaybedenler kulübü
devamını gör...
20 yaş
bu yaşa yeni girenler ikiye ayrılır: büyüdüğünü hissedenler ve bununla öz güven kazananlar, kendini çocuk hissedenler ve tecrübe kazanamadan hayatın ellerinden kayıp gideceğini düşünenler. genelde ortası olmaz. insanın içinde bulunduğu en garip yaştır, yirmili yaşlara geçmişsinizdir, biri sorarsa büyümüş olduğunuzu gösterircesine ''yirmi yaşındayım'' demek istersiniz ama daha dünkü çocuksunuzdur. üç sene önce bu yaşlar size çok büyük geliyormuştur ama artık siz de yirmi yaşındasınızdır. tuhaftır.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük.
hayat bir sınav.
bazen kaybedersin, bazen kazanırsın.
kaybedilen bir sınava kafayı takmaktansa, kazanılacak sınavlara umutlanmalı.*
çünkü;
ne olursa olsun,
yaşamaya mecbursun.
bulutluluk özlemi
hayat bir sınav.
bazen kaybedersin, bazen kazanırsın.
kaybedilen bir sınava kafayı takmaktansa, kazanılacak sınavlara umutlanmalı.*
çünkü;
ne olursa olsun,
yaşamaya mecbursun.
bulutluluk özlemi
devamını gör...
türk aile yapısı
öve öve bitiremedikleri, zarar gördüğünü söyleyerek istanbul sözleşmesinden çekildikleri , toplum sağlığı için olmazsa olmaz dedikleri yapı.
şu an yavaş yavaş değişiyor olsa da bunların korumak istedikleri türk aile yapısı tamamen emek sömürüsü ve güçlü-ezilenler ekseninde kurulmuştur. erkeğin eline tutturduğu değnekle çürük ahlak anlayışlarını koruma görevi verilmiştir. insan haklarına aykırı olan birçok eylem aile içinde normalleştirilmiştir. bu yapı dayağı hakettiğini düşünen kadın ve çocukları yaratmayı dahi başarmıştır.
bu yapının gerçek yüzü sabah kuşağı programlarında, gazetelerin üçüncü sayfalarında ve adliye koridorlarında kendisini gösterir. çürüktür. mide bulandırır.
şu an yavaş yavaş değişiyor olsa da bunların korumak istedikleri türk aile yapısı tamamen emek sömürüsü ve güçlü-ezilenler ekseninde kurulmuştur. erkeğin eline tutturduğu değnekle çürük ahlak anlayışlarını koruma görevi verilmiştir. insan haklarına aykırı olan birçok eylem aile içinde normalleştirilmiştir. bu yapı dayağı hakettiğini düşünen kadın ve çocukları yaratmayı dahi başarmıştır.
bu yapının gerçek yüzü sabah kuşağı programlarında, gazetelerin üçüncü sayfalarında ve adliye koridorlarında kendisini gösterir. çürüktür. mide bulandırır.
devamını gör...
normal sözlük zirvesi
üzerimde kendi mahlasım yazılı tshirtümü giyip, hogwarts sırt çantamda bulunan sudoku defterimle teşrif ederim.
bir mangal partisi isterim. salatayı da yaparım. ne kadar böcek fobim olsa da çimenlerde kırmızı kareli sofra bezinin üzerinde oturur etrafı seyrederim. sonrasında yazıştığım, sevdiğim süperötesi yazarlar da orada ise yüz yüze iletişim kurarım. birlikte yemek-kahve-sigara-sohbet yapıp dağılırız diye düşünmekteyim.
bir mangal partisi isterim. salatayı da yaparım. ne kadar böcek fobim olsa da çimenlerde kırmızı kareli sofra bezinin üzerinde oturur etrafı seyrederim. sonrasında yazıştığım, sevdiğim süperötesi yazarlar da orada ise yüz yüze iletişim kurarım. birlikte yemek-kahve-sigara-sohbet yapıp dağılırız diye düşünmekteyim.
devamını gör...
mağusa limanı
ne zaman duysam aklıma gezi zamanlarında genç yaşında öldürülmüş ali ismail korkmaz'ı getiren şarkı. bu ülke, sesini yükseltmekten korkmayan gençlere mezar olmamalıydı.
devamını gör...
artıkparlamayanyıldız
sevdiğim yazarlardan birisidir. çok içten, eğlenceli ve komik yazıları var. bildirimlerini görmeyi seviyorum^^
devamını gör...
tıpta uzmanlık eğitimi giriş sınavı
nice kahraman doktor adaylarının girecek olduğu sınavdır.
sınava girecek herkese başarılar ve kolaylıklar dilerim.
sınava girecek herkese başarılar ve kolaylıklar dilerim.
devamını gör...
kaymağın ekşisi
sustum, sustum, sustum ama artık yeter. bu adama daha ne kadar müsamaha gösterilecek anlamıyorum? bana gırla küfür etti. sebep ne mi?
gelen mesajlar üzerine toplu açıklama:
kaymak her yeni gelene yazdığı gibi banada yazmıştı ta ocak ayında. iyi birine benziyo dedim arkadaş oldum. max bir hafta anca sürmüştür. bana olan tüm kini ve nefreti telegram grubuna getirdiğim arkadaş sevgilisinide getirdi diye. neymiş arkadaş ortamıymış aşk meşk yasakmış. bu nasıl bir sığlıktır? çıktım gruptan. o gün bu gündür saplantılı gibi sataşıp durdu bana. küfürler etti kendi nickaltında benim adımı vererek. ben ona hala normal cevaplar verdim, hiç bir hakarette bulunmadım. çünkü ruh haline acıyorum.
kendisini eleştiren bir şahsın entrysinde hiç bir hakaret yoktu ve beğendim diye bana methiyeler düzdü kaymak. neymiş o yazar başka bir entrysinde annesine küfretmiş bunun. ben herkesin sicilini araştıracak kadar işsiz miyim? annesine edilen küfürü beğendiğimi yazdı. öyle olmadığı halde! ki kendisi başka insanların ölmüş annelerine hadsizce küfrediyor.
insanlara karşı sürekli bir algı yarattı hakkımda. hala devam ettiğine dair de kanıtım var. buraya koymayacağım.
“kadın beyanı esastır” ben erkek miydim? neden bana küfredildiğinde ceza verilmedi? beni ifşalamakla tehdit eden bu adam (neyle ifşalayacaksa zaten yazıyorum her şeyi entrylere) özel hayatımı kendi discord grubunda herkese anlatıyor. şu yaşta, medeni hali şöyle, şu ülkede yaşıyor vs…
sen kimsin? sana mı kaldı?
limonlu ekşili ben çocuklarımı da paylaştım, yoldaş ifşalayana ceza versin demiş. seninki çocuk benim ki ne? sizi ifşalayan ben değilim. bana da başka yerden ulaştı neler konuştuğunuz. yok sudoku şunu yazmış yok bunu demiş, şunla arkadaş olmuş. sizene lan?
bir de dertleşme grubu, hepimiz çalışan insanlarız denilmiş. hele hele. çalıştığınız halde bu denli örgütlenebilecek kadar boş vaktiniz varsa ne güzel, ne iyi. bir de salağa yatmaları yok mu? ayyy içimi bayıyorsunuz gerçekten.
her ceza alan arkadaşının hesabından gelsin yazsın? ne anladık o cezadan?
son olarak; benim de arkadaş grubum var. aşk meşkte serbest üstelik hahahhahah. ve bu entrynin yazılmasına müsade eden sütlü tarhana benim grubuma geldiğinde ben onun kaymakla arkadaş olduğunu bildiğim halde ötekileştirmedim. gayette iyi davrandım herkes biliyor. “ölü sevici” diyecek kadar gözünüz döndü mü gerçekten? üstelik benim size hiç bir şey yapmadığım halde?
bu adam burada istediği gibi at koşturmaya devam edecek mi tayfası ile? buna nereye kadar müsade edilecek ben bunu bilmek istiyorum. kaymakla olan tartışmamızdan rahatsız olan “onlarca” yazar varmış ya? bu ateşi harlayan ben değilim. görün.
gelen mesajlar üzerine toplu açıklama:
kaymak her yeni gelene yazdığı gibi banada yazmıştı ta ocak ayında. iyi birine benziyo dedim arkadaş oldum. max bir hafta anca sürmüştür. bana olan tüm kini ve nefreti telegram grubuna getirdiğim arkadaş sevgilisinide getirdi diye. neymiş arkadaş ortamıymış aşk meşk yasakmış. bu nasıl bir sığlıktır? çıktım gruptan. o gün bu gündür saplantılı gibi sataşıp durdu bana. küfürler etti kendi nickaltında benim adımı vererek. ben ona hala normal cevaplar verdim, hiç bir hakarette bulunmadım. çünkü ruh haline acıyorum.
kendisini eleştiren bir şahsın entrysinde hiç bir hakaret yoktu ve beğendim diye bana methiyeler düzdü kaymak. neymiş o yazar başka bir entrysinde annesine küfretmiş bunun. ben herkesin sicilini araştıracak kadar işsiz miyim? annesine edilen küfürü beğendiğimi yazdı. öyle olmadığı halde! ki kendisi başka insanların ölmüş annelerine hadsizce küfrediyor.
insanlara karşı sürekli bir algı yarattı hakkımda. hala devam ettiğine dair de kanıtım var. buraya koymayacağım.
“kadın beyanı esastır” ben erkek miydim? neden bana küfredildiğinde ceza verilmedi? beni ifşalamakla tehdit eden bu adam (neyle ifşalayacaksa zaten yazıyorum her şeyi entrylere) özel hayatımı kendi discord grubunda herkese anlatıyor. şu yaşta, medeni hali şöyle, şu ülkede yaşıyor vs…
sen kimsin? sana mı kaldı?
limonlu ekşili ben çocuklarımı da paylaştım, yoldaş ifşalayana ceza versin demiş. seninki çocuk benim ki ne? sizi ifşalayan ben değilim. bana da başka yerden ulaştı neler konuştuğunuz. yok sudoku şunu yazmış yok bunu demiş, şunla arkadaş olmuş. sizene lan?
bir de dertleşme grubu, hepimiz çalışan insanlarız denilmiş. hele hele. çalıştığınız halde bu denli örgütlenebilecek kadar boş vaktiniz varsa ne güzel, ne iyi. bir de salağa yatmaları yok mu? ayyy içimi bayıyorsunuz gerçekten.
her ceza alan arkadaşının hesabından gelsin yazsın? ne anladık o cezadan?
son olarak; benim de arkadaş grubum var. aşk meşkte serbest üstelik hahahhahah. ve bu entrynin yazılmasına müsade eden sütlü tarhana benim grubuma geldiğinde ben onun kaymakla arkadaş olduğunu bildiğim halde ötekileştirmedim. gayette iyi davrandım herkes biliyor. “ölü sevici” diyecek kadar gözünüz döndü mü gerçekten? üstelik benim size hiç bir şey yapmadığım halde?
bu adam burada istediği gibi at koşturmaya devam edecek mi tayfası ile? buna nereye kadar müsade edilecek ben bunu bilmek istiyorum. kaymakla olan tartışmamızdan rahatsız olan “onlarca” yazar varmış ya? bu ateşi harlayan ben değilim. görün.
devamını gör...
resident evil 8
bir takım dramalar, ağlaklıklar ve rezillikler... ps5'in açılışını kendisi ile yaptığıma pişman olmadım, frame rate sıkıntılarını saymazsak eğer fena değildi. detaylar o kadar iyiydi ki sağı solu incelemekten 9-10 saatlik oyunu 13 saatte bitirdim. yalnız üzüldüğüm nokta vr için çıkmaması, gerçekten tam biohazard gibi vr için tasarlanmış ama capcom yine hevesimi kursağımda bırakmayı başardı. efsane olabilecekken ortalama olarak kalmasına sebep oldu bu hareket bence. önce gömeyim sonra öveceğim.* baştan belirteyim parasına değmez, bekleyin abi malum ortamlara düşer zaten oyun. oyun ortalama 9 - 10 saat sürüyor zaten ki basit bir örnek vermem gerekirse; ben oyunda bazen denk gelen iskeletlerin başında durup yarım saat sırf meraktan kadın mı erkek mi bunlar acaba diyerek pelvis girişleri oval mi yoksa kalp şeklinde mi diye bakınacak kadar zaman kaybeden bir oyuncu olmama rağmen 13 saatte bitirdim, oynanış saatinin yetersizliğini varın siz tahmin edin ey romalılar.
oyunun sonlarına doğru işin içine oswell spencer'ın girmesi ile bunu bir origin hikayesi haline getirmeleri güzeldi ama bu oyun resident evil değil, hiçbir şekilde resident evil hissiyatı yok hatta chris'i kontrol etmeye başladığımızda cod veya metro 2033'e dönüşüyor aniden oyun. yine belli başlı re mekaniklerini korumuşlar, oyun başında mermi bulmak için sürünmemiz de fena değildi ama ilerleyen bölümlerde benim gibi her hazinenin peşinde koşturan aç oyunculardansanız oyun aniden fazla kolaylaşıyor. eli kolu tutan her oyuncu shotgun ile ölmeden bitirir oyunu. iyi ki duke bazen mermi satmıyor da biraz hayatta kalmak için çaba göstermemiz gerektiğini hatırlıyoruz.
bossların tasarımları 7. oyuna göre daha güzel ama kesmek fazla basitti yine çünkü bir kaç belirli hareketi çözdüğünüzde yalnızca otomatiğe bağlıyorsunuz kesmek için. capcom dmc 5'de de aynı hataya düşmüştü. lady dimitrescu için oyuncular fazla hypelandı ve bunu oyunda karşılayamadılar zaten. gerçekten mi abi? zehirli hançer mi yani? uçabilmesi onu zor yapmıyor. resident evil 4 esintileri güzeldi, gerçekten güzeldi ama oyunu tek başına kurtarmaya yetmez. tamam hikayeyi güzel bağlamışsınız ama mother miranda'nın motivasyonu epey yetersizdi. bazı bölümler özellikle de heisenberg abimizin fabrikası gereksiz oyun uzasın diye yaptırılan saçma şeylerle doluydu. tamam dimitrescu malikanesi de öyleydi ama orada çalışan insanların tuttukları notlar merak ve heyecan duygusunu tetikliyordu en azından. mekaniklerle bir derdim yok gayet tatmin ediciydi ama tekne kontrolleri çöp olmuş yine. yemin ediyorum aklıma dmc 2'de bulunan su altı bölümleri geldi, aynı rezillik be capcom. onun dışında oyun gerçekten akıyor. resident evil oynamıyorum diye başlanırsa alınan zevk ikiye falan katlanır yani. jumpscare muhabbeti tadındaydı. the house on a hill bölümünü gece üç gibi bitirdim ve o dev cenin akıl sağlığımı bozdu o yüzden biraz kısa ve kolay bir bölüm olsa bile en gerilimli bölümlerin başında geliyor bence. burada böyle kolaydı diye ağlıyorum ama oyunun ilk bir saati bittiğinde ya yeni bir tane çocuk yaparsın ethan hem rose ölmüş zaten, kafasını kesmişler boşver gel gidelim diyerek korkudan oyunu kapatmaya yeltendiğim kayıtlara geçsin lütfen. *
yani işin özü; kurt adamlar elimi yedi ki bu zavallı ellerimin son zarar görüşü olmadı, ateşli vampir kızlar -baya ateşli vampir kızlar- ve korkunç dev bir kadın tarafından elim koparılmak suretiyle dayak yedim, kovboy şapkası takmış magneto beni canlı bir mıknatısa çevirdi ama daha sonra onun transformers olduğu ortaya çıktı, dia de muertos'dan fırlamış ispanyol kukla üzerime dev bir cenin gönderdi, aşağılık kompleksi olan davy jones beni yemeye çalıştı daha sonra deli bir kadın kalbimi söktü ama zaten 3 yıldır ölü olduğumu öğrendim ve sonunda patlayarak yeniden öldüm ama güzeldi.
oyunun sonlarına doğru işin içine oswell spencer'ın girmesi ile bunu bir origin hikayesi haline getirmeleri güzeldi ama bu oyun resident evil değil, hiçbir şekilde resident evil hissiyatı yok hatta chris'i kontrol etmeye başladığımızda cod veya metro 2033'e dönüşüyor aniden oyun. yine belli başlı re mekaniklerini korumuşlar, oyun başında mermi bulmak için sürünmemiz de fena değildi ama ilerleyen bölümlerde benim gibi her hazinenin peşinde koşturan aç oyunculardansanız oyun aniden fazla kolaylaşıyor. eli kolu tutan her oyuncu shotgun ile ölmeden bitirir oyunu. iyi ki duke bazen mermi satmıyor da biraz hayatta kalmak için çaba göstermemiz gerektiğini hatırlıyoruz.
bossların tasarımları 7. oyuna göre daha güzel ama kesmek fazla basitti yine çünkü bir kaç belirli hareketi çözdüğünüzde yalnızca otomatiğe bağlıyorsunuz kesmek için. capcom dmc 5'de de aynı hataya düşmüştü. lady dimitrescu için oyuncular fazla hypelandı ve bunu oyunda karşılayamadılar zaten. gerçekten mi abi? zehirli hançer mi yani? uçabilmesi onu zor yapmıyor. resident evil 4 esintileri güzeldi, gerçekten güzeldi ama oyunu tek başına kurtarmaya yetmez. tamam hikayeyi güzel bağlamışsınız ama mother miranda'nın motivasyonu epey yetersizdi. bazı bölümler özellikle de heisenberg abimizin fabrikası gereksiz oyun uzasın diye yaptırılan saçma şeylerle doluydu. tamam dimitrescu malikanesi de öyleydi ama orada çalışan insanların tuttukları notlar merak ve heyecan duygusunu tetikliyordu en azından. mekaniklerle bir derdim yok gayet tatmin ediciydi ama tekne kontrolleri çöp olmuş yine. yemin ediyorum aklıma dmc 2'de bulunan su altı bölümleri geldi, aynı rezillik be capcom. onun dışında oyun gerçekten akıyor. resident evil oynamıyorum diye başlanırsa alınan zevk ikiye falan katlanır yani. jumpscare muhabbeti tadındaydı. the house on a hill bölümünü gece üç gibi bitirdim ve o dev cenin akıl sağlığımı bozdu o yüzden biraz kısa ve kolay bir bölüm olsa bile en gerilimli bölümlerin başında geliyor bence. burada böyle kolaydı diye ağlıyorum ama oyunun ilk bir saati bittiğinde ya yeni bir tane çocuk yaparsın ethan hem rose ölmüş zaten, kafasını kesmişler boşver gel gidelim diyerek korkudan oyunu kapatmaya yeltendiğim kayıtlara geçsin lütfen. *
yani işin özü; kurt adamlar elimi yedi ki bu zavallı ellerimin son zarar görüşü olmadı, ateşli vampir kızlar -baya ateşli vampir kızlar- ve korkunç dev bir kadın tarafından elim koparılmak suretiyle dayak yedim, kovboy şapkası takmış magneto beni canlı bir mıknatısa çevirdi ama daha sonra onun transformers olduğu ortaya çıktı, dia de muertos'dan fırlamış ispanyol kukla üzerime dev bir cenin gönderdi, aşağılık kompleksi olan davy jones beni yemeye çalıştı daha sonra deli bir kadın kalbimi söktü ama zaten 3 yıldır ölü olduğumu öğrendim ve sonunda patlayarak yeniden öldüm ama güzeldi.
devamını gör...
sevgilinin fotoğrafını arka plan yapmak
günümüzde "sevgilinin fotoğrafını cüzdanda taşımanın" modernize halidir. bugün telefon açılış ekranıma fotosunu ekledim. kimileri için mıç mıç bir durum gibi görünebilir ama benim hayatımı güzelleştiren bir detay oldu. telefonu bi açıyorum iki güzel göz bana bakıyor.
iyi ki varsın sevgilim.
iyi ki varsın sevgilim.
devamını gör...
kadın pedlerinin ücretsiz dağıtılması gerektiği gerçeği
olması gerekendir. bir de kdv oranı yüzde 18. yuh abv.
bu lüks bir tüketim değil ki, olması gereken bir şey. ücretsiz olmasa bile daha uygun fiyatlarda olması gerekiyor. aynı şekilde bebek bezleri fiyatları da düzenlense çok iyi olur.
bu lüks bir tüketim değil ki, olması gereken bir şey. ücretsiz olmasa bile daha uygun fiyatlarda olması gerekiyor. aynı şekilde bebek bezleri fiyatları da düzenlense çok iyi olur.
devamını gör...
sagopa kajmer
sözlerinden zeka ve tespit fışkıran, pek tarzım olmadığı halde bana rap müziği sevdiren sanatçı. arada beğenin de beğeni geldikçe girip dinleyeyim.(bkz: lol)
devamını gör...


