psikoloji
sık sık bozulur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çocukluk fotoğrafları
devamını gör...
farketmeden
naif, ince düşünülmüş sözleri ise şöyle:
güneşin gölgede kalışı gibi
uykunun düşlere dalışı gibi
kalbimin nabzında atışı gibi
bir yolun bir yere varışı gibi
vazgeçip uzaktan senin yanında
kendime cevapsız soru sormuşum
kaybolup giderken fırtınalarda
gönlümce bir ıssız ada bulmuşum
farketmeden farketmeden
farketmeden senin olmuşum
güneşin gölgede kalışı gibi
uykunun düşlere dalışı gibi
kalbimin nabzında atışı gibi
bir yolun bir yere varışı gibi
vazgeçip uzaktan senin yanında
kendime cevapsız soru sormuşum
kaybolup giderken fırtınalarda
gönlümce bir ıssız ada bulmuşum
farketmeden farketmeden
farketmeden senin olmuşum
devamını gör...
mezar fiyatlarının pahalılığı
ölmedik para biriktiriyoruz.
devamını gör...
kocasının aldığı abur cuburları kıskanın kudurun yazarak paylaşan kadın
beni kıskançlıktan kudurtan kadındır.
devamını gör...
kereviz
zeytinyağlı, kıymalı veya top top köfte ile sıcak olanı veyahut mayonezli salata formu ile hepsine varım diyorum.
devamını gör...
yazdıktan sonra vazgeçilip silinen tanım
yıldız tilbenin de yıllar öncesinde değinmiş olduğu konudur. ne tanımlar sildim gençler intihar etmesin diye...
devamını gör...
sobalı evde büyümek
sobada patates kızartmanın, kestane pişirmenin verdiği keyfi tatmıştır, fakat zorluklarıda vardır tabii bizim gibi 3.katta oturuyorsanız o kovayı yukarı her gün çıkarmak eziyettir, tek odaya tüm aile sığar ve akşam olunca herkes dağılır uyumaya gidilir, çoğu zaman sobalı odada birden fazla kişi uyur, soba zehirlemesine dikkat etmek gerekirdi, yine de her şeye rağmen güzeldi.
devamını gör...
pazarda 10 liraya çanta alan varoş kız
on bine çanta alabileceği halde on liraya pazarda çanta arayıp kendine acı çektirmekten zevk alan bir ruh hastası değil sadece fakirdir.
ama bazılarımızın aksine sadece para fakiridir, bazılarımız karakter fakiri de olabiliyor ki ona çare yok.
ama bazılarımızın aksine sadece para fakiridir, bazılarımız karakter fakiri de olabiliyor ki ona çare yok.
devamını gör...
dua
düşünsenize birileri dualarında size yer veriyor *
devamını gör...
radyo dinlemek
kendimi bildim bileli istikrarla sürdürebildiğim nadir eylemlerdendir. yerel ya da ulusal radyo kanallarının iyisiyle kötüsüyle mutlaka dinleyenine katacağı bir şeyler olur çaldığı müzik türlerinin yanı sıra. uzun vadeli bir dinleyici olarak radyolara dair gözlemlediklerimi aktarmak istedim başlığı görünce.
özellikle yerel radyoların bulunduğu yerin tastamam birer aynası olduğunu düşünüyorum. şimdiye dek karşı kıyı dahil bunun aksini gözlemlediğim bir duruma rastlamadım. programcıların konuşmalarında seçtiği hitaplar ve cümlelerindeki belirli kelimeler, spikerlerin kime selam edip kime şarkı gönderdiği, varsa haber bültenlerindeki tavırları, programlara sponsor olan işletmeler, reklam metinleri ve içlerinde rakip firmaya atılan taş mahiyetindeki sloganlar, her biri o mahalde yaşanan günlük olaylara, insanların haline ve tavrına dair ipuçları veriyor. hele bazen yayınlarda çalınan müzik türüyle anonslardaki ve reklamlardaki söylemlerin birbirine tezat oluşturduğu durumlar oluyorsa o radyoda evlere şenlik durumların, dinleyene yansıyan ufak tefek çekişmelerin hatta yayın kazalarının yaşandığı vaki olur. *
ulusal yayın yapan radyolarda da zaman zaman benzer durumların görüldüğü olsa da bugün internet ve sosyal medya sayesinde ulusal radyo kanallarının daha kemikleşmiş ve ne istediği belli dinleyici kitleleri oluyor. öte yandan her ulusal kanalın farklı bir var oluş nedeni olabiliyor, kimi üç şarkı beş reklam, iki tane de rutini oturmuş programla çarkı döndürmeye çalışırken kimi istasyonlar da sanatçıların, müziğin, geleneksel ile yeninin daha geniş kitlelere tanıtılmasını görev bilip buna göre bir yayın anlayışı güdüyor. ilk gruptakiler dinleyici kitlesinin iyice gelişmesi konusunda daha çok çaba gösteriyor, bunun için çok dinlenen programların ve sunucuların peşinden koştukları olabiliyor. ulusal kanalların belli popüler programları kendilerine transfer etmesi, hatrı sayılır bir dinleyici grubunu da transfer etmesi , böylece reklam gelirini arttırması anlamına geliyor. bu program adına iyi bir gelişme olsa da riskli de olabilir; çünkü uzun süre devam eden yayınların müdavimleri değişiklikleri kolay kabullenmez, yeni yayın yerinde her zaman dinledikleri programın doğasında bir değişiklik sezerlerse bağırlarına taş basıp dinlemeyi bile bırakabilirler. ev sahibi radyonun her zamanki dinleyicileri de alıştıklarının dışında bir yayın görmeyi pek olumlu karşılamayabiliyor, bu da radyonun ticari hedefleri için kötü haber demek. ikinci gruptakilerin rolü zamanla bir tür kültür sanat ajandası oluşturma yönünde geliştiğinde, buna bir de düzgün bir sosyal medya kullanımı eşlik ederse daha sadık bir dinleyen kitlesine ulaşabiliyorlar, reklam ve sponsorluk gelirleri için de ekstra çaba harcamaları gerekmiyor.
bir dinleyen radyodan ne ister peki? aslında bu sorunun yanıtı da dinleyiciye göre değişebiliyor. örneğin trt'nin gece programlarının uzun yol şoförleri ve gece çalışmak zorunda olan insanlar tarafından sıkı sıkı takip edildiğini görünce bu dinleyiciler için sohbet ağırlıklı, müziğin nispeten daha az tutulduğu yayınlar yapılıyor. sabah programlarında dinleyeni gündemden haberdar eden ancak çok da dikkat istemeyen sohbetlerin ve hareketli şarkıların bulunduğu programlar talep görüyor, keza akşam trafiğinin yoğun olduğu saatlerde de dinleyeni oyalayacak ve onların telefonla katılımını güdüleyecek yayınlar daha çok dinleniyor. akşamın ve gecenin ilerleyen saatlerinde de sıfıra yakın sohbetin ve reklamın olduğu müzik yayınları yine ulusal istasyonların tercih ettiği yayın çizgisi oluyor. bir radyonun başarısını da gözlemlediğim kadarıyla uzun yıllar boyunca dinleyeninin de alışarak kolay kolay bırakmak istemediği rutinleri belirliyor, bu rutin bol ödüllü programlardan ya da sponsorluğunu yaptığı etkinliklerden oluşacağı gibi dinleyicisine vadettiği birkaç saatlik huzurlu bir yayın da olabiliyor. hasılı kelam, her ne kadar birçoğumuz internetten, albümlerden ve sair yerlerden müzik dinlemeye halihazırda alışmış olsak da, radyo teknolojisi halen basit ve erişilebilir oldukça radyo dinlemenin popülerliğinden çok da bir şey kaybetmeyeceğini görebiliyoruz.
siz yine de radyoları dinleyin. sesini duyurmak isteyenlerle sesle huzur bulmak isteyenleri buluşturan çok az şey var bu dünyada.
özellikle yerel radyoların bulunduğu yerin tastamam birer aynası olduğunu düşünüyorum. şimdiye dek karşı kıyı dahil bunun aksini gözlemlediğim bir duruma rastlamadım. programcıların konuşmalarında seçtiği hitaplar ve cümlelerindeki belirli kelimeler, spikerlerin kime selam edip kime şarkı gönderdiği, varsa haber bültenlerindeki tavırları, programlara sponsor olan işletmeler, reklam metinleri ve içlerinde rakip firmaya atılan taş mahiyetindeki sloganlar, her biri o mahalde yaşanan günlük olaylara, insanların haline ve tavrına dair ipuçları veriyor. hele bazen yayınlarda çalınan müzik türüyle anonslardaki ve reklamlardaki söylemlerin birbirine tezat oluşturduğu durumlar oluyorsa o radyoda evlere şenlik durumların, dinleyene yansıyan ufak tefek çekişmelerin hatta yayın kazalarının yaşandığı vaki olur. *
ulusal yayın yapan radyolarda da zaman zaman benzer durumların görüldüğü olsa da bugün internet ve sosyal medya sayesinde ulusal radyo kanallarının daha kemikleşmiş ve ne istediği belli dinleyici kitleleri oluyor. öte yandan her ulusal kanalın farklı bir var oluş nedeni olabiliyor, kimi üç şarkı beş reklam, iki tane de rutini oturmuş programla çarkı döndürmeye çalışırken kimi istasyonlar da sanatçıların, müziğin, geleneksel ile yeninin daha geniş kitlelere tanıtılmasını görev bilip buna göre bir yayın anlayışı güdüyor. ilk gruptakiler dinleyici kitlesinin iyice gelişmesi konusunda daha çok çaba gösteriyor, bunun için çok dinlenen programların ve sunucuların peşinden koştukları olabiliyor. ulusal kanalların belli popüler programları kendilerine transfer etmesi, hatrı sayılır bir dinleyici grubunu da transfer etmesi , böylece reklam gelirini arttırması anlamına geliyor. bu program adına iyi bir gelişme olsa da riskli de olabilir; çünkü uzun süre devam eden yayınların müdavimleri değişiklikleri kolay kabullenmez, yeni yayın yerinde her zaman dinledikleri programın doğasında bir değişiklik sezerlerse bağırlarına taş basıp dinlemeyi bile bırakabilirler. ev sahibi radyonun her zamanki dinleyicileri de alıştıklarının dışında bir yayın görmeyi pek olumlu karşılamayabiliyor, bu da radyonun ticari hedefleri için kötü haber demek. ikinci gruptakilerin rolü zamanla bir tür kültür sanat ajandası oluşturma yönünde geliştiğinde, buna bir de düzgün bir sosyal medya kullanımı eşlik ederse daha sadık bir dinleyen kitlesine ulaşabiliyorlar, reklam ve sponsorluk gelirleri için de ekstra çaba harcamaları gerekmiyor.
bir dinleyen radyodan ne ister peki? aslında bu sorunun yanıtı da dinleyiciye göre değişebiliyor. örneğin trt'nin gece programlarının uzun yol şoförleri ve gece çalışmak zorunda olan insanlar tarafından sıkı sıkı takip edildiğini görünce bu dinleyiciler için sohbet ağırlıklı, müziğin nispeten daha az tutulduğu yayınlar yapılıyor. sabah programlarında dinleyeni gündemden haberdar eden ancak çok da dikkat istemeyen sohbetlerin ve hareketli şarkıların bulunduğu programlar talep görüyor, keza akşam trafiğinin yoğun olduğu saatlerde de dinleyeni oyalayacak ve onların telefonla katılımını güdüleyecek yayınlar daha çok dinleniyor. akşamın ve gecenin ilerleyen saatlerinde de sıfıra yakın sohbetin ve reklamın olduğu müzik yayınları yine ulusal istasyonların tercih ettiği yayın çizgisi oluyor. bir radyonun başarısını da gözlemlediğim kadarıyla uzun yıllar boyunca dinleyeninin de alışarak kolay kolay bırakmak istemediği rutinleri belirliyor, bu rutin bol ödüllü programlardan ya da sponsorluğunu yaptığı etkinliklerden oluşacağı gibi dinleyicisine vadettiği birkaç saatlik huzurlu bir yayın da olabiliyor. hasılı kelam, her ne kadar birçoğumuz internetten, albümlerden ve sair yerlerden müzik dinlemeye halihazırda alışmış olsak da, radyo teknolojisi halen basit ve erişilebilir oldukça radyo dinlemenin popülerliğinden çok da bir şey kaybetmeyeceğini görebiliyoruz.
siz yine de radyoları dinleyin. sesini duyurmak isteyenlerle sesle huzur bulmak isteyenleri buluşturan çok az şey var bu dünyada.
devamını gör...
anne ve babanın çocuğuna yapabileceği en büyük iyilik
anne olarak ya da baba olarak mutlu olmak.
hiç bir çocuk annesini ya da babasını mutlu etmeye çalışmamalı.
çok ağır bir yük
hiç bir çocuk annesini ya da babasını mutlu etmeye çalışmamalı.
çok ağır bir yük
devamını gör...
sonra döndüm ve dedim ki
belki mükemmel değildim. ama en azından beklemeye değerdim...
devamını gör...
aşk ve gurur
1813 yılında yayımlanan kitap bir aşk romanı olmasının yanısıra dönemin izlerini ve ingiltere'deki sosyal sınıf farkını, kadının yerini ve miras düzenlemelerindeki adeletsizlikleri de göz önüne seren bir kitaptır.
kadınlar hakkındaki yorumlar yer yer insana rahatsızlık verse de kadının toplumdaki yerini çıplak bir gerçeklik ile görmemize ve gelişimine de tanıklık etmemizi sağlıyor.
romanın belirli kısımlarında anlatıcı formatının dışına çıkılması ve okur için kaleme alındığını belli eden cümleler ile teknik açıdan kusurlu bir kurgu olmasını ise roman türünün yeni yeni geliştiği bir dönemde yazılmış olmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. bunun yanında kitap oldukça akıcı ve okuru sıkmayan bir üslupla kaleme alınmıştır.
entelektüellik, ahlak, dürüstlük, adalet gibi kavramlar satır aralarında okura verilmek istenmiş; 'doğru ve yanlış' karakterler üzerinden aktarılmıştır.
iki yüz yıllık bir geçmişe sahip olan kitap defalarca basılmış, dizi ve filmi de birçok kez çekilmiştir.
kitapta gözüme tarazlı gelen bir bölümü de aşağıya bırakıyorum.
burada size derbyshire beldesini anlatacak
ve yolcularımızın gördüğü oxford, blenheim,
birmingham, warwick, kenelworth gibi ünlü
yerleri ince ince sayıp dökecek değiliz. bizi
şimdilik tek ilgilendiren yer derbyshire’ın ufak
bir köşesidir. yolcularımız, görüp gezilecek
bütün önemli yerleri gezdikten sonra, bayan
gardiner’ın bir zamanlar oturmuş olduğu
küçük lambton kentine yollandılar. ve
elizabeth, pemberley malikânesi’nin de
lambton’dan altı yedi kilometre uzakta
olduğunu yengesinden öğrendi. pemberley,
yollarının üzerinde olmamakla birlikte pek de
sapa sayılmazmış. o akşam, ertesi günlerini
tasarlarlarken bayan gardiner, pemberley’yi
gene görmek istediğini söyledi. bay gardiner de
buna razı olduğunu bildirince elizabeth’e
başvurdular. yengesi, “adını bu kadar
duyduğun bir yeri görmek istemez misin,
güzelim?” diye sordu. “hele birçok tanıdığının
yakından bildiği bir yeri. dostumuz wickham
orada büyümüş, biliyorsun.”
kadınlar hakkındaki yorumlar yer yer insana rahatsızlık verse de kadının toplumdaki yerini çıplak bir gerçeklik ile görmemize ve gelişimine de tanıklık etmemizi sağlıyor.
romanın belirli kısımlarında anlatıcı formatının dışına çıkılması ve okur için kaleme alındığını belli eden cümleler ile teknik açıdan kusurlu bir kurgu olmasını ise roman türünün yeni yeni geliştiği bir dönemde yazılmış olmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. bunun yanında kitap oldukça akıcı ve okuru sıkmayan bir üslupla kaleme alınmıştır.
entelektüellik, ahlak, dürüstlük, adalet gibi kavramlar satır aralarında okura verilmek istenmiş; 'doğru ve yanlış' karakterler üzerinden aktarılmıştır.
iki yüz yıllık bir geçmişe sahip olan kitap defalarca basılmış, dizi ve filmi de birçok kez çekilmiştir.
kitapta gözüme tarazlı gelen bir bölümü de aşağıya bırakıyorum.
burada size derbyshire beldesini anlatacak
ve yolcularımızın gördüğü oxford, blenheim,
birmingham, warwick, kenelworth gibi ünlü
yerleri ince ince sayıp dökecek değiliz. bizi
şimdilik tek ilgilendiren yer derbyshire’ın ufak
bir köşesidir. yolcularımız, görüp gezilecek
bütün önemli yerleri gezdikten sonra, bayan
gardiner’ın bir zamanlar oturmuş olduğu
küçük lambton kentine yollandılar. ve
elizabeth, pemberley malikânesi’nin de
lambton’dan altı yedi kilometre uzakta
olduğunu yengesinden öğrendi. pemberley,
yollarının üzerinde olmamakla birlikte pek de
sapa sayılmazmış. o akşam, ertesi günlerini
tasarlarlarken bayan gardiner, pemberley’yi
gene görmek istediğini söyledi. bay gardiner de
buna razı olduğunu bildirince elizabeth’e
başvurdular. yengesi, “adını bu kadar
duyduğun bir yeri görmek istemez misin,
güzelim?” diye sordu. “hele birçok tanıdığının
yakından bildiği bir yeri. dostumuz wickham
orada büyümüş, biliyorsun.”
devamını gör...
insan zekasının kökeni
esasen tam olarak aydinlanmamis bir konudur. darwin'den tutun gunumuzun bilim insanlarina kadar bircok kisi tarafindan sorgulanmis ve bir sonuca varilamamistir. ama meseleyle alakali sayisiz kuram ortaya atilmistir.
kuram 1: beynin evrimi buyuk olasilikla asama asama meydana gelmistir. sureci baslatan en buyuk olay iklim degisiklikleri olabilir. iklim degistikce (havalarin sogumasi, ormanlarin cekilmesi, kuraklik) atalarimizi savunmasiz birakip, daha kolay yiyecek avlayacaklari alanlara cikmalarina neden olmasi hayli yuksek bir ihtimaldir. bu yeni yasayis zorunlulugu da onlari iki ayak uzerinde durmalarina akabinde av icin keskin aletler yapmalarina olanak sagladi. bu da zekanin gelismesine dolayli yoldan etki etti. hatta bu kuramla ilgili soyle soylenir; eski insanlar sadece aletleri yaratmakla kalmadi, ayni zamanda aletlerde insanlari yaratti...
kuram 2: bu kuram daha cok insanoglunun sosyal ve kollektif yasayis tarziyla baglanti kurmaktadir. insanlar avlanma, cifcilik, savas vb. nedenlerden oturu toplu halde ekip olarak yasamaktaydi. bu gruplar maymunlardan cok daha kalabalikti. bu da her alanda onlari daha avantajli konuma sokmaktaydi. birbirinden farkli olan bireylerin etkilesim icinde bulunmalari zekalarinin gelismesine olanak sagladi. bir grup kesimce desteklenen bu kurama makyavelist zeka kuramı denir...
kuram 3: bu kurama gore ise disilerin zeki erkekleri es olarak secmesi insan zekasini o zamandan bu zamana kadar gelistirdigi yonunde. o donemlerde disil bireyler, fiziksel kapasitelerinden oturu, hayati ihtiyaclarini karsilamakta erkeklerden daha cok zorlandigini, bu yuzden "alfa" olarak bilinen lider vasifli, daha stratejik dusunen, zekasiyla avlanacak canlilari alt edebilen, daha zeki erkeklere yani cinsel seçilime yoneldigi, bu da genetiksel olarak gelismeye ittigi one surulmektedir.
kuram 4: sonradan kazanilan dilin gelismesi zekanin gelismesini ivmelendirmis olabilir. dilin ortaya cikmasi, soyut dusunmeyi, plan yapmayi, organize olmayi bircok benzeri ozelligi de insana dolayli yoldan kazandirmasi mumkundur. tabii ki bu faktor de beyin gelisimini desteklemistir.
gunumuzce en fazla desteklenen kuramlar bunlar. mesele zekanin evrimlesmesiyse eger, akla su soruda gelebilir. insan zekasi daha ne kadar gelisebilir? bilim insanlarinin bu konudaki gorusleri su yonde; gunumuz itibariyla insanin anatomik yapisi ve zekasinin degisimi artik durma noktasinda. baslica neden olarakta;
- ayaklari uzerinde duran bir tur olmamiz,
-gerceklesmis evrimsel baskilarin ortadan kalmasi, rahat kosullarda yasiyor olmamiz,
- ve de disi bedeninde dogum kanalindan gececek kafa ve beden capinin sınırlı olmasi,

ozellikle insan beyninin gelismesi icin on kosul, beyin yapisinin buyumesidir. su anki beyin yapimizdan buyuk beyinle noronlarin uzunlugu artabilir. buradaki asil mesele beynin enerji ihtiyacinin da dolayli yoldan artmasidir. beynin enerji kullanimi artikca vucut isisi da aratacaktir. bu da dokularimizda ciddi hasara hatta olume neden olabilecek boyutlara gelinmesine neden olabilir. bununla beraber noronlarin incelmesi yada kalinlasmasi gorulebilir. noronlarin incelmesi durumunda hatali refleksler olusabilir. kalinlasmasi durumunda ise sinyallerin hedeflere ulasmasi uzar, beyin yavas gelisir, ogrenme sureci zorlasir. lafin kisasi su anki beyin yapimizdan daha buyuk bir beyin boyutu insan icin zaralidir. bu da gelisiminin onunde bir engel teskil etmektedir, yani lafin kisasi insan anatomisinin evrimi sona erdi denilebilir evet...
kuram 1: beynin evrimi buyuk olasilikla asama asama meydana gelmistir. sureci baslatan en buyuk olay iklim degisiklikleri olabilir. iklim degistikce (havalarin sogumasi, ormanlarin cekilmesi, kuraklik) atalarimizi savunmasiz birakip, daha kolay yiyecek avlayacaklari alanlara cikmalarina neden olmasi hayli yuksek bir ihtimaldir. bu yeni yasayis zorunlulugu da onlari iki ayak uzerinde durmalarina akabinde av icin keskin aletler yapmalarina olanak sagladi. bu da zekanin gelismesine dolayli yoldan etki etti. hatta bu kuramla ilgili soyle soylenir; eski insanlar sadece aletleri yaratmakla kalmadi, ayni zamanda aletlerde insanlari yaratti...
kuram 2: bu kuram daha cok insanoglunun sosyal ve kollektif yasayis tarziyla baglanti kurmaktadir. insanlar avlanma, cifcilik, savas vb. nedenlerden oturu toplu halde ekip olarak yasamaktaydi. bu gruplar maymunlardan cok daha kalabalikti. bu da her alanda onlari daha avantajli konuma sokmaktaydi. birbirinden farkli olan bireylerin etkilesim icinde bulunmalari zekalarinin gelismesine olanak sagladi. bir grup kesimce desteklenen bu kurama makyavelist zeka kuramı denir...
kuram 3: bu kurama gore ise disilerin zeki erkekleri es olarak secmesi insan zekasini o zamandan bu zamana kadar gelistirdigi yonunde. o donemlerde disil bireyler, fiziksel kapasitelerinden oturu, hayati ihtiyaclarini karsilamakta erkeklerden daha cok zorlandigini, bu yuzden "alfa" olarak bilinen lider vasifli, daha stratejik dusunen, zekasiyla avlanacak canlilari alt edebilen, daha zeki erkeklere yani cinsel seçilime yoneldigi, bu da genetiksel olarak gelismeye ittigi one surulmektedir.
kuram 4: sonradan kazanilan dilin gelismesi zekanin gelismesini ivmelendirmis olabilir. dilin ortaya cikmasi, soyut dusunmeyi, plan yapmayi, organize olmayi bircok benzeri ozelligi de insana dolayli yoldan kazandirmasi mumkundur. tabii ki bu faktor de beyin gelisimini desteklemistir.
gunumuzce en fazla desteklenen kuramlar bunlar. mesele zekanin evrimlesmesiyse eger, akla su soruda gelebilir. insan zekasi daha ne kadar gelisebilir? bilim insanlarinin bu konudaki gorusleri su yonde; gunumuz itibariyla insanin anatomik yapisi ve zekasinin degisimi artik durma noktasinda. baslica neden olarakta;
- ayaklari uzerinde duran bir tur olmamiz,
-gerceklesmis evrimsel baskilarin ortadan kalmasi, rahat kosullarda yasiyor olmamiz,
- ve de disi bedeninde dogum kanalindan gececek kafa ve beden capinin sınırlı olmasi,

ozellikle insan beyninin gelismesi icin on kosul, beyin yapisinin buyumesidir. su anki beyin yapimizdan buyuk beyinle noronlarin uzunlugu artabilir. buradaki asil mesele beynin enerji ihtiyacinin da dolayli yoldan artmasidir. beynin enerji kullanimi artikca vucut isisi da aratacaktir. bu da dokularimizda ciddi hasara hatta olume neden olabilecek boyutlara gelinmesine neden olabilir. bununla beraber noronlarin incelmesi yada kalinlasmasi gorulebilir. noronlarin incelmesi durumunda hatali refleksler olusabilir. kalinlasmasi durumunda ise sinyallerin hedeflere ulasmasi uzar, beyin yavas gelisir, ogrenme sureci zorlasir. lafin kisasi su anki beyin yapimizdan daha buyuk bir beyin boyutu insan icin zaralidir. bu da gelisiminin onunde bir engel teskil etmektedir, yani lafin kisasi insan anatomisinin evrimi sona erdi denilebilir evet...
devamını gör...
kireçburnu çakalları
"kireçburnu çakalıyım, adamın aklını başından alırım" sloganıyla nam salmış leyla ile mecnun dizisi oluşumu.
ekip üyeleri "operasyon var" söylemi üzerine hiç sorgulamadan toplanır* çünkü arkadaşa sorulmaz!
o operasyonlardır ki; kimi zaman dünya kurtarılır, kimi zaman tenhada toplanıp gönül işleri çözülür.*
ekibin başlıca karakterlerini tanıyalım.
- mecnun ç.
kireçburnu çocuğudur kendisi, semtten o kadar ayrılmamıştır ki kırklareli için bile vize alınacağını düşünmektedir.
olaya kendini vermemeleriyle ünlüdür. gözlerini kısarak yaptığı planlarda başarısız olma ihtimali yoktur.
serserilik ve aylaklıkta* master yapmıştır. leyla'yı değil leyla'sını aramakta, vuslatı beklemektedir.
- iskender ç
mahallenin iskender abisi, iskender babası hatta babolisidir.
başlangıçta taksisiyle olan ilişkisi ve araçları yokuşun başından vurdurmalarıyla dikkat çekerken, eşi tarafından terk edildikten sonra kendisine 'romantik haydut' lakabını takıp, ismini söylerse isminin de kendisini terk edeceğinden korkar olmuştur.
evinde oğlu ve oğlunun peşine taktığı dedeleri dosto'su ve daha niceleriyle birlikte yaşamakta, evdeki anne eksikliğini hissettirmemek için elinden geleni yapmaktadır.
- ismail a.
böyle birkaç cümleyle anlatılamayacak kadar derindir esasında. bizi çok kez güldürürken, masumiyetiyle düşündürmüş, bir umudun insanı yaşama nasıl bağladığını gösterirken bir yandan da üzmüştür. daha küçük bir çocukken annesi tarafından terk edilmiştir.
ismail'in babası giden annesi için 'daha renkli bir hayatı olsun istedi' demiştir ve ismail abinin hayatına renkli kıyafetler ve ceketler bu sebeple girmiştir. babası ise hastalanmış ve ismail'i yurda gönderirken ona gemiye çıkacağını, geçerken ona el sallayacağını ve bir gün gelip onu mutlaka alacağını söylemiştir. senin baban o gemide be ismail abi! o gemi kesin gelecek bir gün..
arkadaşları ve şekerpare hassas noktasıdır. hoşça kal diyen geri gelmiyor be mecnun! ve bu acı geçiyor mu? sözleriyle tarafımı her seferinde ağlatmayı başarmaktadır.* şamşırık bir yaban çakalı, ne anasının gözüdür o.
- yavuz h.
yaviiiz. hırsız değil romantik bir performans sanatçısıdır. o öyle bi insan mı?!
her kapıyı açacak anahtar, her kalbi kazanacak sihirli sözcükler onda mevcuttur ancak çocukluğundan beri süregelen kaybetme serisini bozamamaktadır. ne güzeldir ki her mağlubiyetten sonra eksikte olsa mücadeleye devam etmektedir. şarkısında söylediği gibi
"her seferinde yeniden küllerimden doğuyorum. her bitişte aslında yeniden başlıyorum."
- erdal b.
erdal baggal. namıdiğer şimbilli. en hassas noktası baralarıdır.*
oldukça dobra ve patavatsız kişiliğiyle ciddi bir realisttir. mutlu olduğunda yaptığı danslarıyla, başlıklı geceliğiyle ve özel günlerde ücret karşılığı yaptığı köçeklikle ünlüdür. çevresi ona mütemadiyen "erdaaal erdall bıyıkların küflensin e mi!" şeklinde serzenişlerde bulunur.
şunu da belirtmeliyim ki "çay erdal bakkalda içilir!"
evet, bunlar başlıca karakterlerimiz olmakla birlikte kireçburnu çakallarına operasyonuna göre dahil olan aksakallı d.d. / kamil / gözlüklü çozuk kaan / sessiz leyla / sedef / şirin / kubilay / metin / uzaylı zekiye / nurten / dosto gibi daha sayamadığım birçok yan üye mevcuttur.
son olarak bir kireçburnu çakalları klasiği olan "kolpa" şarkısını bırakıyorum buraya.
iyi dinlemeler efenim.
ekip üyeleri "operasyon var" söylemi üzerine hiç sorgulamadan toplanır* çünkü arkadaşa sorulmaz!
o operasyonlardır ki; kimi zaman dünya kurtarılır, kimi zaman tenhada toplanıp gönül işleri çözülür.*
ekibin başlıca karakterlerini tanıyalım.
- mecnun ç.
kireçburnu çocuğudur kendisi, semtten o kadar ayrılmamıştır ki kırklareli için bile vize alınacağını düşünmektedir.
olaya kendini vermemeleriyle ünlüdür. gözlerini kısarak yaptığı planlarda başarısız olma ihtimali yoktur.
serserilik ve aylaklıkta* master yapmıştır. leyla'yı değil leyla'sını aramakta, vuslatı beklemektedir.
- iskender ç
mahallenin iskender abisi, iskender babası hatta babolisidir.
başlangıçta taksisiyle olan ilişkisi ve araçları yokuşun başından vurdurmalarıyla dikkat çekerken, eşi tarafından terk edildikten sonra kendisine 'romantik haydut' lakabını takıp, ismini söylerse isminin de kendisini terk edeceğinden korkar olmuştur.
evinde oğlu ve oğlunun peşine taktığı dedeleri dosto'su ve daha niceleriyle birlikte yaşamakta, evdeki anne eksikliğini hissettirmemek için elinden geleni yapmaktadır.
- ismail a.
böyle birkaç cümleyle anlatılamayacak kadar derindir esasında. bizi çok kez güldürürken, masumiyetiyle düşündürmüş, bir umudun insanı yaşama nasıl bağladığını gösterirken bir yandan da üzmüştür. daha küçük bir çocukken annesi tarafından terk edilmiştir.
ismail'in babası giden annesi için 'daha renkli bir hayatı olsun istedi' demiştir ve ismail abinin hayatına renkli kıyafetler ve ceketler bu sebeple girmiştir. babası ise hastalanmış ve ismail'i yurda gönderirken ona gemiye çıkacağını, geçerken ona el sallayacağını ve bir gün gelip onu mutlaka alacağını söylemiştir. senin baban o gemide be ismail abi! o gemi kesin gelecek bir gün..
arkadaşları ve şekerpare hassas noktasıdır. hoşça kal diyen geri gelmiyor be mecnun! ve bu acı geçiyor mu? sözleriyle tarafımı her seferinde ağlatmayı başarmaktadır.* şamşırık bir yaban çakalı, ne anasının gözüdür o.
- yavuz h.
yaviiiz. hırsız değil romantik bir performans sanatçısıdır. o öyle bi insan mı?!
her kapıyı açacak anahtar, her kalbi kazanacak sihirli sözcükler onda mevcuttur ancak çocukluğundan beri süregelen kaybetme serisini bozamamaktadır. ne güzeldir ki her mağlubiyetten sonra eksikte olsa mücadeleye devam etmektedir. şarkısında söylediği gibi
"her seferinde yeniden küllerimden doğuyorum. her bitişte aslında yeniden başlıyorum."
- erdal b.
erdal baggal. namıdiğer şimbilli. en hassas noktası baralarıdır.*
oldukça dobra ve patavatsız kişiliğiyle ciddi bir realisttir. mutlu olduğunda yaptığı danslarıyla, başlıklı geceliğiyle ve özel günlerde ücret karşılığı yaptığı köçeklikle ünlüdür. çevresi ona mütemadiyen "erdaaal erdall bıyıkların küflensin e mi!" şeklinde serzenişlerde bulunur.
şunu da belirtmeliyim ki "çay erdal bakkalda içilir!"
evet, bunlar başlıca karakterlerimiz olmakla birlikte kireçburnu çakallarına operasyonuna göre dahil olan aksakallı d.d. / kamil / gözlüklü çozuk kaan / sessiz leyla / sedef / şirin / kubilay / metin / uzaylı zekiye / nurten / dosto gibi daha sayamadığım birçok yan üye mevcuttur.
son olarak bir kireçburnu çakalları klasiği olan "kolpa" şarkısını bırakıyorum buraya.
iyi dinlemeler efenim.
devamını gör...
sözlüğe mobilden giren ezik
kurban ol sen o eziğe.
sen sözlüğe ay üssünden mi giriyon, tabletlim.
sen sözlüğe ay üssünden mi giriyon, tabletlim.
devamını gör...
ayletme beni
yasemin göksu'nun yorumuyla dinlenilesi güzel bir türküdür.(link: )
türkünün hikayesi hakkında tam bir bilgi bulunmamaktadır.bir çok kişi tarafından trabzon yöresine ait olarak bilinen türkü, aslında bulgaristan’ın deliorman yöresine aittir. türkü de geçen ayletme beni sözcüğü aslında oyalama beni demektir yani burada beni boşuna bekletme denmek istenmiştir. şavk ise ışık anlamını taşımaktadır. türkü türkiye-yunanistan mübadelesi (nüfus değişimi) sırasında ortaya çıkmıştır.
türkünün hikayesi hakkında tam bir bilgi bulunmamaktadır.bir çok kişi tarafından trabzon yöresine ait olarak bilinen türkü, aslında bulgaristan’ın deliorman yöresine aittir. türkü de geçen ayletme beni sözcüğü aslında oyalama beni demektir yani burada beni boşuna bekletme denmek istenmiştir. şavk ise ışık anlamını taşımaktadır. türkü türkiye-yunanistan mübadelesi (nüfus değişimi) sırasında ortaya çıkmıştır.
devamını gör...


