ağırbaşlı ciddi efendi bir erkek olmanın getirisi
sözlükte gönlünce, dibine vura vura saçmalayabilmektir.
şurada dillendirdiğim konuları dışarıda arkadaşlarımla konuşsam çamaşır suyu falan mı içtin diye sorar bizim tayfa.
ama burada öyle mi? yaz çiz saçmala kafana göre format içinde kaldığın sürece ne içtin diye soran yok hatta al bir bardak çamaşır suyu da benden iç diyorlar*.
şurada dillendirdiğim konuları dışarıda arkadaşlarımla konuşsam çamaşır suyu falan mı içtin diye sorar bizim tayfa.
ama burada öyle mi? yaz çiz saçmala kafana göre format içinde kaldığın sürece ne içtin diye soran yok hatta al bir bardak çamaşır suyu da benden iç diyorlar*.
devamını gör...
yavuz çetin
oyuncak dünya adlı parçasını ilk dinlediğimde gitara başlamaya karar verdim ve bir akustik gitar sipariş ettim. işte böyle büyük bir adamdır kendisi.
şimdi ise parçalarını çalmayı en çok sevdiğim adamdır. mesele sadece iyi gitar çalmak değil, o sahneye çıktığında gitarı eline aldığında, onun içindeki ruh hepimizi sarmalıyor. huzur içinde uyu yavuz abi...
şimdi ise parçalarını çalmayı en çok sevdiğim adamdır. mesele sadece iyi gitar çalmak değil, o sahneye çıktığında gitarı eline aldığında, onun içindeki ruh hepimizi sarmalıyor. huzur içinde uyu yavuz abi...
devamını gör...
köy okulu ihtiyaçları
üstte kalması gereken bir başlıktır.
devamını gör...
sözlük yazarlarının bu akşam için planları
televizyon karşısında uzanıp, çayımı yudumlarken önce sağ bacağımı sol bacağımın üstüne atmayı planlıyorum. bir süre geçtikten sonra, arada çayımı yudumlamayı unutmayarak tabi, sol bacağımı sağ bacağımın üstüne atacağım.
ama belli ki bu da yetmeyecek ve heyecan arayacağım. bu yüzden aldığım radikal kararlar sola dönerek yatacağım. ama bilirsiniz ki bu pozisyonda yazı yazmak zor; o nedenle candy crush açıp heyecanlı geçen akşamımı renklendirebilirim. bir-iki şeker patlatmaktan daha heyecanlı kaç şey var ki hayatta?
bu aktivitelerle tavan yapan adrenalinle, soluğu mutfakta alıp çayımı tazelerim. hava da güzel, gider bir de sigara içerim çayın yanında.
sonra tekrar koltuğa döner ve demin saydığım aşamaları tekrarlar ve adrenalin patlamasıyla geçen günümü bitiririm.
ama belli ki bu da yetmeyecek ve heyecan arayacağım. bu yüzden aldığım radikal kararlar sola dönerek yatacağım. ama bilirsiniz ki bu pozisyonda yazı yazmak zor; o nedenle candy crush açıp heyecanlı geçen akşamımı renklendirebilirim. bir-iki şeker patlatmaktan daha heyecanlı kaç şey var ki hayatta?
bu aktivitelerle tavan yapan adrenalinle, soluğu mutfakta alıp çayımı tazelerim. hava da güzel, gider bir de sigara içerim çayın yanında.
sonra tekrar koltuğa döner ve demin saydığım aşamaları tekrarlar ve adrenalin patlamasıyla geçen günümü bitiririm.
devamını gör...
durumumuz yoktu sevisemedik
'bir buddy' olmaya karar verdiğimiz yazar.
dalış mı salış mı?... sonradan karar vereceğiz. benim dalış geçmişim var. onun da 'hay senin geçmişine.' demişliği var. ee daha ne olsun?
'senle kanka olak mı?' dedi bana. bana dedi bana. ben de ona; dillere düşeceğiz seninle, illede biz düşecek... dedim sonra baktım sonu vahim. (akışta akan kanka başlıklarına binaen diyecektim ben lakin sözler oooo.) oradan; düşe kalka böyle geldik. biz aşkı dumana verdik. bak yine tribe girdik. takma düzelir be kanka... bu alemde kardaşın çok, denizde kum bizde dalga. hallederiz sıkıntı yok. takma düzelir be kanka... ya döndüm. neyse ki erken farkedip döndüm.
'yalnız bu sene ne kanka yaptı bee?' nidasıyla kapatacaktım nickaltını ki asıl gelme sebebimi unuttuğumu fark ettim.
rütben hayırlı olsun cınım. pazarları yolumuzu değiştireceğiz anlaşıldı. yakışmış, açmış seni. hadi kutlayak. mucukss...
dalış mı salış mı?... sonradan karar vereceğiz. benim dalış geçmişim var. onun da 'hay senin geçmişine.' demişliği var. ee daha ne olsun?
'senle kanka olak mı?' dedi bana. bana dedi bana. ben de ona; dillere düşeceğiz seninle, illede biz düşecek... dedim sonra baktım sonu vahim. (akışta akan kanka başlıklarına binaen diyecektim ben lakin sözler oooo.) oradan; düşe kalka böyle geldik. biz aşkı dumana verdik. bak yine tribe girdik. takma düzelir be kanka... bu alemde kardaşın çok, denizde kum bizde dalga. hallederiz sıkıntı yok. takma düzelir be kanka... ya döndüm. neyse ki erken farkedip döndüm.
'yalnız bu sene ne kanka yaptı bee?' nidasıyla kapatacaktım nickaltını ki asıl gelme sebebimi unuttuğumu fark ettim.
rütben hayırlı olsun cınım. pazarları yolumuzu değiştireceğiz anlaşıldı. yakışmış, açmış seni. hadi kutlayak. mucukss...
devamını gör...
kişinin kendine vereceği öğüt
değerlerini değerli görmeyene değer verme.
devamını gör...
aşı yaptırmam diyenler vatan hainidir
katılmıyorum. aşı yaptırmam.
devamını gör...
uydum akıllı
iç anadolu yöresinde sık kullanılan bir tabir. kendi aklını kullanmaktan imtina eden ve hep başkalarının aklyla hareket eden insanlar için kullanılır.
devamını gör...
ülkeye tuvalet kağıdı kadar faydası olmayan insanlar
öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu başlığı kimseye hakaret etmek için açmadım. ama eğer amacım birisine hakaret etmek olsaydı kesinlikle buraya yazardım.
devamını gör...
bilgi verici başlıklar açalım kampanyası
bilgi nedir?
herkesin bilgisi kendisine. patates kızartması başlığında da nasıl yapıldığı, neyden yapıldığı vs. yazılarak bilgi verilmiş olur, atom fiziği başlığına da yazarak bilgi verilmiş olur.
senin ne bilgisi istediğine bağlı.
ya da birisi meme başlığında bilgi arıyordur.
benim gibi olmayan tü kaka modundan bir çıkın.
herkesin bilgisi kendisine. patates kızartması başlığında da nasıl yapıldığı, neyden yapıldığı vs. yazılarak bilgi verilmiş olur, atom fiziği başlığına da yazarak bilgi verilmiş olur.
senin ne bilgisi istediğine bağlı.
ya da birisi meme başlığında bilgi arıyordur.
benim gibi olmayan tü kaka modundan bir çıkın.
devamını gör...
public philosophy
son yıllarda felsefe literatüründe, popüler bilim veya popüler tarih terimlerine denk geldiği söylenebilecek yeni bir alt eğilim doğdu, “public philosophy.” ne olduğunu tek kelimeyle tam olarak tercüme etmek zor. özetle, kitle iletişim aracılarını kullanarak kamusal alanda popüler konular üzerine gündelik bir dil ile yapılan felsefe olduğu söylenebilir —yani akademik felsefenin tam aksi. “simpsonlar ve felsefe” başlıklı bir blog yazısının, ludwig wittgenstein’ın “felsefi soruşturmalar” adlı kitabında yaptığı felsefeden farklı bir şekilde felsefe yaptığı açık. bu yeni kamusal felsefe, 2500 senelik tarihinin verdiği sorumluluk ve terminolojik yapı yüzünden akademik geleneğin içerisine hapsolmuş “ağır” felsefeye bir alternatif oluşturmaya çalışır. toplumsal fenomenleri idealleştirme çabasına girmeden olduğu haliyle ele alır ve bizim için ne anlama geldiği üzerine felsefenin araçlarıyla düşünmeye başlar. bu açıdan akademinin yapmakta yetersiz kaldığı, belki de yapmayı zaten amaçlamadığı bir şeyi başararak gündelik hayatlarımızın içine sızar. böylelikle felsefe eğitimi almamış insanlara da hitap ettiği gibi felsefe eğitimi almamış kişiler tarafından da yapılabilir hale gelir.
bu yeni eğilim, başta akademisyen-felsefeciler olmak üzere entelektüel çevreler tarafından epey tartışıldı. hala da tartışılıyor. kimileri bu sokağa inen felsefeyi bayağı bulurken, kimileri ise çok geç kalınmış bir hamle olarak görüyor. o yüzden üzerine düşünmek istiyorum, bir şeyin popülerleşmesi her zaman sığlaşması anlamına mı gelir? öyleyse bile bunun tamamen kötü olduğu söylenebilir mi? insanların aristoteles’in metafizik adlı kitabıyla cebelleşmek yerine “aristoteles ile bir karıncayiyen washington'a gider” adlı kitabını okuması, özünde felsefe olmayan bir şeyi mi yaygınlaştırmaktadır? [bir not, bu sığ (!) ve esprili kitabın yazarları harvard mezunu felsefe profesörleridir.]
bu sorular dijital platformlarda felsefeci olmayanlar için felsefe anlatmaya başladığımdan beri aklımı kurcalıyor. insanların benim veya diğer popüler felsefi yayınları yalnızca daha entelektüel gözükmek ya da eğlenmek için tüketiyor olma ihtimali oldukça yüksek. bu açıdan çileli de olsa akademik felsefe doğru düşünmenin araçlarını öğretmeye çalışırken bu yeni kamusal felsefe tüketim nesnesi yaratıyor gibi gözükebilir. fakat böyle bile olsa, popüler kültürün kendisi kültür teorisi içerisinde yer alan yeni bir akademik araştırma alanıyken, felsefenin yüksek zümrelerince pop olanın görmezden gelinmesini anlamsız buluyorum. bu durum bana modern sanat ortaya çıktığında onu sığ bulan klasistlerin tavrını hatırlatıyor. kişisel olarak gelenekçilere karşı hep yenilikçilerden yana olmuşumdur. şanlı günlerinde yapıldığı biçimiyle felsefe yapmanın tek doğru yol olduğunu söyleyip bunu dayatmanın muhafazakar bir yanı var.
eğer felsefe benim ondan anladığım şeyse, yani özünde ilkelere dayalı eleştirel düşünme edimi ise, akademik felsefe bu düşünme biçiminde ustalaşmayı temsil eder. ustalaşmak, yeni ilkeler koymak ve öğrenmek isteyenlere bu bilgeliği aktarmak için akademi elbette şart, bunu tartışmıyorum. buna karşın popülerleşen kamusal felsefe, çağrı ve farkındalık rolü üstlenerek toplumsal ölçekte etki yaratabilir. başta amerika ve avrupa olmak üzere günümüzde felsefenin seyrini değişmesine etki eden pek çok çağdaş filozof twitter kullanıyor, ted konuşmalarına katılıyor, new york times, verso, aeon gibi popüler bloglarda yazıyor, hatta tanrının varlığı üzerine yaptıkları en ciddi tartışmaları dahi video kaydına alıp youtube’da yayınlıyor. çünkü felsefe fildişi kulelerde kendimize saklamamız gereken bir sır değil. yaklaşık 2000 senedir filozofların hak ve adalet üzerine yazmasına rağmen hala trump gibileri başkan olabiliyorsa felsefi öğretilerimizin gündelik hayatımıza ne derece yansıdığı üzerine düşünmemiz gerekir. bu durumda tüm derinliği ve yalıtılmışlığıyla akademik felsefenin iyi tek yol olduğunu söylemek biraz zor. o yüzden kamusal felsefe toplumsal ölçekte eleştirel düşünmeyi aşılamanın iyi bir yolu olabilir mi bırakalım bunu zaman göstersin. görünen o ki, kaybetmekten korkmamız gereken çok bir şey yok.
bu yeni eğilim, başta akademisyen-felsefeciler olmak üzere entelektüel çevreler tarafından epey tartışıldı. hala da tartışılıyor. kimileri bu sokağa inen felsefeyi bayağı bulurken, kimileri ise çok geç kalınmış bir hamle olarak görüyor. o yüzden üzerine düşünmek istiyorum, bir şeyin popülerleşmesi her zaman sığlaşması anlamına mı gelir? öyleyse bile bunun tamamen kötü olduğu söylenebilir mi? insanların aristoteles’in metafizik adlı kitabıyla cebelleşmek yerine “aristoteles ile bir karıncayiyen washington'a gider” adlı kitabını okuması, özünde felsefe olmayan bir şeyi mi yaygınlaştırmaktadır? [bir not, bu sığ (!) ve esprili kitabın yazarları harvard mezunu felsefe profesörleridir.]
bu sorular dijital platformlarda felsefeci olmayanlar için felsefe anlatmaya başladığımdan beri aklımı kurcalıyor. insanların benim veya diğer popüler felsefi yayınları yalnızca daha entelektüel gözükmek ya da eğlenmek için tüketiyor olma ihtimali oldukça yüksek. bu açıdan çileli de olsa akademik felsefe doğru düşünmenin araçlarını öğretmeye çalışırken bu yeni kamusal felsefe tüketim nesnesi yaratıyor gibi gözükebilir. fakat böyle bile olsa, popüler kültürün kendisi kültür teorisi içerisinde yer alan yeni bir akademik araştırma alanıyken, felsefenin yüksek zümrelerince pop olanın görmezden gelinmesini anlamsız buluyorum. bu durum bana modern sanat ortaya çıktığında onu sığ bulan klasistlerin tavrını hatırlatıyor. kişisel olarak gelenekçilere karşı hep yenilikçilerden yana olmuşumdur. şanlı günlerinde yapıldığı biçimiyle felsefe yapmanın tek doğru yol olduğunu söyleyip bunu dayatmanın muhafazakar bir yanı var.
eğer felsefe benim ondan anladığım şeyse, yani özünde ilkelere dayalı eleştirel düşünme edimi ise, akademik felsefe bu düşünme biçiminde ustalaşmayı temsil eder. ustalaşmak, yeni ilkeler koymak ve öğrenmek isteyenlere bu bilgeliği aktarmak için akademi elbette şart, bunu tartışmıyorum. buna karşın popülerleşen kamusal felsefe, çağrı ve farkındalık rolü üstlenerek toplumsal ölçekte etki yaratabilir. başta amerika ve avrupa olmak üzere günümüzde felsefenin seyrini değişmesine etki eden pek çok çağdaş filozof twitter kullanıyor, ted konuşmalarına katılıyor, new york times, verso, aeon gibi popüler bloglarda yazıyor, hatta tanrının varlığı üzerine yaptıkları en ciddi tartışmaları dahi video kaydına alıp youtube’da yayınlıyor. çünkü felsefe fildişi kulelerde kendimize saklamamız gereken bir sır değil. yaklaşık 2000 senedir filozofların hak ve adalet üzerine yazmasına rağmen hala trump gibileri başkan olabiliyorsa felsefi öğretilerimizin gündelik hayatımıza ne derece yansıdığı üzerine düşünmemiz gerekir. bu durumda tüm derinliği ve yalıtılmışlığıyla akademik felsefenin iyi tek yol olduğunu söylemek biraz zor. o yüzden kamusal felsefe toplumsal ölçekte eleştirel düşünmeyi aşılamanın iyi bir yolu olabilir mi bırakalım bunu zaman göstersin. görünen o ki, kaybetmekten korkmamız gereken çok bir şey yok.
devamını gör...
doğu demirkol
ağzının yamukluğunu avantaja çevirmiş ve kendisine +10 puan katmış tiyatrocu.
devamını gör...
camın öteki yüzündeki leke
devamını gör...
normal sözlük'e veda
sözlük içerisinde gördüğüm ibretlik komik olaylar ve moderasyondaki bazı tiplerin bile kankacılık yaptığı yerde yazarlık yapmanın bir anlam ve önemi kalmamıştır. sözlüğün manifestosunda yazanlarla uygulanan kurallar arasında bir tane bile benzerlik yok. cinsiyetçilik yok deniyor ama erkekler ile ilgili genelleme yapılan başlıklara müdahale edilmez tam tersi bir kaç gün önce bir başlık gündeme bile girmişti. küfürsüz sözlük deniliyor çoluk çocuk özelden küfür ediyor moderasyona söylüyoruz özel mesajlara karışmıyoruz diyor. ama ben buradan özel mesajdan birisine küfür etsem ya da tehdit etsem muhtemelen silik yerim. özgür sözlük deniliyor bir başlığa giriyorsun sol frame ye bile gelmiyor. sürekli bir sansür hali var. hatta başı boşlar diye bir sekme bile var. yazarların çoğu moderasyondan korktuğu için düşüncelerini bile adam akıllı dile getiremiyor. hatta mod nickaltında yalakalık yapanlar bile var. bu duruma düşmektense hesabını sildir daha iyi. çok boş insan var burada işleri güçleri sözlükte fenomen olup isim yapmak başka halta yaradıkları yok. sözlükten kadın düşürüp yatağa atmak için şekilden şekile zavallı tipler bile mevcut. hayatında görmeyeceği insanı nickaltında öven mi dersin, ilgi delisi zavallı kızlar mı dersin kitlenin büyük çoğunluğu aşırı çöp. sırf kadın olduğu için abazalar tarafından artı oylanan ve takipçisi yükseltilen kızlar kendini önemli biri sanıyor. madalyalı yazarlar gibi boş özellikler sözlüğü daha da kötü hale getirdi. insanlar sosyal medya ile kafayı bozmuş yazık günah gidin sosyalleşin hayat internette yaşanmıyor kafayı yersiniz. bu moderasyon galiba sözlükteki her yazarı aptal ve gerizekalı sanıyor bir şeyleri görmediğimizi düşünüyorlar galiba. benim gibi burada dönen çifte standartları gören her yazar sözlüğü bırakıyor. şu son 2 ayda kendi halinde yazan düzgün bir sürü yazar sözlükten gitti. bu gidişle sadece kendi kankalarınız ve iki cümleyi yan yana getirip artı oy kasan ergenlerle takılırsınız. son olarak diğer yazarlar gibi entrylerimi silmeyeceğim boş işlerle uğraşamam buda benden size kıyak.
devamını gör...
wonderwall (yazar)
sanatsal yönü oldukça kuvvetli bir yazardır. tanımlarını sırayla okumama rağmen her biri beni farklı bir dünyaya götürüyor, zihnimi açıyor, o an ne hissediyorsam* unutturuyor.
masadan bir bir eski dostlar ve ustalar eksilirken kendisine uzun bir sözlük hayatı dilemekteyim. sol frame'den korkup da yanlarına sığınıp şöyle ferah bir soluk alacağım yazarları mumla arıyorken kendisinin profili iyi bir sığınak oldu bir süredir benim için*.
masadan bir bir eski dostlar ve ustalar eksilirken kendisine uzun bir sözlük hayatı dilemekteyim. sol frame'den korkup da yanlarına sığınıp şöyle ferah bir soluk alacağım yazarları mumla arıyorken kendisinin profili iyi bir sığınak oldu bir süredir benim için*.
devamını gör...
dolar gibi yükselen yazarlar
ya daaaa tl gibi değer de kaybediyor olabilirler.
karma puanları pıtır pıtır toplayan yazarlardır.
karma puanları pıtır pıtır toplayan yazarlardır.
devamını gör...
yazarların en büyük keşkesi
devamını gör...
yazarların başına gelen doğaüstü olaylar
unutamadığım bir şey var, o kadar zaman sonra tekrar tekrar düşündüğümde de yine anlam veremem.
üniversitedeyken, arkadaşlarımdan birinin evinde toplanmaya karar verdik. zaten yurt arkadaşıyız, evinin boş olduğu bir gün de bizi davet etti orada kalacağız. biz 4 kişiyiz, onun da tanıdıkları var, kısaca evin içinde 7 kişi falan varız. her neyse, olanlar önemli değil, bir gece geçti işte. beraber kalanlar falan da var, bana da tek oda düştü. iyi dedim biraz da rahatsız olurum başkasıyla yatmaktan, işime gelir.
bu arkadaşım ben odaya geçince kenara çekti beni, dedi ki, "kardeşim hani keşke böyle bir şeyi söylemek zorunda kalmasam ama bu arkadaş benim kuzenim ve hırsızlık olayları geçti başından. ben rezil olmak istemem. uyurken kapını kitle olur mu?"
tamam dedim. kapıyı kitledim arkadaşlar, uyudum. telefonum yanı başımda. gün geçti, uyandık dağıldık, bir sıkıntı yok.
iki üç gün geçmiş olacak, telefonumu kurcalarken galeriye girdim. video var bir tane galeride. ben çekmedim, gruplardan geldi falan diye bakayım dedim. ben çekilmişim. uyurken, o yatakta. şoka girdim. o anın şaşkınlığını ve tedirginliğini anlatmak zor. telefonu karıştırdım, whatsapp'tan falan gelmemiş, benim telefonumla çekilmiş. tarihi o gece, saati gece 03.47, onu bile tam hatırlıyorum.
iyi hatırlıyorum, o sabah kalktığımda odanın kapısı kitliydi. ulan her şeyi geçtim, telefon kitli. şifresiz açamazsın. odaya da kimse giremez. kim, niye girsin? nasıl açsın? neden beni çeksin ve telefonu bırakıp gitsin? o video neden, nasıl benim telefonumdaydı, anlamıyorum. o gece o odada bir şeyler oldu, ne olduğunu bugün bile bilmiyorum.
üniversitedeyken, arkadaşlarımdan birinin evinde toplanmaya karar verdik. zaten yurt arkadaşıyız, evinin boş olduğu bir gün de bizi davet etti orada kalacağız. biz 4 kişiyiz, onun da tanıdıkları var, kısaca evin içinde 7 kişi falan varız. her neyse, olanlar önemli değil, bir gece geçti işte. beraber kalanlar falan da var, bana da tek oda düştü. iyi dedim biraz da rahatsız olurum başkasıyla yatmaktan, işime gelir.
bu arkadaşım ben odaya geçince kenara çekti beni, dedi ki, "kardeşim hani keşke böyle bir şeyi söylemek zorunda kalmasam ama bu arkadaş benim kuzenim ve hırsızlık olayları geçti başından. ben rezil olmak istemem. uyurken kapını kitle olur mu?"
tamam dedim. kapıyı kitledim arkadaşlar, uyudum. telefonum yanı başımda. gün geçti, uyandık dağıldık, bir sıkıntı yok.
iki üç gün geçmiş olacak, telefonumu kurcalarken galeriye girdim. video var bir tane galeride. ben çekmedim, gruplardan geldi falan diye bakayım dedim. ben çekilmişim. uyurken, o yatakta. şoka girdim. o anın şaşkınlığını ve tedirginliğini anlatmak zor. telefonu karıştırdım, whatsapp'tan falan gelmemiş, benim telefonumla çekilmiş. tarihi o gece, saati gece 03.47, onu bile tam hatırlıyorum.
iyi hatırlıyorum, o sabah kalktığımda odanın kapısı kitliydi. ulan her şeyi geçtim, telefon kitli. şifresiz açamazsın. odaya da kimse giremez. kim, niye girsin? nasıl açsın? neden beni çeksin ve telefonu bırakıp gitsin? o video neden, nasıl benim telefonumdaydı, anlamıyorum. o gece o odada bir şeyler oldu, ne olduğunu bugün bile bilmiyorum.
devamını gör...
sözlükteki takipçilerin bir işe yaramaması
katılmadığım başlık. +15 karma puanını geçtim yanında olduğunu hissettirir bir kere.
orada takipçi sayısına bakarsın ve evet birileri görüyor dersin. bağırışlarımı, gülüşlerimi bazen sitemlerimi, bazen gıcık hallerimi görüyorlar.
bir yazarın sadece tanımını beğeniyorsanız artı oy yeterlidir, ama yazarın genel olarak yazdıklarını beğeniyorsanız takip gerekli bence.
ha bu arada yeri gelmişken söyleyeyim. sizi seviyorum canım 100 kişi.*
orada takipçi sayısına bakarsın ve evet birileri görüyor dersin. bağırışlarımı, gülüşlerimi bazen sitemlerimi, bazen gıcık hallerimi görüyorlar.
bir yazarın sadece tanımını beğeniyorsanız artı oy yeterlidir, ama yazarın genel olarak yazdıklarını beğeniyorsanız takip gerekli bence.
ha bu arada yeri gelmişken söyleyeyim. sizi seviyorum canım 100 kişi.*
devamını gör...
