sözlükte sansürlü küfür etmek de yasaklansın kampanyası
katılmadığım başlık.
tamamen yasaklansa olmaz; küfürsüz hayatın tadı olmaz bence swh. ama öyle önünüze gelen yerde bodoslama küfretmek de mide bulandıracak duruma gelebiliyor. yemyeşil bir örneği mevcut zaten. internet kafelere giden nesil de anlar ne dediğimi.
küfür dolaylı ve örtük biçimde edilince güzel. swh.
tamamen yasaklansa olmaz; küfürsüz hayatın tadı olmaz bence swh. ama öyle önünüze gelen yerde bodoslama küfretmek de mide bulandıracak duruma gelebiliyor. yemyeşil bir örneği mevcut zaten. internet kafelere giden nesil de anlar ne dediğimi.
küfür dolaylı ve örtük biçimde edilince güzel. swh.
devamını gör...
ahiretini kurtarmak için evlenmeyen mü'min
evlenince gıybet meselesi; ne kocanla ne başkası ile gıybet etmek doğru değil zaten akıllı kadın kocası ile gıybet etmez çünkü erkekler çoğu zaman çabuk gaza gelir, kincidir, kendi tarafına laf söyletmez, yani soyle ağzını doldura doldura istediğin arkasından atıp tutamazsın.hele ki ailesi hakkında aman allah korusun. her konuştuğun kişi ya da olayda kendine göre yorumlar bir de senin yorumlarını beğenmez. seni basiretsiz ve yeterince güçlü donanımlı olmamak ya da fazla dominant olmakla suçlar.
evet, bugün kocama kızgınım o yüzden hiç evlilik güzellemesi yapamayacağım. emrolundu evliyiz. "evlenen, imanın yarısını tamamlamış olur, kalan yarısı hakkında ise allah'tan korksun!"
hadis-i şerifi gereği evlenmek islam dininde çok kuvvetli bir sünnettir ve hatta evlilikten kaçınmak kişinin egoizmini, nefsine olan düşkünlüğünü artiracagindan günaha bile sokabilir. ancak bekarlar da zannediyor ki evliler her gün al gülüm.ver gülüm...
evet, bugün kocama kızgınım o yüzden hiç evlilik güzellemesi yapamayacağım. emrolundu evliyiz. "evlenen, imanın yarısını tamamlamış olur, kalan yarısı hakkında ise allah'tan korksun!"
hadis-i şerifi gereği evlenmek islam dininde çok kuvvetli bir sünnettir ve hatta evlilikten kaçınmak kişinin egoizmini, nefsine olan düşkünlüğünü artiracagindan günaha bile sokabilir. ancak bekarlar da zannediyor ki evliler her gün al gülüm.ver gülüm...
devamını gör...
görevi beğenmek olan yazarlar
çoğunlukla moderatörlerin yaptığı eylem. maksat "çok güzel yazıyorsun, lütfen devam et" motivastonuyla sözlükte kalıcı olmanı sağlamaktır.
devamını gör...
metro turizm'in insan kaçakçılığı yapması
uzun zaman önce, şehirlerarası otobüs firması olmaktan çıkıp organize suç örgütü olarak tersine evrimleşmiş ne idüğü belirsiz bir oluşumun şaşırtmayan son icraatı.
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
erkeklerin sürekli kadınları eleştirmesi
kedi uzanamadığı ciğere murdar dermiş dedikleri olaydır. hoşlandığı / sevdiği kızdan olumsuz cevap alanların nefes nefese böyle interaktif sözlüklere koşup kadınlara kin ve nefret kusmaları gerçekten komik duruyor.
üzülme yiğidim seni de bir gün severler, gerek eldiven, gerek kürek sapıyla ama severler yani.
üzülme yiğidim seni de bir gün severler, gerek eldiven, gerek kürek sapıyla ama severler yani.
devamını gör...
başarısız yemek yapma anısı
bulgur pilavını severim. annem o zamanlar kardeşime hamileydi yani 9 yaşlarındayım. bir gün canım çok bulgur çekti, ancak annem mide bulantısından mutfağa dahi giremiyordu. ben de dedim ki, iş başa düştü. girdim mutfağa. aldım kocaman bir tencere ve sonra yıkadım bulgurları.* ardından bir paket bulgurun tamamını döktüm tencereye. ardında 3 yemek kaşığı da salça. mis gibi bulgur di mi?
devamını gör...
olanaksızın fiziği
canım biraz abartmıyor musun sorusunu bir zamanlar sıklıkla içten içe sorduğum teorik fizikçi michio kaku'nun bilim-kurgu ile bilim arasındaki çizgiyi bulanıklaştırmayı amaçlayan eseri. eser physics of the impossible ismi ile yayımlanmış daha sonra dilimize olanaksızın fiziği olarak çevrilmiştir. back to the future veya star trek gibi bilim-kurgularda sıklıkla karşımıza çıkan ışınlanma, zamanda yolculuk, görünmezlik, lazer silahları hatta gariptir ki telekinezi ve telepati vs. pek çok konuyu ele almakla beraber bilim-kurgularda karşımıza çıkan teknolojinin günümüzde veya gelecekte ne kadar olasılıklı olup olmadığını bilim sınırları içerisinde açıklamaya çalışır michio kaku fakat bence krauss'un the physics of star trek'i bu konuda daha tatmin edicidir. yine de krauss'a oranla kaku daha basit bir anlatım yoluna gittiğinden olanaksızın fiziği daha fazla kitlelere yayılmış durumda bana kalırsa. şöyle bir okuyup kenara kaldırmalık bir kitap, düşük beklenti hayat kurtarır.
bütün bunlara karşın geleceğe doğru zaman yolculuğu mümkündür ve deneysel olarak milyonlarca kez doğrulanmıştır. zaman makinesi'ndeki kahramanın uzak geleceğe yaptığı yolculuk, fizik açısından gerçekten mümkündür. eğer bir astronot ışık hızına yakın bir hızla yolculuk yapacak olsaydı, mesela en yakındaki yıldızlara ulaşması bir dakika sürerdi. dünya üzerinde dört yıl geçerdi, fakat onun için yalnızca bir dakika geçmiş olurdu çünkü roketin içinde zaman yavaşlardı. böylece o, dünya'daki ölçülere göre dört yıl geleceğe yolculuk yapmış olurdu.
(astronotlarımız uzaya her gidişlerinde aslında geleceğe doğru küçük bir yolculuk yapmış olurlar. dünya'nın yörüngesinde saatte 29.000 kilometre hızla yol alırken, saatleri dünya üzerindeki saatlerden küçücük bir miktar daha yavaş çalışır. dolayısıyla, uzay istasyonunda bir yıl uzunluğunda bir görevin ardından dünya'ya geri döndükleri zaman, geleceğe doğru saniyenin küçük bir kesri kadar bir yolculuk yapmış olurlar. şu anda geleceğe yolculuk konusunda dünya rekoru, 748 gün boyunda yörüngede kalan ve dolayısıyla 0,02 saniye geleceğe giden rus astronot sergei avdeyev'e aittir.)
dolayısıyla, bizi geleceğe götürebilecek bir zaman makinesi, einstein'ın özel görelilik kuramı ile tutarlıdır. fakat ya zamanda geriye gitmek?
bütün bunlara karşın geleceğe doğru zaman yolculuğu mümkündür ve deneysel olarak milyonlarca kez doğrulanmıştır. zaman makinesi'ndeki kahramanın uzak geleceğe yaptığı yolculuk, fizik açısından gerçekten mümkündür. eğer bir astronot ışık hızına yakın bir hızla yolculuk yapacak olsaydı, mesela en yakındaki yıldızlara ulaşması bir dakika sürerdi. dünya üzerinde dört yıl geçerdi, fakat onun için yalnızca bir dakika geçmiş olurdu çünkü roketin içinde zaman yavaşlardı. böylece o, dünya'daki ölçülere göre dört yıl geleceğe yolculuk yapmış olurdu.
(astronotlarımız uzaya her gidişlerinde aslında geleceğe doğru küçük bir yolculuk yapmış olurlar. dünya'nın yörüngesinde saatte 29.000 kilometre hızla yol alırken, saatleri dünya üzerindeki saatlerden küçücük bir miktar daha yavaş çalışır. dolayısıyla, uzay istasyonunda bir yıl uzunluğunda bir görevin ardından dünya'ya geri döndükleri zaman, geleceğe doğru saniyenin küçük bir kesri kadar bir yolculuk yapmış olurlar. şu anda geleceğe yolculuk konusunda dünya rekoru, 748 gün boyunda yörüngede kalan ve dolayısıyla 0,02 saniye geleceğe giden rus astronot sergei avdeyev'e aittir.)
dolayısıyla, bizi geleceğe götürebilecek bir zaman makinesi, einstein'ın özel görelilik kuramı ile tutarlıdır. fakat ya zamanda geriye gitmek?
devamını gör...
converse ayakkabı giyilen korkunç dönem
korkunc olduğunu düşünmediğim dönem. pantolon, etek,elbise hepsinin altına yakıştığını düşünüyorum ve hala giyiyorum.
devamını gör...
sözlüğe kitap almak için üye olmak
baştaki amacım kitap almaktı. oğuz atay'ın tutunamayanlar kitabını almak istiyordum. bir nevi emeklerimin sonucunda bu kitap benim için ödül olacaktı. sonra burdaki samimi, düşünceleriyle ufkumuzu açan, tatlı yazar arkadaşlarımı görünce iyi ki burdayım dedim. teşekkürler kafa sözlük, sen eğer kitap için beni buraya çekmeseydin burdaki ortamı bilmeyecektim.
devamını gör...
latife hanım
bizlerin onu mustafa kemal ’in eşi olarak tanıdığımız, 1898 yılında doğan, devrin ünlü iş adamı uşakizade muhammer bey’in ve adevi’ye hanımın kızı latife uşaki’nin ipek çalışlar tarafından yazılan biyografi niteliğinde kitabıdır.
ipek çalışlar, kafasında oluşan sorulara cevap bulmak için girişir bu kitabı yazmaya. bulduğu bilgileri latife’nin yaşayan yakınlarına doğrulatarak yazar bu kitabı.
latife devrin alınabilecek en iyi eğitimini almış bir kadındır. mustafa kemal ile iki buçuk yıl kadar evli kalmıştır. evlilik mustafa kemal’in rızası üzerine gerçekleşmiştir. çünkü latife; donanımlı, hoş, etkileyici bir kadındır.
kitapta çok iyi yabancı dil bildiği ve çok iyi muhakeme kabiliyeti olduğu için, yabancı eserleri çevirip mustafa kemal’e aktardığından bahsediliyor. aslında başı açık olan bir kadın olan latife’nin mustafa kemal'in isteği üzerine başı örtülü resimler verdiğinden bahsediyor.
donanımından etkilen mustafa kemal, onu bu günün moda tabiriyle yaşam koçu gibi görüyor. hayatına çeki düzen vermesi, okunacak önemli şeyleri çevirmesi hatta annesi ile ilgilenmesinden çok memnun oluyor.hatta yoğun olan mustafa kemal'in yerine, hasta olan annesine bakıyor. zübeyde hanım latife’nin ellerinde veriyor son nefesini. mustafa kemal annesinin cenazesine de katılamıyor.
berthe georges-gaulis milli mücadeleyi izleyen bir gazetecidir.
latife ile ilgili,
hem çok kadın, hem çok yoldaş, çalışma, yolculuk, iş arkadaşı, sevgili, becerikli bir arkadaş. mustafa kemal’in önüne geçilmez enerjisine şiddetle karşı durmayan, onu kendi enerjisini kabullenmeye iten bir arkadaş
, diye niteler gördüğü latife’yi.
evlilikleri köşkteki sofralar yüzünden biter.
mustafa kemal’in o sofraları latife’ye anlamsız gelir. bir liderin alkol ile ve alkol alan insanlar ile bu kadar zaman geçirmesine katlanamaz ve bunu da gizlemez. her sofra kurulduğunda topukları ile mesaj vermeye çalışır. eşini ona zarar verecek arkadaşlardan kurtarmaya çalışır.
bu kitabı okuduktan sonra, acaba latife ile evli kalsaydı siroz olur muydu diye çok düşündüm. boşanan yalnız erkeklerin ömürlerinin kalanını kalitesiz bir şekilde yaşadıkları ve erken yaşta öldüklerine dair pek çok araştırma var. ne yazık ki boşanma, kadınlardan çok erkeklere zarar veren bir kurum.
benim doğduğum sene olan, aynı zamanda dünya kadın yılı olan 1975 yılında ölüyor latife. mustafa kemal ile yaşadığı iki buçuk yılı kimseye anlatmıyor. bun konuda ona verilen üstü kapalı bir talimat var çünkü.
ben sadece bir talimattan ötürü latife’nin sustuğunu sanmıyorum. o ruhla böyle bir kuru bir itaat yan yana durmuyor.
latife belki de, kendini daha iyi olabilecekken, bunu başaramadı diye susturdu. bir liderin eşi olmayı yeterince iyi yapamadı diye susturdu. 1938 yılında, ondan çok daha önce ölen bir liderin, yaşaması için gerekli sabrı gösteremedi diye susturdu.
çoğu donanımlı kadının, gördüğü mantıksızlıklara karşı tahammülsüz olmasının, onda ki haline karşı olan bir tepsiydi belki de bu susma.
ipek çalışlar, kafasında oluşan sorulara cevap bulmak için girişir bu kitabı yazmaya. bulduğu bilgileri latife’nin yaşayan yakınlarına doğrulatarak yazar bu kitabı.
latife devrin alınabilecek en iyi eğitimini almış bir kadındır. mustafa kemal ile iki buçuk yıl kadar evli kalmıştır. evlilik mustafa kemal’in rızası üzerine gerçekleşmiştir. çünkü latife; donanımlı, hoş, etkileyici bir kadındır.
kitapta çok iyi yabancı dil bildiği ve çok iyi muhakeme kabiliyeti olduğu için, yabancı eserleri çevirip mustafa kemal’e aktardığından bahsediliyor. aslında başı açık olan bir kadın olan latife’nin mustafa kemal'in isteği üzerine başı örtülü resimler verdiğinden bahsediyor.
donanımından etkilen mustafa kemal, onu bu günün moda tabiriyle yaşam koçu gibi görüyor. hayatına çeki düzen vermesi, okunacak önemli şeyleri çevirmesi hatta annesi ile ilgilenmesinden çok memnun oluyor.hatta yoğun olan mustafa kemal'in yerine, hasta olan annesine bakıyor. zübeyde hanım latife’nin ellerinde veriyor son nefesini. mustafa kemal annesinin cenazesine de katılamıyor.
berthe georges-gaulis milli mücadeleyi izleyen bir gazetecidir.
latife ile ilgili,
hem çok kadın, hem çok yoldaş, çalışma, yolculuk, iş arkadaşı, sevgili, becerikli bir arkadaş. mustafa kemal’in önüne geçilmez enerjisine şiddetle karşı durmayan, onu kendi enerjisini kabullenmeye iten bir arkadaş
evlilikleri köşkteki sofralar yüzünden biter.
mustafa kemal’in o sofraları latife’ye anlamsız gelir. bir liderin alkol ile ve alkol alan insanlar ile bu kadar zaman geçirmesine katlanamaz ve bunu da gizlemez. her sofra kurulduğunda topukları ile mesaj vermeye çalışır. eşini ona zarar verecek arkadaşlardan kurtarmaya çalışır.
bu kitabı okuduktan sonra, acaba latife ile evli kalsaydı siroz olur muydu diye çok düşündüm. boşanan yalnız erkeklerin ömürlerinin kalanını kalitesiz bir şekilde yaşadıkları ve erken yaşta öldüklerine dair pek çok araştırma var. ne yazık ki boşanma, kadınlardan çok erkeklere zarar veren bir kurum.
benim doğduğum sene olan, aynı zamanda dünya kadın yılı olan 1975 yılında ölüyor latife. mustafa kemal ile yaşadığı iki buçuk yılı kimseye anlatmıyor. bun konuda ona verilen üstü kapalı bir talimat var çünkü.
ben sadece bir talimattan ötürü latife’nin sustuğunu sanmıyorum. o ruhla böyle bir kuru bir itaat yan yana durmuyor.
latife belki de, kendini daha iyi olabilecekken, bunu başaramadı diye susturdu. bir liderin eşi olmayı yeterince iyi yapamadı diye susturdu. 1938 yılında, ondan çok daha önce ölen bir liderin, yaşaması için gerekli sabrı gösteremedi diye susturdu.
çoğu donanımlı kadının, gördüğü mantıksızlıklara karşı tahammülsüz olmasının, onda ki haline karşı olan bir tepsiydi belki de bu susma.
devamını gör...
akşam okundu mu
yaş aldıkça içimden sormak gelen iki sorudan biridir. diğeri de ikindi okundu mu sorusudur.
akşam ezanı okunduğunda eve girmek zorunda olan bir neslin üyelerinden biri olduğum içindir ki akşam ezanı önemlidir benim için.
akşam ezanı günün bitişini temsil eder zihnimin minberinde. haddinden fazla yaşlı olduğum ve öyle de hissettiğim için akşam ezanı okunduğunda bir ağırlık çöker üstüme. ajansı izleyip erkenden yatıp uyumak gelir içimden.
bu belki doğal bir durum olabilir ama benim gibi namaz kılmak konusunda idmansız olan birinin durup dururken ikindi okundu mu ya da akşam okundu mu diye sorması çok manasız kaçmaktadır ortamlarda.
bu soruları takip eden diğer eylemlere de girişince işler içinden çıkılmaz bir hal aldı benim için. sıratta tökezlemiş hacı gibi bir tedirginlik hissediyorum her soruşumda.
zaten okunduysa ne yapacağımı da bilmiyorum. ama soruyu sormanın akabinde bacaklarımı sıvazlayarak bir sandalyeye çöküp la havleler eşliğinde etrafı izlemeye de başladım. durup durup süleyman demirel’den bahsetmek, genç insanlara yeğenim diye hitap etmek, gazetelerde beş kupon yerine geçen altın kupon aramak ve beyoğlu’nda kravatla dolaştığım anları anlatmak istiyorum insanlara.
maltepe sigaramı dudağımın kenarında unutup kıbrıs barış harekatı zamanlarında yaşadığım zorluklardan bahsetmeye başlayacağım günleri de iple çekiyorum.
sanırım bir ses geldi kulağıma. müziği kısın. akşam okundu mu?
akşam ezanı okunduğunda eve girmek zorunda olan bir neslin üyelerinden biri olduğum içindir ki akşam ezanı önemlidir benim için.
akşam ezanı günün bitişini temsil eder zihnimin minberinde. haddinden fazla yaşlı olduğum ve öyle de hissettiğim için akşam ezanı okunduğunda bir ağırlık çöker üstüme. ajansı izleyip erkenden yatıp uyumak gelir içimden.
bu belki doğal bir durum olabilir ama benim gibi namaz kılmak konusunda idmansız olan birinin durup dururken ikindi okundu mu ya da akşam okundu mu diye sorması çok manasız kaçmaktadır ortamlarda.
bu soruları takip eden diğer eylemlere de girişince işler içinden çıkılmaz bir hal aldı benim için. sıratta tökezlemiş hacı gibi bir tedirginlik hissediyorum her soruşumda.
zaten okunduysa ne yapacağımı da bilmiyorum. ama soruyu sormanın akabinde bacaklarımı sıvazlayarak bir sandalyeye çöküp la havleler eşliğinde etrafı izlemeye de başladım. durup durup süleyman demirel’den bahsetmek, genç insanlara yeğenim diye hitap etmek, gazetelerde beş kupon yerine geçen altın kupon aramak ve beyoğlu’nda kravatla dolaştığım anları anlatmak istiyorum insanlara.
maltepe sigaramı dudağımın kenarında unutup kıbrıs barış harekatı zamanlarında yaşadığım zorluklardan bahsetmeye başlayacağım günleri de iple çekiyorum.
sanırım bir ses geldi kulağıma. müziği kısın. akşam okundu mu?
devamını gör...
limonata
mükemmel bir içecektir.
evde yapılabilir ama birazcık zordur. babam zamanında çok güzel limonata yaparmış bu sebeple ona püf noktasını sormuştum o da limonun kabuklarını da karışıma eklemek gerektiğini söyledi.
ha şunu da söyleyeyim ki eğer marketten limonata adı altında satın alınan şeylerden alıyorsanız, vazgeçiniz. o içtiğiniz limonata gerçek limonata değil çünkü.
hatta kendim uyguladığım evde yapım tarifini de vereyim:
malzemeler:
4 adet limon
1 litre soğuk su
2 çorba kaşığı şeker (böyle yapınca biraz ekşimsi bir tadı oluyor limonatanın, bu sebeple şeker isteğe bağlı olarak artırılabilir veya azaltılabilir.)
yapılışı:
öncelikle limonlarımızı iyice yıkıyoruz ve bir limon sıkacağında sıkıyoruz, ardından süzüyoruz. limon suyu posalardan ayrılmış olmalı.
bu sıvıyı sürahiye döküyoruz.
üzerine suyumuzu ekliyoruz.
daha sonra limonlarımızın kabuklarını büyük bir şekilde rendeliyoruz.
bu rendelenmiş limon kabuklarını da sürahimize ekliyoruz.
karışımı buzdolabına koyuyoruz ve iki saat bekletiyoruz.
iki saatten sonra ister bir süzgeç yardımıyla bardaklara doldururken süzün isterseniz de komple hepsini süzün.
limonatamız hazır.
afiyet olsun.
evde yapılabilir ama birazcık zordur. babam zamanında çok güzel limonata yaparmış bu sebeple ona püf noktasını sormuştum o da limonun kabuklarını da karışıma eklemek gerektiğini söyledi.
ha şunu da söyleyeyim ki eğer marketten limonata adı altında satın alınan şeylerden alıyorsanız, vazgeçiniz. o içtiğiniz limonata gerçek limonata değil çünkü.
hatta kendim uyguladığım evde yapım tarifini de vereyim:
malzemeler:
4 adet limon
1 litre soğuk su
2 çorba kaşığı şeker (böyle yapınca biraz ekşimsi bir tadı oluyor limonatanın, bu sebeple şeker isteğe bağlı olarak artırılabilir veya azaltılabilir.)
yapılışı:
öncelikle limonlarımızı iyice yıkıyoruz ve bir limon sıkacağında sıkıyoruz, ardından süzüyoruz. limon suyu posalardan ayrılmış olmalı.
bu sıvıyı sürahiye döküyoruz.
üzerine suyumuzu ekliyoruz.
daha sonra limonlarımızın kabuklarını büyük bir şekilde rendeliyoruz.
bu rendelenmiş limon kabuklarını da sürahimize ekliyoruz.
karışımı buzdolabına koyuyoruz ve iki saat bekletiyoruz.
iki saatten sonra ister bir süzgeç yardımıyla bardaklara doldururken süzün isterseniz de komple hepsini süzün.
limonatamız hazır.
afiyet olsun.
devamını gör...
türkiye'de yaşamak hiç de zor değil
ama nasıl bir yaşamak? bir dağ başında da nefes alıp verebilir insan.
türkiye'de ölmekten, -hele bir kadınsan- öldürülmekten, daha zor türkiye'de yaşamak.
türkiye'de ölmekten, -hele bir kadınsan- öldürülmekten, daha zor türkiye'de yaşamak.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük...
ama öyle, sol elinde kahve kupası, sağ elinde cep telefonu, ön kamera açık ve kolu sevgiliye uzanmış gibi günaydın 'sıtori'si atan instagram fenomeni gibi; kamera arkası koşturmacalı, doğal gibi görünmek için çok fazla efor sarfedilmiş, buna rağmen o doğallığın yakalanamadığı, alttan link kaydırmalı falan bir günaydın değil elbette...
böyle, mesai haftanızın son günü, erken çıkışı kapmışsınız, gün bir an önce 'vıjjjjjt' diye geçip gitmiş de, saat birden 17:00 olmuş gibi, bu sıcak temmuz cumasında en yakın pub'a kendinizi atıp, koca bir arjantin bardakta 50'lik fıçı bira söylemişsiniz de, sıcaktan terlemiş o buz gibi bardağı tutup koca bir yudum almışsınız gibi bir günaydın...
sanal değil, reel bir günaydın...
tuzlu fıstıklı, patates ve sosis kızartmalı bir günaydın...
ama öyle, sol elinde kahve kupası, sağ elinde cep telefonu, ön kamera açık ve kolu sevgiliye uzanmış gibi günaydın 'sıtori'si atan instagram fenomeni gibi; kamera arkası koşturmacalı, doğal gibi görünmek için çok fazla efor sarfedilmiş, buna rağmen o doğallığın yakalanamadığı, alttan link kaydırmalı falan bir günaydın değil elbette...
böyle, mesai haftanızın son günü, erken çıkışı kapmışsınız, gün bir an önce 'vıjjjjjt' diye geçip gitmiş de, saat birden 17:00 olmuş gibi, bu sıcak temmuz cumasında en yakın pub'a kendinizi atıp, koca bir arjantin bardakta 50'lik fıçı bira söylemişsiniz de, sıcaktan terlemiş o buz gibi bardağı tutup koca bir yudum almışsınız gibi bir günaydın...
sanal değil, reel bir günaydın...
tuzlu fıstıklı, patates ve sosis kızartmalı bir günaydın...
devamını gör...
sevgili edinme konusunda hiçbir şey yapmayan insan
üşenen kişidir. her seferinde aynı döngüleri yaşamaktan yorulmuştur.
devamını gör...
glow up
ilk iki sezonunu bir hafta gibi bir süreyle bitirdiğim 3. sezonu netflix’te yayınlanmış olan makyaj yarışması.
yarışma yüzlerce kişinin arasından seçilen 10 makyaj artistinin makyajlarını (adeta sanatlarını) gözler önüne seriyor. sanatlarını diyorum çünkü bu insanlar makyaj değil ciddi anlamda sanat yapıyorlar. makyaja ilgim yok, normalde sadece rimel kullanan bir insan olarak izlerken yüzümü tuval gibi boyamak istiyorum.
yarışmanın jürileri de hayatlarını makyaja adamış, birçok ünlü isimle ve moda haftalarında çalışmış olan dominic skinner ve val garland. artı olarak bu jürilere bölüm başı makyaj konseptine göre misafir jüri katılıyor. yarışmacılar 3 jüri tarafından değerlendirilerek elemeye kalıyorlar. her bölüm bir kişi eleniyor. izlemesi bu yönden de zevkli her bölüm heyecanla ve yapılan sanatı hayranlıkla izliyorsunuz. kazanan ne kazanıyor derseniz dünyanın en başarılı makyaj artistleri ile bir sözleşme imzalıyor.
kısacası makyaja ilgisi olmayan bir insanın bile sıkılmadan izleyebileceği görsel şölen olarak tanımlarsam yanlış olmaz sanırım. canınız sıkılıyorsa bir şans verebilirsiniz.
artı olarak jüri olan dominic’in 58 yaşında olduğunu öğrendiğim için şoktayım.
yarışma yüzlerce kişinin arasından seçilen 10 makyaj artistinin makyajlarını (adeta sanatlarını) gözler önüne seriyor. sanatlarını diyorum çünkü bu insanlar makyaj değil ciddi anlamda sanat yapıyorlar. makyaja ilgim yok, normalde sadece rimel kullanan bir insan olarak izlerken yüzümü tuval gibi boyamak istiyorum.
yarışmanın jürileri de hayatlarını makyaja adamış, birçok ünlü isimle ve moda haftalarında çalışmış olan dominic skinner ve val garland. artı olarak bu jürilere bölüm başı makyaj konseptine göre misafir jüri katılıyor. yarışmacılar 3 jüri tarafından değerlendirilerek elemeye kalıyorlar. her bölüm bir kişi eleniyor. izlemesi bu yönden de zevkli her bölüm heyecanla ve yapılan sanatı hayranlıkla izliyorsunuz. kazanan ne kazanıyor derseniz dünyanın en başarılı makyaj artistleri ile bir sözleşme imzalıyor.
kısacası makyaja ilgisi olmayan bir insanın bile sıkılmadan izleyebileceği görsel şölen olarak tanımlarsam yanlış olmaz sanırım. canınız sıkılıyorsa bir şans verebilirsiniz.
artı olarak jüri olan dominic’in 58 yaşında olduğunu öğrendiğim için şoktayım.
devamını gör...
ağlamamak için yapılanlar
her seferinde değişebilmekle birlikte, mesela biraz önce youtube'dan hareketli bir şeyler açayım da bugünü de atlatayım dedim. güzel fikirdi bence. her şey de güzel başlamıştı. hareketin sınırını bir hayli aşmış olacağım ki, ondan ona derken, en son ankara pavyon videolarına kadar gitmişim. işte hareketli şarkı dediğin onlarmış bir kez daha anladım.(videoları ilk kez görmedim tabi) insanın içinde gam, tasa kalmıyor. kızların hepsi değil ama birkaçı (isim vermeyim, gerek yok şimdi) hipnoz ediyor oynarken. tarla tapan satan amcalara hak verdim gibi. o kapıdan girmeyeceksin. yoksa hipnoz garanti. zor attım kendimi. bir 2 hafta ağlamam artık.
devamını gör...
anlık mutluluk veren şeyler
beklenmedik yerde gelen nasılsın mesajı.
devamını gör...
rapidshare
bulut servislerinin ilk örneklerindendir, forumların vazgeçilmeziydi. büyük dosyalar buraya yūklenirdi ki, düşük hızlı internet kullanıcıları bile dosyayı indirebilsin.
devamını gör...
