marul ve asma yaprağı için. ha birde çilek var. gerisi lafü güzaf...

şu keyfi bırakıp kapı aralamakla hiç uğraşamam.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

üniversite sınavının ilk oturumudur. 40 soru matematik 40 türkçe, 20 fen ve 20 sosyal sorusu olmak üzere toplamda 120 soru içerir. toplam süre 135 dakikadır her öğrenci her sorudan sorumludur. sınavın ikinci ayağı olan ayt sınavınızın değerlendirilebilmesi için burdan baranı geçmeniz gerekmektedir. diyelim ki barajı geçtiniz ama türkçe veya matematikten herhangi birinden ya da ikisinden 0.5 netin altına düştünüz, sınavınız yine baraj altı sayılmaktadır.

sınav daha çok okuduğunu anlama ve mantık üzerine kuruludur. örneğin upuzun matematik sorularını anlamak zor kısımdır ama anladıktan sonra yapmanız gereken işlem 1 dakika bile sürmez. süreyi iyi kullanan, okuduğunu anlayan, problem çözebilen ve o gün modu düşük olmayan öğrenci avantajlıdır.
devamını gör...

haksızlığa uğradıktan sonra haklılığınızı ispatlamak.
devamını gör...

oldukça gelişmiş bir python geliştirme ortamı.

başlarda çok seviyordum ama garip garip huyları var bu programın. yazıyorum ve çalıştırıyorum kodu. hata da vermiyor, çıktı da üretmiyor. idle ile deneyince normal şekilde çıktı alıyorum. sanırım program ayarlarıyla ilgili bilmediğim bir yanlışlık var ve düzeltemediğim için programı kullanmak işkence oldu benim için.

bir ara oturup tüm menülerini kurcalamak şart oldu...
devamını gör...

şimdiye kadar hiç intihar etmeyi düşünmedim ama yıllarca ailecek maddi ve manevi zorlukları atlattık. defalarca ev değiştirdik, binlerce lira zarar sonucunda iflas ettik. hayatta affedemediğim çok fazla insan var ve bunlar hep en yakın akrabalarım. yazar arkadaş burayı okur mu bilmiyorum ama ona söylemek istediğim birkaç şey var. geçirdiğimiz zor yıllar hakkında konuşurken babamın hep anlattığı bir olay vardır. iflas ettiğimiz ortada ve etrafımızda bize destek olan tek bir kişi dahi yok. annem ve babam maddi sıkıntılar nedeniyle neredeyse her gün kavga ediyor hatta boşanma muhabbeti dönüyor. insan tabii ki çıkış yolu arıyor durmadan. bir gün babam kahvede otururken yanına bir adam geliyor ve cebinden bir tohum çıkarıyor. "bu tohumdan bir tane ekiyorsun iki bin lira alıyorsun." diyor. o tohum kenevir tohumu. babam ben öyle işler yapmam deyince de "e o zaman al silahı da vur kendini. senin başka çıkışın yok kardeş." diyor. sonra babam eve geliyor düşünmek için. ama vazgeçiyor. babama ne oldu da vazgeçtin diye sorduğumda dediği tek bir şey olur her zaman. "ne olursa olsun değmeyecekti çok düşündüm değmeyecekti."

intihar gibi bir şeyi kim düşünüyorsa değmeyeceğini de bilmeli. psikolojik bir buhranda olabilirsin, maddi sıkıntıların olabilir ama değmiyor. babam yine yaptığı en büyük salaklığın da o gün gece bu ihtimali düşünmek olduğunu söylüyor. çok klasik belki ama bir ölüme yok çare. burayı okuyan ve sıkıntılar yaşayan kişiler inanın her şey geçiyor. tüm içtenliğimle söylüyorum geçiyor.
devamını gör...

ben senin yanındayım..
devamını gör...

üstünden kalkacağımızı düşündüğümüz sorumlulukları bir güzel alıyoruz, sonrasında son güne kadar yapmıyoruz lay lay lom takılıyoruz. son gün geldiğinde kıçınızın tutuşmasıyla stresin eşlik ettiği bu sorumluluğu bir güzel yerine getiriyoruz. bunu yaparken "niye son güne bıraktım ki, bidaha bırakmicam" demeyi de ihmal etmiyoruz.
devamını gör...

her daim frodo bebesinin arkasını topladı, hiçbir zaman ihanet etmedi, gandalfın ona verdiği görevi canı pahasına yerine getirmeye çalıştı ve yüzüğe karşı koyabilecek kadar iradesi güçlüydü. kısacası, adam gibi adamdır sam.
devamını gör...

ayakların ucuna doğru basılarak yapılması daha kolay olan iş.

denedim, oradan biliyorum.
devamını gör...

yaşanmış bir hikaye şöyle geçiyor:
istanbul'da terminalden bodrum'a gidecek olan otobüse binen kadın, bagaja koyması için muavine bir kutu teslim ediyor. otobüs dinlenme tesisine varınca kutuyu açıp bakan muavin içinde ölmüş bir kedi görüyor. kedinin havasızlıktan öldüğünü düşünen muavin paniğe kapılıp , acilen mola yerinde ölen kedinin aynısını bulup kutuya yerleştiriyor. otobüs bodrum'a vardığında kutuyu teslim alan kadın içinde kıpırdayan ve canlı bir kedi görünce tepki veriyor :
hayır, bu benim kedim olamaz. çünkü benim kedim ölmüştü ve ben onu bodrum'a toprağa vermek için getirmiştim.
devamını gör...

toprak parçasının size yaptığı bir şey yoktur diyen açsın tüfek, mikrop ve çelik'i bir güzel okusun.

ekonomimiz kötü, eğitim, bilim, coğrafya vs diyen hem onu okusun hem de ulusların düşüşü'nü.

askeri yansımasını merak ediyorsa üstüne bir de military revolution yapsın.

iyice bir sindirsin, üstüne de bir tatlı ohhh. mis gibi.
devamını gör...

ola bauer'den şahane bir yeraltı edebiyatı örneği. romanın oldukça sert ve soğuk kısımları olmasına rağmen başkarakter tom'un başından geçenler yer yer kahkaha attırır insana. karşılaştığı olaylara örnek vermek için kitabın arka kapağından bir alıntı yapıyorum:

--- alıntı ---

...on altı yaşındayken içinde mermi olup olmadığını bilmediği bir tabancayı ağzına sokup tetiği çektikten sonra fırlayıp evinden çıkan tom'un yıllar sonra dönüşüne tanık oluyoruz. ilk fırlayışın hızıyla dünyayı dolaşan tom, sırtında bir gemici torbası, ayağında araba lastiğinden bozma sandaletlerle, tam kırk yıl boyunca adım atmadığı ülkesine yaya olarak en kuzeyden girer. niyeti sıradanlaşıp yurduna uyum sağlamaktır; gel gör ki karşılaştığı ilk yurttaşı, çöl giysileri içinde, bir elinde kulağına yapıştırdığı cep telefonuyla iş konuşması yaparken diğer elinde çok pahalı bir oltayla su kenarında dikilen ve olmayacak bir açıdan balık tutmaya çalışan biridir. tom'un bu adamla iletişim kurma girişimi, adamın korkup özel uçağına atlaması ve üzerine havadan mermi yağdırmasıyla sonuçlanır. oslo plajında ise, elektroniğe dair bir ders kitabı okurken mastürbasyon yapan; sevgilisiyle yüz yüze geldiğinde değil de cep telefonuyla konuşurken heyecanlanan "modern norveçliler"in karşısında şaşkına döner. gemici torbasında yıllardır taşıdığı ve bir başkasına ait olan not defterleri, onun bir "dâhi yazar" olarak ağırlanmasına yol açınca da ipler iyice kopar...

--- alıntı ---
devamını gör...

kitabı okumayı şimdi bitirdim.

öncelikle bu kitabın öyle sıradan edebiyat kitapları gibi uzun betimlemeler ve psikolojik analizler içermeyeceğini başından beri biliyordum. çünkü kitapta salinger'in yarattığı karakterlerinin kendi dili yani daha doğrusu kendini ifade etme biçimi var. tutup bütün karakterleri tekdüze bir diyalog içerisinde bulamazsınız.

sonunun olmaması beni biraz düşünmeye itti. kendimi salinger'in yerine koydum hemen. kendi ifadesiyle biraz otobiyografik bir eser olduğunu ve çocukluğunun aşağı yukarı böyle geçtiğini biliyordum. bence kendisi de sonunu göremiyordu kitabı yazdığı tarihte. o yüzden hep bahsettiği ''sahtekarlar'' gibi okuyucuyu etkileyecek bir son yazmak yerine kendisi gibi davrandı ve samimi bir itirafla sonlandırdı kitabı. ''sakın kimseye bir şey anlatmayın. herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.''

2. dünya savaşı sırasında yaşadıkları, çarpışmalar, ölümler,kaos ortamı hatta savaş sonrası hastaneye yatıp psikolojik tedavi alması gibi olaylara rağmen 16 yaşındaki o hoyrat yanını yansıtması bana muazzam geldi. ki o dönem ki olaylarla alakalı kızına: ''ne kadar yaşarsan yaşa, yanan etin kokusunu burnundan hiçbir zaman tam olarak sökemiyorsun.'' demiş olmasına rağmen.

genel olarak zevk alarak okuduğum bir kitaptı. altını çizdiğim yer sayısı baya fazla onuda belirtmek isterim. belki de holden karakteriyle aramda çok benzerlikler olduğunu düşündüğüm için bu kadar sevdim. neyse okuyun.
devamını gör...

dünya haritasında gördüğümde hep merak ettiğim, dünyanın kutuplara en yakın noktalarından birinde bulunan yakutistan'ın başkentidir.
devamını gör...

küçük bir sahil kasabası, yemyeşil bahçeli bir ev, birkaç kedi, minik bir masada sıcacık kahvem ve yazımında son aşamaya geldiğim kitabım. akşamında kocaman bir sofra etrafında dostlarım, huzur, mutluluk, aşk güzel olan ne varsa bu hayale sığdırdım.
devamını gör...

pek güzel gözükmeyen ve pek faydalı bir iş yapmadığı düşünülen ama oldukça faydalı olan bir böcektir. bir de meşhur bir hikayesi vardır:

adamın biri bir gün bahçesinde otururken hayvan dışkısından top yapan bir böceği görmüş, böcek pisliği ayakları ile yuvarlayarak giderken içinden şöyle geçirmiş:
- ey allahım! her şeyi çok güzel çok hoş yaratmışsın da, şu böceği sırf pislikle uğraşsın diye mi yarattın?
aradan bir kaç ay geçmiş adam umarsız bir hastalığa yakalanmış.
derdine kimseler çare bulamamış.
en sonunda bilge bir doktor ''bak demiş bazen bahçelerde gezen bir böcek olur ayakları ile pislik yuvarlar işte o yuvarladığı pisliklerden 40 gün boyunca aralıksız yiyeceksin" demiş.
adam 40 gün boyunca o pislikleri yemiş ve iyileşmiş. aradan yıllar geçmiş aynı adam gemiye binmiş ve denizin ortasında çok büyük fırtınaya yakalanmışlar. herkes bağırıp, çağırıp, ağlaşırken bu adam bacak bacak üstüne atıp sakince çayını yudumluyomuş.
birileri dayanamamış sormuş. "biz yana yakıla dua edip bağırıp çağırıyoruz sendeki bu rahatlık ne be adam ?!."
adam şöyle cevap vermiş
- kurban olduğumun bir kere işine karıştım bana kırk gün bok yedirdi, ister yüzdürür, ister batırır ben karışmam kardeşim.

kaynak .
devamını gör...

sınıfta öğrencilere catch up phrasal verb’ü öğretmek için alıntısını yaptığım ve quentin tarantino’nun pulp fiction filminde mia wallace rolünü oynayan uma thurman’ın yaptığı espiridir.


three tomatoes are walkin' down the street. papa tomato, mama tomato and baby tomato. baby tomato starts lagging behind, and papa tomato gets really angry. goes back and squishes him and says: "ketchup."
devamını gör...

ozon ile birlikte kullanılmaması gerekir. solunum yollarından ötürü hastanelik olma ihtimali yüksek bir durum ortaya çıkar zira.
devamını gör...

canım bilge karasu sohbetinden bir kesit:

"kendim olmak gibi bir kaygım yok galiba. (gülerek) işte nasıl yazıyorsam öyleyimdir diyorum herhalde. bu da yine imgelere getirecektir bizi ama, kendim olmak diye bir kaygım yok, onu anlatmak çok güç. nasıl tasarlıyorsam, nasıl yaşıyorsam öyle oluyor. kendim olmak, başka bir şey değil ki, çünkü onun dışında, onun ötesinde bir kendimlik yok ki, kendimlik burada söylediğimde, yazdığımda, yaptığımda.

kendim olmak diyorduk ya, zaten öyle olunuyor, kendim olayım diye değil, birtakım cendereler yarattığım için kendime."

bilge karasu, [1993], "bitmemiş bir konuşmadan"
devamını gör...

cumhuriyetin erken zamanlarında köylerin nasıl yapılaşması gerektiği üzerine tasarlanan proje. her ne kadar bizzat mustafa kemal atatürk tarafından hazırlandığı söylense de, bu bilgi yanlıştır. linkte de görülebileceği üzere, projenin mimarı hala bilinmiyor.

esasen ülkemizdeki şehirleşme sorunlarını çözebilecek, muhteşem potansiyele sahip bir proje iken; ne yazık ki gerçekleştirilememiştir.

malum, on yıllardır süregelen köyden kente göç meselesi, türkiye'nin demografik açıdan en büyük sorunlarından biridir. mevzubahis mesele yüzünden türkiye cumhuriyeti, şehirlerinden bir türlü kendisine gereken entelijansiyayı çıkaramaz. bir türlü şehir kültürünü yerli yerince oturtamaz. burada sorun insanların göç etmesi değil; göç eden toplulukların şehir kültürünü benimsemek yerine, kendi köy kültürlerini şehirlere getirmeleridir. bu da memlekete fikri açıdan yarar sağlaması gereken entelektüel kesimin, yaşadıkları şehirlerde bir çeşit üst tabaka kültürü oluşturabilmelerinin önünde engeldir. göç eden köylü nüfus topluluğunun kendini bir türlü adapte edememesi, şehirlerin de bayağılaşmasına sebep olmaktadır.

işte bu proje de, muhteşem bir ileri görüşlülük örneğiyle, bu olası soruna çare olmaya çalışır. amaç, köylere ve köylü nüfusa sağlanabilecek her imkanı sağlayarak, onlar şehirleri bayağılaştırmadan önce onları çağdaşlaştırabilmektir. nitekim projenin kendisinden de görülebileceği üzere, o tarihlerde* bir yerleşimde olması gereken her şey düşünülmüş.

şöyle bir şey:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ilk etapta göze çarpan şey, çok şık olduğu kadar mümkün olduğunca derli toplu tutulan bir plan olduğudur. küçük bir incelemeyle bile doğaya ve yeşile verilen önem görülebilir. bununla birlikte beşeriyetin ihtiyaç duyduğu her şey de dahil edilmiştir: okul, öğretmen evi, halk odası, konuk odası, okuma odası, konferans salonu, otel, çocuk bahçesi, çocuk parkı, telefon santrali, gazino, müze, çeşitli kulüpler, hamam, revir, spor alanı, cami... aynı zamanda üretim adına ihtiyaç duyulacak her şey de düşünülmüş: değirmenler, tarlalar, depolar, ahır, mandıra, kanara, ağıl, gübrelik ve hatta arıcılık istasyonları. kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir vizyon bu.

fakat gel gelelim, olmayınca olmuyor. bu proje de her ne kadar arada sırada gündeme gelse de unutulup gitmiş işte. gerçi olan oldu ölen öldü de artık.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim