mozole
ismi, kral mausolos'un adından türetilmiştir. bu isim türkçe'de mozole olarak kullanılıyor. mausolos için yaptırılan anıt mezardan sonra yapılan tüm anıtlara da mozole denmiş.
devamını gör...
normal sözlük'e soru cevap için gelecek ilk ünlü kim olmalı sorunsalı
ikincisi bence (bkz: mahfi eğilmez) olmalı.
devamını gör...
lütfen trolleri beslemeyiniz
ve moderatör "ı run" elindeki çalı süpürgesini kaldırıp, emrini verdi; yazarlar, ilk hedefiniz trollerdir, iiiillleeeerrrriiiiiii!*
devamını gör...
yabancı damat
memik dede, gökhan kırdar müziği ve "endaksi canim" repliğiyle aklımda kalmış; antepli bir kızın niko isminde yunan bir adamla evliliğini ve iki tarafın da ailelerinin yaşadığı entrikaları konu alan dizidir.
güzel bir diziydi.
güzel bir diziydi.
devamını gör...
türk gencinin ömrünü mahveden üç şey
1.r
2.t
3.e
2.t
3.e
devamını gör...
fizik bilmeyenlerin ateist olarak kalacağı
edit: başlık başa. başlığı açan arkadaş "heisenberg: doğa bilimlerinden bir yudum içen ateist olur, ama bardağı bitirince dindar olur" gibi bir şey yazmıştı. ben de böyle entry girince biraz saçma oldu tabi.
(bkz: neden böyle başlık açacağı)
heisenberg'i peygamber olarak kabul edersek zaten ateyiz olamayız. o onun görüşüdür. peki heisenberg hoca hangi tanrıyı işaret ediyor? müslümanların tanrısı mı, afrika tanrıları mı, sümer tanrıları mı, yunan tanrıları mı?..... eğer hangi tanrı olduğu önemsizse deist oluruz ki bu durumda da tanrıya tapınmanın, ona bir ad vermenin, ibadetin, dinin bir anlamı olmaz.
yok hafız, ben ateist olmaya devam ederim.
(bkz: neden böyle başlık açacağı)
heisenberg'i peygamber olarak kabul edersek zaten ateyiz olamayız. o onun görüşüdür. peki heisenberg hoca hangi tanrıyı işaret ediyor? müslümanların tanrısı mı, afrika tanrıları mı, sümer tanrıları mı, yunan tanrıları mı?..... eğer hangi tanrı olduğu önemsizse deist oluruz ki bu durumda da tanrıya tapınmanın, ona bir ad vermenin, ibadetin, dinin bir anlamı olmaz.
yok hafız, ben ateist olmaya devam ederim.
devamını gör...
normal sözlük yılbaşı tebrikleşmesi
gençler daima genç kalanlar, troller, abazanlar, modlar, editörler hepinize harika bir yil dilerim, huzur ve saglik olsun gerisi gelir.
devamını gör...
yazarların göz renkleri
kahverengi ama ışıkta pembe oluyo.
devamını gör...
arap kültürünün kürt kültüründen üstün olması
devamını gör...
22 aralık 2020 gübretaş madeninde dev altın rezervi bulunması
kazdağlarını talan eden kanadalı alamos gold şirketinin türkiyeye verdiği pay %4 .
%96'sını kendi alıyor .
biz çıkaramayacağımıza göre, bu veya bir başkasında da durum farklı mı olacak?
ya hepsini bize verse ne olacak, katledilen doğanın, dünyanın, geleceğimizin karşılığı olacak mı ?
buradan
%96'sını kendi alıyor .
biz çıkaramayacağımıza göre, bu veya bir başkasında da durum farklı mı olacak?
ya hepsini bize verse ne olacak, katledilen doğanın, dünyanın, geleceğimizin karşılığı olacak mı ?
buradan
devamını gör...
ezekiel 25:17
quentin tarantino' nun pulp fiction filminde samuel l. jackson'un repliği .
jackson' un müthiş aksanı ile dinlemesi bana büyük keyif veren şey.
"the path of the righteous man is beset on all sides by the inequities of the selfish and the tyranny of evil men. blessed is he who, in the name of charity and good will, shepherds the weak through the valley of the darkness. for he is truly his brother's keeper and the finder of lost children. and ı will strike down upon thee with great vengeance and furious anger those who attempt to poison and destroy my brothers. and you will know ı am the lord when ı lay my vengeance upon you."
furious anger kısmında furious kısmını uzatarak ağdalı bir şekilde fiuuuuuriyusss şeklinde söyleşini çok severim. ezekiel 25:17, eski ahitin bir pasajıdır, ancak quentin tarantino onu pulp fiction için yeniden yazmıştır. filmde üç ayrı yerde geçer. jules winnfield öldürmek üzere olduğu her insana bu dizeyi anlatır, çünkü kurbanlarına söylemenin soğukkanlı bir şey olacağını düşünmüştür.bunu da filmde bir yerde şöyle söyleyerek açıklar:
"...i been sayin' that shit for years. and if you ever heard it, it meant your ass. i never really questioned what it meant. i thought it was just a cold-blooded thing to say to a motherfucker 'fore you popped a cap in his ass..."
jackson' un müthiş aksanı ile dinlemesi bana büyük keyif veren şey.
"the path of the righteous man is beset on all sides by the inequities of the selfish and the tyranny of evil men. blessed is he who, in the name of charity and good will, shepherds the weak through the valley of the darkness. for he is truly his brother's keeper and the finder of lost children. and ı will strike down upon thee with great vengeance and furious anger those who attempt to poison and destroy my brothers. and you will know ı am the lord when ı lay my vengeance upon you."
furious anger kısmında furious kısmını uzatarak ağdalı bir şekilde fiuuuuuriyusss şeklinde söyleşini çok severim. ezekiel 25:17, eski ahitin bir pasajıdır, ancak quentin tarantino onu pulp fiction için yeniden yazmıştır. filmde üç ayrı yerde geçer. jules winnfield öldürmek üzere olduğu her insana bu dizeyi anlatır, çünkü kurbanlarına söylemenin soğukkanlı bir şey olacağını düşünmüştür.bunu da filmde bir yerde şöyle söyleyerek açıklar:
"...i been sayin' that shit for years. and if you ever heard it, it meant your ass. i never really questioned what it meant. i thought it was just a cold-blooded thing to say to a motherfucker 'fore you popped a cap in his ass..."
devamını gör...
cinsel organını yollayan kişi hakkında ilginç karar
tanımadığı birine durduk yere cinsel organının fotosunu yollamayı normal görenler mi var aramızda ben yanlış mı okudum?? siz kafayı yemişsiniz. tanımadığınız ve onayını almadığınız birine cinsel içerikli fotoğraf göndermek gayet de tacizdir. he ama yaşadığımız ülke belli. tecavüz edip öldüreni bile salıyorlar bunu tabiki tutuklamazlar.
devamını gör...
misc radyo yayını
kazık kadar kız çocuklarının, hayatlarının bir döneminde nasıl 'südüklü' (bkz: masumlar apartmanı) olduklarının konuşulacağı radyo yayını*
bir keresinde, lise son sınıftayken, sınıfın büyük çoğunluğuyla, kızlı erkekli koca bir grup, heybeliada'ya mangal yapmaya gittik. alışverişler yapıldı, alkollü alkolsüz içecekler alındı, mangal yakıldı, yemekler, kızların evden getirdiği, annelere yaptırılmış börekler, kekler afiyetle gömüldü, çok da verimli, güzel bir gün geçirmiştik bir zamana kadar...
ismi lazım değil, sınıfın sığırlarından bir erkek, grubumuzun dışında, ama yakınlarımızda piknik yapan kız grubundan bir kıza, arsız ve terbiyesiz bir şekilde laf atmış... kızlar çıldırdı, itiş kakış derken kızları sakinleştirdim. derken, kızlardan biri, muhtemelen laf atılan sakinleşmiyor. öldüreceğim, keseceğim naraları atıyor. telefonla birilerini arıyor sürekli.
ben kızı sakinleştirmeye çalıştıkça bizim sınıfın mel'un cinsiyetine mensup gerizekalıları ' ulan adadayız, kalkıp gelmeye kalksalar nasıl yetişecekler' rahatlığıyla oralı bile değil...
evet, tahmin üzerine kız adanın yerlisi çıktı. takribi 20 dakikaya kalmadan 25-30 kişiye yakın elleri zincirli, sopalı bir erkek grubu laps diye karşımıza dikildi... laf atan kim falan diye sordular, alkollüydü kusura bakmayın diye hala yatıştırmaya çalışıyorum ortalığı...
''ben'' diyorum, ''onun adına özür diliyorum sizden, hanımefendiden de özür diledim defalarca, çok haklısınız ama büyütmeyelim, misafiriz burada'' falan diye yıkama yağlama yaparken, çocuklardan biri koluma girdi, gel sen şöyle ötede özür dile benden diye alıp götürmeye kalktı beni. arkadaşlarım araya girdi, iskeleye kaçar gibi sığındık...
çocuklar, ismi lazım değil elemanı çağırıyorlar bağırış çağırış, turnikelere sopalarla vuruyorlar falan, rezil bir durum... üstelik, ben strese girince, öfkelenince falan mideme vuruyor, hala daha öyledir. bu kadar stresten sonra iskeleye sığındık fakat midem acayip bulanıyor...
haftalardır küs olduğumuz, o zamanlar sevgilim olan kız da, bu kadar stresten korkmuş, bana bi'şey yapacaklarından endişelenmiş, oldukça yakınlaşmıştı bana. sorup duruyor nasılsın, iyi misin, miden nasıl oldu bilmem ne, yüklendikçe yükleniyor. o yüklendikçe midem daha da bulanıyor....
en son, iyiyim, biraz uzak dur benden demek için ağzımı açtığımı hatırlıyorum, bir de kızın converse'lerinin üstüne tüm gün yediklerimi kustuğumu...
yol boyu vapurun öbür tarafında seyahat ettim...
kız da sağ olsun, hiç bozuntuya vermedi, 1 koca paket ıslak mendille gıcır gıcır etmişti ayakkabılarını, vapurdan inip beni beklediğini görünce fark ettim...
bu arada, dövmeye gelen çocuklar da çok delikanlı çocuklarmış. kavga çıkaralım diye bizi tahrik etmek için bile, yanımızdaki kızlara tek kelime laf atmadılar, aklıma geldikçe hala takdir ederim...
bir keresinde, lise son sınıftayken, sınıfın büyük çoğunluğuyla, kızlı erkekli koca bir grup, heybeliada'ya mangal yapmaya gittik. alışverişler yapıldı, alkollü alkolsüz içecekler alındı, mangal yakıldı, yemekler, kızların evden getirdiği, annelere yaptırılmış börekler, kekler afiyetle gömüldü, çok da verimli, güzel bir gün geçirmiştik bir zamana kadar...
ismi lazım değil, sınıfın sığırlarından bir erkek, grubumuzun dışında, ama yakınlarımızda piknik yapan kız grubundan bir kıza, arsız ve terbiyesiz bir şekilde laf atmış... kızlar çıldırdı, itiş kakış derken kızları sakinleştirdim. derken, kızlardan biri, muhtemelen laf atılan sakinleşmiyor. öldüreceğim, keseceğim naraları atıyor. telefonla birilerini arıyor sürekli.
ben kızı sakinleştirmeye çalıştıkça bizim sınıfın mel'un cinsiyetine mensup gerizekalıları ' ulan adadayız, kalkıp gelmeye kalksalar nasıl yetişecekler' rahatlığıyla oralı bile değil...
evet, tahmin üzerine kız adanın yerlisi çıktı. takribi 20 dakikaya kalmadan 25-30 kişiye yakın elleri zincirli, sopalı bir erkek grubu laps diye karşımıza dikildi... laf atan kim falan diye sordular, alkollüydü kusura bakmayın diye hala yatıştırmaya çalışıyorum ortalığı...
''ben'' diyorum, ''onun adına özür diliyorum sizden, hanımefendiden de özür diledim defalarca, çok haklısınız ama büyütmeyelim, misafiriz burada'' falan diye yıkama yağlama yaparken, çocuklardan biri koluma girdi, gel sen şöyle ötede özür dile benden diye alıp götürmeye kalktı beni. arkadaşlarım araya girdi, iskeleye kaçar gibi sığındık...
çocuklar, ismi lazım değil elemanı çağırıyorlar bağırış çağırış, turnikelere sopalarla vuruyorlar falan, rezil bir durum... üstelik, ben strese girince, öfkelenince falan mideme vuruyor, hala daha öyledir. bu kadar stresten sonra iskeleye sığındık fakat midem acayip bulanıyor...
haftalardır küs olduğumuz, o zamanlar sevgilim olan kız da, bu kadar stresten korkmuş, bana bi'şey yapacaklarından endişelenmiş, oldukça yakınlaşmıştı bana. sorup duruyor nasılsın, iyi misin, miden nasıl oldu bilmem ne, yüklendikçe yükleniyor. o yüklendikçe midem daha da bulanıyor....
en son, iyiyim, biraz uzak dur benden demek için ağzımı açtığımı hatırlıyorum, bir de kızın converse'lerinin üstüne tüm gün yediklerimi kustuğumu...
yol boyu vapurun öbür tarafında seyahat ettim...
kız da sağ olsun, hiç bozuntuya vermedi, 1 koca paket ıslak mendille gıcır gıcır etmişti ayakkabılarını, vapurdan inip beni beklediğini görünce fark ettim...
bu arada, dövmeye gelen çocuklar da çok delikanlı çocuklarmış. kavga çıkaralım diye bizi tahrik etmek için bile, yanımızdaki kızlara tek kelime laf atmadılar, aklıma geldikçe hala takdir ederim...
devamını gör...
matematik
türk öğrencilerinin başının belası olan bir derstir. aslında tüm sorun matematiği sadece geçilmesi gereken "bir ders" olarak görmeleridir. o olmadan hayatın olmayacağını, fiziğin, kimyanın, biyolojinin çaresiz kalacağını bilmezler. bu bilimler matematiksiz bir adım atamazlar, onu bilmezsen nasıl hesap yapabileceksin ki?
aslında kabahatın büyüğü öğrencide değil maalesef matematiği sadece formül ve sayılardan oluştuğuna inanan eğitim sistemimizdedir. öğretmenlerde bu sisteme bağlı oldukları için nasıl gördülerse ve kendilerinden nasıl öğretmeleri isteniyorsa o şekilde öğrencilere öğretmeye kalkarlar ve sonuç üniversite imtihanlarında yüzbinlerce öğrenci tarafından çözülemeyen dört işlem öncelik sıralı 9 : 3 x (7+2) sorusu, herkes kendi bildiği şekilde çözer.
matematikte formüller öğrencilere dayatılır, oysa ki her formülün geldiği bir yer vardır, onu öğretmeye çalışsalar belki de sonuç böyle olmayacak, gauss formülünü terim sayısı çarpı terim sayısının bir fazlasını yarıya böl şeklinde ezberletir dururlar. oysa ki şurada olduğu gibi öğrencilere öğretmek işlerine gelmez. sinüsü karşı dik kenar bölü hipotenüs derler, birim çemberi anlatmazlar.
öğrenciler üniversite imtihanında matematikten kaçmak için hukuk okumak isterler. eşit ağırlık (ea) puanı ile alan bölümde matematik gene karşılarına çıkar, sadece türkçe yapmak yetmez, mutlaka matematiği yapmak hem de iyi yapmak zorundadırlar.
sınava hazırlanırken "ben matematiği ne yapacağım, ileride markete gidince iki kilo integral, 3 adet türev mi alacağım" diye durumun ciddiyetini kavramazlar. oysa,bilmez ki ileride mühendis olduğunda hesap kitap yaparken türevsiz, integralsiz adam atamayacak.
veliler, çocukları bu dersten zayıf aldıkça çocuklarına hakeret ederler, sanki kendileri bu işin zamanında profesörüymüş gibi. suçlu hep matematiktir zaten ne gerek var ki ona?
aslında kabahatın büyüğü öğrencide değil maalesef matematiği sadece formül ve sayılardan oluştuğuna inanan eğitim sistemimizdedir. öğretmenlerde bu sisteme bağlı oldukları için nasıl gördülerse ve kendilerinden nasıl öğretmeleri isteniyorsa o şekilde öğrencilere öğretmeye kalkarlar ve sonuç üniversite imtihanlarında yüzbinlerce öğrenci tarafından çözülemeyen dört işlem öncelik sıralı 9 : 3 x (7+2) sorusu, herkes kendi bildiği şekilde çözer.
matematikte formüller öğrencilere dayatılır, oysa ki her formülün geldiği bir yer vardır, onu öğretmeye çalışsalar belki de sonuç böyle olmayacak, gauss formülünü terim sayısı çarpı terim sayısının bir fazlasını yarıya böl şeklinde ezberletir dururlar. oysa ki şurada olduğu gibi öğrencilere öğretmek işlerine gelmez. sinüsü karşı dik kenar bölü hipotenüs derler, birim çemberi anlatmazlar.
öğrenciler üniversite imtihanında matematikten kaçmak için hukuk okumak isterler. eşit ağırlık (ea) puanı ile alan bölümde matematik gene karşılarına çıkar, sadece türkçe yapmak yetmez, mutlaka matematiği yapmak hem de iyi yapmak zorundadırlar.
sınava hazırlanırken "ben matematiği ne yapacağım, ileride markete gidince iki kilo integral, 3 adet türev mi alacağım" diye durumun ciddiyetini kavramazlar. oysa,bilmez ki ileride mühendis olduğunda hesap kitap yaparken türevsiz, integralsiz adam atamayacak.
veliler, çocukları bu dersten zayıf aldıkça çocuklarına hakeret ederler, sanki kendileri bu işin zamanında profesörüymüş gibi. suçlu hep matematiktir zaten ne gerek var ki ona?
devamını gör...
insanı mutlu eden filmler
the breakfast club
(hiçbir şey ama her şey olan film)
(hiçbir şey ama her şey olan film)
devamını gör...
yalnız yaşayanların nedense delirmemesi
“insan ancak yalnız olduğu sürece bütünüyle kendisi olur: o halde yalnızlığı sevmeyen, özgürlüğü de sevmez; çünkü insan ancak yalnız olduğunda özgürdür.”
“toplum bir ateşe de benzetilebilir; akıllı kişiler uygun bir uzaklıktan ısınır ama içine düşmezken, budala kişi, önce kendini yakıp sonra da yalnızlığın soğukluğuna sığınır ve ateşin yakıcılığından şikayet eder.”
artur schopenhauer-yaşam bilgeliği üzerine.
bazı insanlarda görülebilecek durumdur. bazı insanlar yalnızlığa öcü gözüyle bakarlar ancak herkes sosyal olmak zorunda mı? herkes mutlu olmak için insanlara ihtiyaç duymak zorunda mı? değil. baterim, kitaplarım, dizilerim, filmlerim, oyunlarım, müziklerim ve içkilerim çoğu insandan daha mutlu eder beni. tabi az önce saydıklarımın yerini tutamayacağı insanlar da var. kısacası denge önemlidir arkadaşlar. orta yolu yakalamalısınız.
“toplum bir ateşe de benzetilebilir; akıllı kişiler uygun bir uzaklıktan ısınır ama içine düşmezken, budala kişi, önce kendini yakıp sonra da yalnızlığın soğukluğuna sığınır ve ateşin yakıcılığından şikayet eder.”
artur schopenhauer-yaşam bilgeliği üzerine.
bazı insanlarda görülebilecek durumdur. bazı insanlar yalnızlığa öcü gözüyle bakarlar ancak herkes sosyal olmak zorunda mı? herkes mutlu olmak için insanlara ihtiyaç duymak zorunda mı? değil. baterim, kitaplarım, dizilerim, filmlerim, oyunlarım, müziklerim ve içkilerim çoğu insandan daha mutlu eder beni. tabi az önce saydıklarımın yerini tutamayacağı insanlar da var. kısacası denge önemlidir arkadaşlar. orta yolu yakalamalısınız.
devamını gör...
z kuşağının normal sözlük'e girişinin yasaklanması gerekliliği
neden? size ne zararımız var? kendi halimizde takılıp tanım giriyoruz. etliye sütlüye karışmıyoruz. bi' kere sizler gibi seksist başlıklar açmıyoruz.
devamını gör...
the office
9 sezondan oluşan efsane sitcom dizisidir.
dizinin yapımcısı ve fikir babalarından olan ricky gervais'in baş rolünü üstlendiği ingiliz yapımı the office dizisinden uyarlanmıştır.
steve carell, rainn wilson, john krasinski, jenna fischer, b.j. novak dizide rol alırken dizinin yapımcılığını ricky gervais, stephen merchant ve greg daniels üstlenmiştir.
konusu dunder miffin adındaki bir kağıt şirketinin scranton şubesinde yaşananları anlatır.
birbirinden ilginç karakterlere sahip olan bu dizi hemen hemen her sitcom severin en sevdiği dizilerden birisidir. hatta yüzde doksanının en sevdiği dizidir.
sebebi ise karakterlerin kusursuz yaratılmamış olmasıdır. ben en azından bu olayını çok seviyorum. karakterler uyuz, yalaka ve gıcıktır. yani normal insanlardır. hepimiz gibiler.
michael scott tüm zamanların yaratılmış en iyi karakterlerinden birisidir. onu tarif edecek kelimeler yok. müthiş birisi.
dwight schrute. dünyanın en garip insanı. gülmekten ağlatan sahneleri oldu. yemin ederim şaka yapmıyorum. bu karakteri bir insan nasıl yazar anlamıyorum. muhteşem.
jim halpert. kendisini çok yakışıklı ve çok sempatik olduğu için sevmiyorum. kıskanıyorum herifi. çok cool.
pam beesly. yine en sevdiğim önemli karakterlerden birisidir.
ryan howard. kendisinden nefret ediyorum. bu yüzden başarılı bir kişi kendisi.
andy bernard. yine garip manyağın tekidir. severim kendisini.
dizinin en sevdiğim taraflarından birisi ise konuların çekinilmeden harcanılması. bölüm başlarında rahatlıkla bir bölüm çıkabilecek konuları harcıyorlar. nefis bir şey. çok komik kısımları harcamaktan çekinmiyorlar çünkü ellerinde bol bol konu var. yaratıcı bir ekip.
diğer tarafı ise dwight ile micheal scott arasındaki garip ilişki. bu iki uyuz insanı izlemek acayip bir şey.
yine başka kısmı dizide bulunan dostluk ilişkileri. birbirilerine garip şakalar yapıyorlar ama birbirlerini seviyorlar. birbirlerine bağlılar. jim ve dwight örneği.
diğer tarafı ise dizinin umurunda olmayan bir üslubu olması. her şeyle dalga geçebiliyorlar. umurlarında değil. her şeyle dalga geçiyorlar. sınır yok. bence mizah dediğimiz olay tam olarak böyle olmalı.
diğer güzel taraf ise samimi olması. seyirciye ofisin içindeymiş gibi hissettirmesi. 9 sezon boyunca oralarda dolaşan bir stajyer gibi hissettim kendimi. kameraya atılan bakışlar çok mutlu etti. zaten dizinin amacı da bu.
dizi 2005 ile 2013 yılları arasında yayınlanmıştır. altın küre ve emmy ödülüne sahiptir.
türkiye'de yayın hakları amazon primedadır. sadece the office için bile amazon prime üyesi olunur. bunu daha önce defalarca dedim yine diyorum. arada sırada açıyorum bir bölüm keyfim yerine geliyor.
toplam 201 bölümden oluşan harika bir dizi. hala fırsat bulamamış herkese şiddetle tavsiye ederim.
not: daha önce izleyip beğenmemiş olabilirsiniz tekrar şans verin. aynısını yaşadım çünkü.
ayrıca bitince depresyona girebilirsiniz. ben girdim çünkü oradan biliyorum.
dizinin yapımcısı ve fikir babalarından olan ricky gervais'in baş rolünü üstlendiği ingiliz yapımı the office dizisinden uyarlanmıştır.
steve carell, rainn wilson, john krasinski, jenna fischer, b.j. novak dizide rol alırken dizinin yapımcılığını ricky gervais, stephen merchant ve greg daniels üstlenmiştir.
konusu dunder miffin adındaki bir kağıt şirketinin scranton şubesinde yaşananları anlatır.
birbirinden ilginç karakterlere sahip olan bu dizi hemen hemen her sitcom severin en sevdiği dizilerden birisidir. hatta yüzde doksanının en sevdiği dizidir.
sebebi ise karakterlerin kusursuz yaratılmamış olmasıdır. ben en azından bu olayını çok seviyorum. karakterler uyuz, yalaka ve gıcıktır. yani normal insanlardır. hepimiz gibiler.
michael scott tüm zamanların yaratılmış en iyi karakterlerinden birisidir. onu tarif edecek kelimeler yok. müthiş birisi.
dwight schrute. dünyanın en garip insanı. gülmekten ağlatan sahneleri oldu. yemin ederim şaka yapmıyorum. bu karakteri bir insan nasıl yazar anlamıyorum. muhteşem.
jim halpert. kendisini çok yakışıklı ve çok sempatik olduğu için sevmiyorum. kıskanıyorum herifi. çok cool.
pam beesly. yine en sevdiğim önemli karakterlerden birisidir.
ryan howard. kendisinden nefret ediyorum. bu yüzden başarılı bir kişi kendisi.
andy bernard. yine garip manyağın tekidir. severim kendisini.
dizinin en sevdiğim taraflarından birisi ise konuların çekinilmeden harcanılması. bölüm başlarında rahatlıkla bir bölüm çıkabilecek konuları harcıyorlar. nefis bir şey. çok komik kısımları harcamaktan çekinmiyorlar çünkü ellerinde bol bol konu var. yaratıcı bir ekip.
diğer tarafı ise dwight ile micheal scott arasındaki garip ilişki. bu iki uyuz insanı izlemek acayip bir şey.
yine başka kısmı dizide bulunan dostluk ilişkileri. birbirilerine garip şakalar yapıyorlar ama birbirlerini seviyorlar. birbirlerine bağlılar. jim ve dwight örneği.
diğer tarafı ise dizinin umurunda olmayan bir üslubu olması. her şeyle dalga geçebiliyorlar. umurlarında değil. her şeyle dalga geçiyorlar. sınır yok. bence mizah dediğimiz olay tam olarak böyle olmalı.
diğer güzel taraf ise samimi olması. seyirciye ofisin içindeymiş gibi hissettirmesi. 9 sezon boyunca oralarda dolaşan bir stajyer gibi hissettim kendimi. kameraya atılan bakışlar çok mutlu etti. zaten dizinin amacı da bu.
dizi 2005 ile 2013 yılları arasında yayınlanmıştır. altın küre ve emmy ödülüne sahiptir.
türkiye'de yayın hakları amazon primedadır. sadece the office için bile amazon prime üyesi olunur. bunu daha önce defalarca dedim yine diyorum. arada sırada açıyorum bir bölüm keyfim yerine geliyor.
toplam 201 bölümden oluşan harika bir dizi. hala fırsat bulamamış herkese şiddetle tavsiye ederim.
not: daha önce izleyip beğenmemiş olabilirsiniz tekrar şans verin. aynısını yaşadım çünkü.
ayrıca bitince depresyona girebilirsiniz. ben girdim çünkü oradan biliyorum.
devamını gör...
dokunan yanar
(bkz: dokunma yanarsın)
devamını gör...
lisede aşık olmak
aşk bir kere olduğundan dolayı aşk demeyelim de birinden hoşlanma diyelim biz ona. 2 defa başıma geldi. ilki 9.sınıfta çömezken, ikincisi de 12.sınıfta kalfa iken ... sanılanın aksine derslerimi olumsuz değil olumlu etkiledi birinden hoşlanmam. çünkü mesela derste hocayı iki kişilik dinlerdim ve özenle not alırdım çünkü eğer eksiği olursa benden alsın, benden istesin diye. ders çalışırken iki kişilik çalışırdım mesela, eğer anlatmamı isterse rezil olmayayım da tam anlatayım konuyu anlasın diye. ama ne benden not istedi ne de ders anlatmamı istedi. ama yine de kendisine teşekkür ediyorum çünkü okulumda son 2 eğitim yılı boyunca 85 ortalamayı geçen olmamıştı, ben 86 küsür ortalama ile bunu başardım:). ayrıca övünmek gibi olmasın okul müdürümüzün 10 öğrenciden oluşan onur listesine girdim.
ikincisi ise dediğim gibi 12. sınıfta oldu. sayısaldan eşit ağırlığa geçmiştim ve yeni sınıf ortamındaki çoğu kişiyi tanımıyordum. nasıl olduğunu ve ne zaman olduğunu hatırlamadığım bir şekilde hoşlandım ondan. bir süre sonra onun çok yakın arkadaşına söyledim durumu, o da anlamış zaten. ama dedi ki onun sevdiği biri var. yıkıldım tabii ama vazgeçmedim. sessiz biriydi pek konuşmuyordu. bazen dersler hakkında sorular soruyordum ama çok kısa cevaplar veriyordu. bazen okula diğer arkadaşları ile birlikte gelmiyordu bazen de geç geliyorlardı. eğer bu arada hocalar bir not, bir test falan dağıttılarsa bir tane de onun için istiyordum. geldiklerinde gizlice arkadaşına veriyordum onun emanetini. bir gün arkadaşına benden rahatsız olduğunu, ona notları testleri vermemi istemediğini söylemiş. sağolsun arkadaş da bana söyledi anında. sonra başka bir arkadaşı(benim de samimi olduğum birçocuktu ve onuna kardeş gibiydiler) benimle bir köşede konuştu. bu durumun gayet normal olduğunu ama onun sevdiği biri olduğunu bana söyledi. ben de kendimi ondan uzaklaştırmaya çalıştım. ne yapsaydım ki. pandeminin de baş göstermesiyle okullar da kapandı zaten ve zor da olsa aklımdan çıkarmayı başardım. ona da çok teşekkür ediyorum çünkü eşit ağırlık olarak sadece 1 sene okumamam rağmen eşit ağırlık alanında okul birincisi oldum.
işte böyle sayın yazarlar. buraya kadar okuyan varsa çok teşekkür ederim.
ikincisi ise dediğim gibi 12. sınıfta oldu. sayısaldan eşit ağırlığa geçmiştim ve yeni sınıf ortamındaki çoğu kişiyi tanımıyordum. nasıl olduğunu ve ne zaman olduğunu hatırlamadığım bir şekilde hoşlandım ondan. bir süre sonra onun çok yakın arkadaşına söyledim durumu, o da anlamış zaten. ama dedi ki onun sevdiği biri var. yıkıldım tabii ama vazgeçmedim. sessiz biriydi pek konuşmuyordu. bazen dersler hakkında sorular soruyordum ama çok kısa cevaplar veriyordu. bazen okula diğer arkadaşları ile birlikte gelmiyordu bazen de geç geliyorlardı. eğer bu arada hocalar bir not, bir test falan dağıttılarsa bir tane de onun için istiyordum. geldiklerinde gizlice arkadaşına veriyordum onun emanetini. bir gün arkadaşına benden rahatsız olduğunu, ona notları testleri vermemi istemediğini söylemiş. sağolsun arkadaş da bana söyledi anında. sonra başka bir arkadaşı(benim de samimi olduğum birçocuktu ve onuna kardeş gibiydiler) benimle bir köşede konuştu. bu durumun gayet normal olduğunu ama onun sevdiği biri olduğunu bana söyledi. ben de kendimi ondan uzaklaştırmaya çalıştım. ne yapsaydım ki. pandeminin de baş göstermesiyle okullar da kapandı zaten ve zor da olsa aklımdan çıkarmayı başardım. ona da çok teşekkür ediyorum çünkü eşit ağırlık olarak sadece 1 sene okumamam rağmen eşit ağırlık alanında okul birincisi oldum.
işte böyle sayın yazarlar. buraya kadar okuyan varsa çok teşekkür ederim.
devamını gör...
