buradaki tavsiyeleri okuma.
devamını gör...

bazı vatandaşlarımızın da halay eşliğinde söylediği şarkıdır.

31. sn den sonra
devamını gör...

herkes istediği gibi yaşamalı. elalem ne der diye düşünmeden, içinden geldiği gibi. keşkelerin yerini iyikilerin aldığı bir hayatınız olmalı. eğer bir gün pişman olacaksak bu yaptığımız bir şey için olsun, yap(a)madıklarımızdan dolayı pişman olmak içimizde bir burukluk bırakıyor.

yaşamak korkularak yapılan bir şey değil. pişman olacaksan yaptın diye ol, yapmadın diye değil.
devamını gör...

kendimden utanmama sebep olan başlıktır.
üç dakikadır falan düşünüyorum ama bir türlü uzmanlık alanımı bulamadım.

neyse kendime yazıklar olsun deyip milletin uzmanlık alanlarını okuyacağım.
devamını gör...

hiç ısındık mı sorusunu akla getiren başlıktır.
devamını gör...

galvaniz aslında korozyona karşı metalin çinko ile kaplanması işidir. kaplama kalınlığı mikron (milimetrenin binde biri) seviyesinde olup kaç mikron olacağı çalışma şartlarına göre belirlenir. çinko metalin tüm yüzeyine kaplanarak altta bulunan metalin hava ile irtibatı kesilir, yüzeyi tamamen çinko ile kaplı olan metalde hava ile temas eden çinko zamanla kendisi aşınır.

mühendislikte özellikle (makine ve inşaat) oldukça kullanılan bir yöntemdir. adını italyan bilim adamı luigi galvani den alır. iki yolla yapılabilir.
1- elektroliz yolu ile ki buna elektro galvaniz denir.
2- sıcak daldırma galvaniz.

elektro galvaniz ; lisede okuduğumuz elektroliz yolu ile yapılır. anot elektroduna çinko, katot tarafına ise kaplanacak malzeme konur. yüksek amperli ve düşük gerilimli elektrik ile anottaki çinkonun ,katottaki malzemeye yapışması sağlanır. elektro galvaniz ile yapılan işlem sonucu malzeme kaynak edilebilir ve bu kaplama asla çıkmaz. elektro galvanizde kaplama için saf çinko kullanılması şarttır.

sıcak daldırmada ise alaşımlı çinko kullanılır, malzemeye kaynak yapılamaz, eğer bir çelik konstrüksiyon yapılacak ise tüm parçaların tek tek galvanizlenmesi ve sonra tüm parçaların monte edilmesi gerekecektir. sıcak daldırma zamanla kalkabilir.

iyi de bu kadar anlattın nerede göreceğim bunu diyenler için bir örnek vereyim. otoban kenarlarında görmüş olduğunuz metal aydınlatma direkleri hani şu koyu gri renkli olanlar sıcak daldırma galvaniz yöntemi ile pasa karşı korunmuştur.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çok huzurlu ve etkileyici bir roman.

iki farklı zaman dilimi içerisinde gidip geliyorsunuz. tam anlamıyla derin bir yüzleşme yaşanıyor. baş kahramanın hayatını anlamlandırmaya çalışmasına, varoluş sancısına şahit oluyorsunuz.

burada ki at çalmak ifadesi, yakın bir arkadaşla ormanda boş gördüğü ata binmek, dolaşmak anlamını taşıyor. tam bir çalma vakası değil kısa süreli el koyma desek daha hoş olur. *bütün aile sırları, kişilik buhranları işte bu 'at çalmak' hikayesi ile başlıyor. doğa’nın zor şartları, babaya benzeme çalışmaları (onun gibi güçlü, kudretli olma) ve baba’nın sırlarına şahit olup onun kafada ki o eşsiz görüntüsünün sarsılması, hayal kırıkları yaşanması ile sürekli dengeleri değiştiriyor.. her şey var bu kitapta. tıpkı yaşam gibi.. özellikle küçük yaştaki çocukların doğa koşulları altında direkt büyümesi aslında o çocukluğu yaşamadan ağır sorumluluk alıp kaldıramamalarını görüyoruz. roman insan’ın içindeki hazin bir tarafı da ortaya çıkartıyor.

ben orman olmuştum.
orman adamların hikayesi...
baş karakter trond yaşlılığını tıpkı çocukluğundaki gibi bir orman kulübesinde geçirmek istiyor. oraya dönüp geçmişle yüzleşme yaşayacağı kişi ile karşılaşıyor. bu karakterin hem 15 yaşındaki toy halinin hem de yaşlılık halinin tasviri o kadar güzel yapılmış ki.

kitapta en çok dikkatimi çeken ikizler olayıydı. iki yerde birbirinden bağımsız ikizler geçiyordu ve burası spoiler içerecek muhakkak biri ölüyordu.

yazar bir röportajında ikizler takıntısı olduğunu belirtmiş. kendisinin bir ikizi olmadığı için şanslı hissediyormuş. eğer bir ikizi olsaydı erken ölen muhakkak kendisi olurmuş gibi algılaması var. ilginç geldi.
yazarın diğer kitaplarınıda bu vesileyle okumaya çalışacağım. çünkü uzun zamandır bu kadar etkileyici bir anlatımla karşılaşmadım.

kitap evernevergreen önerisiydi.* benimle birlikte okuyan yagami light ın yorumu ile de taçlanmış, çiçeklenmiş.

kitap norveç köyünden el sallıyor, diyor ki,
haydi at çalmaya...
devamını gör...

insanlar sokaklara dökülüp şarkı söyleyerek dans ettiler. yurdumda hiçbir zaman göremeyeceğim görüntüler.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendine kendine konuşmak. bir kere başlayınca sohbet akıyor gidiyor valla. bi de bir komik bir komik sorma. şakalar espiriler kahkaha şelalesi...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: dantel)
devamını gör...

negatif, aksi, mutsuz, bencil, şımarık, hırslı insanlar.
devamını gör...

islamiyet öncesi arap yarımadası pre-historyasını araştırmaya başladım. arşivi siz değerli yurttaşlara açıyorum.

arap yarımadası’nın güneybatı kesiminde antik saba krallığı bulunuyordu. incil 'de onlardan sheba olarak bahsedilir. ingilizce kaynaklardan okumak isteyenler "sabaeans" olarak araştırabilir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

saba halkının kökeni, arap yarımadası’nın kuzey’inden orta kesimlere doğru göç eden sami bir halktı. yemen ’de yapılan kazılar sabaların bölgeye yerleşiminin mö 10uncu - 12inci yüzyıllara kadar dayandığını gösterir. aa’sib ve sirwah kentlerinde inşaat faaliyetlerinin yoğunluğu dikkat çeker. özellikle başkent ma’rib kentinde tarım alanlarının sulanması için bir baraj inşa edilmişti. sabaların bir hidrolik kültür oldukları çok açıktır. su kanallarıyla birlikte arkeolojik kazılarda çeşitli tapınak ve anıtlar da ortaya çıkarıldı. bulunan bronz figürinler, sabaların bakır işçiliğinde ileri düzeyde olduklarını gösteriyor [1].

mö 5inci - 6ncı yüzyıla tarihlenen bronze hawtar'athat heykeli : 140 cm boyunda
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mö 2. yüzyıla tarihlenen bronz kadın kafası
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mö 100 - ms 100 arasındaki döneme tarihlenen bir sığır figürü : sığır tasvirine bakıldığında cidago düşük, sağrı yüksek, kalın-kısa-düz boynuzlu bir boğa olduğu anlaşılıyor. heybetli bir görünüm vermek için cidagosu gerçeği yansıtmayacak şekilde değiştirilmiş. bence anavatanı mısır olan ve nil nehri civarında evcilleştirilen ankole sığırına çok benziyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sabalar ile güney batı arabistan’daki diğer kent devletleri arasında ittifaklar ve savaşlar oluyordu. güney batı arabistan’daki en önemli krallıklar qataban ve hadramawt idi. bir dizi küçük ama bağımsız kent devletleri de vardı. (bkz: hadramut krallığı) (bkz: himyar krallığı) (bkz: kataban krallığı)
mö 7inci - 5inci yüzyıllarda ise sabaların “mukarrib” dediği dini monarşik bir otoriteden söz edebiliriz. mukarrib sözcüğü rahip-kral demektir. ilerleyen tarihlerde arap yarımadası’nda krallara melik denecektir. antik toplumlarda kralların hepsi soyunu tanrılara dayandırarak yönetim toplumları yönetme hakkının onlarda olduklarını iddia ederdi. (bkz: göklerden gelen bir karar vardır)
stuart munro-hay (2002) “ethiopia, the unknown land: a cultural historical guide” adlı kitabında mukarrib ünvanını güney arabistan’da bir ahitle birbirine bağlı farklı etnik grupların siyasi lideri olarak tanımladı. mö 1. bin yılda güney arabistan’da kralların sayısı daha çok olmakla birlikte mukarribler de vardı.
mccorriston (2011), “pilgrimage and household in the ancient near east” adlı kitabında arap yarımadası’nda erken dönemde (mö 800-400) mukarribin, kabile şeflerinin veya meliklerin oluşturduğu bir konseyde seçildiğini yazdı. mukarrib, kabile şeflerinden oluşan konseyin fermanını uygulamakla ve ayrıca kentin genişlemesi ve gelişmesi için yapı-inşaat projelerine, ritüel avlara, ve kurban törenlerine başkanlık etmekle görevliydi.
mukarriblerin fetihlerini kayıt eden yazıtlarda mukarrbilerin düzenledikleri hac ayini ( jabal al-lawdh) aracılığıyla çeşitli kabileleri bir araya getirerek onların aralarında sosyal yakınlaşmayı temin ederek militer kuvvetler oluştururdu. günümüzde yemen’de bulunan jabal al-lawdh (badem dağı) hac ayini için kullanılırdı. incil’deki sina dağı’nın tartışmalı konumu sebebiyle jabal al-lawdh dağı’nın gerçek sina dağı olduğu tartışılmaktadır. james karl hoffmeier (antik yakın doğu tarihiçisi ve arkeolog), bu iddiaları reddeddi.
jabal al-lawdh, deniz seviyesinden 2580 m yükseliktedir. ghazanfar ve fisher (2013) yaptıkları çalışmada 1300 ile 2200 m aralığında finike ardıç ağacı (juniper phoenicea) ormanının altında sarı civanperçemi (achillea santolinoides), artemisia sieberi ve geven (astracantha echinus subsp. arabica) olmak üzere akdeniz ormanı bulunur.
antik dünya’nın en değerli ürünlerin bitkisel kaynakları olan buhur ağacı (boswellia sacra) ve mür ağacı (commiphora sp.) günümüzde yemen ve umman olarak bilinen güney arabistan kıyılarında yetişmektedir. bu bitkilerin ticari değeri günümüzde dahi çok yüksektir. buhur ve mür üretimi üzerinde kontrolleri olan güney arabistan kent devletleri ticaretle zenginleşmişti. güney asya’dan çeşitli baharatlar ve afrika’dan devekuşu tüyü ve fildişi gibi lüks ticari mallar güney arabistan’a geliyordu. dönemin en zengin krallıkları minaean, saba ve himyar (homeritae by the romans) idi. bu üç krallığın yükseliş dönemleri birbiriyle örtüşür, kabaca mö 1200 – ms 525.
baharat ve tarım ürünleri bakımından zengin olan bu coğrafyada sabalar kervanlarla ipek yolu güzergahında ve kızıl deniz yoluyla ticaret yapıyorlardı. özellikle buhur ağacı (boswellia sp.) ve mür ağacı (commiphora sp.) çok kıymetli ticari ürünlerdi. sabalar, yüzyıllar boyunca kızıldeniz’i aden körfezine bağlayan bab el-mendeb boğazını kontrol ettiler ve afrika kıyılarında koloniler kurdular. dilbilim antropolojisi literatüründe habeşistan halkının (etiyopya) güney arabistan’dan geldikleri kabul edilen bir görüştür. ancak sabai dili ile (bkz: etiyopya) dili arasındaki fark o kadar büyüktür ki habeş halkının yabancı etkilere çok uzun yıllar maruz kaldığı ve yüzyıllarca süren ayrılıkların olduğu düşünülür.
(bkz: afrika) kıyılarının bazı kısımları mö 1. yüzyıla kadar saba krallığı’nın egemenliği altındaydı. ms 3. yüzyılın sonlarına doğru shamir yuhar’ish (tesadüfen adı islamik gelenekler içinde günümüze ulaşan ilk gerçek tarihi kişilik) “saba kralı” ünvanını ve hadramawt kralı ve yamanat kralı ünvanlarını üstlendi. bu zamana kadar hadramawt bağımsız bir kent devletiyken saba krallığı’nın egemenliği altına girmişti.
ms 4. yüzyılın ortalarında doğu afrika kıyılarındaki aksum kralı tarafından “saba krallığı ve dhū raydān krallığı” üzerinde hak iddia ettiğinde bir güneş tutulması yaşanmıştı. ms 4. yüzyılın sonunda güney arabistan yeniden saba, dhū raydān, hadramawt ve yamanat kralı altında bağımsız devletlerdi. ancak iki yüzyıl içinde pers maceracılar ve daha sonra müslüman araplar tarafından işgal edilerek saba krallığı tarihten silindi.
ms 1. yüzyılda romalılar kızıl deniz ’e doğru ilerlediler. güney arabistan’daki tüccarlardan lüks malların asıl kaynağını ve muson rüzgarlarını kullanarak kızl deniz’de filoların nasıl hareket ettirileceğini öğrendiler. güney asya ve doğu afrika’daki limanlardan gelen lüks mallar romalıları cezbetti. romalılar bu limanlarda kontrolü ele geçirdiklerinde saba krallığı ticari üstünlüğünü kaybetti. bunun en büyük kanıtı başkent ma’rib ‘deki büyük baraj’ın bakımının yapılamaması sonucunda ms 6. yüzyılda yıkılmasıdır. bu olay yemeni ticaret krallıkları döneminin sembolik sonunu teşkil ediyor.
ms. 6. yüzyıl dolaylarında son himyar kralı dhū nuwās (yūsuf ashʿar) hristiyanlıktan museviliğe dönmüş bir kraldı. krallıktaki hristiyan halkı katletti. hayatta kalan hristiyanlar aksum krallığı ’na sığındı. aksum kralı, musevi tehdidine karşı roma’dan yardım istedi. aksum seferine romalı abraha (islami kaynaklarda ebrehe) liderlik etti. himyar kralı dhū nuwās tahttan indirildikten sonra romalı abraha, himyar’da kaldı. himyar krallığı’ndaki musevi halkı katletti. romalı abraha daha sonra hicaz bölgesi’ne (arap yarımadası’nın batı kıyıları) sefer düzenledi. mekke’yi kuşattı ancak işgal edemedi. romalı abraha’nın mekke’yi kuşatması kuran’da fil suresi’nde anlatılmaktadır.
romalı abraha, arap yarımadası’nda hristiyanlığı yaymak için bir kilisie inşa ettirdi. arapların bu kiliseyi hac merkezi olarak benimsemelerini istiyordu. ancak kabe ayakta kaldığı sürece araplar’ın din değiştirmeyeceğini düşünerek mekke’ye doğru roma ve aksum ordusuyla ilerledi. taif halkından mes’ud bin maatteb romalı abraham’a bağlılığını sundu ve taif’teki lat putuna dokunulmadı. mekke’ye ilerleyen roma ordusu mekke’ye gelen kervanlara el koydu. bu kervanların arasında muhammed’in dedesi abdulmuttalip’in de develeri de vardı. kuran’da anlatılana göre romalı abraham mekke’ye fillerle saldırmak istiyordu ancak filler hareket etmiyordu. en sonunda da mekkelilere ebabil kuşları havadan taş atarak yardım ediyor ve roma ordusunu mağlup ediliyor. inanışa göre muhammed bu savaşın olduğu yıl doğuyor. arap milli tarihi için çok önemli bir olay olan romalı abraham’ın mekkeyi işgali fil vakıası olarak da bilinir.
bu olaya tarihsel gerçeklikle ele alan en makul kaynak hamiduddin ferahi ve emin ahsen ıslahi’nin tefsirlerinde kureyş'in elinde geleni yaptığını, taktiksel olarak dağlara çekilip taşlarla dağdan aşağıdaki orduya saldırdığını bu sırada da bir kum fırtınasının savaştaki dengeyi alt üst ederek ebrehe ordusunun dağılmasına sebep olduğunu belirtmişlerdir. onlar fırtınada dağılan ve yenilen askerlerin vahşi kuşlara yem olduklarını da eklerler [2].
henüz tarihsel bir kanıta rastlanmasa da tevrat, incil ve kuran’da adı geçen bir kadın hükümdar vardır. dördüncü israil kralı hz süleyman ile kraliçe sheba hakkındaki bu hikaye mö 8inci – 5inci yüzyıl arasında asurlu, yunanlı ve romalı yazarlar tarafından çeşitli şekillerde anlatılır. osmanlı divan edebiyatında da hz. süleyman ve saba melikesi olarak bu motif işlenir.
“hz süleyman bir gün emrindeki kuşlardan hüdhüd ’ü etrafında göremeyip hiddetlenmiş ancak birazdan gelen hüdhüd saba ülkesinde bir kraliçenin yaşadığını ve halkının güneşe taptığını söylemiş, bunun üzerine hz. süleyman bu kraliçeyi tek tanrı dinine davet eden bir mektup yazarak kuşla geri yollamıştır (neml 20-29). bu güçlü hükümdardan mektup alan saba melikesi belkıs danışmanları ile görüşerek bu hükümdarla iyi geçinmek gerektiğine inanarak ona kıymetli hediyeler yollar. ancak bunları dünya işi değersiz şeyler olarak gören süleyman, hediyeleri reddederek saba melikesini sarayına davet eder. belkıs davet icabı yola çıkmak üzere iken hz. süleyman, yanındaki bilge bir kişi aracılığı ile belkıs’ın sarayındaki tahtını kendi sarayına getirtir ve melike belkıs, süleyman’ın makamına ulaşınca orada durmakta olan kendi tahtını tanır ve hayretler içinde kalır. belkıs bir şaşkınlık da, cilalanmış camdan yapılmış olan hz. süleyman’ın sarayının yer döşemesi görünce su zannedip ıslanmamak için eteklerini toplarken yaşamış ve bundan böyle süleyman’la birlikte allah’a teslim olduğunu söylemiş (neml s.29- 44).”
“kudüs'e geldi "çok büyük bir maiyeti ile, develer taşıyan baharat ve çok altın ve değerli taşlarla" ( i krallar 10: 2). süleyman'a verdiği baharatlar gibi "bir daha asla bu kadar bol baharat gelmedi" (10:10; ii tarih 9:1–9). süleyman'ın memnuniyetle yanıtladığı "onu zor sorularla kanıtlamaya" geldi. hediye alışverişinde bulundular, ardından ülkesine döndü. ”

musevi inancı kadını adet gördüğü için kirli sayar. hristiyan inancında da kadına çok anlam yüklenmez. bi bakire meryem vardır işte. islam inancında da kadının yeri farklı değildir. dört mevsim için dört kadınla evlenilir falan. saba krallığı o dönemde öyle büyük bir zenginliğe sahipmiş ki koskoca israil kralı süleyman bile "bu bir kadın ben bunla görüşmem" diyememiş.

tevrat, incil ve kuran'da bahsedilen saba kraliçesi tek güçlü kadın imajına sahip tarihi kişiliktir. tarihçilere göre sheba kraliçesi, israil kralı süleyman ile ticari anlaşmalar yapmak için onunla görüştü. bu yolla saba krallığı'nda yahudiler misyonerlik yaparak krallığı içerden oydular. ilerleyen yıllarda romalıların aden körfezinin ve afrika limanlarının stratejik önemini keşfetmesi ve ticaret yollarını ele geçirmesiyle saba krallığı maddi yönden zayıfladı. barajın bakımı için gereken maddi kaynağı temin edemedikleri için tarımsal ekonomi çöktü. fakirleşen halk din değiştirdi. çünkü din değiştirerek hem yeni networkler elde ediyordunuz hem de vergilerden muaf oluyordunuz (bence böyle olabilir, kişisel fikrimdir. yatırım tavsiyesi değildir).

mö 6ıncı – 8inci yüzyıla tarihlenen arap yarımadası’nın 13.000 yıllık tarihine ışık tutan anıtsal yazıtlar ortaya çıkarıldı. bu yazıtların tercüme edilmesiyle arap yarımadası'nda islam öncesi dönemin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. bu bağlamda belki gelecek yüz yılda orta doğu'da ve afrika'da başka bir etnik diriliş olabilir. çünkü saba krallığı'nın halkı afrika kıyılarında koloniler kurmuş. belki evlilik yoluyla asya ve afrikada'ki büyük hanedanlıklarla akrabalıkları dahi olabilir.

notlarım:
taif'in islam öncesi tarihi islam tarihi açısından çok önemlidir. klasik arap şiirinin ünlü şairi imrul kays taiflidir ve kindah sülalesi 'nin veliaht kralıdır ancak bu işleri bırakıp diyar diyar gezmiştir. kindah sülalesi, arap yarımadası'ndaki bütün arap kabilelerini birleştirmek için cihat çağrısı yapan ilk monarşidir. ilerleyen dönemlerde kureyş sülalesi bu misyonu üstlenecek ve islam çağrısıyla tüm arap kabilelerini tek bir sancak altında toplayacaktır.

herkesi müslüman yapmaya kafayı takmış biri vardır ki o da taiflidir. emevi devleti ’nin hicaz valisi haccac bin yusuf es-sekafi 'dir. biz türkler onu talkan ve curcan katliamları olayından biliyoruz. asya seferinde yalnızca türklere değil müslüman olmayan bütün halkların erkeklerini katletmiş kadınları ve çocukları köle yapmıştır. bu yüzden haccac-ı zalim lakabıyla bilinir. ancak araplar için haccac bin yusuf devrimci bir kahramandır. arap dilini nokta ve hareke sistemiyle geliştirmiştir, kuran'ı halkın rahatlıkla anlayabileceği sade bir dille yazdırmıştır. haccac bin yusuf, emevi soyuna öyle hayrandı ki beşinci halife abdülmelik bin mervan ’ın emriyle emevilere isyan eden arapları kılıçtan geçirdi.

sakif kabilesinden abdullah bin zübeyr, hicaz’da halifeliğini ilan edince haccac bin yusuf komutasındaki emevi ordusu isyanı bastırmaya hicaz seferine çıktı. sakif kabilesi taif kentinde çoğunluktu. islam öncesi dönem’de taif kenti lat adındaki bereket, kader tanrıçasına adanmıştı. buradaki dört köşeli beyaz bir taş tanrıça lat'ı sembolize ediyordu. kureyş kabilesi ise mekke’de kırmızı taşla sembolize edilen hubal adındaki ay tanrısına baş tanrıya tapınıyordu. hilal biçiminin islam sancaklarında yer alması boşuna değildir. çünkü ay tanrısı hubal 'ın üç kızı vardır : lat, manat, uzza. tanrı hubal'ın asurlulardaki tanrı baal 'ın dengi olduğu düşünülüyor.
siyah bir taşla (hacer-i esved) sembolize edilen başka bir tanrı daha vardır (bknz. lapis niger).

islam ile birlikte toplumdaki kadınları sembolize eden tanrıçalar kırılıyor ve tek bir eril tanrı'ya tapınma başlıyor. yani araplar 1. semiyosferden 2. semiyosfere geçiyor.

türkler ne zaman ve nasıl müslüman oluyor? onu başka zaman yazacağım, ilginize teşekkür ederim.

kaynaklar:
ingilizce yayınlardan karşılaştırmalı okumalar yaparak çıkardığım kişisel notlarımdır.

[1] ancientimes.blogspot.com/20...
[2] www.indyturk.com/node/32877...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

o kadınlarla bir alakam yok.
devamını gör...

eserlerinde çoğunlukla sarı-yeşil tonlarına yer veren ressamdır. bu sarı-yeşil tonlarını bu kadar sık kullanmasının sebebi aslında dünyayı öyle görmesiydi.

peki neden dünyayı sarı-yeşil tonlarda görüyordu? çünkü günümüzde kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan ve dijitaller grubunda bulunan digoksin ilacını kullanıyordu. bu ilaç o zamanlar psikolojik rahatsızlıklar için kullanılan bir ilaçtı. ilacın en önemli yan etkisi sarı-yeşil diskromapatisidir.

bazı tablolarında ise ilacın ham maddesi olan digitalis purpurae diye adlandırılan “yüksük otu” bitkisini resmetmiştir. bunlar da bize van gogh’un yüksek miktarda digoksin maruziyetine kaldığını gösteriyor. van gogh sarısının hikayesi aslında bir yan etkiden ibaretmiş.
devamını gör...

tamam güldük eğlendik tadını kaçırmayın ulan dediğim başlıktır.
bak yakında her moderatör yazar sahiplenmeye başlar başımıza bela alırız.
devamını gör...


belki de yeni bir başlangıç yapmanın vaktidir. 

sabahattin ali - içimizdeki şeytan
devamını gör...

bir kemal sunal film replikleri olmasa da güldüren repliktir.
(bkz: bizimkiler)
devamını gör...

kimileri için kayıt anıdır. bir dönem çaylaklık yoktu gençler. *
devamını gör...

eh katılıyorum. bazen birileri okumaya çok fazla anlam yüklüyor. rahatsız oluyorum. romantik bir hale getirmeye gerek yok.

bir kafede birilerini beklerken kitap okuyorum birisi geliyor saçma sapan romantik şeyler söylüyor. gıcık oluyorum. sadece kitap okuyorum atom parçalamıyorum.
edebi bir insan mısın hımmm. hocam edebiyat yaaa. kahve ve kitap. sevgi ve edebiyat. papatyalar falan geçelim bu işleri. hiçbir olayda takılı kalmamak gerekiyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim