telefon bağımlılığı

genelde sosyal medya bağımlısı ve/ya sevgilisi olan kişilerde görülen bağımlılık türüdür. yemekte dahi telefonu elinden düşürmezler. sürekli bir mesajlaşma, sürekli sosyal ağlar da gezme isteği vardır. gece yatarken dahi telefonunu dahi bırakmaz. bazen öyle abartılar ki telefon başında sabahlayabilir. şuna bakayım uyurum, buna bakayım uyurum, bir de şuna bakayım diye diye sabahlara kadar telefondan kopamazlar. uyuduklarında ya geceni yarısı olur ya sabaha az vakit kalmıştır ya da o gün hiç uyumamıştır, gün içinde uyurlar. hem genel olarak sağlığa zararlı hem de insanın düzenini bozuyor. olanların bir an önce kurtulması gerek bağımlılıktır.
devamını gör...
kullanıcı adın bir cevap olsaydı sorusu ne olurdu sorunsalı
kemal sunal'ın bizi en iyi anlatan filmi sence hangisi? olurdu.
devamını gör...
ped zammı
kadınlar eski kıyafetlerini mi iç çamaşırının arasına koysun lan eski usül gibi? kadın pedine zam yapılır mı temel ihtiyaç gibi bir şey. dayarız biz de antibiyotiği regl olayına son veririz. kısırlaştırın lan bizi, bak yine atarlarım geldi benim üfff!!!
devamını gör...
günün ünlüsü olamayan yazar
benim efendim. ben hiç olamam böyle şeyler. flash belleği bile üç defada doğru takıyorum. okeye beş kişi gitsek masaya kimler oturacak diye yerden taş çektiğimizde en ufak sayıyı hep ben çekiyorum. elimden bişey düşse yuvarlanıp en olmadık yere gidiyor. bir şehirde ilk defa birinin başına kötü bir şey gelecekse ilk benim başıma geliyor. ayağımı sık sık komidinin köşesine vururum. belki de o bana vurur, bilemiyorum. piyango çıkma ihtimali milyonda bir olsa ve ben milyon tane piyango alsam çekiliş iptal edilir. öyle işte efendim. çok uzattım biliyorum ama içimdekileri yazmasam rahat uyuyamam. gerçi zaten uyuyamıyorum. lanet olası federaller.
devamını gör...
yazarların unutamadığı film replikleri
işte dinleyelim ve hislerimize tercüman olalım. yaptıklarımdan ve yapmakta olduklarımdan dolayı pişman değilim. senin de, benim kadar acı çektiğinden şüpheliyim. onu daha fazla görmeye tahammülüm kalmadı artık. senin de, benim kadar acı çektiğinden şüpheliyim. hadi çektiğimiz acılardan konuşalım ve acılarımızın içinde boğulalım. biri aşık olduğunda bunu açıklayabilir mi? tatlı kış güneşi, serin yaz esintisi... hem sevdim onu, hem de öldürdüm.
(bkz: mauvais sang)
(bkz: mauvais sang)
devamını gör...
kanal istanbul için küfürleşerek kavga eden dayılar
(bkz: senin ensen kalın göbeğin sağlam)
küfür ve kavga göremediğim dayılardır. kuvvetle muhtemel kesmişler. keşke kesmeselermiş. neyse. iyi tarafından bakalım. yepyeni bir sözlük klişesi kazandıran kapışma olmuş. tutar bu bkz. daha doğrusu tutarlarsa tutar, tutmazlarsa tutmaz.
yabancı gemilerin boğazlardan beleşe geçtiğini sanan ve “o zamanındaki iki üç tane şerefsiz yüzünden” diye atatürk hükümetine hakaret eden dayı ve dayı gibi düşünenler için de şunu söylemek istiyorum: boğazların rejimi montrö boğazlar sözleşmesi çerçevesinde düzenlenmiştir. montrö'ye göre, barış zamanında yalnızca savaş gemileri ücret ödemez. ha ödeselerdi bence iyi olurdu ama ayda yılda bir savaş gemisi geçiyor, o da hasbelkader. ticaret gemileri ise her koşulda ücrete tabiiler. öyle beleşe geçmek gibi bir durum yok ortada. geçiş ücretleri de tâ 1936 yılında altın cinsinden belirlenmiş zaten. benim için montrö'nün tek eleştirebilecek noktası, savaş gemilerinin beleşe geçiyor oluşu ve geçiş ücretlerinin dolara endekslenmemiş oluşudur. bu ikincisi ciddi gelir kaybına neden olmakta. onun dışında eleştirilebilecek bir kısım, benim bildiğim kadarıyla, yok.
ticaret gemilerinin geçiş ücretleri hakkında, dokuz eylül üniversitesinin yayınladığı, türk deniz ticareti tarihinin montrö ile ilgili kısmı aşağıdadır:
tdtts.deu.edu.tr/wp-content...
dayılardan nereye geldik. pek kısa zamanda montrö boğazlar sözleşmesi başlığında görüşmek üzere. kanalıma abone olmayı unutmayınız.
küfür ve kavga göremediğim dayılardır. kuvvetle muhtemel kesmişler. keşke kesmeselermiş. neyse. iyi tarafından bakalım. yepyeni bir sözlük klişesi kazandıran kapışma olmuş. tutar bu bkz. daha doğrusu tutarlarsa tutar, tutmazlarsa tutmaz.
yabancı gemilerin boğazlardan beleşe geçtiğini sanan ve “o zamanındaki iki üç tane şerefsiz yüzünden” diye atatürk hükümetine hakaret eden dayı ve dayı gibi düşünenler için de şunu söylemek istiyorum: boğazların rejimi montrö boğazlar sözleşmesi çerçevesinde düzenlenmiştir. montrö'ye göre, barış zamanında yalnızca savaş gemileri ücret ödemez. ha ödeselerdi bence iyi olurdu ama ayda yılda bir savaş gemisi geçiyor, o da hasbelkader. ticaret gemileri ise her koşulda ücrete tabiiler. öyle beleşe geçmek gibi bir durum yok ortada. geçiş ücretleri de tâ 1936 yılında altın cinsinden belirlenmiş zaten. benim için montrö'nün tek eleştirebilecek noktası, savaş gemilerinin beleşe geçiyor oluşu ve geçiş ücretlerinin dolara endekslenmemiş oluşudur. bu ikincisi ciddi gelir kaybına neden olmakta. onun dışında eleştirilebilecek bir kısım, benim bildiğim kadarıyla, yok.
ticaret gemilerinin geçiş ücretleri hakkında, dokuz eylül üniversitesinin yayınladığı, türk deniz ticareti tarihinin montrö ile ilgili kısmı aşağıdadır:
tdtts.deu.edu.tr/wp-content...
dayılardan nereye geldik. pek kısa zamanda montrö boğazlar sözleşmesi başlığında görüşmek üzere. kanalıma abone olmayı unutmayınız.
devamını gör...
şükrü erbaş
bir kadın nasıl sevilir? ömür hanım bir ömür nasıl sevilir?
sanki ilk kez aşık olmuş gibi
gördüğü her şeyde
çocuklarıyla özleyişinde
evdeki hiçbir eşyanın yerini değiştirmek istemeyişiyle
merak etme, mutfağı tertemiz ettim
terlikler senin istediğin gibi duruyor
çamaşır ipini silmeden asmıyorum çamaşırı deyişiyle
yasını imgelerde tutarak
kirpiklerim birer gözyaşı kalemi
dünyayı iyiliğinle yeniden yaratarak
tanrı ayetiyle aynı yalnızlıktan süzülmüş
her harfi mezarında bir gökyüzü damlası
ölüm ve aşk dans ediyor yaşıyoruz sessizce'de.
sanki ilk kez aşık olmuş gibi
gördüğü her şeyde
çocuklarıyla özleyişinde
evdeki hiçbir eşyanın yerini değiştirmek istemeyişiyle
merak etme, mutfağı tertemiz ettim
terlikler senin istediğin gibi duruyor
çamaşır ipini silmeden asmıyorum çamaşırı deyişiyle
yasını imgelerde tutarak
kirpiklerim birer gözyaşı kalemi
dünyayı iyiliğinle yeniden yaratarak
tanrı ayetiyle aynı yalnızlıktan süzülmüş
her harfi mezarında bir gökyüzü damlası
ölüm ve aşk dans ediyor yaşıyoruz sessizce'de.
devamını gör...
hayat kalitesini artıran küçük detaylar
dolu dolu bir insanla tanışmak, onu dinlemek.
devamını gör...
sözlükte sürekli bir şeylerden şikayetçi olan yazar modeli
iko bir şeyleri değiştirir: hebele hübele, olmamış.
yoldaş bir şey yazar: hebele hübele, bu ne.
moderatör başlık düzeltir: hebele hübele, elleme.
yazar bir şeyler yazar: hebele hübele, yazma.
kardeşim kalk git, yorma insanları nolursun denilmesi gereken tiptir.
yoldaş bir şey yazar: hebele hübele, bu ne.
moderatör başlık düzeltir: hebele hübele, elleme.
yazar bir şeyler yazar: hebele hübele, yazma.
kardeşim kalk git, yorma insanları nolursun denilmesi gereken tiptir.
devamını gör...
yeni açılacak tavuk dönerciye isim önerileri
kısmetse döner.
devamını gör...
eymen avcı
üçüncü kattaki evinin balkonunda otururken bir maganda tarafından vurularak öldürülen 8 yaşındaki melek kardeşimizdir.
kendi mutluluklarını içlerindeki yabaniyi açığa çıkarmadan yaşayamayan ilkel organizmalar ille de herkes onları görsün diye vahşi yanlarını ortaya çıkarma gereği duyuyor artık ne yalnız ne de güzel olan ülkemde.
bir düğün kutlaması esnasında havaya ateş açan bu omurgasız, babası olmadığı için annesi tarafından büyütülen ve herkesten daha masum olan sekiz yaşındaki eymen’i katletti. bir önceki tanımımda söyledim, yine söylüyorum şiddet olumlu yönde kullanılabilir.
kötü yaratıkları, bencil olanları, insan yaşamına değer vermeyen yabanileri bu dünya üzerinden silmek gerek ve tekrar söylüyorum: bunu insan olmak adına yapacağız ve dahasını da yapabiliriz.
kendi mutluluklarını içlerindeki yabaniyi açığa çıkarmadan yaşayamayan ilkel organizmalar ille de herkes onları görsün diye vahşi yanlarını ortaya çıkarma gereği duyuyor artık ne yalnız ne de güzel olan ülkemde.
bir düğün kutlaması esnasında havaya ateş açan bu omurgasız, babası olmadığı için annesi tarafından büyütülen ve herkesten daha masum olan sekiz yaşındaki eymen’i katletti. bir önceki tanımımda söyledim, yine söylüyorum şiddet olumlu yönde kullanılabilir.
kötü yaratıkları, bencil olanları, insan yaşamına değer vermeyen yabanileri bu dünya üzerinden silmek gerek ve tekrar söylüyorum: bunu insan olmak adına yapacağız ve dahasını da yapabiliriz.
devamını gör...
famotidin
en uzun etkili ve en güçlü histamin h2 reseptör blokörü ajandır.
devamını gör...
böyle buyurdu zerdüşt
(bkz: böyle söyledi zerdüşt)
friedrich nietzsche'nin übermensch'a (üstinsan) ulaşma çabasında bizlere gösterdiği yol haritasıdır. nietzsche aslında tanrıyı öldürmez, aksine çağdaşının ruhunda onu ölü bulur. onun yerine koyduğu şey ise üstinsandır. sadece en dibe inecek cesareti olanların en yukarı çıkabileceğini idda eder. herkes için ve hiç kimse için bir kitap.
- zerdüşt yalnız kaldığında şöyle söyledi yüreğine: " olacak iş mi bu? bu yaşlı ermiş, ormanında henüz duymamış tanrının öldüğünü,"... sy 6
- şimdiye dek tüm varlıklar kendilerinden üstün bir şey yarattılar: ama siz bu büyük taşkının cezri olmak ve insanı aşmak yerine hayvana geri dönmek mi istiyorsunuz? sy 6
- nedir yapabildiğiniz en büyük şey ? büyük aşağılamanın saatidir. mutluluğunuzdan bile tiksindiğiniz saat, aynı şekilde aklınızdan ve erdeminizden.
"ne önemi var ki benim mutluluğumun ? yoksulluktan, pislikten ve sefil bir huzurdan ibarettir o. oysa benim mutluluğum, varoluşun kendisini haklı çıkarmalı!" dediğiniz vakit
" ne önemi var ki benim aklımın? bir aslanın yiyeceğini araması gibi arıyor mu ki bilgiyi? yoksulluktan, pislikten, sefil bir huzurdan başka bir şey değildir o!" dediğiniz vakit.
"ne önemi var ki benim erdemimin? henüz öfkelendirmedi beni. ne kadar usandım kendi iyimden ve kötümden. yoksulluktan, pislikten, sefil bir huzurdan başka bir şey değildir bütün bunlar!" dediğiniz vakit.
" ne önemi var ki benim adaletimin? bakıyorum da, ne közüm ben, ne de kömür. oysa köz ve kömürdür adil olan!" dediğiniz vakit
" ne önemi var ki benim merhametimin! merhamet, insanları sevenin gerileceği çarmıh değil midir? oysa benim merhametim çarmıha germe değildir!" dediğiniz vakit.
hiç böyle konuştunuz mu ? hiç böyle haykırdınız mı? ah, bir kez duysaydım böyle haykırdığınızı!
günahınız değil-kanaatkarlığınız haykırıyor göklere, günah işlerken bile cimri oluşunuz haykırıyor göklere!
peki, sizi diliyle yalayacak yıldırım nerede? sizi aşılayacak çılgınlık nerede?
bakın üstinsanı öğretiyorum size: işte bu yıldırımdır o, bu çılgınlıktır o! sy 7-8
- " şerefim üzerine dostum," diye yanıtladı zerdüşt, " sözünü ettiklerinin hiçbiri yok: ne şeytan var, ne de cehennem. ruhun bedeninden önce ölmüş olacak, hiç korkma artık!"
adam kuşkulu gözlerle baktı." eğer hakikati söylüyorsan," dedi sonra," hiçbir şey yitiriyor sayılmam yaşamımı yitirmekle. dayak ve birkaç lokma yiyecekle dans etmeyi öğrenen bir hayvandan daha fazlası değilim ben." sy 13
- bak şu iyilere ve adilere! kimden nefret ederler en çok? onların değer levhalarını yere çalandan, parçalayandan, yasaları çiğneyenden:- oysaki yaratandır o. sy17
- onların bilgeliği şu: iyi uyumak ve iyi uyanık olmak. yaşamın bir anlamı olmasaydı da anlamsızlığı seçmek zorunda kalsaydım eğer, anlamsızlıkların arasında en iyi seçenek bu olurdu doğrusu. insanlar bir zamanlar erdem öğretmenleri ararken, aslında aradıkları neydi, şimdi anlıyorum açıkça. iyi bir uyku ve üstüne afyonlu erdemlermiş aradıkları. tüm bu övülen kürsü bilgelerinin gözünde bilgelik düş görülmeyen bir uykuydu: yaşamın daha iyi bir anlamını bilmiyorlardı. sy 23
- böyle hayaletlere inanmak artık acı verir bana, bir eziyet olur iyileşene: artık bana acı verir ve beni küçük düşürür. böyle söylüyorum öte dünyacılara. acı ve yeteneksizlik- buydu tüm ötedünyacıları yaratan; ve mutluluğun o kısa cinneti, sadece en çok acı çekenlerin yaşadığı. bir sıçrayışta, bir ölüm sıçrayışıyla, sona ulaşmak isteyen yorgunluk, yoksul ve cahil bir yorgunluk, daha fazlasını istemek bile istemeyen o yarattı tüm tanrıları ve ötedünyaları. inan bana kardeşlerim! bedendi bedenden ümidi kesen - baştan çıkmış tinin parmaklarıyla yokladı son duvarları. inan bana kardeşlerim! bedendi yeryüzünden ümidi kesen - varlığın karnının kendisine seslendiğini duydu. bunun üzerine başını son duvarlardan öteye uzatmak istedi- sadece başını da değil- " öbür dünyaya " geçmek istedi. ne ki insanlardan iyi gizlenmiştir " öbür dünya" , insansızlaştırılmış ve insanlıktan çıkarılmış, göksel bir hiç olan o dünya; ve varlığın karnı asla konuşmaz insanla, meğer ki kendisi de insan olmaya! sy 25
- iyi bir dava, savaşı bile kutsallaştırandır diyorsunuz öyle mi? bende diyorum ki size: iyi bir savaş her davayı kutsallaştırır. sy 41
- devlet tüm soğuk canavarların en soğuğudur. soğuktur söylediği yalanlar da; ve şu yalan dökülür dudaklarından: " ben, devlet, halkın ta kendisiydim." yalandır bu! yaratıcılardı halkları yaratanlar ve onların üzerlerine birer inanç ve sevgi astılar: böylece, hizmet ettiler yaşama. birçokları için tuzaklar kuranlar ve bu tuzağı devlet diye adlandıranlar yok edicilerdir: bir kılıç ve yüzlerce hırs asarlar onların üzerine. nerede hala halk varsa, orada anlaşılmaz devlet ve uğursuzluk gözüyle bakılır ona, törelere ve yasalara yönelik bir günah olarak nefret edilir ondan. sy 43
- devlet diyorum, herkesin, iyilerin ve kötülerin zehir içtiği o yere: devlet, herkesin iyilerin ve kötülerin kendini kaybettiği yer: devlet herkesin yavaş yavaş intihar etmesine - "yaşam" adı verilen yer. sy 44
- bir köle misin? o halde bir dost olamazsın. bir tiran mısın? o halde dostların olamaz. çok uzun süredir bir köle ve bir tiran gizliydi kadında. bu yüzden kadın henüz yatkın değildir dostluğa: sadece aşkı bilir o. sy 51
- kendini yakmak istemelisin kendi ateşinde: nasıl yeniden doğmak isteyebilirsin ki önce kül olmadan? sy 59
- ahlakı yok edenler benim gözümde iyiler ve adillerdir: ahlak içermez benim öyküm. bir düşmanınız varsa, iyilikle karşılık vermeyin onun kötülüğüne: çünkü bu tavrınız onu utandırır. aksine ; onun da size iyi bir şey yapmış olduğunu kanıtlayın. utandıracağınıza öfkelenin! ve birisi size küfür ettiğinde hoşuma gitmez onun için dua etmeniz. siz de küfür edin biraz, daha iyi ! size büyük bir haksızlık yapıldığında derhal beş küçük haksızlık da siz yapın! korkunçtur haksızlığın altında yalnız ezileni görmek. bunu biliyor muydunuz? haksızlığı bölüşmek, haklılığı yarılamak demektir. ve ancak taşıyabilen almalı haksızlığı üzerine! küçük bir intikam daha insancadır hiç intikam alınmamasından. ve ceza, çiğneyip geçenler için bir hak ve bir onur olmadıkça, hoşlanmıyorum sizin cezanızdan da! haklılığını korumaktansa, kendini haksız görmek daha asildir, özellikle de haklı olunduğunda. ancak, yeterince zengin olmak gerekir bunun için.
- saygı duyuyorsunuz bana; ya günün birinde değişirse saygınız? dikkat edin de bir heykel devrilmesin üstünüze! zerdüşt'e inandığınızı söylüyorsunuz, öyle mi? ne önemi var ki zerdüşt'ün? siz benim müminlerimsiniz: ama ne önemi var ki, tüm müminlerin? henüz kendinizi aramamıştınız: bu sırada beni buldunuz. böyle yapar tüm müminler; bu yüzden değersizdir tüm inanışlar.
şimdi beni kaybetmenizi ve kendinizi bulmanızı istiyorum sizden; ancak hepiniz beni yadsıdığınızda yeniden döneceğim aranıza. sahiden, kardeşlerim, o zaman başka gözlerle arayacağım kaybolan çocuklarımı; başka bir sevgiyle seveceğim o zaman sizi. ve bir kez daha dostlarım olacaksınız benim; bir umudun çocukları olacaksınız: o zaman büyük öğle vaktini sizinle birlikte kutlamak için üçüncü kez aranızda olacağım. bu büyük öğle vaktinde, hayvan ile üstinsan arasındaki yolunun ortasında yer alır insan ve akşama giden yolunda en büyük umudunu kutlar: çünkü yeni bir sabaha giden yoldur bu. işte o zaman, batmakta olan kendini kutsayacaktır, öteye geçendir diye; ve bilgisinin güneşi tam tepededir o zaman.
"tüm tanrılar öldü: şimdi üstinsanın yaşamasını istiyoruz" - bu olsun büyük öğlede son dileğimiz! böyle buyurdu zerdüşt sy 73
- büyük iyilikler şükran borcu değil, intikam duygusu yaratırlar; ve küçük bir iyilik unutulmadığında kurt gibi kemirmeye başlar iyilik görenin içini. sy 84
- sonunda kendilerine karşı sahteleşene dek, güçlü sözlere, göstermelik erdemlere, parıltılı sahte başarılara bürünmüş bu şaşılar, bu gizlenmiş kurt yenikleri. çok dikkatli olun onlara karşı, ey siz daha yüce insanlar! çünkü dürüstlükten daha değerli ve daha az bulunur bir şey yoktur bugün benim gözümde. günümüz ayaktakımının günü değil mi ? ama ayaktakımı bilmez neyin büyük, neyin küçük, neyin doğru ve neyin dürüst olduğunu; masum bir eğrilik içindedir o: hep yalan söyler. sy 294
friedrich nietzsche'nin übermensch'a (üstinsan) ulaşma çabasında bizlere gösterdiği yol haritasıdır. nietzsche aslında tanrıyı öldürmez, aksine çağdaşının ruhunda onu ölü bulur. onun yerine koyduğu şey ise üstinsandır. sadece en dibe inecek cesareti olanların en yukarı çıkabileceğini idda eder. herkes için ve hiç kimse için bir kitap.
- zerdüşt yalnız kaldığında şöyle söyledi yüreğine: " olacak iş mi bu? bu yaşlı ermiş, ormanında henüz duymamış tanrının öldüğünü,"... sy 6
- şimdiye dek tüm varlıklar kendilerinden üstün bir şey yarattılar: ama siz bu büyük taşkının cezri olmak ve insanı aşmak yerine hayvana geri dönmek mi istiyorsunuz? sy 6
- nedir yapabildiğiniz en büyük şey ? büyük aşağılamanın saatidir. mutluluğunuzdan bile tiksindiğiniz saat, aynı şekilde aklınızdan ve erdeminizden.
"ne önemi var ki benim mutluluğumun ? yoksulluktan, pislikten ve sefil bir huzurdan ibarettir o. oysa benim mutluluğum, varoluşun kendisini haklı çıkarmalı!" dediğiniz vakit
" ne önemi var ki benim aklımın? bir aslanın yiyeceğini araması gibi arıyor mu ki bilgiyi? yoksulluktan, pislikten, sefil bir huzurdan başka bir şey değildir o!" dediğiniz vakit.
"ne önemi var ki benim erdemimin? henüz öfkelendirmedi beni. ne kadar usandım kendi iyimden ve kötümden. yoksulluktan, pislikten, sefil bir huzurdan başka bir şey değildir bütün bunlar!" dediğiniz vakit.
" ne önemi var ki benim adaletimin? bakıyorum da, ne közüm ben, ne de kömür. oysa köz ve kömürdür adil olan!" dediğiniz vakit
" ne önemi var ki benim merhametimin! merhamet, insanları sevenin gerileceği çarmıh değil midir? oysa benim merhametim çarmıha germe değildir!" dediğiniz vakit.
hiç böyle konuştunuz mu ? hiç böyle haykırdınız mı? ah, bir kez duysaydım böyle haykırdığınızı!
günahınız değil-kanaatkarlığınız haykırıyor göklere, günah işlerken bile cimri oluşunuz haykırıyor göklere!
peki, sizi diliyle yalayacak yıldırım nerede? sizi aşılayacak çılgınlık nerede?
bakın üstinsanı öğretiyorum size: işte bu yıldırımdır o, bu çılgınlıktır o! sy 7-8
- " şerefim üzerine dostum," diye yanıtladı zerdüşt, " sözünü ettiklerinin hiçbiri yok: ne şeytan var, ne de cehennem. ruhun bedeninden önce ölmüş olacak, hiç korkma artık!"
adam kuşkulu gözlerle baktı." eğer hakikati söylüyorsan," dedi sonra," hiçbir şey yitiriyor sayılmam yaşamımı yitirmekle. dayak ve birkaç lokma yiyecekle dans etmeyi öğrenen bir hayvandan daha fazlası değilim ben." sy 13
- bak şu iyilere ve adilere! kimden nefret ederler en çok? onların değer levhalarını yere çalandan, parçalayandan, yasaları çiğneyenden:- oysaki yaratandır o. sy17
- onların bilgeliği şu: iyi uyumak ve iyi uyanık olmak. yaşamın bir anlamı olmasaydı da anlamsızlığı seçmek zorunda kalsaydım eğer, anlamsızlıkların arasında en iyi seçenek bu olurdu doğrusu. insanlar bir zamanlar erdem öğretmenleri ararken, aslında aradıkları neydi, şimdi anlıyorum açıkça. iyi bir uyku ve üstüne afyonlu erdemlermiş aradıkları. tüm bu övülen kürsü bilgelerinin gözünde bilgelik düş görülmeyen bir uykuydu: yaşamın daha iyi bir anlamını bilmiyorlardı. sy 23
- böyle hayaletlere inanmak artık acı verir bana, bir eziyet olur iyileşene: artık bana acı verir ve beni küçük düşürür. böyle söylüyorum öte dünyacılara. acı ve yeteneksizlik- buydu tüm ötedünyacıları yaratan; ve mutluluğun o kısa cinneti, sadece en çok acı çekenlerin yaşadığı. bir sıçrayışta, bir ölüm sıçrayışıyla, sona ulaşmak isteyen yorgunluk, yoksul ve cahil bir yorgunluk, daha fazlasını istemek bile istemeyen o yarattı tüm tanrıları ve ötedünyaları. inan bana kardeşlerim! bedendi bedenden ümidi kesen - baştan çıkmış tinin parmaklarıyla yokladı son duvarları. inan bana kardeşlerim! bedendi yeryüzünden ümidi kesen - varlığın karnının kendisine seslendiğini duydu. bunun üzerine başını son duvarlardan öteye uzatmak istedi- sadece başını da değil- " öbür dünyaya " geçmek istedi. ne ki insanlardan iyi gizlenmiştir " öbür dünya" , insansızlaştırılmış ve insanlıktan çıkarılmış, göksel bir hiç olan o dünya; ve varlığın karnı asla konuşmaz insanla, meğer ki kendisi de insan olmaya! sy 25
- iyi bir dava, savaşı bile kutsallaştırandır diyorsunuz öyle mi? bende diyorum ki size: iyi bir savaş her davayı kutsallaştırır. sy 41
- devlet tüm soğuk canavarların en soğuğudur. soğuktur söylediği yalanlar da; ve şu yalan dökülür dudaklarından: " ben, devlet, halkın ta kendisiydim." yalandır bu! yaratıcılardı halkları yaratanlar ve onların üzerlerine birer inanç ve sevgi astılar: böylece, hizmet ettiler yaşama. birçokları için tuzaklar kuranlar ve bu tuzağı devlet diye adlandıranlar yok edicilerdir: bir kılıç ve yüzlerce hırs asarlar onların üzerine. nerede hala halk varsa, orada anlaşılmaz devlet ve uğursuzluk gözüyle bakılır ona, törelere ve yasalara yönelik bir günah olarak nefret edilir ondan. sy 43
- devlet diyorum, herkesin, iyilerin ve kötülerin zehir içtiği o yere: devlet, herkesin iyilerin ve kötülerin kendini kaybettiği yer: devlet herkesin yavaş yavaş intihar etmesine - "yaşam" adı verilen yer. sy 44
- bir köle misin? o halde bir dost olamazsın. bir tiran mısın? o halde dostların olamaz. çok uzun süredir bir köle ve bir tiran gizliydi kadında. bu yüzden kadın henüz yatkın değildir dostluğa: sadece aşkı bilir o. sy 51
- kendini yakmak istemelisin kendi ateşinde: nasıl yeniden doğmak isteyebilirsin ki önce kül olmadan? sy 59
- ahlakı yok edenler benim gözümde iyiler ve adillerdir: ahlak içermez benim öyküm. bir düşmanınız varsa, iyilikle karşılık vermeyin onun kötülüğüne: çünkü bu tavrınız onu utandırır. aksine ; onun da size iyi bir şey yapmış olduğunu kanıtlayın. utandıracağınıza öfkelenin! ve birisi size küfür ettiğinde hoşuma gitmez onun için dua etmeniz. siz de küfür edin biraz, daha iyi ! size büyük bir haksızlık yapıldığında derhal beş küçük haksızlık da siz yapın! korkunçtur haksızlığın altında yalnız ezileni görmek. bunu biliyor muydunuz? haksızlığı bölüşmek, haklılığı yarılamak demektir. ve ancak taşıyabilen almalı haksızlığı üzerine! küçük bir intikam daha insancadır hiç intikam alınmamasından. ve ceza, çiğneyip geçenler için bir hak ve bir onur olmadıkça, hoşlanmıyorum sizin cezanızdan da! haklılığını korumaktansa, kendini haksız görmek daha asildir, özellikle de haklı olunduğunda. ancak, yeterince zengin olmak gerekir bunun için.
- saygı duyuyorsunuz bana; ya günün birinde değişirse saygınız? dikkat edin de bir heykel devrilmesin üstünüze! zerdüşt'e inandığınızı söylüyorsunuz, öyle mi? ne önemi var ki zerdüşt'ün? siz benim müminlerimsiniz: ama ne önemi var ki, tüm müminlerin? henüz kendinizi aramamıştınız: bu sırada beni buldunuz. böyle yapar tüm müminler; bu yüzden değersizdir tüm inanışlar.
şimdi beni kaybetmenizi ve kendinizi bulmanızı istiyorum sizden; ancak hepiniz beni yadsıdığınızda yeniden döneceğim aranıza. sahiden, kardeşlerim, o zaman başka gözlerle arayacağım kaybolan çocuklarımı; başka bir sevgiyle seveceğim o zaman sizi. ve bir kez daha dostlarım olacaksınız benim; bir umudun çocukları olacaksınız: o zaman büyük öğle vaktini sizinle birlikte kutlamak için üçüncü kez aranızda olacağım. bu büyük öğle vaktinde, hayvan ile üstinsan arasındaki yolunun ortasında yer alır insan ve akşama giden yolunda en büyük umudunu kutlar: çünkü yeni bir sabaha giden yoldur bu. işte o zaman, batmakta olan kendini kutsayacaktır, öteye geçendir diye; ve bilgisinin güneşi tam tepededir o zaman.
"tüm tanrılar öldü: şimdi üstinsanın yaşamasını istiyoruz" - bu olsun büyük öğlede son dileğimiz! böyle buyurdu zerdüşt sy 73
- büyük iyilikler şükran borcu değil, intikam duygusu yaratırlar; ve küçük bir iyilik unutulmadığında kurt gibi kemirmeye başlar iyilik görenin içini. sy 84
- sonunda kendilerine karşı sahteleşene dek, güçlü sözlere, göstermelik erdemlere, parıltılı sahte başarılara bürünmüş bu şaşılar, bu gizlenmiş kurt yenikleri. çok dikkatli olun onlara karşı, ey siz daha yüce insanlar! çünkü dürüstlükten daha değerli ve daha az bulunur bir şey yoktur bugün benim gözümde. günümüz ayaktakımının günü değil mi ? ama ayaktakımı bilmez neyin büyük, neyin küçük, neyin doğru ve neyin dürüst olduğunu; masum bir eğrilik içindedir o: hep yalan söyler. sy 294
devamını gör...
belgrad ormanına kamera yerleştirilmesi
çizgili pijamalı giyerek huhaha diye gülen ve mangalda etler pişerken ağzına atan kötü adamlar artık çöplerini toplamak zorunda kalacak çünkü artık belgrad ormanlarına yapay zeka görüntü algılama yöntemiyle görüntü tespiti yapılacak.
buradan
buradan
devamını gör...
zümrüd-ü anka (yazar)
sözlüğe girmemle sevgili yazarın hoş geldin mesajı bir oldu diyebilirim. çok nahif ve ince düşünceli bir yazar. ayrıca tanımlarını da severek okuyorum. siz hep yazın sevgili yazar, kaleminiz daim olsun.
devamını gör...
egzama
internetteki fotoğrafların hiçbirine benzemeyen kuru ve az kaşınan versiyonuna sahip olduğum hastalık.
bazen stres, bazen altta yatan başka bir hastalık, bazen alerji, bazen kuru cilt, bazen giysilerinizin sürtünmesidir hastalığın nedeni. nedenini ortadan kaldırmadığınız sürece de, bulaşmasa bile yayılır vücudunuza. görüntüsüyle mutsuz eder, cildinizin o kısmını kesip atma isteği doğurur.
eğer dışarıdan bir etki nedeniyle oluyorsa, alerjik maddelerle teması kesmek, cildi sürekli nemlendirip bol su içmek etkisini azaltabilir. bazen kendiliğinden geçse de zaman içinde geri gelebilir.
stresten uzak durun diyemiyorum çünkü bu ülkede mümkün değil. siz dursanız stres sizden uzak durmaz. zaten bir yerinizde egzamanın yenisi çıkınca strese girersiniz, strese girince de yenisi çıkar derken işin ardı arkası kesilmez. birlikte yuvarlanır gidersiniz.
bazen stres, bazen altta yatan başka bir hastalık, bazen alerji, bazen kuru cilt, bazen giysilerinizin sürtünmesidir hastalığın nedeni. nedenini ortadan kaldırmadığınız sürece de, bulaşmasa bile yayılır vücudunuza. görüntüsüyle mutsuz eder, cildinizin o kısmını kesip atma isteği doğurur.
eğer dışarıdan bir etki nedeniyle oluyorsa, alerjik maddelerle teması kesmek, cildi sürekli nemlendirip bol su içmek etkisini azaltabilir. bazen kendiliğinden geçse de zaman içinde geri gelebilir.
stresten uzak durun diyemiyorum çünkü bu ülkede mümkün değil. siz dursanız stres sizden uzak durmaz. zaten bir yerinizde egzamanın yenisi çıkınca strese girersiniz, strese girince de yenisi çıkar derken işin ardı arkası kesilmez. birlikte yuvarlanır gidersiniz.
devamını gör...
israil denilince akla gelenler
iş ahlakı ve dürüstlük.
devamını gör...
güne kamyon arkası sözü bırak
giderse yoluna, gelirse soluma...
devamını gör...

