hollandalı, post empresyonist ressam.
en ünlü tablosu olan yıldızlı gece'nin hikayesi ise şöyledir:

van gogh çeşitli zihinsel rahatsızlıkları sebebiyle akıl hastahanesinde tedavi görmektedir. odasında, önünde parmaklık bulunan ufacık bir penceresi vardır. van gogh her gün o parmaklıklara yapışarak gördüğü manzarayı izlemektedir. işte o manzara yıldızlı gece'yi yaratacak olan saint remy de provence manzarasıdır. van gogh, daracık penceresinde gördüğü bu kendinden çerçeveli tabloyu tuvaline aktarır, elbette van gogh farkıyla.. işte yıldızlı gece ortaya çıkmıştır: saint remy de provence şehrinin düşsel bir yorumu.
uzun araştırmalar sonunda, tablonun 25 mayıs 1889, saat 04:40’taki gökyüzünü gösterdiği tespit edilmiştir. ay’ın henüz ilk hilal biçiminde olması ve venüs gezegeninin ufukta görüntülenmiş olmasından yola çıkılarak tablodaki yıldız ve gezegenlerin gün doğarken resmedildiği anlaşılmıştır. van gogh, kardeşi theo'ya yazdığı mektupta bu resimle alakalı şöyle diyor:

"demir parmaklıklı penceremde adeta bir buğday tarlası görüyorum. sabahları ise gün doğumunu tüm ihtişamıyla izliyorum."

"yıldızlara bakmak beni daima hayal dünyasına daldırır. kendime sorarım, fransa haritasındaki noktalar arasında seyahat edip belli bir noktaya ulaşıyoruz da neden gökyüzündeki bu parlak noktalara ulaşamıyoruz? nasıl trene atlayıp tarascon’a ya da rouen’e gidiyorsak yıldızlara ulaşmak için de ölebiliriz."

van gogh'un yıldızlara olan bu hayranlığı sadece yıldızlı gece olarak bilinen o tabloda ortaya çıkmış değildir. pek bilinmese de van gogh, birden fazla yıldızlı gece tasviri çizmiştir.

kuşkusuz ki yıldızlı gece sanat tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. insanoğlunda da, sadece tanrının sahip olduğu yaratım yeteneğinin kırıntılarının olduğunu bize göstermiştir.
devamını gör...

fiske vurmadan çocuk büyüttüm. ne psikopat oldu ne de saygısız. toplu taşımada boş yer varsa da oturmayan bir çocuk "nasılsa iki durak sonra yer vereceğim" diye düşünüp. (kimilerine göre psikopatça gelebilir). kitap okumayı seven bir çocuk yetiştirdim, kitap fuarına gittiğimizde bir aylık mutfak masrafını orada bırakmak pahasına. hem de fiske vurmadan yetişti. enteresandır, hayvanları seven bir çocuk oldu. fiske yemeden kapıya harçlığından aldığı mamayı bırakan. empatisi gelişkin bir çocuk yetiştirdim fiske vurmadan. ders çalışması için emir vermeden, çalışması gerekliliğini anlatarak. odasını toplaması için bağırmadan, neden toplaması gerektiğini anlatarak. dişlerini fırçalaması için dürtüp durmadım, fırçalamaması halinde olacakları anlattım, kendisi geliştirdi o alışkanlığını hem de fiskesiz.

anne baba umursamazsa, fiskesiz de psikopat olur, fiskeli de. anne babanın elinde herşey. çocuk yapmak kadar kolay değil yetiştirmek. zevkli de değil. pek çok şeyinden ödün vermeyi gerektiriyor. veremiyorsan, topluma faydalı bir birey yetiştirmeye çabalamıyorsan, 10 çocuk yapıp sokağa salanlardan çok bir farkın yok. ha sokağa salmışsın ha eline tableti tutuşturup büyümesini seyretmişsin. aynı şey.

ne fiske vurdum, ne odasına kilitledim, ne de buna benzer at eğitir türde ceza verdim. doğru yapıp yapmadığımı zaman gösterecek. yaşlandığımda* huzurevine mi paket eder ne yapar bilemem.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu acıyı yaşamak istemiyoruz.*
devamını gör...

benim.
ulaşılabilecek kadar müsaitsem görüyorum telefonun çaldığını.
müsait değilsem de amacına uygun hareket ediyor.
*
devamını gör...

ingiliz edebiyatının son paganı, biricik adonais'i.

percy shelley ile olan ahbaplığı herkesle bilinse de keats'i keats yapan şey kesinlikle ne bu, ne de shelley'nin kendisi için ölümünden sonra kaleme aldığı "adonais" namlı şiirdir. keats'i keats yapan şey, antik yunan döneminin yaşam tarzına, tanrılarına ve kadim bilgeliğine olan düşkünlüğü ile birlikte belki de bir akrep burcu erkeği olmasından sebep kaynaklanan derin tutkululuğudur. yirmi beş yaşında ölmüş olmasına rağmen ardında çok sayıda şiir bırakmış bu şiir efsanesi, en çok "ode"larıyla bilinir ki şiirleri arasında yer bulan "ode to melancholy" ve "to autumn" şairin karakteri hakkında ufak tefek ipuçlarını sunar bize.

ortalıkta deneysel ruhçuluktur, ezoterizmdir falandır filandır çok popüler bir şekilde boy göstermeden evvel "to psyche" isimli şiirini yazmış olan keats, pek çok şair gibi vehminin ona sunduğu kuvveti ve yeteneği, belki kendisi dahi farkında olmadan geleceği öncülemek ve onun tellallığını yapmak için kullanmıştır.

"bülbüle övgü"sü ve "bir yunan vazosuna övgü"sü şairin kişiliğinin estet ve geçmişe dönük yanlarını ortaya koyarken şair bu şiirlerin ikincisini "hakikat güzelliktir, güzellik ise hakikat" diye bitirerek sıradışı bir felsefeye temel olabilecek bir dizeyi ortaya atmış, belki de istemeden, kabala'nın tiphareth'ine göz kırpıvermiştir.

25 yaşında bu dünyadan tüberküloz hasebiyle göçüp gitmiştir.

kendisinin öldüğü yaşta, şiirini birkaç diğer şairle birlikte derinlemesine ele alan bir yüksek lisans tezi yazıyorum ben de.
devamını gör...

veganlık ile sıkça karıştırılandır. vejetaryenlik genellikle bir beslenme biçimiyken veganlık yaşam biçimi olarak değerlendirilir. vegan kişi hayvanları hayatının herhangi bir alanında kullanmamayı ilke edinmiştir. vejetaryen kişi ise et ve etten yapılan gıdaları tüketmezken süt, bal, yumurta gibi hayvan salgılarını tüketir. bazı vejetaryenler bir canlının dünyaya gelmesine engel olmak veya zemin yaratmak olarak değerlendirdiği için yumurta da tüketmez.

vejetaryen kişiler peynir, süt, tereyağı ürünlerinin tüketimine dikkat etmediğinde ve bu durum normalin üstüne çıktığında çeşitli sağlık problemleri yaşayabilirler.

vejetaryenlik, veganlığa geçişte bir köprü olarak kullanıldığında kişilerde hayvan ürünlerinin yarattığı bağımlılık nedeniyle ilk etapta zorlanma görülebilir. vejetaryenliği seçmiş kişilerde geçmişe oranla daha sakin ve barışçıl bir ruh hali gözlenebilir.
devamını gör...

ekip yine yardimlasma konusunda tam on ikiden vurdu. bu ne guzel bir kampanya boyle! yardimlasmak, birinin gonlune dokunmak cok guzel de, soz konusu bir de cocuklar olunca mesele ayri anlamlasiyor. kimsenin kayitsiz kalmayacagina inaniyorum, ozellikle bu koronalı gunlerde cocuklari sevindirmek ayri bir anlamli sanki. ..
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

katıldığım haklı buldugum bir isyandır. bende neden yapıldığını anlamadım. ben merkezli bir bakış açısından mi kaynakliyor yoksa anlamakla alakalı bir sıkıntısı mi var yapanların çözemedim.
devamını gör...

ket vurma, bir bilginin diğer bilgilerle karıştırılmasını ifade eden bir öğrenme terimidir. zihinsel karışma da denir.
kısa süreli belleğe gelen bir bilgi yeteri kadar tekrar edilmezse yada art arda pek çok bilgi gelirse karışma olur. karışma olmaması adına gelen bilgiler yeterince tekrar edildikten sonra yeni bilgi gelmelidir.

ket vurma iki çeşittir: ileriye ket vurma ve geriye ket vurma.
geriye ket vurma, yeni öğrenilen bilginin, eski bilgiyi bozması ve unutturmasıdır. mesela, türkçe konuşan biri ingilizce öğrenir ve türkçe kelime kullanması gereken bir yerde ingilizce kelime kullanırsa bu geriye ket vurma olur. aslında öz olarak açıklarsak; unutulan kısım geride kalan (eski öğrenme) ise geriye ket vurulmuş (unutulmuş) olur.
ileriye ket vurma ise bunun tam tersidir. eski bilginin, yeni öğrenilen bilgiyi bozması ve unutturmasıdır. mesela, derste bir şiir ezberlemesi gereken çocuk şiirini ezberler ve okumak için tahtaya çıkar. ancak geçen yıl ezberlediği şiir aklına gelir ve onu okursa, ileriye ket vurma olur. yani özü; unutulan kısım yeni bilgi ise ileriye (yeni öğrenmeye) ket vurmuş (unutmuş) olur.
devamını gör...

- gaipten gelen tıkırtılar
-ansızın açılıp kapanan pencereler
- gulyabani benzeri aniden ortaya çıkan yaratıklar
- perili köşk benzeri bir bina ve bu binanın derinliklerinde dolaşan, intikam almaya çalışan hayaletler
- karanlıkta duvara süzülen gölge.
devamını gör...

#659001 ne söylesem boş kalacak cidden iyi özetlemişsin. mizah ya da troll adı altında saçma sapan başlıklar açmaya bu kadar inat edeceklerine şu dediklerini okumaları kafi. buna rağmen hala anlayamıyorlarsa sorun kendilerindedir.
devamını gör...

şuraya bakar mısınız söylemesi ne kadar keyifli. haddinden çok fazla anlamlı bir deyim. atalar sizi çok seviyorum ne güzel şeyler söylemişsiniz.

atasözü ya da deyimleri toparlayıp kullanmayı bir türlü beceremesem dahi bunu kullanmayı deneyeceğim. başlığı hortlatıp lügatıma bu nadide eseri eklememi sağlayan ben_ebruliye teşekkürlerimi iletiyorum.
devamını gör...

tarihte efsane olarak nitelendirilen üç samuraydan birisidir. kılıç üstatlığının yanı sıra ok kullanma konusunda da inanılmaz yetenekliydi. hatta tametomo ok ve yay kullanma konusunda samurayların en büyük efsanesi olarak kabul ediliyordu.

anlatılanlara göre tametomo sol kolu sağ kolundan 15 cm uzun doğmuştu. bu sayede yayı daha geriye çekerek oku daha güçlü bir biçimde çok uzaklara gönderebiliyordu.

1170 yılındaki savaş sırasında sol kolundaki tendonların hasar görmesi sonucunda bir daha ok atmaz hale geldi. aynı zamanda yenilen tarafta bulunmasından mütevellit esir edildi.

esareti kabul etmedi ve seppuku yaparak yaşamına son verdi. bu kararı onun buşido'ya ne kadar bağlı olduğunu göstermektedir.

bir diğer samuray efsanesi için (bkz: miyamoto musashi)
devamını gör...

taşı, toprağı, havası, suyu, insanı, şehirleri her şeyiyle harika bir ülke olan (bkz: izlanda)'nın en ünlü kişisi olan; dahi, çılgın, müzisyen kadın. her albümü ile bir şeyler anlatmayı denemiş, her albümde farklı bir rotada ilerlemiş, her şarkıda ayrı bir çocuksuluk ve olgunluğu harmanlamış bir müzik dahisi. bir çok kadına, müzisyene ilham olmuş uzaylı. aynı zamanda cannes ödüllü bir oyuncu. doğa aşığı, hayvan sever, farklı kültürleri tanımaya adanmış bir astral gezgin. çocuklarına çok bağlı bir anne, hayırsever bir minnoş, eğlenceli bir kadın olabilmenin yanında; kafası attı mı gazetecilere saç baş dalabilen bir çılgın. tanımlarımı yaptıktan sonra ilk albümünden bugüne kendisinin müzikal yolculuğunu albüm albüm anlatmak istiyorum. uzun bir entry olacak, uyarayım.

björk: björk'ün 12 yaşında çıkardığı ilk albümü. aslen bir çocuk albümü olsa da; björk bu albümde sesi ve flüt çalarak yer almıştır. albüm; izlanda halk şarkıları ve bir kaç cover parçadan oluşmaktadır. björk'ün izlanda içinde tanınmasını sağlamıştır. önemli parçaları;
álfur út úr hól: beatles'ın the fool on the hill şarkısının izlanda diline çevrilmiş bir versiyonudur. şarkıdaki flütler çok çok güzeldir. gece ninni niyetine dinlenebilir.
arabadrengurinn
búkolla : stevie wonder'ın your kiss is sweet şarkısının coverıdır.

bu albümden sonra; gençlik yıllarında tappi tikkaras ve sugarcubes isimli iki ayrı grupta yer alan björk; bu gruplarda punk-rock, rock, grunge benzeri çalışmalar ile bilinirliğini iyice arttırmıştır. bunları şimdilik geçiyorum. biz solo albümlerle devam edelim.

gling-glo: 1990 yılında; sadece izlanda'da satışa çıkan björk'ün jazz albümü. albümde kendisine guðmundar ıngólfssona triosu eşlik etmiştir. şarkılar davul, piyano ve kontrabass üçlüsü ile kaydedilmiştir. albümün tamamı şu linkten dinlenebilir.
gling glo, kata rokkar, pabbi minn, bella símamær, það sést ekki sætari mey, í dansi með þér (sway coverıdır) albümün en güzel parçaları olarak öne çıkar. björk bu albümde; sadece sıradan bir rock solisti olmadığını anlamak için iyi bir albümdür. albüm boyunca pek çok değişik vokal stili kullanmıştır. björk'ün eşsiz gırtlak gücünü tanımaya başladığımız ilk albümdür.

gelelim björk'ün ilk gerçek solo albümü olarak bilinen, onu dünyaya tanıtan albüme.
debut: 1993 yılında yayınlanmıştır. kayıtları ingiltere'de yapılmıştır. björk'ün tarzı bu albümde birazcık trip-hop, elektronik ve pop müziğe kaymıştır ama jazz esintileri de rahatlıkla gözlemlenebilir. björk'ün daha sonraki yıllarda sahip olacağı (bkz: avant-garde) tarzın ilk adımları duyulur.
albümden çıkan human behaviour, venus as a boy (leon filminde soundtrack olarak kullanılmıştır), crying, big time sensuality ve play dead isimli şarkılar çok ses getirdi. abd ve avrupa listelerinde üst sıralara oynayan björk; ilk uluslararası ödüllerini bu albümle aldı. albümün en can alıcı şarkıları;
human behaviour klibi izlenmelidir, güzeldir.
venus as a boy: aşık bir kadının sevgilisine yazdığı bir şarkıdır. leon filminde mathilda'nın bitkisi ile göründüğü son sahnede çalar, film ile çok uyumludur. ayrıca klibi; ülkemizde (bkz: nil karaibrahimgil) tarafından apartılmıştır. kek şarkısının klibi birebir bu klipten apartılmıştır. klipleri izleyenler anlayacaktır ne demek istediğimi.
play dead: albümün en karanlık, en depresif şarkısı. ölüyü oynuyorum bu acı hissetmeyi durduruyor gibi efsane bir cümle içerir. young americans isimli bir filmde kullanılmıştır.

post: 1995 yılında çıkan björk albümüdür. björk'ün iyiden iyiye elektronik müziğe kaydığı, daha karanlık bir sound tercih ettiği bir albümdür. kanımca en iyi björk albümlerinden biridir. ilk albümde çizilen utangaç, aşık kadın imajı bu albümde değişerek daha feminen, daha cesur ve ne istediğini bilen bir kadın imajı çizildi. björk bu albümde önceki tarzını ve stilini değiştirerek tamamen yeni bir şey denemeye başlamıştı. albümün en sıkı parçaları:

army of me
hyperballad: intiharı düşünen bir kadın anlatılır şarkıda. her gün kayalıklara gider, atlamak ister. aşağıya bir şeyler yuvarlar ve vazgeçer. bestesi mutlu ve umutlu gibiyken aslında epey karanlık sözlere sahiptir bu şarkı.
possibly maybe: björk'ün en depresif şarkılarından biridir. klibinde kah karpuz yalarken kah süt banyosu yapar björk ablamız. björk tarafından; yazdığım ilk mutsuz şarkı olarak nitelendirilir ki aslında bence çok ilginçtir. play dead, crying gibi şarkılar varken bunu bu şekilde adlandırılması. ilginç bir kadın bu björk. neyse; kalbi kırık bir aşkı anlatır şarkı. şarkının müziği daha sonra pek çok sanatçı tarafından sample olarak kullanılmıştır.
it's oh so quiet: müzikallere ilgisi olduğunu bildiğimiz björk'ün; müzikalleri andıran bir klip çektiği, albümün belki de en neşeli şarkısıdır. björk'ün çığlıkları insanı mest eder.
ayrıca bu albümdeki şarkıların remixlerinden oluşan (bkz: telegram) isimli albüm, post'tan bir sene sonra yayınlanmıştır.

homogenic: 1997 yılında çıkmıştır. björk'ün avant-garde müzik tarzının iyice oturduğu albümdür. tarzı ve müziği değişmiş fakat; bu değişim beceriksizlikten değil; björk'ün sürekli arayan, sorgulayan kimliğinden kaynaklanmaktadır. albüm kartonetinde japon kimonosu ile arzı endam eden björk; deneysel müzik dünyasındaki yerini iyice sağlamlaştırmıştır. yaylı enstrümanların sık kullanıldığı bir albümdür. albümün en sıkı parçaları:
joga: björk'ün anavatanı izlanda ve en yakın arkadaşı için yazdığı parçadır. björk'ün vokali ve yaylılar; şarkıyı inanılmaz etkileyici yapmıştır. yüreklere dokunan bir şarkıdır.
all is full of love: björk'e hayran biri; ona içinde bomba olan bir paket yollar. ona aşkını ilan ettiği bir video çektikten sonra intahar eder. ricardo lopez isimli bu adam ve yaptıkları björk'ü çok derinden etkiler ve sonucunda böyle bir şarkı ortaya çıkar. klibinde ise; birbiriyle sevişen iki kadın robot izlenir. björk klipleri zaten başlı başına ayrı bir başlıkta inceleyeceğim sanat eserleridir.
bachelorette: (bkz: müslüm gürses) tarafından coverlanmış björk şarkısıdır. (bkz: aşk tesadüfleri sever) filminin soundtracklerinde filmle aynı ismi taşıyan şarkı; bu şarkının coverıdır. sözleri tuna kiremitçi tarafından yazılan kötü bir coverdır kanımca. klibi kısa film tadındadır. björk'ün bana göre en güzel şarkılarındandır.

albümden sonra björk; danimarkalı yönetmen (bkz: lars von trier)'in müzikal drama filmi (bkz: dancer in the dark) filminde başrol oynamış ve cannes film festivalinde ödül kazanmıştır.

vespertine: geldik björk'ün en sevdiğim albümüne. aslında ayrım yapamam, her albümünü çok seviyorum ama kış sever bir insan olarak; dünya üzerinde kış mevsimine en çok yakışan björk albümüdür. zaten björk'te bunu bir kış albümü olarak betimler. 2001 yılında yayınlanmıştır. albümün en sıkı şarkıları:

hidden place
cocoon
pagan poetry: böyle bir güzellik hakkında söyleyebileceğim çok şey var. ama kelimelere dökemiyorum. şarkının klibinde; bazı karelerde björk'ün sevişme görüntüleri görünebilir. çok güzeldir çok.
sun in my mouth.

yukarıdaki dört şarkı haricinde; it's not up to you, unison gibi şarkılar da benim kişisel favorilerimdendir.

bu albümden sonra björk'ün ingiltere kraliyet opera salonunda verdiği senfonik konser de ayrıca güzeldir, izlenmelidir. björk'ün ne denli bir manyak olduğunu görebilirsiniz. çıplak ayakla çıktığı konser de kimi zaman çocuklar gibi koştururken kimi zaman ağlama noktasına geldiğini gözlemlemek mümkün. bu konserde kraliyet senfoni orkestrası, arp sanatçısı zeena parkins(o da ayrı bir bebek), greenland korosu, simon lee ve matmus kendisine eşlik etmiştir. görüntülerdeki enstrüman çeşitliliği ve müziği ulaştırdıkları nokta şok edicidir. özeldir.

medulla: 2004 yılında çıkan björk albümü. björk yine başka başka şeyler denemiştir bu albümde. albümde enstrüman kullanımı oldukça azdır. genel olarak insan sesleri, bilgisayar ile oynanarak, değiştirilerek oluşturulmuştur müzikler. bu albüm sonrasında; atina olimpiyatlarının açılışında sahne alacak kadar kendini kabul ettirmiş bir björk görürüz. deli, değişik bir albümdür. albümdeki sıkı şarkılar;

oceania: okyanuslara adanmış bir şarkıdır. hayatın başladığı, annemiz okyanuslardan insanlığa yazılmış bir şarkıdır. terlerimiz tuzludur, sebebi okyanus annemizdir.. atina olimpiyatlarının açılışında perform edilen şarkıdır. o performans ayrıca izlenmelidir.

triumph of a heart: kedi severler ekran başına. ayrıca bahsettiğim insan sesleri mevzuu bu klipte rahatça gözükür. eğlenceli bir dans şarkısıdır.

who is it:
where is the line: çatır çatır elektronik beatler, björk vokali ve arkadaki koronun ses efektleri ile bünye sarsan, dumura uğratan bir şarkı. yine çok ilginç bir klibe sahip. ama artık björk kliplerine ilginç demicem. ayrı bir başlıkta başka zaman inceleyeceğim.

volta: 2007 yılında çıkan björk albümü. björk'ün politik yönünü yansıtmaya başladığı bir albüm. albümün sıkı şarkıları:
earth intruders
declare independece: björk'ün en politik şarkısı. kosova ve tibet'e adanmıştır bizzatihi björk tarafından. hatta çin'deki bir konser sonrası tibet tibet diye çığırdığı rivayet edilir.
hope: şarkının stüdyo kayıtlarında ve konser versiyonlarında kendisine malili sanatçı toumani diabaté yerel bir enstrümanla kendisine eşlik eder. şarkı timbaland tarafından yazılmıştır.

biophilia: dünyanın ilk aplikasyon albümüdür. biophilia kelime anlamı olarak doğaya duyulan sevgi, tutku anlamına gelir. albümdeki her şarkı başlı başına bir konsept ve oyunlar taşır, yayınlanan aplikasyon ile bu konseptler arası geçişler oldukça ilginç bir şekilde yaşanabilir. björk'ün doğaya adadığı bir albümdür. albümden sıkı şarkılar:

crystalline: sakin başlayan fakat son bölümünde çığrından çıkan çılgın bir björk şarkısı. daha sonra bu albümün remixlerinin yer aldığı remix albüm bastards'ta suriyeli yerel sanatçı (bkz: omar souleyman) tarafından remixlenmiştir. bu remix'in kayıtları istanbul'da yapılır. ve şarkı bildiğiniz bizim oyun havaları tadındadır. omar souleyman'ı dünyaca meşhur eden isim björk'tür. teklif bizzat björk tarafından omar souleyman'a iletilmiştir.

oturmaya mı geldik ülen?

mutual core
cosmogony tertemiz bir ses, tertemiz bir hüzün şarkısı. heaven telafuzundaki tatlılığa bakar mısınız :)

vulnicura: björk'ün çocuklarının babasından ayrıldıktan sonra yaktığı ağıt. ağır bir albümdür. yaylılar ve elektronik öğeler ustaca kullanılmıştır. sıkı şarkılar:

stonemilker: dünyanın ilk 360 derece klibi. klip videosunda yer alan ok tuşları ile klibin çekildiği yeri; izlanda'nın ünlü siyah kumlu plajını 360 derece izleyebiliyorsunuz. ister björk'ü takip edin, ister plajda gezinen. ayrıca yürek dağlayan bir şarkı olduğunu da belirtmeliyim. boşandığı eşi ve çocuklarının babası için yazdığını okumuştum sanki.
family
lionsong
black lake

2017'de çıkan (bkz: utopia) ve 2019'da çıkan (bkz: cornucopia) albümlerini tam olarak dinleyemedim açıkçası. dinledikten sonra onları da yazarım. björk'ün bu müzikal yolculuğunda bahsedebileceğimiz çok çok daha fazla nokta var. konserleri, röportajları, hayata ve dünyaya bakışı, her şarkısında yatan başka başka hikayeler, dünyanında dört bir yanından müzisyenler ile çalışması, değişik kültürlere olan hayranlığı (hector zazou, omar souleyman, toumani diabaté, arca, timbaland vb gibi), klipleri, sinema filmi, izlanda ile olan gönül bağı gibi. hepsini başka zamanlarda irdelemeye çalışacağım. björk; çok özel bir sese, bu dünyadan olmayan bir müzik dehasına ve ilginç bir ruh haline sahip; müzik tarihine yön vermiş bir kadın. konuşulacak çok şey var hakkında ama yoruldum, bitireyim şimdilik. buraya kadar okuyanlara teşekkür ve bir sürpriz ile bitireyim. yazım hataları vs olduysa belirtin, özür şimdiden.

some of the "björkest" moments :)
devamını gör...

bir john updike romanıdır.

john updike rabbit is rich ve rabbit at rest romanları ile iki kez pulitzer ödülü kazanan dev bir romancı ve öykü yazarıdır.

bu romanında john updike karl marx’ın halkların afyonu olarak nitelediği din kavramının radikalleştikçe insanların düşünme yetileri üzerinde ne tür yıkıcı ve tamir edilmesi mümkün olmayan hasarlar bırakabileceğini anlatmış.

içinde yaşadığımız ve teknoloji çağı olarak isimlendirdiğimiz bu çağda olmayacağını öngördüğümüz günlük terör dört bir yandan kuşatmış durumda inanlığı. ve herkesin bir nedeni var teröre bulaşmak ve teröre karşı olmak için.

körü körüne, bağnaz, radikalce, üzerinde düşünmeden, bilmeye çalışmadan bir dine inanmanın bizi ne tür açmazlara düşüreceğine dair müthiş bir roman.

okurken bana zaman zaman erkan can’ın harikalar yarattığı; özer kızıltan’ın 2006 yapımı müthiş filmi takva’yı hatırlattı kitap. belki konular benzer değil ama karakterlerin motivasyonları bire bir aynı sanki.

karakterler o kadar gerçek, hikaye o kadar bilindik ki sanki gerçekten yaşıyormuş gibi hissediyor okuyan. belki de zaten bildiğimiz, içinde olduğumuz, çevremizde gördüğümüz bir gerçekliği kurgu ile sarıp sarmalayan bir roman.
devamını gör...

insanın başına bu dünyada gelebilecek en büyük beladır.
devamını gör...

hayatım boyunca hep resim çizmeye meraklı olmuşumdur. bu da hiç eğitim almadan acemice çizdiklerimden biri.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu kedicikte promosyon.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

maske, hem pandemi sürecinde taktıklarımız hem de karşımdaki kişi yapmacıklık maskesini çıkarıp gerçek yüzünü gösterdiği vakit bir rahatlama geliyor.
devamını gör...

kriptografi, başkaları tarafından erişilmesi istenmeyen bilgilerin bir ya da çoklu değişkenlere tabii tutulup değiştirilerek, doğru yöntemlerin izlenmemesi takdirinde erişilmemesini sağlamak üzerine belli matematiksel ya da mantıksal algoritmalar dahilinde gerçekleştirilen işlemlerdir. ilgili bilim dalına kriptoloji, ilgilenip bu işlemleri gerçekleştiren kişiye ise kriptograf denir.

yunanca kelime köklerinde "gizli/gizlenmiş olan" anlamına gelen "kryptos" ve yazmak anlamına gelen "graphein" kelimelerinden türemiştir.

geçmişi oldukça uzun yıllara dayanmaktadır kriptografinin. antik mısır hiyerogliflerinde rastlanabilen gizemli örneklerinden tutun, mezopotamya'da keşfedilmiş olan kil tabletlerde bile karşımıza çıkabilmektedir.

roma'da, sezar ile karşımıza çıkmaktadır. günümüzde kriptografinin en bilindik uygulamalarından biri olan sezar şifreleme algoritması, basitçe harflerin alfabedeki n anahtar sayı kadar sonraki harfe yönlendirilerek yazılmasıdır. mesela, anahtarın 1 olduğu bir biçimde, "elma", "fmnb" şeklinde yazılacaktır. neyse ki günümüzde kullanılmıyor, çünkü şifre bilinmiyor olsa bile en fazla 25 denemede bulunabilmektedir.

ilk sistematik kullanımı, 8. yüzyılda orta doğu'ya dayanmaktadır. al-khalil adlı ünlü filolog, dil alimi tarafından çıkarılmış olan "şifreli mesajlar" kitabı ile temeli atılmıştır. kitap, var olabilecek tüm arapça kelimelerin sesli harfler dahil ve dahil olmadan halleriyle oluşturulabilecek tüm permütasyon ve kombinasyonlarını içermekteydi.

avrupa dünyasında reform ve rönesans dönemlerinde güvenli bilgi aktarımı amacıyla kullanılan kriptografi teknikleri, osmanlı imparatorluğu'nda, tapu-tahrir defterlerinde "siyakat" adı verilen, okunması güç ve dile hakimiyet gerektiren bir yazı biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır.

fakat bana göre en önemli kısmına, yani alan turing sonrasına gelmek istiyorum.

ikinci dünya savaşı'nda almanlar tarafından kullanılmış olan şifreleme makinesi enigma, yaygın kullanımıyla düşmanlarına büyük sorun yaratmaktaydı. arthur scherbius tarafından tasarlanmış olan enigma'nın başlangıçtaki kullanım alanı paranın hakim olduğu alanlarda ticari gizliliği sağlamaktı. savaş döneminde daha ucuz ve pratik kullanımına geçilmiş olan cihaz, rotorlu ve elektromekanik bir şifreleme cihazıydı.

daktilo benzeri cihazın üzerinde 26 harfli, ışıklı bir tabela vardır. daktilodan basılmış olan bir harf, rotorlardan birini devreye sokarak başka bir harf olarak yansıtır. çalışan üç rotor, bir harfi üç kez şifreleyerek neredeyse kırılması imkansız bir hale getirir. matematiğim yanıltmıyorsa, 26lı permütasyondan bahsediyoruz.

tabii bununla da kalınmamış. ekstradan makinede bulunan, her ucu farklı farklı bir harfe takılabilen on adet kablo vardır. bu kabloların her biri, takıldığı harflerin yerini değiştirmektedir. mesela uçları "s" ve "y" harflerine takılmış kablo, "spy" yazısını "yps"ye çevirir.

diğer hatırlamadığım ve muhtemelen bilmediğim bazı eklentilerle birlikte, bir mesaj on üç defaya kadar şifrelenebilmekte. böylece neredeyse çözülemez şifreler ortaya çıkar.

neredeyse çözülemez. işte bu noktada, polonyalı matematikçiler elde ettikleri verileri *, alan turing'in de içinde olduğu "ultra" adlı gruba verirler. alan turing, enigma'nın zaafiyetlerini, diğer uzmanlarla birlikte çalışmalarını sürdürerek, alman denizaltılarının uzun süren bir mesaj ağını takip ederek bunu çözebilmişti.

bir enigma mesajının hiçbir rotor, kablo vs. anahtar bilgisine sahip olunmadan çözülebilme ihtimali 1/3,560,761,236,879,310,464,000*'dir.

alan turing aynı zamanda bilgisayar biliminin kurucusu olarak kabul etmektedir. o halde gelelim bilgisayarlar vasıtasıyla gerçekleştirilen kriptografik işlemlere. günümüzde simetrik ve asimetrik şifreleme olarak iki farklı kullanımı mevcut.

simetrik şifreleme, aynı anahtar kullanımıyla dekripsiyon(şifre çözümleme) ya da enkripsiyon (şifreleme) işleminin gerçekleştirilmesidir. dizi ve blok şifreleme olarak ikiye ayrılır.

dizi şifrelemede, veri bir bit* dizisi olarak ele alınır. bir anahtar vasıtasıyla, zamana göre değişen bir uzunlukta bir dizi üretilmesiyle sağlanır.
kullanım örnekleri: cfb *, ofb *, ctr *

blok şifreleme ise, veriyi bloklar halinde ele alır. bu bloklar birbirine bağlı ya da bağımsız olarak var olabilir. şifreleme ve şifre çözümleme bütün olarak ele alınan bloklar üzerinden gerçekleşir. şifreniz "parola" ise, bu bütün bir bloktur mesela. "p" ya da "parol" yazılması bir anlam ifade etmez basitçe. öte yandan, iç hafıza ve kimlik tanımlama unsurları barındırmaması da dezavantajları arasındandır.

kullanım örnekleri: ecb *, cbc *

simetrik şifrelemede milenyumun başına kadar des* kullanılırken, milenyum itibariyle yerini yavaş yavaş aes'e* bırakmaktadır.

asimetrik şifrelemede ise, şifrelerken ve şifre çözümlerken farklı anahtarlar kullanılır. açık anahtar, şifreleme ve doğrulama için kullanılırken, özel anahtar şifrenin çözümü ve alındığını belirtmek amacıyla kullanılmaktadır. mesela, birine yolladığınız bir maili, o kişinin genel anahtarıyla şifreliyorsunuz. sonra, o mailin açılabilmesi için, yolladığınız kişi özel anahtarını kullanıyor.

sizin gönderdiğinizin anlaşılması içinse, gönderici olan sizin genel anahtarı tarafından doğrulanabilmekte olduğundan, özel anahtarınız ile bunu imzalamanız gerekmektedir. mühür basmak gibi düşünebiliriz :)

ayrıca ilginizi çekebilir, araştırma konusu olarak bırakayım.
(bkz: pgp)*

ek:
eğer buraya kadar okuyan varsa teşekkürlerimi sunarım. konuyla ilgili herhangi bir soru/sorununuz varsa iletişime geçebilirsiniz, bilgim dahilinde yardımcı olmaya çalışırım.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim