dünyanın en güzel oksimoronlarından biri. 97 yılında bir araya gelmiş, inanılmaz bir harmoni ve müzikalite yakalamış ve dünyaya her biri ayrı şaheser olan parçalar bırakmış, michigan detroit çıkışlı amrikalı blues-rock ikilisi, ve grupla aynı adı taşıyan ilk albümleri. her ikisi de tek başına bir orkestra olabilen bu ikiliye rockçı deyip geçmek büyük bir kavramsal eksiklik yaratacağından elimden geldiğince boşlukları doldurarak anlatmaya çalışacağım destansı öykülerini. çünkü yıllardır ikili gibi değil de bir bütünün birbirini mucizevi bir rastlantısallıkla bulmuş iki yarısı gibi davranan bu iki ruh ne kadar anlatılsa az.

jack white -çoğunlukla vokalde gördüğümüz bey- ergenliğinde orduya katılmayı ve hatta rahip olmayı istemiş. şimdi olduğu yere bakınca yaratıcı ruhunun onu daha nerelere götüreceğini ve biz fanileri daha ne sürprizlerin beklediğini merak etmeden edemiyor insan. grubun tarihini şekillendiren akıl gibi görünüyor olsa da amma ve lakinki öyle değildir.

genellikle davulun arkasında görmeye alışık olduğumuz meg white'sa -grubun beyni vicdanı ve bence her şeyi- aşçı ve şef olmaya kararlı ve hatta bu fikre de tutkuyla bağlı bir gençmiş. kendisinin bir başka tutkusu olan nane şekerleriyse grubun adının çıkış noktası. görüntüsünü hatırlamakta hiç güçlük çekmeyeceğiniz şu kırmızı beyaz sarmal çizgili şekerlemelerden bahsediyoruz, evet.

bizden eski eş olduklarını saklayıp kardeş olduklarını öne süren ve durumun magazinelliğine şakalar haricinde asla ilişmeyen bu ikilinin ilk buluşması da tam bir kozmik şaka. 94 yılında meg'in o dönem çalıştığı restoranda gelip giden jack açık mikrofon etkinliklerinde sahneye çıkıp şiirlerini okumaya başlar ve olanlar olur. tanışır tanışmaz aşık olup birlikte müzik yapmaya, yerel kahvecileri ve civar kayıt stüdyolarını gezmeye başlarlar.

müzikal kariyerine hali hazırda bir davulcu olarak başlamış olan jack'in birlikte müzik yaptığı arkadaşları ve çaldığı mekanları zaten vardır. meg bu dünyaya adapte olmakla kalmayıp o dünyayı da kendine adapte edince, ortaya bir de çift başlı ideal müzikalite çıkınca evlenmeye karar verirler. 21 eylül 96 tarihinde geleneksel olana karşı duran, jack'in eşi meg'in soyadını aldığı bir evlilikle birleşir ve kendilerine özgü dünyalarının bizimkini kasıp kavurmasına sebep olacak fitili de ateşlerler.

97 yılında meg eşi jack'ten davul öğrenmeye ve onunla birlikte davul çalmaya başlar. jack sonradan bu ilk birlikte çalma deneyimlerinden şöyle bahsedecektir: "benimle davul çalmaya başladığında özgürleştirici ve taze bir etki yarattı. beni açan hızla açılmamı sağlayan bir etkisi oldu".

birlikte çalmak meg için de aynı tazelikte ve başkalaştıran hislere sebep olur, aralarındaki harmoniyi anlatırken "jack'in çalma şekline öyle aşinayım ki ne zaman ne yapacağını önceden biliyorum. çaldığı şeyle nereye varacağını ya da performansın neye evrileceğini jack'in tavrı ya da modundan hemen sezebiliyorum. beni kısır döngüye sürüklediği zamanlar da oluyor, ama çoğunlukla onu istediğim yerde tutabiliyorum." der.

99 yılı mart ayında ilk single "the big three killed my baby" ve takiben ilk albüm "the white stripes" gelir. ayrıca bu yazıyı hazırlarken dinlediğim albümdür grupla aynı adlı bu albüm.
ilerleyen zamanlarda "en ham tınlayan ve en yalın albümümüzdü, biraz kıyıda kaldı" diye anacakları bu 17 parçalık kayıt aslında müzik tarihinde önemli bir yere sahip olsa da gerçekten de kıyıda köşede kalır. benim kişisel tarihimdeyse apayrı bir yere sahip. o dönem alternatif müzikler çalan nadir radyolarla düşüp kalktığım, kulağımda radyoyla uyuyup uyandığım ve henüz az bildiğim ingilizcemle internette gezinmeye başladığım ilk ergenlik yıllarım olduğundan hayran hayran kendi kendime takılıyordum. az bilinen bir grup keşfetmiştim, deprem de neymiş?!fakat kimselere ses etmiyordum. davul döven beyaz kadın -ki alışıldık bir görüntü değil kabul edelim, hemcinsimi öyle görünce hep bir gaza gelirdim- ve gitar döven beyaz adam! iki beyaz güzel insan blues şov yapıyorlar! vay arkadaş! kozmik şaka gibi bir oksimoron! blues çalan beyaz insanlar!

ilk albümden hemen sonra boşanma haberi de gelir tabii. ürettik enerjimizi boşalttık bitti der gibi sanki. fakat burada hemcinsimi alkışlayacağım sözlük, kimse beni tutmasın. jack biz ayrıldık white stripes bitti diye ortalarda gezinir yeğenden kuzenden yedek kulübeden bulup buluşturduğu insanlarla kendine yeni bir grup düzmeye çalışırken meg çıkagelir. ve der ki "höst paşam! white stripes'ın bizim evliliğimizle ne alakası var? biz çalıp söylemeye devam edelim." tabii resmi kaynaklar bunu böyle yazmıyor, sadece meg jack'i ikna etti diyor, ben boşlukları böyle dolduruyorum, yanlış anlaşılmasın.

ikili bu ayrılıkla müzikalitelerinden hiçbir şey kaybetmediklerini de o yıl ortaya çıkardıkları ve white stripes'ı dünyayla tanıştıran ikinci albümleri de stijl'le ispatlarlar. billboard listelerine bir anda 38.sıradan yerleşen albüm de stijl'e ismini veren, grubun da ilham kaynağı olan, minimalizm ve yapıbozumu savunan, kırmızı siyah ve beyaz renkleri yücelten sanat akımının aynı zamanda grubun bundan sonraki görsel ve işistsel temasını da yansıtmasına karar verirler. dış dünyayla tüm bağlarını da bu üç ayaklı felsefi dil üzerinden kurar ve soran herkese aralarındaki tüm ilişkiyi bu yapboz oyununun bir parçası gibi bir şakayla anlatır, tüm dünyaya kardeş olduklarını söylerler. asıl amaç dikkatleri magazinel geçmişten ziyade müzikal icraya çekmektir. fakat benim kişisel görüşüm, tüm yaratım süreçlerini yapıbozumla şekillendiren bu ikilinin aralarındaki zamansız ve sıfatsız ilişkiye de aynı algıyla yaklaştığı yönünde.

zira de stijl akımı ve felsefesi sanıldığından daha da büyük yer kaplar müzikaletelerinde. her parçayı kırmızı siyah beyaz gibi üç ayaklı bir ses bütünlüğüyle inşa ederler. ya davul-vokal-gitar ya piyano-vokal-davul, ya piyano-gitar-vokal vb... bu matematiksel inşa icra ettikleri müziğin yalın kalmasını, ham tınlamasını sağladığı gibi onları da birer müzikal birey olarak hem stüdyoda hem sahnede daha özgür, özgün ve doğaç kılar.

az kanallı ses üretmek kayıt aşamasında da büyük bir özgürlük alanı sağlar ve ikisinin de tutkunu olduğu antika ekipman kullanımını beraberinde getirir. bozuk, bozulmuş, deforeme ve arıza seslerle uğraşmaya başlar, bambaşka ve yaratıcılıklarının her aşamasında yapıbozumdan ve üçlemelerden beslendikleri yeni bir dünya yaratırlar. son derece yalın olan canlı performansları ve videolarında da sahne kıyafetleri hep üç renkli -kırmızı siyah beyaz- bir kombinasyonla şekillenir. meg'e göre bu izleyicinin de algısını başka şeylerle yormamak adına anlamlı bir tercihtir. "okul üniforması gibi. herkes aynı şeyleri giydiği için odağı dağıtmadan icramız üzerinde tutabiliyoruz."

burdan sonrası az çok bilinen bir müzikal hikaye. ivmeyi hiç düşürmeden çıtayı her daim daha da yukarı taşıyan albümler ve on yıl sonra gelen müzikal ayrılık. tüm bu süreçlerde meg sessizliğini koruyan taraf olduğundan jack'in verdiği tek tük röportajlardan biliyoruz ki yine meg'in kararı bu ikilinin tarihini şekillendirir. saf, yalın ve küçük ölçekli başlayan maceranın büyüyüp dünyaya mal olması meg'de çocuğu evden kaçan anne kaygısı yaratmış olacak ki yoğun bir anksiyeteyle boğuşur, yorulur ve giderek sessizleşir. dev konserler yalınlıktan beslenen o'na göre değildir. gelen şöhret ve görkemi meg'e nazaran çok daha iyi göğüsleyen ve yöneten jack'in sonradan anlattıklarına göre yaratım süreçleri aynı büyünün etkisi altında sürse de meg yarattıkları müziğe eskisi kadar ne tezahürat etmekte ne de neşe patlamaları yaşamaktadır. hevesi kaçmış, jack'le birlikte üretmek ve ürettiklerini dünya kadar dinleyicinin bomboş tüketimine sunmak onun için tüketen ve yoran bir eylem halini almıştır artık.

2007 eylül ayı itibariyle meg dinlenmeye çekilir. iyi ki de çekilir çünkü hemen iyileşsindir, meg bize lazımdır!

aradan geçen iki yılın ve molanın ardından 2009 yılında ilk kez yeniden sahneye çıkan ikili alternatif bir we're going to be friends icrası sergiler. o güne dek duyulmamış olan bu icra yıllar sonra white stripes'ın bir grup olarak sahneye son kez çıkışının ilamı olarak yorumlanacaktır. fakat kötü haber bu kez yavaş vuku bulur ve yavaş yayılır.
2010da yeniden bir araya geleceklerinin ışıklarını yaksalar da 2011 yılında resmi bir duyuruyla dinleyenlerine white stripes'ın resmen son bulduğunu haber verirler.

bitti denmiş olsa da hala arkadaşlıkları ve müzikal birliktelikleri süren bu ikilinin her an bir yerlerden yeniden doğacaklarına inancım tam. biteviye bir yolculuk onlarınki, kırlardan gelecekler!
devamını gör...

istatistik mini etek gibidir, çok şey gösterir ama en önemli şeyi göstermez. alex ferguson

anketler mini etek gibidir, çok şey gösterir ama en önemli şeyi göstermez. zk31çp
devamını gör...

keser döner sap döner.
devamını gör...

son bir kaç gündür sosyal yetilerimi kaybettiğimi hissediyorum. uzun uzun sohbet edemiyorum kimseyle. aşırı geriliyorum telefonla konuşurken bile.
devamını gör...

engelin ne işe yaradığını düşündürendir. bas engeli geç kardeşim, sonra o sağ sen selamet.
devamını gör...

başarıyla gerçekleşti ve hatta ilk fotoğraflarını tweet'ledi bile. "sonsuza kadarki evime ilk bakışım" demiş bir de.*
devamını gör...

teoman'ın fasa fiso adlı kitabına göre;çalmakta olan klips ve onlar'ın erkek solisti olarak önce teoman düşünülmüş fakat, teoman kabul etmesine rağmen prova vs. kaçırınca melih kibar senden cacık olmaz deyip teo reisi sepetlemiştir.
devamını gör...

üniter (merkezi devlet), bir devletin tek yerden ve tek merkezden yönetilmesini savunan devlet modelidir.
eyalet sisteminin uygulandığı federal devletin zıttı olan bir yönetim biçimidir. örneğin; türkiye cumhuriyeti ankara’dan yönetildiği için üniter bir devlettir.
devamını gör...

biz ailecek burada olduğumuz için bu tarz reaksiyonlar alamıyoruz.

ailemizin sözlüğü kafa sözlük!

sloganı da patlattığıma göre huzurla başlıktan çıkabilirim.
devamını gör...

hincime şimdi size, bunun da bir tarihi olduğunu söyleyecek ama maalesef öyle.....
hani şu bağırsak dostu meyveli yoğurtlar var ya.. işte sizin sevmediğiniz atalarınız, ötüken'den tanrı dağları'na, urallar'dan altaylara kadar yapmış, tüketmiş.
sonra gel zaman git zaman, hazar'dan, avrupa'ya, kendileriyle birlikte göç edivermiş..

peki atalarımız bunu nasıl yapmış? malum küçükbaş yetiştiriciliği bol, süt bol, durmamış yoğurt çalmışlar. .. üzerine; doğada, kendiliğinden yetişen, çilek ve ahududu gibi böğürtlengilleri, kah tazesinden kah kurutulmuş*undan eklemiş eklemiş tüketmişler.... dolayısıyla o zebellah gibi adamlara, kırmızı kırmızı etler, ne reflü yapmış ne de ülser... siz de anca' oturun deyin ki: ayy bu avrupalılar da iyi bulmuş şu meyveli yoğurdu. hıı gülüm hıı. ensenizden gülerler.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çin'de ilk yarasa yiyen kişi kimse onu bulup güzel türk mutfağı ürünleri ile tanıştırmak olurdu. yol yakınken dön bak ne güzel yemeklerimiz var bırak sen çin mutfağını. hiç yenir mi yarasa?
devamını gör...

çok basit ve yalın düşünülmüş bir rumuz kullanan yeni sözlük yazarı. resmen harften tasarruf etmiş.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

nemrut krateri civarı
tatvan / bitlis
devamını gör...

hayatım kusura bakma ya, trafikteydim kızım, trip yapma. iyi küs. muhattap olmuyorum, ben içeri arkadaşlarımın yanına gidiyorum. sana da süre
devamını gör...

yin kötülüğü yani siyahı, yang ise iyiliği yani beyazı temsil etmektedir. siyahın içindeki beyaz bölge; her kötülüğün içerisinde bir iyiliğin olduğunu, beyazın içerisindeki siyah bölge ise; her iyiliğin içerisinde bir kötülüğün olduğunu ifade eder. tüm sembol aslında evrenin dengesini simgeler. iyi ve kötü bir aradadır, düşünmeye gerek yok aslında; şu an yaşadığımız dünyayı anlatıyor bize. tabi bir denge var mı bu konuda süpheliyim ben. artık yavaş yavaş grileşmeye, siyahlaşmaya başladı bu sembol benim için...

bu sembol bana hep aynı sözü ve hikayeyi hatırlatır;

--- alıntı ---

yaşlı kızılderili reisi ve torunu kulübelerinin önünde oturmuşlar, az ötede birbirleriyle boğuşup duran iki kurt köpeğini izliyorlardı.
köpeklerden biri beyaz, öteki siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendisini bildiğinden bu yana o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı. dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki kurt köpeğiydi bunlar. çocuk kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, dedesinin neden ikinci köpeğe gereksinim duyduğunu ve renklerinin neden illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. torununun bu yöndeki sorusunu, yaşlı reis bilgece bir gülümsemeyle yanıtladı: "onlar benim için iki simgedir yavrum." dedi; "biri iyiliğin, öteki kötülüğün simgesidir. aynen bu köpekler gibi, iyilik ve kötülük de içimizde sürekli bir savaş içindedir. onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. onun için sürekli yanımda tutarım onları." çocuk sözün burasına bir nokta koydu; "onların arasında bir savaş varsa, kazananı, kaybedeni de olmalı" dedi; yeniden sordu: "dede, sence hangisi kazanıyor bu savaşı?" reis, şu yanıtı verdi:

"ben, hangisini daha çok beslersem, savaşı o kazanır."

--- alıntı ---
devamını gör...

evet ilk ifşayı ben yapıyorum. dedem olur kendileri efendim. yaz günü arabasına biner sıcaktan pişerek kullanırdı arabayı da klimayı bir gün açtığını görmedim. sağlık bahanesine sığınıyordu ama biliyordum benzini fazla yakmasın diye yaptığını.
devamını gör...

sahiplenme, bir şeye sahip çıkmak.

"sevdasını, bidayette kıyısından köşesinden paylaşırken, zamanla tamamen sahiplenmiş." - attila ilhan

acım çok tazeyken, dilimde bu kelime mühür olmuşken size bir hikaye anlatmak istiyorum.
serseri bir sokak köpeğinin sevgi dolu ancak başına buyruk hayatının hikayesi.
2016 yılının kasım ayında izmir sahil şeridinde yolculuk yaparken edremit çıkışında ramiz köftede bir mola verelim, dedik. içeriye girdik. kaskları, ekipmanı çıkartırken bir bey yaklaştı, eski motorcuymuş sohbete başladı. o esnada bir kutunun içinde mini minnacık iki yavru köpek gördüm. biraz sevdim. sohbet de ilerleyince yanımızdaki beyin işletme sahibi olduğunu, arka tarafta da terk edilmiş sokak hayvanlarına destek olduğunu öğrendim. bu, iki yaramaz da daha yeni gelmişler, annelerini kaybettikleri için sahiplendirmeye çalıştıklarını söyledi. biri de hastaymış bir süre evde kalması, iyi bir bakım görmesi gerekiyormuş. dedi bak bağınız oldu sana vereyim, sen de onun hayatını kurtarmış olursun. tamam da, dedim, motorda gidemez nasıl olacak?
ben size yollarım tedarikçilerim var oraya sık gidip gelen, dedi. numaraları aldık, iki gün sonra 'paşa' evimizdeydi.
bu arada o sıralarda anacaddede apartmanda yaşıyorum ve evde hayvanları kapalı tutmanın pek de vicdan işi olduğunu düşünmüyorum. bu köpeği sahiplenirken asıl niyetim ailemin bahçesinde bakmaktı. babamın dileğiydi. en azından yardıma ihtiyacı olan bir hayvanı iyileştirmek ve yetiştirmek.
ama ufaklık için dışarıda yaşayabilecek gücü toplaması, aşılarının yapılması, bacağındaki eğriliğin düzelmesi için iki ay kadar evde kalmalı dedi veteriner.
yavru köpüş gerçekten bebek gibi oluyormuş. geceleri ağlıyordu kucağımda uyutuyordum. kucağımdan uzaklaşınca hüzünlü bir hale bürünüyordu. sabahları gözümü açana dek sessizce bekliyor ama o andan sonra çılgın gibi havlıyor, oyun istiyordu. bir de patisinin içi yumuşacık kadifemsi bir dokuya sahip olduğu için kucağımdayken hep elim patisinde oluyordu, okşuyordum. el ele dizi izliyorduk. o, eşim yanıma yaklaşınca hafiften hırlıyor, burnunun ucu ile itiyordu. ailemin yanına göndereceğim zaman yaklaşıyor ama ben kopmak istemiyordum. bu esnada taşındık güzel bir siteye geçtik; bahçeli, şehir gürültüsünden uzak bir yer. içten içe köpeğimi vermek zorunda kalmayacağımı düşünürken bir gün yönetici ile karşılaştım. elimde tasma, paşa'yı bahçeye bırakmışım özgürce sağa sola koşuyor. uzaktaki köpeği gösterip şu sizin mi dedi, evet dedim. sitede evcil hayvan yasak, geçen de birini mahkemeye verdiler vs.... konuştu, konuştu... eşim de evde olsun, pek istemediği için mecbur evladı bıraktım aileme , ağlaya ağlaya...
ailem 70 km uzakta bir ilçede yaşıyor. ayda bir, iki ayda bir geldiğimde bir kavuşmalarımız var sormayın. ben uzaktan seslenirim o bağrış çığrış kucağıma atlar. üstelik artık benden de büyük. eskisi gibi hemen elini uzatır patisinin altını seveyim diye. bahçeye girene dek üç ayağının üzerinde yürür asla bırakmaz, el ele yürümenin yolunu bulduk resmen. o hafif bana yaslanır, ben eğilirim iyice yavaşta olsa beraber alırız o yolu.
bana biri yaklaşınca, en ufak tehdit hissetsin çıldırır. uzak durmakta fayda olur. bizim serseri, sahipli sokak köpeği gibi özgür istediği gibi gezer tozar gelir.
pandemi sebebiyle aileme pek sık gelmiyorum. tatil vesilesi ile geldim. içeri girdim yarım saat sonra annem dedi ki, sana bir haberim var. paşa 15 gündür yok. sen üzülme diye söylemedim. belki de gelir diye ümit ettim ama yok.
tahmin ettiği gibi çok üzüldüm. gözlerim dolu dolu sokağa bakıyorum, belki çıkıp gelir diye. birileri zarar vermemiştir diye de dua ediyorum.
devamını gör...

özellikle 35 yaş üstü hamilelerde, ilk gebeliğini yaşayanlarda, vücut kitle endeksi 30’un üzerinde olanlarda, önceki gebeliğinde preeklampsi geçirmiş kişilerde, kalp-damar hastalığı mevcut kadınlarda sık görülebiliyor. belli aralıklarla kan basıncı ölçümü hastalığın erken tanısı için oldukça önem taşıyor. risk grubunda olan gebelere kalsiyum ve magnezyum takviyesi bir miktar işe yaramaktadır. az tuzlu, bol proteinli diyetlerde kan basıncını bir nebze düşürmektedir.
devamını gör...

geoffrey chaucer'ın bir grup seyyah'ın anlattığı hikayeleri topladığı eser'inde ölçü ve tipleme ile kişisel dehasını göstermiştir.
devamını gör...

tabağımda kalan yemeklerin arkamdan ağladığını düşünürdüm.
akıllı durmazsam yada uyumazsam eskiciye verileceğimi düşünürdüm.
...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim