güncel kurdan değeri 4447 karma puanı olan rozet. ne rozetmiş vallahi. bu pantera ne önce onu bir öğrenseydik. anamıza bacımıza sövüyor olmasınlar.

yalnız #1588809 numaralı tanımı görünce fena kazıklandığımızı hissettim. (@black rose immortal) yönetim ile anlaşmış. 5 kişiye bu rozeti aldırırsa kendisine hediye edilecekmiş. gaza gelmek kötü şey azizim.
devamını gör...

izlerken şu düşünce geldi ne kadar doğru bilemeyeceğim.
bunu çeken ancak bu ülkeyi her detayıyla, her insanıyla, kötüsüyle iyisiyle çok seven ve katkıda bulunmak isteyen bir insan olmalı. zaten bir başkadır dizinin adı. belki bir başkadır benim memleketim şarkısından. belki de albert camus nün yabancı’ sındaki dünyayı insanları bir başkasını anlamamaktan. ümitle bitirdiği için müteşekkirim bu arada. biraz aydınlandı ışıklar son bölümde. belki de gerçek dünya böyle değil ama ümitlenmeye hakkımız var evet yönetmen bey.
özet olarak sevmeyi bilmiyoruz mesajını çıkardım ben bu diziden. sinan seviyor ama höt höt yaptığı iyi şeyleri bile dile getiremediği için karısını (anlaşılmadığını sandığı için) deliliğe sürüklüyor. bir kadın bir başka kadını örtüsünden dolayı sevmiyor. yalnız erkek kadınları sadece seks için kullanıyor kadın dünyasını bilmiyor, kadın sevmesini bilmiyor. annesine bile faydası yok annesini sevmeyi bilmiyor. gülbin bunları en net gören karakter ama o da sorun yaşamış, atılmış dışlanmış, bir başkası olarak görülmüş. birbirimizi sevmeyi bilmememiz hep başkası olarak görmemizden. hep şu denir; insan tanımadığından, yabancı her şeyden korkar. sadece insan değil aslında kendini korumak isteyen her canlı. reflekstir yabancıya, başkasına karşı temkinli davranmamız. bu olgu her devlet, her yönetici tarafından kullanılır. türkiye’nin durumunda da tamamem siyasetin elinde kullandığı değişmez politikadır. yıllardır cılkını çıkardığı ama bizim hala uyanmadığımız bir olgudur. günümüzde de hala işe yaramaktadır.
devamını gör...

evdeki temizlik kokusuna karışan, yeni pişmiş kek kokusu..
kek sevmiyorum, pişerken ki kokusuna bayılıyorum.*
devamını gör...

birazdan paylaşacağım deneyimlerim sayesinde kendinizle ilgili yeni bir şey keşfetme ihtimaliniz olan başlık. zira yüzleri ayırt edememe ile kendini gösteren, “yüz körlüğü” olarak da adlandırılan bu rahatsızlık toplumun kırkta birinde görülür. ancak farklı dereceleri vardır. bu rahatsızlıktan muzdarip olanların bir bölümü aynada kendini tanıyamazken, bir bölümü rahatsızlığının farkında bile değildir.

gelelim bana... insanları hatırlamakta oldum olası kötüydüm ve bunu dikkatsizliğime, zayıf hafızama bağlardım, ta ki yüz körlüğü ile ilgili izlediğim bir belgeselde aynı kadının iki fotoğrafını gösterip “yüz körü olanlar bu fotoğrafların aynı kişiye ait olduğunu iddia ederler” deninceye kadar. sonra araştırmalarım başladı, internette bir test yaptım ve teşhisi koydum.

on tane koyunun karşısına geçtiğinizde yüzleriyle ilgili ne denebilir? hepsi ilk bakışta birbirine benzer. ayırt etmek zorunda olsanız bazı özelliklerini ezberlersiniz. kulağı kısa, kafasında farklı renk tüy var, dişi kırık gibi. zamanla da hepsini öğrenirsiniz. on tane insanla bir araya geldiğinizde ise, şanslı çoğunluktansanız, her birini hiçbir çaba harcamadan ayırt edebilirsiniz. zavallı ben ise yanağında beni var, burnu büyük, kaşında yara izi var gibi ayırt edici özellikleri ezberlemeye çalışırım.

aslında insan yüzlerini herkes kendi ırkı için daha kolay ayırt eder. klişe olacak ama, normal olan sizin için de çinliler birbirlerine çok benzemiyor mu? saç, kıyafet gibi ipuçlarını elimine etmek için shaolin rahiplerinin olduğu bir filmi düşünün. insanları ayırmak zor değil mi? bruce lee gibi sık gördüğümüz karakterleri belki daha iyi tanıyorsunuzdur. filmin bir sahnesinde yer alsa tanırsınız. ama kung fu yapmayan, saçları kazınmış bir köylüyü oynasa belki tanımazsınız. buradan benim insanlar karşısındaki durumuma bağlayacağım.

yüzlere ilişkin ezberlemeye çalıştığım bilgiler, sizin bir bakışta hafızaya attığınızın yanında çok az, ayrıca pek ayırt edici değil. bıyıklı olarak kodladığım müdür, eğer iş yerindeki tek bıyıklı ise onu kolayca tanırım, ama çarşıda tanıyamam, çünkü bıyıklı çok insan vardır ve müdürü orada görme beklentim yoktur.

sizin birisiyle ilgili kafaya attığınız görsel 320x240 pikselse, benimki 32x24 olabilir. bir sürü kişiyle eşleşebilecek bir görüntü. bu durumda ilave bilgilere başvuruyorum. kıyafet, saç, yürüme şekli, postür, boy, kilo ve en önemlisi ses. sesler aynı normal insanlarda olduğu gibi bir çaba harcamaksızın hafızama kaydoluyor. yani “sesi ince, durarak ve alçak sesle konuşuyor” gibi bir kodlama yapmıyorum. aksine ses olduğu gibi hafızama geliyor ve birisi onun sesini tarif etmemi söylese tarif edebilirim. halbuki bir yüzü sorsalar, eğer özellikle dikkat edip, uzun, geniş, oval, cildi bozuk vb diye kodlamadıysam cevaplayamam.

tabii çok sık gördüğüm kişileri kolay tanıyorum. çünkü insan her temasta birşeyler kapıyor. yine de saçları boyayıp, maske takıp sürprizler yapmıyor da değiller.

acı birşey söyleyeyim. çocuklarımın bebekliklerini, annemin gençliğini de tam hatırlamıyorum. fotoğraflara baka baka bilgi tazeliyorum, anıları “fotoğraflardaki yüzlerle” restore ediyorum, yoksa herşey flulaşıyor.

sosyal hayatta pot kırdığım ve insanları görmezden gelmişim gibi olan zamanlar oluyor. çarşı gibi tanıdıkla karşılaşma ihtimalimin az olduğu yerlerde insanlarla göz teması kurmuyorum, tanıdık birine rastlamışsam o selam verir ve o an görmüş olur cevap veririm. çok tanıdığın olabileceği işyeri, veli toplantısı gibi ortamlarda herkese gülümseyerek bakarım, tanıdıksa zaten selam verir, tanıdık değilse tavrından anlarım, arada tanımadıklarıma da selam verdiğim oluyor ama sorun değil, en kötü ihtimalle tuhaf tuhaf bakıyorlar. eminim bi sürü kişi de cevap verip sonra iki saat “acaba bu kimdi” diye düşünmüştür.

haa bir de, teknoloji sağolsun, arada veli gruplarında profil fotolarına bakıp ezber yapıyorum.*
devamını gör...

bugün fark ettiğim durumdur. iyi ama stresli bir mesleğim var. insana dair olan her meslek gibi işimde zor. bu bende, fiziksel yorgunlukla beraber zihni bir yorgunlukta yaratıyor. evde kafamın içindekileri zaman zaman yazdığım ajandam var (herkesin olsun). şimdi ise ajandam sözlük oldu. ajandaya yazmak kişinin kendisiyle konuşması gibi ama sözlüğe yazmak bir yerde psikoterapi oluyor. paylaşıyorsun ve rahatlatıcı etkisi var. bazen sözlükte moderatör ile sorun olsa da başladığımdan bu güne daha huzurlu ve sakinim diyebilirim. etrafımdakilerle daha az didişiyorum. bana kazandırdığı bu, evet "biraz huzur". çok paraya alamayacağım bir şey.
devamını gör...

avantaj..
sürekli evde olmak(sıcak ve rahat ortam iyi)
bir yere giderken daima spor yapacak olmak
dışarıda en fazla piknik yapacak olmak
devamını gör...

aysar ayın etkisiyle huyunun değiştiğine inanılan kişi demekmiş.

umarım wattpad kurt adam hikayesi yazarları bu kelimeyi öğrenip erkek mafya kurt adam karakterlerine aysar ismini vermez. *
devamını gör...

(bkz: kuş beyinli olmak)
devamını gör...

distopik evrenler ele alan eserler arasında çok farklı bir konu seçmiş gibi görünse de aslında insanlık tarihinde sık sık karşılaşılan bir durumu anlatıyor. iskenderiye kütüphanesi'nden, ortaçağ kilisesine, yunus'un şiirlerini hırsla yakan molla kasım'dan, 80 darbesinde korkudan kendi kitaplarını yakanlara kadar hep var olan bir durum.
okurken yeter artık "yangın vaaar!" diye bağırasım gelen kitap.
devamını gör...

aşk ve ölümün aynı potada eridiği charles baudelaire şiiri. orijinal ismi la mort des amants olan şiir baudelaire'ın les fleurs du mal (kötülük çiçekleri) şiir koleksiyonunda yer alan ve ne yazık ki çeviri sırasında duygu yoğunluğunu kaybetmese bile temsil ettiklerinin pek çoğunu yitiren bir şiir. esasında baudelaire şiirde ölümü yalnızca son dizesi haricinde kullanmamış daha çok şiir boyunca onu başka biçimlerde sembolize etmiştir ve sözü geçen aşkın manevi olduğu da aşikar. şiir incilden pek çok göndermeye sahip olmasının yanı sıra ölüm bir ayrılık hali olarak değil ulaşılması gereken bir ideal olarak resmediliyor baudelaire tarafından. yani daha açıkça anlatmak gerekirse ölümün nihai sonu temsil etmesinden ziyade aşıklar için sonsuzluğa açılan bir kapı görevi görmesinden dolayı ulaşılacak/kavuşulacak veya sahip olunacak bir noktada durmasını sağlıyor. şiirin çeviri sırasında temsil ettiklerini yitirmesinin sebebi de bir noktada bundan kaynaklanıyor. yoksulların ölümü veya orijinal ismi ile la mort des pauvres şiirinde gördüğümüz ölümü yüceltme durumunu bu şiirde de görüyoruz ki o şiirde de incil göndermeleri çok sık yapılıyor ama baudelaire yoksulların ölümü şiirinde ölümü yaşayan herkesi eşit şartlara getirecek bir durum olarak gördüğü için yüceltirken bu şiirde sonsuzluğa açılan kapı işlevi gördüğü için yüceltiyor yine de tüm bu farka rağmen esasında benzer düşüncelerin ürünü bu iki şiir; ölüm arzu edilene doğru giden bir yoldur düşüncesi iki şiiri de besliyor.


yatağımız olacak ,hafif kokuyla dolu,
divanımız olacak ,bir mezar gibi derin;
bizim için açılmış, en güzel iklimlerin
o garip çiçekleri süsleyecek konsolu.


nous aurons des lits pleins d'odeurs légères,
des divans profonds comme des tombeaux,
et d'étranges fleurs sur des étagères,
ecloses pour nous sous des cieux plus beaux.


son sıcaklıklarını sarfederek hovarda,
birer ulu meşale olacak kalplerimiz;
çifte ışıklarından gidip gelecek bir iz
ikimizin ruhunda, o ikiz aynalarda.


usant à l'envi leurs chaleurs dernières,
nos deux coeurs seront deux vastes flambeaux,
qui réfléchiront leurs doubles lumières
dans nos deux esprits, ces miroirs jumeaux.


pembe, lahuti mavi bir akşam saatinde,
veda'la dolu, uzun bir hıçkırık halinde
yanacak aramızda bir tek şimşeğin feri;


un soir fait de rose et de bleu mystique,
nous échangerons un éclair unique,
comme un long sanglot, tout chargé d'adieux;


nihayet kapıları biraz aralayarak,
sadık ve şen bir melek gelip uyandıracak
buğulu aynaları ve ölmüş alevleri


et plus tard un ange, entr'ouvrant les portes,
viendra ranimer, fidèle et joyeux,
les miroirs ternis et les flammes mortes.


devamını gör...

alnına tamı tamına 1 damla su dökmek.
ama alnın herhangi bir yerine değil, tam ortasında bir nokta var oraya damlatmak gerekiyor.
bütün beyin hücrelerini bir anda açıyor.
devamını gör...

güzel tespit genius, tebrikler.
devamını gör...

dukkani kapatip eve gidemiyorsun.
devamını gör...

hadise 17 şubat 1935'te meydana gelmiş ve birkaç görselle katkıda bulunmak isterim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hiç sevmediğim bir kendini savunma cümlesidir.

genellikle siyasetçiler tarafından kullanılır.
devamını gör...

merdumgiriz_ciğim sayesinde sonunda nefes alabildiğimiz yayın!
devamını gör...

allah'ın, kuran'da geçen isim ve sıfatlarından biri. allah'ın her zaman tek ve eşsiz oluşu inancının en kısa anlatımı olan la ilahe illallah dediğimiz kelime-i tevhit inancı, allah'ın bu sıfatına olan inanca yöneliktir.
devamını gör...

taş fırın ekmeği deyince akla gelen, trabzon'un patentini aldığı, sert kabuklu
ekşi mayalı, buğday yetişmeyen kentin lezzeti.
devamını gör...

kafa sözlüğün amacı avrasyacı gençler yetiştirmek. bende yoldaş benjamin'in yalancısıyım.
devamını gör...

kazım koyuncu'nun 2004 yılında çıkardığı 2. ve ne yazık ki son kasedi olan hayde de yer alan trabzonspor sevgisi için trabzonspor marşı diye yaptığı şarkı.
maçların olmazsa olmaz şarkısı.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim