insan olun biraz (yazar)
açtığı kitap başlıklarına denk gelmek benim için iyi oluyor. şöyle ki; başlıkları disiplinli bir şekilde açıyor ve bu tarz konularda benim gibi tembelliğin kitabını yazmış birine, tabiri caizse hatırlatma yapmış oluyor. başlığı gördüğüm an yazıveriyorum. misal, o başlığa denk gelmesem ya da o başlığı görmesem, o konuya dair yazmak, kuvvetle muhtemel aklıma gelmez. * ayrıca bana göre akış da, tekrar tekrar gündeme gelen ''abidik gubidik twist'' tarzı içerikten kurtulmanıza da vesile oluyor. sayısı yavaş yavaş azalan yazarlardan bir tanesi. umarım şevki kırılmaz. kırılırsa, ben o kadar çok başlık açmam peşinen söyleyeyim. görünce yazıyorum. iki yazar birden kaybedersiniz ona göre * daim olsun...
devamını gör...
gezegen oluşumu
bir yıldız etrafındaki yörüngelerde dolanan ve gezegen olarak adlandırılan gök cisimlerinin formasyonu.
bu konuda tek bir teori yok. var olanların bir tanesi belirli gözlemlerle uyuşurken, bir diğeri başka gözlemlerle uyuşuyor. dolayısıyla ortaya birbiriyle tutarlı olan tek bir teorinin çıkması için biraz daha çalışmak gerekiyor.
yine de tahminlerden en yaygın olanını, güneş sistemi üzerinden anlatmaya çalışayım.
***
sistemimiz, tüm diğer yıldız ve gezegenler için geçerli olan şekilde başladı oluşumuna: bir moleküler bulutun aşırı yoğun bölgelerinden birinin çökmesiyle. yıldızın, yani güneş'in oluşumunu geçiyorum. konumuz o değil.
güneş yeni yeni ortaya çıkarken, moleküler buluttan kalan malzemeden yavaş yavaş gezegenler oluşmaya başlıyor. güneş'in olduğu bölgede demir gibi daha ağır elementler bulunurken, ondan uzaklarda, yani bugün gaz ve buz devlerinin olduğu bölgede daha hafif element atomları bulunuyor.
manzara şu: elimizde orta bölgesi yoğunluktan yıldız oluşturacak hale gelen, yani içe doğru çökmekte olan bir moleküler bulut var. bunun bir açısal momentumu, yani dolayısıyla hızlıca gerçekleştirdiği bir dönme hareketi var. * bu dönme esnasında bulutun içindeki küçük gaz ve toz molekülleri birbiriyle çarpışıyor, birleşiyor ve daha büyük parçalar ortaya çıkmaya başlıyor. malzeme çok fazla ve zaman çok uzun. bunun sonucunda, ufacık zerreler birleşe birleşe gezegen oluşturacak kadar büyüyor. önce hemen hemen ay büyüklüğünde cisimler oluşuyor. öngezegen diyoruz bunlara.
güneş'e yakın kısımlarda daha küçük gezegenler ağır ağır, ondan uzakta dev gezegenler hızlıca oluşuyor. büyük bir hızla toplanan malzemeden ortaya çıkan dev gezegenlerin çekirdekleri biraz daha ağır metallerden oluşurken, bu çekirdeklerin zamanla büyüyen kütle çekim etkisi, etraftaki gazları da büyük bir hızla kendine çekiyor. bu esnada etrafındaki çok küçük parçaları kendi bünyesine katarken, büyük olanları da kütle çekiminin sapan benzeri etkisiyle kendisinden uzaklara doğru fırlatıyor. satürn, jüpiter gibi gezegenler bu benzer süreçle oluştuktan sonra, henüz bugünkü halini almamış olan güneş o aşamada yeni bir evreye giriyor ve güçlü yıldız rüzgârlarıyla, gezegenlerin topladıklarının dışında kalan tüm gaz ve tozları uzaklara doğru savuruyor. ortamda kendine çekecek malzeme bulamayan gezegenlerin kütleleri de bu şekilde sabitlenmiş oluyor.
uranüs ve neptün, gaz devlerinden daha geç ortaya çıkmış olmalı. bu da onların toplayacak daha az malzeme bulmaları ve daha küçük kalmalarıyla sonuçlanmış denebilir. üstelik yapılarında diğer gezegenlerde olmadığı kadar çok buz, amonyak gibi maddeler var. bir görüşe göre jüpiter ve satürn, güneş'e daha yakın olan iç bölgelerde oluşup daha sonra dışarıya doğru "göç" ettiler, sistem içi dinamikler nedeniyle. uranüs ve neptün'ü de bu sırada dışarıya doğru itelediler, kütle çekimleri nedeniyle.
güneş'in gaz ve tozları savurduğu gibi, jüpiter, satürn, uranüs ve neptün gibi büyük gezegenler, sistem içerisindeki büyük kayalık cisimlerin çoğunu yine kütle çekim etkisiyle sistemin dışına doğru ötelediklerinden, içeride kalan kayalık gezegenlere çarpan gök taşı gibi cisimlerin sayısında hatırı sayılır bir azalma oldu. dışa doğru ötelenen bu cisimler, kuiper kuşağı ve oort bulutu gibi bölgelerde yoğunlaştılar.
olay özetle bundan ibaret denebilir. tabii uyduların oluşumu, tüm bu işlerin ihtiyaç duyduğu süre, bugün hâlâ devam eden süreçler gibi bazı detaylar var ki onları da anlatıp yazıyı daha fazla uzatmak istemedim.
bu konuda tek bir teori yok. var olanların bir tanesi belirli gözlemlerle uyuşurken, bir diğeri başka gözlemlerle uyuşuyor. dolayısıyla ortaya birbiriyle tutarlı olan tek bir teorinin çıkması için biraz daha çalışmak gerekiyor.
yine de tahminlerden en yaygın olanını, güneş sistemi üzerinden anlatmaya çalışayım.
***
sistemimiz, tüm diğer yıldız ve gezegenler için geçerli olan şekilde başladı oluşumuna: bir moleküler bulutun aşırı yoğun bölgelerinden birinin çökmesiyle. yıldızın, yani güneş'in oluşumunu geçiyorum. konumuz o değil.
güneş yeni yeni ortaya çıkarken, moleküler buluttan kalan malzemeden yavaş yavaş gezegenler oluşmaya başlıyor. güneş'in olduğu bölgede demir gibi daha ağır elementler bulunurken, ondan uzaklarda, yani bugün gaz ve buz devlerinin olduğu bölgede daha hafif element atomları bulunuyor.
manzara şu: elimizde orta bölgesi yoğunluktan yıldız oluşturacak hale gelen, yani içe doğru çökmekte olan bir moleküler bulut var. bunun bir açısal momentumu, yani dolayısıyla hızlıca gerçekleştirdiği bir dönme hareketi var. * bu dönme esnasında bulutun içindeki küçük gaz ve toz molekülleri birbiriyle çarpışıyor, birleşiyor ve daha büyük parçalar ortaya çıkmaya başlıyor. malzeme çok fazla ve zaman çok uzun. bunun sonucunda, ufacık zerreler birleşe birleşe gezegen oluşturacak kadar büyüyor. önce hemen hemen ay büyüklüğünde cisimler oluşuyor. öngezegen diyoruz bunlara.
güneş'e yakın kısımlarda daha küçük gezegenler ağır ağır, ondan uzakta dev gezegenler hızlıca oluşuyor. büyük bir hızla toplanan malzemeden ortaya çıkan dev gezegenlerin çekirdekleri biraz daha ağır metallerden oluşurken, bu çekirdeklerin zamanla büyüyen kütle çekim etkisi, etraftaki gazları da büyük bir hızla kendine çekiyor. bu esnada etrafındaki çok küçük parçaları kendi bünyesine katarken, büyük olanları da kütle çekiminin sapan benzeri etkisiyle kendisinden uzaklara doğru fırlatıyor. satürn, jüpiter gibi gezegenler bu benzer süreçle oluştuktan sonra, henüz bugünkü halini almamış olan güneş o aşamada yeni bir evreye giriyor ve güçlü yıldız rüzgârlarıyla, gezegenlerin topladıklarının dışında kalan tüm gaz ve tozları uzaklara doğru savuruyor. ortamda kendine çekecek malzeme bulamayan gezegenlerin kütleleri de bu şekilde sabitlenmiş oluyor.
uranüs ve neptün, gaz devlerinden daha geç ortaya çıkmış olmalı. bu da onların toplayacak daha az malzeme bulmaları ve daha küçük kalmalarıyla sonuçlanmış denebilir. üstelik yapılarında diğer gezegenlerde olmadığı kadar çok buz, amonyak gibi maddeler var. bir görüşe göre jüpiter ve satürn, güneş'e daha yakın olan iç bölgelerde oluşup daha sonra dışarıya doğru "göç" ettiler, sistem içi dinamikler nedeniyle. uranüs ve neptün'ü de bu sırada dışarıya doğru itelediler, kütle çekimleri nedeniyle.
güneş'in gaz ve tozları savurduğu gibi, jüpiter, satürn, uranüs ve neptün gibi büyük gezegenler, sistem içerisindeki büyük kayalık cisimlerin çoğunu yine kütle çekim etkisiyle sistemin dışına doğru ötelediklerinden, içeride kalan kayalık gezegenlere çarpan gök taşı gibi cisimlerin sayısında hatırı sayılır bir azalma oldu. dışa doğru ötelenen bu cisimler, kuiper kuşağı ve oort bulutu gibi bölgelerde yoğunlaştılar.
olay özetle bundan ibaret denebilir. tabii uyduların oluşumu, tüm bu işlerin ihtiyaç duyduğu süre, bugün hâlâ devam eden süreçler gibi bazı detaylar var ki onları da anlatıp yazıyı daha fazla uzatmak istemedim.
devamını gör...
nar ekşisi
son yıllarda gerçek nardan yapılanı bulmak çok zordur. erikten yapıyor pislik adamlar. normalde nar ekşisi şekeri dengeler fakat erikten yapılan şekeri yükseltiyor. ülkede kalite bi ürün bulmak dahi çok zor artık. fiyatına göre değerlendirmemek gerekiyor. çok pahalı olmasına rağmen erikten yapılmış olan çıkabiliyor. en güzeli evde yapmaktır. çok zor diyorsanız, hatay'da nar ekşisini doğal olarak yapan ve satanlar var.
devamını gör...
mutasyonlu koronavirüs görülen illerde yeni tedbirler olabileceği açıklaması
eeh yeter be dedirten açıklama.
bir öyle bir böyle bıktık. bir diyorlar şubatta mekânlar açılabilir, ertesi gün yeni yasaklardan bahsediyorlar. ne dediklerinden kendilerinin de haberi yok.
bir öyle bir böyle bıktık. bir diyorlar şubatta mekânlar açılabilir, ertesi gün yeni yasaklardan bahsediyorlar. ne dediklerinden kendilerinin de haberi yok.
devamını gör...
tamirat tadilat ve tesisat bilgisi olan insan
mecbur kalınca annem ve ben.
babam döneminin iyi kazanan mimarlarından biriydi ama elinden hiçbir iş gelmezdi. parası neyse vereyim de yapsınlar kafasında bir adamdı daha çok. ona ver gezmeyi, ver tozmayı, ver alkolü eğlenceyi... tamirat falan hak getire! beceremezdi.
oysa dedem, ilkokula bile gitmediği halde elektrikli aletlere karşı olan merakı sayesinde kendince ufak icatlar yapan biriydi. bayılırdım onun olmadık yerlere monte ettiği lambalara, yattığı yerden kalkmadan radyoyu açıp kapatabilmek için yaptığı bir çeşit uzaktan kumanda olan düğmeye...
babam vefat edince bütün iş annemin başına düştü tabii. sağlığında yiyip içip eğlenmekten dolayı yapmadığı yatırımlar, almadığı evler gibi birtakım eksiklerimiz ve hatta son yıllarda ettiği iflas nedeniyle maddi durumumuz pek parlak değildi. o yüzden "parası neyse vereyim de yapsınlar" mottosu bizlik bir şey olamadı hiçbir zaman.
annem yeri geldi, aldı eline tornavidayı çamaşır makinesini, kombiyi tamir etti. yeri geldi banyonun, tuvaletin menfezini kendisi değiştirdi. yeri geldi duvarlara köşebent çekti. ben de anneme çektim o konuda. ihtiyaç oldu mu aldım elime fırçayı, ruloyu, tüm evi, mutfak dolaplarını boyadım, tamir ettim. yeri geldi testereyle dolapları kesip biçip istediğim ebata soktum, yeri geldi bilgisayarların formatını, fan temizliğini ben yaptım.
hani şu meşhur kutu vardır ya; erkeklerin ömür boyu sakladığı kutu... hah işte o kutudan bende de var. içi matkap, kablolar, havya, tornavida seti ve bağırsakları tarafımdan sökülerek dışarıya dökülmüş bir sürü elektronik aletle dolu. neden? çünkü kendi başının çaresine bakabilmek bunu gerektirir.
var tabii bilgimizin, gücümüzün yetmediği yerler ama bir şekilde üstesinden geliyoruz işte tamirciyle falan. arada olur o kadar, değil mi?
babam döneminin iyi kazanan mimarlarından biriydi ama elinden hiçbir iş gelmezdi. parası neyse vereyim de yapsınlar kafasında bir adamdı daha çok. ona ver gezmeyi, ver tozmayı, ver alkolü eğlenceyi... tamirat falan hak getire! beceremezdi.
oysa dedem, ilkokula bile gitmediği halde elektrikli aletlere karşı olan merakı sayesinde kendince ufak icatlar yapan biriydi. bayılırdım onun olmadık yerlere monte ettiği lambalara, yattığı yerden kalkmadan radyoyu açıp kapatabilmek için yaptığı bir çeşit uzaktan kumanda olan düğmeye...
babam vefat edince bütün iş annemin başına düştü tabii. sağlığında yiyip içip eğlenmekten dolayı yapmadığı yatırımlar, almadığı evler gibi birtakım eksiklerimiz ve hatta son yıllarda ettiği iflas nedeniyle maddi durumumuz pek parlak değildi. o yüzden "parası neyse vereyim de yapsınlar" mottosu bizlik bir şey olamadı hiçbir zaman.
annem yeri geldi, aldı eline tornavidayı çamaşır makinesini, kombiyi tamir etti. yeri geldi banyonun, tuvaletin menfezini kendisi değiştirdi. yeri geldi duvarlara köşebent çekti. ben de anneme çektim o konuda. ihtiyaç oldu mu aldım elime fırçayı, ruloyu, tüm evi, mutfak dolaplarını boyadım, tamir ettim. yeri geldi testereyle dolapları kesip biçip istediğim ebata soktum, yeri geldi bilgisayarların formatını, fan temizliğini ben yaptım.
hani şu meşhur kutu vardır ya; erkeklerin ömür boyu sakladığı kutu... hah işte o kutudan bende de var. içi matkap, kablolar, havya, tornavida seti ve bağırsakları tarafımdan sökülerek dışarıya dökülmüş bir sürü elektronik aletle dolu. neden? çünkü kendi başının çaresine bakabilmek bunu gerektirir.
var tabii bilgimizin, gücümüzün yetmediği yerler ama bir şekilde üstesinden geliyoruz işte tamirciyle falan. arada olur o kadar, değil mi?
devamını gör...
kadın yazarlardan erkek yazarlara sorular
#743212
1-yanan bir plastik top, evet. aynen böyle.
2-yunus. zeki varlıklar biliyorsunuz. sadece içgüdüleriyle yaşayan bir hayvan olmaktansa hiç değilse azıcık zeki olmak bence daha güzel. bence dünyayı görmek, hiç görmekten daha iyidir. her ne kadar süper bir yer olmasa da.
3-öncelikle bilimden korkmayan, gerekli gören bir toplum. gerisi zaten fasa fiso.
4-bir simülasyon olduğunu zannetmiyorum. çünkü, öyle şeyler var ki bir insanın tasarlayamayacağı kadar eşsiz.
5-delilik bence kaybedecek şeyleri olmayan insanların düştüğü durumdur.
6-bir şey yoksa, ondan bahsetmek imkansızdır. siz hiç bilmediğiniz bir konuda ne diyebilirsiniz ki?
7-içinde bulunduğumuz durum bizi karamsarlığa itiyor. mesela dün iki tane çocuk taciz haberi geldi. böyle bir durumda, nasıl karamsar olmayalım insanlık hakkında?
8-delilik dediğim gibi kaybedecek bir şeyinin olmaması. dahilik ise, insanın sorunlara yaratıcı çözümler getirmesidir. bu iki kavram birbirine zıt değil, yani bir dahi deli de olabilir bence. mesela einstein ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı, güç bela bir işe girdi. kaybedecek sadece canı vardı.
9-ateizm bilime dayanır, ancak bu tamamen doğru ya da tamamen yanlış olduğunu göstermez. bu soru hakkında yazabilecek çok şeyim yok, din son zamanlarda içimde çok ölçüp biçtiğim bir konu.
bu kadar. sorulara saçma cevaplar vermiş olabilirim, kusura bakmayın. içimden geldiği gibi doldurmak istedim.
1-yanan bir plastik top, evet. aynen böyle.
2-yunus. zeki varlıklar biliyorsunuz. sadece içgüdüleriyle yaşayan bir hayvan olmaktansa hiç değilse azıcık zeki olmak bence daha güzel. bence dünyayı görmek, hiç görmekten daha iyidir. her ne kadar süper bir yer olmasa da.
3-öncelikle bilimden korkmayan, gerekli gören bir toplum. gerisi zaten fasa fiso.
4-bir simülasyon olduğunu zannetmiyorum. çünkü, öyle şeyler var ki bir insanın tasarlayamayacağı kadar eşsiz.
5-delilik bence kaybedecek şeyleri olmayan insanların düştüğü durumdur.
6-bir şey yoksa, ondan bahsetmek imkansızdır. siz hiç bilmediğiniz bir konuda ne diyebilirsiniz ki?
7-içinde bulunduğumuz durum bizi karamsarlığa itiyor. mesela dün iki tane çocuk taciz haberi geldi. böyle bir durumda, nasıl karamsar olmayalım insanlık hakkında?
8-delilik dediğim gibi kaybedecek bir şeyinin olmaması. dahilik ise, insanın sorunlara yaratıcı çözümler getirmesidir. bu iki kavram birbirine zıt değil, yani bir dahi deli de olabilir bence. mesela einstein ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı, güç bela bir işe girdi. kaybedecek sadece canı vardı.
9-ateizm bilime dayanır, ancak bu tamamen doğru ya da tamamen yanlış olduğunu göstermez. bu soru hakkında yazabilecek çok şeyim yok, din son zamanlarda içimde çok ölçüp biçtiğim bir konu.
bu kadar. sorulara saçma cevaplar vermiş olabilirim, kusura bakmayın. içimden geldiği gibi doldurmak istedim.
devamını gör...
12 angry men
12 angry men, reginald rose’un aynı adlı oyunundan uyarlanan, sidney lumet’in yönettiği abd yapımı drama filmidir. oscar ödüllü oyuncu henry fonda’nın yapımcılığını ve baş rolünü üstlendiği film, bir duruşmada bir jüri üyesinin diğer on bir jüri üyesini şüphelinin suçsuz olduğu konusunda, makul şüphe temelinde, ikna etme çabalarını anlatmaktadır. sidney lumet’in yönettiği ilk film olma özelliğini taşıyan 12 angry men kısa süren mahkeme ve tuvalet sahneleri hariç tek mekanda çekilmiş. ayrıca yapım, 2007 yılında kongre kütüphanesi tarafından ‘kültürel,tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilerek abd ulusal film arşivinde muhafaza edilmesine karar verilmiştir.
12 angry men'i hukukla alakalı bir film olduğu için izlemek istemiştim. fakat izlediğim zaman filmin tamamen uygulanabilir adaleti ve insani duyguların bu adalete nasıl yansıtılması gerektiğini anlattığını fark ettim. ne fark eder diyebilirsiniz içinizden bazı filmler salt hukuk sistemini eleştirmek üzerine tasarlanmıştır mesela al pacino'lu justice for all buna örnek verilebilir. bazıları ise hukuk sisteminin içerisinde belirli yerlere nokta atışı yaparak sorunu daha da öze indirgeme amacı taşır mesela to kill a mockingbird, 12 angry men. ben bahsettiğim 2. tarz filmleri daha çok severim çünkü içerisinde daha fazla olay ve dikkat çekici diyaloglar içerir. 12 angry men bu noktada tam bir başyapıt. izlemeyenler için şiddetle tavsiye ederim.
12 angry men'i hukukla alakalı bir film olduğu için izlemek istemiştim. fakat izlediğim zaman filmin tamamen uygulanabilir adaleti ve insani duyguların bu adalete nasıl yansıtılması gerektiğini anlattığını fark ettim. ne fark eder diyebilirsiniz içinizden bazı filmler salt hukuk sistemini eleştirmek üzerine tasarlanmıştır mesela al pacino'lu justice for all buna örnek verilebilir. bazıları ise hukuk sisteminin içerisinde belirli yerlere nokta atışı yaparak sorunu daha da öze indirgeme amacı taşır mesela to kill a mockingbird, 12 angry men. ben bahsettiğim 2. tarz filmleri daha çok severim çünkü içerisinde daha fazla olay ve dikkat çekici diyaloglar içerir. 12 angry men bu noktada tam bir başyapıt. izlemeyenler için şiddetle tavsiye ederim.
devamını gör...
sözlükte yazan kadınların birbirini çekememesi
yaw he he.
kurban olun siz kadınların birbirini korumasına kollamasına.
asıl erkekler birbirini rakip olarak görüyor.
kurban olun siz kadınların birbirini korumasına kollamasına.
asıl erkekler birbirini rakip olarak görüyor.
devamını gör...
siz diye hitap edilen kişinin ısrarla sen diye hitap etmesi
aşırı gıcık olduğum bir durumdur. ısrarla "siz" diye hitap ediyorum, karşımdaki beni küçük gördüğünden midir, hitap şeklinden midir bilmiyorum ama "sen" diye karşılık verince sinirim bozuluyor. insanlar konuşurken bu tarz şeylere dikkat edilmesi lazım. küçük, büyük, yaşıtınız ya da değil hiç fark etmez samimiyetiniz olmayan herhangi birine sen diye hitap edilmemeli bence.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
bir ara ağır şekilde beğendiğim adanalı bir beyfendiye hislerimi açık açık belli edememiş, şimdi koştur koştur adama yürümek olmaz, dalga geçer gibi bir şiir yazıp aralarda beğeniyi dile getireyim demiştim. kendisi anladı mı yoksa nereden düştük bu ruh hastasına mı dedi bilemem ama en sevdiğim şiirimdir. ki başka şiirim olmadığı için en sevdiğim şiirimdir belki. sanat hayatımı bu şiir ile birlikte noktalandırdım.
bu işte bir tazelik var
adım adım büyürken yalnızlığım kedi tırnak diplerinde,
ve koşarken ruhum senin ruhunun dehlizlerinde
bir yalanın kıyısında uçurum uçurum gözlerinin sere serpe koyuluğunda
sordum kendime ve kendimden bir adım ilerisine nerede
sicim sicim iniyor teorilerden kütleçekimin ayımın karanlık yüzeyine
ve bir yerlerde biliyorum ki sakallarına çiçekler ekiyorsun
büyük patlamalar yeni gezegenler çıkarırken feminist kuantumgillerinde
ve yakın geleceği kurgulayan bir troçkist distopyasında
ah sevgilim parmaklarının faşitliğinin damarlarında gezinirken kanım
bir antiparçacıktan bir parçacığa sen benim nazarım mısın
görüyorum gozlerinin temizliğinin koyu pembeliğinin kırmızı yakarışı
ve kırmızının sarılığına yeşillenir dudak kenarışın
bir pembe midillinin gözlerine işlenmiş ayıbın hamamböceksiliği
ve senin senden keskin duruşunun tahrik edici erkeksiliği.
eheh. bayılıyorum arkadaş. müthiş.
bu işte bir tazelik var
adım adım büyürken yalnızlığım kedi tırnak diplerinde,
ve koşarken ruhum senin ruhunun dehlizlerinde
bir yalanın kıyısında uçurum uçurum gözlerinin sere serpe koyuluğunda
sordum kendime ve kendimden bir adım ilerisine nerede
sicim sicim iniyor teorilerden kütleçekimin ayımın karanlık yüzeyine
ve bir yerlerde biliyorum ki sakallarına çiçekler ekiyorsun
büyük patlamalar yeni gezegenler çıkarırken feminist kuantumgillerinde
ve yakın geleceği kurgulayan bir troçkist distopyasında
ah sevgilim parmaklarının faşitliğinin damarlarında gezinirken kanım
bir antiparçacıktan bir parçacığa sen benim nazarım mısın
görüyorum gozlerinin temizliğinin koyu pembeliğinin kırmızı yakarışı
ve kırmızının sarılığına yeşillenir dudak kenarışın
bir pembe midillinin gözlerine işlenmiş ayıbın hamamböceksiliği
ve senin senden keskin duruşunun tahrik edici erkeksiliği.
eheh. bayılıyorum arkadaş. müthiş.
devamını gör...
aleyna tilki ile bir ömür vs bir milyar dolar
bütün aleynalar gelse, bütün tilkileri yakalayíp kürklerini satsalar yine de o parayı toparlayamazlar. 1 milyon dolar demiyor, 1 milyar dolar diyor. aleyna her ay 1 milyon lira senelik 12 milyon lira kazansa ölünceye kadar en fazla 500-600 milyon, bilemedin 1 milyar lira kazansın. yani 8-10 kere dünyaya gelmesi lazım onun. malum, dolar liraya çevrilince tır dolusu para ediyor.
devamını gör...
hırsızın penisini koparan kadın
hırsız sadece hırsızlıkla yetinseydi, penisinden olmayacaktı. penisin kopmasına neden olan eylem hırsızlık değil tecavüz olduğu için hırsızın değil tecavüzcünün penisini koparan kadındır. kendini koruma kapsamında yapılmış haklı bir eylemdir.
devamını gör...
strongyloides stercoralis
sultekin01 adlı yazarımızın ukdesidir.
aids'li hastalarda sık görülen doku nematodur.
partogenetik evrimle yani dişi etkenin erkek cinse ihtiyaç duymadan üremeye dayanan kalıtımı mevcut tek nematotdur.
insanlara deriden filariform larva ile bulaşan bu nematod insanda hem son konak hem de ara konak olabiliyor.
hiperenfeksiyon yapmasıyla bilinen bu nematodun tanısı rabditiform larva görülmesiyle konulur.
tedavisinde albendazol,mebendazol etkilidir.
aids'li hastalarda sık görülen doku nematodur.
partogenetik evrimle yani dişi etkenin erkek cinse ihtiyaç duymadan üremeye dayanan kalıtımı mevcut tek nematotdur.
insanlara deriden filariform larva ile bulaşan bu nematod insanda hem son konak hem de ara konak olabiliyor.
hiperenfeksiyon yapmasıyla bilinen bu nematodun tanısı rabditiform larva görülmesiyle konulur.
tedavisinde albendazol,mebendazol etkilidir.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
tamam anladık en mükemmel, en iyi, en süper,en takip edilesi, en.... sizsiniz. tamam. anladik. yeter.
devamını gör...
yeni tanışılan kişiyle sabaha kadar konuşmak
yaşandı bitti saygısızca olabilir.
çok muhabbet tez ayrılık getirir ya.
çok muhabbet tez ayrılık getirir ya.
devamını gör...
sözlük yazarlarını şaşırtan şeyler
sözlüğe yeni kaydolmuş birisinin 3 günde 1k tanım girmesidir. hayret ediyorum, nasıl olur inanamıyorum.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
değeri bilinmeyen hoş eser.
devamını gör...
popüler olmayan sözlük yazarlarının yazma amacı
can sıkıntısını gidermek
devamını gör...
13 ocak 2021 ankara'da kar yağışı
az sonra sadece 1 tane kocaman, şehir büyüklüğünde parça düşecek ve tek parçayla bu iş kapanacak hissi veren yağış. bu kadar büyük kar tanesi mi olur?
devamını gör...
kaç gündür siftah yapamıyorum diyen esnafın intihar etmesi
pandemide ne kadar insan canına kıydı be. çok acı bir durum. zengin iş adamları ve devlet her neyse esnaflara destek verse keşke. sadece esnaflara da değil tüm zor durumda olan işçilere ve birçok insana yardım edilse.
devamını gör...