(bkz: hypatia) iskenderiye kütüphanesinde çok önemli eserleri olan yunan filozof .
o dönem hristiyan olan mısırda şeytan ilan edilmiş darp edilerek vahşice öldürülmüştür.
*eserleri de yağmalanmıştır.
devamını gör...

silent woods, an jung-hwan.
2015. kore.
tuval üzerine yağlı boya.



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

pencereyi kapama.
gök dolabilir içeri.
sen neyi görebilirsin canım,
ıslak bir bulutun ağışını mı?
pencereyi kapama
kuş dolabilir içeri
sen neyi taşıyabilirsin
kırık bir dalın yükünü mü
pencereyi aç
soluğun çıksın dışarı
sen büyütmedin mi ciğerinde onu
kokusu hayatı yıkasın diye
pencereyi aç
sesin sarsın dünyayı
duyulur elbet ta ötelerden
yürek kendini tanır..
arkadaş zekai özger'in şiiri sadik gurbuz'ün muhtesem yorumuyla usanmadan dinlenilesi..
devamını gör...

yalnız sayın sözlük kullanıcıları, kahverengi de bi renktir*
devamını gör...

dekonstrüksüyon ( yapısöküm) felsefe tarihinde diyalektisizme karşı geliştirilmiş en güçlü düşünce sistemidir fikrimce.

mevcudiyet/yokluk, ruh/beden, akıl/duygu, duyumsanan/kavranan, kadın/erkek, özne/nesne vs....tüm bu diyalektik süreç düşünme biçimimizi, karar mekanizmalarımızı kısaca yaşam tarzımızı belirlemekte ve hakikatle olan yüzleşmemizi zorlaştırmaktadır.

metin sökülür, sökülür, ta ki; ''metnin içinden'' gerçek ortaya çıkana kadar..
devamını gör...

bir süre sonra erkeklerin tek tek intihar edeceğini düşünüyorum.

sıkıcı olurdu. erkekler olmasaydı öyle de sıkıcı olurdu.
devamını gör...

seksi ile nam salmış olan ve kocasına karşı suikast düzenlemesiyle öldürülen imparator claudius'un üçüncü karısı ve imparatoriçe olan antik romalı kadın.
şimdi bu kadın seks düşkünlüğüyle epey nam salmış ve adını aratınca direkt verdiği seks partileri, seks anıları çıkıyor. aslında bu onun yalnızca bir yönü çünkü tarihteki güçlü kadın figürlerinden biridir messalina.

claudius ile evlenmesinin ardından kuzeni caligula'nın saltanatı esnasında messalina zengin bir kadın. (claudius caligula'nın amcasıymış)

caligula öldürülünce claudius imparator oldu ve böylece de messalina da imparatoriçe. film esas buradan sonra kopmaya başlıyor.

messalina, roma imparatorluğu'nun en güçlü kadını haline geldi. claudius tarafından kendisine çeşitli onursal unvanlar verildi: doğum günü resmi olarak kutlandı, heykelleri kamu alanlarına dikildi ve tiyatroda vesta bakireleri'nin oturduğu ön sırada oturma imtiyazı verildi.

messalina'nın bir diğer tehlikeli yönü de gelecek kaygısı. eşi yaşlı ve ölümü yakın olduğu için messalina olduğu tahta geçtiğinde sorun yaşanmasın istiyor. bu yüzden tehlike olarak gördüğü herkesi bir bir ortadan kaldırmaya başlıyor.


claudius'un ona olan düşkünlüğü nedeniyle, messalina onu dolduruşa getirip çeşitli insanları idam ettirip ya da sürgüne göndertebiliyordu: roma tarihçisi genç seneca; claudius'un yeğeni julia livilla ve julia; marcus vinicius (julia livilla'nın kocası); konsül gaius asinius pollio ıı ( vipsania agrippina), yaşlı poppaea sabina (imparatoriçe poppea sabina, nero'nun ikinci karısı), konsül decimus valerius asiaticus ve polybius (azatlı köle). claudius, karısı ve azatlı köleleri tarafından kolayca etki altına alınabilmesiyle ünlüydü.


seks bağımlılığı kısmı her yerde yazıyor zaten. en çok yazılanı da bir fahişeyle iddiaya tutuşup seks yarışı başlatmasıdır. messalina yarışma bitse bile seksi bırakmamış ve sabaha kadar devam etmiş.
messelina öldürüldüğünde yaşı henüz 26 imiş. ölümünün ardından onu tarihten silmek istemiş, heykellerini yok etmişlerdir. ayrıca kendisinin cinselliğe olan bağımlılığından ötürü nemfomani hastalığına messalina kompleksi de denir.

cinsel yaşamı
edit: ekleme
devamını gör...

sevişilinebilizite ukdesi.

gay olduğunuzu fark ettiğinizde terk edebilirsiniz diye cevapladığım soru. bunun dışında terk etmek için doğru zaman diye bir şey hiçbir şekilde yoktur.
devamını gör...

pek etkilenmediğim olay. en sevdiğim hayvanlar sıralamasında ilk 5'te çünkü.

öldürmeye asla kıyamam. mümkün olduğu zaman camdan atarım. görmemişsem, bir yerlerde saklanmışsa (ki moralinizi bozmak istemem ama nerede olursanız olun en fazla birkaç metre ötenizde bir böcek vardır mutlaka) bir ara doğuruyorlar. ordan burdan topluyorum ufacık yavruları. birkaç kez başıma geldi. fakat siz yapmayın tabii. edit: yani çok fazla yüz vermeyin ama öldürmeyin de.

yalnız şöyle bir şey var; evde örümcek olması, diğer böcekleri yedikleri için sizin adınıza faydalı bir şey. o yüzden düşman bellemeyin bu hayvanları. zaten ev örümceklerinin genellikle insana zararı yoktur. elime alıp dışarı attıklarım bile oluyor. irkilebilirsiniz tabi ama korkmayın.
devamını gör...

evin en büyüğü olarak sahip olduğum ünvandır. sinir, stres, kaygı, üzüntü, sevinç.. aklınıza ne gelirse yaşıyorum ve yaşatıyorum.. hele bizim evin afacanı var ki ona asla kıyamıyorum.. çünkü ben onu büyüttüm. emzirmek hariç her şeyini ben yaptım, yapıyorum.. hatta bilmeyenler bazen çocuğum bile sanıyor.. sansınlar, zaten öyle sayılır.....
devamını gör...

beyoğlu

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

matematiğin gelişmesinin en büyük nedeni fizik ve astronomidir. bir binayı yaparken, dünya’nın ay’a olan uzaklığını hesaplamaya çalışırken gelişmiştir.
matematiğin kelime anlamı, antik yunanca grekçe: matesis kelimesi matematik kelimesinin köküdür ve bilirim anlamına gelmektedir. daha sonradan sırasıyla bilim, bilgi ve öğrenme gibi anlamlara gelen grekçe: μάθημα (máthema) kelimesinden türemiştir. grekçe: μαθηματικός (mathematikós) öğrenmekten hoşlanan anlamına gelir. osmanlı türkçesinde ise "riyaziye"* denilmiştir. matematik kelimesi türkçeye fransızca fransızca: mathématique kelimesinden gelmiştir.
devamını gör...

bir patasana değildir.

sanırım insanın çok verimli olduğu bir çağ var. bu çağda ortaya koyduklarıyla büyük kitleleri fazlaca etkileyen kişiler, ilerleyen yaşlarda benzer performanslar gösteremiyor. (bkz: cem yılmaz)

kitap format anlamında tam bir ahmet ümit polisiyesi. bir çok mesaj taşıma kaygısı olan, titizlikle araştırılmış, mekan ve karakter betimlemeleri anlaşılır, konusuna her anlamda hakim bir kitap. kitap bittiğinde bir hikayeye tanıklık etmenin ötesinde konu edindiği yunan mitolojisi hakkında ciddi bir bilgi birikiminiz olmuş oluyor. bu ahmet ümit romanlarının tümünde de böyledir. bu kitabın diğer kitaplardan ayrılan bir tarafı da alman polis teşkilatı tarafından yürütülen bir soruşturmayı anlatmış olması. ama korkmayın, başkomiser nevzat yine bir yerde selam çakıyor okuyucuya.

neden bir patasana değil kısmına değinecek olursak, öncelikle yunan mitolojisi her ne kadar coğrafyamızda somut eserleri bulunan bir inanış olsa da ilgileneni az olan bir mit. roman içerisinde tanrıların monologları o denli uzun tutulmuş ki, bazı kısımlarda gerçekten olay örgüsünün neresinde kaldığımı hatırlamakta zorlandım. böyle bir solukta akıp gitmedi hikaye.

yine de okuyun, okuyan bebe iyi olur.
devamını gör...

ailesinde mutlu olamamış, öğrenememiş insandır. hayat boyunca kendini istediği şekilde tamamlasın. ailenin yarası hep boşluk olarak kalır.
devamını gör...

"aykut yavuz fransızca dersleri " youtube kanalı çok yardımcıdır.
devamını gör...

alice harikalar diyarında-ayşe öcüler âleminde.
devamını gör...

bu aralar bayağı bir özlemle andığım dizi. özellikle bölümün beklemediğim bir anında ortaya çıkan lynyrd skynyrd şarkıları ile beni benden alandır. simple man şarkısını bana öğretendir mesela. bunun dışında yarım yarım yaran randy karakteri ile kahkahaları eksik ettirmemiştir. hel earl ün o robot dansları keşke daha fazla yer bulsaydı dizide. izleyin izlettirin efendim.
devamını gör...

1 sayılı cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenmiş olan kamu yönetimi tekniğidir.

madde 506 - (1) bakan ve her kademedeki bakanlık yöneticileri sınırlarını açıkça belirtmek ve yazılı olmak kaydıyla, yetkilerinden bir kısmını alt kademelere devredebilir. yetki devri, uygun araçlarla ilgililere duyurulur.

normalde yetki denilen şey görev başında olan kişice kullanılmalıdır. istisnası da işte gördüğünüz yetki devri meselesidir. kanunda da yazdığı gibi açıkça belirtilmelidir. çünkü istisna diyoruz zaten. açık bir hüküm yoksa yetki unsuru bakımından işlem sakat olur. elbette ki bu yetkiyi "tamamen" devretmek söz konusu olamaz. güzel güzel süresini belirtirsin, yazıyla bildirirsin. genel bir yetki devri yoktur kısacası. ayrıca bazen yetki devri yapılamaz çünkü kanunda yapılamayacağı yazat. örneğin, disiplin cezası verme yetkisi (üniversiteliler dikkat) araştırma görevlisine devredilemez. mevzuatta hangi kamu görevlisine bu yetki tanınmışsa onundur.

yetki devri bağımsız olmalıdır. yani siz bana yetkinizi devrediyorsanız hiçbir düzenlememe, yetki kullanımıma dokunamazsınız. yasak! danıştay kararları da bunu desteklemekte. fakat bunun bir istisnası var...

o da 1 sayılı cumhurbaşkanı kararnamesinin ilk maddesinde belirtilmiştir. kısacası cb yetkiyi devredebilir fakat yetkiyi devretse de bizzat kullanabilir.

fakat şunu da söylemek gerek: hukuki sorumluluk halen geçerlidir yetkiyi drvreden açısından.

yetki devrinin varlık gayesine gelirsek... kısaca üst makamın yükünü hafifletmek, alt makamı da üst makama geçebilmesi için hazırlamak, pratik yaptırmak.

son.
devamını gör...

bu insanlardan 80 milyon kadarı bir araya geldiğinde türkiye cumhuriyeti oluşmaktadır.
devamını gör...

harper lee'nin ilk basımı 1960'ta yapılan ilk, ve 2015'te basılan "tespih ağacının gölgesinde"den önceki tek kitabından aynı isimle uyarlanan, 1962 yapımı bir robert mulligan filmi.

ismi çok hoşuma gittiğinden, 2013 yılında kitabını okumuştum ilk önce. birkaç ay sonrasında, üzerinden çok da zaman geçmeden filmini de izledim. kitaptaki her detaya değinmese bile, filmin kendi bünyesinde yer ayırdığı her karakter, her olay ve her diyalog, kitapla neredeyse tamamen aynı. aslına sadık kalan bir uyarlama olduğu rahatlıkla söylenebilir.


hikaye, 1930'ların başında, "maycomb" isimli kurmaca bir kasabada geçiyor. ırkçılığın, adalet sisteminin boğazına en şiddetli ve acımasızca çöktüğü dönem. siyahilere yapılan ayrımcılığın örneklerinden biri, sanık tom robinson'un avukatlığını üstlenen atticus finch'in savunmasıyla ve henüz 6 yaşında olan kızı scout'un, yetişkin dünyasının adillikten uzaklığıyla ilk kez yüz yüze gelmesine verdiği reaksiyonlarla inceleniyor. türünün örnekleri arasında, hem edebi hem de sinematik anlamda "bülbülü öldürmek" eserini farklı kılan, ırkçılığın ve adaletin birey hayatını ne biçim ve derecede etkilediğini henüz bilmeyen ama tom robinson vakası ilerledikçe bunu öğrenip, bir nevi çocukluğu geride bırakarak büyüme evresine adım atan bir çocuğun bakışı ve anlatımıyla aktarılmasıdır. toplum yaşantısını ve halihazırdaki hukuk sistemini, deneyimleri aracılığıyla süzgecinden geçirmiş ve kendince bir fikre erişmiş yetişkin bir bireyin, siyahi bir adamın beyaz bir kadına tecavüz suçundan yargılanmasını ve masum olduğu halde mahkemece suçlu bulunmasını aktarması çok daha kolaydır. "adalet" kelimesinin anlamını bile tam olarak bilmeyen bir çocuğun bakışı ve anlamlandırma çabası üzerinden bir dava aktarmak ise hayli zordur. bir okuyucu ve seyirci olarak, karşımızda zoru başarmış bir yapıt duruyor bu yüzden.

izleyicisini özellikle şu iki kavramı sorgulamaya itiyor film: "masumiyet" ve "eğitim". masumiyet, çocuk karakterlerin "adalet" kavramını babalarının mesleği kanalıyla anlamlandırma çabalarında işlenirken; eğitim, atticus finch'in karakteri ve tavırları üzerinden; eğitimsizliğin bir insanı hem kendi bireysel hayatında hem de toplum yaşantısında hangi konuma getireceği ise mayella ve bob ewell, boo radley, walter cunningham karakterlerinin yaklaşımları üzerinden aktarılıyor.

atticus finch, mesleğini olabilecek en ideal şekilde yapan, yaptığı işin amacını gerçekleştirdiğine, gerçekleştirmesi gerektiğine inanan bir avukat. lakin buna rağmen kendisini bir idealist olarak tanımlamıyor. mahkeme kararını jüriye bırakmadan hemen önceki tiradında bunu açıklıyor:


"şimdi baylar, ülkemizin mahkemeleri en üstün eşitlikçi kurumlardır. bizim mahkemelerimizde tüm insanlar eşittir. mahkemelerimizin ve jüri sistemimizin bütünlüğüne inandığım için ben bir idealist değilim. bu benim için bir ideal değil: bu bizzat yaşayan ve işleyen bir gerçek!"


tom robinson'un avukatlığına kimse yanaşmazken, yargıç bu görevi atticus'a verdiğinde, atticus'un hiçbir şekilde tereddüt etmeden vakayı almasının ardındaki güç; ülkesindeki hukuk sisteminin adilliğine ve tüm insanların eşitliğine olan inancından gelir. davadaki umut ışıkları sönmeye başlıyorken, yarım yamalak da olsa gidişatı kendince yorumlayan oğlu jem, üzüntüyle verandaya çöktüğünde komşuları maudie'nin ona "bazı insanlar hoş olmayan işleri yapmak için dünyaya gelmişlerdir. baban da onlardan biri." demesini haklı çıkaran kısım; atticus'un işlerliğine inandığı adalet sisteminin ırkçılık olgusuna duyduğu antipatinin, adalet kavramına duyduğu sempatiden baskın olmasıdır. bünyesinde çalıştığı sistem adalete, atticus'un inandığı kadar inanıyor olabilir; fakat adil olmak uğrunda onun kadar motive ve objektif değildir. esasında atticus, tom robinson'u savunurken sadece mahkemeye karşı değil, halka karşı da tek başına mücadele eder. siyahilerin mahkemeyi takip etmesi için onlara balkonu uygun gören ve beyazların arasına oturmalarını yasaklayan bir mahkeme varsa; siyahilere mümkün olduğunca uzakta durmaktan memnun olan bir halk da vardır. bu davanın içindeki her bir karakter, belirli bir toplum kesimini tek başına simgeler. tom robinson, suçu kanıtlanmadan -hatta suçsuzluğu kanıtlandığı halde- suçlu bulunan tüm siyahileri temsil eder. mayella ewell, attığı iftiradan aklanmak için beyaz oluşunu sırf toplum içinde değil mahkeme sınırları içinde de çekincesizce kullanmaya çalışan tüm beyazları simgeler. haksız yere tom robinson'u suçlu bulan jüri, farklı ırklara ön yargıyla yaklaşan halkı temsil eder. o küçük salonda geçirilen birkaç saat içerisinde, toplumun en kritik yaklaşımları ortak bir savaşıma girer.

mahkeme iki oturuma yayılır. aslında ilkinde, tom robinson'un suçsuz olduğu pekala ortadadır. atticus, çok iyi bir baba ve avukat olmasının yanında, çok iyi bir dedektif de olabilecek bir bakış açısına sahiptir. mayella ewell, polis şefinin de doğruladığı şekilde, sağ gözüne bir yumruk darbesi almıştır. bu da solak olan biri tarafından darp edildiği anlamına gelir. oysa mayella'nın kendisini darp ettiği kişi olduğunu iddia ettiği tom robinson'un sol eli, 12 yaşındayken bir makineye kaptırdığı için o zamandan beri iş görmüyordur. öte yandan babası bob ewell, atticus'un tüm mahkeme önünde kanıtladığı üzere, solaktır. (atticus, bob ewell'dan ismini bir kağıda yazmasını ister ve bob ewell refleks olarak sol eliyle yazmaya başlar). mayella'ya şiddet uygulayan -ve bir teoriye göre tecavüz de eden- kişinin, babası bob olduğu artık aşikardır. bu bir yana, tom robinson'un aleyhine hiçbir tıbbi kanıt yoktur; olaya tanıklık eden iki kişi de, davacı taraf olan mayella ve bob ewell'dır. ve halkı galeyana getirip jüriyi de ikna etmek için yapmaları gereken tek şey, tom robinson'u işaret edip "suçlu bu zenci" demektir. bu yaklaşım sergilendikten sonra, mahkeme büsbütün cephe alır. tom robinson'u sadece suçlu ilan etmek değil, aşağılamak fırsatını da kaçırmazlar. ewell ailesinin avukatının, "mayella'ya neden yardım ediyordun?" sorusuna tom robinson "yalnızca yardım etmek istiyordum, ailesi kalabalıktı ve her şeyi tek başına yapmak zorundaydı, ona acıyordum..." şeklinde cevap verdiğinde avukat güler ve "bir zenci olarak sen, beyaz bir kadına mı acıyordun?" karşılığı verir. avukatın bu tepkisinde, siyahi insanların sadece hukuki düzlemde değil, sosyal yaşantıda da aşağılandığını görürüz. "zenciler beyazlara acıyamaz, yahut onları eleştiremez" gibi bir algı hakimdir. bu mahkemede bir kez daha bununla yüz yüze gelen atticus, bu ayrımcılık karşısında, beyazlar adına utanç duyarak başını yere indirir.

ilk oturumun bitiminde tom robinson, geceyi geçirmesi için nezarethaneye kapatılır. aynı gece, içinde komşusu ve eski müvekkili walter cunningham'ın da bulunduğu bir grup, tom robinson'a saldırmak üzere nezarethane kapısına dayanır. bu cahil şiddet yancılarının karşısında, atticus'u elinde bir kitapla, kapıda nöbet tutuyorken görürüz. tüm o taş ve sopalara karşılık, bir kitapla, sırtı dik bir şekilde orada dikilmektedir. tam bu karede eğitimin cehalet karşısındaki konumu aktarılır aslında. tüm ısrarlarına rağmen, atticus ne kapıda durmaktan ne de nezaketle konuşmaktan vazgeçer. o sırada scout, jem ve dill kadraja girer. atticus'un avukat kimliğinin dik duruşuna, baba kimliğinin tedirginliğinin karıştığını hissederiz. çocukları faydasız kalacak bir çabayla eve göndermeye çalışsa da, jem, babasının tehlikeli bir konumda olduğuna uyandığından gitmemekte ısrar eder. o sırada scout, daha evvelinde selamlaştığı, ve aynı zamanda sınıf arkadaşının babası olan walter'ı görür kalabalık arasında, ve yeniden selamlaşır. oğlunun çok iyi bir çocuk olduğunu, eve döndüğünde ona da selamlarını iletmesini söyler. kendisiyle gülümseyerek diyalog kurmaya çalışan bir çocuğun karşısında elinde sopalarla dikilmekten utanç duyan walter, grubu da toplayıp geri çekilir. yetişkinlerin gövde gösterisinin, çocukların masumiyeti karşısında mağlup olabileceği aktarılır bu sahneyle de.

ikinci oturumda, atticus, bir insanın böyle bir durumda ve böyle bir mahkemede yapabileceği en makul, en anlaşılır, en hak verilir konuşmayı yapmasına rağmen, tom robinson suçlu bulunur. mahkeme bittiğinde ve atticus çantasını ağır ağır, hayal kırıklığıyla topladığında, balkonda onu izleyen tüm siyahiler ayağa kalkar. ayağa kalkanlardan biri olan rahip sykes, dalgınlıkla babasını izleyen scout'a ayağa kalkmasını söyler. insanların neden ayağa kalktığına anlam veremeyen scout, bunu bakışlarıyla rahibe sorduğunda aldığı cevap: "ayağa kalkın bayan scout, babanız geçiyor"dur. atticus çıkmadan evvel bir süre bu topluluğa bakar; kendisine duyulan saygı karşısında duraksar, ama görevini yapmasına rağmen suçsuz olan bir insanı kurtaramamış olmasının huzursuzluğuyla, başı öne eğik vaziyette salondan çıkar. ve aynı akşam, masumiyetini kanıtlayamayacağını anlayan tom robinson'un kaçma girişiminde bulunması sebebiyle, görevli bir polis tarafından vurulup öldürüldüğü haberini alır. tom robinson'un ailesine durumu haber vermeye gittiğinde, bob ewell, atticus'un suratına tükürür. atticus kıpırdamaz. tek bir kelime bile etmeden, ceketinin cebinden mendilini çıkarır, yüzünü temizler ve arabasına binip uzaklaşır. maruz kaldığı yaklaşıma rağmen insani ve mesleki inançlarından vazgeçmeyişi, bunlarla çelişik davranmayışı, atticus'un sırf ideal bir avukat değil, ideal bir insan olduğunu; bob ewell'ın atticus'a tükürmesi de ırkçı bir toplumda sırf siyahilerin değil, onlarla ahbaplık eden, onları savunan, onları "insan" sayan bireylerin de dışlandığını ve ayıplandığını kanıtlar niteliktedir.

tüm çabalara rağmen dava kaybedilmiş, bir bülbül daha öldürülmüştür. scout'un, atticus'un bahsettiği "bülbülü öldürmek" olayında vurgulamak istediğinin, sırf bir kuşu vurmakla sınırlı olmadığını, bunun, masum bir insana masumiyetinin hakkını vermemek, onu haksız yere suçlamak anlamına da gelebileceğini anladığını görüyoruz son sahnede. kendisini ve jem'i öldürmek üzere elindeki bıçakla hamle yapmış olan bob ewell'ı durdurmaya çalışırken onu istemeden öldüren boo radley, şerif tate tarafından rapor edilmez. ve scout, eğer tam tersi olsaydı boo radley'nin de "öldürülecek bir başka bülbül" olacağını idrak eder.


toplumun kabalığını, ön yargısını ve adaletsizliğini çok naif bir şekilde işleyen; hem yetişkinlere, hem çocuklara, hem de bu ikisi arasındaki eşikte sıkışmış olanlara başarılı bir şekilde hitap edebilen bir eserdir bülbülü öldürmek. kitabı da filmi de.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim