bobo doll deneyi
kanadali psikolog albert bandura'nin yine kendine ait olan bandura'nın sosyal öğrenme kuramı'ni desteklemek amaciyla yaptigi deneyin adidir. deneyin amaci, siddet dogustan gelen ic gudusel bir durtunun sonucunda mi cikar yoksa cevreden mi ogrenilir bunun test edilmesiydi.
deney şöyle gelisir; 3-6 yas arasi 36 kiz cocuk ve 36 erkek cocuk ikiser gruba ayrilip, resim yapmak icin bir odaya alinirlar. birinci gruba ayrilmis cocuklar resimleriyle ilgilendigi esnada bir yetiskin iceriye girer odada bulunan bob adli haciyatmaz olarak bildigimiz oyuncak bebege siddet uygulamaya baslar. yaklasik 10 dakika boyunca bunu surdurur. bedensel darpla beraber sozlu olarakta siddet gosterir. 10 dakikanin sonunda da odadan cikar. ikinci gruptaki cocuklar ise yine resim yapmaktadir. iceriye giren yetiskin onceki davranisinin aksine bob oyuncaga siddet gostermez, 10 dakika boyunca nazik bir sekilde oyuncakla oynar ve yine odadan cikar. cocuklarin resim yapma isleminin bitimi sonrasinda oyuncaklarin bulundugu farkli bir odaya alinirlar. oyuncaga siddet gosteren yetiskinin bulundugu birinci gruptaki cocuklar boboya karsi siddet uygulamaya basladilar. hatta bunu yetiskinin yaptigindan cok daha acimasiz bir sekilde cekic vb. aletlerle yaparlar.

ikinci gruptaki cocuklar ise birinci gruptaki cocuklarin aksine oyuncaklara kesinlikle siddet egilimi gostermezler. bu deneyin sonucunda anlasilir ki siddet cevreden gozlenim sonucu olusan bir eylemdir. yani sonradan ogrenilir. bandura deneyinden cikardigi sonucu su sozleriyle de desteklemistir;
televizyonda şiddetli içeriklere maruz kalmanın 4 temel etkisi vardır:
-saldırgan davranış biçimlerini öğretir,
-saldırganlık üzerine kurulan davranışsal kontrolü azaltır,
-izleyen kişileri insanın acımasızlığına alıştırır,
-duyarsızlaştırır ve izleyenlerin gerçeklik algısını şekillendirir
deneyle ilgili su kisa videoyu da izlemenizi tavsiye ederim;
deney şöyle gelisir; 3-6 yas arasi 36 kiz cocuk ve 36 erkek cocuk ikiser gruba ayrilip, resim yapmak icin bir odaya alinirlar. birinci gruba ayrilmis cocuklar resimleriyle ilgilendigi esnada bir yetiskin iceriye girer odada bulunan bob adli haciyatmaz olarak bildigimiz oyuncak bebege siddet uygulamaya baslar. yaklasik 10 dakika boyunca bunu surdurur. bedensel darpla beraber sozlu olarakta siddet gosterir. 10 dakikanin sonunda da odadan cikar. ikinci gruptaki cocuklar ise yine resim yapmaktadir. iceriye giren yetiskin onceki davranisinin aksine bob oyuncaga siddet gostermez, 10 dakika boyunca nazik bir sekilde oyuncakla oynar ve yine odadan cikar. cocuklarin resim yapma isleminin bitimi sonrasinda oyuncaklarin bulundugu farkli bir odaya alinirlar. oyuncaga siddet gosteren yetiskinin bulundugu birinci gruptaki cocuklar boboya karsi siddet uygulamaya basladilar. hatta bunu yetiskinin yaptigindan cok daha acimasiz bir sekilde cekic vb. aletlerle yaparlar.

ikinci gruptaki cocuklar ise birinci gruptaki cocuklarin aksine oyuncaklara kesinlikle siddet egilimi gostermezler. bu deneyin sonucunda anlasilir ki siddet cevreden gozlenim sonucu olusan bir eylemdir. yani sonradan ogrenilir. bandura deneyinden cikardigi sonucu su sozleriyle de desteklemistir;
televizyonda şiddetli içeriklere maruz kalmanın 4 temel etkisi vardır:
-saldırgan davranış biçimlerini öğretir,
-saldırganlık üzerine kurulan davranışsal kontrolü azaltır,
-izleyen kişileri insanın acımasızlığına alıştırır,
-duyarsızlaştırır ve izleyenlerin gerçeklik algısını şekillendirir
deneyle ilgili su kisa videoyu da izlemenizi tavsiye ederim;
devamını gör...
noldu ya foton gitti
en sevdiğim işte, noktalı başlık.
neyse şaka bir yana, ilişkinin bittiği durumlarda taraflardan biri diğerini engellerse, engellenen tarafın soracağı muhtemel sorudur.
neyse şaka bir yana, ilişkinin bittiği durumlarda taraflardan biri diğerini engellerse, engellenen tarafın soracağı muhtemel sorudur.
devamını gör...
röportaj adam
youtube'a belgeseli düşmüş, beni gülmekten yarım yarım yaran efsanedir.
devamını gör...
birbirine çok yakışan ikililer
bira - patates
rakı - balık
döner - ayran
çiğköfte - şalgam
sen - ben. *
rakı - balık
döner - ayran
çiğköfte - şalgam
sen - ben. *
devamını gör...
22 mart 2021 hes kodu için uyaran kişiyi bıçaklayan yolcu
zorbalık çevremizi sarmış, ya dediğim olur, ya da şiddet uygularım. düşünmek, beyin çalıştırmak, ahlaklı olmak, kurallara uymak, artık kabul görmüyor.
c e z a l a r yetersiz, asayiş uygulamaları yetersiz, bekçi ve polisler genç kızları yoldan çevirip tc sorgulaması ayağı ile kızları , kadınları sosyal medyadan eklemek için yaptıklarını bu psikopat lar için yapsalar ya.
c e z a l a r yetersiz, asayiş uygulamaları yetersiz, bekçi ve polisler genç kızları yoldan çevirip tc sorgulaması ayağı ile kızları , kadınları sosyal medyadan eklemek için yaptıklarını bu psikopat lar için yapsalar ya.
devamını gör...
cahil insanlara tavsiyeler
sokrates diyor ki; bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir. ben de bilmediğim her konunun, bilginin cahiliyim. her önerinize açığım değerli sözlük yazarları.
devamını gör...
merhaba poğaçacı (yazar)
çok hoş bir mahlasa sahip yazar. bir insana merhaba demek zaten başlı başına iç ısıtan eylem iken bir de sonuna poğaça gibi dehşet-ül vahşet lezzette bir şey ekliyoruz. her seferinde de aklıma karaköy poğaçası geliyor. böyle yuvarlak, tabanı; sıcak tabla içinde durmaktan hafif kıtırlaşmış, içi dolu dolu, üzeri de çörek otlu pambık gibi bir poğaça...
merhaba poğaçacı...*
merhaba poğaçacı...*
devamını gör...
şofbeni bulan adamın ömrünü su sıcaklığını ayarlamaya adaması
kesinlikle gerçektir.
çözüm bulamamış olacak ki suyu ayarlayamadan ölmüş.
çözüm bulamamış olacak ki suyu ayarlayamadan ölmüş.
devamını gör...
kuran’ın insan yapısı olduğu gerçeği
her defasında and içen bir tanrı var ortada.
düşünün tanrı her defasında; and olsun ki diyor. kime yemin ediyor. neyi ispatlamaya çalışıyor.
ikinci durum ise; hep bir şiddet hep bir kasıp kavurma var.
üçüncü olay; kadın erkek ayrımı yapması...
düşünün tanrı her defasında; and olsun ki diyor. kime yemin ediyor. neyi ispatlamaya çalışıyor.
ikinci durum ise; hep bir şiddet hep bir kasıp kavurma var.
üçüncü olay; kadın erkek ayrımı yapması...
devamını gör...
şeyh edebali
şeyh edebali (1206-1326), osmanlı devleti'nin kuruluş yıllarında yaşamış bir islam ilahiyatçısı, din bilgini, ahi şeyhi, osman gazi'nin kayınbabası ve hocası, râbi'a bala hâtun'un babasıdır. osmanlı devleti'nin fikir babasıdır.
şeyh edebali’nin 700 yıl önce osman gazi’ye verdiği vasiyet, sadece osman gazi’ye bırakılan bir vasiyet olmamış, yüzyıllar boyunca devleti yönetenlere rehber ve ışık olmuştur.
şeyh edebali’nin 700 yıl önce osman gazi’ye verdiği vasiyet, sadece osman gazi’ye bırakılan bir vasiyet olmamış, yüzyıllar boyunca devleti yönetenlere rehber ve ışık olmuştur.
devamını gör...
1995 yılından hafızada kalanlar
doğdum.
devamını gör...
kafa sözlük
sıcaklardan oldukça etkilenen sözlük.
kavurucu sıcakların gelmesi ile, bütün interaktif platformlarda etkinlik oldukça azaldı, kafa sözlük de bundan bir nebze nasiplenmiş gözüküyor.
ben bile bilgisayar başında oturmakta güçlük çekiyorken insanları düşünemiyorum.
kitap dağıtacağımıza klima mı dağıtsak acaba*
kavurucu sıcakların gelmesi ile, bütün interaktif platformlarda etkinlik oldukça azaldı, kafa sözlük de bundan bir nebze nasiplenmiş gözüküyor.
ben bile bilgisayar başında oturmakta güçlük çekiyorken insanları düşünemiyorum.
kitap dağıtacağımıza klima mı dağıtsak acaba*
devamını gör...
enver gökçe
hakkında daha uzun yazmayı planladığım türk dilinin büyük şairi.
tam 40 yıl önce dün, 19 kasım 1981'de, 61 yaşında, ankara'da, yeğeninin evinde ölmüş. kendi evi bile olamamış hayatı boyunca. çok ağır işkenceler görmüş yaşadığı dönemin iktidarının zihniyetiyle ters düşünce. pek çok eseri, o baskı ve zulüm görürken kaybolmuş gitmiş.
söylenecek hem çok şey var, hem de hiçbir şey.
bu halk için, inandığın değerler için, en zorlu koşullarda yaşayıp (aslında yaşayamayıp) ölmeye değer mi, bilmiyorum, artık emin değilim.
bıraktıkları onu hala yaşatıyor. iyi ki, iyi ki.
"adı, haritalarda bile bulunmayan
bir köyündenim anadolu'nun.
güzel şeylere hasrettir memleketim,
güzel şeylere hasret bu dünya.
yıllardır, kanda ve ateşte mısralarım...
memleket şarkıları kadar acılar çektim"
"kardeş, kardeş!
alkış tutan ellerini kesmedim,
tanklarımla tarhlarını ezmedim.
ben kendi halimle müthiş kişi
ben sevici sert ve delişmen…
ve hürlük kardeşlik çırasını
kendi hissemce götüren insan.
biliyorum bu dünyada
gökyüzü ve denizyüzü
cümle çiçek ve cümle yemişler vardır
biliyorum bu dünyada
yalnız ve yalnız insanlar
yani kardeşler vardır.
beni şehir şehir beni,
beni köy kent beni
beni usul, beni yolca götür
kardeşlik treni!
ağır yaralılar taşıyorum
incinmesin kollarım, ayaklarım, ellerim
işıltılı gündüzlere gitmeliyim
acılar, darağaçları, kelepçe demirleri!
bayram şenliklerine,
demokrasi şenliklerine gitmeliyim
uğruna şiir yazılan, döğüşülen, ölünen insanlar!
yeter değil bana
zaferlerin,
yıllardır gece hücumlarına
sokak savaşlarına katlandığım."
tam 40 yıl önce dün, 19 kasım 1981'de, 61 yaşında, ankara'da, yeğeninin evinde ölmüş. kendi evi bile olamamış hayatı boyunca. çok ağır işkenceler görmüş yaşadığı dönemin iktidarının zihniyetiyle ters düşünce. pek çok eseri, o baskı ve zulüm görürken kaybolmuş gitmiş.
söylenecek hem çok şey var, hem de hiçbir şey.
bu halk için, inandığın değerler için, en zorlu koşullarda yaşayıp (aslında yaşayamayıp) ölmeye değer mi, bilmiyorum, artık emin değilim.
bıraktıkları onu hala yaşatıyor. iyi ki, iyi ki.
"adı, haritalarda bile bulunmayan
bir köyündenim anadolu'nun.
güzel şeylere hasrettir memleketim,
güzel şeylere hasret bu dünya.
yıllardır, kanda ve ateşte mısralarım...
memleket şarkıları kadar acılar çektim"
"kardeş, kardeş!
alkış tutan ellerini kesmedim,
tanklarımla tarhlarını ezmedim.
ben kendi halimle müthiş kişi
ben sevici sert ve delişmen…
ve hürlük kardeşlik çırasını
kendi hissemce götüren insan.
biliyorum bu dünyada
gökyüzü ve denizyüzü
cümle çiçek ve cümle yemişler vardır
biliyorum bu dünyada
yalnız ve yalnız insanlar
yani kardeşler vardır.
beni şehir şehir beni,
beni köy kent beni
beni usul, beni yolca götür
kardeşlik treni!
ağır yaralılar taşıyorum
incinmesin kollarım, ayaklarım, ellerim
işıltılı gündüzlere gitmeliyim
acılar, darağaçları, kelepçe demirleri!
bayram şenliklerine,
demokrasi şenliklerine gitmeliyim
uğruna şiir yazılan, döğüşülen, ölünen insanlar!
yeter değil bana
zaferlerin,
yıllardır gece hücumlarına
sokak savaşlarına katlandığım."
devamını gör...
çağla şikel’in kitap okuma olayını başka bir boyuta taşıması
okunan kitabın şeyma subaşı tarafından yazılmış olan "sadece şeyma" kitabı olduğuna dair yemin edebilirim ama ispatlayamam.
devamını gör...
güne bir aforizma bırak
ancak biriyle çok iyi anlaşabilirim: kendi başına düşebildiği kadar düşmüş, günlük yanılgılarına dönmeye ne arzusu ne de gücü kalmış biriyle.
emile mihai cioran
emile mihai cioran
devamını gör...
vermeyince mabud neylesin sultan mahmud
--- alıntı ---
derler ki sultan mahmut'a kısmeti bağlı bir adamdan söz etmişler. sultan adamı bir de kendisi denemek istemiş.
bir koca tepsi baklava yaptırmış. üst tabakadan başka tepsinin her tarafına görünmeyecek şekilde altın dizdirmiş. adamını gönderip, ona tepsiyi birinin bir adağı diyerek kısmetsiz şahsa vermesini ve o şahsı takip etmesini emretmiş.
adamımız tepsiyi almış. yolda bir tanıdığına rastlamış. ikisinin de olaydan haberi yok. adamımız hikayeyi anlatınca, "senin," demiş - gerçek bir hayırseverlik duygusuyla-, "baklavadan çok paraya ihtiyacın var. al şu iki altını, sat tepsiyi bana." teklif adamımızın da işine gelmiş ve tepsiyi satmış.
sultan hikayeyi duyunca "fesüphanallah!" demiş. adamına, adamımızın her gün geçtiği köprünün, her gün geçtiği tarafına o gelmeden hemen önce altın dizmesini ve kenara çekilip izlemesini emretmiş.
adamımız köprüye gelince "ya!" demiş, "hep aynı taraftan geçiyorum, bu gün de diğer taraftan geçeyim, bir değişiklik olsun," demiş.
sultan hikayeyi duyunca, "ya hazreti pir!" demiş. adamımızı yaka paça beylik arazilerden birine getirmelerini emretmiş. getirmişler. adam korkudan tir tir titrerken ona bir kasnak verilmesini emretmiş ve adamımıza, "bu kasnağı atabildiğin kadar uzağa atacaksın. en son durduğu yere kadar olan arazi senin olacak," demiş.
adamımız kasnağı savurmuş. kasnak havada bir yay çizip gelmiş ayaklarının dibinde durmuş.
sultan "ya malik el mülk!" diye haykırmış, "getirin onu!" doğruca hazine odasına gitmişler. adama bir kürek verilmesini emretmiş. "küreği daldır, ne gelirse senindir." adam korku ve heyecandan küreği ters daldırmış ve gele gele bir metelik gelmiş.
sultan "kısmeti bağlı" olmanın ne demek olduğunu anlamış böylece.
raviyan-ı ahbar, nakilan-ı esrar zikr idürler kim "vermeyince mabut, neylesin sultan mahmut" meselini dahi şol sultan irad buyurmuştur.
--- alıntı --- buradan
derler ki sultan mahmut'a kısmeti bağlı bir adamdan söz etmişler. sultan adamı bir de kendisi denemek istemiş.
bir koca tepsi baklava yaptırmış. üst tabakadan başka tepsinin her tarafına görünmeyecek şekilde altın dizdirmiş. adamını gönderip, ona tepsiyi birinin bir adağı diyerek kısmetsiz şahsa vermesini ve o şahsı takip etmesini emretmiş.
adamımız tepsiyi almış. yolda bir tanıdığına rastlamış. ikisinin de olaydan haberi yok. adamımız hikayeyi anlatınca, "senin," demiş - gerçek bir hayırseverlik duygusuyla-, "baklavadan çok paraya ihtiyacın var. al şu iki altını, sat tepsiyi bana." teklif adamımızın da işine gelmiş ve tepsiyi satmış.
sultan hikayeyi duyunca "fesüphanallah!" demiş. adamına, adamımızın her gün geçtiği köprünün, her gün geçtiği tarafına o gelmeden hemen önce altın dizmesini ve kenara çekilip izlemesini emretmiş.
adamımız köprüye gelince "ya!" demiş, "hep aynı taraftan geçiyorum, bu gün de diğer taraftan geçeyim, bir değişiklik olsun," demiş.
sultan hikayeyi duyunca, "ya hazreti pir!" demiş. adamımızı yaka paça beylik arazilerden birine getirmelerini emretmiş. getirmişler. adam korkudan tir tir titrerken ona bir kasnak verilmesini emretmiş ve adamımıza, "bu kasnağı atabildiğin kadar uzağa atacaksın. en son durduğu yere kadar olan arazi senin olacak," demiş.
adamımız kasnağı savurmuş. kasnak havada bir yay çizip gelmiş ayaklarının dibinde durmuş.
sultan "ya malik el mülk!" diye haykırmış, "getirin onu!" doğruca hazine odasına gitmişler. adama bir kürek verilmesini emretmiş. "küreği daldır, ne gelirse senindir." adam korku ve heyecandan küreği ters daldırmış ve gele gele bir metelik gelmiş.
sultan "kısmeti bağlı" olmanın ne demek olduğunu anlamış böylece.
raviyan-ı ahbar, nakilan-ı esrar zikr idürler kim "vermeyince mabut, neylesin sultan mahmut" meselini dahi şol sultan irad buyurmuştur.
--- alıntı --- buradan
devamını gör...
normal sözlük moderasyonu
haklıyım ama mutlu değilim'den sonra ölmedim ama hafif sürünüyorum kullanıcı adlı yazarın da aralarına katılmasıyla değişik bir hal almıştır. bir sonraki moderatör ise muhtemelen düşünüyorum öyleyse yokum olacak.
moderatörlerin kullanıcı adları üzerinden bize bir şey anlatılmaya çalışılıyor sanırım ama ben henüz çözemedim. *
moderatörlerin kullanıcı adları üzerinden bize bir şey anlatılmaya çalışılıyor sanırım ama ben henüz çözemedim. *
devamını gör...

