anın fotoğrafı

ne içindeyim hayatın ne dışında
talihsiz bir pencere camı gibi
sert bir taşa çarpmışım
hayata keskin yanlarımla tutunmaktayım
kasım ayı kadar soğuk kanar organlarım
bir o kadar intihara teşne bulunmaktayım
kâh aşka meyleder kalbim kâh nefrete dalarım
bir kırık kalp kadar kararsızım
su olur yangınlara öz'üm
sel olur sabileri hayatın dışına atarım
kasım ayı kadar tezatlar kuşanmışım*
devamını gör...
laura palmer
twin peaks dizisinin konusu olan cinayete kurban gitmiş genç kadın. kendisini sherryl lee canlandırır.
devamını gör...
sirius
gece göreceğiniz en parlak yıldızdır kendisi. büyük köpek takımyıldızının bir parçasıdır. aslında ikili yıldız sistemidir. şimdi diyeceksiniz ki, e o zaman bu hile sayılmaz mı? bu arkadaşlar beraber parlayaraktan daha fazla ışık yayıyor. sayılmaz çünkü sirius b bayağı küçük. peki nasıl bulunur? en parlak yıldızı da bulamıyorsanız bir şey demek istemiyorum ama avcı takımyıldızının sol altında yer alır kendisi. şu saatlerde güney semalarında yer almakta.
devamını gör...
eğitim hayatınızdaki başarılarınız
full istikrar.
devamını gör...
eternals
daha çıkmadan günah keçisi ilan edilmiş marvel filmi. herkesler gömmüş de gömmüş. sonra birileri çıkıp demiş ki; filmde lgbti teması olduğu için çekemediler ve negatif yorumlara boğdular. daha sonra film kadrosundan bir eleman çıktı ve dedi ki; yorumlara bakılırsa doğru kişileri kızdırdık(homofobikleri kastetmiş). hal böyle iken eccik yorumları okuyayım dedim;
öncelikle büyük kısım filmdeki aksiyonu inandırıcı bulmadığı için negatif yorum yapmış. hatta bazıları daha ileri gidip yönetmen chloe zhao’nun aksiyonla pek alakası yok demeye getirmiş durumu.
sonrasında başka kısım yorumcular da filmi “fazla fantastik ve inandırıcılıktan uzak” bulmuşlar. ki bu avengers evreni için bile sırıtacak derecede imiş.
bir başka kısım ise bu film için oscar’lı yönetmen getirmenin mantığını çözememiş. basit bir aksiyon filmi için fazla miktarda karmaşadan dem vurmuş.
yanisi neresinden tutsanız elde kalan bir film denmiş. marvel fanları filmi nasıl bulur bilemem fakat bence düşük beklenti ile izlenirse güzel bir film görebilir izleyici. kaldı ki ben sıfır beklenti ile izleyeceğim.
yönetmen chloe, bu film için nolan ve villeneuve’den esinlendiğini ve ilham aldığını söylemiş. eğer böyle bir esinlenme gerçekten var ise ben filmi şimdiden beğendim demektir. fakat bu esinlenme sadece lafta kaldı ise sıkıntı. haa marvel fanlarının düşük tempolu film sevip sevmeyecekler konusu da ayrı muamma. neyse efendim bekleyip görelim.
son olarak, bu film için sinemaya gider miyim? evet giderim ama imax’e gitmek için ekstra yol tepmem. en yakın lokal sinemada izlerim. çünkü this is the way.
görelim bakalım film gerçekten homofobilerin gazabına mı uğramış yoksa gerçekten beş para etmez mi? *
öncelikle büyük kısım filmdeki aksiyonu inandırıcı bulmadığı için negatif yorum yapmış. hatta bazıları daha ileri gidip yönetmen chloe zhao’nun aksiyonla pek alakası yok demeye getirmiş durumu.
sonrasında başka kısım yorumcular da filmi “fazla fantastik ve inandırıcılıktan uzak” bulmuşlar. ki bu avengers evreni için bile sırıtacak derecede imiş.
bir başka kısım ise bu film için oscar’lı yönetmen getirmenin mantığını çözememiş. basit bir aksiyon filmi için fazla miktarda karmaşadan dem vurmuş.
yanisi neresinden tutsanız elde kalan bir film denmiş. marvel fanları filmi nasıl bulur bilemem fakat bence düşük beklenti ile izlenirse güzel bir film görebilir izleyici. kaldı ki ben sıfır beklenti ile izleyeceğim.
yönetmen chloe, bu film için nolan ve villeneuve’den esinlendiğini ve ilham aldığını söylemiş. eğer böyle bir esinlenme gerçekten var ise ben filmi şimdiden beğendim demektir. fakat bu esinlenme sadece lafta kaldı ise sıkıntı. haa marvel fanlarının düşük tempolu film sevip sevmeyecekler konusu da ayrı muamma. neyse efendim bekleyip görelim.
son olarak, bu film için sinemaya gider miyim? evet giderim ama imax’e gitmek için ekstra yol tepmem. en yakın lokal sinemada izlerim. çünkü this is the way.
görelim bakalım film gerçekten homofobilerin gazabına mı uğramış yoksa gerçekten beş para etmez mi? *
devamını gör...
william james sidis
1898~1944 yılları arasında yaşamış ve 300 ıq ile kayıtlara tüm zamanların en zeki insanı olarak geçmiş olan amerikalı matematikçi. ayrıca bilinen tüm dilleri öğrenip üstüne bir de vindergood isminde yeni bir dil yaratacak kadar olağanüstü dil becerilerine sahip olan bir dahi.
öylesine üstün bir zeka ki sidis sekiz aylıkken alfabeyi söküyor, bir buçuk yaşında günlük gazeteleri okumaya başlıyor, 11 yaşında harvard' a kabul ediliyor ki sidis bu üniversiteye kayıt olan en genç kişi olarak da tarihe adını yazdırıyor ve burada kısa sürede hocalara da ders verir hale geliyor. haliyle bu sıradışı ve üstün zeka ailesinin de yardımıyla çok geçmeden basının da dikkatini çekiyor ve o dönem kendisi hakkında pek çok parlak haber yapılıyor.
ancak sidis 16 yaşında matematik alanında ilerlemekten vazgeçiyor ve belki de geleceğinin ve kariyerinin tamamen değişmesine neden olacak olan bir karar verip hukuk fakültesine geçiyor. 20 yaşına geldiğinde ise kendisinin hem bir ateist hem de bir sosyalist olduğunu açıklıyor ve sırf bu nedenlerle o zamana kadar kendisini parlatan gazeteler artık sidis'i yerden yere vurmaya başlıyor.
hayatının dönüm noktası sayılabilecek olayını ise 21 yaşında yaşıyor. 1 mayıs 1919 günü yaşanan olaylarda yakalanıp tutuklanıyor ve iki yıl ceza alıyor. lakin ailesinin nüfusunu kullanması sayesinde bu tutukluluk ev hapsine çevriliyor. ama sidis bu olaydan sonra artık bilimden tamamen uzaklaşıyor ve 46 yaşında beyin kanaması nedeniyle hayatını kaybettiği güne kadar geçimini ufak tefek büro işleri yaparak sağlıyor .
tr.m.wikipedia.org/wiki/Wil...
öylesine üstün bir zeka ki sidis sekiz aylıkken alfabeyi söküyor, bir buçuk yaşında günlük gazeteleri okumaya başlıyor, 11 yaşında harvard' a kabul ediliyor ki sidis bu üniversiteye kayıt olan en genç kişi olarak da tarihe adını yazdırıyor ve burada kısa sürede hocalara da ders verir hale geliyor. haliyle bu sıradışı ve üstün zeka ailesinin de yardımıyla çok geçmeden basının da dikkatini çekiyor ve o dönem kendisi hakkında pek çok parlak haber yapılıyor.
ancak sidis 16 yaşında matematik alanında ilerlemekten vazgeçiyor ve belki de geleceğinin ve kariyerinin tamamen değişmesine neden olacak olan bir karar verip hukuk fakültesine geçiyor. 20 yaşına geldiğinde ise kendisinin hem bir ateist hem de bir sosyalist olduğunu açıklıyor ve sırf bu nedenlerle o zamana kadar kendisini parlatan gazeteler artık sidis'i yerden yere vurmaya başlıyor.
hayatının dönüm noktası sayılabilecek olayını ise 21 yaşında yaşıyor. 1 mayıs 1919 günü yaşanan olaylarda yakalanıp tutuklanıyor ve iki yıl ceza alıyor. lakin ailesinin nüfusunu kullanması sayesinde bu tutukluluk ev hapsine çevriliyor. ama sidis bu olaydan sonra artık bilimden tamamen uzaklaşıyor ve 46 yaşında beyin kanaması nedeniyle hayatını kaybettiği güne kadar geçimini ufak tefek büro işleri yaparak sağlıyor .
tr.m.wikipedia.org/wiki/Wil...
devamını gör...
nikol paşinyan
hep bu anı bekledim. n'oldu paşinyan?
devamını gör...
sadece seninle konuşuyorum deyip her yazara mavi boncuk dağıtmak
neden sadece bir kişiyle konuşayım aşamasında takılı kaldığım sorunsal. neeey konuşmada mı sayıylan yoksam? yönetim istifa yönetim istifa!(bkz: lol)
devamını gör...
oruç tutmayanın başı ağrısın
düşünce özgürlüğünden bir kesit. yersen.
malum günler hariç ramazanı full tutan biriyim. son 3 gündür tutamıyorum. dün ve evvelki gün müthiş bir diş ağrısı çekiyordum o kadar ki ağrı şakaklarımdaki damarları şişirdi. kafamın içi, kulağım, boğazım ve çeneme kadar ağrıyordu. işte ayakta durmak gerektiği için sakıncalı da olsa 2 3 saate bir ağrı kesici* içip ayakta durdum. dün akşam iş çıkışı gece 12 ye kadar açık olan nöbetçi dişçiye gidip kahrolası azı dişimi çektirdim ve azabım son buldu. tükürdükçe gelen kan ve tekrar ağrı olması ihtimaline karşılık sahura kalksam da niyet etmedim ve bugün de oruçlu değilim. nasip yarına ve arefe gününe inşallah.
şimdi bu ve benzeri zaruri halleri göremeyecek saman kafalı insanları görüyorum da komik gerçekten.
adama derler ki; kalbini yarıp baktın mı?
malum günler hariç ramazanı full tutan biriyim. son 3 gündür tutamıyorum. dün ve evvelki gün müthiş bir diş ağrısı çekiyordum o kadar ki ağrı şakaklarımdaki damarları şişirdi. kafamın içi, kulağım, boğazım ve çeneme kadar ağrıyordu. işte ayakta durmak gerektiği için sakıncalı da olsa 2 3 saate bir ağrı kesici* içip ayakta durdum. dün akşam iş çıkışı gece 12 ye kadar açık olan nöbetçi dişçiye gidip kahrolası azı dişimi çektirdim ve azabım son buldu. tükürdükçe gelen kan ve tekrar ağrı olması ihtimaline karşılık sahura kalksam da niyet etmedim ve bugün de oruçlu değilim. nasip yarına ve arefe gününe inşallah.
şimdi bu ve benzeri zaruri halleri göremeyecek saman kafalı insanları görüyorum da komik gerçekten.
adama derler ki; kalbini yarıp baktın mı?
devamını gör...
i am melting lannn melting
göz açıp kapayana kadar ortadan kaybolmuş olan yazar. umarım dünkü mevzuyla ilgisi yoktur ve her ne sıkıntısı varsa halledip döner.
eğer ilgisi varsa da sadece şunu söyleyeceğim: çok gidiyorsunuz insanların üzerine bazen arkadaşlar. yapmayın bunu. olay çok basit: kendinize yapılmasını istemediğiniz hiçbir şeyi başkasına da yapmayacaksınız.
birkaç saat şurada yazıp çizip kapatıp gidiyoruz hepimiz. ciddiye almayın diyenler yapıyor en çok da bu "öyle yazmayın böyle yazmayın" deme işlerini.
of neyse, sabah sabah içim şişti! rahat bırakalım lütfen hepimiz birbirimizi.
eğer ilgisi varsa da sadece şunu söyleyeceğim: çok gidiyorsunuz insanların üzerine bazen arkadaşlar. yapmayın bunu. olay çok basit: kendinize yapılmasını istemediğiniz hiçbir şeyi başkasına da yapmayacaksınız.
birkaç saat şurada yazıp çizip kapatıp gidiyoruz hepimiz. ciddiye almayın diyenler yapıyor en çok da bu "öyle yazmayın böyle yazmayın" deme işlerini.
of neyse, sabah sabah içim şişti! rahat bırakalım lütfen hepimiz birbirimizi.
devamını gör...
corona göçü
corona virüs tedbirleri kapsamında alınan tam kapanma kararlarının hemen ardından görülen büyük şehirlerden küçük şehirlere, köylere, yazlıklara olan göçtür. kapanma süresi bitiminde de tam ters yöne yapılır.
devamını gör...
gaziantep
yemek kültürleriyle meşhur şehrimizdir. hiçbir şey yapmadan sadece o muhteşem mutfağıyla bile sizi fazlasıyla tatmin eder. acılı kebapları diğer şehirlerde yediklerinizden çok daha güzeldir. beyran diye meşhur bir yemekleri var, benim gittiğimde beyranı ile ünlü olan yer kapalı olduğu için sokak arasında bir yerde denemek için yemiştim. bol acılı olduğunu hatırlıyorum ancak öylesine bir yerden yediğimden olsa gerek aman aman beğenmemiştim. normalde baklava sevmeyen ben orada yediğim baklavaya bayılmıştım. katmeri ise anlatılmaz arkadaşlar. şeker komasına girme ihtimaliniz yüksek. benim tatlılarla pek aram yok buna rağmen beğenmiştim. 2 yıl önce şahinbey ilçesine gitmiştim ve çok beğenmiştim. gezilecek tarihi yerleri de mevcut muhteşem bir şehir. kesinlikle ileride tekrar gitmek, gezmek ve en çok da tatmak istediğim yerler arasında.
devamını gör...
cat stevens sendromu
din insanların kendi içinde bir olaydır, dolayısıyla dini duyguları konusunda kimseye hesap vermek zorunda değildir. isterse, 50 yaşına kadar dindar olur, sonra içkiye başlar, ister 5 vakit namazını kılar ardından içkisini içer, ister 10 yaşında namaza başlar, islamın yasakladığı hiçbir şeyi yapmaz, ister hayatı boyunca alnı secde yüzü görmez. kişinin bileceği iştir, hiç kimse de bunun için onu eleştiremez, ayrıca her sakal bırakan kişi taliban da değildir. eğer onu eleştirirseniz, sizin, oruç tutmadığı için insanlara hakaret edenlerden veya namaz kılmayan insanları hakir görenlerden bir farkınız kalmaz..
ayrıca, cat stevens 'in islam hakkındaki konuşmalarını ve uygar fikirlerini bilmeyenlerin uydurduğu sendromdur.
ayrıca, cat stevens 'in islam hakkındaki konuşmalarını ve uygar fikirlerini bilmeyenlerin uydurduğu sendromdur.
devamını gör...
istanbul sözleşmesi
istanbul sözleşmesi, kadınların; her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı korunmasını esas alan sözleşmedir.
özellikle son yıllarda belirli bir kesim heteroseksüel ve beyaz ya da kendini beyaz sanan erkekler (beyaz zannedenlere örnek olarak türk erkekleri mesela) ve ataerkil sistem yanlısı -stepne- kadınlar tarafından sürekli olarak söz konusu sözleşmenin, toplumun ve geleneksel aile kurumunun köküne dinamit koyacağı; bu durumun ise ne kadar kötü ve dehşet verici olduğu iddiası pompalanıyor. bu yapılan, basbayağı imtiyazlı bir kesimin mevcut imtiyazlarını kaybetme korkusuyla zehirli ve tarihi geçmiş fikirlerini bilinçli ve sistematik bir biçimde empoze etmeye çalışmasıdır. özellikle sosyal medya gibi anonim ve sanal mecralarda, son zamanlarda sıkça karşılaşılan bir durum artık bu. temelinde ise aynı, politikacılar ve din adamları tarafından yüzyıllardır insanları sindirmek ve bilinçlenmelerini önlemek maksadıyla kullanılan basit bir yöntem var; korku.
bu kesim, insanları sürekli olarak geleneksel aile ve benzeri eşitsizlik temelli kurumların ne kadar "iyi, ne kadar "güvenli" olduğuna inandırmaya çalışırken diğer taraftan bu "güvenli alandan" ayrılınca toplumun ne denli büyük bir kargaşaya sürükleneceği, nasıl yıkılacağı, her şeyin ne kadar kötü olacağı üzerine laf ebeliği yapıp durmakta. elbette onların gözünde "alternatif" diye bir şey söz konusu değil veya buna gayet art niyetli olarak değinmiyorlar.
şunu açıklığa kavuşturalım; insanlık tarihinde "geleneksel" aile kurumu var olmadan çok önce dahi insanlar topluluklar halinde yaşıyor ve bu topluluklarda çeşitli "düzenler" hüküm sürüyordu.
bu bahsedilen "geleneksel yapı" ezeli olmadığı gibi zamanla her "geleneksel" sosyal sistem parçasında ortaya çıkan entropi ve yozlaşmadan nasibini almıştır. bu noktada değişim bir gereklilik olmanın ötesinde kaçınılmazdır ve yine doğanın bir kanunu olarak (evet, malum kesimin o çok sevdiği ama sürekli kendi çıkarlarına çalışan doğa kanunları) değişim gerçekleştiğinde uyum da olağan ve kaçınılmaz olacaktır. elbette ki değişim süreçleri sancılı olur ancak yozlaşmış bir düzenin, sistemin veyahut kurumun çöküşü hiçbir toplumda, gezegende veya paralel evrende kaosa falan yol açmayacaktır.
dipnot: bu tür felaket tellalığı içeren söylemlerde çoğu zaman "ben kadına/kediye/kuşa/bilmem neye şiddeti savunmuyorum a.m.a " diyen bir güruh var. ne yazık ki yaptıkları beceriksiz bir rasyonalizasyon yapma çabasından öteye gitmiyor.
özellikle son yıllarda belirli bir kesim heteroseksüel ve beyaz ya da kendini beyaz sanan erkekler (beyaz zannedenlere örnek olarak türk erkekleri mesela) ve ataerkil sistem yanlısı -stepne- kadınlar tarafından sürekli olarak söz konusu sözleşmenin, toplumun ve geleneksel aile kurumunun köküne dinamit koyacağı; bu durumun ise ne kadar kötü ve dehşet verici olduğu iddiası pompalanıyor. bu yapılan, basbayağı imtiyazlı bir kesimin mevcut imtiyazlarını kaybetme korkusuyla zehirli ve tarihi geçmiş fikirlerini bilinçli ve sistematik bir biçimde empoze etmeye çalışmasıdır. özellikle sosyal medya gibi anonim ve sanal mecralarda, son zamanlarda sıkça karşılaşılan bir durum artık bu. temelinde ise aynı, politikacılar ve din adamları tarafından yüzyıllardır insanları sindirmek ve bilinçlenmelerini önlemek maksadıyla kullanılan basit bir yöntem var; korku.
bu kesim, insanları sürekli olarak geleneksel aile ve benzeri eşitsizlik temelli kurumların ne kadar "iyi, ne kadar "güvenli" olduğuna inandırmaya çalışırken diğer taraftan bu "güvenli alandan" ayrılınca toplumun ne denli büyük bir kargaşaya sürükleneceği, nasıl yıkılacağı, her şeyin ne kadar kötü olacağı üzerine laf ebeliği yapıp durmakta. elbette onların gözünde "alternatif" diye bir şey söz konusu değil veya buna gayet art niyetli olarak değinmiyorlar.
şunu açıklığa kavuşturalım; insanlık tarihinde "geleneksel" aile kurumu var olmadan çok önce dahi insanlar topluluklar halinde yaşıyor ve bu topluluklarda çeşitli "düzenler" hüküm sürüyordu.
bu bahsedilen "geleneksel yapı" ezeli olmadığı gibi zamanla her "geleneksel" sosyal sistem parçasında ortaya çıkan entropi ve yozlaşmadan nasibini almıştır. bu noktada değişim bir gereklilik olmanın ötesinde kaçınılmazdır ve yine doğanın bir kanunu olarak (evet, malum kesimin o çok sevdiği ama sürekli kendi çıkarlarına çalışan doğa kanunları) değişim gerçekleştiğinde uyum da olağan ve kaçınılmaz olacaktır. elbette ki değişim süreçleri sancılı olur ancak yozlaşmış bir düzenin, sistemin veyahut kurumun çöküşü hiçbir toplumda, gezegende veya paralel evrende kaosa falan yol açmayacaktır.
dipnot: bu tür felaket tellalığı içeren söylemlerde çoğu zaman "ben kadına/kediye/kuşa/bilmem neye şiddeti savunmuyorum a.m.a " diyen bir güruh var. ne yazık ki yaptıkları beceriksiz bir rasyonalizasyon yapma çabasından öteye gitmiyor.
devamını gör...
sizi neden işe alalım sorusu
personele ihtiyacınız olduğu için olabilir mi alüminyum? diye cevaplamak istediğim gerzek soru cümlesi.
sanırsın harvard mezunu bilgisayar mühendisi olarak microsoft'a başvuruyoruz babasını satayım. kıytırık bir kurumun kıytırık bir personel kadrosu için sorduğu sorulara bak. bu ik kadrolarındaki ego şirketin ceo'sunu bile gölgede bırakır.
sanırsın harvard mezunu bilgisayar mühendisi olarak microsoft'a başvuruyoruz babasını satayım. kıytırık bir kurumun kıytırık bir personel kadrosu için sorduğu sorulara bak. bu ik kadrolarındaki ego şirketin ceo'sunu bile gölgede bırakır.
devamını gör...
evlilik
garip bir olay. doğru kişiyle olursa şahane olur.
ama yanılmışsanız, hele birde erkekseniz ayvayı yediniz.
çoluk çocuk olmasa da kan alır gibi alır o nafakayı devlet.
ama yanılmışsanız, hele birde erkekseniz ayvayı yediniz.
çoluk çocuk olmasa da kan alır gibi alır o nafakayı devlet.
devamını gör...
orta çağ'da yaşayacak olsan yapacağın meslek
rahibe olurdum. muhtemelen şeytan çıkarma ritüellerini sabote ederdim.
devamını gör...
evde civciv beslemiş normal sözlük yazarları
bir kez zorla aldırmıştım anneme pazardan. ilk başta güzeldi cik cik cik. sonra büyüyorlar olmuyor. babaannemin tavukları vardı o dönem o büyütmüştü civcivleri. horoz olmuştu ikiside.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
kaşkolnikov doğru dersin sakin olmalı
geceyi bekleyip doğru hamle yapmalı
ama o kadın der ki 4 aydır bekliyorum
çıksın gelsin saat dokuzda geliyorum
geceyi bekleyip doğru hamle yapmalı
ama o kadın der ki 4 aydır bekliyorum
çıksın gelsin saat dokuzda geliyorum
devamını gör...
