gastroözefageal reflü hastalığında en sık uygulanan anti reflü operasyonuna verilen özel isimdir.
midenin fundus kısmı özofagusun alt 4-5 cm'lik bölümü etrafına sarılarak alt sfinkterin basıncının artmasına böylece mideden geri dönüşü azaltma işlevi görür.
devamını gör...

diğer adı temizlik günü olan kutsal pazar gününün gecesinde,
uyku öncesi solunan yeni çarşaf ve yeni yastık kılıfı kokusu.
devamını gör...

büyük okyanus'un güneyinde bulunan fransız denizaşırı toprağı (bir parçası olmamakla birlikte hakimiyeti altında bulunan) ada. ismini tahiti dilindeki ilk doğum anlamına gelen "pora pora"dan almıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çocuklarda sık karşılaşılan karanlıkta kalmaktan korkma durumudur. karanlıktan korkma genellikle karanlıkta tek başına kalmaktan korkma şeklinde gerçekleşir. çeşitli travmalar neticesinde ilerleyen yaşlarda da görülebilir. çocukluğumdan beri uyku problemi yaşayan bir insan olarak buna dönem dönem karanlıkta tek kalma korkusunun da eklenmesiyle neredeyse hastalığa evrilecek hale gelmişliği çok olmuştur. havanın kararmasıyla beraber vücudun strese girmeye başlar ve ona göre tepkiler verir. hayat kalitesini oldukça düşüren bir şey olmakla beraber tek başına aşılamazsa bir uzman yardımıyla aşılabilecek bir durumdur.
devamını gör...

trip değil acı çektiği için gergin oluyor. sizin grip olunca nazlanmanla " aşkım yemin ederim normal grip değil bu her tarafım ağrıyor" demenizle ve her şeye küsmenizle eşdeğer beyler.
devamını gör...

aslında olması gerekeni ortaya koyan insanlardır.
saygılı olmak normal olması gereken bir şeydir.
biz saygı görünce şaşırıyoruz ve aşırı saygı gösterdiğini düşünüyoruz.
ve yapmacık geliyor bize samimiyetsiz geliyor.
devamını gör...

kadına atfedilen güzellik algısı da dahil her şeye muhalif olan, harika müzikler yapan yetenekli kadın.
datlım gıymatlım
dileyen herkes üstüne alınabilir. *
devamını gör...

boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor.
gidip kanka yapacağım meşru yollardan olmuyor.
kim arkamdan ne derse desin. yeter artık canıma tak etti.
devamını gör...

evet o para bizden çıkıyor ve işçilere gidiyor zaten olması gereken bu değil mi? 5275 tl istanbul gibi bir yerde çok yüksek değil. üniversite mezunu olup daha düşük ücrete çalışamamızın sebebi bu durum değildir diye düşünüyorum.
devamını gör...

''bak bu güzel seversin bunu.'' cümlesi de söyleniyor ise kendinizi çok minnoş hissedeceğiniz hediye çeşididir.
seni az çok tanımış, neyi seveceğini biliyor, okurken aldığı keyfi senin de almanı istiyor.
sevin böyle insanları*
devamını gör...

ona sürekli üvey olduğunu düşündürecek hikayeler anlatırdım. bazen ben de inanırdım anlattıklarıma. sonuçta ailenin fiziksel özelliklerine aykırı doğması benim problemim değildi.

mesela kirli sepetin içine girip banyoya gireceği zaman böh yapıp korkuttuğum çok olmuştur.

bazen yastık altına babacigimin giyilmiş çoraplarından koyar, bazen o uyurken, kendi elleriyle hareket çekiyormuş gibi yapıp bunu videoya alırdım.

en sevdiği abur cuburu yer boş paketin içine peçete koyar güzelce yapışkanla yapıştırırdım.

bana vuruyormuş gibi sesler çıkartıp annemi üstüne saldigim ya da suçlu olduğum olayda oyunculuk yeteneğimle üstüne iftira attığım çok olmuştur.
ama o benim en sevdiğim kardeşimdi. (2 kardeşiz bu arada) . ona her şeyi yapar, bir başkasının yapmasına izin vermez onu korurdum böyle de güzel ablayımdır.

t: yazarlarin ne kadar iyi abi-abla olduğunu anlamamıza yarayan başlıktır. ben elendim siz devam edin.
devamını gör...


voltaire bu kısa felsefi romanda, pope ve leibnizin ifade ettiği insanlığa ve evrene dair iyimser görüşleri yerle bir ediyor. kitabın ana karakteri candide adında bir gençtir. adının anlamı masumiyeti ve saflığı ifade eder. kitabın başında bir uşak olan candide, efendisinin kızı cunegondeye karşı umutsuz bir aşk beslemektedir ancak sevdiği kızla uygunsuz bir durumda yakalanınca çalıştığı şatodan kovulur. bundan sonra candide'in maceraları başlar. voltaire, kitaptaki özel felsefe hocası panglossu leibnizin felsefesini karikatürize etmek için kullanır. pangloss başına ne gelirse gelsin, doğal afet, savaş, tecavüz ya da kölelik, her tanık olduğu felaketi mümkün olan ne iyi dünyada yaşadıklarının kanıtı sayar. her felaket onun inançlarını sorgulamasına neden olacağına, her şeyin iyi olduğu, her ne olduysa en hayırlı sonuç için olduğu inancını pekiştirir. voltaire panglossun gözünün önünde olanları görmeyi nasıl reddettiğini zevkle, uzun uzun anlatır, amacı leibnizin iyimserliğiyle dalga geçmektir. ama leibnizin hakkını yememek gerekir. leibniz kötülüğün olmadığını değil, var olan kötülüğün, mümkün dünyaların en iyisinin ortaya çıkması için gerekli olduğunu savunuyordu. gelgelelim voltaire dünyada çok fazla kötülük olduğu için leibnizin haklı olamayacağını söyler. bu , en iyi sonuca ulaşmak için gereken asgari kötülük olamaz. dünyada leibnizin haklı olmayacağı kadar çok acı ve keder vardır. okuması zevkli ve ironilerle dolu eserdir. ayrıca sanırım bir dönem türkiye de basımı yasaklanmıştır.


- korkmuş, şaşırmış, çılgına dönmüş olan candide, kan ve ter içinde titreyerek, kendi kendine, "mümkün olan dünyaların en iyisi burası ise ötekiler kim bilir nasıldır?" diye soruyordu. " yalnızca dövülmekle kalsam iyi... bulgarlar da beni dövdüler. evet, beni dövdüler, ama ey benim sevgili panglossum ey filozofların en büyüğü, nedenini bile bilmeden, sizin asıldığınızı da mı görecektim? ey benim sevgili anabaptist dostum, insanların en iyisi, sizin de limanda boğulmanız mı gerekiyordu? ey matmazel cunegonde, kızların incisi, sizin karnınızın yarılması da mı kaçınılmazdı?" sy 47
devamını gör...

tanımlanabilir olmayan bir kavramdır. ama tanımlanmaya değerdir de aynı zamanda. en azından uğraşmak gerekir. uğraşalım o zaman.

uzunca bir süredir dünya üzerinde bulunduğumu düşündüğüm için iç rahatlığıyla dünya hakkında fikir beyan etme şımarıklığını gösterebileceğimi düşünüyorum. ve gözlemlerimi uzmanlarla paylaşıp fikir alışverişinde bulunduktan sonra ortaya çıkardığım sonuçlara göre dünya bir deliler evidir.

zannettiğimiz gibi uzay boşluğunda üzerinde yaşam olan tek gezegen biz değiliz. bu kadar büyük bir karmaşa yaşamamızın nedeni de bu aslında. gezegenin babil kulesi gibi olmasının nedeni hepimizin farklı gezegenlerden evren konseyi kararıyla hiçbir işe yaramayan bu gezegene sürgün olarak gönderilmiş olmamızdır.

aklınızdaki bazı soruların cevap bulmaya başladığını hissediyorum. o zaman devam edeyim.

başka gezegenlerde uyum sağlayamayan, gerekli olgunluğa erişemeyen, toplum içinde yaşamayı beceremeyen, zihinsel gelişimini tamamlayamayan herkesi bu zavallı gezegene yolladılar. biz de genlerimizde olan kötülük hissinden de feyz alarak berbat bir gezegen ortaya çıkardık.

bu yüzden bizim delilik diye tabir ettiğimiz şey aslında tüm dünya ahalisinin genetik mirasıdır.

peki hepimiz bu delilikten mustarip isek neden hala içimizden bazılarına deli demeye devam ediyoruz?

çünkü doğamız gereği eksik yaratıklar olduğumuz için bir şekilde bir üstünlük duygusu yaşama derdindeyiz. herkesin zayıf olduğu bir toplumda birazcık kilolu olanlara şişman denir, herkesin şahin gözlerine sahip olduğu bir toplumda ise miyoplar kör sayılır. herkesin deli olduğu bir toplumda biraz daha ayrıksı olanlar deli sayılacaktır elbette.

delilik sahip olmadığımız ait olduğumuz bir kavramdır.
devamını gör...

henüz yazar değil okuyucu ve beğenici olanlardır zannımca.kendilerini yazmak için hazırlıyor olabilirler.
devamını gör...

ne kadar şanslı insanlar diye onlar adına sevinip, mutluluklarının hiç tükenmemesini yürekten dilemek.
mutlu çift, mutlu aile demek , mutlu aile de mutlu çocuklar...
devamını gör...

ya okumuyor işte alüminyum hayal de bile! diyelim ki diye iç mi dökülür ekşi özentiliğinizi ayrı sizi ayrı şaapıcam sonunda !

herkes romantik tospaa .
devamını gör...

aslında atanan rektörden ziyade, tepeden inme atamalara ve üniversitelerin özerkliğine karşı alınan tavırlaradır eleştiriler.

fakat hilal kaplan gibi düşünenlerin bu durumu görmezden geldikleri bellidir. popülist söylemler ile “milleti” arkasına alma çabasıdır. ayrıca metnin altında “elit” kötülemesi de vardır.
devamını gör...

sabır ve iyi niyet. sınandıkça ve suistimal edildikçe ikisi de tükeniyor. tükendiği zaman da, bu duruma neden olan herkesi bir kalemde silerken bir an bile tereddüt etmiyorsunuz.
devamını gör...

okurken kalbim sıkıştı. kim bilir ne derdi var. hiç bir yardımı da kabul etmiyor yazılmış. insan psikolojisi öyle hassas öyle tuhaf ki. onu bu hale ne getirmiş diye düşünmeden duramıyorum.
devamını gör...

paulstadt mezarlığında yatanlardan biri de benim ve bu yüzden robert seethaler’a kırgınım. belki anlatmaya değecek bir hikaye yaşamadım ölmeden önce, o kadar matah da bir hayat değildi benimki belki de ama en azından benden de bir iki satırla bahsedebilir, beni de ölümden sonraki duygularımı anlatmam için çağırabilirdi. halbuki ben robert’ın konuştuğum dilde yayımlanan bütün kitaplarını okudum, hem de büyük bir keyifle. eğer sohbet etme şansımız olsaydı da bence çok iyi bir dostluk kurabilirdik onunla ama olmadı. benim mezarıma dönüp bakmadan geçti ve ben hiçliğin ortasında bir hiç olarak hiçbir şey hissetmediğimi düşünerek ve hiçbir şey yapmayarak öylece kalakaldım nietzsche’nin bıyıkları gibi.

ben yine de size ölmeden önceki hikayemi anlatacağım. bu hayat hikayesinin kurgusunu kimin yaptığını ise asla bilemeyeceksiniz. ben mi, yoksa tanrı mı?

izmir’de bir üniversite öğrencisi olarak yaşamaya başladığımda içimdeki kötülük tohumunun filizlenmeye başladığını hissetmiştim. izmir’de ölüp paulstadt mezarlığına gömülme nedenimi merak edeceksiniz elbette ama edebiyat her sorunuza cevap vermek zorunda değildir, anlatılmayan şeylerin altında da bir hikaye gizlidir ve siz ölü bir adamı kızdırmak istemezsiniz, hele de bu adamın içinde dönüm dönüm kötülük tarları varsa.

kötülüğün filizlenmeye başlaması öyle aniden olmadı zira ben bir çiçek değilim ve olmaya da niyetim yok, zaten eğer bir gün mezarımı ziyaret ederseniz üstünde sadece kurumuş toprak göreceksiniz.

kötülüğün büyümeye başladığını ilk anladığım gün amaçsızca sokaklarda dolaşıp edebi edebi etrafa bakıp yazacak bir şeyler arıyordum çünkü ben yeteneksiz bir yazarım ve hayal gücüm o kadar zayıf ki etrafı izleyip öykü toplamaktan başka bir yöntem bilmiyorum. o anda beyaz bir araba 50 metre ötemde durdu ve arabadan kıvırcık saçlı su gibi bir kız indi. arabadaki adamla birbirlerine bağırdılar bir süre sonra arabadaki adam kızı saçlarından yakalayıp zorla arabaya sokmaya çalıştı. kimse müdahale etmedi elbette. neden sonra bir adam arabaya doğru yürüdü ve kızı kurtarmaya çalıştı ancak arabadaki adam “ namus meselesi” deyince ateşe değmiş gibi geri çekildi. arabadaki adam artık arabada olan kıvırcık saçlı kızla birlikte uzaklaştı gitti. ben bir şey yapmadım, üzüldüm elbette ama hiçbir şey yapmadım, birisi bir şey yapsın diye bekledim ama hareket bile etmedim. sonra da bu olayı unutmaya ve yazacak bir şeyler bulmaya çalışmaya devam ettim.

o gün eve gittiğimde tuhaf bir şekilde artık boyumun eskisi kadar uzun olmadığını fark ettim, en az beş santim kısaltmıştım. tuhaftı ama gerçekti de aynı zamanda.

ertesi gün yine öykü dilenciliğine çıktığımda benden daha düşkün bir durumda olan bir dilenci ile karşılaştım. aslında karşılaşmadık. ben onun her zaman oturduğu yerden geçerken göz göze geldik. sadaka verme konusunda çok tecrübeli olmadığım için elimi cebime atıp ne kadar param var diye baktım. ben elimi cebime atınca dilenci adamın gözlerinde bir ışık gördüm ama elim cebimde bozukluğa denk gelmeyince sanki amaç para çıkartmak değilmiş gibi elimi cebimde tutup yürümeye devam ettim. ilerideki büfeden sigara alınca büfecinin verdiği bozuklukları cebime koyarken dilencinin umudu geldi aklıma ama kendi kendime muhtemel onun benden zengin olduğunu hatırlatıp yoluma devam ettim, öyle olmadığını bilsem de.

akşam eve geldiğimde yine boyumun kısaldığını gördüm, hem de 7-8 santim kadar. zaten çok uzun boylu değildim, bir de iki günde 10 santimden fazla kısalmak içime bir korku saldı ama aldırmadım. ben, beni oyalayan seslerle o kadar mutluyum ki aldırmam.

sonraki günlerde okul bahçesinden önüme düşen topa vurur gibi yapıp yola kaçmasına müsade ettim, çocukların nefret dolu bakışları eşliğinde. para üstünü yanlış veren marketçi kadar dalgınmış gibi davrandım, sigara izmaritini çöp kutusu bulamamış gibi yaparak mazgala doğru attım ama yeteneksiz olduğum için izmarit sokağa düştü ki bu mazgal daha sonra yine karşıma çıkacaktı. çayı soğuk getiren garsona terslenip çayı geri yolladım, otobüse selam vererek binen amcayı görmezden gelip sahte uykuma devam ettim, telefonum çalınca bağıra bağıra konuştum, kedi köpekle dalaştım, ağaçların dallarını kırıp yapraklarını kopardım ve sonunda üç santimlik bir oluşuma dönüştüm ve az önce adı geçen mazgala düşüp kayboldum bu dünyadan. derler ki o gün bugündür bir köpek gelip o mazgalın başında beklermiş her gün. ya ibret almak için ya da oh olsun demek için.

velhasıl ben bu yüzden öldüm, incelikler yüzünden. dünya halklarının ölme nedeniyle aynı neden aslında ama benim için anlamlı çünkü herkes kendin ölümünü önemser. keşke robert da önemseyip iki satır yazsaydı benim için. yazmadı. şimdi burda onun gelmesini bekliyorum. bir incelik göstermesi gerekirdi bence.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim