yazarların en sevdiği pokemon
seni seçtim pikaçu.
devamını gör...
prefrontal lobotomi
beynin alın lobunun akmaddesindeki sinir lifleri kesilerek uygulanan cerrahi girişim.
devamını gör...
bir yazar ile karşılıklı artı oy vermek
bir çeşit, seni taktir ediyorum güzel insan mesajı vermektir.
hatların kontörlü olduğu dönemde çaldırıp kapatmaktır.
hatların kontörlü olduğu dönemde çaldırıp kapatmaktır.
devamını gör...
klitoris
kadınların, cinsel ilişkiden zevk almaması için sünnet edildiklerinde kesilen organ.
devamını gör...
üniversitede ilk tanışılan kişiler
önceden tanışıklığın olan biriyle üniversitenin ilk günü karşılaşmak sayılıyorsa eski kocam.
yine, yeniden bir anıyla karşınızdayım sevgili kafadaşlarım. hazır mıyız?
şimdi efendim, sanki ben, şu lise bitsin bir daha kapısından geçmeyeceğim bu okulun diyerek 4 yıl boyunca gün saymamışım, sanki öss sonuçları açıklandıktan sonra yaz tatilinin bitmesini sabırsızlıkla beklememişim, büyümeye aceleci, üniversiteli olmayı erişilebilecek en havalı makam addetmiş bir insan evladı değilmişimcesine okul 2 ekim 2006 pazartesi günü açılmış olmasına rağmen çarşamba günü okula "teşrif edecek" kadar coolluğu saçma kurgulamış bir insandım ergenken, evvela onu söyleyeyim. burnum beş karış havada, bahçede çömez olduğumu belli etmeyeceğim diye tripten tribe hunharca savrulacak tutum ve davranışlar içerisinde, güneşli bir çarşamba öğleden sonrası banka çöküzlemiş sigara içmekteyken ben, birinin size gözünü dikmiş bakarken yaşadığınız o garip hissiyat vardır ya hani, heh işte onun içimde büyüdüğünü fark ettim. okuduğum kitaptan kafamı kaldırdım, sağa sola bakındım ve göz göze geldik. yani, tamam yakışıklı adamdı. ama açıkçası o esnada odaklandığım "ohooo dakka bir gol bir" g.t kalkmasıydı, itiraf ediyorum. döndüm kitabıma, hiç renk vermediğimi düşünerek, ama nabız hızlandı bir kere. miko durur mu? tekrar baktım o yana asla anlamadığım 3-5 satır daha okuduktan sonra; hala bakıyor. tek başına oturuyor, sigara içiyor ve o da ne, şimdi de gülümsüyor! o esnada, iç sesimin "allahım yarappim yaa" nidasını mı, yoksa yüz kaslarımın bana oynadığı "oha lan ben de mi gülümsüyorum acaba şu an" oyununu mu daha çok dert ettim tam anımsayamıyorum ama ok yaydan çıkmıştı artık yani, orası çok net. elimi ayağımı nereye koyacağımı falan karıştırdım bir süre. 3. sınıf kantin kahvesini banktan yere düşürdüm gibi gibi şeyler. bir daha baktım ki artık gülümsemiyor bildiğin gülüyor herif. sinirlendim tabi bu defa. asla pas vermeyeceğime, o gülümsemeyle kahkaha arasında, pisliğe çok da yakışan gerçek gülücük esnasında karar verdim. dedim bu ilk gün bakışması ile sınırlı kalacak adama son bir kez dikkatli bakayım bakalım neye benziyormuş ve fark ettim ki o anda, tanıyorum ben bir yerden bunu. haa mevzu buymuş. o da beni bir yerden tanıyormuş da bakıyormuş. ohh içim rahatladı diye telkinler telkinler üstüne, kalktım banktan yürümeye başladım buna doğru. o bana bakıyor, ben ona. yürüyorum dimdik. dümdük? aramızda 3-5 mt kaldı, o oturduğu yerde bi' toparlandı, ben yürümeye devam ediyorum, yana döndü, profilden baktım bir daha alıcı gözle, cıks değil. en son en az 6-7 yıl önce paten kaydığım, bizim sitedeki çocuk değil bu. çok benziyor ama değil yani. iş attı, ben de oltaya geldim, şimdi de tanışmaya gidiyorum. vazgeç kızım miko dedim ve hiçbir şey olmamış gibi önünden geçtim gittim yanındaki allahtan boş olan banka oturdum. saçmalığın dik alası. döndü bana baktı ne yapıyorsun der gibi, ben de ona tabi, ya sen o musun diye sordum, hahah o'yum sen de miko'sun dedi, gülüştük, kalktı yanıma geldi.
2 gün sonra sevgili olduk. 7 yıl sonra evlendik. 6 yıl sonra da boşandık. 4 ekim 2006'da açılan çember 18 haziran 2020'de kapandı. büyükmüşse demek.
yine, yeniden bir anıyla karşınızdayım sevgili kafadaşlarım. hazır mıyız?
şimdi efendim, sanki ben, şu lise bitsin bir daha kapısından geçmeyeceğim bu okulun diyerek 4 yıl boyunca gün saymamışım, sanki öss sonuçları açıklandıktan sonra yaz tatilinin bitmesini sabırsızlıkla beklememişim, büyümeye aceleci, üniversiteli olmayı erişilebilecek en havalı makam addetmiş bir insan evladı değilmişimcesine okul 2 ekim 2006 pazartesi günü açılmış olmasına rağmen çarşamba günü okula "teşrif edecek" kadar coolluğu saçma kurgulamış bir insandım ergenken, evvela onu söyleyeyim. burnum beş karış havada, bahçede çömez olduğumu belli etmeyeceğim diye tripten tribe hunharca savrulacak tutum ve davranışlar içerisinde, güneşli bir çarşamba öğleden sonrası banka çöküzlemiş sigara içmekteyken ben, birinin size gözünü dikmiş bakarken yaşadığınız o garip hissiyat vardır ya hani, heh işte onun içimde büyüdüğünü fark ettim. okuduğum kitaptan kafamı kaldırdım, sağa sola bakındım ve göz göze geldik. yani, tamam yakışıklı adamdı. ama açıkçası o esnada odaklandığım "ohooo dakka bir gol bir" g.t kalkmasıydı, itiraf ediyorum. döndüm kitabıma, hiç renk vermediğimi düşünerek, ama nabız hızlandı bir kere. miko durur mu? tekrar baktım o yana asla anlamadığım 3-5 satır daha okuduktan sonra; hala bakıyor. tek başına oturuyor, sigara içiyor ve o da ne, şimdi de gülümsüyor! o esnada, iç sesimin "allahım yarappim yaa" nidasını mı, yoksa yüz kaslarımın bana oynadığı "oha lan ben de mi gülümsüyorum acaba şu an" oyununu mu daha çok dert ettim tam anımsayamıyorum ama ok yaydan çıkmıştı artık yani, orası çok net. elimi ayağımı nereye koyacağımı falan karıştırdım bir süre. 3. sınıf kantin kahvesini banktan yere düşürdüm gibi gibi şeyler. bir daha baktım ki artık gülümsemiyor bildiğin gülüyor herif. sinirlendim tabi bu defa. asla pas vermeyeceğime, o gülümsemeyle kahkaha arasında, pisliğe çok da yakışan gerçek gülücük esnasında karar verdim. dedim bu ilk gün bakışması ile sınırlı kalacak adama son bir kez dikkatli bakayım bakalım neye benziyormuş ve fark ettim ki o anda, tanıyorum ben bir yerden bunu. haa mevzu buymuş. o da beni bir yerden tanıyormuş da bakıyormuş. ohh içim rahatladı diye telkinler telkinler üstüne, kalktım banktan yürümeye başladım buna doğru. o bana bakıyor, ben ona. yürüyorum dimdik. dümdük? aramızda 3-5 mt kaldı, o oturduğu yerde bi' toparlandı, ben yürümeye devam ediyorum, yana döndü, profilden baktım bir daha alıcı gözle, cıks değil. en son en az 6-7 yıl önce paten kaydığım, bizim sitedeki çocuk değil bu. çok benziyor ama değil yani. iş attı, ben de oltaya geldim, şimdi de tanışmaya gidiyorum. vazgeç kızım miko dedim ve hiçbir şey olmamış gibi önünden geçtim gittim yanındaki allahtan boş olan banka oturdum. saçmalığın dik alası. döndü bana baktı ne yapıyorsun der gibi, ben de ona tabi, ya sen o musun diye sordum, hahah o'yum sen de miko'sun dedi, gülüştük, kalktı yanıma geldi.
2 gün sonra sevgili olduk. 7 yıl sonra evlendik. 6 yıl sonra da boşandık. 4 ekim 2006'da açılan çember 18 haziran 2020'de kapandı. büyükmüşse demek.
devamını gör...
yakışıklı olup sevgilisi olmayan erkek
bonservisi elinde olan erkek kişisidir, 3 büyüklerden teklif bekliyordur
devamını gör...
iletkenlik bandı
atomda, valans bandından kopan ve akım taşıyarak maddeyi iletken hale getirecek elektronların bulunduğu bölge.
devamını gör...
laf sokmaya çalışmak
belli bir müddetten önce yapılmaması gerekendir. hissettirirsen çok itici olur! lafı soktuğunda karşı taraf minimum 3 dak sonra anlamalıdır yoksa ilk öğretim ögrencisinden farkınız kalmaz.
bakınız: ince giydirdim umarım üşütmezsin.
bakınız: ince giydirdim umarım üşütmezsin.
devamını gör...
ishal olmak
mesele ishal olmak değil yeğen, mesele nerede ishal olduğun dediğim başlıktır.
ishal olduğunuz zaman evdeyseniz ve dışarıda bir işiniz yoksa rahat rahat tuvaletinizi yapabilirsiniz.
ama eğer ki dışarıdaysanız tam bir işkencedir. allah düşmanımın başına vermesin dedirten durumdur. rezil eder insanı.
dediğim gibi önemli olan ishal olmak değildir, önemli olan ishal olunan yerdir.
ishal olduğunuz zaman evdeyseniz ve dışarıda bir işiniz yoksa rahat rahat tuvaletinizi yapabilirsiniz.
ama eğer ki dışarıdaysanız tam bir işkencedir. allah düşmanımın başına vermesin dedirten durumdur. rezil eder insanı.
dediğim gibi önemli olan ishal olmak değildir, önemli olan ishal olunan yerdir.
devamını gör...
metrobüste taciz
ülkemiz kadınlarının sıklıkla başına gelen durumdur.
bundan birkaç yıl evvel metrobüste orta bölümde cam kenarında ayakta seyehat ederken üç erkek etrafımı sardı. sürekli iğrenç şeyler söylemeye başladılar. etraftakiler duydukları halde bu karaktersiz sapıklara tepki göstermedi. bir zaman sonra sinirlerim bozuldu ağlamaya başladım. o zamana kadar bunları duyup müdahale etmeyenlerden biri "gel bacım otur" diyerek bana yerini verdi. oturdum koltuga çok geçmedi, yer veren kişi fiziksel tacize başladı. ellerim dizlerim titremeye başladı, ağlayarak ilk durakta indim.
o olaydan sonra devasa bir postacı çantası aldım,sırtımı eskisi cama yaslamaya devam ettim. önüme çantamı getirip, elime de bir toplu iğne aldım. gereginden fazla yaklaşana, burnumun dibine girip laf atıp haddini aşana saplıyorum. siz de yapın başka türlü bize seyehat hakkı yok.
edit: imla.
bundan birkaç yıl evvel metrobüste orta bölümde cam kenarında ayakta seyehat ederken üç erkek etrafımı sardı. sürekli iğrenç şeyler söylemeye başladılar. etraftakiler duydukları halde bu karaktersiz sapıklara tepki göstermedi. bir zaman sonra sinirlerim bozuldu ağlamaya başladım. o zamana kadar bunları duyup müdahale etmeyenlerden biri "gel bacım otur" diyerek bana yerini verdi. oturdum koltuga çok geçmedi, yer veren kişi fiziksel tacize başladı. ellerim dizlerim titremeye başladı, ağlayarak ilk durakta indim.
o olaydan sonra devasa bir postacı çantası aldım,sırtımı eskisi cama yaslamaya devam ettim. önüme çantamı getirip, elime de bir toplu iğne aldım. gereginden fazla yaklaşana, burnumun dibine girip laf atıp haddini aşana saplıyorum. siz de yapın başka türlü bize seyehat hakkı yok.
edit: imla.
devamını gör...
blok evren teorisi
evrenin, geçmiş/şimdi/gelecek zaman olarak adlandırdığımız zaman dilimlerinin aslında aynı anda var olan bir blok olduğunu ileri süren teori.
bunu öne süren fizikçilere göre zamanda her yöne yolculuk mümkündür.
edit: bu durum, geçmişte herhangi bir şeyi değiştirebileceğimiz anlamına gelmiyor. zira teoriye göre zamanda gerçekleşen her şey görecelidir ve sizin için geçmiş olan şey bir başkasının geleceği olabilir.
bunu öne süren fizikçilere göre zamanda her yöne yolculuk mümkündür.
edit: bu durum, geçmişte herhangi bir şeyi değiştirebileceğimiz anlamına gelmiyor. zira teoriye göre zamanda gerçekleşen her şey görecelidir ve sizin için geçmiş olan şey bir başkasının geleceği olabilir.
devamını gör...
tourette sendromu
nasıl bir şey olduğunu, ıt's okay, that's love dizisinde görüp anladığım tik sendromu. diziden önce, bu hastalığa sahip olan insanların hayatı çok renkli ve eğlenceli geçiyordur herhalde diye düşünüyordum. öyle olmadığını çok güzel anlatıyor dizi. böyle düşündüğüm için kendimden utanıyorum.
şimdi biraz hastalığa değinelim.
sendromu çocukluk veya ergenlikte kendini gösteriyor. görünme sıklığı ise %04- %06 olan bir hstalık.
çocuklukta, tik ve istemsizce edilen küfürlerle kendini belli ediyor.
ilk ne zaman anlamışlar derseniz;
dampierre markizi denilen bir kadın var. bu kadın , jean marc ıtard denilen bir doktora görünüyor. şikayetleri ise istemsiz tikler ve saygın bir kadın olmasına rağmen, çok pis küfürler etmesi... kadın soylu arkadaşlar, 7 yaşından beri toplum içinde ettiği küfürler sebebiyle zorda kalan bir kadın...kadını incelemeye 1825 yılında başlıyorlar. bunla ilgli bir araştırma ekibi kuruluyor.
1884’te gilles de la tourette'de bu ekibe katılıyor. markizi de dahil olmak üzere bu sendromdan muzdarip kişilerin sınıflandırılmasını yapıyorlar.
gilles de la tourette sendromu olarak 1885 yılında tanımlanmış oldu.
ikiye ayrılır: basit tikler, ve komplex tikler.
basit tikler; boğaz temizleme, havlama, burun çekme kuş gibi ötme, gibi ani, kısa süreli, anlamsız, istemsiz hareket ve seslerdir.
kompleks tikler; koprolali, palilali, ekolali vb..
sevgili dostlar bu bir nöropsikiyatrik hastalıktır. müzdaribi olanların en kısa sürede atlatmalarını diliyorum.
şimdi biraz hastalığa değinelim.
sendromu çocukluk veya ergenlikte kendini gösteriyor. görünme sıklığı ise %04- %06 olan bir hstalık.
çocuklukta, tik ve istemsizce edilen küfürlerle kendini belli ediyor.
ilk ne zaman anlamışlar derseniz;
dampierre markizi denilen bir kadın var. bu kadın , jean marc ıtard denilen bir doktora görünüyor. şikayetleri ise istemsiz tikler ve saygın bir kadın olmasına rağmen, çok pis küfürler etmesi... kadın soylu arkadaşlar, 7 yaşından beri toplum içinde ettiği küfürler sebebiyle zorda kalan bir kadın...kadını incelemeye 1825 yılında başlıyorlar. bunla ilgli bir araştırma ekibi kuruluyor.
1884’te gilles de la tourette'de bu ekibe katılıyor. markizi de dahil olmak üzere bu sendromdan muzdarip kişilerin sınıflandırılmasını yapıyorlar.
gilles de la tourette sendromu olarak 1885 yılında tanımlanmış oldu.
ikiye ayrılır: basit tikler, ve komplex tikler.
basit tikler; boğaz temizleme, havlama, burun çekme kuş gibi ötme, gibi ani, kısa süreli, anlamsız, istemsiz hareket ve seslerdir.
kompleks tikler; koprolali, palilali, ekolali vb..
sevgili dostlar bu bir nöropsikiyatrik hastalıktır. müzdaribi olanların en kısa sürede atlatmalarını diliyorum.
devamını gör...
filburt
tescilli troll. bir grubu aşağılıyor, başlığı siliniyor, bu sefer başlığım silindi nerede özgürlük diyor, sonra aynı grubu zorla kendisine fikir dayatılmış gibi yüceltiyor, o da siliniyor, sonra da hiçbir şey diyemediğinden dem vuruyor. demesen de olur.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
doğuda güneş battı çoktan
yıldızları kapladı göğü baştan
belki de hayaldir bana görünen
vurgun yüreğe düşler hep haktan
yıldızları kapladı göğü baştan
belki de hayaldir bana görünen
vurgun yüreğe düşler hep haktan
devamını gör...
normal sözlük'teki en havalı nick
bengaripsengüzeldünyaumutlu neden diye sormayın bilmiyorum.
devamını gör...
bir abinizin normal sözlük gözlemleri
sözlük için iyi niyetle yapıldığını düşündüğüm (ki başlığı açan arkadaş da bunu belirtmiş) ama yanlış anlaşılmaya da açık (ki öyle olduğu da görülmüş) bir çağrı içeren gözlemler.
artık abi mi demeliyim, siz mi bana abla demelisiniz, o kısmını şu an bilmiyorum. çok da önemli değil, takılmayayım buna.
yazının ilk birkaç paragrafı konusunda hemfikiriz.
sonrasına gelince...
bahsi geçen türden skor listelerini onaylamayan ama bir şekilde genelde ilk 5'te olan biri olarak 1-2 kelime edeyim isterim. açıkçası burada bulunma nedenim, herkes gibi kendimce geçerli olan ama başkalarınca yeterli bulunamayacak türden bir neden: yazmak, bildiklerimi paylaşmak. bunu yaparken etliye sütlüye karışayım ya da karışmayayım diye özel bir güdüye sahip değilim.
bazen yanlış olduğunu düşündüğüm bir şey görürsem kendimce fikrimi belirtip muhalefet ederim, bazen gözümden kaçar, bazen de bilerek karışmam. tamamen o anki ruh halimle ilgili bu, çünkü hepimizin sözlük dışında da bir hayatı var ve tabi ki her dakika gerginlik kaldıracak, bir şeylere karışacak durumda olmayabiliyoruz. hele de dediğiniz gibi, bu kadar çok şeyin ters gittiği bir ülkede...
ancak aslında tam da bu noktada devreye, yazının başındaki yaş konusu giriyor. bu ülkenin belli yaş üzeri insanları ciddi anlamda siyaset yorgunu... ben de onlardan biriyim.
siyasetle yatıp siyasetle kalkan bir ülkeyiz ve bizi buna o kadar alıştırmışlar ki, normal sanıyoruz böyle yaşamayı. oysa mesela avustralya'da ya da ne bileyim yeni zelanda'da insanlar böyle yaşamıyor. sadece kendi hayatlarını yaşayacak zamanları var. biz ise sürekli kavga gürültü...
ve inanır mısınız, ben bıktım ülkenin durumunu konuşmaktan da, etrafımda bunu görmeyen insanlara göstermeye çalışmaktan da. yoruldum insanların laf anlamamasından. bu ülkede yaşamaktan, siyasetten yoruldum. evde akşama kadar haber kanalları açık, sürekli aynı haberleri duymaktan da yoruldum. o yüzden ne bu sözlükte ne başka bir sözlükte siyasi konularda başlık da açmam, çok fazla yorum da yazmam. nadiren belirtirim kısa cümlelerle düşüncemi ama uzun uzadıya yazıp çizmem. bu, ülkede ne olup bittiğinin farkında olmadığımız anlamına gelmiyor. sadece sıradan ölümlüleriz ve bıktık...
ha diyorsanız ki siyaset sadece bir metafor, başka bir şeyi, sözlüğün yozlaştığını anlatmaya çalışıyorum, ona pek katkım olduğunu sanmıyorum açıkçası.
***
gündem belirleyen bir yazar değilim, yazının o kısmını üzerime alınmadım o nedenle. fakat yaşıma ve düşüncelerime uyan bir yer arayışı konusunda bir çeşit ortak paydadayız. ancak benim aradığım şey pek ülke gündemi sayılmaz. özellikle onu konuşmak isteyenlerle mesaj yoluyla onu da konuşurum, saygı çerçevesinde her türlü tartışırım ama genel olarak arayışım o yönde değil.
burada karşımıza şöyle bir sıkıntı çıkıyor (ki her ne kadar yazının genel ana fikrine katılsam da, katılamadığım kısmın nedeni de bu sıkıntı): hepimiz burada hayata bizim penceremizden bakan birilerini görmek istiyoruz ama hepimizin pencereleri farklı manzarayı görüyor. biz nasıl kendimize göre "biraz da siyaset konuşalım", "bugün de bilim konuşsak" gibi isteklere sahipsek, ne yazık ki ve hiç onaylamadığım bir şekilde birileri de sürekli olarak eğlenmek istiyor. yine ne yazık ki çoğunlukta olduklarından, her sözlükte rüzgar onlardan yana...
birçok sözlükte bunun mücadelesini kendi çapımın yettiği yere kadar vermeye çalıştım ama hiçbir şey değişmedi. burada da değişeceğinden şüpheliyim açıkçası. bu demek değil ki kimse mücadele etmesin, ben de etmeyeyim, burası da yozlaşsın ve bitsin... edelim tabi ama demek istediğim şu ki, insanların büyük kısmı aynı frekansta ve aynı görüşte olmadığı sürece bunu başarmak -imkânsız değil ama- çok çok zor. biz trollükten kaçıp yeni açılan yerlere hücum ederken, troller de aynı yerlerde trollük yapmaktan sıkılıp yeni açılan yerlere bizimle birlikte hücum ediyor çünkü. ben trollü eğlenceli başlıklar açan, okunması hoş olan esprili şeyler yazanlar anlamında kullanmıyorum. doğrudan bomboş başlıklar açanlar için kullanıyorum. kime göre neye göre boş demesin kimse, anladınız siz ne kastettiğimi.
bunu söyleyince eğlenceye karşı, mürebbiye ciddiliğinde birileri olduğumuz sanılıyor ama yanlış bir bakış açısı bu. eğlencenin 7/24 yani sürekli olmasına, her zaman ve her şeyin ama her şeyin önüne geçmesine karşıyız sadece.
"tüm bunları sen neden üzerine alınıyorsun? benim lafım sana ya da senin gibilere değildi zaten" de diyebilirsiniz. o zaman sağlık olsun derim. birkaç satır fazla yazı yazmaktan ellerimiz aşınacak değil sonuçta. *
artık abi mi demeliyim, siz mi bana abla demelisiniz, o kısmını şu an bilmiyorum. çok da önemli değil, takılmayayım buna.
yazının ilk birkaç paragrafı konusunda hemfikiriz.
sonrasına gelince...
bahsi geçen türden skor listelerini onaylamayan ama bir şekilde genelde ilk 5'te olan biri olarak 1-2 kelime edeyim isterim. açıkçası burada bulunma nedenim, herkes gibi kendimce geçerli olan ama başkalarınca yeterli bulunamayacak türden bir neden: yazmak, bildiklerimi paylaşmak. bunu yaparken etliye sütlüye karışayım ya da karışmayayım diye özel bir güdüye sahip değilim.
bazen yanlış olduğunu düşündüğüm bir şey görürsem kendimce fikrimi belirtip muhalefet ederim, bazen gözümden kaçar, bazen de bilerek karışmam. tamamen o anki ruh halimle ilgili bu, çünkü hepimizin sözlük dışında da bir hayatı var ve tabi ki her dakika gerginlik kaldıracak, bir şeylere karışacak durumda olmayabiliyoruz. hele de dediğiniz gibi, bu kadar çok şeyin ters gittiği bir ülkede...
ancak aslında tam da bu noktada devreye, yazının başındaki yaş konusu giriyor. bu ülkenin belli yaş üzeri insanları ciddi anlamda siyaset yorgunu... ben de onlardan biriyim.
siyasetle yatıp siyasetle kalkan bir ülkeyiz ve bizi buna o kadar alıştırmışlar ki, normal sanıyoruz böyle yaşamayı. oysa mesela avustralya'da ya da ne bileyim yeni zelanda'da insanlar böyle yaşamıyor. sadece kendi hayatlarını yaşayacak zamanları var. biz ise sürekli kavga gürültü...
ve inanır mısınız, ben bıktım ülkenin durumunu konuşmaktan da, etrafımda bunu görmeyen insanlara göstermeye çalışmaktan da. yoruldum insanların laf anlamamasından. bu ülkede yaşamaktan, siyasetten yoruldum. evde akşama kadar haber kanalları açık, sürekli aynı haberleri duymaktan da yoruldum. o yüzden ne bu sözlükte ne başka bir sözlükte siyasi konularda başlık da açmam, çok fazla yorum da yazmam. nadiren belirtirim kısa cümlelerle düşüncemi ama uzun uzadıya yazıp çizmem. bu, ülkede ne olup bittiğinin farkında olmadığımız anlamına gelmiyor. sadece sıradan ölümlüleriz ve bıktık...
ha diyorsanız ki siyaset sadece bir metafor, başka bir şeyi, sözlüğün yozlaştığını anlatmaya çalışıyorum, ona pek katkım olduğunu sanmıyorum açıkçası.
***
gündem belirleyen bir yazar değilim, yazının o kısmını üzerime alınmadım o nedenle. fakat yaşıma ve düşüncelerime uyan bir yer arayışı konusunda bir çeşit ortak paydadayız. ancak benim aradığım şey pek ülke gündemi sayılmaz. özellikle onu konuşmak isteyenlerle mesaj yoluyla onu da konuşurum, saygı çerçevesinde her türlü tartışırım ama genel olarak arayışım o yönde değil.
burada karşımıza şöyle bir sıkıntı çıkıyor (ki her ne kadar yazının genel ana fikrine katılsam da, katılamadığım kısmın nedeni de bu sıkıntı): hepimiz burada hayata bizim penceremizden bakan birilerini görmek istiyoruz ama hepimizin pencereleri farklı manzarayı görüyor. biz nasıl kendimize göre "biraz da siyaset konuşalım", "bugün de bilim konuşsak" gibi isteklere sahipsek, ne yazık ki ve hiç onaylamadığım bir şekilde birileri de sürekli olarak eğlenmek istiyor. yine ne yazık ki çoğunlukta olduklarından, her sözlükte rüzgar onlardan yana...
birçok sözlükte bunun mücadelesini kendi çapımın yettiği yere kadar vermeye çalıştım ama hiçbir şey değişmedi. burada da değişeceğinden şüpheliyim açıkçası. bu demek değil ki kimse mücadele etmesin, ben de etmeyeyim, burası da yozlaşsın ve bitsin... edelim tabi ama demek istediğim şu ki, insanların büyük kısmı aynı frekansta ve aynı görüşte olmadığı sürece bunu başarmak -imkânsız değil ama- çok çok zor. biz trollükten kaçıp yeni açılan yerlere hücum ederken, troller de aynı yerlerde trollük yapmaktan sıkılıp yeni açılan yerlere bizimle birlikte hücum ediyor çünkü. ben trollü eğlenceli başlıklar açan, okunması hoş olan esprili şeyler yazanlar anlamında kullanmıyorum. doğrudan bomboş başlıklar açanlar için kullanıyorum. kime göre neye göre boş demesin kimse, anladınız siz ne kastettiğimi.
bunu söyleyince eğlenceye karşı, mürebbiye ciddiliğinde birileri olduğumuz sanılıyor ama yanlış bir bakış açısı bu. eğlencenin 7/24 yani sürekli olmasına, her zaman ve her şeyin ama her şeyin önüne geçmesine karşıyız sadece.
"tüm bunları sen neden üzerine alınıyorsun? benim lafım sana ya da senin gibilere değildi zaten" de diyebilirsiniz. o zaman sağlık olsun derim. birkaç satır fazla yazı yazmaktan ellerimiz aşınacak değil sonuçta. *
devamını gör...
ruhu olan eşyalar
depresyon hırkası.
devamını gör...
kirpi
kedi maması yemekten zevk alan, inek sütünün ölüme neden olabileceği o yüzden annesinden ayrı kalan yavru kirpiyi süt tozu ile besleyebileceğiniz, şirin ve ürkek görünen yabani hayvan. doğal ortamlarından koparılmamalıdır.
türkiye’nin koruma altındaki türlerinden biridir. şu anda tehlikede olmayan fakat yakın gelecekte soyunun tükenmesinde hassas, tehlikede, kritik tehlikede olmasına aday gösterilmekte. umarım hiç yaşanmaz ve dağda küçük bir gezintide hep karşılaşırız.
türkiye’nin koruma altındaki türlerinden biridir. şu anda tehlikede olmayan fakat yakın gelecekte soyunun tükenmesinde hassas, tehlikede, kritik tehlikede olmasına aday gösterilmekte. umarım hiç yaşanmaz ve dağda küçük bir gezintide hep karşılaşırız.
devamını gör...
bir insanın sizden hoşlandığını anlamanın yolları
sürekli muhabbet açmaya çalışmasından, gözlerinden, seni kayırmasından anlaşılır bence.
devamını gör...
kuran-ı kerime saygısı olmayan insan
islam'a en büyük zararı kuran ile dalga geçenler değil "inandık" diyerek ilmi ile amel etmeyenler veriyor. saygı göstermeyenlerle “kötülüğü, iyiliğin en güzeliyle ortadan kaldır!”fussilet sûresi, 41/34 ya da “cahillerden yüz çevir”’râf sûresi, 7/199; ayetleri ile davranmaya çalışıyorum. saygı göstermelerini de beklemiyorum. ben de inanmadığım dinin değerlerine saygı göstermiyorum açıkçası. uzak durmaya ve kendi dinimi tanıtmaya anlatmaya çalışarak karşı geliyorum. hakarette bulunuyorsa bulunduğum ortamda ya şikayet ediyor ya ifşa ediyorum .çünkü günümüzde saygı kelimesi yumusatilmaya başlandı. önce farkındalık, sonra saygı gösterme, diyalog, hoşgörü, göz yumma, kaynaştırma diye adımlardan geçirilerek bi dünya azınlık tepemize çıkarılmaya başlandı.
devamını gör...