başlıklarını engelle tanımlarını engelle
her şeyden şikayet edip homurdananlar için bulunmaz nimet.
abi yazdıkları sana uymuyorsa, okuyunca keyfin kaçırıyorsa kullan bunu işte, vermişler sana bu hakkı.
ben hiç düşünmeden kullanıyorum yeminle sol taraf çiçek açtı, janti giyinmiş salon erkeği gibi takılıyorum sözlükte.
keşke gerçek hayatta da böyle bir seçeneğim olsa istemediğimi görmesem, duymak istemediğimi duymasam hayat çok daha güzel olurdu.
görmek istemiyorsan görmüyorsun işte, bu hakkı kullanmadan şikayet etmekte ne biliyim safiyane gelmiyor bana.
abi yazdıkları sana uymuyorsa, okuyunca keyfin kaçırıyorsa kullan bunu işte, vermişler sana bu hakkı.
ben hiç düşünmeden kullanıyorum yeminle sol taraf çiçek açtı, janti giyinmiş salon erkeği gibi takılıyorum sözlükte.
keşke gerçek hayatta da böyle bir seçeneğim olsa istemediğimi görmesem, duymak istemediğimi duymasam hayat çok daha güzel olurdu.
görmek istemiyorsan görmüyorsun işte, bu hakkı kullanmadan şikayet etmekte ne biliyim safiyane gelmiyor bana.
devamını gör...
18 aydır işsiz olan müzisyenin intihar etmesi
bu sadece pandemi den dolayı olan bir olay değil türkiye'nin sanatta olan yerini gözler önüne seren bir olaydır.
bizde sanata ve sanatçıya olan saygı vardır ama galiba onların burada yeri yokmuş gibi davranılıyor. buradaki bir sanatçı yurtdışına giderse daha çok ilgi görür diye düşünüyorum.
bizde sanata ve sanatçıya olan saygı vardır ama galiba onların burada yeri yokmuş gibi davranılıyor. buradaki bir sanatçı yurtdışına giderse daha çok ilgi görür diye düşünüyorum.
devamını gör...
ruanda soykırımı
fransa'nın silah ve istihbarat yardımıyla parmağının bulunduğu soykırımdır.
devamını gör...
mitridatizm
vücudun zehre karşı dirençli olmasını sağlamak için önceden azar azar zehir alıp vücudu zehre alıştırma işine verilen ad.
ismi kral mithridates'ten gelir. efsaneye göre romalılar tarafından zehirlenmeyi önlemek için bu yönteme başvurmuş ve başarılı olmuştur.
ismi kral mithridates'ten gelir. efsaneye göre romalılar tarafından zehirlenmeyi önlemek için bu yönteme başvurmuş ve başarılı olmuştur.
devamını gör...
ekşi sözlük alerjisi
yıllarca çaylak olmayı denemeyip sadece okuyan bünyemde oluşan alerji. giremiyorum bile her yer bembeyaz. yeşili çok seviyorum ve bana iyi geliyordu oradaki insanların yaşadıklarını okumak. şimdi sadece gözüme batıyor. onca yılın hatrına eskaza düştüğüm bomboş bir anımda belki yeniden sar… sarmaz artık ya. aaaah o eski yazarlar şimdi nerede demeyeceğim zira onlar kemale erdi.
vakit bizimdir.
vakit bizimdir.
devamını gör...
çok yazmak mı içerik mi sorunsalı
isteyen çok yazsın isteyen içerik doldursun, isteyen tanım girsin isteyen goygoy döndürsün. her türlü başlık içerisinde okunacak, değer görecek bir tanım bir bilgi parçacığı elbet vardır. bazen bilgi içerikli başlıklarda kaybolurken öyle bir an geliyor ki tamamen geyik muhabbetleri ilgimi çekiyor. çok yönlü ve farklılıklar her zaman iyidir.
devamını gör...
the fisher king
aslı kral arthur efsanelerine ve chrétien de troyes'un perceval'ına dayanan 1991 yapımı terry gilliam filmi. filmden bahsetmeden önce filmin iskeletini oluşturan efsaneye biraz göz atmakta fayda var. pek çok varyasyonu bulunan efsanenin en bilineni film ile pek bağdaşmaz. troyes'un fisher king anlatısı perceval'ın gölde balık tutan yaşlı ve hasta kral ile tanışması ve kralın onu kalesine davet etmesi ile başlar. geceyi geçirmek için kaleye giden perceval yapılan küçük şölende oldukça sıradışı bir ritüelin ortasında bulur kendisini ve ne kadar merak ederse etsin bu konu hakkında kimseye bir şey sormaya cesaret edemez. sabah uyandığında kalenin boş olduğunu gören perceval kaleden ayrılır ve daha sonra aslında ritüel hakkında doğru soruları sormuş olsaydı kaledeki kralın kurtulabileceğini öğrenir. kimi anlatılarda perceval sorması gereken soruyu sorar ve kralı kurtarır kimi hikayelerde ise perceval ne yazık ki soruyu krala sormayı akıl edemez. filmde ise efsanenin başka bir versiyonunu dinleriz; henüz oldukça küçük bir yaşta olan kral cesaretini kanıtlamak için ormana gider ve burada ona koruması için kutsal kase sunulur fakat küçük çocuk ona sunulan bu gücün karşısında kutsal kaseyi korumak değil kullanmak niyetiyle elini ona uzatır fakat eli yanar. zamanla bu yara vücuduna yayılır. tamamen acı içinde, sevmeden sevilmeden hasta bir biçimde hayatını geçirir ve neredeyse ölmek üzeredir. bir gün kaleye gelen bir soytarı bu hasta ve yaşlı adam ile karşılaşır ve onun kral olduğunu anlayamaz. susadığını söyleyen krala oradaki sıradan bir kase ile suyu uzatır ve kral suyu içince iyileşir. daha detaylı bir anlatım için filmdeki anlatıyı da eklerim. t.s. eliot'ın the waste land'inde de kendine dönemin buhranını simgelemek için yer bulan oldukça geniş çaplı bir anlatıdır balıkçı kral ve aslında bir bakıma gilliam da modern bir uyarlama yaratır filminde.
"begins with the king as a boy having to sleep alone in the forrest to prove his courage so he can become king. while he's spending the night alone he's visited by a sacred vision. out of the fire appears the holy grail, symbol of god's divine grace. a voice said to him, 'you shall be the keeper of the grail so that it may heal the hearts of men.' but the boy was blinded by greater visions of a life filled with power and glory and beauty. and in this state of radical amazement, he felt for a brief moment, not like a boy. but invincible. like god. so he reached in the fire to take the grail and the grail vanished leaving him with his hand in the fire to be terribly wounded. now, as this boy grew older his wound grew deeper. until one day life for him lost its reason. he had no faith in any men, not even himself. he couldn't love or feel loved. he was sick with experience. he began to die. one day, a fool wandered into the castle and found the king alone. and being a fool, he was simple-minded. he didn't see a king. he only saw a man alone and in pain. and he asked the king, 'what ails you, friend?' and the king replied: ' i'm thirsty and i need some water to cool my throat.' so the fool took a cup from beside his bed, filled it with water and handed it to the king. and as the king began to drink he realized his wound was healed. he looked and there was the holy grail that which he sought all of his life. he turned to the fool and said: 'how could you find that which my brightest and bravest could not?' the fool replied: 'i don't know. i only know that you were thirsty."
klişeler ile dolu bir finale sahip olsa bile ve zaman zaman verilmek istenen mesaj sığ kalsa da gerek oyunculuk performansları gerek ise atmosferi ile vasatın üstünde bir film. işin güzel kısmı nereden bakarsak bakalım soytarı ve balıkçı kral sembolizmi her iki ana karaktere de uyuyor yani parry ve jack hem soytarı hem balıkçı kral olarak değerlendirilebiliyorlar. parry hikayeyi anlattığında kendisi fisher king olarak görünüyor ve hatta zaten hastanedeki kutsal kase göndermesinde film de açıkça fisher king olarak parry'i sunuyor bize ama hikayenin gidişatına ve parry'nin jack üzerindeki etkisine baktığımız zaman bir noktada bunun çift taraflı bir gösteri olduğunu söylemek işten bile değil. iyileşmesi gereken balıkçı kral aynı zamanda jack'in kendisi de. robin williams'ın şahane oyunculuğu ve michael jeter'ın dans sahnesi için bile izlenilesi güzel bir film. yine de çocuk yaşta çıplak bir robin williams ile karşılaşmak benim için travmatikti. * ayrıca mercedes ruehl'in filmdeki görünümü de son derece ikonik ve güzeldir.
jack: where would king arthur be without guinevere?
parry: happily married, probably.
“ı told you about these people, they only mate with their own kind, it's called yuppie inbreeding. that's why so many of them are retarded and wear the same clothes. they're not human, they don't feel love, they only negotiate love moments. they're evil, they're repulsed by imperfection, horrified by the banal, everything that america stands for, everything that you and ı fight for! they must be stopped before it's too late! ıt's us or them.”
“- anne: didn't you say that what you liked about our relationship is that we didn't have to think? we could just be there for each other.
- jack: suicidal paranoiacs'll say anything to get laid.”
"begins with the king as a boy having to sleep alone in the forrest to prove his courage so he can become king. while he's spending the night alone he's visited by a sacred vision. out of the fire appears the holy grail, symbol of god's divine grace. a voice said to him, 'you shall be the keeper of the grail so that it may heal the hearts of men.' but the boy was blinded by greater visions of a life filled with power and glory and beauty. and in this state of radical amazement, he felt for a brief moment, not like a boy. but invincible. like god. so he reached in the fire to take the grail and the grail vanished leaving him with his hand in the fire to be terribly wounded. now, as this boy grew older his wound grew deeper. until one day life for him lost its reason. he had no faith in any men, not even himself. he couldn't love or feel loved. he was sick with experience. he began to die. one day, a fool wandered into the castle and found the king alone. and being a fool, he was simple-minded. he didn't see a king. he only saw a man alone and in pain. and he asked the king, 'what ails you, friend?' and the king replied: ' i'm thirsty and i need some water to cool my throat.' so the fool took a cup from beside his bed, filled it with water and handed it to the king. and as the king began to drink he realized his wound was healed. he looked and there was the holy grail that which he sought all of his life. he turned to the fool and said: 'how could you find that which my brightest and bravest could not?' the fool replied: 'i don't know. i only know that you were thirsty."
klişeler ile dolu bir finale sahip olsa bile ve zaman zaman verilmek istenen mesaj sığ kalsa da gerek oyunculuk performansları gerek ise atmosferi ile vasatın üstünde bir film. işin güzel kısmı nereden bakarsak bakalım soytarı ve balıkçı kral sembolizmi her iki ana karaktere de uyuyor yani parry ve jack hem soytarı hem balıkçı kral olarak değerlendirilebiliyorlar. parry hikayeyi anlattığında kendisi fisher king olarak görünüyor ve hatta zaten hastanedeki kutsal kase göndermesinde film de açıkça fisher king olarak parry'i sunuyor bize ama hikayenin gidişatına ve parry'nin jack üzerindeki etkisine baktığımız zaman bir noktada bunun çift taraflı bir gösteri olduğunu söylemek işten bile değil. iyileşmesi gereken balıkçı kral aynı zamanda jack'in kendisi de. robin williams'ın şahane oyunculuğu ve michael jeter'ın dans sahnesi için bile izlenilesi güzel bir film. yine de çocuk yaşta çıplak bir robin williams ile karşılaşmak benim için travmatikti. * ayrıca mercedes ruehl'in filmdeki görünümü de son derece ikonik ve güzeldir.
jack: where would king arthur be without guinevere?
parry: happily married, probably.
“ı told you about these people, they only mate with their own kind, it's called yuppie inbreeding. that's why so many of them are retarded and wear the same clothes. they're not human, they don't feel love, they only negotiate love moments. they're evil, they're repulsed by imperfection, horrified by the banal, everything that america stands for, everything that you and ı fight for! they must be stopped before it's too late! ıt's us or them.”
“- anne: didn't you say that what you liked about our relationship is that we didn't have to think? we could just be there for each other.
- jack: suicidal paranoiacs'll say anything to get laid.”
devamını gör...
agora meyhanesi radyo yayını
içerisi şampiyonlar ligi gibi konuklar şahane . dinlemedeyiz.
edit:şuan başladı ,konuda şahane.
edit:şuan başladı ,konuda şahane.
devamını gör...
online kişi sayısının 300'ün altında kalması
bir zamanlar 320 330 hatta bazen 350'yi buluyorduk ama bir kaç gündür nedenini anlayamadığım bir şekilde online kişi sayısı bariz bir şekilde düşüşte. başlıklar artık eskisi gibi çok tanım almıyor. sözlükte bir enerji düşüklüğü mü var ne oluyoruz. şahsen bende bu aralar pek tanım girmiyorum destek vermek için genelde çok başlık açmaya çalışıyorum ilgi çeksin falan ama nafile umarım kısa zamanda toparlanır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kalem… yazmak, çizmek, karalamak için kullanılan bir alet, yardımcı. kimi zaman açılır, kimi zaman tükenir. açılırken kalemtraşta kalan kırık kalem uçlarına inat insanın ve kalemin içinde hep bir umut vardır.
tükenmez demişler; ama gayet de tükeniyor. duygular gibi, sevgi gibi, ömür gibi… bir hoh yapmanın sıcaklığıyla kalemin içindeki mürekkep yeniden canlanıyor. keşke bazı insanların kalbine de hoh yaptığımızda o insanın kalbindeki duygular canlansa. bir nefesle kalbinin odalarındaki ışıklar yansa.
bir kalemi aydınlatan bir hoh’sa bir insanı aydınlatan da yazmak eylemi olmalı. kalemler tükenir, kırıldıkça kırılır, yine tükenir. lakin tükenen kalemlerle bir şeyler yazarken kelimeleri tüketmek mümkün değil.
yazmak; bir kalemle bembeyaz sayfayı kirletmek olmalı. öyle ya tükenmezin, kurşunun izi hep bembeyaz bir defter yaprağında. beyaz kağıt yaprakları kirlenecek diye mi yazmaktan hep korktum? belki de… bazı yazılanları silmek mümkün değil. silgi işlevsiz. karalamak adice… üstünü çizmek yok saymak sayılmıyor maalesef… hep bi iz kalıyor. izler… her yerde bir iz bırakmak mümkün. bazen bir kağıtta, bazen bir kalpte, bazen bir vücutta.
ben bugün saçımda bir iz bıraktım. hem de bir tükenmez kalemle. saçımın uzunluğu, boynun bitip omuzların başladığı hizaya gelince bunaldığımı hissettim. saçımın kısalığına alışmışım. * baktım, idare edemeyeceğim, sürekli yaptığım işe burnunu sokuyor, yanımda toka da yok, alternatif bir yol bulmalıydım. masamın üzerinden bir kalem aldım ve kısacık saçımı bir güzel topladım. aynaya baktım güzeldi. odaklanmama problemimi çözen saçıma taktığım bembeyaz defterin katili olan bir kalemdi. katil olan, benim hayatımı kurtarmıştı. öğle molasına öyle çıktım. “konforlu olduğum her halim benim için iyidir. doğallıktan ödün vermem. neysem o’yum” mottolarımı bir kez daha kendime kanıtlamıştım. akşam oldu eve öyle gittim. saçımdaki kalem gün boyu bana arkadaş olmuştu. saçıma, varlığıma alışmıştı da. sağlamdı. çoğu tokadan daha sağlam…
her konuda hayat kurtaran bir eşyaydı, kalem. üstüne yüklediğimiz misyonlar ona ağır gelmişti. ben bugün onun misyonunu biraz hafiflettim. tatil ona iyi geldi. sanırım mutlu. * * umarım mutlusundur sevgili kalem; çünkü sen bir kalemden daha fazlasısın.
tükenmez demişler; ama gayet de tükeniyor. duygular gibi, sevgi gibi, ömür gibi… bir hoh yapmanın sıcaklığıyla kalemin içindeki mürekkep yeniden canlanıyor. keşke bazı insanların kalbine de hoh yaptığımızda o insanın kalbindeki duygular canlansa. bir nefesle kalbinin odalarındaki ışıklar yansa.
bir kalemi aydınlatan bir hoh’sa bir insanı aydınlatan da yazmak eylemi olmalı. kalemler tükenir, kırıldıkça kırılır, yine tükenir. lakin tükenen kalemlerle bir şeyler yazarken kelimeleri tüketmek mümkün değil.
yazmak; bir kalemle bembeyaz sayfayı kirletmek olmalı. öyle ya tükenmezin, kurşunun izi hep bembeyaz bir defter yaprağında. beyaz kağıt yaprakları kirlenecek diye mi yazmaktan hep korktum? belki de… bazı yazılanları silmek mümkün değil. silgi işlevsiz. karalamak adice… üstünü çizmek yok saymak sayılmıyor maalesef… hep bi iz kalıyor. izler… her yerde bir iz bırakmak mümkün. bazen bir kağıtta, bazen bir kalpte, bazen bir vücutta.
ben bugün saçımda bir iz bıraktım. hem de bir tükenmez kalemle. saçımın uzunluğu, boynun bitip omuzların başladığı hizaya gelince bunaldığımı hissettim. saçımın kısalığına alışmışım. * baktım, idare edemeyeceğim, sürekli yaptığım işe burnunu sokuyor, yanımda toka da yok, alternatif bir yol bulmalıydım. masamın üzerinden bir kalem aldım ve kısacık saçımı bir güzel topladım. aynaya baktım güzeldi. odaklanmama problemimi çözen saçıma taktığım bembeyaz defterin katili olan bir kalemdi. katil olan, benim hayatımı kurtarmıştı. öğle molasına öyle çıktım. “konforlu olduğum her halim benim için iyidir. doğallıktan ödün vermem. neysem o’yum” mottolarımı bir kez daha kendime kanıtlamıştım. akşam oldu eve öyle gittim. saçımdaki kalem gün boyu bana arkadaş olmuştu. saçıma, varlığıma alışmıştı da. sağlamdı. çoğu tokadan daha sağlam…
her konuda hayat kurtaran bir eşyaydı, kalem. üstüne yüklediğimiz misyonlar ona ağır gelmişti. ben bugün onun misyonunu biraz hafiflettim. tatil ona iyi geldi. sanırım mutlu. * * umarım mutlusundur sevgili kalem; çünkü sen bir kalemden daha fazlasısın.
devamını gör...
süper zeka
nick bostrom'un bir kitabı. superintelligence seviyesine erişmiş bir yapay zekanın yapabilecekleri, böyle bir zeka nasıl kontrol edilebilir, böyle bir zekaya nasıl değerler atanabilir vb. konularını tartışıyor. fakat bu superintelligence tartışması bana teolojik bir tartışma gibi geliyor. meselenin konusu, üzerine tartışılan özne hayali bir özne; önce hayali bir özne tanımlanıyor –sonsuz bir zekaya sahip (her şeyi bilen), internet üzerinden her şeyi kontrol edebilen (kadir-i mutlak)– sonra bunun üzerine bir araba dolusu laf ediliyor. bostrom'un, ilk başta böyle bir zekanın neden ortaya çıkacağını ikna edici bir biçimde açıklayamadığını söylemem gerekir. genel zeka seviyesine ulaşmış bir yapay zeka sürekli olarak kendisinden bir tık daha zeki bir yapay zeka ortaya çıkarırsa ve bu işlem, çok kısa bir zaman içinde sürekli olarak tekrarlanan bir süreç ile, sonunda patlama noktasına ulaşıp bir superintelligence ortaya çıkmasına sebep olursa. bu koşulların hepsi, aslında somut olarak tanımlanmamış hayali süreçler ve öznelerden ibaret: genel zeka, kendisinden daha zeki yeni bir zeka oluşturmak, süper zeka.
devamını gör...
uzayda piknik
mevzu strugatski kardeşlerse ve sovyet bilim kurgu eserleri ise illa ki bir şeyler söylemek gerekir. genelde onlarla ilgili başlıklara kayıtsız kalamıyorum * özellikle bu eserleri yarattıkları dönemler, sovyetlerin artık iyice zıvanadan çıktığı ve katı politik tutumun esiri olduğu dönemler. yani içinde bulundukları mevcut durum onları daha da yaratıcı olmaya itmiş. hayal güçlerinin sınırlarını zorlamışlar. ve bunu yaparken de gerçeklikten asla kopmamışlar. strugatski kardeşler aslında neden sonuç ilişkisi demektir. hayal gücünün sınırlarını zorlamakla işe koyulmuş olmaları, insana dair gerçeklikleri es geçtikleri anlamına gelmez. bilakis durum tam tersidir. insana dair gerçek olan ne varsa ortaya dökmüşlerdir. tıpkı uzayda piknik de olduğu gibi. siz nasıl ki, gider herhangi bir yerde piknik yaparsanız ve çöplerinizi toplamazsanız, sonrasında sizden daha düşük yaşam formundaki canlılar * bu çöplere çöküyorsa, ayısı, kurdu, çakalı... hah işte uzaylıların çerine çöpüne de biz çöküyoruz. mesaj güzel. adamlar yine ince görmüşler. önlerinde saygıyla eğilip, hemen ceketimizin düğmelerini ilikliyoruz, zira bu adamların insana dair olan eleştirileri kadar muazzam eleştirileri sözde gerçekçilik denizinde yüzen hiç bir düzenbazın yaptığını görmedik. yerseniz onlar gerçekçi, strugatski kardeşler hayalperest. ama genelde yersiniz orası da ayrı nokta *
bakın bu kitapta redrick schuhart diye bir adam vardır. candır. onun iç hesaplaşmaları, şişenin dibini görmesi falan, hep sistemin baltasının sapı olan deyyuslar yüzündendir. uzayda piknik birazda andrey tarkovski ve stalker'dır. eğer strugatski kardeşler olmasaydı bu filmi izleyemeyecektiniz. evet bir uyarlama değildir ama filmin çıkış noktası uzayda pikniktir. insanoğlunun karanlık noktalarını her zaman kusursuz bir şekilde göstermiş olan strugatskilere ne kadar teşekkür etsek azdır. neyse bak yine pik yaptım yapacağım. bitirdiniz redrick gibileri yeminle.yavuz çetin abimiz ''yaşamak istemem artık'' adlı şarkısında diyor ya;
''benden bir ruhsuz yaratmayı
nasıl başardınız
benden bir uyumsuz yaratmayı
nasıl başardınız
benden hissizden bir yaratmayı
nasıl…''
hakikaten lan nasıl? okuyunuz okutunuz. pişman olmazsınız. ha aynayı bakmayı sevmiyorsanız da boş verin gitsin!
bakın bu kitapta redrick schuhart diye bir adam vardır. candır. onun iç hesaplaşmaları, şişenin dibini görmesi falan, hep sistemin baltasının sapı olan deyyuslar yüzündendir. uzayda piknik birazda andrey tarkovski ve stalker'dır. eğer strugatski kardeşler olmasaydı bu filmi izleyemeyecektiniz. evet bir uyarlama değildir ama filmin çıkış noktası uzayda pikniktir. insanoğlunun karanlık noktalarını her zaman kusursuz bir şekilde göstermiş olan strugatskilere ne kadar teşekkür etsek azdır. neyse bak yine pik yaptım yapacağım. bitirdiniz redrick gibileri yeminle.yavuz çetin abimiz ''yaşamak istemem artık'' adlı şarkısında diyor ya;
''benden bir ruhsuz yaratmayı
nasıl başardınız
benden bir uyumsuz yaratmayı
nasıl başardınız
benden hissizden bir yaratmayı
nasıl…''
hakikaten lan nasıl? okuyunuz okutunuz. pişman olmazsınız. ha aynayı bakmayı sevmiyorsanız da boş verin gitsin!
devamını gör...
bir umut sürekli kadın yazarlara nickaltı giren meriç
umut erkeğin ekmeğidir diyerek hareket eden insandır.
devamını gör...
kırmızı
hayatın yansımalarını, tezatlarını bir bir ortaya döküyor. mesela kırmızı gül her zaman romantizmin klasik sembolü haline gelmiştir. aşkın ve sevginin sembolü, kanımızın rengidir. doğanın dingin yeşilinin zıddı olan kırmızı, gözümüzde ve algımızda alarm sinyali olarak yer ediyor. ölümcül zehir işareti, tehlikeli girilmez tabelaları, aciliyet ve hayatiyet bildiren hemen her şey, kırmızı ile gösteriliyor. siyasette de devrimin ve kendini yana yakıla feda etmenin sembolü olarak yer alır. en önemlisi de, minik çocukların ilk öğrendiği ve ayırt ettiği ilk renktir kırmızı.
devamını gör...
kafa sözlük
sevgili ikocuğum.
bir başlıkta örneğin başlığımız ‘elma’ olsun
girilen ilk entry ‘vodkayla iyi gider’ olsun
ikinci enrty yahut 3,4,5. entrylerde de birisi yahut birileri aynı entry’i yazarsa yazdığı metin alanının kırmızı gibi bir renk fonuna geçmesi mümkün mü? kimsenin başlık içeriği okuduğu yok alt alta aynı entryler girilmemesi için bu yahut buna benzer bir uyarıcı sistem olabilir mi?
olur yavrum seni mi kırıcam de lütfen.
aynı entryleri okuya okuya kanser olucam.
bir başlıkta örneğin başlığımız ‘elma’ olsun
girilen ilk entry ‘vodkayla iyi gider’ olsun
ikinci enrty yahut 3,4,5. entrylerde de birisi yahut birileri aynı entry’i yazarsa yazdığı metin alanının kırmızı gibi bir renk fonuna geçmesi mümkün mü? kimsenin başlık içeriği okuduğu yok alt alta aynı entryler girilmemesi için bu yahut buna benzer bir uyarıcı sistem olabilir mi?
olur yavrum seni mi kırıcam de lütfen.
aynı entryleri okuya okuya kanser olucam.
devamını gör...
online listesi aslında bir yalan mı sorunsalı
haftalık bir liste var, kısa süre sonra galatasaray 11'i gibi sayabilir çoğu kişi.
1 numara dady ,
2 numara ucemak,
ıvanmilinski kesin ilk 10'da,
ışımbu' da yedek de olsa, tribünde, ilk 100'deki yerini alıyor her hafta.
3-4 bin kişinin olduğu sözlükte bu çok da normal değil, bunu normal görenlerin de başka gayeleri vardır, kusura bakmasınlar.
bazen insan kendini sirk maymunu gibi hissediyor inanın.
yeni yüzler, yeni nikler görmek istiyoruz artık.
ha gayret kafa, silkelen ve kendine gel ...
1 numara dady ,
2 numara ucemak,
ıvanmilinski kesin ilk 10'da,
ışımbu' da yedek de olsa, tribünde, ilk 100'deki yerini alıyor her hafta.
3-4 bin kişinin olduğu sözlükte bu çok da normal değil, bunu normal görenlerin de başka gayeleri vardır, kusura bakmasınlar.
bazen insan kendini sirk maymunu gibi hissediyor inanın.
yeni yüzler, yeni nikler görmek istiyoruz artık.
ha gayret kafa, silkelen ve kendine gel ...
devamını gör...



