tiktok hesabı olmayan ezik insan
tiktok kullanmaktansa ezik olmayı tercih ederim .
devamını gör...
buddha siddhartha gautama
budist felsefenin kurucusu. (budizm'in kurucusu.) prens sidarta veya śākyamuni (sakya kabilesinden gelen bilge) de denmektedir kendisine. lakin biz onu buda olarak biliriz. ki sanskritçe "uyanmış kişi" manasına gelir buda.
devamını gör...
kaktüs beslemek
önce birer birer başlıyorsun almaya sonra bir bakmışsın bağımlılık yapmış evin içi bu dikenli canlılarla dolup taşmış. susuzluktan değil de çok sulamaktan ölen, çürüyen bu bitkicikler çok ilgiyi sevmezler. birazcık kendi hallerine bırakacaksın ki kafalarını dinlesinler. balkonumda her birine ayrı ayrı yer yapmışımdır. tehlikeli türleri de vardır. tavşan kaktüsün ince ve sivri dikenleri evcil hayvanlara (kedilere, köpeklere) alerji yapabilir. insanlar içinde bazı türler alerjik reaksiyon gösterebilirler. efenim bu dikenli canlıların dikenleri saksı değişimi sırasında ellerinize batabilir. bunun için gazete kağıtları, eldivenler veya kaktüs tutaçları ile tutulup rahatlıkla saksı değişimi yapabilirsiniz. her gün her birini sever, öper alıp bağrıma basardım. ama baktım ki çok ilgiden şımarıyorlar ilgi alakayı kesince bir tanesi dikkat çekmek için çiçek bile açmıştır. (bkz: ziyaa ziyaaaa) neyse velhasıl kelam kaktüs beslemek de bir sanattır, hobidir. herkesin rahatlıkla besleyebileceği bir
bitki türüdür. efenim eşiniz sinir mi etti sizi bol dikenli olanı fırlatın kafasına...
neyse evlatlarımdan birini atıp burayı terk ediyorum.
bitki türüdür. efenim eşiniz sinir mi etti sizi bol dikenli olanı fırlatın kafasına...
neyse evlatlarımdan birini atıp burayı terk ediyorum.
devamını gör...
flört ile sevgililik arasındaki farklar
flört z kuşağıyla ve sosyal medya vıcıklığıyla gelen bir kavram. bir eş anlamı yan cepte dursun. seçmeli ders gibi bir sürü flört yapılıp arasından sevgili seçen mi istersin, birine aşıkken işte hüsamettin var ama o flörtüm o ayrı taam mı? diyen mi istersin. kısacası gerçekte olmayan iğrenç bir şımarıklık. birini görünce kalbin daha hızlı atıyorsa, o da benzer belirtiler yaşıyorsa sevgiliğe adım atarsın bitti.
devamını gör...
kiminle vakit geçirirsek beynimizin onunkine benzemeye başlayacak olması
--- alıntı ---
araştırmayı, abd’deki northwestern üniversitesi bilim insanları yaptı. beynin elektrik sinyallerinin senkronizasyonu üzerine çalışan nöroloji uzmanı prof. dr. moran cerf ve ekibi, birlikte zaman geçiren insanların beyin dalgalarının da zamanla ‘benzer’ görünmeye başladığını belirledi. bbc’nin ispanyolca servisi’ne bu dalgaların bazı vakalarda iki insan beyninde birebir aynı bile çıkabildiğini vurgulayan prof. cerf, “birbiriyle vakit geçiren insanlarda her iki beyinde de uyum oluşuyor” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “sadece iki hafta sonra bile aynı filmi izleyen, aynı kitapları okuyan, aynı tecrübeyi paylaşan ve sadece birbirleriyle konuşan iki kişi, dil, duygu ve bakış açısında ortak kalıplar geliştiriyorlar.” prof. cerf’e göre, zamanla gelişen bu ‘beyin ikizliği’, sosyal olduğu kadar duygusal ilişkilerde de oluşabiliyor. prof. cerf, çalışmalarının sonucunu ise şöyle açıkladı: “hayatta alınabilecek en doğru karar, kiminle vakit geçirdiğinizi akıllıca seçmek.”
--- alıntı ---
buna benzer jim rohn’un da şöyle bir tespiti var; “dünyanın en zeki insanı da olsanız, bulunduğunuz ortam vasat ve vasatın altındaki kimselerden ibaret ise, düzeyinizi koruma imkanınız yoktur. hepimiz, beraber en çok zaman geçirdiğimiz beş kişinin ortalamasıyız."
bu araştırmaları ve tespitleri kendim yaşadığım deneyimlerle desteklemek isterim.iş ortamında ve evimi paylaştığım partnerimle ,doğal olarak uzun zaman geçirmek zorunda kaldığımdan onlardan etkilendiğimi ve tabiri caizse kendi benliğimle ilgili asimile olan şeyleri fazlasıyla hissetmiştim.
sonuç olarak şuna varabilirz ki ,çevremizde etkileşim içinde olduğumuz kişileri eğer elimizdeyse dikkatli seçmekte yarar var bence.
araştırmayı, abd’deki northwestern üniversitesi bilim insanları yaptı. beynin elektrik sinyallerinin senkronizasyonu üzerine çalışan nöroloji uzmanı prof. dr. moran cerf ve ekibi, birlikte zaman geçiren insanların beyin dalgalarının da zamanla ‘benzer’ görünmeye başladığını belirledi. bbc’nin ispanyolca servisi’ne bu dalgaların bazı vakalarda iki insan beyninde birebir aynı bile çıkabildiğini vurgulayan prof. cerf, “birbiriyle vakit geçiren insanlarda her iki beyinde de uyum oluşuyor” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “sadece iki hafta sonra bile aynı filmi izleyen, aynı kitapları okuyan, aynı tecrübeyi paylaşan ve sadece birbirleriyle konuşan iki kişi, dil, duygu ve bakış açısında ortak kalıplar geliştiriyorlar.” prof. cerf’e göre, zamanla gelişen bu ‘beyin ikizliği’, sosyal olduğu kadar duygusal ilişkilerde de oluşabiliyor. prof. cerf, çalışmalarının sonucunu ise şöyle açıkladı: “hayatta alınabilecek en doğru karar, kiminle vakit geçirdiğinizi akıllıca seçmek.”
--- alıntı ---
buna benzer jim rohn’un da şöyle bir tespiti var; “dünyanın en zeki insanı da olsanız, bulunduğunuz ortam vasat ve vasatın altındaki kimselerden ibaret ise, düzeyinizi koruma imkanınız yoktur. hepimiz, beraber en çok zaman geçirdiğimiz beş kişinin ortalamasıyız."
bu araştırmaları ve tespitleri kendim yaşadığım deneyimlerle desteklemek isterim.iş ortamında ve evimi paylaştığım partnerimle ,doğal olarak uzun zaman geçirmek zorunda kaldığımdan onlardan etkilendiğimi ve tabiri caizse kendi benliğimle ilgili asimile olan şeyleri fazlasıyla hissetmiştim.
sonuç olarak şuna varabilirz ki ,çevremizde etkileşim içinde olduğumuz kişileri eğer elimizdeyse dikkatli seçmekte yarar var bence.
devamını gör...
animizm
ölenlerin sonsuza dek dünyadan ayrılmadıkları, ruhlarının cenazenin etrafında, ağaç, çiçek, bitkiler ve tüm tabiatta dolaşım halinde olduğu şeklinde bir algılamadır.
devamını gör...
the woman's bible
türkçe'ye kadının incili olarak çevirilen elizabeth cady stanton kitabıdır. bu kitabında, incil'in feminist açıdan eleştrisini yapmıştır.
devamını gör...
yok olmak
yok olmak diye bir şey yoktur. algılayamamak vardır.
yağmur yağar, denize karışır artık yağmur yoktur diyebilir miyiz ? - diyemeyiz. yağmur vardır ama ilk hâli gibi değildir.
sadece biçim olarak değişikliğe uğradı ve küçük su kütleleri büyük bir su kütlesine karıştı.
sonra güneşin etkisi ile su buharlaşır.**artık sadece biçim değil halde değiştirmiştir ama yok olmamıştır.
su döngüsü dediğimiz olay gerçekleşmekte. buharlaşan su havada yoğunlaşır, damlacıkları oluşturur.
yine hal değiştirmiştir. gaz haldeyken sıvı hale geçiş yaptı ama yok olmadı.
damlacıklar da toplanarak bulutları oluşturur. artık bulut oluşmuştur ve içindeki
damlacıklar büyüyüp birleştikçe yağmur damlalarını oluşturur. burada da sadece biçim değişir.
tekrar yeryüzüne yağmur olarak döner ve olay tekrarlanır. bu olaydan sonuçla aklıma enerjinin korunumu yasası geliyor:
enerji, yoktan var edilemez; var olan enerji de yok edilemez; sadece bir şekilden diğerine dönüşür.
insan ölür toprağa gömülür beden diğer canlılar tarafından ayrıştırılıp bir besin görevi görür. aslında
bedende yok olmaz. şunu düşünün bir yiyecek yiyorsunuz ve bunu yediniz. midenizde artık.
peki yok mu oldu? – hayır ama çıplak gözle göremiyoruz. o yiyecekten yararlı olan kısmı vücutta kalır
enerji görevi görür, yararsız veya vücut için fazla kısmı ise terleme, idrar, dışkılama yoluyla vücuttan
atılır.
sonuçla, besinler de yok olmaz. var olan enerji biçim ya da hal ya da her iki değişikliğe de uğrar.
biz göremediğimiz için de yok olduğu kanısına varırız. yine enerjinin korunumu yasasını görürüz.
aslında her şeyin yapı taşı atom olduğu için ve her şey bir enerji barındırdığı için aklımıza ne gelirse
yok olmadığını sadece zaman içinde çeşitli formlar alarak başkalaşım geçirdiğini düşünebiliriz.
zaman içinde her şeyin değişikliğe uğramasının sebebi de iç ve dış etkenler.
peki insan bedenden mi ibarettir? ruh diye tabir ettiğimiz görünmeyen, soyut olan, bedene canlılık
katan şey gerçekte var mı? var ise yok mu oldu? eğer ruh var ise enerjinin korunumu yasasına göre
yok olmadı sadece form veya hal değiştirdi ya da her ikisi. peki biz bunu niye göremiyoruz? belki de
insanın algılayamadığı form veya hal çeşitleri vardır biz bu bedendeyken sadece bu bakış açısından
görebiliyoruzdur hayatı. kaldı ki ruh var ise ilk halini ve biçimini de bilmiyoruz. şu zamana kadar
yapılan araştırmalar ile ruhun varlığına dair bir sonuç yok. zaten ruh olsa hangi görevi yapacaktı ki
sevgi mi ? nefret mi ? düşünmek mi ? her şey beyinde gerçekleşiyor zaten. hormonların kontrolü
altındayız aslında. düşünün serotonin seviyeniz yüksekse mutlu, melatonin seviyeniz yüksekse
hüzünlüsünüzdür. daha birçok örnek var hormonlar ile ilgili*neyse.
belki de ruhun olmasını istiyoruz yok olmak istemeyişimizden* ama yok olmak diye bir şey de yok.
dönüşüm var. peki ölümden sonra alacağımız formdan hayatı algılayabilecek miyiz? bu da büyük bir merak konusu.
aklıma i origins filmindeki şu diyalog geliyor:
”-sofi ben kanıtlara inanırım. üstümüzde, yukarıda yaşayan, görünmez bir tür sihirli ruhani varlığın kanıtı yok.
-solucanların kaç duyusu var?
-2 tane. koklamak ve hissetmek. neden?
-yani, görmeden ya da ışığın ne demek olduğunu bile bilmeden yaşayabiliyorlar değil mi? ışık kavramı onlar için düşünülemez.
-evet.
-ama biz insanlar ışığın varlığını biliyoruz. ama onlar ışık tam üstlerinde bile olsa bunu bilemiyorlar. ama küçücük bir mutasyonla bunu başarabiliyorlar değil mi?
-doğru.
-pekala, doktor göz, belki de bazı insanlar, çok nadir insanlar, başka bir duyu için mutasyon geçirmişlerdir.”*
replik muhtemelen astrofizikçi neil tyson’ın şu sözü üzerine kurulmuş:
"yolda bir solucan var. yanından geçip gidiyorsun. solucan senin kendini akıllı olarak değerlendirdiğini biliyor mu? solucan, senin aklın hakkında herhangi bir fikre sahip değil. çünkü sen, solucandan çok daha akıllısın. bu sebeple de, solucan, kendisinden daha akıllı bir şeyin yanından geçtiğinin farkında değil. bu da beni aynı konseptte düşünmeye itiyor, acaba bizim yanımızdan da üstün varlıklar geçip gidiyor olabilir mi diye. belki de onlar da bizimle ilgilenmiyor, çünkü biz onlara göre iletişime geçmeyi düşünmek için çok aptalız. solucanın yanına gidip "of, acaba solucan şu anda ne düşünüyordur?" demiyoruz. demeyiz. böyle bir şey aklına bile gelmez. sonuç olarak, dünya dışı varlıkların veya metafizik ögelerin bizi neden hala ziyaret etmediğine dair en iyi kanıt; onların aslında bizi izlediği ve dünyada zeki bir yaşam olmadığına karar vermeleri olması gerekir."
bunlardan da sonuç olarak ister istemez şu çıkarıma varıyorum: yok olmuyor dönüşüyoruz. peki dönüştükten sonra ne olacak? dönüşümden sonra yaşam algılanabilecek mi? yaşamda ise belki de ruhani şeyleri algılayacak duyumuz yoktur. bizden üstün varlıklar var ise tıpkı belli tip bir solucanın insanı göremediği, görme duyusu olmadığı gibi bizde bizden üstün bir canlıyı algılayabilecek bir duyuya sahip değilizdir. yani bulunduğumuz beden burası ile sınırlı. üstün bir varlık ya da ruhu algılayacak duyu insan bedeninde yok diyebiliriz. bu ise sadece varsayım.
yağmur yağar, denize karışır artık yağmur yoktur diyebilir miyiz ? - diyemeyiz. yağmur vardır ama ilk hâli gibi değildir.
sadece biçim olarak değişikliğe uğradı ve küçük su kütleleri büyük bir su kütlesine karıştı.
sonra güneşin etkisi ile su buharlaşır.**artık sadece biçim değil halde değiştirmiştir ama yok olmamıştır.
su döngüsü dediğimiz olay gerçekleşmekte. buharlaşan su havada yoğunlaşır, damlacıkları oluşturur.
yine hal değiştirmiştir. gaz haldeyken sıvı hale geçiş yaptı ama yok olmadı.
damlacıklar da toplanarak bulutları oluşturur. artık bulut oluşmuştur ve içindeki
damlacıklar büyüyüp birleştikçe yağmur damlalarını oluşturur. burada da sadece biçim değişir.
tekrar yeryüzüne yağmur olarak döner ve olay tekrarlanır. bu olaydan sonuçla aklıma enerjinin korunumu yasası geliyor:
enerji, yoktan var edilemez; var olan enerji de yok edilemez; sadece bir şekilden diğerine dönüşür.
insan ölür toprağa gömülür beden diğer canlılar tarafından ayrıştırılıp bir besin görevi görür. aslında
bedende yok olmaz. şunu düşünün bir yiyecek yiyorsunuz ve bunu yediniz. midenizde artık.
peki yok mu oldu? – hayır ama çıplak gözle göremiyoruz. o yiyecekten yararlı olan kısmı vücutta kalır
enerji görevi görür, yararsız veya vücut için fazla kısmı ise terleme, idrar, dışkılama yoluyla vücuttan
atılır.
sonuçla, besinler de yok olmaz. var olan enerji biçim ya da hal ya da her iki değişikliğe de uğrar.
biz göremediğimiz için de yok olduğu kanısına varırız. yine enerjinin korunumu yasasını görürüz.
aslında her şeyin yapı taşı atom olduğu için ve her şey bir enerji barındırdığı için aklımıza ne gelirse
yok olmadığını sadece zaman içinde çeşitli formlar alarak başkalaşım geçirdiğini düşünebiliriz.
zaman içinde her şeyin değişikliğe uğramasının sebebi de iç ve dış etkenler.
peki insan bedenden mi ibarettir? ruh diye tabir ettiğimiz görünmeyen, soyut olan, bedene canlılık
katan şey gerçekte var mı? var ise yok mu oldu? eğer ruh var ise enerjinin korunumu yasasına göre
yok olmadı sadece form veya hal değiştirdi ya da her ikisi. peki biz bunu niye göremiyoruz? belki de
insanın algılayamadığı form veya hal çeşitleri vardır biz bu bedendeyken sadece bu bakış açısından
görebiliyoruzdur hayatı. kaldı ki ruh var ise ilk halini ve biçimini de bilmiyoruz. şu zamana kadar
yapılan araştırmalar ile ruhun varlığına dair bir sonuç yok. zaten ruh olsa hangi görevi yapacaktı ki
sevgi mi ? nefret mi ? düşünmek mi ? her şey beyinde gerçekleşiyor zaten. hormonların kontrolü
altındayız aslında. düşünün serotonin seviyeniz yüksekse mutlu, melatonin seviyeniz yüksekse
hüzünlüsünüzdür. daha birçok örnek var hormonlar ile ilgili*neyse.
belki de ruhun olmasını istiyoruz yok olmak istemeyişimizden* ama yok olmak diye bir şey de yok.
dönüşüm var. peki ölümden sonra alacağımız formdan hayatı algılayabilecek miyiz? bu da büyük bir merak konusu.
aklıma i origins filmindeki şu diyalog geliyor:
”-sofi ben kanıtlara inanırım. üstümüzde, yukarıda yaşayan, görünmez bir tür sihirli ruhani varlığın kanıtı yok.
-solucanların kaç duyusu var?
-2 tane. koklamak ve hissetmek. neden?
-yani, görmeden ya da ışığın ne demek olduğunu bile bilmeden yaşayabiliyorlar değil mi? ışık kavramı onlar için düşünülemez.
-evet.
-ama biz insanlar ışığın varlığını biliyoruz. ama onlar ışık tam üstlerinde bile olsa bunu bilemiyorlar. ama küçücük bir mutasyonla bunu başarabiliyorlar değil mi?
-doğru.
-pekala, doktor göz, belki de bazı insanlar, çok nadir insanlar, başka bir duyu için mutasyon geçirmişlerdir.”*
replik muhtemelen astrofizikçi neil tyson’ın şu sözü üzerine kurulmuş:
"yolda bir solucan var. yanından geçip gidiyorsun. solucan senin kendini akıllı olarak değerlendirdiğini biliyor mu? solucan, senin aklın hakkında herhangi bir fikre sahip değil. çünkü sen, solucandan çok daha akıllısın. bu sebeple de, solucan, kendisinden daha akıllı bir şeyin yanından geçtiğinin farkında değil. bu da beni aynı konseptte düşünmeye itiyor, acaba bizim yanımızdan da üstün varlıklar geçip gidiyor olabilir mi diye. belki de onlar da bizimle ilgilenmiyor, çünkü biz onlara göre iletişime geçmeyi düşünmek için çok aptalız. solucanın yanına gidip "of, acaba solucan şu anda ne düşünüyordur?" demiyoruz. demeyiz. böyle bir şey aklına bile gelmez. sonuç olarak, dünya dışı varlıkların veya metafizik ögelerin bizi neden hala ziyaret etmediğine dair en iyi kanıt; onların aslında bizi izlediği ve dünyada zeki bir yaşam olmadığına karar vermeleri olması gerekir."
bunlardan da sonuç olarak ister istemez şu çıkarıma varıyorum: yok olmuyor dönüşüyoruz. peki dönüştükten sonra ne olacak? dönüşümden sonra yaşam algılanabilecek mi? yaşamda ise belki de ruhani şeyleri algılayacak duyumuz yoktur. bizden üstün varlıklar var ise tıpkı belli tip bir solucanın insanı göremediği, görme duyusu olmadığı gibi bizde bizden üstün bir canlıyı algılayabilecek bir duyuya sahip değilizdir. yani bulunduğumuz beden burası ile sınırlı. üstün bir varlık ya da ruhu algılayacak duyu insan bedeninde yok diyebiliriz. bu ise sadece varsayım.
devamını gör...
normal sözlük şikayet hattı
özel mesaj yoluyla tacize (cinsel olmak zorunda değil. herhangi bir fikirden ötürü küfür, hakaret falan da dahil) sözlük içi bir yaptırım getirilirse iyi olur. bilemiyorum sorun bir çeşit özel mesajların ifşasına mı giriyor, hukuki bir engeli var mı? çünkü sonuçta tacizi kanıtlamak için ekran görüntüsü atmak gerekecek ve bu sıkıntı çıkarır mı bilmiyorum.
eğer hukuki engel yoksa, bence bu konu ciddi şekilde düşünülmeli. her isteyen istediği gibi at koşturmamalı.
eğer hukuki engel yoksa, bence bu konu ciddi şekilde düşünülmeli. her isteyen istediği gibi at koşturmamalı.
devamını gör...
eleştiride üslubun önemi
en başta niçin eleştirdiğimizi bilmemiz gerekiyor. bilmediğimiz bir olguyu karşımızdakine aktaramayız. sonra ise “üslup, muhataba biçilen kıymettir”
eleştirirken*, karşınızdakine saygı duyduğunuzu hissettirmelisiniz.
eleştirirken*, karşınızdakine saygı duyduğunuzu hissettirmelisiniz.
devamını gör...
sevdiğim başka sevenim başka
hayat bazen böyledir. neyi isterseniz o sizden uzaktır. sizi isteyenlerden de siz uzaksınızdır.. herkesin kendini seveni sevmesi mümkün olsaydı herkes bir kaç kişiyi sevmek zorunda kalırdı. ve ben ortada kalırdım bomboş..
devamını gör...
kurtlar vadisi sahneleri
seni en az,bu kadar mermiden kurtardım ben.
devamını gör...
filozofların en sevilen sözleri
"insan düşüncesini değiştirerek hayatını değiştirebilir"
william james.
william james.
devamını gör...
veda etmek
''veda ederken kalbim duracak gibi hissediyorum.''
sevilen kişilerle ayrılırken gerçekleştirilen eylem. sevilen kişiler diyorum çünkü zaten hayatımızda bir anlama ve yere sahip olmayan kişilerle yollarımızın ayrılmasını veda olarak görmüyorum.
asıl veda, hayatındaki anlamlı varlıklara duyduğun özlemi ve hüznü ifade eder. bu yüzden veda etmek en sevmediğim ve gerçekleştirmek istemediğim şeydir. bir daha o kişiyi görüp işitemeyecek gibi, o yere bir daha gelemeyecekmiş, o zamanı bir daha yaşayamayacakmış gibi hissediyorum. oysa ben o kişiyi ömrümce görmek, işitmek ve varlığını hissetmek istiyorum. o yere bir daha gitmek, o zamanı hiç unutmamak ve bir daha yaşamak istiyorum.
lisenin son cumasının verdiği burukluk gibi. bir daha asla aynı yerde bulunamayacak olmanın bilinci, sınava girecek ve üniversiteye gidecek olmanın heyecanı, ayrılığın verdiği hüzün gibi. o zamanlar güzel bir gelecekle karşılaşacağımızı ve hayallerimize yaklaşacağımızı düşündüğümüz için belki de bu kadar anlamlı gelmiyordu o veda anları. veda olarak görmüyorduk belki de. oysa ben arkadaşlarıma uzunca süre bakmış, unutmamak için belleğime kazımaya çalışmıştım. yakın arkadaşla elbet görüşülür fakat birçok arkadaş tozlu raflara kaldırılmış gibi hissediyorum. çok uzaklara gitmişler de bindikleri trene yetişememişim gibi. oysa ne çok koşmuştum, anılarım beni neden beklemedi?
bugün unuttuğum arkadaşımdan bir arama geldi
yarın çok uzaklara gidiyormuş
''bir gün geri döndüğümde kocaman gülümseyerek buluşalım'' dedi
yarın çok uzaklara gidiyormuş.
sevilen kişilerle ayrılırken gerçekleştirilen eylem. sevilen kişiler diyorum çünkü zaten hayatımızda bir anlama ve yere sahip olmayan kişilerle yollarımızın ayrılmasını veda olarak görmüyorum.
asıl veda, hayatındaki anlamlı varlıklara duyduğun özlemi ve hüznü ifade eder. bu yüzden veda etmek en sevmediğim ve gerçekleştirmek istemediğim şeydir. bir daha o kişiyi görüp işitemeyecek gibi, o yere bir daha gelemeyecekmiş, o zamanı bir daha yaşayamayacakmış gibi hissediyorum. oysa ben o kişiyi ömrümce görmek, işitmek ve varlığını hissetmek istiyorum. o yere bir daha gitmek, o zamanı hiç unutmamak ve bir daha yaşamak istiyorum.
lisenin son cumasının verdiği burukluk gibi. bir daha asla aynı yerde bulunamayacak olmanın bilinci, sınava girecek ve üniversiteye gidecek olmanın heyecanı, ayrılığın verdiği hüzün gibi. o zamanlar güzel bir gelecekle karşılaşacağımızı ve hayallerimize yaklaşacağımızı düşündüğümüz için belki de bu kadar anlamlı gelmiyordu o veda anları. veda olarak görmüyorduk belki de. oysa ben arkadaşlarıma uzunca süre bakmış, unutmamak için belleğime kazımaya çalışmıştım. yakın arkadaşla elbet görüşülür fakat birçok arkadaş tozlu raflara kaldırılmış gibi hissediyorum. çok uzaklara gitmişler de bindikleri trene yetişememişim gibi. oysa ne çok koşmuştum, anılarım beni neden beklemedi?
bugün unuttuğum arkadaşımdan bir arama geldi
yarın çok uzaklara gidiyormuş
''bir gün geri döndüğümde kocaman gülümseyerek buluşalım'' dedi
yarın çok uzaklara gidiyormuş.
devamını gör...
erkeğimin malı olmaktan mutluyum
ben kadınım kimsenin de malı değilim. kendi ayaklarımın üzerinde durabilecek kadar da güçlüyüm.
demek yerine herşeyi göze almış insanlığından taviz vermiş birini üzücü cümlesidir.
demek yerine herşeyi göze almış insanlığından taviz vermiş birini üzücü cümlesidir.
devamını gör...
ekolali
otizm , uyaran eksikliği ve mental retardasyonun tanılanmasında aranan bulgulardan birisidir. kişi iletişim amacı olmaksızın sesleri, heceleri ve cümleleri tekrar eder. özellikle stres durumu arttığında ekolalide artış gösterir. özellikle otizmli çocuklar anlamlandıramadıkları kelimeleri tekrar etme eğilimi gösterirler ve bu şekilde o kelimeyi yada kavramı anlamlandırmaya çalışırlar. ekolali, öğrenciler ile iletişim kurmamız konusunda ciddi problem teşkil eder bu sebeple azaltmaya çalışırız. ekolali yapan çocukların tablet,telefon ve televizyon gibi teknoloji cihazlardan uzak tutulması son derece önem arz eder. etkinlik icerisinde kullanmak için çocuk şarkıları seçilirkende aynı kelimelerin yada cümlelerin çok sık tekrar edildiği şarkılardan mümkün mertebe uzak durulması önerilir. çocuklar ezber diyalogları sürdürme noktasında ısrarcı olacağı için günlük konuşma dilinde mümkün mertebe aynı soruları alternatif cümleler ile sormak gereklidir.
devamını gör...
takipçilerini görememek
hiçbir sosyal mecrada "kim beni takip etmiş, beni takip edeni ben de takip edeyim, aaa takipçi sayım azalmış kim çıktı ki takipten" diye düşünmediğimden benim için sorunsal olmayan sorunsaldır.
aksine bu durum hoşuma gidiyor benim. beni takip eden kişiyi sırf ayıp olmasın diye değil gerçekten yazılarını sevdiğim, takip etmek istediğim için o butona basmalıyım bence. aynı şekilde beni takip etmeyen ama harika yazan yazarları sırf beni takip etmiyor diye takip etmemek de egoistlik gibi geliyor bana. (üstelik bu özelliği kullanabilmek için store'u kullanabiliyormuşuz, buna rağmen kullanmayı düşünmüyorum.)
kullandıktan sonra "yaa beni takip etmiş, tabağı boş göndermeyelim takip edelim, aaaa beni takipten çıkmış naptım ki acaba" demeye başlamak da var işin ucunda.*
aksine bu durum hoşuma gidiyor benim. beni takip eden kişiyi sırf ayıp olmasın diye değil gerçekten yazılarını sevdiğim, takip etmek istediğim için o butona basmalıyım bence. aynı şekilde beni takip etmeyen ama harika yazan yazarları sırf beni takip etmiyor diye takip etmemek de egoistlik gibi geliyor bana. (üstelik bu özelliği kullanabilmek için store'u kullanabiliyormuşuz, buna rağmen kullanmayı düşünmüyorum.)
kullandıktan sonra "yaa beni takip etmiş, tabağı boş göndermeyelim takip edelim, aaaa beni takipten çıkmış naptım ki acaba" demeye başlamak da var işin ucunda.*
devamını gör...
sözlükte profil fotoğraflarını bekleyen büyük tehlike
arada fotoğraf koysam da umrumda değil. gayet güzel kızım.
devamını gör...
gecenin köründe ders çalışabilen insan
eskiden yapardım. sabah 5'e kadar oturur çalışırdım çok da verim alırdım ama artık geceleri otursam da odaklanamıyorum.** oyalanacak bir şey bulamıyorsun. güzel oluyordu.
devamını gör...
ekonomik krize rağmen starbucks'ların önünde oluşan sıra
eğer birilerinin bol harcama yapması herkesin iyi durumda olduğunu gösterebiliyorsa, açlık ve hastalıktan ölümlerin çok olduğu uganda'ya gidip, sadece başkentin belli yerlerinde, alem yapan kaymak tabakayı görsek, uganda, dünyanın en zengin ülkesi diyebiliriz.
devamını gör...