normal sözlük yazarlarının hobileri
kitap okumak,
kitap yazmak.
kitap yazmak.
devamını gör...
iki keklik
bu saatlerde, loş ışıkta ve yalnız dinlenmesi farz olan balıkesir yöresine ait türküdür.
buradan
erkan oğur'un yorumu ise enfestir.
erkan oğur
sözleri:
iki keklik bir derede imanım da ötüyor
ötmede keklik benim derdim artıyor sana hayran(2)
emine hanım konyak içmiş karyolada yatıyor
yazması oyalı kundurası boyalı
yar benim olsa
uzunda geceler dilim yari heceler
yar benim olsa
emine hanım yeni çıkmış imanımda hamamdan
yazması oyalı kundurası boyalı
yar benim olsa
uzunda geceler dilim yari heceler
yar benim olsa.
tolga çandar farklı bir boyuta taşımıştır.
tolga çandar
sözleri :
iki keklik bir kayada ötüyor (2)
ötmede keklik derdim bana yetiyor (2)
aman aman yetiyor
annesine kara haber gidiyor (2)
yazması onaylı kundurası boyalı
yar benim aman aman yar benim
uzunda geceler yar boynuma
sar benim aman aman sar benim
iki keklik bir dereden su içer (2)
dertlide keklik dertsizlere dert açar (2)
aman aman dert açar
buna da yanık sevda derler tez geçer (2)
yazması onaylı kundurası boyalı
yar benim aman aman yar benim
uzunda geceler yar boynuma
yar benim aman aman sar beni.
buradan
erkan oğur'un yorumu ise enfestir.
erkan oğur
sözleri:
iki keklik bir derede imanım da ötüyor
ötmede keklik benim derdim artıyor sana hayran(2)
emine hanım konyak içmiş karyolada yatıyor
yazması oyalı kundurası boyalı
yar benim olsa
uzunda geceler dilim yari heceler
yar benim olsa
emine hanım yeni çıkmış imanımda hamamdan
yazması oyalı kundurası boyalı
yar benim olsa
uzunda geceler dilim yari heceler
yar benim olsa.
tolga çandar farklı bir boyuta taşımıştır.
tolga çandar
sözleri :
iki keklik bir kayada ötüyor (2)
ötmede keklik derdim bana yetiyor (2)
aman aman yetiyor
annesine kara haber gidiyor (2)
yazması onaylı kundurası boyalı
yar benim aman aman yar benim
uzunda geceler yar boynuma
sar benim aman aman sar benim
iki keklik bir dereden su içer (2)
dertlide keklik dertsizlere dert açar (2)
aman aman dert açar
buna da yanık sevda derler tez geçer (2)
yazması onaylı kundurası boyalı
yar benim aman aman yar benim
uzunda geceler yar boynuma
yar benim aman aman sar beni.
devamını gör...
el fatiha
kuran'ın ilk suresi.
meal;
bismillahirrahmânirrahîm ﴾1﴿
hamd, âlemlerin rabbi, rahmân, rahîm, hesap ve din gününün maliki allah'a mahsustur. ﴾2-4﴿
yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. ﴾5﴿
bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.﴾6-7﴿
meal;
bismillahirrahmânirrahîm ﴾1﴿
hamd, âlemlerin rabbi, rahmân, rahîm, hesap ve din gününün maliki allah'a mahsustur. ﴾2-4﴿
yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. ﴾5﴿
bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.﴾6-7﴿
devamını gör...
kimsesizlik hissi
bir gün, bir arkadaşım, ben o kadar yalnız hissediyorum ki biriyle arkadaş olduğum vakit, elindeki tüm oyuncakları karşımdakine verip sonra da onları korkutan insan oluyorum demişti. ve haklıydı. ben de bir parça korkmuştum ani ve çok gelen ilgi ile. bende ise durum biraz daha farklı insanları hayatıma alırken onlar için zaman çok harcayıp üzerlerinde bir tesir bıraktıktan sonra değer atfetmeye başlıyorum. çünkü terk edilme konusunda aşamadığım bir durum var. eğer biri hayatımdan çıkacaksa koşullar ne olursa olsun onu bir şekilde etkiliyorum. sonra o her şeyi yoluna koyduğunu/koyduğumuzu düşündüğü sırada yaşadığım sahteliğin içinde boğulmaya başlıyorum. çünkü bence yaralar iyileşmez. benim yaralarım iyileşmiyor. hep izi kalıyor. acısı fiziksel olarak azalan bir yaranın izine baktığımda tekrar tekrar o kazayı hatırlamak gibi. zihnimde tekrarlamaya başlıyor beni acıtan anlar. ben en dibe gidiyorum. nefes alamaz hale gelene dek orada kalıyorum. sonra temel hayatta kalma içgüdülerim devreye giriyor. tekrar su yüzüne çıkıyorum. güneşi tenimde hissettiğimde yaşamın kıymetli olduğuna, yara izlerinin acımıyorsa iyileştiğine inanıyorum. sonra yeni bir atakla tekrar karanlık kaplıyor. bugün karanlık. hiç ışık yok üstelik. hissettiğim şey de bu, kimsesizlik.
devamını gör...
parasını hak eden ürünler
devamını gör...
still alice
bir roman uyarlaması olan ve columbia üniversitesi'nde dilbilim profesörü olan alice howland'ın gerçek yaşam öyküsünü anlatan bu çarpıcı bağımsız filmin yönetmen koltuğunda richard glatzer ve wash westmoreland oturuyor. richard glatzer als tanısı konduğunda 59 yaşında bir yönetmen olarak bu filmi çekmeye başlıyor. başrolde müthiş iş çıkaran ve bu performansı ile oscar dahil birçok ödül alan julianne moore oscar ödül konuşmasında alzheimer ve als hastalığı ile ilgili farkındalık yaratacak bir konuşma yaparken ödül töreninden 16 gün sonra richard glatzer'ın vefat edeceğini hissetmiş miydi bilinmez ama hem filmin kendisini hem bu üzücü hadiseyi hem de alice howland'ın hikayesini izleyenlerin zihinlerine kazıdığını bugün biliyordur bence...
bazı filmlerde gerçekle oyun arasındaki mesafe hayli daralıyor. filmlerde gördüklerimizin, gerçek yaşamlarımızda olduğundan daha ilgi çekici halde anlatılması çoğumuzun hoşuna gidiyor olsa da 2, maksimum 3 saatlik sürenin sonunda yaşamlarımıza geri dönüyoruz ve her defasında bir filmin başrolünde olmadığımız gerçeği ile tekrar tekrar yüzleşiyoruz. farkında olunsa da olunmasa da bu "önemsiz miyim ben?" duygusunun bilinçaltına işleyişi bizi daha hırçın, daha depresif insanlara dönüştürüyor. işte bu yüzden bazen bu film gibi "gerçek oyunlu" filmler izlemek lazım sıfırlamak adına zihni. izlemek lazım ki hayal dünyasında yaşamayalım. insanlar sanat filmlerini de bu yüzden sevmezler. zaten yaşıyorlardı o sıkıcı, renksiz, büyük olayların olmadığı, sıradan yaşamlarını. neden bir de üstüne zaman ve para harcayıp izlesinler ki? gerçek hayat tüm gerçekliği ile anlatılır farklı perspektiflerden gişe kaygısı olmayan sanat filmlerinde. sonra "bir tren iki saatte gidiyor, onu çekmiş, adına da film diyor" der insanlar. düşünmez hiç e bir tren gerçekten de 2 saatte gidiyor benim yaşamımda diye. sıkıcı olan sanat filmleri değil, sıkıcı olan hayatlarımız. bunu ara ara kendimize hatırlatmalı. en önemlisi de bununla barışmalı.
bazı filmlerde gerçekle oyun arasındaki mesafe hayli daralıyor. filmlerde gördüklerimizin, gerçek yaşamlarımızda olduğundan daha ilgi çekici halde anlatılması çoğumuzun hoşuna gidiyor olsa da 2, maksimum 3 saatlik sürenin sonunda yaşamlarımıza geri dönüyoruz ve her defasında bir filmin başrolünde olmadığımız gerçeği ile tekrar tekrar yüzleşiyoruz. farkında olunsa da olunmasa da bu "önemsiz miyim ben?" duygusunun bilinçaltına işleyişi bizi daha hırçın, daha depresif insanlara dönüştürüyor. işte bu yüzden bazen bu film gibi "gerçek oyunlu" filmler izlemek lazım sıfırlamak adına zihni. izlemek lazım ki hayal dünyasında yaşamayalım. insanlar sanat filmlerini de bu yüzden sevmezler. zaten yaşıyorlardı o sıkıcı, renksiz, büyük olayların olmadığı, sıradan yaşamlarını. neden bir de üstüne zaman ve para harcayıp izlesinler ki? gerçek hayat tüm gerçekliği ile anlatılır farklı perspektiflerden gişe kaygısı olmayan sanat filmlerinde. sonra "bir tren iki saatte gidiyor, onu çekmiş, adına da film diyor" der insanlar. düşünmez hiç e bir tren gerçekten de 2 saatte gidiyor benim yaşamımda diye. sıkıcı olan sanat filmleri değil, sıkıcı olan hayatlarımız. bunu ara ara kendimize hatırlatmalı. en önemlisi de bununla barışmalı.
devamını gör...
ortaya çıkmayan bir keşfin yakınlığı
bir jorge luis borges tanımlamasıdır.
yazar alejandro zambra bu tanımlamaya örnek olarak roberto bolano’nun 2666 isimli romanını verir. çünkü 2666 okunması en zor romanlardan biridir ve anlaşılması okunmasından daha da zordur. roberto bolano bu romanının anlaşılması çok güç olduğu, hala gizli kalmış şeyleri muhafaza ettiği için utanç duymadığı tek romanı olduğunu söyler.
jorge luis borges bu sözü sanatı tanımlamak için yapar. bence de öyledir. sanatın anlaşılmaz olması gerektiğini söylemiyorum elbette. ama sanatsal bir yapıtta izleyeni, okuyanı, bakanı düşündürecek bir şeyler olması elzemdir.
yani ülkü tamer’in mükemmeli bir ahenge sahip olan şiiri konuşma sanatsaldır. insanı düşünmeye sevk eder. bir şey anlar gibi olup başka bir şey anlatmış olabileceğine ikna oluruz bütün düşünmelerin sonunda. ama fevzi sömer’in hacı iğdelerimi kesti şiiri dümdüz bir şiirdir. düşünmeye bile gerek bırakmaz.
sanat bize ortaya çıkmayan şeylere yakınlaşma ama asla ulaşamama imkanı sunar. sanatsal bir eserden uzaklaşınca bir şeyleri keşfetmeye çok yaklaştığımızı düşünürüz. bu anlaşılmak üzere olduğuna inandığımız şeyin muğlaklığının verdiği tadına doyulmaz keyiftir.
sanat, jorge luis borges ne diyorsa odur.
yazar alejandro zambra bu tanımlamaya örnek olarak roberto bolano’nun 2666 isimli romanını verir. çünkü 2666 okunması en zor romanlardan biridir ve anlaşılması okunmasından daha da zordur. roberto bolano bu romanının anlaşılması çok güç olduğu, hala gizli kalmış şeyleri muhafaza ettiği için utanç duymadığı tek romanı olduğunu söyler.
jorge luis borges bu sözü sanatı tanımlamak için yapar. bence de öyledir. sanatın anlaşılmaz olması gerektiğini söylemiyorum elbette. ama sanatsal bir yapıtta izleyeni, okuyanı, bakanı düşündürecek bir şeyler olması elzemdir.
yani ülkü tamer’in mükemmeli bir ahenge sahip olan şiiri konuşma sanatsaldır. insanı düşünmeye sevk eder. bir şey anlar gibi olup başka bir şey anlatmış olabileceğine ikna oluruz bütün düşünmelerin sonunda. ama fevzi sömer’in hacı iğdelerimi kesti şiiri dümdüz bir şiirdir. düşünmeye bile gerek bırakmaz.
sanat bize ortaya çıkmayan şeylere yakınlaşma ama asla ulaşamama imkanı sunar. sanatsal bir eserden uzaklaşınca bir şeyleri keşfetmeye çok yaklaştığımızı düşünürüz. bu anlaşılmak üzere olduğuna inandığımız şeyin muğlaklığının verdiği tadına doyulmaz keyiftir.
sanat, jorge luis borges ne diyorsa odur.
devamını gör...
solcu bıyığı
60'ların sonlarına doğru hayatımıza girmiş bir lügat.
sağcı bıyığı dudakların sağından ve solundan çeneye doğru inerken, solcu bıyığı çeneye inmez.
solcu bıyığı, sağcı bıyığına göre çok daha gürdür.
bana göre solcu bıyığının sembol ismi kesinlikle mahir çayan'dır.
orijinal solcu bıyığı 40'lı yaşlarda sararmaya başlar.
bunun sebebi içilen adıyaman tütünüdür.
sağcı bıyığı sararmaz çünkü onlar genelde fabrika sigarası içerler.
sağcı bıyığı dudakların sağından ve solundan çeneye doğru inerken, solcu bıyığı çeneye inmez.
solcu bıyığı, sağcı bıyığına göre çok daha gürdür.
bana göre solcu bıyığının sembol ismi kesinlikle mahir çayan'dır.
orijinal solcu bıyığı 40'lı yaşlarda sararmaya başlar.
bunun sebebi içilen adıyaman tütünüdür.
sağcı bıyığı sararmaz çünkü onlar genelde fabrika sigarası içerler.
devamını gör...
daft punk
instant crush şarkısı insanı alıp bambaşka diyarlara götürür.
devamını gör...
bitirilince üzülünen şeyler
hayal edilimiş ama hiç başlamamış umutlar...
devamını gör...
deliderviş
ey ahali,
duyduk duymadık demeyin, başınızı öne eğmeyin... yeni gelmiş bir bektaşi
var selamınızı esirgemeyin. yalnız bir ricam olacak kendisinden fıkraları olsun en damardan fikirleri olsun içimizi en sarandan.
bende nezaketen bir bektaşi fıkrasıyla geldim:
adamın biri, sohbetlerinde gündelik yaşamdaki olumsuzluklardan örnekler vererek:
-böyle giderse kıyamet kopacak, dünyanın altı üstüne gelecek..... diyerek hiç durmadan çevresindeki insanları karamsarlığa itiyormuş. bu konuşmalardan birisini duyan bektaşi dayanamayıp cevap vermiş:
-gelsin imanım demiş, şu dünyanın haline bak, belki altı üstünden iyidir.
hoş gelmişsiniz.
duyduk duymadık demeyin, başınızı öne eğmeyin... yeni gelmiş bir bektaşi
var selamınızı esirgemeyin. yalnız bir ricam olacak kendisinden fıkraları olsun en damardan fikirleri olsun içimizi en sarandan.
bende nezaketen bir bektaşi fıkrasıyla geldim:
adamın biri, sohbetlerinde gündelik yaşamdaki olumsuzluklardan örnekler vererek:
-böyle giderse kıyamet kopacak, dünyanın altı üstüne gelecek..... diyerek hiç durmadan çevresindeki insanları karamsarlığa itiyormuş. bu konuşmalardan birisini duyan bektaşi dayanamayıp cevap vermiş:
-gelsin imanım demiş, şu dünyanın haline bak, belki altı üstünden iyidir.
hoş gelmişsiniz.
devamını gör...
son singapur vapuru (yazar)
bence siz bi çay için. çay sevmezseniz oralet söyleyeyim size. haydi bunların parasını da ben ödeyeyim madem ne yapayım. *
devamını gör...
zeki müren'den bir şarkı bırak
şimdi uzaklardasın
gönül hicranla doldu
şimdi uzaklardasın
gönül hicranla doldu
hiç ayrılamam derken
kavuşmak hayal oldu
gönül hicranla doldu
şimdi uzaklardasın
gönül hicranla doldu
hiç ayrılamam derken
kavuşmak hayal oldu
devamını gör...
dün gece soho'da
2021 yapımı, en sevdiğim ‘doktor’ lardan matt smith’in de olduğu , ben ne izliyorum böyle dediğim bir film. kategorisi korku ama bence gerilim daha uygun olurdu diye düşünüyorum.
sevgili yarasa seneca çok güzel özetlemiş filmi. anya’ya ( sandie) gerçekten hayran kalmamak elde değil. aldığı ödülleri de baştan ayağı hakediyor. filmde thomasin ile uyumu harikaydı.
eloise’nin annesi ve kendisinin özel bir yeteneği var; hayaletleri görebiliyorlar. annesi bununla baş edemeyip eloise henüz 7 yaşındayken intihar ediyor.
hayaletlerin rahatsız etmesi ve en sonunda aslında ondan yardım istedikleri için rahatsız ettiklerinin ortaya çıkması bana ‘altıncı his’ filmini anımsattı.
filmin en büyük mantık hatası, aslında ölüleri gören eloise’in nasıl oluyor da sandie’nin o zamanki halini görüyor olduğu.
moda okulu için londra’ya gelen eloise, herkesten aynı uyarıyı alır: londra herkes için biraz zor olabiliyor(kelimesi kelimesine böyle değil ama anlam aynı). büyükannesinin bu konuda uyarmasının nedeni, londra’nın eski bir şehir olması ve haliyle ölü insanın çok olması.
yurtta eğlenmeyi seven oda arkadaşıyla anlaşamayınca, tek başına bir odaya kiralıyor; olaylar da bu şekilde başlıyor. neon ve ışık evet çok ama 60’lı yılların ışıltılı hayatını yansıtmak istemişler bence. sandie de o ışıltılı hayatın içinde olmak istememiş miydi?
daha detayına girmeyeyim ama sürprizlere hazırlıklı olun. filmin ilk yarım saatinde filmi çözdüm sandım ama sonuna doğru ters köşe yaptı beni. yani sürprizleri sevenler için iyi bir seçim olacaktır.
oyunculuklar gerçekten harikaydı. yarasa’ya katılıyorum bu konuda; 2 kadın filmi bambaşka bir yere taşımış. filmin yarattığı atmosferi, özellikle sonundaki merdiven sahnesinde yarattıkları ışıltıyı çok sevdim. izlenecek bir filmdir efendim. hayalet dediğime bakmayın, dediğim gibi ben korkmadım; ben korkmadıysam kimse korkmaz*. ama gerim gerilm gerileceğiniz garanti. iyi seyirler.
sevgili yarasa seneca çok güzel özetlemiş filmi. anya’ya ( sandie) gerçekten hayran kalmamak elde değil. aldığı ödülleri de baştan ayağı hakediyor. filmde thomasin ile uyumu harikaydı.
eloise’nin annesi ve kendisinin özel bir yeteneği var; hayaletleri görebiliyorlar. annesi bununla baş edemeyip eloise henüz 7 yaşındayken intihar ediyor.
hayaletlerin rahatsız etmesi ve en sonunda aslında ondan yardım istedikleri için rahatsız ettiklerinin ortaya çıkması bana ‘altıncı his’ filmini anımsattı.
filmin en büyük mantık hatası, aslında ölüleri gören eloise’in nasıl oluyor da sandie’nin o zamanki halini görüyor olduğu.
moda okulu için londra’ya gelen eloise, herkesten aynı uyarıyı alır: londra herkes için biraz zor olabiliyor(kelimesi kelimesine böyle değil ama anlam aynı). büyükannesinin bu konuda uyarmasının nedeni, londra’nın eski bir şehir olması ve haliyle ölü insanın çok olması.
yurtta eğlenmeyi seven oda arkadaşıyla anlaşamayınca, tek başına bir odaya kiralıyor; olaylar da bu şekilde başlıyor. neon ve ışık evet çok ama 60’lı yılların ışıltılı hayatını yansıtmak istemişler bence. sandie de o ışıltılı hayatın içinde olmak istememiş miydi?
daha detayına girmeyeyim ama sürprizlere hazırlıklı olun. filmin ilk yarım saatinde filmi çözdüm sandım ama sonuna doğru ters köşe yaptı beni. yani sürprizleri sevenler için iyi bir seçim olacaktır.
oyunculuklar gerçekten harikaydı. yarasa’ya katılıyorum bu konuda; 2 kadın filmi bambaşka bir yere taşımış. filmin yarattığı atmosferi, özellikle sonundaki merdiven sahnesinde yarattıkları ışıltıyı çok sevdim. izlenecek bir filmdir efendim. hayalet dediğime bakmayın, dediğim gibi ben korkmadım; ben korkmadıysam kimse korkmaz*. ama gerim gerilm gerileceğiniz garanti. iyi seyirler.
devamını gör...
progeria hastalığı
halk arasında erken yaşlanma hastalığı olarak bilinen hastalık, kişinin hızlı bir şekilde yaşlanmasına neden olur. nadir ve ölümcül olan bir genetik hastalıktır. rahatsızlığın farklı varyasyonları vardır, fakat klasik tipi hutchinson-gilford progeria sendromu (hgps) olarak isimlendirilir. bu tip, hastalığı ingiltere'de ilk defa tanımlayan dr. jonathan hutchinson ve dr. hastings gilford'un adıyla anılmaktadır.
erken yaşlanma hastalığından kişinin spesifik bir geninde bulunan tek bir hata sorumludur. bu hata progerin veya lamin a olarak adlandırılan gende yer alır ve anormal bir protein oluşumuna sebep olur. doku ve organları oluşturan hücreler, progerin adı verilen bu anormal proteini kullandıkları zaman, daha hızlı ve kolay parçalanan bir özelliğe bürünür. ve böylece progerin geni erken yaşlanma hastası çocuğun birçok hücresinde hızlı bir yaşlanmaya sebep olur.
atardamarlarda erken yaşlardan itibaren meydana gelen sertleşme (ateroskleroz) gelişimi sebebiyle erken yaşlanma hastalığı ile dünyaya gelen çocukların çoğunluğu ne yazık ki 14 yaşını doldurmadan hayatını kaybetmektedir. hastalık her iki cinsiyette ve bütün ırklarda hiçbir ayrım gözetmeksizin, eşit oranda görülmektedir. dünya üzerindeki her 4 milyon kişiden yaklaşık olarak 1'i bu hastalıkla dünyaya gelir.
kafa çapları ve gözlerin normalden büyük olması, alt çenenin küçük olması, yavaş ve anormal diş gelişimin olması, kırışmış çökmüş veya dar bir yüz yapıları olması çocuklarda görülen ilk belirtilerden birkaçıdır. doğduklarında sağlıklı görünseler bile zamanla (10 ila 24 ay) bu belirtiler baş göstermeye başlar.
bu hastalık çoğunlukla kalıtımsal değildir, bu nedenle çocuğa ebeveynlerinden aktarılmaz diyebiliriz. bununla birlikte ailede progeria olan bir çocuk varsa, durumun yineleme olasılığı %2 - 3 oranına çıkar. hasta çocukların ebeveynlerinde herhangi bir belirti görülmese bile mutasyonlu gen bulunabilir. genetik test yapılarak ebeveynin hastalıkla bağlantılı mutasyona sahip olup olmadığını bilgisine ulaşılabilmektedir.
progerianın ne yazık ki bilinen kesin bir tedavisi yoktur fakat; bulunan tedavi, hastanın belirtilerini kontrol altına almak için yapılır. lonafarnib adı verilen bir ilaç, ortalama 14 yıllık ömür beklentisini 1,6 yıl kadar uzatabilmektedir.
erken yaşlanma hastalığından kişinin spesifik bir geninde bulunan tek bir hata sorumludur. bu hata progerin veya lamin a olarak adlandırılan gende yer alır ve anormal bir protein oluşumuna sebep olur. doku ve organları oluşturan hücreler, progerin adı verilen bu anormal proteini kullandıkları zaman, daha hızlı ve kolay parçalanan bir özelliğe bürünür. ve böylece progerin geni erken yaşlanma hastası çocuğun birçok hücresinde hızlı bir yaşlanmaya sebep olur.
atardamarlarda erken yaşlardan itibaren meydana gelen sertleşme (ateroskleroz) gelişimi sebebiyle erken yaşlanma hastalığı ile dünyaya gelen çocukların çoğunluğu ne yazık ki 14 yaşını doldurmadan hayatını kaybetmektedir. hastalık her iki cinsiyette ve bütün ırklarda hiçbir ayrım gözetmeksizin, eşit oranda görülmektedir. dünya üzerindeki her 4 milyon kişiden yaklaşık olarak 1'i bu hastalıkla dünyaya gelir.
kafa çapları ve gözlerin normalden büyük olması, alt çenenin küçük olması, yavaş ve anormal diş gelişimin olması, kırışmış çökmüş veya dar bir yüz yapıları olması çocuklarda görülen ilk belirtilerden birkaçıdır. doğduklarında sağlıklı görünseler bile zamanla (10 ila 24 ay) bu belirtiler baş göstermeye başlar.
bu hastalık çoğunlukla kalıtımsal değildir, bu nedenle çocuğa ebeveynlerinden aktarılmaz diyebiliriz. bununla birlikte ailede progeria olan bir çocuk varsa, durumun yineleme olasılığı %2 - 3 oranına çıkar. hasta çocukların ebeveynlerinde herhangi bir belirti görülmese bile mutasyonlu gen bulunabilir. genetik test yapılarak ebeveynin hastalıkla bağlantılı mutasyona sahip olup olmadığını bilgisine ulaşılabilmektedir.
progerianın ne yazık ki bilinen kesin bir tedavisi yoktur fakat; bulunan tedavi, hastanın belirtilerini kontrol altına almak için yapılır. lonafarnib adı verilen bir ilaç, ortalama 14 yıllık ömür beklentisini 1,6 yıl kadar uzatabilmektedir.
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
sanılanın aksine "azimle sıçan duvarı deler" değil, "azimli sıçan (fare) duvarı deler"
"güzele bakmak sevaptır" değil "güzel bakmak sevaptır"
"su uyur düşman uyumaz" değil "sü(asker) uyur düşman uyumaz" olacaktır.
"güzele bakmak sevaptır" değil "güzel bakmak sevaptır"
"su uyur düşman uyumaz" değil "sü(asker) uyur düşman uyumaz" olacaktır.
devamını gör...
the texas chainsaw massacre
yazara* göre tarihin en iyi korku filmidir. abd'de bu yaşananların gerçek olduğuna/olabileceğine inanan sayısız insan olmuştur zamanında. yine abd'de bazı yerlerde senelerce durmadan sinemalarda gösterilmiş bir filmdir. sürekli, sıklıkla filmi izlemeye giden insanlar olmuştur bu dönemde.
ikinci filme korku/komedi diyebiliriz. hayatınızda görebileceğiniz en absürt filmlerden biridir. yani izlemeden anlaşılamaz.
sonraki birkaç film tırttır ama 2000'li yıllarda çıkan bir filmi oldukça iyidir.*
filmi esas korkunç kılan şey, leatherface'in sanki tavuk doğruyormuş gibi soğukkanlılıkla insanları katletmesidir. çengele mantosunu asar gibi insanların vücutlarını çengele geçirmesidir. hem de canlı canlı! bi de ne biçim aileydi lan o!?
1974 tarihli orijinal testere katliamı filminin süresinin standart bir filme göre kısa olması belki de yapımı daha da efektif hale getirmiştir. ilk izlediğim zamanı hatırlıyorum da. dehşete düşmüştüm resmen ve küçük de değildim, ergenliğimin sonlarında falandım o zaman. tahmin edersiniz ki o yaşta bile filmden bu kadar etkilenmişsem bir de 12-15 yaşlarında falan izlesem halim ne olurdu diye bir nevi şükrediyorum olayın böyle olmadığına.
meşin surat diye adı/lakabı türkçeye çevrilen leatherface cidden de ürperti yayan bir karakter. öyle ki, kendisi bir michael myers gibi sanki insan değilmiş gibi kendisini algılatabilecek kadar "fantastik". sanki asla öldürülemezmiş gibi bir hava veren tiplemeler bunlar, esasen bir insandan fazlası olmamalarına rağmen. burada bir de leatherface'in ailesi de ayrı bela ki o gudubet ve sanki 1 milenyum yaşındaymış gibi görünen "grandfather"a ayrı parantez açmak lazım. sanki böyle kan tadınca diriliyor. yani aslında ölmüş... öyle gibi algılanabiliyor cidden.
esasen fantastik elementler içermeyen ancak birçok fantastik/tabiatüstü korku filminden daha da fantastikmiş gibi olan bir film bu. yani öyle sıra dışı bir etki bırakıyor izleyicilerinde. bana göre tarihin en iyi korku filmidir. bunu yineliyorum. ha, 4.000-5.000 arasındadır izlediğim korku filmi sayısı ama zannetmiyorum ki beni bundan daha dehşete düşürebilecek bir film olsun, izlemediklerim arasından. martyrs gibi başka yönlerden dehşete düşüren filmler de var elbette ama safi korku dendiğinde teksas elektrikli testere katliamı'nın üzerine tanımam.
ikinci filme korku/komedi diyebiliriz. hayatınızda görebileceğiniz en absürt filmlerden biridir. yani izlemeden anlaşılamaz.
sonraki birkaç film tırttır ama 2000'li yıllarda çıkan bir filmi oldukça iyidir.*
filmi esas korkunç kılan şey, leatherface'in sanki tavuk doğruyormuş gibi soğukkanlılıkla insanları katletmesidir. çengele mantosunu asar gibi insanların vücutlarını çengele geçirmesidir. hem de canlı canlı! bi de ne biçim aileydi lan o!?
1974 tarihli orijinal testere katliamı filminin süresinin standart bir filme göre kısa olması belki de yapımı daha da efektif hale getirmiştir. ilk izlediğim zamanı hatırlıyorum da. dehşete düşmüştüm resmen ve küçük de değildim, ergenliğimin sonlarında falandım o zaman. tahmin edersiniz ki o yaşta bile filmden bu kadar etkilenmişsem bir de 12-15 yaşlarında falan izlesem halim ne olurdu diye bir nevi şükrediyorum olayın böyle olmadığına.
meşin surat diye adı/lakabı türkçeye çevrilen leatherface cidden de ürperti yayan bir karakter. öyle ki, kendisi bir michael myers gibi sanki insan değilmiş gibi kendisini algılatabilecek kadar "fantastik". sanki asla öldürülemezmiş gibi bir hava veren tiplemeler bunlar, esasen bir insandan fazlası olmamalarına rağmen. burada bir de leatherface'in ailesi de ayrı bela ki o gudubet ve sanki 1 milenyum yaşındaymış gibi görünen "grandfather"a ayrı parantez açmak lazım. sanki böyle kan tadınca diriliyor. yani aslında ölmüş... öyle gibi algılanabiliyor cidden.
esasen fantastik elementler içermeyen ancak birçok fantastik/tabiatüstü korku filminden daha da fantastikmiş gibi olan bir film bu. yani öyle sıra dışı bir etki bırakıyor izleyicilerinde. bana göre tarihin en iyi korku filmidir. bunu yineliyorum. ha, 4.000-5.000 arasındadır izlediğim korku filmi sayısı ama zannetmiyorum ki beni bundan daha dehşete düşürebilecek bir film olsun, izlemediklerim arasından. martyrs gibi başka yönlerden dehşete düşüren filmler de var elbette ama safi korku dendiğinde teksas elektrikli testere katliamı'nın üzerine tanımam.
devamını gör...
atomik absorbsiyon spektrofotometrisi
dünyada bulunan eser elementlerin ölçümünde kullanılan özel bir yöntemdir.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın lan yaşamak!!!
devamını gör...

