bir bilen (yazar)
hırsızı değil ev sahibini suçlayan tipik sağcı. ona göre her ölümün muhakkak haklı bir gerekçesi var. kimse durduk yere birilerini öldürmez. e bunu bunu yapmışlar ki öldürmüşler kafasında...bir de çok şey biliyormuş gibi, her şeyi o biliyor da başka kimse bir şey bilmiyormuş gibi konuşmuyor mu... şimdi gelir yine cool pozlarıyla yazar.
devamını gör...
peaceful warrior
dan millman'ın way of the peaceful warrior romanından beyazperdeye uyarlanan dingin savaşçı filmi
olimpiyatlara hazırlanan genç ve kibirli sporcu dan'in hikayesini işliyor. kendinden çok emin olan jimnastikçi ona bir tür spritüel koçluk yapan sokrates ile okul hayatında hem kendini eğitmeyi hem de daha iyi bir sporcu olmayı öğreniyor.
2006 yapımı dingin savaşçı filmi biyografik bir yapım. yönetmen koltuğunda victor salva'nın oturduğu filmin başrollerini ise scott mechlowicz, nick nolte, amy smart ve tim dekay paylaşıyo
(bkz: film önerisi) sanırım bu başlıkta daha önce paylaşmıştım. çok güzel bir film hem biyografik olmasıda ayrı çekici zaten. bu film sizi kendine bağlayacak ve motivasyonunuzu olumlu yönde etkileyecek. boş bir zamanınızda değerlendirmenizi tavsiye ederim.
olimpiyatlara hazırlanan genç ve kibirli sporcu dan'in hikayesini işliyor. kendinden çok emin olan jimnastikçi ona bir tür spritüel koçluk yapan sokrates ile okul hayatında hem kendini eğitmeyi hem de daha iyi bir sporcu olmayı öğreniyor.
2006 yapımı dingin savaşçı filmi biyografik bir yapım. yönetmen koltuğunda victor salva'nın oturduğu filmin başrollerini ise scott mechlowicz, nick nolte, amy smart ve tim dekay paylaşıyo
(bkz: film önerisi) sanırım bu başlıkta daha önce paylaşmıştım. çok güzel bir film hem biyografik olmasıda ayrı çekici zaten. bu film sizi kendine bağlayacak ve motivasyonunuzu olumlu yönde etkileyecek. boş bir zamanınızda değerlendirmenizi tavsiye ederim.
devamını gör...
atatürk'ün dinsiz olduğu iddiası
neden bugün bile hala tartışıldığını anlamadığım bir konu. insanların manevi içsel duygularını değil, edimlerini ve yansıttıklarını değerlendirme sınırlarına alabiliriz. mustafa kemal'i yargılamak için nasıl bir insan olduğuna, neler yaptığına, kendisi gibi düşünmeyen insanlara nasıl davrandığına bakmalıyız. dini inancı ne fark eder ki. o inanıyor diye mi inanıyorsunuz siz tanrıya? o inanmıyor diye mi inanmıyorsunuz yoksa? bu kadar bireysel bir konuda diğer insanların tercihleri neden önemli olsun ki? inançlılara da inançsızlara da adil davranmış birisi isterse muz tanrısına inansın isterse nihilist olsun, onu eleştirmek bize düşmez diye düşünüyorum.
devamını gör...
evrendeki en nadir şey
sizce nedir evrendeki en nadir şey ? uçsuz bucaksız, başı sonu görünmeyen, yalnızca %4-5 civarındaki kısmını görebiliyoruz dediğimiz kainattaki en nadir şey ne olabilir ?
altın mı ? gümüş mü ? elmas mı ? yakut mu ? safir mi ? zümrüt mü ? cevap bunlardan hiç biri değil... cevap; sadece ve sadece yaşamdır...
yaşam ya da hayat dediğimizde aklımıza ne geliyor ? sadece insanlar mı ? ya da sadece hayvanlar mı ? tabii ki de yaşam bunlarla sınırlı değil, yani olmamalı... bir ağaç da canlıdır, bir virüs de... bir ot da canlıdır, bir böcek de... hepsinin kendi içerisinde yaşamsal döngüsü vardır ve yaşam barındırır. nefes alır, solunum yapar, üretir veya tüketir. avlar ya da avlanır. bulaşır ya da kendi halinde yaşam sürmeye devam eder.
ahşap ile elması karşılaştıracak olursak eğer, hangisi daha değerlidir ? bir çoğumuzun cevabı tabii ki de elmas olacaktır. dünyamız üzerinde elmas çok çok değerli olsa da evren açısından hiç de değerli bir element değildir. elmasın yapı taşı, ham maddesi olan saf karbon evren'i incelediğimizde bol miktarda var zaten. sadece elmas yağan bir gezegen bile var, neptün. günün belli saatlerinde neptün'de olsaydınız gökten elmas yağdığını görebilirdiniz.
ama ağaç... nerede var ? su... nerede var ?
bünyesinde su ve ağaçları olan gezegenler tabii ki de vardır. dünyamız bunlardan biri ancak elmas yağan gezegenlere göre sayısı çok çok çok az ve hatta devede kulaktan daha az diyebileceğimiz kadar az bu gezegenler... insan olarak değer vermediğimiz, kesmekten, kırmaktan, yok etmekten hiç çekinmediğimiz ağaçlar veyahut boşa akıttığımız, döktüğümüz, arkamızı çevirip kirlenmesine müsaade ettiğimiz sular kainatın en değerli şeyleridir. evrenin her yerinde ahşap ve su elmastan çok daha değerli...
elmas örneği yetersiz mi geldi ? hat-p-7b isimli bir gezegen var. sizce bu gezegen bünyesinde ne barındırıyor ? açıklayayım; elmastan kat be kat daha değerli saf yakut, saf safir gibi değerli madenler var. hatta şunu da belirteyim ki, bahsettiğimiz bu gezegenin yüzeyi tamamı ile saf yakut ve saf safirin kaynağı olan bir yağ ile kaplı. yani havası, atmosferi dahi olmak üzere saf yakut ve safir. evrendeki böyle gezegenler için bu saydıklarımız tamamı ile değersiz.
ancak biz insanlar ve evren için ahşap dediğimiz ağaçlar, yaşamımızın kaynağı ve olmazsa olmazı olan su son derece önemli konumdalar. bir gezegende yaşayamadıktan sonra o gezegenin tamamı altın, elmas olsa neye yarar ? bir anlam ifade eder mi ki ? dünyamız sandığımızdan çok daha değerli... bildiğimiz evrende yaşam barındıran tek gezegen. başka yaşam barındıran gezegenler varsa dahi dünyamız kainatta nadir yerlerden biri... değeri elmas veya altınlarla ölçülmesi bizim değersizliğimizdir...
altın mı ? gümüş mü ? elmas mı ? yakut mu ? safir mi ? zümrüt mü ? cevap bunlardan hiç biri değil... cevap; sadece ve sadece yaşamdır...
yaşam ya da hayat dediğimizde aklımıza ne geliyor ? sadece insanlar mı ? ya da sadece hayvanlar mı ? tabii ki de yaşam bunlarla sınırlı değil, yani olmamalı... bir ağaç da canlıdır, bir virüs de... bir ot da canlıdır, bir böcek de... hepsinin kendi içerisinde yaşamsal döngüsü vardır ve yaşam barındırır. nefes alır, solunum yapar, üretir veya tüketir. avlar ya da avlanır. bulaşır ya da kendi halinde yaşam sürmeye devam eder.
ahşap ile elması karşılaştıracak olursak eğer, hangisi daha değerlidir ? bir çoğumuzun cevabı tabii ki de elmas olacaktır. dünyamız üzerinde elmas çok çok değerli olsa da evren açısından hiç de değerli bir element değildir. elmasın yapı taşı, ham maddesi olan saf karbon evren'i incelediğimizde bol miktarda var zaten. sadece elmas yağan bir gezegen bile var, neptün. günün belli saatlerinde neptün'de olsaydınız gökten elmas yağdığını görebilirdiniz.
ama ağaç... nerede var ? su... nerede var ?
bünyesinde su ve ağaçları olan gezegenler tabii ki de vardır. dünyamız bunlardan biri ancak elmas yağan gezegenlere göre sayısı çok çok çok az ve hatta devede kulaktan daha az diyebileceğimiz kadar az bu gezegenler... insan olarak değer vermediğimiz, kesmekten, kırmaktan, yok etmekten hiç çekinmediğimiz ağaçlar veyahut boşa akıttığımız, döktüğümüz, arkamızı çevirip kirlenmesine müsaade ettiğimiz sular kainatın en değerli şeyleridir. evrenin her yerinde ahşap ve su elmastan çok daha değerli...
elmas örneği yetersiz mi geldi ? hat-p-7b isimli bir gezegen var. sizce bu gezegen bünyesinde ne barındırıyor ? açıklayayım; elmastan kat be kat daha değerli saf yakut, saf safir gibi değerli madenler var. hatta şunu da belirteyim ki, bahsettiğimiz bu gezegenin yüzeyi tamamı ile saf yakut ve saf safirin kaynağı olan bir yağ ile kaplı. yani havası, atmosferi dahi olmak üzere saf yakut ve safir. evrendeki böyle gezegenler için bu saydıklarımız tamamı ile değersiz.
ancak biz insanlar ve evren için ahşap dediğimiz ağaçlar, yaşamımızın kaynağı ve olmazsa olmazı olan su son derece önemli konumdalar. bir gezegende yaşayamadıktan sonra o gezegenin tamamı altın, elmas olsa neye yarar ? bir anlam ifade eder mi ki ? dünyamız sandığımızdan çok daha değerli... bildiğimiz evrende yaşam barındıran tek gezegen. başka yaşam barındıran gezegenler varsa dahi dünyamız kainatta nadir yerlerden biri... değeri elmas veya altınlarla ölçülmesi bizim değersizliğimizdir...
devamını gör...
sonsuzluk yolcusu
üslubu, konulara bakış açısı ve özellikle aklı selim duruşuyla saygımı kazanmış olan yazardır. herhangi bir konuda kendisi ile aynı noktada durmuyor olsam dahi yazdıklarını okur ve kendisine katılmadığım noktaların üzerine düşünürüm. kuvvetle muhtemel hayat duruşumuz ve dünyaya baktığımız noktalarda ciddi farklılıklar var. ancak şunu belirtmem gerekir ki; karşıt fikrin insanı nasıl geliştirdiğinin ve insanın heybesine bir şeyler katabileceğinin somut örneğidir. tabi burada devreye üslup giriyor. ortaya koyduğu argümanları yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına her daim ayrıntılandırıyor ve düşüncesini belirttikten sonra muhakkak niye böyle düşündüğünün şerhini koyuyor. bakın; bu çok önemli bir haslettir. herkeste bulunmaz. sığ tartışmaların ve saçma sapan sataşmaların arasında kendisini okunur kılan özelliği de bizatihi bu özelliğidir. umarım ki; bazı arkadaşlar basitlikten arınıp ondaki sadeliğe onu okumak suretiyle ulaşırlar. içlerinde var olan ve çaktırmamaya çalıştıkları kin ve nefret irinini bu sayede boşaltıp yollarına devam edebilirler.
hülasa; etrafınıza dalkavuklar toplamak için uğraşacağınıza saygı uyandıran bir insan olabilmek için yapacağınız şey kanımca kendisini okuyup, kendisinden feyiz almaktır. söylediklerim elbette sözlük ortamı ile ilintilidir. altını çizerek söylemem gerekir ki belki tanımlarının sonunda bazı konularda fikrim değişmiyor ancak empati kurarak konuya başka yerlerden bakabilme imkanına sahip oluyorum. iletişimin temeli de budur. sadece saldırı ve mağduriyet üzerinden fikir münakaşası yaptığını zanneden zevatın kendisini mutlaka ve mutlaka okuması lazım. bunu bir kaç kere tekrar ettim zira cidden mühim *
hülasa; etrafınıza dalkavuklar toplamak için uğraşacağınıza saygı uyandıran bir insan olabilmek için yapacağınız şey kanımca kendisini okuyup, kendisinden feyiz almaktır. söylediklerim elbette sözlük ortamı ile ilintilidir. altını çizerek söylemem gerekir ki belki tanımlarının sonunda bazı konularda fikrim değişmiyor ancak empati kurarak konuya başka yerlerden bakabilme imkanına sahip oluyorum. iletişimin temeli de budur. sadece saldırı ve mağduriyet üzerinden fikir münakaşası yaptığını zanneden zevatın kendisini mutlaka ve mutlaka okuması lazım. bunu bir kaç kere tekrar ettim zira cidden mühim *
devamını gör...
kendini evleneceği insana saklayan insan
doğanın bahşettiklerine yatırım muamelesi yapan insandır. ileride değerleneceğini zanneder. biyolojik yaştan haberi yoktur. ya da kendi bedeninden, neyi sevip sevmediğinden.
hayatını geçirecek diye tek kişi için saklıyorsa, bilemez ki gerçekten sakladığı kişinin hoşuna gidecek mi.. psikolojisi, durumu buna el verecek mi, tepkileri ne olacak.. bir de olmazsa bazı şeylerin tadına varmadan göçüp gidecek. bilemezsiniz.. tecrübe her şeydir.
hayatını geçirecek diye tek kişi için saklıyorsa, bilemez ki gerçekten sakladığı kişinin hoşuna gidecek mi.. psikolojisi, durumu buna el verecek mi, tepkileri ne olacak.. bir de olmazsa bazı şeylerin tadına varmadan göçüp gidecek. bilemezsiniz.. tecrübe her şeydir.
devamını gör...
kitap alıntıları
"dünyadaki göz yaşı miktarı sabittir. ağlamaya başlayan biri için bir yerlerde bir başkası keser ağlamayı. aynı şey gülmek için de geçerlidir."
samuel beckett - godot'yu beklerken
samuel beckett - godot'yu beklerken
devamını gör...
sözlük kuralları dışında bir yazar olmak
ben mesela memur tipi yazarım. kankam yok, hiç ünlü olmadım, radyo programı sunmadım, izne ayrılmadım, nickaltım tıklım tıklım değil, mülayim bir kural dışılığım var. teşekkürler.
devamını gör...
karısı tarafından oklava ile dövülüp sokağa atılan adam
şiddeti haklı çıkaracak herhangi bir sebep yok. ortada ciddi bir sorun varsa boşanma davası açarsın biter. hep kadınlar mı şiddete uğrayacak gibi bir düşünce olamaz, bunu diyen insan zaten' fiziksel şiddet' durumundan rahatsız değildir ve imkanı olsa kendisi de buna başvuracaktır. fiziksel ve psikolojik şiddetin kime yapıldığından ziyade kendisinden rahatsızlık duyulmalı. adam muhtemelen eşi tarafından ilk defa bu muameleye maruz kalmıyor, umarım gereken ceza verilir. yine de kadının psikolojisi pek normal gelmedi bana.
devamını gör...
evlilik
nedense toplumların önündeki en büyük engellerden biri olduğunu düşünüyorum uzun zamandır. özellikle türk toplumunun.
*** bu yazı safi kişisel düşüncelerimi içermektedir ve görece uzun olacağını zannediyorum. ona göre okumaya başlamanızı tavsiye ediyorum, sonra yarısına gelince "ulan amma yazmışsın işsiz çocuk" demeyin***
şimdi öncelikle yazının ne anlatacağını özetleyeyim. dilim elverdiğince basitten karmaşığa doğru tek eşliliği anlatacağım önce. hayvanlardan başlayıp insana geleceğiz. monogami ile poligaminin birbirine görece avantajları-dezavantajlarına değineceğiz. en son da insan sosyal bir varlık olduğu için, tek eşliliğin “kutsal paktı” olan evlilik sosyal olarak insan hayatını nasıl etkilemiş, tek eşli değil de çok eşli olsaydı insanlık nasıl gelişirdi (veya çok eşliliğin toplum üzerine etkileri ne olurdu) hakkında biraz yazıp, almanyadaki halamgillere selam göndererek bitireceğim. vakit kaybetmeden hadi başlayalım, zaten yazı uzun olacak dedim.
küçük bir tanımla başlayalım. monogami (tek eşlilik) denilince genellikle insanlar "sadece bir karşı cins bireye sadık kalma ve başkasıyla seks yapmama" gibi bir anlam düşünüyorlar. monogami, iki karşı cinsin birbiriyle bir bağ oluşturup birbirleri dışında başka hiçbir bireyle cinsel birliktelik yaşamamasını ve "ortak bir alanda hayatlarını geçirmelerini" ifade eder aslında. emory üniversitesi psikiyatri ve davranış bilimleri bölümünden larry j. young demiş ki "the term 'monogamy' does not imply lifelong exclusive mating with a single individual. in fact, many birds form pair bonds over a season, raise their offspring together, and then select another partner the following season. for biologists, monogamy implies selective (not exclusive) mating, a shared nesting area, and biparental care." // türkçe meali: monogami terimi, tek bir bireyle hayat boyu süren bir birliktelik anlamına gelmez. birçok kuş türü, mevsimsel olarak yakın ilişki (pair bond) oluştururlar ve yavrularını beraber yetiştirirler, sonraki mevsim başka bir eş seçerek onunla yakın ilişki kurarlar. biyologlar için monogami, seçici fakat özel olmayan çiftleşme, ortak (paylaşılan) yaşam alanı ve biparental ilgi (hem anne hem baba çocuk yetiştirmesinde görevli) içeren bir terimdir// iş sadece başkasıyla yatıp kalkmaktan ibaret değil yani, birlikte yaşamak da giriyor işin içine. bu arada emory üniversitesi dünya sıralamasında 82. sırada imiş.
peki. monogami tek bir eşe sadık kalıp sadece onunla üremek ve onunla hayat alanını paylaşmaktır dedik. bunu insan dışında yapan kimler var önce onlara bakalım. benim bulabildiğim kadarıyla çok fazla hayvan yok. gibbonlar, kuğular, fransız melekbalığı (french angelfish. goldfish-japon balığı gibi garip türkçe çevirisi varsa düzeltin beni lütfen), kurtlar, penguenler, ilginçtir ki termitler (beyaz karıncalar), kır sıçanı (prairie vole), kel kartallar, schistosoma mansoni (bir tür parazit solucan), hamamböcekleri, kunduzlar, shingleback skink adında garip bir kertenkelemsi, baykuşlar, ahtapotlar, kanada turnası (sandhill crane), kara akbaba, büyük karınlı denizatı (hippocampus abdominalis). kaynak olarak verdiğim siteler rezil rüsva, ama akademik yayın bulamadım ne yazık ki. affedin.
yukarıdaki liste eğer doğruysa, saçma sapan hayvanlarda görülüyor bu tek eşlilik. yani belirli bir örüntü yok, "kafadanbacaklılar komple tek eşlidir" gibi veya "kanatlı hayvanlar aslında tek eşlidir" gibi bir önermede bulunamıyoruz. birbirleriyle alakaları sadece omurgalı olmaları diyecektim ki arada omurgasızlar da var. demek ki kanat, bacak, omurga dinlemiyor bu tek eşlilik konusu. başka bir şey olmalı. genetik desek mesela? bu türlerin daha primitif ve daha komplike (kaba tabirle öncesi ve sonrası) türlerine bakmak lazım ama o da pek kurtarır gibi değil. mesela kurtlarda görülen tek eşlilik neden köpeklerde, çakallarda veya tilkilerde yok, ya da beyaz karıncalarda görülen tek eşlilik neden siyahlarda yok. genetik olması da bence sağlam bir temel değil. geriye "sosyal" olma ihtimali kalıyor. "adaptif bir davranış olarak evlilik". olabilir mi, ona da bakalım.
şimdi, monogami tek eşlilik ve ortak yaşam alanıdır dedik. poligyny, bir erkeğin birden fazla dişi ile birlikte olmasıyken (harem) poliandry tam tersi, bir dişinin birden fazla erkekle birlikte olması (reverse-harem).
polygyny için baktığımızda, bir erkek onlarca dişiyle birlikte olup yüzlerce yavru sahibi olabilir. bu dişileri ve yavruların hepsini koruması çoğu zaman ve çoğu tür için pek de mümkün değil. genellikle bu tür birlikteliklerde erkek birey üremeye katılıp sonrasıyla ilgilenmez, dişi bütün işi kendisi yapar. erkeğin açısından baktığımızda birçok eş, çok daha fazla yavru. dişinin açısından baktığımızda 1 eş ve bir veya birkaç yavru.
polyandry için baktığımızda bir dişinin biren fazla erkek eşi oluyor fakat dişinin hamilelik sayısı aynı, yavru sayısı da aynı. yani bir dişi at bir erkek atla da çiftleşse, 15 erkek atla da çiftleşse 1 kez hamile kalıp belirli sayıda yavru dünyaya getirecektir. buna göre polygyny ile polyandry arasında dişi açısından pek de bir fark yok.
dişi için bir şey değişmezken erkek çok büyük bir avantaj kaybediyor (birden fazla dişiyi dölleyip çok daha yüksek sayıda yavru üretmek varken), peki neden monogamiyi seçmiş bu türler. neden insan tek eşli olmuş.
'birinci hipotez': eş savunma hipotezi. bu düşünceye göre özellikle dişi sayısı az ve dişiler çok geniş bir alana dağıldıysa erkek birey dişiyi başka bireylerle çiftleşmesinden alıkoyar, daha doğrusu diğer erkeklerin kendi dişisiyle çiftleşmesini engeller. mesela clown shrimp dişileri çok nadir bulunur ve çok kısa süreliğine çiftleşmeye uygundur. erkek, bir dişiyle karşılaştığında onun yanından ayrılmaz, döllenme zamanı geldiğinde dişiyi döller ve başka erkeklerin döllemesini engeller. bunu yapmazsa ikinci erkeğin spermleri birincinin spermleriyle yarışabilir, hatta yarısı kazanıp zigotu oluşturabilir. bu tek eşliliğe fakültatif monogami deniliyormuş (kısmi tek eşlilik), dişi hilesi yazıp ortalığı dişi karidesle doldurduğunuzda monogami falan kalmıyor demek heheh.
'ikinci hipotez': eş yardımı hipotezi. bu tür monogami mecburi monogami olarak adlandırılıyormuş. doğuma ve sonrasına yardım eden eş, yavrunun hayatta kalma şansını çok fazla yükseltmiş oluyor. bu da yavrusu savunmasız ve tehlikeye açık doğan canlılarda görülmesini normal kılıyor (örneğin insan, kemirgenlerin çoğu vs.). hele ki denizatı gibi yavruyu erkeğin taşıdığı türlerde ise bu tip monogami çok daha adaptifmış.
parental ilgi diyerek bunu daha da açarsak, olaya kâr zarar dengesi giriyor biraz. enerjiyi, kaynakları ve zamanı çiftleştikten sonra başka bir çiftleşme yerine dişiyle kalıp yavrunun bakımına harcamak daha kârlı olacaksa monogami daha akıllıca bir hareket olacaktır, hem dişi, hem erkek hem de yavru için. fareleri ele alalım örneğin, fare yavrusu doğduğunda ufacık, tüysüz ve kör dünyaya gelir. şöyle bir görüntüleri olur.

erkek fare yavrusunu bırakıp bütün işi dişinin üzerine atsa bu fareler hayatta kalabilir mi sizce?
evet kalabilir! fareler tek eşli değildir çünkü. bir kafese 2 erkek fare, 8 dişi fare koyduğunuzda erkeklerden biri diğerini öldürür! üretim kafeslerinde hareme izin verilir (bir erkek birden fazla dişi) fakat aynı batında doğan erkek kardeşler bile ayrılır birbirlerinden (bir süre sonra). buradan "erkek fare "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım, gerisine karışmam" sonucu çıkartmayın. erkek fare de yardımcı olur dişisine, fakat dişi doğum gerçekleştikten sonra kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumdadır. yavrularının üzerinde sürekli yatmasına gerek yoktur, tuvalet ihtiyacı için veya yemek-su için yavrularını kısa süreliğine bırakabilir (laboratuvar ortamında yem ve su ad libitum (sınırsız) olduğu için böyle tabi bu. dış dünyada yiyecek ve su bulabilmek için aramaya çıkması lazım. böyle bir durumda yavrularından çok uzun süre ayrı kalırsa yavrular ısıl dengelerini sağlayamadıkları için hipotermiden ölür).
monogami, böyle savunmasız bir yavru dünyaya getiren farede bile yoksa neden insanda var peki. çoğu primat (ki hepsi memelidir) monogamik değildir fakat yavrusunu büyütene kadar da başkasıyla çiftleşmez. bazen, erkek sırf dişiyle çiftleşebilmek için dişinin yavrusunu öldürür. bakacak yavrusu kalmayan dişi ise engel kalmadığı için çiftleşir. erkeğin bu "bebek öldürme" davranışına infantisit deniliyor. eğer erkek birey, dişisiyle ve yavrusuyla göç edecek ise ve infantisite karşı yavrusunu koruyabilecekse monogami avantajlıdır. insan erkeği de dişiyle birlikte hareket edip yavrusunu koruyabilecek potansiyeldedir çoğunlukla, bu yüzden monogami elverişlidir. bu yüzden insan evlenir, kendini tek bir eşe adar, yavrusuna bakacağına inanır fakat işler pratikte öyle gitmez.
"paternal care" ya da "bipaternal care" dediğim şeyi çoğu erkek yapmaz. çocuğun yapımına katkıda bulunur, gerektiğinde yavru bakımına da yardım eder ama oflaya poflaya yapar bunu. yapmak istemez. gece çocuk zırladiğında "hatun kalk sen bak" der. "anası sen değil misin, doğurmayaydın" der. "sıra sende" der. sıra kendisinde bile olsa "ben sabah erken kalkıyom, işe gidiyom, size bakabilmek için köpek gibi çalışıyom" der. der oğlu der. dişinin yavrusuyla ilgilendiği süre, erkeğin varlığında veya yokluğunda değişmez genellikle. burada kafanızın karışması gerekiyor. "erkek eve para getirmezse dişi nasıl çocukla ilgilenecek, nasıl aynı süre vakit geçirecek yavrusuyla" sorusunu soranlar hala benimle. sizin için açıklıyorum.
erkeğin varlığında yiyecek ve sığınak bulmayı (günümüz şartlarında market alışverişini ve ev kirasını) erkek üstlenir. erkek bütün dış işleri halleder, devamlılığı sağlar. dişi ise bebeğin bakımını üstlenir ve yuvanın (evin) temizlik düzen vs işlerini halleder. çamaşır yıkar, ütüler, yemek yapar, bebeğin boklu bezini değiştirir falan. böyle bir senaryoda dişinin yavrusuyla geçirdiği vakit diyelim ki 18 saat olsun. kalan zamana da işte vakit bulduğunca ev işlerini, yemeği, temizliği ve uykuyu sığdırmaya çalışır. erkeğin yavrusuyla geçirdiği vakit peki? 1, taş çatlasın 2 saat.
peki ortadan erkeği kaldıralım. dişi hem evin iç işlerini yapmalı, hem de kira ve market alışverişini yapmalı diyelim. günlük hayatı nasıl olacak ben söyleyeyim size. 18 saat bebeğiyle ilgilenecek, kalan zamana da işte vakit bulduğunca ev işlerini, yemeği, temizliği, uykuyu ve 'iş hayatı'nı sığdırmaya çalışacak. temizlikten zaman kırpar, uykusundan zaman kırpar, 2 günde bir yemek yapar, ama yavrusuna ayırdığı vakit değişmez (teorik olarak tabi. pratikte bu kadar olmayacağını ben de biliyorum).
peki bu bizi katı bir şekilde monogamik yapar mı, yoksa fareler gibi "zorda kaldığımızda yavru bakımına ve eşe yardım eden, ama aslında bunu yapmayı hiç de istemeyen" canlılar mıyız? bence öyleyiz. fırsat bulduğumuzda hemen başka denizlere yelken açmak, başka çiçeklerden bal toplamak istiyoruz. hayır demeyin şimdi, çoğu genç erkek bu şekilde düşünür çünkü hayatının en güçlü ve verimli dönemindedir. spermleri kalitelidir, fiziksel olarak güçlüdür ve kendine güveni zirvededir. yeterince uzun bir kaldıraçla dünyayı yerinden oynatabilecek durumdadır. bu da pelinsuya aşık erkek bireyin gamzelerin bacaklarını dikizlemesine, gizemlerin memelerini kesmesine, mervelere gidip gelmesine sebep olacaktır.
kömers ve brotherton'a göre, memelilerdeki monogaminin en yaygın ortak özelliği dişilerin yalnız veya küçük başıboş gruplar halinde dolaşmasıyla ortaya çıkan "erkek hegemonyası"dır. erkek, yalnız bir dişi gördüğü zaman onu sahiplenir, başkasına vermez. başka bir dişi gördüğü zaman onu da sahiplenir, onu da başkasına vermez. eskiden yağ ve şeker az bulunduğu için nasıl ki vücut bunlara karşı "aa ne güzel tadı var, aa negzel yumuşaçıık" falan gibisinden mekanizma geliştirdiyse erkek de dişiye karşı böyle mekanizma geliştirmiş olmalı. "aa negzel dişi, hemen alayım. aa bu daha güzel, bunu da alayım ama eskisini atmayayım"
peki hayvanlardan, tek eşlilikten, çocuk büyütmekten bahsettik zibilyon saattir. bu "ortak yaşamın" ve "tek eşli" olmanın toplum üzerine etkisi ne. öncelikle bu konuda google'a sorgu girince "esra erolun evlilik programı yararlı mı değil mi" diye yazı çıkıyor. benim derdim programlarla değil evliliğin kendisiyle.
her zaman olduğu gibi yabancı kaynaklara bakacağız yine. bu sitede bazı grafikler var, amerikan toplumunda yapılan ailelerin ne düşündüğünü gösteren.
marripedia.org/effects_of_m...
mesela evli çiftler (boşansın veya boşanmasın) 70% civarında çocuk sahibi olmanın önemli olduğuna inanırken hiç evlenmemiş bireylerin 35% kadarı çocuk sahibi olmanın önemli olduğunu düşünüyor. hırsızlık ve tekrarlayan market soygununda birlikteliğini koruyan (evli ve evliliğini sürdüren) ailelerin çocuklarıyla; evli olmayıp birlikte yaşayan iki biyolojik ebeveynin çocuklarının suça karışma oranı hemen hemen birbirine yakın, fakat ebeveynlerden biri üvey olduğu zaman (evli olsun veya olmasın) suç oranı artıyor. bu da aslında evliliğin çok da süpersonik bir kurum olmadığını göstermeye yeter bir işaret (evlenip çocuk yapsak da, evlenmeden birlikte yaşayıp çocuk yapsak da sonuç aynı. ama anne veya babadan biri üvey olduğunda çocuğun kriminal potansiyeli artıyor).
kaldı ki, birlikte yaşayan bireyler (evli olmayan) birbirlerine karşı çok daha fazla serbest alan bırakan ve saygı duyan bir benimseyiş içerisindeyken evlilik için imza atıldıktan sonra bu kişisel alana saygı ve kişisel özgürlüğün dokunulmazlığı yerini dominansiye ve yer yer ağır müdahalelere bırakıyor. bu "imzaya olan güven" her iki tarafı da çok ağır yıpratıyor. süslü yazılışını bir kenara koyduğumuzda ortaya çıkan anlam şu: evlenmeden birlikte yaşayan adam kaybetme korkusuyla eşinin üzerine titrerken evlendikten sonra "bastım nikahı artık benimdir, hiçbir yere gidemez" moduna bürünüyor. adam dediğime bakmayın, cinsiyet ayrımı yapmadan yazıyorum. hiçbir vasfı olmadığı halde sırf evli olduğu için ihtiyaçlarının erkek tarafından görülmesini kendinde bir “hak” olarak gören kadın da aynı, bir gram işin ucundan tutmayıp sırf evli olduğu için eşinden 'bedava seks' bekleyen erkek de aynı. örneklere takılmayın, vermek istediğim mesajı anlamaya çalışın lütfen.
her iki tarafın da beklentileri çok büyük, fakat beklentiler karşılanmayınca hüsran daha da büyük oluyor. erkek "sahiplenmek" ister, ama bu sahiplenmek öyle kol kanat germek gibi değil pek. köleleştirmeye çok yakın bir sahiplenme. yemeğini hazırlasın, kıyafetlerini yıkasın, evi temiz ve düzenli tutsun, erkek istediği zaman da seks yapsın. ye iç seviş döngüsü (abartıyorum, ana fikri almaya çalışın).
dişi ise lüks ve renkli bir hayat ister. hayvanlarda da gerçi bu böyle. dişi, erkeğin en renklisini, en güzel tüylüsünü, en güzel öteni, en güçlüsünü vs seçer. aslanlar ya da tukanlar parayı icat etmedi henüz tabi heheh. insan dişisi de böyle. en güzel şarkı söyleyeni veya en güzel saçı olanı değil en kaslı olanı, en zengin olanı seçiyor. çünkü biliyor ki para=güç. seçtiği eş ne kadar paraya sahipse, ne kadar güçlüyse o kadar rahat edecek. daha büyük ev, daha güzel araba, marka elbiseler, mücevherler, hatta belki hizmetçiler vs (yine abartıyorum, ana fikri alın lütfen).
peki bu çizdiğim tablodaki evlilikte dişinin görevi ne? erkeğin istediği yemek, temiz kıyafet, evin temizliği düzeni vs hep hizmetçiler tarafından yapılıyorsa, evlendiği kadın ne yapacak bu adamın gözünde. geriye sadece seks kaldı. erkek işe gidip daha çok para kazanır, kadına daha çok para verir. kadın o parayla mücevher alır, gezer tozar, yeni hizmetçiler alır, çocuğu varsa bakıcı alır, kocasıyla vakit geçirmez, geçiremez. ikili sadece seks için bir araya gelir. aradaki çekim biter, "evlilik aşkı öldürür". ondan sonra "kudret benimle hiç ilgilenmiyosun, günde 5dk sadece, o da belki" gibisinden tartışmalar yerini "eskiden her gün 5 dakikaydı şimdi haftada bir kez, o da ne zaman işten vakit bulursan kudret!" kavgalarına bırakır. kadın duygusal olarak kendini doyurmak, seçtiği eş tarafından ilgilenilmek ister; ama erkek bireyimiz daha çok çalışıp daha fazla para kazandığı zaman, dişiyi daha lüks ve daha konforlu yaşattığı zaman görevlerini yaptığını düşünür. sonra da ayrılırlar, olan yavrucağımıza olur.
ayrıca "evli olma hali"nin verdiği güvence, o imzaya sırtını yaslama çok beter bir durumdur. taraflar nedense profesörlüğe erişmiş akademisyen gibi, bir anda bütün çabalarından vazgeçer, g*tü göbeği salar, üretkenlikleri düşer, insanlığa katkıları azalır. hele ki çocukları olursa daha da beter, dünyanın bütün amacı bunların çocuklarına hizmet etmekmiş gibi, balkona çıkıp arsızca "ali'nin karnı acıktıııı" diye bağırabilirler heheh. ilgili video:
velhasıl, yoruldum ulan yazmaktan. yıllar geçmiş ben bu entrynin yazımına başlayalı. evliliğin toplumsal etkilerine değinemedim ama onu sonra editler daha da genişletirim. özetle evlilik zararlı bişey. evlenmeyin işte.
kaynaklar
1. www.ncbi.nlm.nih.gov/books/...
2. www.reed.edu/biology/profes...
3. www.jstor.org/stable/50898?...
4. www.curiosityaroused.com/na...
5. mentalfloss.com/article/550...
6.
*** bu yazı safi kişisel düşüncelerimi içermektedir ve görece uzun olacağını zannediyorum. ona göre okumaya başlamanızı tavsiye ediyorum, sonra yarısına gelince "ulan amma yazmışsın işsiz çocuk" demeyin***
şimdi öncelikle yazının ne anlatacağını özetleyeyim. dilim elverdiğince basitten karmaşığa doğru tek eşliliği anlatacağım önce. hayvanlardan başlayıp insana geleceğiz. monogami ile poligaminin birbirine görece avantajları-dezavantajlarına değineceğiz. en son da insan sosyal bir varlık olduğu için, tek eşliliğin “kutsal paktı” olan evlilik sosyal olarak insan hayatını nasıl etkilemiş, tek eşli değil de çok eşli olsaydı insanlık nasıl gelişirdi (veya çok eşliliğin toplum üzerine etkileri ne olurdu) hakkında biraz yazıp, almanyadaki halamgillere selam göndererek bitireceğim. vakit kaybetmeden hadi başlayalım, zaten yazı uzun olacak dedim.
küçük bir tanımla başlayalım. monogami (tek eşlilik) denilince genellikle insanlar "sadece bir karşı cins bireye sadık kalma ve başkasıyla seks yapmama" gibi bir anlam düşünüyorlar. monogami, iki karşı cinsin birbiriyle bir bağ oluşturup birbirleri dışında başka hiçbir bireyle cinsel birliktelik yaşamamasını ve "ortak bir alanda hayatlarını geçirmelerini" ifade eder aslında. emory üniversitesi psikiyatri ve davranış bilimleri bölümünden larry j. young demiş ki "the term 'monogamy' does not imply lifelong exclusive mating with a single individual. in fact, many birds form pair bonds over a season, raise their offspring together, and then select another partner the following season. for biologists, monogamy implies selective (not exclusive) mating, a shared nesting area, and biparental care." // türkçe meali: monogami terimi, tek bir bireyle hayat boyu süren bir birliktelik anlamına gelmez. birçok kuş türü, mevsimsel olarak yakın ilişki (pair bond) oluştururlar ve yavrularını beraber yetiştirirler, sonraki mevsim başka bir eş seçerek onunla yakın ilişki kurarlar. biyologlar için monogami, seçici fakat özel olmayan çiftleşme, ortak (paylaşılan) yaşam alanı ve biparental ilgi (hem anne hem baba çocuk yetiştirmesinde görevli) içeren bir terimdir// iş sadece başkasıyla yatıp kalkmaktan ibaret değil yani, birlikte yaşamak da giriyor işin içine. bu arada emory üniversitesi dünya sıralamasında 82. sırada imiş.
peki. monogami tek bir eşe sadık kalıp sadece onunla üremek ve onunla hayat alanını paylaşmaktır dedik. bunu insan dışında yapan kimler var önce onlara bakalım. benim bulabildiğim kadarıyla çok fazla hayvan yok. gibbonlar, kuğular, fransız melekbalığı (french angelfish. goldfish-japon balığı gibi garip türkçe çevirisi varsa düzeltin beni lütfen), kurtlar, penguenler, ilginçtir ki termitler (beyaz karıncalar), kır sıçanı (prairie vole), kel kartallar, schistosoma mansoni (bir tür parazit solucan), hamamböcekleri, kunduzlar, shingleback skink adında garip bir kertenkelemsi, baykuşlar, ahtapotlar, kanada turnası (sandhill crane), kara akbaba, büyük karınlı denizatı (hippocampus abdominalis). kaynak olarak verdiğim siteler rezil rüsva, ama akademik yayın bulamadım ne yazık ki. affedin.
yukarıdaki liste eğer doğruysa, saçma sapan hayvanlarda görülüyor bu tek eşlilik. yani belirli bir örüntü yok, "kafadanbacaklılar komple tek eşlidir" gibi veya "kanatlı hayvanlar aslında tek eşlidir" gibi bir önermede bulunamıyoruz. birbirleriyle alakaları sadece omurgalı olmaları diyecektim ki arada omurgasızlar da var. demek ki kanat, bacak, omurga dinlemiyor bu tek eşlilik konusu. başka bir şey olmalı. genetik desek mesela? bu türlerin daha primitif ve daha komplike (kaba tabirle öncesi ve sonrası) türlerine bakmak lazım ama o da pek kurtarır gibi değil. mesela kurtlarda görülen tek eşlilik neden köpeklerde, çakallarda veya tilkilerde yok, ya da beyaz karıncalarda görülen tek eşlilik neden siyahlarda yok. genetik olması da bence sağlam bir temel değil. geriye "sosyal" olma ihtimali kalıyor. "adaptif bir davranış olarak evlilik". olabilir mi, ona da bakalım.
şimdi, monogami tek eşlilik ve ortak yaşam alanıdır dedik. poligyny, bir erkeğin birden fazla dişi ile birlikte olmasıyken (harem) poliandry tam tersi, bir dişinin birden fazla erkekle birlikte olması (reverse-harem).
polygyny için baktığımızda, bir erkek onlarca dişiyle birlikte olup yüzlerce yavru sahibi olabilir. bu dişileri ve yavruların hepsini koruması çoğu zaman ve çoğu tür için pek de mümkün değil. genellikle bu tür birlikteliklerde erkek birey üremeye katılıp sonrasıyla ilgilenmez, dişi bütün işi kendisi yapar. erkeğin açısından baktığımızda birçok eş, çok daha fazla yavru. dişinin açısından baktığımızda 1 eş ve bir veya birkaç yavru.
polyandry için baktığımızda bir dişinin biren fazla erkek eşi oluyor fakat dişinin hamilelik sayısı aynı, yavru sayısı da aynı. yani bir dişi at bir erkek atla da çiftleşse, 15 erkek atla da çiftleşse 1 kez hamile kalıp belirli sayıda yavru dünyaya getirecektir. buna göre polygyny ile polyandry arasında dişi açısından pek de bir fark yok.
dişi için bir şey değişmezken erkek çok büyük bir avantaj kaybediyor (birden fazla dişiyi dölleyip çok daha yüksek sayıda yavru üretmek varken), peki neden monogamiyi seçmiş bu türler. neden insan tek eşli olmuş.
'birinci hipotez': eş savunma hipotezi. bu düşünceye göre özellikle dişi sayısı az ve dişiler çok geniş bir alana dağıldıysa erkek birey dişiyi başka bireylerle çiftleşmesinden alıkoyar, daha doğrusu diğer erkeklerin kendi dişisiyle çiftleşmesini engeller. mesela clown shrimp dişileri çok nadir bulunur ve çok kısa süreliğine çiftleşmeye uygundur. erkek, bir dişiyle karşılaştığında onun yanından ayrılmaz, döllenme zamanı geldiğinde dişiyi döller ve başka erkeklerin döllemesini engeller. bunu yapmazsa ikinci erkeğin spermleri birincinin spermleriyle yarışabilir, hatta yarısı kazanıp zigotu oluşturabilir. bu tek eşliliğe fakültatif monogami deniliyormuş (kısmi tek eşlilik), dişi hilesi yazıp ortalığı dişi karidesle doldurduğunuzda monogami falan kalmıyor demek heheh.
'ikinci hipotez': eş yardımı hipotezi. bu tür monogami mecburi monogami olarak adlandırılıyormuş. doğuma ve sonrasına yardım eden eş, yavrunun hayatta kalma şansını çok fazla yükseltmiş oluyor. bu da yavrusu savunmasız ve tehlikeye açık doğan canlılarda görülmesini normal kılıyor (örneğin insan, kemirgenlerin çoğu vs.). hele ki denizatı gibi yavruyu erkeğin taşıdığı türlerde ise bu tip monogami çok daha adaptifmış.
parental ilgi diyerek bunu daha da açarsak, olaya kâr zarar dengesi giriyor biraz. enerjiyi, kaynakları ve zamanı çiftleştikten sonra başka bir çiftleşme yerine dişiyle kalıp yavrunun bakımına harcamak daha kârlı olacaksa monogami daha akıllıca bir hareket olacaktır, hem dişi, hem erkek hem de yavru için. fareleri ele alalım örneğin, fare yavrusu doğduğunda ufacık, tüysüz ve kör dünyaya gelir. şöyle bir görüntüleri olur.

erkek fare yavrusunu bırakıp bütün işi dişinin üzerine atsa bu fareler hayatta kalabilir mi sizce?
evet kalabilir! fareler tek eşli değildir çünkü. bir kafese 2 erkek fare, 8 dişi fare koyduğunuzda erkeklerden biri diğerini öldürür! üretim kafeslerinde hareme izin verilir (bir erkek birden fazla dişi) fakat aynı batında doğan erkek kardeşler bile ayrılır birbirlerinden (bir süre sonra). buradan "erkek fare "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım, gerisine karışmam" sonucu çıkartmayın. erkek fare de yardımcı olur dişisine, fakat dişi doğum gerçekleştikten sonra kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumdadır. yavrularının üzerinde sürekli yatmasına gerek yoktur, tuvalet ihtiyacı için veya yemek-su için yavrularını kısa süreliğine bırakabilir (laboratuvar ortamında yem ve su ad libitum (sınırsız) olduğu için böyle tabi bu. dış dünyada yiyecek ve su bulabilmek için aramaya çıkması lazım. böyle bir durumda yavrularından çok uzun süre ayrı kalırsa yavrular ısıl dengelerini sağlayamadıkları için hipotermiden ölür).
monogami, böyle savunmasız bir yavru dünyaya getiren farede bile yoksa neden insanda var peki. çoğu primat (ki hepsi memelidir) monogamik değildir fakat yavrusunu büyütene kadar da başkasıyla çiftleşmez. bazen, erkek sırf dişiyle çiftleşebilmek için dişinin yavrusunu öldürür. bakacak yavrusu kalmayan dişi ise engel kalmadığı için çiftleşir. erkeğin bu "bebek öldürme" davranışına infantisit deniliyor. eğer erkek birey, dişisiyle ve yavrusuyla göç edecek ise ve infantisite karşı yavrusunu koruyabilecekse monogami avantajlıdır. insan erkeği de dişiyle birlikte hareket edip yavrusunu koruyabilecek potansiyeldedir çoğunlukla, bu yüzden monogami elverişlidir. bu yüzden insan evlenir, kendini tek bir eşe adar, yavrusuna bakacağına inanır fakat işler pratikte öyle gitmez.
"paternal care" ya da "bipaternal care" dediğim şeyi çoğu erkek yapmaz. çocuğun yapımına katkıda bulunur, gerektiğinde yavru bakımına da yardım eder ama oflaya poflaya yapar bunu. yapmak istemez. gece çocuk zırladiğında "hatun kalk sen bak" der. "anası sen değil misin, doğurmayaydın" der. "sıra sende" der. sıra kendisinde bile olsa "ben sabah erken kalkıyom, işe gidiyom, size bakabilmek için köpek gibi çalışıyom" der. der oğlu der. dişinin yavrusuyla ilgilendiği süre, erkeğin varlığında veya yokluğunda değişmez genellikle. burada kafanızın karışması gerekiyor. "erkek eve para getirmezse dişi nasıl çocukla ilgilenecek, nasıl aynı süre vakit geçirecek yavrusuyla" sorusunu soranlar hala benimle. sizin için açıklıyorum.
erkeğin varlığında yiyecek ve sığınak bulmayı (günümüz şartlarında market alışverişini ve ev kirasını) erkek üstlenir. erkek bütün dış işleri halleder, devamlılığı sağlar. dişi ise bebeğin bakımını üstlenir ve yuvanın (evin) temizlik düzen vs işlerini halleder. çamaşır yıkar, ütüler, yemek yapar, bebeğin boklu bezini değiştirir falan. böyle bir senaryoda dişinin yavrusuyla geçirdiği vakit diyelim ki 18 saat olsun. kalan zamana da işte vakit bulduğunca ev işlerini, yemeği, temizliği ve uykuyu sığdırmaya çalışır. erkeğin yavrusuyla geçirdiği vakit peki? 1, taş çatlasın 2 saat.
peki ortadan erkeği kaldıralım. dişi hem evin iç işlerini yapmalı, hem de kira ve market alışverişini yapmalı diyelim. günlük hayatı nasıl olacak ben söyleyeyim size. 18 saat bebeğiyle ilgilenecek, kalan zamana da işte vakit bulduğunca ev işlerini, yemeği, temizliği, uykuyu ve 'iş hayatı'nı sığdırmaya çalışacak. temizlikten zaman kırpar, uykusundan zaman kırpar, 2 günde bir yemek yapar, ama yavrusuna ayırdığı vakit değişmez (teorik olarak tabi. pratikte bu kadar olmayacağını ben de biliyorum).
peki bu bizi katı bir şekilde monogamik yapar mı, yoksa fareler gibi "zorda kaldığımızda yavru bakımına ve eşe yardım eden, ama aslında bunu yapmayı hiç de istemeyen" canlılar mıyız? bence öyleyiz. fırsat bulduğumuzda hemen başka denizlere yelken açmak, başka çiçeklerden bal toplamak istiyoruz. hayır demeyin şimdi, çoğu genç erkek bu şekilde düşünür çünkü hayatının en güçlü ve verimli dönemindedir. spermleri kalitelidir, fiziksel olarak güçlüdür ve kendine güveni zirvededir. yeterince uzun bir kaldıraçla dünyayı yerinden oynatabilecek durumdadır. bu da pelinsuya aşık erkek bireyin gamzelerin bacaklarını dikizlemesine, gizemlerin memelerini kesmesine, mervelere gidip gelmesine sebep olacaktır.
kömers ve brotherton'a göre, memelilerdeki monogaminin en yaygın ortak özelliği dişilerin yalnız veya küçük başıboş gruplar halinde dolaşmasıyla ortaya çıkan "erkek hegemonyası"dır. erkek, yalnız bir dişi gördüğü zaman onu sahiplenir, başkasına vermez. başka bir dişi gördüğü zaman onu da sahiplenir, onu da başkasına vermez. eskiden yağ ve şeker az bulunduğu için nasıl ki vücut bunlara karşı "aa ne güzel tadı var, aa negzel yumuşaçıık" falan gibisinden mekanizma geliştirdiyse erkek de dişiye karşı böyle mekanizma geliştirmiş olmalı. "aa negzel dişi, hemen alayım. aa bu daha güzel, bunu da alayım ama eskisini atmayayım"
peki hayvanlardan, tek eşlilikten, çocuk büyütmekten bahsettik zibilyon saattir. bu "ortak yaşamın" ve "tek eşli" olmanın toplum üzerine etkisi ne. öncelikle bu konuda google'a sorgu girince "esra erolun evlilik programı yararlı mı değil mi" diye yazı çıkıyor. benim derdim programlarla değil evliliğin kendisiyle.
her zaman olduğu gibi yabancı kaynaklara bakacağız yine. bu sitede bazı grafikler var, amerikan toplumunda yapılan ailelerin ne düşündüğünü gösteren.
marripedia.org/effects_of_m...
mesela evli çiftler (boşansın veya boşanmasın) 70% civarında çocuk sahibi olmanın önemli olduğuna inanırken hiç evlenmemiş bireylerin 35% kadarı çocuk sahibi olmanın önemli olduğunu düşünüyor. hırsızlık ve tekrarlayan market soygununda birlikteliğini koruyan (evli ve evliliğini sürdüren) ailelerin çocuklarıyla; evli olmayıp birlikte yaşayan iki biyolojik ebeveynin çocuklarının suça karışma oranı hemen hemen birbirine yakın, fakat ebeveynlerden biri üvey olduğu zaman (evli olsun veya olmasın) suç oranı artıyor. bu da aslında evliliğin çok da süpersonik bir kurum olmadığını göstermeye yeter bir işaret (evlenip çocuk yapsak da, evlenmeden birlikte yaşayıp çocuk yapsak da sonuç aynı. ama anne veya babadan biri üvey olduğunda çocuğun kriminal potansiyeli artıyor).
kaldı ki, birlikte yaşayan bireyler (evli olmayan) birbirlerine karşı çok daha fazla serbest alan bırakan ve saygı duyan bir benimseyiş içerisindeyken evlilik için imza atıldıktan sonra bu kişisel alana saygı ve kişisel özgürlüğün dokunulmazlığı yerini dominansiye ve yer yer ağır müdahalelere bırakıyor. bu "imzaya olan güven" her iki tarafı da çok ağır yıpratıyor. süslü yazılışını bir kenara koyduğumuzda ortaya çıkan anlam şu: evlenmeden birlikte yaşayan adam kaybetme korkusuyla eşinin üzerine titrerken evlendikten sonra "bastım nikahı artık benimdir, hiçbir yere gidemez" moduna bürünüyor. adam dediğime bakmayın, cinsiyet ayrımı yapmadan yazıyorum. hiçbir vasfı olmadığı halde sırf evli olduğu için ihtiyaçlarının erkek tarafından görülmesini kendinde bir “hak” olarak gören kadın da aynı, bir gram işin ucundan tutmayıp sırf evli olduğu için eşinden 'bedava seks' bekleyen erkek de aynı. örneklere takılmayın, vermek istediğim mesajı anlamaya çalışın lütfen.
her iki tarafın da beklentileri çok büyük, fakat beklentiler karşılanmayınca hüsran daha da büyük oluyor. erkek "sahiplenmek" ister, ama bu sahiplenmek öyle kol kanat germek gibi değil pek. köleleştirmeye çok yakın bir sahiplenme. yemeğini hazırlasın, kıyafetlerini yıkasın, evi temiz ve düzenli tutsun, erkek istediği zaman da seks yapsın. ye iç seviş döngüsü (abartıyorum, ana fikri almaya çalışın).
dişi ise lüks ve renkli bir hayat ister. hayvanlarda da gerçi bu böyle. dişi, erkeğin en renklisini, en güzel tüylüsünü, en güzel öteni, en güçlüsünü vs seçer. aslanlar ya da tukanlar parayı icat etmedi henüz tabi heheh. insan dişisi de böyle. en güzel şarkı söyleyeni veya en güzel saçı olanı değil en kaslı olanı, en zengin olanı seçiyor. çünkü biliyor ki para=güç. seçtiği eş ne kadar paraya sahipse, ne kadar güçlüyse o kadar rahat edecek. daha büyük ev, daha güzel araba, marka elbiseler, mücevherler, hatta belki hizmetçiler vs (yine abartıyorum, ana fikri alın lütfen).
peki bu çizdiğim tablodaki evlilikte dişinin görevi ne? erkeğin istediği yemek, temiz kıyafet, evin temizliği düzeni vs hep hizmetçiler tarafından yapılıyorsa, evlendiği kadın ne yapacak bu adamın gözünde. geriye sadece seks kaldı. erkek işe gidip daha çok para kazanır, kadına daha çok para verir. kadın o parayla mücevher alır, gezer tozar, yeni hizmetçiler alır, çocuğu varsa bakıcı alır, kocasıyla vakit geçirmez, geçiremez. ikili sadece seks için bir araya gelir. aradaki çekim biter, "evlilik aşkı öldürür". ondan sonra "kudret benimle hiç ilgilenmiyosun, günde 5dk sadece, o da belki" gibisinden tartışmalar yerini "eskiden her gün 5 dakikaydı şimdi haftada bir kez, o da ne zaman işten vakit bulursan kudret!" kavgalarına bırakır. kadın duygusal olarak kendini doyurmak, seçtiği eş tarafından ilgilenilmek ister; ama erkek bireyimiz daha çok çalışıp daha fazla para kazandığı zaman, dişiyi daha lüks ve daha konforlu yaşattığı zaman görevlerini yaptığını düşünür. sonra da ayrılırlar, olan yavrucağımıza olur.
ayrıca "evli olma hali"nin verdiği güvence, o imzaya sırtını yaslama çok beter bir durumdur. taraflar nedense profesörlüğe erişmiş akademisyen gibi, bir anda bütün çabalarından vazgeçer, g*tü göbeği salar, üretkenlikleri düşer, insanlığa katkıları azalır. hele ki çocukları olursa daha da beter, dünyanın bütün amacı bunların çocuklarına hizmet etmekmiş gibi, balkona çıkıp arsızca "ali'nin karnı acıktıııı" diye bağırabilirler heheh. ilgili video:
velhasıl, yoruldum ulan yazmaktan. yıllar geçmiş ben bu entrynin yazımına başlayalı. evliliğin toplumsal etkilerine değinemedim ama onu sonra editler daha da genişletirim. özetle evlilik zararlı bişey. evlenmeyin işte.
kaynaklar
1. www.ncbi.nlm.nih.gov/books/...
2. www.reed.edu/biology/profes...
3. www.jstor.org/stable/50898?...
4. www.curiosityaroused.com/na...
5. mentalfloss.com/article/550...
6.
devamını gör...
bazı nickaltıların akışa düşmemesi
yazılmıyor ki düşsün anam.
devamını gör...
çakıl taşları
şebnem ferah'ın mükemmel şarkılarından biridir. nakaratını her seferinde bir şeyler sorgulatır, insanı garip duygulara sokar.
şarkının sözleri;
benim çakıl taşlarım var
irili ufaklı
kaybolduğumda
yere yayıp yol yaptığım
çakıl taşlarım var
her yerden topladığım
boşluğa düştüğümde
oyunlar yaratıp oynadığım
benim bir sözlüğüm var
unutulmuş bir dil
oysaki içinde
her şeyin anlamı gizli
benim bir gözlüğüm var
sol camı kırıldı
taktığım zamanlarda
içini gösteren adeta
sen hiç, hiç oldun mu?
birden duruldun mu?
bulanıkmış, berrakmış
her suyu içtin mi?
altında ağ olmadan
yerden yükseldin mi?
tam zevkine varmışken
birden yere düştün mü sen?
düştün mü sen?
düştün mü sen?
düştün mü sen?
benim hiç boyanmamış
dört duvarım var
çatlaklarından sızıp
içinden geçtiğim
benim hiç yıkılmamış
duvarlarım var
dikkatle baktığımda
ardını gördüğüm adeta
sen hiç, hiç oldun mu?
birden duruldun mu?
bulanıkmış, berrakmış
her suyu içtin mi?
altında ağ olmadan
yerden yükseldin mi?
tam zevkine varmışken
birden yere düştün mü sen?
düştün mü sen?
düştün mü sen?
düştün mü sen?
benim bir hikâyem var
sonunu yazmadığım
benim bir sevgilim var
henüz tanışmadığım
benim umudum var
benim umudum
benim umudum var
benim umudum
sen hiç, hiç oldun mu?
birden duruldun mu?
bulanıkmış, berrakmış
her suyu içtin mi?
altında ağ olmadan
yerden yükseldin mi?
tam zevkine varmışken
birden yere düştün mü sen?
hiç oldun mu?
birden duruldun mu?
bulanıkmış, berrakmış
her suyu içtin mi?
altında ağ olmadan
yerden yükseldin mi?
tam zevkine varmışken
birden yere düştün mü sen?
düştün mü sen?
düştün mü sen?
düştün mü sen?
şarkının sözleri;
benim çakıl taşlarım var
irili ufaklı
kaybolduğumda
yere yayıp yol yaptığım
çakıl taşlarım var
her yerden topladığım
boşluğa düştüğümde
oyunlar yaratıp oynadığım
benim bir sözlüğüm var
unutulmuş bir dil
oysaki içinde
her şeyin anlamı gizli
benim bir gözlüğüm var
sol camı kırıldı
taktığım zamanlarda
içini gösteren adeta
sen hiç, hiç oldun mu?
birden duruldun mu?
bulanıkmış, berrakmış
her suyu içtin mi?
altında ağ olmadan
yerden yükseldin mi?
tam zevkine varmışken
birden yere düştün mü sen?
düştün mü sen?
düştün mü sen?
düştün mü sen?
benim hiç boyanmamış
dört duvarım var
çatlaklarından sızıp
içinden geçtiğim
benim hiç yıkılmamış
duvarlarım var
dikkatle baktığımda
ardını gördüğüm adeta
sen hiç, hiç oldun mu?
birden duruldun mu?
bulanıkmış, berrakmış
her suyu içtin mi?
altında ağ olmadan
yerden yükseldin mi?
tam zevkine varmışken
birden yere düştün mü sen?
düştün mü sen?
düştün mü sen?
düştün mü sen?
benim bir hikâyem var
sonunu yazmadığım
benim bir sevgilim var
henüz tanışmadığım
benim umudum var
benim umudum
benim umudum var
benim umudum
sen hiç, hiç oldun mu?
birden duruldun mu?
bulanıkmış, berrakmış
her suyu içtin mi?
altında ağ olmadan
yerden yükseldin mi?
tam zevkine varmışken
birden yere düştün mü sen?
hiç oldun mu?
birden duruldun mu?
bulanıkmış, berrakmış
her suyu içtin mi?
altında ağ olmadan
yerden yükseldin mi?
tam zevkine varmışken
birden yere düştün mü sen?
düştün mü sen?
düştün mü sen?
düştün mü sen?
devamını gör...
bdsm sevenlerin ezik insanlar olması
araştırmalara göre bdsm ile ilgilenen kişi sayısı %2 ile %68 arasında bir rakam. bu konuda tam bir rakam olmamasının nedeni ise son 12 ayda bdsm seks yapan kişiler %2 de kalmakla birlikte bdsm fantezisi kuranların sayısının %60ların üstüne çıkması. yine kimilerinin sadece deneme amaçlı yapması, kimilerinin bu konuda konuşmaktan çekinmesi vb.
özellikle sado-mazo eğilimlerin psikolojik hastalıklarla olan bağlantısı hakkında bugüne kadar yazılan, çizilen şeylere dayanarak pek çok kişi bdsm hakkında önyargı var.
araştırmanın bana göre en ilginç tarafı bdsmi tercih eden kişilerin karakterlerine dair notlar. bdsm genelde dışa dönük insanlar tarafından tercih ediliyor, bu kişilerin bilinç düzeyi yüksek, bedensel ve psikolojik anlamda iyi olma kavramına öznel yaklaşıyorlar, yeni deneyimlere diğer insanlara göre daha açıklar ancak aynı zamanda orta yolda buluşmayı sevmeyen insanlar.
araştırmacılar bdsmle ilgilenen kişilerde depresyon, anksiyete, ptsd , ocd, narsisizm vb. dahil olmak üzere sıkça görülen 10 psikolojik bozukluğa dikkat çekiyor.
fizyolojik ve psikolojik stres halinde yükselen kortizon seviyesi nedeniyle bdsm seksin kişinin kendini birlikte kişiye daha yakın hissettiği belirtiliyor. yine domine edilen ve domine eden kişiler arasındaki duygu farkları, acının bittiği anda yaşanan ferahlama hissi vb. bdsm ile ilgilenen kişilerin bu tür seksi tercih etme nedenleri arasında sayılıyor.
ezik olmaktan ziyade bdsm ile ilgilenen kişiler belli psikolojik ve fizyolojik nedenlerden dolayı buna seçiyor. tarafların karşılıklı kabulü ile gerçekleştiği sürece bu kişisel seçimdir.sadece misyoner sevişmeyi tercih eden heteroseksüeller eziktir, bdsm sevenler eziktir yargılamaları yerine tarafların karşılıklı kabulüne dayanmayan seksi eleştirin. kişinin açık onayı olmadan sekse zorlamak ezikliktir, iğrençliktir.
bdsm psikolojisi hakkında yazı buradan
özellikle sado-mazo eğilimlerin psikolojik hastalıklarla olan bağlantısı hakkında bugüne kadar yazılan, çizilen şeylere dayanarak pek çok kişi bdsm hakkında önyargı var.
araştırmanın bana göre en ilginç tarafı bdsmi tercih eden kişilerin karakterlerine dair notlar. bdsm genelde dışa dönük insanlar tarafından tercih ediliyor, bu kişilerin bilinç düzeyi yüksek, bedensel ve psikolojik anlamda iyi olma kavramına öznel yaklaşıyorlar, yeni deneyimlere diğer insanlara göre daha açıklar ancak aynı zamanda orta yolda buluşmayı sevmeyen insanlar.
araştırmacılar bdsmle ilgilenen kişilerde depresyon, anksiyete, ptsd , ocd, narsisizm vb. dahil olmak üzere sıkça görülen 10 psikolojik bozukluğa dikkat çekiyor.
fizyolojik ve psikolojik stres halinde yükselen kortizon seviyesi nedeniyle bdsm seksin kişinin kendini birlikte kişiye daha yakın hissettiği belirtiliyor. yine domine edilen ve domine eden kişiler arasındaki duygu farkları, acının bittiği anda yaşanan ferahlama hissi vb. bdsm ile ilgilenen kişilerin bu tür seksi tercih etme nedenleri arasında sayılıyor.
ezik olmaktan ziyade bdsm ile ilgilenen kişiler belli psikolojik ve fizyolojik nedenlerden dolayı buna seçiyor. tarafların karşılıklı kabulü ile gerçekleştiği sürece bu kişisel seçimdir.sadece misyoner sevişmeyi tercih eden heteroseksüeller eziktir, bdsm sevenler eziktir yargılamaları yerine tarafların karşılıklı kabulüne dayanmayan seksi eleştirin. kişinin açık onayı olmadan sekse zorlamak ezikliktir, iğrençliktir.
bdsm psikolojisi hakkında yazı buradan
devamını gör...
sözlükteki nickaltı övücülüğü
neden öyle dedin ermolettin? benim nickaltına arada bir s*çmık bırakanlar oluyor, hakkını yeme adamların.*
edit: hazımsızın biri geldi başlığa bıraktı gitti bak al, hemen altta.*
edit 2: çocukken eldivenle sevilmiş tipimizde geldi merak edenler aşağı doğru baksın. (bkz: kambersiz düğün olmaz)
edit: hazımsızın biri geldi başlığa bıraktı gitti bak al, hemen altta.*
edit 2: çocukken eldivenle sevilmiş tipimizde geldi merak edenler aşağı doğru baksın. (bkz: kambersiz düğün olmaz)
devamını gör...
kadına şiddet nasıl önlenebilir sorunsalı
öyle şunu yapalım, kanun değiştirelimlerle falan bitmez bu. istanbul sözleşmesi de yetmez. hapı atan cuvarayı çeken kanun dinliyor mu..?
her şey eğitimle başlar. bilinçlenip eğiteceğiz. çocuklarımızı eğiteceğiz. biz bu hale bir anda gelmedik. bir anda norveçe dönemeyiz hiç bir konuda. eğitilip eğiteceğiz. tek yolu bence budur.
her şey eğitimle başlar. bilinçlenip eğiteceğiz. çocuklarımızı eğiteceğiz. biz bu hale bir anda gelmedik. bir anda norveçe dönemeyiz hiç bir konuda. eğitilip eğiteceğiz. tek yolu bence budur.
devamını gör...
patoo kuşu

pörtlek gözlü, sevimli olan bu kuşun 7 farklı türü bulunur. orta ve güney amerika'da yaşar.
geceleri avlanan gündüzleri ise tüylerinin kamuflaj özelliği sayesinde güvenle ağaçlarda uyuyarak geçiren bu kuşların rengi, ağaç kabuğuna benzeyen renk ve desenlere sahiptir. sinek ve böceklerle beslenirler ve yuva yapmazlar; bunun yerine yumurtalarını, çürük ağaç kabuğu içine açtıkları delikte saklarlar.
devamını gör...
sözlük trollerine yürüyen kadın yazarlar
iki kere okudum ne okudum ben diye. yok doğru okumuşum.
kaçıncı seviye yokluk bu?
kaçıncı seviye yokluk bu?
devamını gör...
rte bir osmanlı tokadını biden’ın suratına indirmiştir
bunların torbacılarına param yeter mi ki?
devamını gör...

