sözlüğe yeni genç ve parlak beyinler katıldığının göstergesidir lakin çoğunu solda yine göremiyoruz.

online listesine bakınca ulan ne güzel taksim meydanı gibi diyorsun sonra akışa dönüyorsun 15 kişi var. 5 i saç baş birbirine girmiş 3 tanesi hala bilgi vermek için uğraşıyor, geriye kalan 7 kişi de goygoycu.

yani bu durumda yeni nick görsen de pek bir şey değişmiyor.
devamını gör...

polonyalı kaliteli modern ilüstratör. çizimlerinde özellikle bir mekanizasyon fetişi olan bu abimiz, steam punk temelli çizimleriyle tanınır. 1920+ evreninin de yaratıcısıdır.
özellikle nazileri mekanik anomaliler olarak betimlerken, polonyalıların direniş hareketinin insanlığını vurgulayan çizimleri şahsen beni fazlasıyla etkilemişti.
devamını gör...

o zaman kablosuz kulaklık hediye et de takalım sayın yazar.
devamını gör...

b sınıfı filmlerin unutulmaz yönetmeni john carpenter' ın 1982 yapımı filmidir. bugün gerilim ve alien filmleri arasında kült bir film olarak kabul edilmektedir.

howard hawks ve christian nyby'nin 1951 filmi olan the thing from another world filminden esinlenerek yazılmış olan john w. campbell, jr.'ın who goes there? adlı romanından esinlenilmiştir

antarktika'da bir grup araştırmacının, gördüğü insanların kılığına girebilen bir yaşam formu ile karşılaşmasını ele alır. neredeyse tamamı tek mekanda geçen ve az sayıda oyuncu kadrosu ile çekilen film gergin ve kaotik bir atmosferi çok iyi yansıtmıştır.

bu filmi en özel yapan şey, bilinmezliğin verdiği korku ye paranoya. yaratığın aslında kim olduğunu bilmememiz her karakterden şüphelenmemizi sağlar. bu da, filmin izleyicisi gibi değil , sanki bir parçasıymışsınız gibi hissetmemizi sağlamıştır. özellikle meşhur kan testi sahnesinde gerim gerim gerilmemek elde değil. film her ne kadar yaklaşik 40 sene önce çekilmiş olsa da, özel efektler yerine gerçek modellerin kullanilmasi filmin eskimesini engellemiş. bugünün sinema izleyicileri bu efektleri komik bulabilir, ancak o zamanki teknoloji ve aşırı düşük bir bütçeye sahip olmasına rağmen yönetmen john carpenter müthiş bir iş çıkarmıştır.

filmin sonu ise çok etkileyici, seyirciyi tamamen ortada bırakıyor, sanki devamı çekilecekmiş gibi olmuş. daha iyi bir son yazılamazdı sanki. filmin bokunu çıkarmamak adına carpenter’ın devamını çekmemesi de çok iyi olmuş, malum bu yola gidildiğinde orijinal filmi bile sorgular hale geliyorsunuz. filmin sonu ise bütünü ile müthiş bir uyum içinde olmuş.

tabii hollywood boş durmamış ve 2011 de prequel film çekmiştir. sonuç tabii ki; olmamış.
devamını gör...

ilk gördüğüm deniz karadeniz'di. hırçın dalgalarıyla, rengiyle soğuk ve ürkütücü gelmişti.
devamını gör...

inanılmaz güzel, bilgi içeren, doyurucu tanımlar giren yazar. öyle ki tanımlarının güzelliğinden adeta göz bebeklerimiz büyüyor. * sözlük için kazanılmış bir değer olarak görüyorum kendisini, keyifle takibe aldım.

var olsun.
devamını gör...

kaju-ay fındığı
devamını gör...

ecem çalık.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yine genelleme yapılarak bu kez de gençlerin arkasından atılıp tutulan başlıktır.

o kadar çok genç var ki, sıradan bir üniversite okumanın hiç okumamış olmakla bir tutulduğunun farkında olan...
kazanıp üniversiteyi bırakan, lise son sınıf olup iyi bir üniversite kazanamayınca tekrar hazırlanan...
birgün ülkeyi bu gençler yönetecek işte. arkasından atıp tutulan gençler.
devamını gör...

ney’ i ustalıkla çalan kimseye denir.
devamını gör...

insanlarda en yaygın enfeksiyona neden olan virüs türüdür.ateş, boğaz ağrısı, yaygın lenfadenitle seyreden enfeksiyöz mononükleoz hastalığına neden olur.
dünya nüfusunun yüzde 95‘inin bu virüs ile enfekte olduğu düşünülmektedir. yapılan araştırmalarda bu virüsün lenfoma, mide ve nazofarinks (geniz) kanserleriyle ilişkili olduğu bulunmuştur. ancak bu virüsle enfekte olan kişilerde kanserleşme ebv enfeksiyonuna bağlı kanser gelişme ihtimali oldukça düşüktür. ebv virüsüne karşı geliştirilmiş bir aşı bulunmamaktadır.
devamını gör...

''napıyorsun?'' sorusuna muhatap olmak. sana ne?
devamını gör...

insanların ''euhuehue göbeklitepe 31'' şeklinde tepki verdiği şey. evet aletini tutan erkek betimi var orda tebrikler. bunu fark etmiş olmanız gerçekten inanılmaz.

lise 3 arka sıra komedyası bittiğine göre ciddili yorumumuzu yapalım. arkadaşlar siz 31 diye gülüşürken bilim dünyasının bilhassa da materyalist tarihin kaideleri gördüğünüz şeyler yüzünden sarsılıyor. öncelikle bir yanlışı düzeltelim. burası göbeklitepe değil. ama göbeklitepe'ye oldukça yakın bir başka önemli merkez. göbeklitepe çok önemli bir keşifti, hala da çok önemli. lakin göbeklitepe ile çağdaş ve ondan artı eksi 100-200 yıl farkla iskan edilmiş başka yerler de keşfedildi, keşfediliyor. e peki bundan bize ne derseniz şu anda bilim dünyasının gözü kulağı şanlıurfa'da... her defasında bizleri hayrete düşürecek yeni şeyler çıkmakta sürekli...

göbeklitepe'de antropomorfik oldukça stilize bir insan/erkek betimi mevcuttu. şu hepinizin bildiği t şeklindeki dikmeler. onlar aslında insan. hatta erkek çünkü kollar göbek altında birleşmekte... bu örnek ise çok daha ünik çünkü alçak kabartma tekniğiyle işlenmiş bir kompozisyon ile karşı karşıyayız. vahşi doğanın içerisindeki bir öğe olan insanın kültürel gelişimini görüyoruz. çılgınca teorilerim var lakin onlar burada açıklayacağım şeyler değil. çünkü gerçekten şematik bir tasvirin ötesinde bir kompozisyon ile karşı karşıyayız. hayır uzaylılar değil. uzaylılar diyene yolda yürürken gökten dragon dildo düşsün. (özür dilerim sözlük yönetimi bunu söylemek zorundaydım) burada gördüğünüz şey ise arkadaşlarım insanın üreme kavramına bir kutsallık atfedilmiş olması. başka bir şey değil. hayır şeyinden lazer çıkartıp leoparları yakan uzaylı değil o. bugün de geçerliliğini koruyan en ilkel, en basit ve en temel kavramımız. üreme... üremeye atfedilen kutsallık... ha burada ilginç olan şey, daha erken örneklerde bizler biliyoruz ki kadın doğurganlığı sebebiyle kutsal. ama bu taştepeler olarak literatüre geçmiş olan merkezlerde sürekli antropomorfik tasvirlerde erilliğe vurgu var. o da enteresan yani... inanç kavramındaki cinsel kimliklerin switch olması... paleolitikte kadın kutsal sonrasında neolitik ve yerleşik şehir hayatı ile tanrı eril bir kimliğe bürünüyor...avcı toplayıcı insanlarda kadın başat faktörken yerleşik hayat ile ev ile sınırlandırılıp mülkiyet kavramının bir parçası haline dönüşüyor. muhtemelen mülkiyet kavramının doğması ile kollektif avcı toplayıcı yaşantının yerini alan yeni sistemde kadın da ev ürün hayvan vs. gibi mülk olarak kabul ediliyor. zaten sonrasında da pek çok kültürde ötekileştiriliyor... neyse bunlar çok benim uzmanlık alanıma girmiyor. bir protohistoryacıdan dinlemeniz daha doğru olacaktır.

gerçekten çılgınca... yerleşik hayata adapte olmamış insan topluluklarının inşa ettiği yapılarla karşı karşıyayız. çok üstünkörü bir bakış açısı ile direkt olarak kült yapısı demek kolaycılık olur. kültten fazlası olmuş olmalı... bir kült sistemi var orası şüphesiz. ancak materyalist tarih insan yerleşik hayata geçti, ardından dini buldu der. ama burada iş öyle ilerlememiş... falan... ha tabi günün sonunda bu yerlerin en büyük eksisi türkiye'de bulunuyor olmaları. malum ultra tarih ve kültür bilincine sahip toplumumuz bu eşsiz kültür varlıkları için adeta birer süper tehdit... bir de günümüz teknolojisi falan ileri o da tamam. ancak benim bu konuda ciddi şüphelerim var... hafriyatçılık mantalitesi ile homini homini bir acele ile tabakhaneye bok yetiştirir gibi bu yerlerin kazılması ne kadar doğru ? bakanlık istatistik ve rakamları seviyor lakin günün sonunda var olanı anlamlandıramadan bir acele ile kazıp hafriyatçılık yapmak lise mezunu ortalama herkesin yapabileceği bir şey... çok fazla soru işaretlerimiz var göbeklitepe ve çevresindeki taştepeler hakkında...

tamam çocuklar ''ehuhudfjgh bak sıvazlıyor kanki dfklgj'' modunuza geri dönebilirsiniz. benden şimdilik bu kadar.

edütsch: imla.
devamını gör...

sıvıdır. bu canlılar bulundukları kabın şeklini alırlar. daracık yerlerden rahatlıkla geçerler. nasıl esneklik bu! insan şaşırıyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yeşilçamın emektar sözü.
genelde hizmetçi kadın ile ilişkiye girip, gayrimeşru çocuğu alıp başka bir şehre kaçan kötü baba tarafından, kullanılır.
devamını gör...

uyuşturucu satanların bacakları kırılıyordu hani? sen kefildin? eminim yanında çalışanlar satıcı hükmü yiyecek kadar zula yapıyorlardır. kırdıracak mısın bacaklarını? yoo. bikaç savcıya talimat verirsiniz önce, salınıverir. baktınız medya çok üstüne gidiyor, biraz tatil yapar gelir içeride. içeride de bakan olur nasılsa. keyif.

tanım: sırma saçlı kel aka soysuzun suçu kendinden atmaya çalışan açıklamaları.
devamını gör...

lahana sarması, mantı.
devamını gör...

güzeller güzeli bir yeni türkü şarkısı. deniz tekin'in söylediği versiyonu her zaman kalbime dokunmuştur.


sözlerini de bırakayım.


seni yerlerde göklerde bulamazlarken
bende gizli olduğunu sezenler olmuş
dumlu dumluymuşsun yüreğimde
kımıl kımılmışsın bileklerimde
dumlu dumluymuşsun yüreğimde
kımıl kımılmışsın bileklerimde

türkü olmuşsun, umudummuşsun
ellerimde gözbebeğimde
türkü olmuşsun, umudummuşsun
ellerimde gözbebeğimde

aramızda dağlar yollar yıllar var iken
beni sana sımsıkı sarılı görenler olmuş
sargın yaprakmışım dallarına
yangın toprakmışım yağmurlarına
sargın yaprakmışım dallarına
yangın toprakmışım yağmurlarına

türkü olmuşsun, umudummuşsun
sevdama yarınlarıma
türkü olmuşsun, umudummuşsun
sevdama yarınlarıma


devamını gör...

(bkz: normal sözlük'ün pagan yazarları)
devamını gör...

yazı hatırlatan, aklıma sıcağı düşüren mis koku, domates kokusu.

pazar sabahı, birçok insan için geç kendim için erken bir saatte uyandım. bedenimi sarmalayan kolu nazikçe ve itina ile çektim ki tüm hafta erken kalkmaktan muzdarip insan, biraz daha dinlenebilsin diye. düşündüm sonra onca zamana rağmen eskimeyen ve etkisini yitirmeyen bir şey koku. yıllardır aşina olduğum ama hala üzerimde tesiri olan bir şey. ten kokusunu çektim içime, minik bir öpücük kondurup sessizce sıvıştım alt kata doğru.

sabahları en sevdiğim ana geçtim sonra. kahve kokusu. alt notasında ne olduğunu çıkaracak kadar gurme olmasam da çocukluğumdan beri bayıldığım bir koku bu. sığınak hatta. ve kahve bence en çok yalnızken içilen bir içecek. kahvemi içerken uyku ile uyanıklık arası, varlıkla yokluk arası bir yerde hissediyorum kendimi. sesleri dinlerken de yaşamaya alışmaya çalışıyorum. ve bunu sabahın altısında da kalksam öğleye doğru uyansam da benzer bir şekilde sürdürüyorum. bir ritüel. tek başına gerçekleştirilen...

ve şimdi son olarak yenilen şeyden öte, günün anlamına uysun ve de diğer günlerin aksine yalnız kalmadığım bir kahvaltı için biraz daha özenli bir şeyler hazırlamaya başladım. buzlukta yazdan kalan son domatesleri tavaya yerleştirirken biraz da hüzünlendim bitişine. sonra şöyle düşünerek teselli buldum. yaz geliyor.

yaz sever bir çocuktum hep, yaz sever bir yetişkine dönüştüm. tatil, deniz, okuldan uzaklaşma... hepsi hala aynı ne de olsa.
hah ne diyordum evi saran mis gibi bir domates kokusu var. bu koku aldı beni yazlara götürdü, tatillere götürdü; salgınsız güzel zamanları, kalabalık kahvaltı sofralarını hatırlattı. ve bu güne has bir anlam yükledi kendine koku.
bugün 'paylaşmaktı', domates kokusu.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim