taffarel vs mondragon vs muslera
benim favorim taffarel.
mondragon galatasaray tarihinde ayrı bir yeri olan, başarılı ve iz bırakmış bir kaleci. ama taffarel de hem kaleci olarak üstün başarı sergileyerek, hem de kaleci antrenörlüğü görevinde muslera'yı eğitip bugünkü başarısının mimarı olması sebebiyle takıma iki kez katkı sağlamıştır.
mondragon galatasaray tarihinde ayrı bir yeri olan, başarılı ve iz bırakmış bir kaleci. ama taffarel de hem kaleci olarak üstün başarı sergileyerek, hem de kaleci antrenörlüğü görevinde muslera'yı eğitip bugünkü başarısının mimarı olması sebebiyle takıma iki kez katkı sağlamıştır.
devamını gör...
ahmet kaya şarkılarında geçen mükemmel sözler
büyük çoğunluğu yusuf hayaloğlu’na ait ve gerçekten mükemmel olan sözlerdir. *
“ben ardımda yaş bıraktım, ağlayan bir eş bıraktım, sol yanımı boş bıraktım. siz benim kime küstüğümü nerden bileceksiniz?”
“ben ardımda yaş bıraktım, ağlayan bir eş bıraktım, sol yanımı boş bıraktım. siz benim kime küstüğümü nerden bileceksiniz?”
devamını gör...
fikrimiz sorulmadan yorum yapmamamız gereken şeyler
dinlemekten keyif aldığım klinik psikolog beyhan budak şöyle bir sıralama yapmış
1-bedensel görünümü
2-giyim tarzı
3-duyguları
4-verdiği kararlar
5- dini yaşam tarzı
6-özel hayatı
7-sosyal medya paylaşımları
tabi bunları içerik bakımından açıklamış örnekle. bunlar yalnızca başlıklar.
1-bedensel görünümü
2-giyim tarzı
3-duyguları
4-verdiği kararlar
5- dini yaşam tarzı
6-özel hayatı
7-sosyal medya paylaşımları
tabi bunları içerik bakımından açıklamış örnekle. bunlar yalnızca başlıklar.
devamını gör...
mustafa kemal atatürk
her geçen gün, her yeni yaşımda değerini biraz daha iyi anlıyorum.sonsuz minnetle anıyorum.
devamını gör...
kendimizi hafiflemiş hissetmemizi sağlayan şeyler
eğer fazla kilonuz varsa kesinlikle kilo vermektir.
tanım: hafiflemiş hissetmemizi sağlayan şeyleri paylaştığımız başlıktır.
tanım: hafiflemiş hissetmemizi sağlayan şeyleri paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
emeğine sağlık barışçububuğutüttürenmasumkunduz ?
devamını gör...
alacakaranlık
başlığı görünce aklına alaca karanlık kuşağı gelen bir ben miyim? öyleyse yaşlanmışım. (bkz: alfred hitchcock) yapımı her bölümü birbirinden bağımsız bilim kurgu dizisidir (bkz: twilight zone).
tanım: alaca karanlık şafak ile gün doğumu ve gün batışı ile gün kararması arasındaki zamandır.
tanım: alaca karanlık şafak ile gün doğumu ve gün batışı ile gün kararması arasındaki zamandır.
devamını gör...
barış murat yağcı'nın kitap çıkaracak olması
vasatlığın bu kadar ön planda olmasından duyulan rahatsızlığın sonucunda içimizi döktüğümüz başlık.
artık vicdanımız rahat şekilde barış murat yağcıyı linç edebiliriz!
eyy barış kitap yazmak senin neyine ha! şarkı falan da söylüyormuşsun.
sen ve senin gibiler yüzünden ülkede eğitim diye bir şey kalmadı be!
biz seni ve sevgilini, yazdığın kitabı, ne yapıp ne ettiğini konuşmak zorunda mıyız?
biz ki ülkenin kültürel çıtasını arş-ı âlâya taşırız!
biz olmasak var ya bu ülke batar batar!
bir daha böyle seni alakadar etmeyen hususlarda söz söylemeden önce kafa sözlük yazarlarına soracaksın, onay verirsek ancak o zaman böyle şeyler yapabilirsin, ona göre.
hadi bakiyim!
edit: tanımımda aslında barış murat yağcı'nın acımasızca eleştirilmesinden duyduğum rahatsızlığı dile getirdim. unutmayın benim size yaptığımın aynısını siz de ona yaptınız. ben de biliyorum ortaya çok kaliteli bir şey çıkmayacağını. ama bu kadar prim vermesek mi her şeye?
artık vicdanımız rahat şekilde barış murat yağcıyı linç edebiliriz!
eyy barış kitap yazmak senin neyine ha! şarkı falan da söylüyormuşsun.
sen ve senin gibiler yüzünden ülkede eğitim diye bir şey kalmadı be!
biz seni ve sevgilini, yazdığın kitabı, ne yapıp ne ettiğini konuşmak zorunda mıyız?
biz ki ülkenin kültürel çıtasını arş-ı âlâya taşırız!
biz olmasak var ya bu ülke batar batar!
bir daha böyle seni alakadar etmeyen hususlarda söz söylemeden önce kafa sözlük yazarlarına soracaksın, onay verirsek ancak o zaman böyle şeyler yapabilirsin, ona göre.
hadi bakiyim!
edit: tanımımda aslında barış murat yağcı'nın acımasızca eleştirilmesinden duyduğum rahatsızlığı dile getirdim. unutmayın benim size yaptığımın aynısını siz de ona yaptınız. ben de biliyorum ortaya çok kaliteli bir şey çıkmayacağını. ama bu kadar prim vermesek mi her şeye?
devamını gör...
mix dergi sayı 1
cemil meriç dergilerin önemini “bir şehrin iç sokakları gibi mahrem, samimidirler. devrin çehresini makyajsız olarak onlarda bulursunuz. bir neslin vasiyetnamesidir dergi” sözleri ile vurgulamıştır.
trevor philips hazırladığı dergiyi bizimle paylaşmış, sağ olsun. kafa sözlük yazarlarının dergisi de, çizimleri de, çektiği fotoğraflar da, şarkıları da önemlidir.
bir sözlük dayanışma ile büyür, birbirine kenetlenir ve uzun yıllar ulu bir çınar gibi her türlü zorlu kışı, çetin fırtınaları atlatır.
kültür, sanat, uzay konuları ile ilgili mix adlı dergiyi okumaya başlayınca bir solukta bitirdim. beğendiğim için de tanıdıklarıma gönderdim, onlar da okusunlar, mix dergi de tanınsın, kulaktan kulağa yayılsın.
yurdumuzda ne yazık ki kitap okuyanların sayısı çok az.
instagramda kitap fotoğrafı paylaşanların sayısı ise astronomik boyutlarda.*
kitap okuyunca sıkılıyorlarmış, uykuları geliyormuş.
internetteki interaktif sözlükler ise ilgilerini çekmiyormuş.
radyo yayınlarına ise ne gerek varmış, istedikleri şarkıyı internetten dinliyorlarmış.
sanal medya ise çöplükten ibaretmiş.
dergi deyince ise ilgileniyorlar. acaba ne var içinde? farklı şeyler olabilir mi?
dergiler, günümüz yayıncılığının en popüler işlerinden biri haline gelince yeni bir okur kitlesi çıktı sanal ortamda
telefon ya da tabletten dergileri takip edip gerçekten okuyan nitelikli okur denilen bu kesim giderek yayıldı internet mecralarında.
görsel ve zihinsel anlamda tüketimi ve hazmı kolay olan dergiler internette en çok paylaşılan yayınlar arasına girdi. ne var ki çoğu dergi uzun soluklu olamadı.
“bizde hazin bir kaderi var dergilerin; çoğu bir mevsim yaşar, çiçekler gibi. en talihlileri bir nesle seslenir. eski dergiler, ziyaretçisi kalmayan bir mezarlık. anahtarı kaybolmuş bir çekmece. sayfalarına hangi hatıralar sinmiş, hangi ümitler, hangi heyecanlar gizlenmiş, merak eden yok. kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. dergi, hür tefekkürün kalesi. belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür – cemil meriç.
amatör bir ruhla çıkan trevor philips’in mix dergisine ne kadar çok yapıcı eleştiri gelirse o kadar iyi.
yeni çıkan bir dergi, var olan dergicilik anlayışını yerle bir etmeyecekse çıkmasının bir anlamı yoktur.
trevor philips 2.sayıda sözlük yazarlarının da desteğiyle yepyeni bir dergicilik anlayışı koyup devrim yapabilir.
saraylarda gözümüz yok, meydanları biz devrimcilere bırakın yeter. *
yeni bir umudun, yeni bir heyecanın ürünü olarak ortaya çıkan mix dergisinin uzun soluklu olmasını diler, başarılı bir çalışma yapan trevor philips’i tebrik ederim.
“uçurum kenarında yıkık bir ülke. türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar. yıllarca süren savaş ondan sonra içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni devlet ve bunları başarmak için aralıksız devrimler” – atatürk.
trevor philips hazırladığı dergiyi bizimle paylaşmış, sağ olsun. kafa sözlük yazarlarının dergisi de, çizimleri de, çektiği fotoğraflar da, şarkıları da önemlidir.
bir sözlük dayanışma ile büyür, birbirine kenetlenir ve uzun yıllar ulu bir çınar gibi her türlü zorlu kışı, çetin fırtınaları atlatır.
kültür, sanat, uzay konuları ile ilgili mix adlı dergiyi okumaya başlayınca bir solukta bitirdim. beğendiğim için de tanıdıklarıma gönderdim, onlar da okusunlar, mix dergi de tanınsın, kulaktan kulağa yayılsın.
yurdumuzda ne yazık ki kitap okuyanların sayısı çok az.
instagramda kitap fotoğrafı paylaşanların sayısı ise astronomik boyutlarda.*
kitap okuyunca sıkılıyorlarmış, uykuları geliyormuş.
internetteki interaktif sözlükler ise ilgilerini çekmiyormuş.
radyo yayınlarına ise ne gerek varmış, istedikleri şarkıyı internetten dinliyorlarmış.
sanal medya ise çöplükten ibaretmiş.
dergi deyince ise ilgileniyorlar. acaba ne var içinde? farklı şeyler olabilir mi?
dergiler, günümüz yayıncılığının en popüler işlerinden biri haline gelince yeni bir okur kitlesi çıktı sanal ortamda
telefon ya da tabletten dergileri takip edip gerçekten okuyan nitelikli okur denilen bu kesim giderek yayıldı internet mecralarında.
görsel ve zihinsel anlamda tüketimi ve hazmı kolay olan dergiler internette en çok paylaşılan yayınlar arasına girdi. ne var ki çoğu dergi uzun soluklu olamadı.
“bizde hazin bir kaderi var dergilerin; çoğu bir mevsim yaşar, çiçekler gibi. en talihlileri bir nesle seslenir. eski dergiler, ziyaretçisi kalmayan bir mezarlık. anahtarı kaybolmuş bir çekmece. sayfalarına hangi hatıralar sinmiş, hangi ümitler, hangi heyecanlar gizlenmiş, merak eden yok. kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. dergi, hür tefekkürün kalesi. belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür – cemil meriç.
amatör bir ruhla çıkan trevor philips’in mix dergisine ne kadar çok yapıcı eleştiri gelirse o kadar iyi.
yeni çıkan bir dergi, var olan dergicilik anlayışını yerle bir etmeyecekse çıkmasının bir anlamı yoktur.
trevor philips 2.sayıda sözlük yazarlarının da desteğiyle yepyeni bir dergicilik anlayışı koyup devrim yapabilir.
saraylarda gözümüz yok, meydanları biz devrimcilere bırakın yeter. *
yeni bir umudun, yeni bir heyecanın ürünü olarak ortaya çıkan mix dergisinin uzun soluklu olmasını diler, başarılı bir çalışma yapan trevor philips’i tebrik ederim.
“uçurum kenarında yıkık bir ülke. türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar. yıllarca süren savaş ondan sonra içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni devlet ve bunları başarmak için aralıksız devrimler” – atatürk.
devamını gör...
çam sakızı çoban armağanı
sevilen birisine alınan hediye verilirken genellikle söylenen atasözü.
daha iyisini daha güzelini vermek isteyip imkan olmadığı zaman da söylenir.
tabi ki hediyede çokluk ve değerden ziyade içtenliğe,o nahif düşüncesinin bilincinde olması gerektiği kanaatindeyim.
daha iyisini daha güzelini vermek isteyip imkan olmadığı zaman da söylenir.
tabi ki hediyede çokluk ve değerden ziyade içtenliğe,o nahif düşüncesinin bilincinde olması gerektiği kanaatindeyim.
devamını gör...
sözlüğe kitap almak için üye olmak
baştaki amacım kitap almaktı. oğuz atay'ın tutunamayanlar kitabını almak istiyordum. bir nevi emeklerimin sonucunda bu kitap benim için ödül olacaktı. sonra burdaki samimi, düşünceleriyle ufkumuzu açan, tatlı yazar arkadaşlarımı görünce iyi ki burdayım dedim. teşekkürler kafa sözlük, sen eğer kitap için beni buraya çekmeseydin burdaki ortamı bilmeyecektim.
devamını gör...
na'vi
james cameron'un avatar için yarattığı kurgusal evrende, filmin ana hikayesinin geçtiği pandora isimli uyduda yaşayan yerel halk. na'viler mavi ten rengine sahip, barışçıl ve akıllı bir ırktır. filmin ana hikayesi, na'vi ırkının insansı yaşam formuyla benzerliği olduğu kadar farklılığı etrafında şekillenip ilerler. na'viler bir tehdit altında değilken saldırgan değillerdir. askeri bir yapılanmaları, ekonomik bir sistemleri yoktur. bir arada yaşarlar, avcı/toplayıcı özelliklerini kaybetmemişlerdir. cameron, ihtiyaçların primitif kalınarak karşılanmaya devam edilmesinin, gelişmiş bir sosyal topluluk olmaya engel olmadığını na'vi ırkını tasvir ederek epik bir dille anlatmıştır filminde. na'viler birbirleriyle, pandora uydusundaki diğer tüm canlılarla ve hatta uydunun kendisiyle telepatik düzeyde iletişim kurarlar. uydudaki tüm ekolojik sistem birbirine bağlıdır. na'viler sinir sistemine benzetebilecek bu ağa bedenleri aracılığı ile bağlanabilir, sistemin sorunlarını, eksiklerini, ihtiyaçlarını ve sistem tarafından iletilen çözüm önerilerini özümseyebilirler.
cameron diğer tüm filmlerinde olduğu gibi bu film için de uzun süre masa başında çalışmış. na'vi ırkının kendi arasında konuştuğu dil için, ırkın fiziksel özellikleri için, kültürleri için konunun uzmanları ile kafa patlatmış. na'vi dili, filmin gösterime girdiği tarihte ortalama 1000 kelimelik bir dil iken filmin gösteriminden sonra, gelen talepler doğrultusunda ve devam filmlerinin geleceği duyurulduktan sonra bu bir ihtiyaç olduğundan geliştirilmek durumunda kalmış. güney kaliforniya üniversitesi'den dilbilimci dr. paul frommer tarafından yaratılan bu dil bugün yaklaşık 2600 kelimelik bir dağarcığa sahip. na'vi sözlüğü için buradan. bugün bakmazsanız göreceğim ben sizi ikinci, üçüncü filmden sonra. dört, beş? ömrümüz vefa eder mi? etsin!
efendim na'vileri seviyoruz. çok güzeller. çok naifler. çok da güçlüler ve en önemlisi çok doğrular. cameron gibi, standardı o dönem için* saniyede 35-40 kare ile film çekilen bir zamanda ortalama 50 kareyle film çeken bir yönetmen tarafından bize izletildiği için de çok şanslıyız. senaryo çalıntıymış. meh. hep söylüyorum, titanik'in batacağını hepimiz biliyorduk, izlemedik mi? dibimiz düşmedi mi? based ona a true story falan da izlemeyelim o zaman? sinema neyin anlatıldığının değil nasıl anlatıldığının önemli olduğu bir sanat dalıdır.
allasen şunların mükemmelliğe bakar mısınız?
cameron diğer tüm filmlerinde olduğu gibi bu film için de uzun süre masa başında çalışmış. na'vi ırkının kendi arasında konuştuğu dil için, ırkın fiziksel özellikleri için, kültürleri için konunun uzmanları ile kafa patlatmış. na'vi dili, filmin gösterime girdiği tarihte ortalama 1000 kelimelik bir dil iken filmin gösteriminden sonra, gelen talepler doğrultusunda ve devam filmlerinin geleceği duyurulduktan sonra bu bir ihtiyaç olduğundan geliştirilmek durumunda kalmış. güney kaliforniya üniversitesi'den dilbilimci dr. paul frommer tarafından yaratılan bu dil bugün yaklaşık 2600 kelimelik bir dağarcığa sahip. na'vi sözlüğü için buradan. bugün bakmazsanız göreceğim ben sizi ikinci, üçüncü filmden sonra. dört, beş? ömrümüz vefa eder mi? etsin!
efendim na'vileri seviyoruz. çok güzeller. çok naifler. çok da güçlüler ve en önemlisi çok doğrular. cameron gibi, standardı o dönem için* saniyede 35-40 kare ile film çekilen bir zamanda ortalama 50 kareyle film çeken bir yönetmen tarafından bize izletildiği için de çok şanslıyız. senaryo çalıntıymış. meh. hep söylüyorum, titanik'in batacağını hepimiz biliyorduk, izlemedik mi? dibimiz düşmedi mi? based ona a true story falan da izlemeyelim o zaman? sinema neyin anlatıldığının değil nasıl anlatıldığının önemli olduğu bir sanat dalıdır.
allasen şunların mükemmelliğe bakar mısınız?
devamını gör...
yaprak ciğer
normalde ciğer sevmeyen bir insan olarak istisna olarak gördüğüm yemektir. yeniden canım çekti hatta. kendi modifiye ettiğim ve şu ana kadar herkesten süper geri dönüşler alan tarifimi vereyim;
malzemeler;
-istediğimiz miktarda ciğer (kişi başı 200 gram civarı yeterli, yine de açlığınıza göre ayarlayınız)
-un
-süt
-sade soda (bildiğimiz maden suyu)
-istediğimiz baharatlar. ancak tuz, karabiber, pul biber şart. gerisi size kalmış. ben az miktarda kimyon ve kekik de koyuyorum.
-2 kişi başına 1 yemek kaşığı gelecek kadar tereyağı
-bir miktar (pişerken ciğeri tamamen kaplamayacak kadar) sıvı yağ
salatası için;
-kırmızı soğan (eğer yoksa başka soğan da olur, ama kırmızı tercih sebebi)
-yarım limon
-zeytinyağı
-sumak
-maydanoz
-isteğe göre 1 adet domates
-tuz
yapılışı;
*ilk olarak ciğerimizi kasaptan alırken zarını ayıklattırıyor ve yaprak olarak doğramasını rica ediyoruz.
*eve gelince ciğerimizi yıkıyor, kalan sinirler varsa temizliyoruz.
*parçalanmış ve ayıklanmış ciğeri kağıt havlunun üzerine seriyoruz. üzerini de kağıtla kapatıyoruz. 10 dakika suyunu çekiyor.
*geniş bir kaba ciğeri kaplayacak kadar süt ve maden suyu döküp ciğerimizi ekliyoruz. buna marinasyon deniyor. ağzını streç ya da alüminyum folyo ile kapatıp dolaba atıyoruz. 2 saatten 12 saate kadar kalabilir. ben 3 saat civarı çıkarıyorum.
*bir kap içinde un, karabiber, tuz, kimyon, pul biber (toz biber tercih eden de var) ve istediğimiz başka baharat varsa katıyoruz. burda önemli olan baharatların ölçüsünü kaçırmamak. insan unu bol görünce baharatları da çok koyabiliyor. yiyeceğiniz kadar koyunuz. (not: kekiği şimdi koymuyoruz. kekik genelde yemek pişerken değil, servis ederken eklenir.)
*ciğerlerimizi bu karışıma bir güzel buluyoruz.
*sıvı yağı kızdırıyoruz, ateşi orta derece alıyoruz. ciğerleri parça parça diziyoruz.
*ciğerler çok pişmiyor. her parçayı birer kere çevirmek yeterli olur genelde. siyahlaşmayacak, açık kahverengileşmesi yeterli. 4-5 dakika pişecekler.
*ciğerlerin pişmesine yakın başka minik bir tava/tencereye tereyağı karabiber ve pul biber ekliyoruz, iyice kızdırıyoruz, eriyor. bunu olmuş olan ciğerimizin üzerinde gezdiriyoruz. ciğer bir 30 saniye daha pişiyor. altını kapatıyor, tencereyi biraz sallıyor (aroma dağılsın diye) ve ağzına da kapak koyuyoruz.
*salata için soğanı soyup yarım ay şeklinde ince ince doğruyoruz, üzerine bol miktarda sumak ve tuz ekliyor, hafif zeytinyağı gezdiriyor, yarım limonu sıkıyor, ince ince doğradığımız maydanozu da koyup 15 saniye karıştırıyoruz.
*domatesi de dilimleyip yanına koyduktan sonra yemeğimiz hazır. ciğere biraz kekik, biraz daha pul biber (ve gerekli görürseniz extra karabiber ve tuz) ekliyor, salatayla yan yana servis ediyoruz. ağızda dağılan lokum gibi, süper lezzetli yaprak ciğerimiz hazır. hatta bu yaptığımız yemek, arnavut ciğeri denilen vasat şey ile kesinlikle alakasız, bambaşka bir tat oluyor.
*afiyet olsun efendim.
edit: "bu yemekte dana ciğer mi kuzu ciğer mi?" sorusunun cevabı, bana göre kesinlikle "dana ciğer" şeklindedir.
malzemeler;
-istediğimiz miktarda ciğer (kişi başı 200 gram civarı yeterli, yine de açlığınıza göre ayarlayınız)
-un
-süt
-sade soda (bildiğimiz maden suyu)
-istediğimiz baharatlar. ancak tuz, karabiber, pul biber şart. gerisi size kalmış. ben az miktarda kimyon ve kekik de koyuyorum.
-2 kişi başına 1 yemek kaşığı gelecek kadar tereyağı
-bir miktar (pişerken ciğeri tamamen kaplamayacak kadar) sıvı yağ
salatası için;
-kırmızı soğan (eğer yoksa başka soğan da olur, ama kırmızı tercih sebebi)
-yarım limon
-zeytinyağı
-sumak
-maydanoz
-isteğe göre 1 adet domates
-tuz
yapılışı;
*ilk olarak ciğerimizi kasaptan alırken zarını ayıklattırıyor ve yaprak olarak doğramasını rica ediyoruz.
*eve gelince ciğerimizi yıkıyor, kalan sinirler varsa temizliyoruz.
*parçalanmış ve ayıklanmış ciğeri kağıt havlunun üzerine seriyoruz. üzerini de kağıtla kapatıyoruz. 10 dakika suyunu çekiyor.
*geniş bir kaba ciğeri kaplayacak kadar süt ve maden suyu döküp ciğerimizi ekliyoruz. buna marinasyon deniyor. ağzını streç ya da alüminyum folyo ile kapatıp dolaba atıyoruz. 2 saatten 12 saate kadar kalabilir. ben 3 saat civarı çıkarıyorum.
*bir kap içinde un, karabiber, tuz, kimyon, pul biber (toz biber tercih eden de var) ve istediğimiz başka baharat varsa katıyoruz. burda önemli olan baharatların ölçüsünü kaçırmamak. insan unu bol görünce baharatları da çok koyabiliyor. yiyeceğiniz kadar koyunuz. (not: kekiği şimdi koymuyoruz. kekik genelde yemek pişerken değil, servis ederken eklenir.)
*ciğerlerimizi bu karışıma bir güzel buluyoruz.
*sıvı yağı kızdırıyoruz, ateşi orta derece alıyoruz. ciğerleri parça parça diziyoruz.
*ciğerler çok pişmiyor. her parçayı birer kere çevirmek yeterli olur genelde. siyahlaşmayacak, açık kahverengileşmesi yeterli. 4-5 dakika pişecekler.
*ciğerlerin pişmesine yakın başka minik bir tava/tencereye tereyağı karabiber ve pul biber ekliyoruz, iyice kızdırıyoruz, eriyor. bunu olmuş olan ciğerimizin üzerinde gezdiriyoruz. ciğer bir 30 saniye daha pişiyor. altını kapatıyor, tencereyi biraz sallıyor (aroma dağılsın diye) ve ağzına da kapak koyuyoruz.
*salata için soğanı soyup yarım ay şeklinde ince ince doğruyoruz, üzerine bol miktarda sumak ve tuz ekliyor, hafif zeytinyağı gezdiriyor, yarım limonu sıkıyor, ince ince doğradığımız maydanozu da koyup 15 saniye karıştırıyoruz.
*domatesi de dilimleyip yanına koyduktan sonra yemeğimiz hazır. ciğere biraz kekik, biraz daha pul biber (ve gerekli görürseniz extra karabiber ve tuz) ekliyor, salatayla yan yana servis ediyoruz. ağızda dağılan lokum gibi, süper lezzetli yaprak ciğerimiz hazır. hatta bu yaptığımız yemek, arnavut ciğeri denilen vasat şey ile kesinlikle alakasız, bambaşka bir tat oluyor.
*afiyet olsun efendim.
edit: "bu yemekte dana ciğer mi kuzu ciğer mi?" sorusunun cevabı, bana göre kesinlikle "dana ciğer" şeklindedir.
devamını gör...
kafa sözlük yayın hayatına 2013 yılında başlamıştır
sözlüğe üye olan çok sayıda ünlü sima, şair ve edebiyatçılardan bahsediliyor. hele şu bilmem - x sanatçının kafa sözlük yazarı olması - gibi başlıklara artık ciddiyetle yaklaşmaya başladım.
devamını gör...
30 çocuğu olan padişah
sultan 2. selim hanın oğlu sultan 3. murad'dır. bilinen 8 kız 22 erkek çocuğu olmuştur. en büyük oğlu şehzade mehmed tahta geçtiğinde hayatta olan 19 erkek kardeşini nizam-ı alem için boğdurmuştur. hatta rivayet odur ki haremde hamile olan babasından kalan cariyelerin de doğularak öldürüldüğü yönündedir. ama bu bilgiyi kesin reddeden tarihçilerde vardır.
devamını gör...
melisho (yazar)
devamını gör...
haftalık puan tablosunda 1. olmak için herkese oy veren yazar
oy verdiğinde puan alındığını ilk defa bu başlıkta gördüm. benim bildiğim kadarıyla yok böyle bir şey. ben okumadan oy vermem ayrıca. oy verdiğim yazar arkadaşlar bunu böyle bilsin.
devamını gör...
moladan sonra yanlış otobüse binmek
bir defa ön koltuğumda yerini bulamayan teyzeyle karşılaştığım olay.neyse ki koltuk doluydu da durum anlaşıldı.
devamını gör...
kendini geliştirmenin bir işe yaramaması
kendini başkaları için geliştirenler için doğru olan önerme. ama insan kendine olan saygısı nedeniyle kendini geliştirmeli, başkası için değil.
devamını gör...
