bardağa da bardak diyen insandır.
devamını gör...

annem ve babam beni seviyor, hata da yapsam arkamda durur, başarısız olsam da bana değer vermeye devam eder diyorsa bir çocuk yani sevildiğinden eminse özgüvenli olacaktır. özgüvenin temel koşulu, koşulsuz sevmektir.
devamını gör...

bir jerome k. jerome kitabıdır.

sürekli aklıma düşen bir kitaptı, türkçeye farklı farklı isimlerle çevrilmiş olan bu kitabı adı karşıma her çıktığında alıp okumaya karar veriyor, sonra da unutuyordum. sonra kütüphanemde okumadığım kitap sayısı yedi yüze ulaşınca muhteşem ve ikna edici bir tavsiye üzerine kitap almayı bırakıp kütüphanedeki kitapları elden geçirirken bu kitabı zaten satın almış olduğumu gördüm ve hemen okudum. yani hemen okudum. tek oturuşta.

çünkü bu kitap tek oturuşta okunacak bir kitap. eğlencesi bol, düşündürme gücü yüksek ve sanki her sayfanın arasından yerlere göklere taşan zeka kırıntıları ile dolu. itiraf etmem gerekir ki kitabı okurken çok güldüm. kast ettiğim şey beğeni ile gülümsemek değil, tam anlamıyla gülmek.

kitap, adıyla vaat ettiği içeriği her şeyi ile kitap boyunca sunuyor okuyucuya çünkü kitap büyük oranda bir kayıkta yolculuk yapan üç arkadaş ve onlardan birine ait olan huysuz bir köpekle ilgili. bu bir tatil arkadaşlar için ama bu üç arkadaş olmayan sorunları büyüterek sorun haline getirme konusunda o kadar sorumluluk sahibi ki sorunsuz tek bir kulaç atamıyorlar.

ben üçünü de çok sevdim -köpekten pek hoşlanmadım- ve bu kitabı okursanız deniz tutma riski ile karşılaşabileceğiniz konusunda sizi uyarmalıyım.

o zaman vira bismillah!
devamını gör...

yazdığın notları okumayı unutma!
devamını gör...

normal sözlük kitap edebiyat kulübü ile sohbetini gerçekleştirdiğimiz 7. kitap.

ayrıntılı bir inceleme girebilmek için kitabı bir kez daha okumam gerekiyor, tam odaklanamamıştım çünkü. yine de biraz uzun bir tanım olacak fakat bu esere değer.

fyodor mihayloviç dostoyevski'nin yazdığı kitap iki bölümden oluşuyor. ilk kısmı felsefik iken ikinci kısmı öykü türünde.

kitaptaki anlatıcının bir ismi yok, asla öğrenemiyoruz. dostoyevski, bu ismini bilmediğimiz karakter aracılığıyla hayattaki neredeyse her şeyi sorguluyor. karakterin ismi yok çünkü o karakter sensin, benim, biziz, onlar! hepimizin karanlık tarafı yani gölgesi/shadow'u yok mu? hepimiz yeraltından daha doğrusu bilinçdışımızı temsil eden mahzenimizden sorgulayarak, acı çekerek çıkmaya çalışmıyor muyuz? hatta yorulup pes ediyoruz. kimi zaman bunun farkında bile değiliz. karakter birçok şeyin farkında olduğunu söylese de o da bazı şeylerin farkında değil aslında.

pek ciddiye alınmayan, görmezden gelinen biri karakterimiz. gözlem yeteneği gelişmiş bu yüzden. insanlarla fazla iletişim kurmadığından genelde gözlemleyip onları fazlaca eleştiriyor. aslında kendisini eleştiriyor. siniri de bundan. fark edilmek, dikkate alınmak, birkaç tatlı söz duymak istiyor. herkesi eleştirirken aslında kendinde sevmediği şeyleri o kişilerde gördüğü için dayanamadığını fark etmiyor. ayrıca, küçümsendiğini, kendisine tiksintiyle bakıldığını söylüyor fakat o da insanlara küçümseyen gözler ve fikirlerle bakıyor. buna psikolojide projection yani yansıtma diyoruz. kısaca, kendimizde sevmediğimiz şeyleri başkasına atfetmek anlamına geliyor. tam bir savunma mekanizması yani. bu mekanizmayı bizimle tanıştırdığın için teşekkürler sigmund freud! yukarıda shadow demişken seni anmazsak olmaz carl gustav jung!

ilk bölümde dikkatimi çeken kısım, anlatıcının duvar ile ilgili söyledikleri oldu. ''şüphesiz böyle bir duvarın hakkından gelmeye gücüm yetmezse boşu boşuna yırtınacak değilim, ama karşımda gücümün yetmediği bir taş duvar var diye büsbütün boyun eğmeye de razı olamam.''

bu kısım tam bir sistem eleştirisi. hatta haruki murakami, gazze- israil çatışması zamanında israil'de ödül konuşması yaparken yumurta-duvar metaforunu kullanarak yaptığı konuşmasında ''yüksek taş bir duvar ile o duvara çarpıp kırılan bir yumurta varsa, ben her zaman yumurtadan yanayım. evet, duvar ne kadar doğru, yumurta ne kadar yanlış olursa olsun ben yumurtanın yanındayım. çünkü her birimiz bir yumurtayız. her birimiz kırılgan kabuğumuzun içinde nadide birer ruhuz... ve hepimizin karşısında bir duvar var. bu duvarın adı sistemdir.'' derken öncesinde kesinlikle dosto'nun yeraltından notlar'ından etkilenmişti. söz konusu konuşma.

keyifli okumalar, fakat bu kitap da okunmak için doğru zamanı bekleyen eserlerden. yoksa ilk bölümde sıkılıp bir kenara atabilirsiniz*. bunu hak etmiyor olsa da ilk bölümü okurken sıkılan kişileri de asla eleştiremem.
devamını gör...

zülfü livaneli'dir*.

işte burada.
devamını gör...

evvel zaman içinde, kalbur saman içinde mini mini bir balık varmış. minik akvaryumunda bir balık arkadaşı ve elma salyangozuyla beraber mutlu mesut yaşarmış. günün birinde güzel mi güzel, tatlı mı tatlı ancak birazcık aptal olan değerli balık arkadaşını kaybetmiş, ancak yanında olan salyangozu hatırlayıp ben yalnız değilim, hayat üzülmek için çok kısa deyip yüzmeye devam etmiş. balığın hafızası da kısa vadeli olduğu için bir zaman sonra arkadaşını unutmuş bile. yine çok mutluymuş balık, hızlı hızlı yüzüyormuş akvaryumunda. günün birinde salyangoz içine çekilmiş, balık ilk başta uyudu herhalde demiş, baktı kafasını çıkarmıyor, gitmiş yanına, az biraz iteklemiş. sonra da öldüğünü fark etmiş, artık tamamen yalnız kaldığını anlayınca da depresyona girmiş. 5 dakika sonra yaşadığı her şeyi unutup yüzmeye devam etmiş.
bu hikayemin mesajı var mı bilmiyorum, açıkçası balığımın hayatını anlattım. hiçbir şey olmamış gibi yüzüyor. siz de sizi 5 dakikaya unutup yüzmeye devam edecek kişilere kendinizi kaptırıp hayatınızı harcamayın arkadaşlar.
t: bir yandan çok erdemli bir yandan da şerefsiz olan değerli balık arkadaş.
devamını gör...

testi çözmeye gerek kalmadan, kişinin bunun cevabını verebileceği test. şahsım adına bunun cevabı: hayır.
gelinen noktada ise, malum birçok terim gibi bununda anlamının içi boşaltıldığı için, gerçek teröristlerin ekmeğine yağ sürülüyor.
devamını gör...

şu anki öğretmenler içinde katı olanlar azdır büyük ihtimalle, içlerinde sorunlu olanlar da vardır. her nasıl olurlarsa olsunlar saygısızlığı hak etmiyorlar ama gördüğüm kadarıyla öğretmenlere saygı duymayan, onları her türlü aşağılanmaya layık gören bir grup var ve bunu kabul edemiyorum.

8. sınıfa giderken bazen teneffüslerde 1. sınıflarla vakit geçiriyordum. sınıf öğretmenleri birine tokat atmıştı ve kendi sınıf öğretmenimin yanına gidip olayı anlatmıştım. sınıf öğretmenim böyle şeylerin olabileceğini ve ne yazık ki bazen kendisinin de yaptığını ama benim maruz kalmadığımı söylemişti. esasında öğretmenim çok iyi bir insandır sadece o an yangına körükle gitmeyip meslektaşını savundu sanırım. böyle bir olay olduğu zaman hep çocuğu tutmamız gerekiyormuş gibi geliyor ama belki de yardıma ihtiyacı olan sadece çocuk değildir. öğretmenlerin iyi hissettirerek çocukların yaşamına eşlik ederken; kendilerinin de iyi hissetmeye, yardım almaya ihtiyaçları olabilir.

dayak yiyen nesiller hâlâ var demeye getirmiş olabilirim.
devamını gör...

nüzhete nü denmesi çok hoşuma gitmiştir
devamını gör...

hayırsız adanın acı dolu hikayesi. 80 bin canın yok edilişi.*


her milletin geçmişinde yüz kızartıcı hataları olmuştur. 1910 yılının 5 haziran günü dönemin ittihat ve terakki partili belediye başkanı suphi beysoyundu tarafından verilen bir kararla istanbul’da sokak köpekleri toplatılmaya başladı. tüm şehirde toplanan köpekler araçlarla tophane limanına getiriliyordu. buradan mavnalara yüklenip marmara denizinde bulunan sivri adaya bırakılıyordu. su kaynağı bulunmayan bu ada sadece kayalıklardan ibarettir. ne bir ağaç ne de gölgelik bir yer bulunan bu ada gelen bu masum canlıların son ziyaretgahı olmuştu. ada üzerinde hiçbir canlı bulunmadığı için adaya bırakılan köpekler açlık ve susuzluktan dolayı birbirlerini yemişlerdir.

bu katliamın yapılmasının en büyük sebeplerinden biri o dönem fransız bir firmanın istanbul belediyesine yaptığı başvuruydu. bu başvuruya göre istanbul’da o zaman sayıları “seksen bin” üzerinde olan köpeklerin kürk ve kemiklerinden yararlanılmak istenmesiydi. toplanacak olan köpekler öldürülüp işlenecek ve fransa’ya gönderilecekti.

fakat bu anlaşma devam etmedi. köpekler toplandı fakat firma alımı yapmadığı için hayvanlar toplandıkları adada hayatlarını kaybettiler. bu katliamın ardındaki bir diğer sebep ise ıı. meşrutiyet öncesi iktidarda olan ıı.abdülhamid zamanında köpeklere iyi bakılması ve korunmasıydı. kuduz vakalarını önlemek için dünyadaki 3. pasteur enstitüsü ıı.abdülhamid’in yaptığı büyük miktarda yardımla istanbul’da açılmıştı.


köpeklerin sokakta özgürce çiftleşmesi de doğal aşı yerine geçiyordu. fakat 1908 yılında önce ıı. meşrutiyetin ilanı ve sonra abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle köpekler sahipsiz kaldı. onun yerine geçen ittihad ve terakki partisi de sabık hükümdardan kalan tüm özellikleri silmeye çalışıyordu.

aslında istanbul’da köpeklerin başı bu olaydan önce iki kez belaya giriyor. söylentiye göre bu olayların ilkinde ingiliz sefaretinde görevli birini ısıran köpekler şahsın kaçarken yüksek bir duvardan düşüp ölmesiyle “istemeyen” ilan ediliyorlar. majestelerinin hükümeti osmanlı’ya ültimatom veriyor. sultan 2. mahmut da kararını açıklıyor:

“sokak köpekleri tez elden toplana, teknelere konula ve sivri ada’ya bırakıla…”

operasyon başlıyor. halk “köpekleri bırakın” diye haykırıyor. yeniçeri ocağı’nı dağıtan 2. mahmut kararını geri alıyor.

ikinci büyük köpek toplama harekatı sultan abdülaziz devrinde yaşanıyor. köpekler toplanıyor, teknelere konulup hayırsız ada’ya bırakılıyor.

bu operasyonla eş zamanlı olarak 1865 eylülünde büyük istanbul yangınlarından biri başlamasın mı! beyazıt’tan gedikpaşa’ya kadar evler konaklar kömür oluyor. halk anında bu felaketin gerekçesini buluyor: köpekleri topladınız, allah da cezanızı verdi! köpekler olsaydı önceden haber verirlerdi. tekneler yeniden hayırsız ada’ya gidiyor, köpekleri yükleyip istanbul’a geri getiriyor.

1910 katliamından sonra ise iki savaş çıkıyor. önce libya italyanlar tarafından işgal ediliyor. sonra balkan savaşları çıkıyor. bu olaylardan sonra sivri ada’nın adı “hayırsız ada” şeklinde değişiyor. 1910 köpek katliamı ile ilgili 2010 yılında serge avedikian tarafından yapılan animasyon filmi “chienne d’historie” filmi, o yılın cannes film festivalinde en iyi kısa film ödülü alıyor.



link
devamını gör...

2006 yapımı enfes bir film.
güldürüyor, hüzünlendiriyor ve belki de en önemlisi, hayata tutunma yolunda umut tazeletiyor.

hazır izlemişken, aklımda kalan birkaç küçük notu bırakayım buraya.
filmde, sarı bir volkswagen t2 bus var. adeta bir oyuncu gibi işlemişler filme. meraklılarına duyurulur.

yine ilginç bir detay vereyim. bu filmin, kült dizi breaking bad ile azımsanmayacak sayıda ortak paydası var.
hikaye, albuquerque'de başlıyor bir kere, bu önemli.
ve bomba! filmde kimler var biliyor musunuz?
walter white* ve hank schrader*!

ikisi toplamda 5 dakika bile görünmüyorlar belki de ama özellikle dean norris, karakteristik özelliklerini muazzam bir şekilde yansıtıyor.

bir de bonus karakter var. o da better call saul'dan. hani ilk sezonda jimmy'nin en yakın arkadaşı marco vardı ya. gençlik yıllarında beraber milleti dolandırdığı. işte o.
film de o da var. birkaç dakikalığına bile olsa.

breaking bad'den 2 yıl önce piyasaya çıkmış olmasına rağmen, gerçekten de müthiş benzerlikler bunlar.
filmin renkleri, ışıkları, sahneleri hatta diyaloglar bile breaking bad ile better call saul havasında.

ilgi alanına girenlerin çok beğeneceği bir film bence.
devamını gör...

insanın kendisiyle olan muhabbetini geliştirmesi için bulunmaz bir nimettir.
devamını gör...

ayakta bulunan calcaneus kemiğinin posterior'unun aseptik nekrozudur.
devamını gör...

arkadaslar meme bildigimiz meme degil o yuzden eger ne oldugunu bilmiyorsak basligi acan arkadasi gommeyyelim. bilip de gomenler gommeye devam edebilir ona lafim yok. arkadasin bahsettigi memenin ne oldugunu merak edenler icin: en.wikipedia.org/wiki/Inter...

--- alıntı ---

an ınternet meme, more commonly known simply as a meme (/miːm/ meem), is a type of meme that is spread via the ınternet, often through social media platforms and especially for humorous purposes. memes can spread from person to person via social networks, blogs, direct email, or news sources. they may relate to various existing ınternet cultures or subcultures, often created or spread on various websites. ınternet memes are " often, modifications or spoofs add to the profile of the original idea thus turning it into a phenomenon that transgresses social and cultural boundaries".[1] one hallmark of ınternet memes is the appropriation of a part of broader culture, for instance by giving words and phrases intentional misspellings (such as lolcats) or using incorrect grammar (such as doge). ın particular, many memes utilize popular culture (especially in image macros of other media), although this can lead to issues with copyright.

--- alıntı ---

turkce kaynak icin: medium.com/@serkanismygrill...

yaraticilikla guzel miim(meme)'ler ortaya cikartip bunlarin altina kafasozluk.com watermarki ile birlikte yayarak sozlugun bilinirligini arttirmak da mumkun. oncelikli eksiklerimizi giderdikten sonra benim gundeme almaktan yana oldugum bir fikir. kafa sozlugun digerlerinden farki ne sorusuna bir cevap daha eklenmis olabilir boylece.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

moskova'da ki inanılmaz soğuk. uww buradan bile içim ürperdi.
devamını gör...

çay bardağına yapışmış olan çay tabağının düşmesi skandalı.
devamını gör...

gerçekleştirmek için doğaüstü yeteneklere sahip olması gereken editör.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
takmaz tabii, özür dilerim sadece tanıma atayım diye şey ettim.
devamını gör...

duygusalım bugün. biraz da yorgun.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim