hayattan gram zevk almamak
yaşanılan koşulların değişmesi ve yaşın ilerlemesi ile birlikte açılan skill.
önceleri hayal kurabilirdik, onların peşine düşecek enerjimiz olurdu, uğraşırdık. bir yerden sonra insanın bırak denemeye hayal kurmaya bile mecali kalmıyor. yaptığın şeyleri tekrar ediyorsun sadece ve sanki "eskiden de böyleydi" gibi hissettiriyor. zorunluluktan yapıyorsun onu da. yoksa kimse oturduğun yerde "sana şu kadar para vereyim de, takıl, hobiler edin, dünyayı gez" demiyor. e haliyle bunların hepsi toplanınca * sevdiğin şeylerden bile gram zevk alamıyorsun.
önceleri hayal kurabilirdik, onların peşine düşecek enerjimiz olurdu, uğraşırdık. bir yerden sonra insanın bırak denemeye hayal kurmaya bile mecali kalmıyor. yaptığın şeyleri tekrar ediyorsun sadece ve sanki "eskiden de böyleydi" gibi hissettiriyor. zorunluluktan yapıyorsun onu da. yoksa kimse oturduğun yerde "sana şu kadar para vereyim de, takıl, hobiler edin, dünyayı gez" demiyor. e haliyle bunların hepsi toplanınca * sevdiğin şeylerden bile gram zevk alamıyorsun.
devamını gör...
tenet
nolan'ın yeni bir şeyler denediği film.
8/10
8,2 max.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
öncelikle batman olacak arkadaşı tebrik ederim. fönü bozulmadan filmi tamamlamayı başardı.
zaten bu filmde ne oynatsan anlatılmak isteneni bir şekilde izah edebilirsin. mevzu bir kimyasal. plütonyum yahut onun türü bişeyler,bu kimyasal patladığı zaman en yakınındaki cismin boyutunu değiştiriyor. 3 boyutun içinde tersine ivmelenen cisimler üzerinde ufak ufak ilerlerken hep birlikte, rusların devreye girmesiyle bu boyut değişiminin farklı cisimler ve zaman üzerinde denenmesiyle ortaya çıkan, ters yönlü paralel evrenler olarak işlemeye başladığını görüyoruz.
tenet, bu işlemin adı.
karakterlerin ismini bile hatırlamıyorum, zaten nolan filmlerinde isimleri çok da hatırlamazsın. karakter isimleri özensiz seçilmiş gibidir. batman hariç tabi . velhasıl, bir yerde paralel bir zamanın akması mümkün olduğunda, bulunduğun yerin tersine, paralel olan evrenin içine tersinden dalarak, bu evrenler arasına geçiş yapabilme özelliği, farklı zamanlarda farklı kararları etkiliyordu falan filan...
görsel efektleri manyak olmuş. uçakla binaya dalıyor, muhteşem bi yelkenli sahnesi var, araba sahneleri daha etkileyici olabilirdi. filmin hiçbir sahnesinde mide bulantısı yaşamazsınız. adamın dehası da burdan geliyor zaten. sanki aynı sahneleri üst-üste yapıştırmış da ileri geri sardırmış gibi duruyor olsa da harika bir görsel şölen olmasını etkilemiyor. denenecek her şeyi denemeye devam eden yönetmeni müthiş bir insan gerçekten, kendisine imreniyorum.
8/10
8,2 max.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
öncelikle batman olacak arkadaşı tebrik ederim. fönü bozulmadan filmi tamamlamayı başardı.
zaten bu filmde ne oynatsan anlatılmak isteneni bir şekilde izah edebilirsin. mevzu bir kimyasal. plütonyum yahut onun türü bişeyler,bu kimyasal patladığı zaman en yakınındaki cismin boyutunu değiştiriyor. 3 boyutun içinde tersine ivmelenen cisimler üzerinde ufak ufak ilerlerken hep birlikte, rusların devreye girmesiyle bu boyut değişiminin farklı cisimler ve zaman üzerinde denenmesiyle ortaya çıkan, ters yönlü paralel evrenler olarak işlemeye başladığını görüyoruz.
tenet, bu işlemin adı.
karakterlerin ismini bile hatırlamıyorum, zaten nolan filmlerinde isimleri çok da hatırlamazsın. karakter isimleri özensiz seçilmiş gibidir. batman hariç tabi . velhasıl, bir yerde paralel bir zamanın akması mümkün olduğunda, bulunduğun yerin tersine, paralel olan evrenin içine tersinden dalarak, bu evrenler arasına geçiş yapabilme özelliği, farklı zamanlarda farklı kararları etkiliyordu falan filan...
görsel efektleri manyak olmuş. uçakla binaya dalıyor, muhteşem bi yelkenli sahnesi var, araba sahneleri daha etkileyici olabilirdi. filmin hiçbir sahnesinde mide bulantısı yaşamazsınız. adamın dehası da burdan geliyor zaten. sanki aynı sahneleri üst-üste yapıştırmış da ileri geri sardırmış gibi duruyor olsa da harika bir görsel şölen olmasını etkilemiyor. denenecek her şeyi denemeye devam eden yönetmeni müthiş bir insan gerçekten, kendisine imreniyorum.
devamını gör...
allah büyük harfle başlasın seçeneğini seçen adam
devamını gör...
tarihte bugün
dünya (bkz: down sendromu) farkındalık günüdür.
devamını gör...
sözlüğün en kaliteli 5 yazarı
kendini birkaç kere ,milleti kese kese yaz,oldu.*her ırkın aile hassaslığı değil istirham ediyorum,türk ailelerinin hassaslığı bu.bu konuda hassasım.*
devamını gör...
n'oldu paşinyan
ermanistan'a karşı zafer elde eden azerbaycan devlet başkanı ilham aliyev'in konuşmasında geçen, dillere pelesenk olan söz. "ne oldu paşinyan?yol çekiyirdin cebrayila.reks ediyirdin."
devamını gör...
bill gates'in 1 milyon kilometrekare arazi satın alması
feodalizm ve derebeyliği, kral ve kralcılık bitti artık yeni çağdayız bu çağda kölelik yok hepimiz özgürüz yaşasın özgür dünya.(!)
yersen.
muhtemelen orta çağ'da hiçbir derebeyinin bu kadar toprağı olmamıştır.
yersen.
muhtemelen orta çağ'da hiçbir derebeyinin bu kadar toprağı olmamıştır.
devamını gör...
marie curie
kemerlerinizi sıkıca bağlayın çünkü hızlı ve bilgilendirici bir yolculuğa çıkacağız, tavsiyem tek solukta okuyup tadına varmanızdır; fakat kısım kısım okumanız da ufkunuzu açacak ve size ilham verecektir. bu kararı damak tadınıza bırakıyor ve keyifli okumalar diliyorum…
marie salomea skolodowska , çoğumuzun fransız bilim kadını marie curie olarak bildiğimiz marie aslında 7 kasım 1867'de rusya'nın varşova şehrinde doğmuştur, aslen polonya'lıdır fakat o zamanlarda varşova rusya imparatorluğu toprakları içerisindeydi. üç kız kardeşi ve bir erkek kardeşi vardı. 1875 yılında ablaları zofia ve bronislawa dluska tifüse yakalanmıştır; fakat 1876 yılının ocak ayında zofia hayatını kaybetmiş, bronislawa ise iyileşmiştir.

marie'nin ailesi ve çocukluk yılları:
babası fizik ve matematik öğretmeni idi ve okuduğum kaynaklara göre çok yetenekli, bilgili, onurlu ve yurtsever bir birey idi. lakin ülkenin rus işgali altında olması bay wladyslaw skolodowski'nin sıradan ve fakir bir öğretmen olarak yaşamını sürdürmesine neden oldu. annesi bayan bronislawa skalodowska bir yatılı kız öğrenci okulunun yönetimini yapmaktaydı; fakat marie doğduktan sonra işini bırakmak zorunda kalmıştır ve kısa süre sonra da verem hastalığından dolayı (kızı zofia’dan iki yıl sonra) vefat etmiştir.
babasının çocuklarına öğrettikleri ve yönlendirmeleriyle marie bilime büyük ilgi duymaya başlamıştır; lakin o dönem avrupa'nın pek çok ülkesinde de olduğu gibi rusya'nın işgali altındaki polonya'da da kızların bilimsel alanlarda (fizik, kimya, biyoloji, tıp, vb.) eğitim almaları pek olası değildi. kadınların üniversiteye gitmesi yada teknik bir eğitim görmeleri için yurt dışına çıkmaları gerekiyordu. yani bundan tam 130 yıl öncesi, ne acı ve saçma!
erkek kardeşi joseph skolodowski varşova'da tıp fakültesine başladığı yıllarda marie'de ablası bronislawa (bronya) ile bir anlaşma yapmıştır ve önce marie çalışıp ablasını okutacaktı ardından ablası marie’yi okutacaktı (bağzı kaynaklara göre abla kardeş beraber çalışmaya başlar). 1885 yılında bronya paris’e gidip sarbonne üniversitesinde tıp okuyacaktı ve okulu bitince de bir iş bulacak ve marie’nin pariste okumasını sağlayacaktı. marie hemen iş bulup çocuk bakıcılığı yapmaya başlamıştır. bakıcılıktan kazandığı paranın bir kısmını ablasına gönderiyor, kalan kısmını ise paris’te gerçekleştirmek istediği eğitim hayali için biriktiriyordu. bronya mezun olana dek varşova’da endüstri ve tarım müzesi adı altında gizlice eğitim veren polonya okulunda eğitim almıştır. geçine bileceğini düşündüğü kadar para biriktirince paris’e gitti. ve nihayetinde 1891 yılında tam 24 yaşındayken ablasının yanında (babasının izinden giderek) fizik ve matematik eğitimi almak üzere sarbonne üniversitesi’nde eğitimine başlamıştır. marie paris’e gidince önce ablasının yanında kalarak sonralarda ise küçük bir tavan arasında yaşayarak eğitim hayatını gerçekleştirmiştir (130 yıl önceki paris vs şimdiki türkiye)* :,(. kastım sırf cinsiyete yönelik değil öğrencilerin eğitim hayatında çektikleri zorluklar bakımındandır…)
marie’nin paris serüveni pek de kolay olmamıştır. savaşlar ve iç kargaşalar nedeniyle sıradan yaşam sıtandartlarına sahip olan insanlar için yoksulluk ve açlık hakimdi. sonunda soğuktan donmadan veya açlıktan ölmeden evvel marie 3 kasım 1891 yılında başladığı eğitimini bir buçuk yıl sonunda kendi sınıfının birincisi olarak tamamlayarak fizik diploması almayı başarmıştır, 1984 yılında ise ikinci diplomasını matematik alanında almıştır. marie’nin bir sonraki hedefi ise öğretmenlik diploması alıp varşova’ya dönmektir.

1894 yılında polonya’lı bir bilim insanı aracılığıyla, kardeşi jacques curie ile beraber piezoelektiği keşfeden pierre curie ile tanışmıştır. 35 yaşındaki pierre curie, endüstriyel fizik ve kimya okulu laboratuvarının başkanıydı. marie ve pierre, ortak bilimsel ilgilerinin yanı sıra bay curie’nin mükemmel fiziği ve tutan kimyaları sebebiyle birbirlerine bağlanıp, temmuz 1895 yılında dünya evine girmişlerdir. işte bu tarihten itibaren sevgili marie’ciğimiz artık marie skolodowska değil fransız vatandaşı olan marie curie olmuştur.(nikahları pek de şatafatlı olmamıştır. zaten çok da varlıklı değillerdir ve gelinlik, takı, süs eşyaları vb. fuzuli harcamalar yapmaktansa devlet dairesinde (gbkz: minimalist), sade bir nikah kıymışlardır. balayı için ispanya’nın o zamanlar çok gözde, ünlü olan bir tatil beldesinde geçirmişlerdir. şaka yaptım balayı için para harcayacak olsalardı düğün için de harcarlardı. bunun yerine fakülteye kolay ulaşım için kendilerine bisikler almışlardır.
1896 yılında öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra 1897 yılında, daha önce henry becquerel’in duyurduğu, uranyum tuzlarının yaydığı,sonraları marie tarafında radyoaktivite olarak isimlendirelecek olan ışın üzerine detaylı araştırmalar yapmaya başlar. wilhelm conard röntgen’in x ışınları keşfinden sonra becquerel’in de bazı maddelerin sürekli ışıma yaptığını bulması ilgisini çekmiş, öğrenmez arzusunu körüklemiş ve merakını uyandırmıştı). fakata eylül 1897’de ilk kızı irene curie’nin dünyaya gelmesi, marie’nin işlerinden uzaklaşıp ufak bir mola vermesine sebep olmuştur. 1898 yılının başlarında çalışmalarına hızlı bir şekilde ilerleten marie toryumunda bu ışığı yaydığını fark etmiştir. bu keşif eşi pierre’in de dikkatini çekmiş ve kendi çalışmalarını bırakarak marie’ye yardım etmeye başlamasına vesile olmuştur. ve basınç elektriği yöntemini ışıma miktarını ölçmek için kullanmaya başlamışlardır.
büyük bir an daha marie’nin kendi ülkesinin adını verdiği poloyum elementini buldular ve ardından radyum elementini buldular. sayesinde geliştirilen radyoterapi kanser hastalarını iyileştirmek için günümüzde halen kullanılmaktadır.
ışıma havayı iyonlaştırıyor, artı ve eksi yüklü parçacıklar oluşturduğu için elektrik akımını geçiriyordu. ışıma ne kadar yoğun ise, elektrik akımı da o kadar artıyor idi. bu akım galvanometre ile ölçülebiliyordu. ışımalar içlerindeki uranyum ile orantılı olarak gerçekleşiyordu. böylece ışımaların kaynağı olan elementin atomlarına kadar ayırım yapabiliyordu. ama elle tutulur, gözle görülür saf radyum elde etmek haliyle çok zor bir vukudur. nasıl ki bir canlı yavrusuna dokunmak, gözleri,ne bakmak isterdi marie’de bulduğu radyoaktif elementi görmek arzusuyla kavrulmaktaydı.
radyumun özelliklerini inceleyerek ve yeni bir element oluşu ile ilgili tartışmaları noktalayarak artık bir son vermeleri gerekiyordu. tabi haliyle büyük miktarda maden filizi bulmaları gerekiyordu. yüzyıllardan beri gümüş elde etmek için işletilen bohemya’daki maden yataklarında işe yaramaz atık kabul edilen uranyum yüklü toprak yığınları olduğunu öğrendiler. madenciler, eğer taşıma giderlerini karşılarsalar bu ‘’pislik yığınlarını’’ onlara ücretsiz vermeyi kabul ettiler. hatta bu deli bilginlerin, işletmeyi temizlik giderlerinden kurtarmalarından dolayı epey seviniyorlardı. sevgili curie ailesi varlarını yoklarını, bu çöp-atık dolu toprak yığınını alarak fizik okulunda onlara verilen tabanı döşemesiz, ısıtılması olanaksız ve tavanı akan eski, tahta bir kulübeye taşımak için harcamışlardır.
tonlarca atık yığını içinden kilo kilo alarak arıtma yapmaya uğraşıyorlardı ve ışıması çok yüksek olan radyum ancak miligram miligram birikebiliyordu. bu süre zarfında zavallı marie 10 kilo kaybetmişti. radyoaktivite diyeti o zamanlar ve günümüzde de pek popüler olmasa da evet onu da marie buldu*. evde, okulda, laboratuvarda ya da maden ocaklarında denemeniz şiddetle tavsiye edilmemekte!
bıkmadan usanmadan birkaç kez tekrar ettikleri kristalleştirme işleminden sonra, sadece 100 miligram radyum biriktirebildiler. inanılması zor ve güç olsa da bu 8 ton atıktan 1 gram radyuma ulaşmak anlamına gelmekteydi. başarı kesinlikle tesadüf değildir, ilahi bir kaç dokunuş ve emekten ibarettir. 100 miligramlık radyumun niton adını verdikleri bir gaz yaydığını ve bunun içinde helyum gazı bulunduğunu keşfetmişlerdir. helyum zaten bilinen bir elementti. bu da demek oluyordu ki yüzyıllardır kimyacıların düşündükleri ‘’bir madenin diğerine dönüştürülmesi’’ hayal değildi. fakat bunu yapan büyücülerin ‘’iksiri’’ değil, atom çekirdeğindeki enerjiydi.
1903 yılında bir bilim insanının alabileceği en değerli ödüle layık görüldüler, pierre curie. marie curie ve henri beqquerel. tabiki de buna karşı çıkanlar oldu ilk başta yalnız henri ve pierre’ye nobel verilecekti; lakin pierre reddetti bu durumu ve nihayetinde herkes hakkı olanı aldı. fakat ödül töreni için yolculuk yapamayacak kadar hastaydılar ve yol parası için harcayacak tek kuruşları bile yoktu. haliyle radyoaktif elementlerin zararlarından ve insan bedeninde yaratacağı etkilerin henüz farkında değillerdi, bu farkedilmemiş ölümcül olay pek çok kişinin canını almış ve marie’nin de kaçınılmaz sonu olacaktı.
sevgili marie nobel ödülü ile beraber ‘’dünyanın ilk nobel alan kadını’’ ünvanını da almıştır.
1904 yılında eşi pierre sorbonne üniversitesinde öğretmenliğe başladı. marie’de sevr’deki bir kızlar okulunda fizik öğretmenliği yapmaya başlamıştır. aynı yılın sonlarına doğru marie’nin kızı eva doğmuştur, artık curie ailesinin masasında 4 sandalye vardı. haliyle 2 çocukla beraber yaşamak ve bir yandan da ticari kaygı gütmeden bilimsel araştırmalar yapmak curie ebeveynlerini ekonomik olarak epey yıpratıyordu. radyasyondan kaynaklanan rahatsızlıklar geçiriyorlardı. radyumun dokuya verdiği zarar araştırmacılar tarafından kabul edilmeye başlamıştı. amerikalı mucit (gbkz:alexander graham bell), kanserin tedavisi için tümöre radyum verilmesini önermişti.
marie ve pierre keşfettikleri elementlerin kendilerine ait olmadığını ve tüm insanlığın yararına kullanılması gerektiğini düşündükleri için patent almamışlardır. çoğu zaman gerekli olan çalışma malzemelerini kendi ceplerinden karşılıyorlardı ama bu durum onların çalışma arzusunu ve azmini kıramıyordu.

marie okumak için ülkesini terketti, ailesinden ayrılmak zorunda kaldı, parasızlık ve zor çalışma koşullarına maruz kaldı, iki çocuk ile bir yandan da bilim yapmaya uğraşmak ya da bir kadın olarak erkeklerin egemen olduğu bir dünyada kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmak… bunlar yetmezmiş gibi bir de bilim arkadaşı olan çok sevdiği eşinin 19 nisan 1906 perşembe günü bir at arabasının altında kalarak can verdiği haberini aldı… marie artık 2 çocuklu dul ve yoksul bir bilim kadını idi o dönem için çok fazla dedikodu malzemesi veriyordu bu durum…
pierre’nin profesörlük ünvanını marie’ye verdiler. ancak buna itiraz eden gelenekçi, tutucu, geri kafalı bilim çevreleri, ki tümü erkek, ağız birliği ile itiraz ettiler. tabii ki marie azimli bir kadın idi anlayacağınız üzere haliyle mücadelesinden bir adım bile geri atmadı ve tam 2 yıllık bir çabadan sonra ister istemez kabul etmek zorunda kaldılar. böylelikle marie 1908’de sarbonne’daki ilk kadın profesör olmuştur. fakat bilimsel çalışmaları ve bilgisiyle dibine kadar hak etmesine rağmen elbette ki kadın olduğu için akademi üyeliği seçimini kaybetmiştir.

fakat başarılarını gölgelemeye yetecek komik safsatalar, hakkında çıkarılan; gerici, cinsiyetçi ve acımasız kötü söylentiler kaçınılmazdı. (bu durumu açıklamak gerekirse) marie’nin evli ve pierre curie’nin yakın dostu paul langevin arasında bir aşk yaşandığı dedikoduları yayılmaya başlamıştı ve dönemin gazetelerine de langevin skandalı olarak yansımıştır. langevin gazetenin baş editörünü halkın önünde yapılacak düelloya davet etti. editörün silahını çekmemesi ile o zamanın anlayışıyla gülünçleşen olay, konunun kapanmasını sağladı. ikinci nobel ödülü her ne kadar arka plana atılmış olsa da bu söylentilere en güzel yanıtı nobel akademisi vermiştir. iki yeni element bulduğu için insanlığa ve dünyayı anlama çabasına katkılarından dolayı 1911 yılında ‘’nobel kimya ödülü’’ ile onurlandırılmıştır. böylelikle iki nobel ödülü alan ilk kişi olmuştur. ve hala iki nobel ödülüne sahip olan tek kadındır.
marie curie, aralık 1911'de nobel ödülünü almak için stokholm'e gitti. buradaki konuşmasında, pierre curie'nin yardımlarını küçümsemediğini de belirterek, radyoaktivitenin atomun bir özelliği olduğu hipotezinin kendi çalışması olduğunu duyurdu. fransa 'ya geri dönen marie curie, çalkantılı geçen yılın etkisi ile depresyona girdi.
1914 yılında paris üniversitesi'nde radyum enstitüsü kuruldu ve marie curie ilk müdür olarak atandı. hayatı boyunca radyumun tıptaki önemine dikkat çekti. ı. dünya savaşı sırasında taşınabilir röntgen cihazları yaparak, kızı ırene ile birlikte, genç kadınlara x ışını teknolojisini öğretti. ayrıca fizik tedavi uzmanlarına savaş ortamında radyoloji ekipmanını nasıl kullanacaklarını gösterdiler. bu esnada yüksek dozda radyoaktif ışına maruz kaldılar.
1920'li yıllarda bilime katkısını sürdürdü. varşova 'daki radyum enstitüsü'nün kurulmasında önemli rol oynadı. başkan herber hoover 'ın kendisine verdiği 50.000 dolar ödülle varşova'da yeni kurulan laboratuvara radyum aldı.
ölümü;
1934 yılında fransa'nın savoy kentinde kan kanserinden öldü. hastalığı, aşırı dozda radyasyona maruz kalmasına bağlandı. bu yüzden ona "bilim için ölen kadın." denildi. radyokaktivite çalışmalarından dolayı, radyoaktivite birimine "curie" denilmektedir. ölümünün ardından sceaux'taki aile mezarlığına gömülmüş ancak, 20 nisan 1995'te marie curie'nin ve kocasının mezarları fransa' nın ulusal anıt mezarı olan panthéon'a taşınmıştır. marie curie başarılarından dolayı bu şerefe layık görülen ilk kadındır. curie'nin not defterleri o kadar çok radyasyona maruz kalmıştır ki, ancak kurşun kaplı bölmelerde muhafaza edilip sadece radyoaktif koruma altında incelenebilmektedir.
merak edip, sorgulayarak ve tüm olumsuzluklara rağmen yılmadan mücadele ederek sürdürdüğü hayatında o çok sevdiği ve keşfetmek uğruna iç içe yaşadığı radyoaktif elementlerin marie’nin bedeninde yarattığı etkiler yüzünden yavaş yavaş esir olarak hasta olması sonucunda bir senatoryumda hayata gözlerini yummuştur. o an insanlık büyük bir cevheri daha geri gelmeyek bir şekilde kaybetmiştir.

hayatta korkulacak hiçbir şey yoktur. sadece anlaşılacak şeyler vardır. şimdi, anlamak zamanıdır. böylelikle daha az sayıda şeyden korkabiliriz. / marie curie
there is nothing to fear in life. there are just things to understand. now, it is time to understand. so we can fear fewer things. / marie curie
bazı kaynaklara göre curie ailesi dünyanın en çok nobel ödülü alan ailesidir, fakat kaynaklarda bilhassa bahsedildiğini görmedim.
ödülleri;
1903- nobel fizik ödülü
1903- ingiliz kraliyet birliği’nden davy madalyası
1904- matteuci madalyası
1909- elliot cresson madalyası
1911- nobel kimya ödülü
1921- jhon scoot madalyası
1921-bilime katkılarından ötürü, amerika’nın kadınları adına, başkan (gbkz:warren harding)’ten 1 gram radyum (insan bir çeyrek takardı be)
1921-willard gibbs madalyası
1921-(gbkz:benjamin franklin) madalyası
kaynakçalar:
buradan
buradan
buradan
devamını gör...
kapitalizm
her zaman birileri daha fazla isteyeceğinden, tüm dünyayı kendi hakkı olarak görüp, başkasının olabileceği aklına bile gelemeyecek insanlar sayesinde devam edecek sistem. global hali çökerse devlet kapitalizmine geçilir. sonra gene doğar. satacak kaynak bulamazsa kapitalizm direk kendini pazarlar.
devamını gör...
normal sözlük'te tüm yazarların evli olması
pandemi olmasaydı toplu düğün töreniyle başarıyla gerçekleşebilecek bir durumdu ama hayallerde kalık...
herkes kütüklerini kontrol etsin bakalım belli olmaz bu dönemde, bir ara kayınpederiyle evli olduğunu öğrenen bir adam vardı, ona benzemesin durumlarımız...
herkes kütüklerini kontrol etsin bakalım belli olmaz bu dönemde, bir ara kayınpederiyle evli olduğunu öğrenen bir adam vardı, ona benzemesin durumlarımız...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
türkan az ötemde uyudu, türkan kedinin adı. artık bir ad koymam lazımdı, basmane ortasında "gel kızım, kızım nerdesin" dediğimde çok daha fazla tuhaf bakışlara maruz kaldım günden güne. kulaklıkta levent yüksel aşk mümkün müdür hâlâ diye soruyor, "lan git ötede sor levent" diyorum, o beni duymuyor, sen de duymuyorsun, sen eşit levent yüksel diye bişi yok ama yanlış anlama.
şarkı değişti, göksel kıskanıyorum diyor şimdi, ben kimi kıskanmam gerektiğini bile bilmiyorum, sahi ; sen kimdin? beni alıp içinde uyuduğu o güzelim masalın içinden uyandırarak çıkaran sen kimdin?
niye girdin hayatıma ve niye çıktın?
daha en çok sevdiğin kokuyu bile bilmiyorum, daha en çok sevdiğin çiçeği bile bilmiyorum?
doğum gününü biliyorum allahtan, bakışlarını biliyorum, sesini biliyorum, biliyorum..
neden böyle oldu onu bilmiyorum bak, bi de bundan sonra nasıl olacak onu bilmiyorum.
türkan uyandı, odama dönmem lazım, midem bombok, sen yok.
ne güzel ağustos bu böyle?
teşekkür ederim.
şarkı değişti, göksel kıskanıyorum diyor şimdi, ben kimi kıskanmam gerektiğini bile bilmiyorum, sahi ; sen kimdin? beni alıp içinde uyuduğu o güzelim masalın içinden uyandırarak çıkaran sen kimdin?
niye girdin hayatıma ve niye çıktın?
daha en çok sevdiğin kokuyu bile bilmiyorum, daha en çok sevdiğin çiçeği bile bilmiyorum?
doğum gününü biliyorum allahtan, bakışlarını biliyorum, sesini biliyorum, biliyorum..
neden böyle oldu onu bilmiyorum bak, bi de bundan sonra nasıl olacak onu bilmiyorum.
türkan uyandı, odama dönmem lazım, midem bombok, sen yok.
ne güzel ağustos bu böyle?
teşekkür ederim.
devamını gör...
ayıp olmasın diye yapılanlar
cenazesi olanı, cevap vermediği halde ısrarla aramak.
bir şekilde cevap alınca, bir kaç gün sonra yoklama yapmak.
bu durum cenaze sahibini ekstra yoruyor.
cenaze sahibine yakın olmayan, aramasada olur. ayıp olmaz.ya da varsın olsun.
salın cenaze sahibini.
bırakın yeni hayatına alışsın.
her gün yeniden, ölüm yası tutmasın.
bir şekilde cevap alınca, bir kaç gün sonra yoklama yapmak.
bu durum cenaze sahibini ekstra yoruyor.
cenaze sahibine yakın olmayan, aramasada olur. ayıp olmaz.ya da varsın olsun.
salın cenaze sahibini.
bırakın yeni hayatına alışsın.
her gün yeniden, ölüm yası tutmasın.
devamını gör...
tavukların teyzesi
an itibarı ile yeni literatüre girmiş bir söz.
cumartesi gecesi 00.00'dan önce uyuyanlar için söylenmekte.
cumartesi gecesi 00.00'dan önce uyuyanlar için söylenmekte.
devamını gör...
anormal sözlük haber ajansı
satranç turnuvası analizleri ikinci bölüm
antonius blockun silahtarı: durun bir dakika! turnuva'ya katılan yazarlar arasındaki en tehlikeli oyuncunun bu arkadaşımız olduğuna yemin edebilirim. şahitim de var. ingmar bergman...
bakın sıkıntı büyük. adam ölüme meydan okumuş. satranç masasına ölümle birlikte oturmuş. böyle bir adanmışlık, böyle bir tutku ve cesaret hepinizi yakıp küle çevirebilir. böyle bir oyuncu ile oynarken sizi hiç bir savunma kurtaramayabilir. iskandinav savunmasına meylederseniz soluğu valhalla'da alabilirsiniz. iyisi mi siz bu arkadaşımızı kendi haline bırakın. onun hata yapmasını bekleyin. oyunu en tepede oynadığı için sizi ciddiye almayacak bir ruh haline bürünmesini sağlayın. sonrası kendiliğinden gelir. yoksa durum vahim uyarmadı demeyiniz.
senden nefret ediyor olabilirim: mahlası bile insanı sürüncemede bırakan bir oyuncu ile karşı karşıyayız. nefret ediyor mu etmiyor mu belli değil. istikrarlı bir soru işareti gibi! ihtimaller, olasılıklar bu arkadaşımızla maç yaparken havada uçuşabilir. kafa karıştırıcı bir stili var bence. ya da net bir oyun oynayıp kafanızın karışmasına bile izin vermeden, şahınızı alıp kaçabilir. yani garip bir hissiyat veriyor. siz bu adam ne halt edecek derken, oyunun bitme olasılığı bile var. genelde hislerimde yanılmam. bakın bu arkadaş final oynar. oynamasa bile final oynamış gibi yapabilir. alekhine savunması önereceğim bu arkadaşa karşı ama bilemiyorum, emin olamıyorum. muammalı çok hummalı bir yapısı var gibi. satranç tanrıları yar ve yardımcınız olsun!
gulliver: bu oyuncu arkadaşımız mahlasının aksine, sinirleri tamamen alınmış bir kar tanesi etkisi uyandırıyor. tahtanın üzerinde usulca oradan oraya süzülecekmiş gibi bir yapısı var. yani ne bileyim ummadık kar tanesi baş yarar gibi garip bir his bu. hem hafif, hem sade hem de klasik bir oyun tarzı var sanki. hani ne yapacağını bilirsiniz ama yine de önlemini alamazsınız ya onun gibi bir şey. ideal savunması, petroff savunması gibi duruyor. ama durmaya da bilir. kar tanesi neticede, nereye süzüleceğini inanın bende kestiremiyorum. siz iyisi mi bu arkadaşı ciddiye alın, yoksa kendinizi tipiye tutulmuş kutup tilkisi kıvamında tahtaya servis edilmiş olarak bulabilirsiniz.
sırpski film: mahlasından mütevellit manipülasyona açık bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. tahtayı rahatsız edici bir şekilde kullanacakmış gibi bir duruşu var. herkesi turnuvaya davet etmesinin sebebi bu olabilir. gelin üzerinizde bir şey deneyeceğim der gibi duruyor. deneysel oyunlar çıkabilir bu arkadaşın zihninden. kazanır kaybeder orasını bilemem ama zihninizi zorlayacakmış gibi duruyor. ortaya benoni/sicilya karışımı bir zihinsel pizza söyleyip afiyetle yemenize vesile olabilir. ya da şükür doyduk deyip direkt masadan kalkabilirsiniz. göreceğiz bakalım neler olacağını...
kanguruya yumruk atan adam: hoppala! durup dururken kanguruya yumruk atan bir oyuncudan ne beklersiniz? arkadaşımızın mahlası bende direkt raşid necmettinov hissi uyandırdı. nefes aldırmadan saldıracakmış gibi duruyor. bu turnuvanın en iyi oyuncularını yenebilir. aynı zamanda hiç umulmadık bir şekilde en vasat oyuncuya oyunu kaybedip, sözlüğün yolunu tutabilir. iki ucu keskin bıçak. ya kendini ya sizi kesecek gibi duruyor. efsane bir performans ya da hayal kırıklığı arasında gidip geleceğiz sanki. o yüzden kendisinin maçlarını merakla bekliyoruz.
düşünüyorum öyleyse yokum: taş fedalarında arşı alaya çıkacak, merkez piyonları hunharca harcayarak, yokluğunu ispat için oyunu en kısa sürede bitirmeye çalışacak gibi bir his uyandırıyor bende. oyunu aşkla oynayacakmış ve sonrasında kenara çekilecekmiş gibi duruyor. düşünemedim öyleyse patım diyerek masadan ayrılmamanızı temenni ederim.
oyuncu analizlerimizle turnuva gününe kadar sizlerle birlikte olmaya devam edeceğiz.
açık mert korkusuz kafa haber ajansı spor bültenini okudunuz...
turnuvaya destek olunuz!
antonius blockun silahtarı: durun bir dakika! turnuva'ya katılan yazarlar arasındaki en tehlikeli oyuncunun bu arkadaşımız olduğuna yemin edebilirim. şahitim de var. ingmar bergman...
bakın sıkıntı büyük. adam ölüme meydan okumuş. satranç masasına ölümle birlikte oturmuş. böyle bir adanmışlık, böyle bir tutku ve cesaret hepinizi yakıp küle çevirebilir. böyle bir oyuncu ile oynarken sizi hiç bir savunma kurtaramayabilir. iskandinav savunmasına meylederseniz soluğu valhalla'da alabilirsiniz. iyisi mi siz bu arkadaşımızı kendi haline bırakın. onun hata yapmasını bekleyin. oyunu en tepede oynadığı için sizi ciddiye almayacak bir ruh haline bürünmesini sağlayın. sonrası kendiliğinden gelir. yoksa durum vahim uyarmadı demeyiniz.
senden nefret ediyor olabilirim: mahlası bile insanı sürüncemede bırakan bir oyuncu ile karşı karşıyayız. nefret ediyor mu etmiyor mu belli değil. istikrarlı bir soru işareti gibi! ihtimaller, olasılıklar bu arkadaşımızla maç yaparken havada uçuşabilir. kafa karıştırıcı bir stili var bence. ya da net bir oyun oynayıp kafanızın karışmasına bile izin vermeden, şahınızı alıp kaçabilir. yani garip bir hissiyat veriyor. siz bu adam ne halt edecek derken, oyunun bitme olasılığı bile var. genelde hislerimde yanılmam. bakın bu arkadaş final oynar. oynamasa bile final oynamış gibi yapabilir. alekhine savunması önereceğim bu arkadaşa karşı ama bilemiyorum, emin olamıyorum. muammalı çok hummalı bir yapısı var gibi. satranç tanrıları yar ve yardımcınız olsun!
gulliver: bu oyuncu arkadaşımız mahlasının aksine, sinirleri tamamen alınmış bir kar tanesi etkisi uyandırıyor. tahtanın üzerinde usulca oradan oraya süzülecekmiş gibi bir yapısı var. yani ne bileyim ummadık kar tanesi baş yarar gibi garip bir his bu. hem hafif, hem sade hem de klasik bir oyun tarzı var sanki. hani ne yapacağını bilirsiniz ama yine de önlemini alamazsınız ya onun gibi bir şey. ideal savunması, petroff savunması gibi duruyor. ama durmaya da bilir. kar tanesi neticede, nereye süzüleceğini inanın bende kestiremiyorum. siz iyisi mi bu arkadaşı ciddiye alın, yoksa kendinizi tipiye tutulmuş kutup tilkisi kıvamında tahtaya servis edilmiş olarak bulabilirsiniz.
sırpski film: mahlasından mütevellit manipülasyona açık bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. tahtayı rahatsız edici bir şekilde kullanacakmış gibi bir duruşu var. herkesi turnuvaya davet etmesinin sebebi bu olabilir. gelin üzerinizde bir şey deneyeceğim der gibi duruyor. deneysel oyunlar çıkabilir bu arkadaşın zihninden. kazanır kaybeder orasını bilemem ama zihninizi zorlayacakmış gibi duruyor. ortaya benoni/sicilya karışımı bir zihinsel pizza söyleyip afiyetle yemenize vesile olabilir. ya da şükür doyduk deyip direkt masadan kalkabilirsiniz. göreceğiz bakalım neler olacağını...
kanguruya yumruk atan adam: hoppala! durup dururken kanguruya yumruk atan bir oyuncudan ne beklersiniz? arkadaşımızın mahlası bende direkt raşid necmettinov hissi uyandırdı. nefes aldırmadan saldıracakmış gibi duruyor. bu turnuvanın en iyi oyuncularını yenebilir. aynı zamanda hiç umulmadık bir şekilde en vasat oyuncuya oyunu kaybedip, sözlüğün yolunu tutabilir. iki ucu keskin bıçak. ya kendini ya sizi kesecek gibi duruyor. efsane bir performans ya da hayal kırıklığı arasında gidip geleceğiz sanki. o yüzden kendisinin maçlarını merakla bekliyoruz.
düşünüyorum öyleyse yokum: taş fedalarında arşı alaya çıkacak, merkez piyonları hunharca harcayarak, yokluğunu ispat için oyunu en kısa sürede bitirmeye çalışacak gibi bir his uyandırıyor bende. oyunu aşkla oynayacakmış ve sonrasında kenara çekilecekmiş gibi duruyor. düşünemedim öyleyse patım diyerek masadan ayrılmamanızı temenni ederim.
oyuncu analizlerimizle turnuva gününe kadar sizlerle birlikte olmaya devam edeceğiz.
açık mert korkusuz kafa haber ajansı spor bültenini okudunuz...
turnuvaya destek olunuz!
devamını gör...
türk gencinin ömrünü mahveden üç şey
_sorunlu ve sorumsuz ebeveyn
_eğitim sistemi
_ekonomi
mahkum dizisinde böyle bir söz geçti
"dünyanın bütün kanunlarına yazmalilar bence bir çocuğun ruhunu öldürmek de cinayettir."
o kadar hoşuma gitti ki..
ülkem hayata tutunmaya çalışan cesetlerle dolu.
_eğitim sistemi
_ekonomi
mahkum dizisinde böyle bir söz geçti
"dünyanın bütün kanunlarına yazmalilar bence bir çocuğun ruhunu öldürmek de cinayettir."
o kadar hoşuma gitti ki..
ülkem hayata tutunmaya çalışan cesetlerle dolu.
devamını gör...
başarısız yemek yapma anısı
ilkokula giderken fritözde patates kızartmaya kalkmış, fritözü devirip içindeki yaklaşık 2 litre yağı üstüme boca etmiştim.
allah’tan henüz fişini takmayı akıl edemediğimde yapmıştım bunu, yoksa olacakları tahayyül bile edemiyorum.
tabii bu olayda sadece üstüm başım değil yerler, tezgah falan hep yağ olmuştu. o yağı ortalıktan nasıl temizledim, hiç hatırlamıyorum ama patates kızartmayı becerememiştim tabii.* annem yağı döktüğümü fritözün boş olmasından anlamıştı. temiz iş çıkarmışım.
bu olaydan sonra kendimi yakmadığım için dayak yemekten kurtarmıştım.* aslında yanmadığım için dayak yememde sıkıntı yoktu bence.* *
allah’tan henüz fişini takmayı akıl edemediğimde yapmıştım bunu, yoksa olacakları tahayyül bile edemiyorum.
tabii bu olayda sadece üstüm başım değil yerler, tezgah falan hep yağ olmuştu. o yağı ortalıktan nasıl temizledim, hiç hatırlamıyorum ama patates kızartmayı becerememiştim tabii.* annem yağı döktüğümü fritözün boş olmasından anlamıştı. temiz iş çıkarmışım.
bu olaydan sonra kendimi yakmadığım için dayak yemekten kurtarmıştım.* aslında yanmadığım için dayak yememde sıkıntı yoktu bence.* *
devamını gör...
kitaplarla ilgili takıntılar
bir kitabı çok beğendiğimde ondan birkaç tane alır kim denk gelirse onlara hediye ederim. uzun süre görüşmediğim biriyle buluşacaksam ona kitap hediye ederim. en yakınımdaki doslarıma her fırsatta kitap hediye ederim. bir de bu takıntının dergili olanı var. yani genel olarak bir hediye etme söz konusu.
devamını gör...
motive edici sözler
''yazılanı silecek olan sadece alın terinizdir.''
devamını gör...

