kitabevi gezip internetten kitap alan tip
benimdir.çünkü benim bir gelirim yok(öğrenciyim) ve annem babam da parayı sokaktan toplamıyor. aynı kitaba dükkan kirası+dükkan masrafları(elektrik,su,internet vs faturalar da dahil)+ personel parası ödeyeceğime sadece kitap parası+küçük bir internet mağazası parası ödemek daha mantıklı gelir. tabii ki esnafımıza destek olmak lazımdır ama onu düşünecek olan ben veya benim gibi vatandaşlar değildir.bunu yapması gereken devlet yöneticileridir. bebeğin donundan bile medet umup vergi alan devletimiz, bir zahmet esnafına da baksındır.
devamını gör...
merdumgiriz_
ruhu güzel, yardımsever ve yüreği kocaman bir yazarımızdır. olgun ve kaliteli bir dünya görüşü olduğu için ona ısınmanız zor değil. tanımları özgün ve sözlüğe değer katar niteliktedir.
devamını gör...
guilty pleasure
deep turkish web'in fon müziğini loop'a alıyorum
t: anonim olmanın konforunu hissettiğimiz başık...
t: anonim olmanın konforunu hissettiğimiz başık...
devamını gör...
yök'ün galatasaray üniversitesi hakkında aldığı karar
yök'te çalışan adamların tamamının kariyerini toplasan, bu şart getirdikleri akademisyenlerin herhangi birinin kariyerinin 10'da 1'i falan etmez herhalde. adaletini sevdiğimin ülkesi.*
devamını gör...
günün sözü
"birini sevdikten sonra mutlu olmadan da yaşayabilirsin. hüzünlü bile olsa hayat güzeldir, nasıl olursa olsun, gene de güzeldir yaşamak.''
fyodor mihailoviç dostoyveski
fyodor mihailoviç dostoyveski
devamını gör...
kürtajın yasaklanması gerekliliği
kürtaj yasaklansa bile kadınlar bebekleri merdivenaltı yollarla aldırmaya ya da geleneksel yöntemlerle düşürmeye çalışmaya devam eder. etrafımdan o kadar çok olay duyuyorum ki bu şekilde. mesela çok kardeşli bir arkadaşımın annesi ona hamileyken ablalarına: "karnıma bastırın da ölsün." demiş. tuvalette bebeklerini düşürmeye çalışanlar, bebek düşşün diye camdan atlamaya çalışanlar, kına içenler, adet söktürücü içenler... gebelik, doğum, çocuğun büyüme süreci kadının bedenine ciddi külfetler yükleyen durumlar.çok ciddi psikolojik güç gerektiriyor bunları göğüslemek. ki işin daha mecbur kalınan boyutları var, tecavüz, gayrimeşru ilişki sonucu gebe kalma, annenin ölümüne neden olabilecek gebelikler gibi... dünyaya getirilen çocuğu kendi sefaletine sürüklemek, ona karın tokluğundan başka bir şey vaat edememek, ucuz iş gücüne katkıda bulunmaktan daha kötü bulmuyorum ben kürtajı. siz sanıyor musunuz ki kadınlar kaş aldırır gibi çocuk aldırıyor, hayır. kürtaj kadınlar için çok zorlu bir psikolojik süreç. çoğu kadın için bu keyfi değil. mecbur kalınan bir durum. insanlar korunmak konusunda bilinçsiz. ve korunmayı maddi bir külfet olarak görenler de var. kürtaj oranları ancak halkı doğum kontrolü hakkında bilinçlendirerek ve maddi olarak dezavantajlı insanların doğum kontrolüne ücretsiz ulaşımını sağlayarak olur. fakat bu oran hiçbir zaman sıfıra indirilemez maalesef ki.
devamını gör...
adak
bir atıf yılmaz filmidir.
başar sabuncu’nun senaryosunu yazdığı filmde tarık akan müslüm karakterini, necla nazır ise gülbahar karakterini canlandırmaktadır.
çok iyi bir film olduğunu söyleyemesem de çok düşündürücü olduğunu açıkça belirtebilirim. film altın portakal film festivalinde tarık akan’a en iyi oyuncu, başar sabuncu’ya da en iyi senaryo ödülleri getirmiştir ki bence de ikisi de sonuna kadar hak edilmiş ödüllerdir.

erzincan’da gerçekleşen bir olaydan esinlenerek senaryolaştırılan filmde işlemediği bir suç yüzünden hapse düşen müslüm’ün suçsuz olduğu anlaşılsın diye adak adaması konusu işlenir. ve beklenildiği üzere suçsuzluğu anlaşılır ve müslüm hapisten çıkınca adağı gerçekleştirmek konusunda derin içsel çatışmalar yaşamaya başlar ki bu çatışmalar “içinin çürümesine” neden olacaktır.
herkes hatırlar köy evlerinde asılı duran ibrahim peygamberin oğlu ismaili kurban etmek üzere iken gönderilen koyun ile ilgili o resmi. ben köydeki evde o resmi ne saman görsem içimi bir korku kaplardı. ama çocuksu bir korku olsa da etkisi çok zaman devam etti bu korkunun.

müslüm’de cehaletin verdiği bir güçle belki de dine haddinden fazla sarılıp kendine anlatılmak istenen gerçekleri görmek yerine hurafelere mahkum olarak git gide zihinsel gücünü yitirir bu film boyunca. ve yukarıda bahsettiğim resim de bu yok olma sürecine büyük bir katkı sağlar.
bence zaman ayırıp izlemeli herkes bu filmi. birbirimizi anlamak için iyi bir başlangıç olabilir.
başar sabuncu’nun senaryosunu yazdığı filmde tarık akan müslüm karakterini, necla nazır ise gülbahar karakterini canlandırmaktadır.
çok iyi bir film olduğunu söyleyemesem de çok düşündürücü olduğunu açıkça belirtebilirim. film altın portakal film festivalinde tarık akan’a en iyi oyuncu, başar sabuncu’ya da en iyi senaryo ödülleri getirmiştir ki bence de ikisi de sonuna kadar hak edilmiş ödüllerdir.

erzincan’da gerçekleşen bir olaydan esinlenerek senaryolaştırılan filmde işlemediği bir suç yüzünden hapse düşen müslüm’ün suçsuz olduğu anlaşılsın diye adak adaması konusu işlenir. ve beklenildiği üzere suçsuzluğu anlaşılır ve müslüm hapisten çıkınca adağı gerçekleştirmek konusunda derin içsel çatışmalar yaşamaya başlar ki bu çatışmalar “içinin çürümesine” neden olacaktır.
herkes hatırlar köy evlerinde asılı duran ibrahim peygamberin oğlu ismaili kurban etmek üzere iken gönderilen koyun ile ilgili o resmi. ben köydeki evde o resmi ne saman görsem içimi bir korku kaplardı. ama çocuksu bir korku olsa da etkisi çok zaman devam etti bu korkunun.

müslüm’de cehaletin verdiği bir güçle belki de dine haddinden fazla sarılıp kendine anlatılmak istenen gerçekleri görmek yerine hurafelere mahkum olarak git gide zihinsel gücünü yitirir bu film boyunca. ve yukarıda bahsettiğim resim de bu yok olma sürecine büyük bir katkı sağlar.
bence zaman ayırıp izlemeli herkes bu filmi. birbirimizi anlamak için iyi bir başlangıç olabilir.
devamını gör...
ebu cehil
gerçek adı amr bin hişam'dır. kureyş kabilesi'nde bilge kişiliğinden dolayı 'ebu'l hakem' (bilgeliğin babası) olarak tanınırdı.
mekke'nin yönetici sınıfına mensuptu ve kervanları vardı. gelenekçiydi, atalarının dinine inanıyordu. bu nedenle islam peygamberi muhammed'e karşıydı. medine'ye kaçan islamcılar mekkeli kervanlara saldırınca, kervanları korumak için mekke'den çıkan general amr bin hişam bu muharebede yenildi ve kafası kesilerek idam edildi. (bkz: bedir savaşı)(13 mart 624). cesedini bedir kuyularından birine attılar. oğlu da öldürülme korkusuyla atalarının dininden islama döndü. bu yüzden islamcı teröristlere göre kafa kesmek sünnettir.
mekke'de amr bin hişam yönetiminde siyasi baskıya maruz kalan islamcılar 622 yılında muhammed'in liderliğinde medineye hicret ettiler. muhammed'in sahabesi çoğunlukla kölelerden oluşuyordu. kölelere 'kurtarılmayı bekleyen aciz insanlar' olarak bakan muhammed kendi varoluş amacının köleliği kaldrımak olduğuna kendisini ve çevresini inandırdı. islam siyasetinde kölelik karşıtlığı bir politika güdülse dahi cinsiyet eşitliği gibi bir kavram yoktu. yine çok eşlilik vardı, yine cariyelik vardı, yine kadına baskı vardı. ama bir noktada müslüman kadınlar ile diğer kadınlar ayrılıyordu.günümüzdeki 'türban' polemiği o zamanlarda da yaşanmıştı. müslüman kadınlar kendi statülerini çevresine göstermek için beyaz çarşaf giyiyordu. bugün gericiliğin (bkz: irtica) sembolü olan çarşaf o dönemde arap yarımadasındaki bütün toplumlarda kadının ve erkeğin günlük giysisiydi. günümüzde hala bazı müslüman toplumların erkeklerinin türban giydiği görülmektedir ve müslüman kadınların beyaz çarşaf örtünmesinin dini gereklilik olduğuna inanan küçük topluluklar bulunmaktadır.
not1: bu dönemde dünya'da dikiş iğnesi daha keşfedilmediğinden dolayı dikiş teknikleri ve moda diye birşey yok. ancak kumaş renkleri, kıymetli madenler ve bindiğin vasıta üzerinden çevrene "ben buyum" diyebiliyorsun. "beni kafasözlükte derekuşu olarak bilirler" diye kendini tanıtıyorsun. kumaşı boyamak için gereken boya bitkileri ve boyar maddeler ipek yolu'ndaki kervanlarla geliyor.
not2: beyaz çarşaf aslında yeni müslüman toplumda bir ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır. müslüman kadınlar müslüman erkeklerle evlenmelidir ama polikültürel bir toplumda bir bakışta kadının müslüman olup olmadığını anlamak gerekiyordu. polikültürel bir toplum olmasının sebebi de ticaret şehri olmalarından dolayıdır. tıpkı bizim levanten liman şehirlerimiz olan izmir, mersin, istanbul gibi. yahudi kadınlar ısiyah çarşaf giyiyorları, müslüman kadınları beyaz çarşaf giymeye başladılar.
630 yılında mekke islamcılar tarafından fetih oldu. muhammed (60), mekke'nin fethine kadar siyasi emelleri için günümüz ılımlı islam politikalarına benzer şekilde 'senin dinin sana benim dinim bana' sloganıyla hareket ediyordu. oysa islamcılar mekke'yi feth ettiklerinde muhammed ve imam ali kabedeki putları kırdılar/deviridler. yani günümüz türkçesiyle darbe yaptılar. artık islam hoşgörü dini değildi.
peygamber olduğunu iddia eden muhammed' 570 veya 571 yılında doğmuştur ve tam adı ebû’l-kâsım muhammed bin ʿabd allâh bin ʿabd’ûl-muttâlib el hâşimî olarak geçer. bu isim türkçeye, kureyşli ʿabd’ûl-menâf oğlu hâşim oğlu ʿabd’ûl-muttâlib oğlu ʿabd allâh oğlu kâsım’ın babası muhammed olarak tercüme edilebilir. yani dedesi "abdulmuttalb" babası "abdullah" ve oğlu da "kasım" olan birisidir. tıpkı yahudiler gibi kureyşliler de birbirlerine sıfatlarla, lakaplarla hitap ederlerdi. bu yüzden islam peygamberi'in mekke'deki ismi "el-emin" yani dürüst kişidir.
muhammed'in soyu ibrahim peygamberin oğlu ismail peygamberin soyundan adnaniler kavminden kureyş kabilesinin haşimoğulları sülalesinden gelir. 'muhammed' ismi de özel isim değildir. h-m-d kökünden geliyor. artık ona o zamanlar ahmed mi diyorlar, hamid mi diyorlar, mahmud mu diyorlar belli değil.
muhammed'in soyu hakkında tabi ki kesin konuşamayız. ancak şu bir gerçektir; hakimiyet yetkisinin soydan geldiğini meşrulaştırmak için batılı hanedanların tarih kayıtlarında soylarını romulus ve remus'a dayandırdğı gibi, arap yarımadasında da soyunu peygamber ilan etmek monarşik gücü meşrulaştırıyordu.
to be continued canlarım....
references:
(bkz: diamond tema)ebu cehil kimdir?
prof dr ekrem bugra ekinci
mekke'nin yönetici sınıfına mensuptu ve kervanları vardı. gelenekçiydi, atalarının dinine inanıyordu. bu nedenle islam peygamberi muhammed'e karşıydı. medine'ye kaçan islamcılar mekkeli kervanlara saldırınca, kervanları korumak için mekke'den çıkan general amr bin hişam bu muharebede yenildi ve kafası kesilerek idam edildi. (bkz: bedir savaşı)(13 mart 624). cesedini bedir kuyularından birine attılar. oğlu da öldürülme korkusuyla atalarının dininden islama döndü. bu yüzden islamcı teröristlere göre kafa kesmek sünnettir.
mekke'de amr bin hişam yönetiminde siyasi baskıya maruz kalan islamcılar 622 yılında muhammed'in liderliğinde medineye hicret ettiler. muhammed'in sahabesi çoğunlukla kölelerden oluşuyordu. kölelere 'kurtarılmayı bekleyen aciz insanlar' olarak bakan muhammed kendi varoluş amacının köleliği kaldrımak olduğuna kendisini ve çevresini inandırdı. islam siyasetinde kölelik karşıtlığı bir politika güdülse dahi cinsiyet eşitliği gibi bir kavram yoktu. yine çok eşlilik vardı, yine cariyelik vardı, yine kadına baskı vardı. ama bir noktada müslüman kadınlar ile diğer kadınlar ayrılıyordu.günümüzdeki 'türban' polemiği o zamanlarda da yaşanmıştı. müslüman kadınlar kendi statülerini çevresine göstermek için beyaz çarşaf giyiyordu. bugün gericiliğin (bkz: irtica) sembolü olan çarşaf o dönemde arap yarımadasındaki bütün toplumlarda kadının ve erkeğin günlük giysisiydi. günümüzde hala bazı müslüman toplumların erkeklerinin türban giydiği görülmektedir ve müslüman kadınların beyaz çarşaf örtünmesinin dini gereklilik olduğuna inanan küçük topluluklar bulunmaktadır.
not1: bu dönemde dünya'da dikiş iğnesi daha keşfedilmediğinden dolayı dikiş teknikleri ve moda diye birşey yok. ancak kumaş renkleri, kıymetli madenler ve bindiğin vasıta üzerinden çevrene "ben buyum" diyebiliyorsun. "beni kafasözlükte derekuşu olarak bilirler" diye kendini tanıtıyorsun. kumaşı boyamak için gereken boya bitkileri ve boyar maddeler ipek yolu'ndaki kervanlarla geliyor.
not2: beyaz çarşaf aslında yeni müslüman toplumda bir ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır. müslüman kadınlar müslüman erkeklerle evlenmelidir ama polikültürel bir toplumda bir bakışta kadının müslüman olup olmadığını anlamak gerekiyordu. polikültürel bir toplum olmasının sebebi de ticaret şehri olmalarından dolayıdır. tıpkı bizim levanten liman şehirlerimiz olan izmir, mersin, istanbul gibi. yahudi kadınlar ısiyah çarşaf giyiyorları, müslüman kadınları beyaz çarşaf giymeye başladılar.
630 yılında mekke islamcılar tarafından fetih oldu. muhammed (60), mekke'nin fethine kadar siyasi emelleri için günümüz ılımlı islam politikalarına benzer şekilde 'senin dinin sana benim dinim bana' sloganıyla hareket ediyordu. oysa islamcılar mekke'yi feth ettiklerinde muhammed ve imam ali kabedeki putları kırdılar/deviridler. yani günümüz türkçesiyle darbe yaptılar. artık islam hoşgörü dini değildi.
peygamber olduğunu iddia eden muhammed' 570 veya 571 yılında doğmuştur ve tam adı ebû’l-kâsım muhammed bin ʿabd allâh bin ʿabd’ûl-muttâlib el hâşimî olarak geçer. bu isim türkçeye, kureyşli ʿabd’ûl-menâf oğlu hâşim oğlu ʿabd’ûl-muttâlib oğlu ʿabd allâh oğlu kâsım’ın babası muhammed olarak tercüme edilebilir. yani dedesi "abdulmuttalb" babası "abdullah" ve oğlu da "kasım" olan birisidir. tıpkı yahudiler gibi kureyşliler de birbirlerine sıfatlarla, lakaplarla hitap ederlerdi. bu yüzden islam peygamberi'in mekke'deki ismi "el-emin" yani dürüst kişidir.
muhammed'in soyu ibrahim peygamberin oğlu ismail peygamberin soyundan adnaniler kavminden kureyş kabilesinin haşimoğulları sülalesinden gelir. 'muhammed' ismi de özel isim değildir. h-m-d kökünden geliyor. artık ona o zamanlar ahmed mi diyorlar, hamid mi diyorlar, mahmud mu diyorlar belli değil.
muhammed'in soyu hakkında tabi ki kesin konuşamayız. ancak şu bir gerçektir; hakimiyet yetkisinin soydan geldiğini meşrulaştırmak için batılı hanedanların tarih kayıtlarında soylarını romulus ve remus'a dayandırdğı gibi, arap yarımadasında da soyunu peygamber ilan etmek monarşik gücü meşrulaştırıyordu.
to be continued canlarım....
references:
(bkz: diamond tema)ebu cehil kimdir?
prof dr ekrem bugra ekinci
devamını gör...
üst komşuya söylemek istenen şeyler
terlikle yürümeyin.
bir de şu tadilat bitsin ya 3 yıldır matkapla komşuluk yapıyoruz.
bir de şu tadilat bitsin ya 3 yıldır matkapla komşuluk yapıyoruz.
devamını gör...
pfizer biontech aşısı olan yazarlar veri tabanı
40 dakika sonra ikinciyi olacağım için içerisinde bulunduğum veri tabanı.
ilkini kol ağrısı, kolu kaldıramama gibi etkilerle 2 günde atlatmıştım. bakalım şimdi ne olacak...
ilkini kol ağrısı, kolu kaldıramama gibi etkilerle 2 günde atlatmıştım. bakalım şimdi ne olacak...
devamını gör...
dolce far niente
hiçbir şey yapmamanın verdiği hazzı savunan italyan felsefesi. bir başka deyişle tembellik mutluluktur
devamını gör...
the line
neom'da yer alacak olan; herhangi bir cadde, araba ve karbon emisyonu barındırmayacak olan yerleşim birimi, şehir. 170 km. uzunluğunda bir çizgi* şeklinde olacak ve 1 milyon insan yaşayacak.
proje üç katlı olacak şekilde tasarlanmış. buna göre yaşam alanı olan üst katta, yani yerde, insanların ihtiyaç duyacağı her şey 5 dakikalık bir yürüme mesafesinde olacak. böylece küçük komüniteler elde edilecek. yerin bir alt katı, yani "servis katı", bu komünitelerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere düşünülmüş. en alt kat olan "omurga katı" ise, adı üzerinde, şehrin servislerinin belkemiği olacak ve yapay zekâ tarafından kontrol edilecek ultra yüksek hızdaki ulaştırma ve kargo hizmetlerini sağlayacak. bu sayede de komüniteler arasındaki en uzun ulaşım süresi 20 dakika tutulabilecek.
bütün bu şehir doğayla iç içe bir şekilde, temiz enerjinin ve en gelişmiş teknolojilerin hâkimiyetinde olacak; bu yolla sürdürülecek.
kendisi şöyle bir şey:

katları da şöyle:

daha rahat anlamak için tanıtım videosu:
resmi internet sitesi
proje üç katlı olacak şekilde tasarlanmış. buna göre yaşam alanı olan üst katta, yani yerde, insanların ihtiyaç duyacağı her şey 5 dakikalık bir yürüme mesafesinde olacak. böylece küçük komüniteler elde edilecek. yerin bir alt katı, yani "servis katı", bu komünitelerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere düşünülmüş. en alt kat olan "omurga katı" ise, adı üzerinde, şehrin servislerinin belkemiği olacak ve yapay zekâ tarafından kontrol edilecek ultra yüksek hızdaki ulaştırma ve kargo hizmetlerini sağlayacak. bu sayede de komüniteler arasındaki en uzun ulaşım süresi 20 dakika tutulabilecek.
bütün bu şehir doğayla iç içe bir şekilde, temiz enerjinin ve en gelişmiş teknolojilerin hâkimiyetinde olacak; bu yolla sürdürülecek.
kendisi şöyle bir şey:

katları da şöyle:

daha rahat anlamak için tanıtım videosu:
resmi internet sitesi
devamını gör...
herkes mahlasına yakışanı yapsın
hiçlikte dans ederek oradan oraya savrulayım o zaman ben.*
devamını gör...
inside man
içerideki adam ismi ile
denzel washington, clive owen, judie foster 'in başrollerini oynadığı 2006 yapımı film.
ön planda kusursuz planlanmış bir banka soygunu ve rehineleri kurtarmaya çalışan bir polis dedektifinin çabaları gibi görünen film arka planda amerika nın azınlıklar, özgürlük, insan hakları, ırkçılık vb konularda nasıl sınıfta kaldığını göstermektedir.
basit bir banka soygunu gibi başlayan film beklenenden farklı bir noktada son buluyor. kinayeli ve ironik konuşmaları ile oldukça ilgi çekici bir film.
" her şey sıradan bir soygun gibi başlar. boyacı kılığındaki dört soyguncu wall street’in en büyük kurumlarından birinin lobisinde 50 kişiyi rehin aldığında polis de sıradan prosedürü uygular ve iki dedektif soyguncularla anlaşmak üzere görevlendirilir.
ancak zaman geçtikçe dedektifler soyguncuların hep bir adım gerisinde kaldıklarını fark ederler. her durumda işe yarayan planlar altüst olmuş, geçen zamanla beraber çareler tükenmeye başlamıştır.
banka patronunun olan bitenle fazlaca alakalı olması, kadın bir brokerın soyguncularla özel görüşme talep etmesi… dedektif frazier ve darius’un akılları her geçen dakika daha fazla karışmaktadır. soyguncuların tek derdi bankayı mı soymaktır?" (kaynak wikipedia)
denzel washington, clive owen, judie foster 'in başrollerini oynadığı 2006 yapımı film.
ön planda kusursuz planlanmış bir banka soygunu ve rehineleri kurtarmaya çalışan bir polis dedektifinin çabaları gibi görünen film arka planda amerika nın azınlıklar, özgürlük, insan hakları, ırkçılık vb konularda nasıl sınıfta kaldığını göstermektedir.
basit bir banka soygunu gibi başlayan film beklenenden farklı bir noktada son buluyor. kinayeli ve ironik konuşmaları ile oldukça ilgi çekici bir film.
" her şey sıradan bir soygun gibi başlar. boyacı kılığındaki dört soyguncu wall street’in en büyük kurumlarından birinin lobisinde 50 kişiyi rehin aldığında polis de sıradan prosedürü uygular ve iki dedektif soyguncularla anlaşmak üzere görevlendirilir.
ancak zaman geçtikçe dedektifler soyguncuların hep bir adım gerisinde kaldıklarını fark ederler. her durumda işe yarayan planlar altüst olmuş, geçen zamanla beraber çareler tükenmeye başlamıştır.
banka patronunun olan bitenle fazlaca alakalı olması, kadın bir brokerın soyguncularla özel görüşme talep etmesi… dedektif frazier ve darius’un akılları her geçen dakika daha fazla karışmaktadır. soyguncuların tek derdi bankayı mı soymaktır?" (kaynak wikipedia)
devamını gör...
pilates
3 sene boyunca spor salonunda çok tatlı bir hoca eşliğinde haftada 5 gün, günde birer saat olmak üzere düzenli yaptığım spor. pilatese başladığım ilk 2 hafta kas ağrısından uyuyamadığım zamanlar oldu ama sonra vücut alışıyor. pilatese başlama amacım, kilo vermekti. ama sonra salona kilo almak için gelenleri de görünce anladım ki sadece pilates yaparak kilo vermek mümkün değil. o dönem derin araştırmalara başladım, güç ve fitness kanalını keşfettim. meğer aslolan, kalori açığı çıkartmakmış yani gün içinde harcanan kalori, alınan kaloriden fazla olmalıymış. kalori hesaplama uygulaması olan fatsecret'i yükledim. diyetisyene gitmeden, ameliyat vb olmadan, tamamen sağlıklı beslenerek, bol su içerek kalori, makro hesabı ve pilates ile bu süreçte 25 kg verdim. verilen kiloların çoğu yağdandı. yağ oranımda bayağı düşüş oldu. bu süreçte pilates sayesinde vücutta sarkma vb. olmadı, vücudum sıkılaştı. 25 kg vermiştim ama herkes 40 kg vermiş gibisin, çok gençleştin, falan demeye başlamıştı. bir arkadaşımın tabiriyle, önceden çocuklarımın anneannesi gibi görünürken şimdi ise annesi gibi görünmeye başlamıştım. duygusal dünyama da faydası olduğunu düşünüyorum çünkü bu süreçte antidepresanı bırakmıştım eskisi kadar depresif hissetmiyordum, aslında yapılan hangi spor dalı olursa olsun, bedenin gevşemesi, zihnin de gevşemesini, sakinleşmesini sağlıyor. bu da genel olarak daha iyi hissetme hali olarak ortaya çıkıyor. pilatesi, stres atmak, temiz bir beslenme ile kas oranınızı arttırmak ve bedenen, zihnen ve ruhen sakinleşmek için tavsiye ederim.
devamını gör...
muhalif müslüman vs akp’li müslüman
nefret geldi şöyle başlıklardan cidden. devamlı kafasında insanları sınıflandırıp bunu paylaşma gereği duyanları asla anlamıyorum.
devamını gör...
telefonla konuşmayı sevmeyen insan
hiç aramıyorsun diyenler bilmelidir ki bu çok üzücü bir engel durumudur. biz telefonla konuşma özürlüsüyüz ve tedavimiz yok üstümüze gelmeyin.
devamını gör...
normal sözlük kazaları
başlık açacağını düşünüp upuzun tanım yazmak ve başlığın zaten var olduğunu, üstelik yazdığın tanımın da içeriğinde bulunduğunu görmek.
bunun için lütfen(bkz: başlık aramaya inanmak)
bunun için lütfen(bkz: başlık aramaya inanmak)
devamını gör...
anın fotoğrafı
ne biçim sözlük yahu bu.
ya içiyorlar ya kitap okuyorlar ya doğa fotoğrafı.
ne biçim anlar bunlar böyle müdür. gerçek mi?
ya içiyorlar ya kitap okuyorlar ya doğa fotoğrafı.
ne biçim anlar bunlar böyle müdür. gerçek mi?
devamını gör...
