bir insan niye serseri sever ya ben hep ana kuzusu seviyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
depeche mode'un 1993 tarihli 9. stüdyo albümü.

albümden i feel you, walking in my shoes, condemnation ve in your room olmak üzere 4 single çıkmıştır.

depeche mode için, her anlamda değişimin en yoğun hissedildiği albüm denilebilir. müzikal anlamda violator ile başlayan, daha yalın ve vurgulu synthsizer kullanımı formülüne uygun şekilde hareket edilmiş, loop'a alınmış gospel tınıları ile kendini çok daha fazla hissettirmiştir.

albüm, depeche mode'da olduğu gibi hayranlar için de değişime neden olmuştur; albümü beğenen ve benimseyen bir kitle vardır, ancak grup gittikçe synth-pop'tan uzaklaşan, 90'ların değişen ana trend müziğine uygun, daha "rock" bir albüm ile karşımıza çıkmaktadır.

müzikal anlamdaki başarısını bir kenara bırakırsak sofad, depeche mode'un en "dibe vurmuş" albümüdür. albümün ilk kaydı, madrid'de kiralanan bir villanın stüdyo haline getirilmesi ile gerçekleştirilmiştir. en sancılı kayıt sürecinin yaşandığı albüm de denilebilir. sex&drugs and rock'n roll'un dibine vuran junkie bir solist, ortalıkta dolanıp mali işlerle uğraşan bir arkadaş, şarapçı bir söz yazarı/bestekar ile yetenekli bir prodüktorün bir araya gelmesi ve bu arkadaşların birbirlerini görmeye tahammül edemezken kayıt boyunca kendilerini villaya kapatmalarının sonucunda oluşan sancılı ortam, albümün bel kemiğini oluşturmaktadır. her ne kadar albümde ve albümdeki şarkılara çekilen kliplerde dini motiflere yer verilmiş olsa da inanç ve bağlılığın şarkılarının neye veya kime olduğu noktasında şeffaflık söz konusu değildir.

albüm, aynı zamanda grubun en uzun süren turnesine eşlik eden ana albümdür. 1993 yılında devotional tour ve bu turnenin beklenenden daha başarılı sürmesi sonrası 1994 yılında exotic tour gerçekleştirilmiştir. nitekim grup içi yaşanan çatışmalar ve aynı zamanda gruba katkısının yeteri kadar değer görmediğini düşünen alan wilder, albümün ilk kaydı esnasında gruptan ayrılmayı kafasına koymuşken bu kararını turne bitimine kadar ertelemiş, turne bitimiyle beraber gruptan ayrıldığını açıklamıştır.

her şey bi yana, rahatlıkla söyleyebilirim ki bu albüm depeche mode'un en dibe vurmuş albümü olmakla birlikte, grubun gerçek potansiyelini en iyi şekilde yansıttığı albümdür. martin l. gore lirikalite bakımından en sansürsüz ve vurgulu şekilde istediklerini ifade etmiştir; dave gahan'ın sesi her ne kadar madde kullanımından dolayı (göreceli olarak) eskisi gibi olmada da albümün genel havasına gayet uygundur; kuvvetlidir ama bir o kadar da bitap düşmüştür. alan wilder grupta yer aldığı son albümde istediği karanlık ve derin formattaki müziği yapabilmiş, iyi ki de yapmıştır. aynı zamanda müzikal yeteneğinin sadece synthsizer kullanmaktan ibaret olmadığını da göstermektedir, albümdeki back-drumming kit'ler, kendisi tarafından icra edilip kaydedilmiştir. sadece bununla sınırlı kalmayarak henüz 6 aylık tecrübeyle 1993 ve 1994 turnelerinde davulda adeta yardırmaktadır.

özet olarak baş tacı albümlerdendir, canlı performansı stüdyo kaydını aşan albümlerdendir aynı zamanda. dinleyin, dinletin efenim.
devamını gör...

bu soruyu soran öğretmen, ciddi cahil bir insandır. birileri tabi ki işçi de , çöpçü de olacak ayıp değil. fakat o yaştaki çocuğa herkesin içinde kendini mahçup ettirmek başka şey. ve çocuklar çok zalimdir. her şeyi fırsata çevirir. en ufak şeyle dalga geçerler. o iz ömür boyu kalır o çocukta. hele ki güçsüz bir kişilikse daha da zorlaşır. bu soruyu sorduğunu bildiğiniz birileri varsa uyarın , hafifçe dövebilirsiniz de. şu klişe tiplerden kurtulamadık ona yanıyorum 2021 yılındayız ya geliştir biraz kendini.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

uzaklaştırma kararı ne kadar da etkili bir önlem?(!)
zavallı kadın pisi pisine bir vahşete kurban gitmiş.
devamını gör...

savaş olmasın ya. darbe girişimi gecesi bile o seslerin etkisinden, karışıklık olacağı korkusundan ne kadar etkilenmiştim. savaş ortamını düşünemiyorum bile. umarım öyle bir şey olmaz.
devamını gör...

4 sene kısa saç kullandım. insanlar psikolojimin bozuk olup olmadıĝını soruyordu, iyi misin, bir sorunun mu var?!
uzun saça tahammülümün olmadıĝı , ve kısa saçı sevdiğim kimsenin aklına gelmiyordu. saçların kısaysa mutlaka bir sorunun olmalıydı!!!
neden uzatıyorum? çünkü canım öyle istedi!
kafa benim...
matrix' i yazan kadının kafası gökkuşaĝı gibi, lana wachowski. ama bütün dünyanın hayran olduĝu bir eser yarattı. neyse. önemli olan kafanın dışı değil. içi...
devamını gör...

jack london'ın unutulmaz karakteri martin eden'in aşık olduğu, güzelliğini ve zarafetini bir tançıranınkine benzettiği ve ağzının kenarına bulaşmış bir parça kiraz sayesinde insan olduğunun farkına varabildiği bir burjuva hanımefendisidir. eğitimli, görgülü ve terbiyelidir. martin eden'i ilk gördüğünde ondan tiksinmiş ve onu bir ''insana'' çevirmeye and içmiş, onu adeta oyun hamuru olarak görmekten öteye geçememiştir. onu eğitmenin vahşi bir hayvanı dizginlemeye benzemesinden zevk duymuştur. her ne kadar istemese de martin'e aşık olmuştur fakat bu aşk onun burjuva kurallarına duyduğu saygı ve bağlılık kadar benliğine işlememiştir. bundan mütevellit aşık olduğu adamdan, onun benliğinden, konuşmalarından ve fikirlerinden rahatsızlık duymakta(?) ve onu yazmaktan, yazarak para kazanma hayallerinden vazgeçirmeye çalışmaktadır. onun bilgisinin, ahlakının kendisininkini katladığını bilmesine rağmen bütün bunları görmezden gelmektedir. belirli bir müddetten sonra ailesinin de baskısı ile sevdiğinden vazgeçer ve acımasız bir mektupla martin'den ayrılır. fakat ne hikmetse beyefendimiz popüler olup dehşet paralar kazanmaya başlayınca ona geri dönmeye çalışır lakin umduğunu bulamaz. (bkz: misafirin umduğunu değil bulduğunu yemesi durumu) burjuva ile sıkıcı, baskıcı olan ve belirli kalıplara sığdırılmış hayatı, aynı şekilde burjuva ile biter.


!!!kişisel yorum içermektedir!!!

böyle bir hayata sahip olmak ve bu şekilde yaşamayı tercih etmek hata değil lakin insan kendine dürüst olabilmeli, ikiyüzlülüğün ve basit çıkarcılığın anlamı yok. seviyorsan seviyorum de, istemiyorsan istemediğini söyle be insan! onurunu, gururunu ayaklar altına alarak tükürdüğünü yalama; bunu da fırsatçılığını göstererek yapma. ah ruth morse sen affedemediğim karakterlerden birisin. kendine güveni olmayan, sevdiğin kişinin sevdiğin yönlerini değiştirmeye çalışan ve isteği gerçekleşmeyince oturup ağlayan zavallının tekisin de ayrıca. gerçek olsaydın tokatlardım seni.

!!!kişisel yorum içermektedir!!!
devamını gör...

çakalın oyunu.

nazilli'den derlenmiş 9/4'lük bir zeybek ezgisi.
rivayet odur ki; dağlarda efeler tarafından çalınıp oynanırken çakal gelip oturarak efeleri izlerdi.

devamını gör...

aşağıda:

1- sürekli olarak, insanların damarına basacak "lince susadım. vurun bana!" temalı başlıklar açmak ve eksilenmek.
2- eksilendikçe keyiflenip * yenilerini açmak ve yine eksilenmek.
3- bu adımlar sonucunda eksi karmada nirvanaya ulaşmak.
4- "kimsenin söylemeye cesaret etmediklerini söylüyorum da ondan." ya da "kimseye yalakalık yapmıyorum. artı karmalı olanlar yalaka. o yüzden artı onlar." diyerek kendini kandırmak.
5- gerçek bilgi içeren tanımlara, kendisi o konulardan hoşlanmadığı için yahut uzun yazıldığı için eksi vermek.
6- kapanış.

cidden istediğiniz bu mu?
devamını gör...

#1230130

ve böyle buyurdu; @kuzguncuktaki vişne ama ve fakat güzel buyurmuş.

yazı içerisinde sevdiğim iki konuya değinilmesi nedeniyle iki satır laf etme hakkını kendimde buldum. hem ne demişler? “hak verilmez, yazılır”

ilki beni finali ile hayal kırıklığına uğratan dizi dark ve diğeri tabii ki pos bıyıklarına maniler dizdiğimin filozofu nietzsche.

dark dizisi, niçe’nin “böyle buyurdu zerdüşt” kitabında anlattığı bengi dönüş veya edebi tekerrür bakışını ortaya koyduğu ama finali ile bu görüşten uzaklaştığı bir yapımdır. nedeni ise nietzsche’nin, bengi dönüş görüşünün olabilmesi için en büyük engel olarak gördüğü tanrı’yı ortadan kaldırmasıdır. tanrı varsa, bir tekerrür mümkün değildir. dolayısıyla nietzsche tanrı’yı öldürür.

ancak dizi içerisinde bir sahne vardır ki, bir tartışma konusu yaratır. diziyi izleyenler hatırlayacaktır. konu 33 yılda bir yaşanan ve tekrarlanan yaşamları anlatır. ancak konuyu götürüp “adam und eva” (adem ile havva) ya bağlamak işin tadını en azından benim için kaçırmıştır. dizi her ne kadar nükleer santraller ve büyük patlamaya göz kırpsa da, konu bir türlü oraya vardırılmaz.

efendim bahsettiğim sahne şudur; adam genç hali jonas ile buluşur. ve kendi genç haline sorar “insanlar neden bir tanrı’ya inanırlar?” bu soruya genç jonas cevap veremez. adam cevabı verir “çünkü insanlar bir yalana inanmak isterler.” de hadi buyrun tartışmaya.

efendim konu çok uzun, ancak karşı görüş koymadan bitirmeyelim. nietzsche bengi dönüş ile hayatın tekrarlardan ibaret olduğunu altını doldura doldura çizer. karl marx ise “değişmeyen tek şey değişimdir görüşünden, değişmez olan şey hareketin kendisidir” der. de hadi buna da buyrun. konu uzar dostlar benden bu kadar.

(bkz: karl marx)
(bkz: toplumsal değişme teorisi)

ve böyle bitirir yazısını ozgur1ey.
devamını gör...

sevgi
ah bu sevgi insana çok şeyi yaptırır
devamını gör...

#1185564 nolu tanım bugün bizi güzel yerlere sürüklemiştir. pos bıyıklımızın ne düşündüğü neyi savunduğu konumuz olmuştur. bu beni ayrıca sevindirdi.

bir de buradan bakalım;
nietzsche, nihilizmi bir yıkım olarak görmesinin yanı sıra, bir fırsat olarak da değerlendirmiştir.
çünkü nihilizmle birlikte “tanrı ölmüş” ve tüm batı metafiziğinin geleneksel ahlakı çökmüştür.
bu nedenle geriye hiçbir değer kalmamış ve kişi için kendisinin yaratabileceği yeni değerler söz konusu olmuştur. işte bu noktada nietzsche’nin bir nihilist olabileceği akla gelir. ancak kanımızca nietzsche şimdiye değin yaratılan değerleri kabul etmeyerek, batı metafizik anlayışını ve hristiyan ahlakını reddederek, aktif nihilizme ulaşmış ve yeni değerler üreterek nihilizmi aşmıştır. niçe nihilizmi aşmıştır

hem varoluşa karşı durur hem varoluşu reddededer. nietszche ne yapmak ister?
nihilizm'in iki anlamı vardır:
birinci anlam hiçlik değeri.
ikinci anlam bir tepkiyi ifade eder.

nietszche ,yaşama ilişkin bir değerin yeniden yorumlanması için nihilizm'den yardım almıştır sadece.
devamını gör...

paylaştığı resimlerden ve nick'inden sanata olan ilgisi belli olan yeni bir yazar kendisi, ilk zamanlarından beri takip eden biri olarak nick altını açmak bana kısmet oldu.

@agırroman yazmaya devam et ltf. bence giderek güzelleşiyor yazdıkların.
devamını gör...

"ne veriyorsan, karşılığı da tam olarak odur" anlamına gelen, "metrik hesaplar" ve de "profesyonel ilişkiler"e daha çok yakıştığını düşündüren yeni sayılabilecek mecazi atasözlerimizden.

bunu sosyal ve soyut olarak da düşünüp hesap yapan, "kazanır görünümlü kaybeden" insanlar mevcuttur.

***ve aynı zamanda kamçılı orkestra şefi ukdesi.
devamını gör...

dün gece düzenlenen discord radyo toplantısına mütaaaakip konu hakkında sabah düşünürken bir kaç şey eklemek istiyorum.

gönül isterdi ki ufak çaplı bir stüdyomuz olsun, bir iki enstrümantal yetkinliği olan arkadaş bu stüdyo vasıtası ile canlı müzik işlerine girseler. yine bu stüdyo üzerinden ikili hatta üçlü herkesi kapsayacak muhabbetler dönse, bu çekimle beraber gerek sözlüğün tanıtımı gerek radyo programları gerek sosyal medyaya da entegre edilebilecek bir sürü fayda tek bir kalemde toplanabilirdi. hatta stand up muhabbetleri bile kendine yer edinebilirdi. sözlükte yanlış hatırlamıyorsam tiyatro grubu vardı. bu işleri çok rahat göğüsleyebileceklerini düşünüyorum hatta kısa film, korku kuşağı vb uçsuz bucaksız bir alan. fikir deryası.

benim anladığım kadarıyla yazımsal iletişimden çok görselliği barındıran işler revaçta. kitleler, artık uzun paragraflarla bilgiye ulaşmak yerine kabaca kolaya kaçan görsel içeriklerle kulak kabarmak istiyor halde. açıkçası ben de o kesime daha yakınım. görselliğin domine ettiği bir dönemdeyiz. bir insanı evinde saatlerce yayında canlı tutabilmek çok zor, kişiye özel olmadığı için çoğunlukla konsantrasyon kayboluyor. buradan da yayın esnasında girilen entryler üstünde yüzeysel durup ‘teşekkür ederim’ diyip geçmek o entry giren adamın hevesini kırıyor. fark edilmek, etkileşim kurmayı istemek gibi gibi insani dürtüler yatıyor o entrylerde. dikkat etmek lazım bu nüansa. çok çok dört dakikalık bir şarkı çalmak yerine entry yorumlamak daha mantıklı duruyor burada.

fikir çok. para olayları tabi.

hiçbir sözlüğün bugüne kadar el atmadığı konular var. türkiye’nin ilk sözlük galeri sergisini görmeyi çok isterdim mesela. entel camianın at gözlükleri ile kendi tekelinde olduğunu farz ettiği galerilerin birinde bir gün entrylerden yola çıkılarak bir sanat fikri ortaya atılıyor. harika olurdu yine bence.

var böyle absürd fikirlerim. fırsatını buldukça en azından başka türden fikirlere belki kapı açarsa diye yazarım fırsatını buldukça.

tutankamon mesela.. bana özel yayın yapsa. o ses nee yaa şölen gibi. mütiş. sabaha kadar hiçbir şey yapmam onu dinlerim. kimse kaldıramaz beni o yayından.. titriyorum o sese.

kız o ne güzellik manyak mısın sen ya. sısısıs
devamını gör...

tanrı da bana şöyle dedi: “git kadının ruhunu al, sonra da şu üç kelamımı öğren: insanda ne var? insana ne verilmemiştir? insan neyle yaşar? bunları öğrenince yine göğe döneceksin.” ben de yeryüzüne indim, lohusa kadının ruhunu aldım. kadının çocukları göğsünden ayrıldılar. cansız vücudu yatağa düştü kızlardan birinin ayağını ezdi. köyün üzerinde yükseldim, kadının ruhunu tanrı’ya ulaştıracaktım ama bir rüzgâra yakalandım, kanatlarım tutulup koptu; ruh tek başına tanrı’ya yükseldi, bense yeryüzüne, yolun kenarına düştüm
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yabancı ile yarattığı ahlaki sorgulama mükemmeldir. kürsü de bir süre sonra cinayetten değil annesinin ölümüne üzülmediği için hem toplum hem de mahkemece yargılanmaya başlar.
devamını gör...

olmadı mı bir banka oturup ağladığın, düşlemedin mi yağmuru?
geçip karşısında kollarını bağladığın
ve hiç kopmadı mı seni hayata bağlayan sicim
ya da yaktığın sayfaların birkaç güzel için.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim