buradan yoldaş'a ve yönetim'e sesleniyorum. kendisinin bir dediğini iki etmeyin, onu görünce ceketinizi ilikleyin. tüm çaylaklar onun emrinde, arkası sağlam.
kafasını bozarsanız emrindeki çaylak ordusuyla beraber sözlüğe darbe falan yapar aman dikkat!
devamını gör...

manitu, algonkin dilindeki manidoo kelimesinden gelir.
sioux dilinde ise wakan denir ama tek başına kullanılmaz, wakantanka, büyük ruh olarak çevrilebilir. aslında ikisinin anlamı da "yüce gizemli varlık, ruh" gibi bir anlamı vardır ama ruh derken aslında tanrının şeklinin, şemalinin bilinemez olduğuna inanırlar.
devamını gör...

(bkz: bir kere oluyor en iyisi olsun)
devamını gör...

selenanın baş düşmanıdır.
sık sık yüce honostan azar işitir.
devamını gör...

bugün açtığım bir başlığa sonradan eklendiğini farkettiğim durum, eklenmeden önce daha anlamlıydı.
en azından kibarca bir mesaj atıp şu sebeple düzelttik deseniz daha tatlı olmaz mıydı?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
uzun yolda terlikle araba kullanmamak gerekiyor,
en son alişan range rover’ını pert etmişti. nassııııl korkmuştum. neyse allahtan fakiriz, zararımız büyük olmazdı, hem dolar olmuş 8.69, bu zamanda kasko mu yapılır.
bugün epey dura dura ege taraflarına kadar geldim. ankara’da hava çok soğuktu, çorap ve kalın kıyafetlerle çıkmıştım. muğla’da benzin istasyonunda inip bir kaç esneme yaptım. orada çalışan abiye lastikleri kontrol etmesini rica ettim.
bana uzunca baktı ve tepki vermedi, ben de “bir sıkıntı mı var beyfendi” diye sordum.
ablacım kıyafetin biraz tuhaf dedi.
“oto hırsızıyım ben, lütfen kontrolleri yapın, acilen arabayı parçalatmam gerekiyor” dedim.
adam beni gerçekten ciddiye aldı, “hemen ablacım” dedi.
kim bilir belki de deli sandı, bilmiyorum.
yola devam ettiğimde annemler anlattım ve bana kızdılar, hafiften bir ürktüm, arayıp beni ihbar edebilme ihtimalini düşündüm. en ahmet kaya özelliğime bir de aklımın hep sonradan başıma gelmesini ekleyip editlemeliyim.
açık açık hırsız olduğumu söylememe rağmen ihbar edilmemem, beni düşündürdü.
bu ülkede hırsızların iktidar olmasına şaşırılmamalı, arkadaşlar…
devamını gör...

madem böyle bir entry var bensiz olmaz. hani bilirsiniz çocukken böyle ünlü olup gençliğini yitik geçiren insanlar var. ünlü olmadım ama küçükken ünlü olsaymışım o insanlarla kesinlikle aynı kaderi paylaşacağımı düşünüyorum.

not: bu fotoğrafla ne yazık ki artık gram alakam bulunmamakta.

not 2: benimle gelecekte evlenecek insana tek vadedebileceğim şey çocuğumuzun yakışıklı/güzel bir çocukluk geçireceği vaadi. ?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

garip
devamını gör...

geçen hafta kızımın servis şoföründen telefon numarasını isteyerek dahil olduğum eylem.
servis şoförü sağ olsun, bu isteğimi nezaketle karşıladı.
"yenge sen çaldır beni, ben de kaydedeyim."
devamını gör...

hepsinin olmasa da büyük bir kısmının düşüncelerinin altında, yarın doğacak çocukların ortalıkta perişan olmayacağından emin olma isteği yatar. siz kadın olsanız, çocuk yapma ve bakma sorumluluğu sizde olsa, çocuğun eve gelip "anne, öğretmenim şunu bunu istedi" demesiyle ilk muhatap olacak kişi siz olsanız, bir de mesela kocanız çalışmanıza izin vermese ne isterdiniz? fakir bir kocayla hep birlikte sürünmek mi?

bu arada işsiz, fakir adam çoğunlukla agresif olur. aç kaldığınız yetmez, bir de üzerine dayak yerdiniz.

yok mu sırf hava atmak için isteyen? tabii ki var ama herkesin derdi o değil.

benim hiç öyle zengin sevgili ya da koca hayalim olmadı bugüne dek ama insanların bir şeyi isteme nedenlerinin çok çeşitli olabileceğini bilecek kadar yaşadım bu dünyada. at gözlüğüyle bakmayın bazı konulara derim naçizane.
devamını gör...

kalorisi düşük olan bazı yiyeceklerde lezzetli ama alıştığımız ve öğrendiğimiz tatlarla ilgili, mesela çayı şekersiz içmeye başladığınız ilk günleri düşünün, o çayı tuz koyarak da içseniz birkaç gün, ona da alışırsınız inanın, ilk birkaç gün zorla içersiniz sonra canınız artık şekersiz çay ister, o alışma dönemi çok önemli,

ben hayatım boyunca kilo sorunu yaşadım, en uzun süre bozmadan yapabildiğim diyet süresi 2 ay, ve dukan diyeti yaptım, yani bilen bilir unsuz, ekmeksiz, bakliyatsız, meyve bile yok, ve şunu söyleyebilirim, baklava bile görsem tadını hatırlamadığım için canım istemiyordu, ekmek, makarna filan onlarıda öyle, peki niye bozdum, gittim gofret çikolata filan aldım, resmen can sıkıntısından bozdum, onları yediğimde yaşadığım keyifi özledim, ve ilk yediğimde kağıt yemiş gibi oldum inanın, resmen zorla hatırlattım kendime şekeri, şu an anlıyorum ne kadar büyük bir hata yaptığımı, ne kadar zor birşeyi sürdürebildiğimi.

sanırım 90 günde bir daha dönmemek üzere yeme alışkanlığınızı değiştirebiliyormuşsunuz, yani beslenme şeklinizi bozmayıp ama canınızda istiyorsa, bağımlı bağımsız denen birşey var, yani hala bağımlı oluyorsunuz, yemeseniz bile, bu döngü 90 günde kırılıyormuş,
ben bu arada bir parça ye yine diyenleri de anlamıyorum, bir parça nedir yani, hiç yeme daha iyi, tekrar diyete devam edeceksen, niye uyandırıyosun uyuyan devi, yani dişimizi sıkıp 3 ay dayanabilirsek, neye alışırsa vücut, acıkınca onu istiyor,
yani sebzeyle de doyuluyor, bunu eski bir etcil olarak söylüyorum, diyetlerden dolayı etten de bıktım, sebze de nebe onunla karın doyarmı etsiz derdim, doyuluyor arkadaşlar, çok da güzel doyuluyor, yine en sağlıklı besin sebze.

maalesef bizde poaçalarla keklerle büyüdüğümüz için, her köşe başında vitrininde pastalarla pastaneler olduğu için, bilinç olarak da, damak tadı olarak da, değişim çok zor, ben şu an uğraşıyorum bakalım, hiç öyle arada bir tane bir parça filan yememek üzere, değiştirmeye çalışıyorum, ilk iki denemem başarısız oldu, ama denemeye devam ediyorum, başardığım zaman editlerim, başlık açarım, az buz birşey değil, çarşaf çarşaf ilan edicem, kitabını bile yazarım.
devamını gör...

evinin yakınındaki markete gidince, tüm çalışanlara selam verip, muhabbet ede ede alışveriş yapan müşterinin, diğer müşterilere söylemeden anlattığı durum.
devamını gör...

ilk başta random sandığım ama tanımı okuyunca bir metal grubu olduğunu öğrendiğim başlık.

edit:(bkz: başlık başıma)
devamını gör...

okurken gündüz vassaf çoğu zaman benimle değil de kendiyle konuşuyormuş gibi dışlanmışlık hissine kapıldığım kitap. belirli kavramlara fazla derin anlamlar yüklemesini bir yana koyarak, kavramları oturttuğu noktaları bir çok açıdan gerçekçi bulmadım. anlattığı kavramlar üzerinden bireylere yöneltilen tavırlar benim için yabancıysa bu kadar, öyleyse kim bunlar?
nitekim bu kısmını biraz ütopik bulmam benim bireysel totaliterlikle kişisel hayatımda karşılaşmamış olmam da olabilir.


yine de totalitarizm’in günahının bu denli bireylere yüklenmesi, kitabın bir başka totaliter fikir kaynağına dönüşmesine yol açabilir. 
aşk ve sessizlikle ilgili söylediklerini beğenmeme rağmen anlatılmaya çalışılan fikirle çelişen cümleler de akıcılığı, düşüncenin oturmasını ve fikrin bütünlüğünü engelliyor.


tek tek aforizma şeklinde ele alındığında kitabı daha çok beğenebilirdim. okurken bana anımsattığı kadarı ile emre yılmaz’ın kapitalizm eleştirisi olan uçuk kaçık kitabı şeytanın fısıldadıkları’nın ciddi bir şekilde yazılmış hali olduğunu söyleyebilirim.

bunlar dışında okunacak, üzerine düşünülecek ve bireysel totalitarizmle ilgili fikir sahibi olmanızı sağlayacak bir kitap.
devamını gör...

eğitimsiz insanların kısırlaştırılması gerektiği savımı doğrulayan bir olaydır.
devamını gör...

jonathan noel, insanlarla bir arada olmaktan hoşlanmayan, kendine ait bir dünyada yaşamayı tercih eden bir şehir münzevisidir. bir çatı katında yaşayan jonathan bu katı satın almak için otuz yıl boyunca mücadele etmiş ve artık neredeyse muradına ermiştir. son taksitleri de ödedikten sonra kendi evi haline getirmeyi başardığı bu ev tamamen onu olacaktır. insanlarla ilgili kötü deneyimler yaşamış olan noel’i eşinin de yıllar yıllar önce terk etmiş olması, onu gönüllü bir yalnızlığa sürüklemiştir. noel bu metruk çatı katını bir eve çevirmek için elinden geleni yapmış, yerleri halı kaplamış, bir buzdolanı satın almış, odaya yeni bir yatak yerleştirmiştir. yıllardır aynı bankada sürdürdüğü bekçilik görevi hala layıkıyla yerine getirdiği için düzenli bir geliri, belli bir miktar birikimi, annesinden kalan altınları vardır. hayatı gayet düzenli ve planlı bir şekilde devam etmektedir noel’in. işi de öyle zo bir iş değildir. sabahtan akşama kadar bankanın önünde dikilmek ve banka müdürünü karşılayıp uğrulamaktan ibaret, basit, yorucu, sıkıcı ama garanti bir meslektir. bankanın karşınsında yaşayan ve def-i hacetini yol ortasında gören adamdan daha iyi bit hayat sürmesini bu iş sağlamaktadır. ancak günün birinde öyle bir olay olur ki noel’in hayatı alt üst olur. önce size bu olan şeyle ilgili birkaç senaryo sunayım, siz de bu arada aralarından seçim yapmaya çalışın:
a) noel kapıyı açmak üzereyken bir terorist odaya dalar ve düzeneğini yanlış bağladığı bombayı tekrar aktif hale getirmek için odasını kullanmaya karar verir ve noel’i rehin alır, daha sonra da birikmiş bütün parasını alıp, noel’i de yaralayarak oradan kaçar.
b) ev sahibi bunca yıldır ödediği paraları hiçe sayarak noel’i evinden çıkarmak ve ödediği paraların yandığını bildirmek için bölgenin en iyi iki avukatıyla birlikte ve polis nezaretinde kapıya dayanır. evinden aılan noel’i her şeyini kaybetmiş bir halde kendini evsiz adamın yanına gidip onla yaşamaya başlar.
c) noel, odadan çıkar çıkmaz yerdeki ıslaklığa basar ve düşer. kimseyle yakın bir ilişkisi olmadığı için kimse bu durumu fark etmez ve jonathan son anlarını kıprıdayamadan tavana kilitlenmiş gözleriyle hayatının bir muhasebesini yaparak bekler.
d) jonathan, odadan çıkmak üzereyken bir deprem olur ve yıllardır dişinden tırnağından artırarak satın almak üzere olduğu ev üzerine çöker ve biz noel’in hikayesini onun enkaz altından gelen sesi aracılığı ile dinleriz.


eğer “koku” isimli başyapıtın sahibi olan patrick suskind benim gibi yeteneksiz ve hayagücü kıt bir yazar olsaydı, bu dört şıktan biri elbette doğru olabilirdi. ancak suskind romanın devamını çok daha farklı getirir. bu anlatımı çok uzatmadan ve sizi yeterince meraklandığımı umarak, söylüyorum ne olduğunu ve okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. yılların bekçisi jonathan noel, şehir münzevisi jonathan noel, evini nerdeyse satın almak üzere olan jonathan noel odadan çıkınca cam kenarına tünemiş ve ortalığa pislemekte olan bir güvercin görür…
devamını gör...

eğer dostunuz yoksa yüz elli arkadaşa sahip olmanızın pekte bir önemi yoktur?
devamını gör...

zeka kokan güzel twit.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

atom saati, frekans standardı olarak mikrodalga ışınlardaki hiper-hassas geçiş frekanslarını veya elektromanyetik spektrumun optik/ultraviyole bölgesindeki elektron geçiş frekansını kullanan, yeryüzündeki en hassas zaman ölçüm aletleridir. bu hassas saatler, uluslararası saat dağılımı hizmetlerinde standart olarak, televizyon yayınlarında dalga frekanslarının ayarlanmasında ve gps gibi küresel navigasyon uydu sistemlerinde kullanılır.
devamını gör...

milli geliri, abd’nin yıllık savunma harcaması kadar bile olmayan bir köyün cumhurbaşkanının iddiası *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim