cuma günleri masa örtülerini eve götürüp yıkatmış nesil
yerli malı haftasını en güzel şekilde kutlayan nesille aynı nesildir.
devamını gör...
democritus
maddenin taneciklerden meydana geldiğini savunmuş ve bölünmeyen taneciklere atom adını vermiştir. maddelerin farklılığını atom şekillerinin ve düzenlerinin farklı olmasıyla açıklamıştır.
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
çekilin, linç yemeye geldim.
1. burası bir sözlük, üyesi olduğu ekşi gibi, yani kurallar belli. nickaltı kapalı bir değil, isteyen gelip yazıyor, sözlük kural ve formatlarına uymuyorsa silinir, bu kadar. gerisi kalır. yani hem ayranım dökülmesin hem arka nahiyem sıcak kalsın durumu yok, işine gelmiyorsa yol orada.
2. derdin varsa, yönetim de yardımcı olmuyorsa yaz? milyon tane ayılıp bayılanın var baksana? haklıysan biz de yanında duralım? o da yok.
3. troller hep var, hep de var olacak. kimse kusura bakmasın, canım istediğinde ben de yapıyorum, burası pembe kucaklar ana okulu değil, dakka başı mükemmel tasviri insanlar gibi dolaşacak halimiz de yok?
4. yoldaş'ın bindiği dalı, hem de böyle "değerli bir yazarın" oturduğu dalı yanlışlıkla olsa bile keseceğine inanmıyorum kimse kusura bakmasın. yoldaşın yalakası da değilim, burası sözlük ya? porsuğa bir, yoldaşa iki olmadı bana üç. bu ne ya, ülkenin en faal muhalefet lideri ömür boyu sürgüne gitmiş gibi? sıktınız.
kaç oldu lan? hah, 5. yine de varsa başka bişi alsın bir çaylak hesabı anlatsın derdini??
ben gidiyorum, çoluk çocuk bekler, hof!
peşin not : dm'den sakın ama sakın "yhaaa öyle değil, öyle biri değillll :s" diye gelmeyin, valla küfrederim.
1. burası bir sözlük, üyesi olduğu ekşi gibi, yani kurallar belli. nickaltı kapalı bir değil, isteyen gelip yazıyor, sözlük kural ve formatlarına uymuyorsa silinir, bu kadar. gerisi kalır. yani hem ayranım dökülmesin hem arka nahiyem sıcak kalsın durumu yok, işine gelmiyorsa yol orada.
2. derdin varsa, yönetim de yardımcı olmuyorsa yaz? milyon tane ayılıp bayılanın var baksana? haklıysan biz de yanında duralım? o da yok.
3. troller hep var, hep de var olacak. kimse kusura bakmasın, canım istediğinde ben de yapıyorum, burası pembe kucaklar ana okulu değil, dakka başı mükemmel tasviri insanlar gibi dolaşacak halimiz de yok?
4. yoldaş'ın bindiği dalı, hem de böyle "değerli bir yazarın" oturduğu dalı yanlışlıkla olsa bile keseceğine inanmıyorum kimse kusura bakmasın. yoldaşın yalakası da değilim, burası sözlük ya? porsuğa bir, yoldaşa iki olmadı bana üç. bu ne ya, ülkenin en faal muhalefet lideri ömür boyu sürgüne gitmiş gibi? sıktınız.
kaç oldu lan? hah, 5. yine de varsa başka bişi alsın bir çaylak hesabı anlatsın derdini??
ben gidiyorum, çoluk çocuk bekler, hof!
peşin not : dm'den sakın ama sakın "yhaaa öyle değil, öyle biri değillll :s" diye gelmeyin, valla küfrederim.
devamını gör...
yazarların sempati duyduğu kötü karakter
devamını gör...
yazarların kalbine yara olan film
(bkz: vizontele)
sevdiklerimle, ailemle hep birlikte olduğumuz zamanların, tüm güzel günlerin vesikasıdır. bugüne kadar hayatımın en güzel yıllarının temsilidir. çok severim, gülerim ama izlerken çok hüzünlenirim. elim gitmez kolay kolay açıp izlemeye. biraz da filmden bahsedelim.
açık ara en sevdiğim, neredeyse her repliğine her sahnesine hakim olduğum yılmaz erdoğan şaheseridir. türk sinemasının pik noktasıdır. her karakteri ayrı bir film yapılabilir. bir tanesini anlatayım, ahmet'i.
ahmet, hikayesi yürek burkan biridir.
ahmet alkoliktir. gençken leman adında kaymakamın kızına aşıktır. leman onu seviyordur, o lemanı. ama bu ilişki olmamıştır zira sınıf farkı vardır aralarında. leman koskoca kaymakamın kızıdır. o ise gariban ahmettir. aralarına neler girmişti? hangi duyguların katilleri üşüşmüşlerdi başlarına? leman, iki sene kalmıştır orada.
bu 2 senede ne hayaller kurmuştur ahmet kim bilir. lemanla evlenecek, bir yuvası, çocukları olacaktır. seviyordur işte lemanı. hayatını bu sevdanın üstüne kurma fikri ne kadar da muhteşemdir.
ama dedik ya, leman kooskoca kaymakamın kızıdır be. belki de istemişlerdir ama vermemiştir babası. ahmet kimdi ki? sevginin ne önemi vardı, para, makam, mevki olmadıktan sonra!
leman izmire gitmiştir. gitmeden önce ahmet'e bir mektup bırakmıştır, "izmire gelirsen ara" demiştir.
ahmet beş sene sonra hazırlandı, belki yüzük de aldı yanına, sağdan, soldan biriktirdiği parasıyla gitti izmire. ne umutlarla, ne hayallerle gitmişti. o yolculuk nasıl geçmişti acaba? 2. dakikada sıçrayıp topu köşeye taktığı gibi yüzüğü de takacaktı lemanın parmağına. evleneceklerdi, çocukları olacak, damdan düşüp bileğini kıracaktı. ahmet kendi elleriyle götürecekti çocuğunu çıkıkçıya. "yarın koşar" haberini aldığında rahatlayacaklar, sarılıp eve döneceklerdi.
büyük işler yapacaktı ahmet. sevgisi, onun motivasyonuydu. leman olacaktı ya yanında, gerisi boştu. bu sevdanın gücüyle artosları bile dümdüz edebilirdi ahmet. ah o artoslar. ne büyük hayal kırıklıklarına şahit olmuş yüce artoslar. belki de artosları bu denli büyüten ve ulaşılmamış yapan, şahit olduğu acılardı.
ahmet gitti izmire, lemanı aradı. ne kadar da heyecanlıydılar. buluştular. ama davetsiz bir misafir daha vardı.
leman evlenmişti...
kocası da gelmişti. o çay ne kadar da acı gelmişti ahmete. hayalleri o cam bardağın düşmesi gibi paramparça olmuştu. ahmet kalan bir miktar parasıyla içti. sonra evine döndü. acılıydı. yıllarca atamadı üstünden bu kederi. kendini alkole verdi. kendi gibi acılarla, kederlerle dolu, bambaşka hikayelerin kahramanlarıyla demlendi. içti. her gün içti.
alkolik olan ahmeti belki kurtulur, düzen kurar diye gülizarla evlendirdiler. gülizar, gariban bir kızdı. aynı sınıfın insanlarıydılar. bu insanların kaderi güzel olamazdı ki! şan yoktu, şöhret yoktu, para yoktu. şerefleri vardı bir de en hasından sevgileri. ama başkalarına...
evlendiler ahmetle gülizar. 3 çocukları oldu. ahmet, gülizarı hiç sevmedi. hayatları daha da kötüye gitti. yazık olan bir gülizar, yazık olan bir ahmet. ahmet içmeye devam etti. ölene kadar da içecektir. bir gün bu evliliği, reis bey ile oturduğu bir sofrada, kendisine çıkışılınca, dayanamayarak "evlendirirken bana mı sordunuz?" diyecek ve tüm bu yaşanılanları içerisinde binlerce yaşanmışlık içeren bir cümleye özetleyecektir.
geriye kocaman bir keder kalmıştır. ve bu kederin mahvettiği ahmet, gülizar ve sevgisiz büyüyen, sahipsizlikten kendi başlarına büyüyen üç çocuk. ahmet'in hikayesi yer yer umut, kocaman bir sevgi ama hayatı mahveden bir kederle noktalanmıştır.ahmet bir de can kardeşi rıfat'ın ölümünü öğrenmiştir. herşeyin üstüne bir de kardeşi gitmiştir. leman yok, rıfat yok.
camiiye gidecek ve diz çökecektir allah'ın karşısında. yıllardır kızgındır yaradana. ama ona meydan okuyamayacaktır. zayıflığını, acizliğini alıp çıkmıştır allah'ın karşısına. dizlerinin bağı çözülüp oturduğunda "tamam, sen kazandın" mı demişti acaba? allah'a hala öfkeli miydi ? ahmet, bunca acıya dayanamayacak, bir süre sonra siroz olacaktır. yine bir içki masasında, leman'ı, ona korneri kullanan can kardeşi rıfat'ı düşünürken, aniden fenalaşacak ve hayata gözlerini yumacaktır. bize de paranızın, şanınızın allah belasını versin diyeceğimiz bir dünya bırakacaktır.
yeni ahmetler, lemanlar, gülizarların olmayacağı bir dünya kurmak bu kadar mı zordur? değildir. bencilliğimizi, para denilen sahte kağıt parçalarına tapışımızı, gösterişimizi bıraktığımız zaman, duygulara değer verdiğimiz zaman bu dünyayı kurabiliriz. en azından çabalar, çabalarken de ölürüz.,son anında lemanları düşünerek, içki masalarında ölen bir kişiyi dahi kurtarabilmişsek, kazanmışızdır.
filmde, ahmetle alakalı birkaç sahne, kendisinin de birkaç repliği vardır. bu kadar az sahne ve replikten böyle bir hikayeyi kafamızda oluşturabilen bir yılmaz erdoğan gerçeği var. bu adam gibi birinin döneminde yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.
ahmet'in ağzından:
o zamanlar kaymakamın bir kızı vardı ya "leman"
saçları taa buralarında.
rüzgarda yürüdü mü sanki pelerin sahibi bir balerin gibi oluyordu.
o gün de maça gelmiş. ben davamlı terliyorum, daha maç başlamadan haa.
neyse maç başladı, hemen bir korner oldu. korneri bizim rıfat atmıştı, bir yükseldim topa ikinci dakkada köşeye taktım topu.
alkış, kıyamet. bir döndüm bizim leman ayağa kalkmış alkışlıyor.
-kaç sene kalmıştı o kız burada?
2 sene. giderken bana bir mektup bırakmıştı, izmire gelirsen ara diye, ben de 5 sene sonra gittim.
-ee bulabildin mi?
buldum. hatta bir de çay içtik. ben o bir de kocası.
o ara golü yemişiz haberimiz yok anlayacağın.
sevdiklerimle, ailemle hep birlikte olduğumuz zamanların, tüm güzel günlerin vesikasıdır. bugüne kadar hayatımın en güzel yıllarının temsilidir. çok severim, gülerim ama izlerken çok hüzünlenirim. elim gitmez kolay kolay açıp izlemeye. biraz da filmden bahsedelim.
açık ara en sevdiğim, neredeyse her repliğine her sahnesine hakim olduğum yılmaz erdoğan şaheseridir. türk sinemasının pik noktasıdır. her karakteri ayrı bir film yapılabilir. bir tanesini anlatayım, ahmet'i.
ahmet, hikayesi yürek burkan biridir.
ahmet alkoliktir. gençken leman adında kaymakamın kızına aşıktır. leman onu seviyordur, o lemanı. ama bu ilişki olmamıştır zira sınıf farkı vardır aralarında. leman koskoca kaymakamın kızıdır. o ise gariban ahmettir. aralarına neler girmişti? hangi duyguların katilleri üşüşmüşlerdi başlarına? leman, iki sene kalmıştır orada.
bu 2 senede ne hayaller kurmuştur ahmet kim bilir. lemanla evlenecek, bir yuvası, çocukları olacaktır. seviyordur işte lemanı. hayatını bu sevdanın üstüne kurma fikri ne kadar da muhteşemdir.
ama dedik ya, leman kooskoca kaymakamın kızıdır be. belki de istemişlerdir ama vermemiştir babası. ahmet kimdi ki? sevginin ne önemi vardı, para, makam, mevki olmadıktan sonra!
leman izmire gitmiştir. gitmeden önce ahmet'e bir mektup bırakmıştır, "izmire gelirsen ara" demiştir.
ahmet beş sene sonra hazırlandı, belki yüzük de aldı yanına, sağdan, soldan biriktirdiği parasıyla gitti izmire. ne umutlarla, ne hayallerle gitmişti. o yolculuk nasıl geçmişti acaba? 2. dakikada sıçrayıp topu köşeye taktığı gibi yüzüğü de takacaktı lemanın parmağına. evleneceklerdi, çocukları olacak, damdan düşüp bileğini kıracaktı. ahmet kendi elleriyle götürecekti çocuğunu çıkıkçıya. "yarın koşar" haberini aldığında rahatlayacaklar, sarılıp eve döneceklerdi.
büyük işler yapacaktı ahmet. sevgisi, onun motivasyonuydu. leman olacaktı ya yanında, gerisi boştu. bu sevdanın gücüyle artosları bile dümdüz edebilirdi ahmet. ah o artoslar. ne büyük hayal kırıklıklarına şahit olmuş yüce artoslar. belki de artosları bu denli büyüten ve ulaşılmamış yapan, şahit olduğu acılardı.
ahmet gitti izmire, lemanı aradı. ne kadar da heyecanlıydılar. buluştular. ama davetsiz bir misafir daha vardı.
leman evlenmişti...
kocası da gelmişti. o çay ne kadar da acı gelmişti ahmete. hayalleri o cam bardağın düşmesi gibi paramparça olmuştu. ahmet kalan bir miktar parasıyla içti. sonra evine döndü. acılıydı. yıllarca atamadı üstünden bu kederi. kendini alkole verdi. kendi gibi acılarla, kederlerle dolu, bambaşka hikayelerin kahramanlarıyla demlendi. içti. her gün içti.
alkolik olan ahmeti belki kurtulur, düzen kurar diye gülizarla evlendirdiler. gülizar, gariban bir kızdı. aynı sınıfın insanlarıydılar. bu insanların kaderi güzel olamazdı ki! şan yoktu, şöhret yoktu, para yoktu. şerefleri vardı bir de en hasından sevgileri. ama başkalarına...
evlendiler ahmetle gülizar. 3 çocukları oldu. ahmet, gülizarı hiç sevmedi. hayatları daha da kötüye gitti. yazık olan bir gülizar, yazık olan bir ahmet. ahmet içmeye devam etti. ölene kadar da içecektir. bir gün bu evliliği, reis bey ile oturduğu bir sofrada, kendisine çıkışılınca, dayanamayarak "evlendirirken bana mı sordunuz?" diyecek ve tüm bu yaşanılanları içerisinde binlerce yaşanmışlık içeren bir cümleye özetleyecektir.
geriye kocaman bir keder kalmıştır. ve bu kederin mahvettiği ahmet, gülizar ve sevgisiz büyüyen, sahipsizlikten kendi başlarına büyüyen üç çocuk. ahmet'in hikayesi yer yer umut, kocaman bir sevgi ama hayatı mahveden bir kederle noktalanmıştır.ahmet bir de can kardeşi rıfat'ın ölümünü öğrenmiştir. herşeyin üstüne bir de kardeşi gitmiştir. leman yok, rıfat yok.
camiiye gidecek ve diz çökecektir allah'ın karşısında. yıllardır kızgındır yaradana. ama ona meydan okuyamayacaktır. zayıflığını, acizliğini alıp çıkmıştır allah'ın karşısına. dizlerinin bağı çözülüp oturduğunda "tamam, sen kazandın" mı demişti acaba? allah'a hala öfkeli miydi ? ahmet, bunca acıya dayanamayacak, bir süre sonra siroz olacaktır. yine bir içki masasında, leman'ı, ona korneri kullanan can kardeşi rıfat'ı düşünürken, aniden fenalaşacak ve hayata gözlerini yumacaktır. bize de paranızın, şanınızın allah belasını versin diyeceğimiz bir dünya bırakacaktır.
yeni ahmetler, lemanlar, gülizarların olmayacağı bir dünya kurmak bu kadar mı zordur? değildir. bencilliğimizi, para denilen sahte kağıt parçalarına tapışımızı, gösterişimizi bıraktığımız zaman, duygulara değer verdiğimiz zaman bu dünyayı kurabiliriz. en azından çabalar, çabalarken de ölürüz.,son anında lemanları düşünerek, içki masalarında ölen bir kişiyi dahi kurtarabilmişsek, kazanmışızdır.
filmde, ahmetle alakalı birkaç sahne, kendisinin de birkaç repliği vardır. bu kadar az sahne ve replikten böyle bir hikayeyi kafamızda oluşturabilen bir yılmaz erdoğan gerçeği var. bu adam gibi birinin döneminde yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.
ahmet'in ağzından:
o zamanlar kaymakamın bir kızı vardı ya "leman"
saçları taa buralarında.
rüzgarda yürüdü mü sanki pelerin sahibi bir balerin gibi oluyordu.
o gün de maça gelmiş. ben davamlı terliyorum, daha maç başlamadan haa.
neyse maç başladı, hemen bir korner oldu. korneri bizim rıfat atmıştı, bir yükseldim topa ikinci dakkada köşeye taktım topu.
alkış, kıyamet. bir döndüm bizim leman ayağa kalkmış alkışlıyor.
-kaç sene kalmıştı o kız burada?
2 sene. giderken bana bir mektup bırakmıştı, izmire gelirsen ara diye, ben de 5 sene sonra gittim.
-ee bulabildin mi?
buldum. hatta bir de çay içtik. ben o bir de kocası.
o ara golü yemişiz haberimiz yok anlayacağın.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
yağmur yağmasaydı gökkuşağını göremezdik.
devamını gör...
yenilen en kötü tatlı
(bkz: tiramisu)
ismini duyduğum ve nasıl bir tadı olduğunu merak edip denediğim tatlı. görüntü olarak yaş pasta gibi albenili tarafı var. fakat üzerindeki kahve tozu bu tatlıyı bir daha da ağzıma almamaya sebep oldu.
ismini duyduğum ve nasıl bir tadı olduğunu merak edip denediğim tatlı. görüntü olarak yaş pasta gibi albenili tarafı var. fakat üzerindeki kahve tozu bu tatlıyı bir daha da ağzıma almamaya sebep oldu.
devamını gör...
don quixote in his library
1824 yılına tarihlenmiş ve günümüzde ''tokyo fuji art museum'' sanat müzesinde bulunan bu tablo romantik ressam eugene delacroix'in eseri. tuval üzerine yağlı boya ile resmedilmiş sahne 17. yüzyıl ispanyol yazarı cervantes'in yazdığı "don kişot" romanından bir sahnedir. romanın karakteri alonso quijano şövalye romanlarına bağımlıydı ve bir zaman sonra aklını kaybederek kendini don kişot de la mancha olarak, bir şövalye ilan etti. ve maceraya atıldı.
aslında tablodan bahsederken romandan bahsetmemek de olmaz, yazar cervantes bu karakteri la mancha denen bölgeden biri olarak seçti çünkü burası şövalyelikten uzak, anti romantik bir yerdi. bunlar çevirmen john ormsby'in fikirleriydi. cervantes'in de kitabı yazma sebebi şövalyelik kitaplarının kökünü kazımaktı fakat roman dünya çapında ünlenmiştir ve la mancha, romantik şövalyelikle ilişkilendirilmiştir. yazılmış en büyük eserlerden biridir.
tabloda sandalyede oturan, ve önündeki masada bulunan açık kitabı okuduktan sonra düşüncelere dalan kişi don kişot'tur. kendisi bir aristokrat olan alonso kitaplardan o kadar etkilenir ki büyüklerinden kalma zırhlarını kuşanır ve maceraya atılır. eserde de kitaplardan etkilenen don kişot'u görüyoruz. arkasında da kendisi için endişelenen rahibi ve berberi görmekteyiz. üç figürün de yüzünde kayıtsız kalınmayacak bir şaşkınlık ifadesi görünüyor. kitapta bizzat bu anı işaret eden bir bölüm yok fakat romanlardan etkilenen don kişot macerasından dönmüş gözüküyor. kitapları ve şövalye ekipmanları yerde, dağınık bir şekilde duruyor. arkasındaki figürleri umursamıyor, sırtı dönük bir şekilde oturuyor. sol elini yukarıya kaldırmış bir şekilde, zihinsel durumu hakkında açıklayıcı bir tasvir niyetine duruyor sanki.
aslında tablodan bahsederken romandan bahsetmemek de olmaz, yazar cervantes bu karakteri la mancha denen bölgeden biri olarak seçti çünkü burası şövalyelikten uzak, anti romantik bir yerdi. bunlar çevirmen john ormsby'in fikirleriydi. cervantes'in de kitabı yazma sebebi şövalyelik kitaplarının kökünü kazımaktı fakat roman dünya çapında ünlenmiştir ve la mancha, romantik şövalyelikle ilişkilendirilmiştir. yazılmış en büyük eserlerden biridir.
tabloda sandalyede oturan, ve önündeki masada bulunan açık kitabı okuduktan sonra düşüncelere dalan kişi don kişot'tur. kendisi bir aristokrat olan alonso kitaplardan o kadar etkilenir ki büyüklerinden kalma zırhlarını kuşanır ve maceraya atılır. eserde de kitaplardan etkilenen don kişot'u görüyoruz. arkasında da kendisi için endişelenen rahibi ve berberi görmekteyiz. üç figürün de yüzünde kayıtsız kalınmayacak bir şaşkınlık ifadesi görünüyor. kitapta bizzat bu anı işaret eden bir bölüm yok fakat romanlardan etkilenen don kişot macerasından dönmüş gözüküyor. kitapları ve şövalye ekipmanları yerde, dağınık bir şekilde duruyor. arkasındaki figürleri umursamıyor, sırtı dönük bir şekilde oturuyor. sol elini yukarıya kaldırmış bir şekilde, zihinsel durumu hakkında açıklayıcı bir tasvir niyetine duruyor sanki.
devamını gör...
menzil tarikatı
tarikat değil cemaattir nakşibendi tarikatına mensupturlar.
edit: nikiforenko adlı yazara göre başında şeyh efendi olduğu için hem tarikat hem cemaat sayılırmış.
edit: nikiforenko adlı yazara göre başında şeyh efendi olduğu için hem tarikat hem cemaat sayılırmış.
devamını gör...
helvadan put yapmak
eski cahiliye dönemi arapları helvadan putlar yapıp onlara taparlarmış,çok acıktıklarında bu putlarını yiyerek açlıklarını giderirlermiş.
hımm tanrımız da çok tatlıymış demişler mi acaba?
sanırım helva'yı istedikleri şekle sokabildikleri için böyle bir tapma gerçekleştirmişler. yoksa pilav, nohut gibi yiyeceklerede anlam yükleyebilirlerdi. bence helva çok güzel olmuş, elime sağlık demek istemişler. sonuç: şekilci ve egoist olunmamalı. tanrı'yı yedin bitirdin. peki eline ne geçti?
ah niçeeee ahh özür aslında bu tanıma gelmemeliydin.. seni çok yanlış anladılar.
tanrı öldü. onu öldürende şu helvacılar.. insan övülmek istiyordu. tanrı'yı bu işlere karıştırmayacaklardı.
hımm tanrımız da çok tatlıymış demişler mi acaba?
sanırım helva'yı istedikleri şekle sokabildikleri için böyle bir tapma gerçekleştirmişler. yoksa pilav, nohut gibi yiyeceklerede anlam yükleyebilirlerdi. bence helva çok güzel olmuş, elime sağlık demek istemişler. sonuç: şekilci ve egoist olunmamalı. tanrı'yı yedin bitirdin. peki eline ne geçti?

ah niçeeee ahh özür aslında bu tanıma gelmemeliydin.. seni çok yanlış anladılar.
tanrı öldü. onu öldürende şu helvacılar.. insan övülmek istiyordu. tanrı'yı bu işlere karıştırmayacaklardı.
devamını gör...
sözlükteki bütün yazarların erkek olması
ben cyborgum. cinsiyetim var sayılmaz.
devamını gör...
haz duyulan küçük sapıklıklar
bisiklet sürerken dönüşlerde anlamsız derecede yere yakınlaşıp kendimizi motorcu sanmak
devamını gör...
insanın intihar etme nedeni
herkes buraya çaresizlik, umutsuzluk vb. duygular üzerine yazmış. bence yaşamayı sevmemek de çok geçerli bir neden. mesela ben sevmiyorum yaşamayı hayatımın hiçbir döneminde de sevmedim. çok kötü bir hayatım da hiçbir zaman olmadı en mutlu anımda bile deseler ki canım ya sonsuza kadar böyle mi hissetmek istersin yoksa ölmek mi, ölmek derim ben. bi kere yaşamak çok zahmetli en basitinden belirli aralıklarla yemek yemen, su içmen gerekiyor. bu kadar uğraşmaya da değecek bir artısını göremedim bu zamana kadar. peki neden intihar etmiyorum? hayata biraz şans vermek istedim belki sevilecek bir yanı vardır ama ben göremiyorumdur diye gerçi öyle diye diye de baya bi yaşamış oldum. artık eminim yaşamayı asla sevemeyeceğimden de daha ne zaman öleceğime karar veremedim onu bekliyorum.
devamını gör...
mulholland drive
dopdolu bir sanat eseri.
filmi izlemeden önce david lynch'in sinema anlayışı hakkında bilgi edinmenizi öneriyorum. aksi takdirde bu filmi tam anlamıyla anlamak ve hissetmek zorlaşacaktır.
edit: imdb puanını öğrendim az önce.. inanılmaz derecede hak ettiğinin çok altında değer görmüş bir filmmiş. fikrimce 8-9 puan aralığındaki filmlerin yüzde doksanını cebinden çıkaracak türden..
filmi izlemeden önce david lynch'in sinema anlayışı hakkında bilgi edinmenizi öneriyorum. aksi takdirde bu filmi tam anlamıyla anlamak ve hissetmek zorlaşacaktır.
edit: imdb puanını öğrendim az önce.. inanılmaz derecede hak ettiğinin çok altında değer görmüş bir filmmiş. fikrimce 8-9 puan aralığındaki filmlerin yüzde doksanını cebinden çıkaracak türden..
devamını gör...
meb'in suriyelilere a2 türkçe zorunluluğunu kaldırması
devletlerin strateji üretirken iç meselelerine dikkat etmeleri gerekir. hemen hatalarımıza dair iki örnek vereyim.
örneğin biz, ülkemizdeki kürt meselesini hiç umursamadan filistin meselesine dahil olduk. netenyahu'nun oğlu sözde kürdistan bayrağıyla yanıt verdi. kaynak. keza ukrayna meselesine de dahil olunca rus dışişleri sözcüsü zaharova "türkiye'nin çözülmemiş etnik, dinsel sorunları var; dikkat çekmek durumunda kalırız" açıklamasını yapmıştı. ve "kırım hatay'a benziyor" diye eklemişti.
kaynak.
türkçe şartı aranmadan mesleki eğitim verilmesi kararı başka sorunlara kapı açabilir. anadilde eğitim isteyen kürtler şimdi çıkıp 'demekki mesleki eğitimde türkçe şart değilmiş' diyebilir. suriyelileri mutlu etmek adına bu zamana kadar anadilde eğitimin sakıncalarına değinen argümanlar boşa çıkabilir. adamlar 'elin suriyeli göçmenine bu hak var da kürde niye yok' derse artık kim ne diyebilir? netice itibariyle meslek eğitimi sadece göçmen kamplarında verilmiyor, meslek liselerimiz ve meslek yüksekokullarımız da var.
burada mesele bu hakkın verilip verilmemesi değil. milliyetçi geçinen bir iktidarın türkçe şartını kaldırması, bunu yaparken de siyasi sonuçlarını değerlendirebilecek kapasiteden yoksun olması. tıpkı kukla gibi oynatıldıkları dış politikada yaptıkları gibi. gerçekten artık devlet kalmadı, hatta hükümet de kalmadı. bir grup devleti istediği gibi yönetiyor. bir kişi istediği kararların altına imza atıp istediğine atmıyor. ne plan var ne strateji. bu durum ülkemiz adına ciddi bir güvenlik riski doğuruyor.
örneğin biz, ülkemizdeki kürt meselesini hiç umursamadan filistin meselesine dahil olduk. netenyahu'nun oğlu sözde kürdistan bayrağıyla yanıt verdi. kaynak. keza ukrayna meselesine de dahil olunca rus dışişleri sözcüsü zaharova "türkiye'nin çözülmemiş etnik, dinsel sorunları var; dikkat çekmek durumunda kalırız" açıklamasını yapmıştı. ve "kırım hatay'a benziyor" diye eklemişti.
kaynak.
türkçe şartı aranmadan mesleki eğitim verilmesi kararı başka sorunlara kapı açabilir. anadilde eğitim isteyen kürtler şimdi çıkıp 'demekki mesleki eğitimde türkçe şart değilmiş' diyebilir. suriyelileri mutlu etmek adına bu zamana kadar anadilde eğitimin sakıncalarına değinen argümanlar boşa çıkabilir. adamlar 'elin suriyeli göçmenine bu hak var da kürde niye yok' derse artık kim ne diyebilir? netice itibariyle meslek eğitimi sadece göçmen kamplarında verilmiyor, meslek liselerimiz ve meslek yüksekokullarımız da var.
burada mesele bu hakkın verilip verilmemesi değil. milliyetçi geçinen bir iktidarın türkçe şartını kaldırması, bunu yaparken de siyasi sonuçlarını değerlendirebilecek kapasiteden yoksun olması. tıpkı kukla gibi oynatıldıkları dış politikada yaptıkları gibi. gerçekten artık devlet kalmadı, hatta hükümet de kalmadı. bir grup devleti istediği gibi yönetiyor. bir kişi istediği kararların altına imza atıp istediğine atmıyor. ne plan var ne strateji. bu durum ülkemiz adına ciddi bir güvenlik riski doğuruyor.
devamını gör...
sorulması mutlu eden sorular
gelirken bakkala gireyim diyorum bir şeyler lazım mı?
küçük ancak yöneltilen insanı mutlu eden sorulardır.
küçük ancak yöneltilen insanı mutlu eden sorulardır.
devamını gör...
ilahiyat dekanından boğaziçi'li öğrencilere tehdit
herhangi bir avrupa ülkesinde olsaydı anında görevden alınıp, hakkında soruşturma açılırdı.
devamını gör...
mesajlara geç cevap veren insan
biri 3 gün sonra "evet haklısın" yazmış.hangi konuda haklı olduğumu 1 gün falan düşünmüşümdür.
devamını gör...
birader anı
'bruh moment' olarak da bilinir. dağlar denizlere, ovalar platolara karışır.
devamını gör...
