kuzuların koyunlarla buluşma anı
koyver danayı bulur anayı. bunlar kuzu ama aynı şey.
devamını gör...
normal sözlük kraliyet arması
*** düzeltme ***
24 ocak 2021 - 31 ocak 2021 kazananı 2934.85 puan ile uzat sarı saçlarını rapunzel olmuştur. d&r 25 tl hediye çeki kendisine takdim edilecektir.
ellerine, emeklerine ve dahi uzun sarı saçlarına sağlık efenim.*
24 ocak 2021 - 31 ocak 2021 kazananı 2934.85 puan ile uzat sarı saçlarını rapunzel olmuştur. d&r 25 tl hediye çeki kendisine takdim edilecektir.
ellerine, emeklerine ve dahi uzun sarı saçlarına sağlık efenim.*
devamını gör...
değiştirmek istediğiniz tarihi bir olay
çin'de ilk yarasa yiyen kişi kimse onu bulup güzel türk mutfağı ürünleri ile tanıştırmak olurdu. yol yakınken dön bak ne güzel yemeklerimiz var bırak sen çin mutfağını. hiç yenir mi yarasa?
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
khaled hosseini - uçurtma avcısı.
devamını gör...
çaylaklardan mesaj bekleyen yazarlar veri tabanı
yakında çaylaklar toplanıp suikast planları yapmaya başlayacaklar diye düşündüren başlık. gözünüze kestirdiğiniz 1.nesiller varsa gelin yardımcı olayım sjsjsjsjs.
devamını gör...
patau sendromu
trizomi 13 ile ilişkili down sendromuna benzeyen hastalıktır.
bu hastalarda holoprosensefali sık görülür.
buna ek olarak edwards sendromu'ndan farklı olarak parmak sayısının fazla olduğu polidaktili,aplasia cutis görülür.
bir diğer önemli bulgusu da 1. costa(kaburga) kemiğinin tam gelişmemesi ile birlikte 12. costanın yokluğudur.
bu hastalarda holoprosensefali sık görülür.
buna ek olarak edwards sendromu'ndan farklı olarak parmak sayısının fazla olduğu polidaktili,aplasia cutis görülür.
bir diğer önemli bulgusu da 1. costa(kaburga) kemiğinin tam gelişmemesi ile birlikte 12. costanın yokluğudur.
devamını gör...
ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler
fransız ihtilalinde giyotinle idam edilen kraliçe marie antoinettehem'in söylediği iddia edilen söz.bu sözü de onun söylediğine dair kanıt yok.ama o dönem ekmek sıkıntısı çekilen fransa'da zenginlerin fakirlerin hayatından bihaber olmasını tasvir eden bir söylenti olmuş.bir de bahsedilen şey pasta değil brioche adlı verilen ve ekmeğe çok benzeyen bir çörek.
devamını gör...
kanlı para
yer antalya olsa da nispeten soğuk bir kış günü. akşam saat on gibi telefonum çalıyor. bakıyorum amcaoğlu arayan. açıyorum telefonumu. biraz da kaygılı bir şekilde. hem sık aramayan biri hem de vakit -kış saatine göre üstelik aile babası birine göre- epey geç.
telefonun karşı ucundaki ses tedirgin bir şeyler söylüyor ama pek anlaşılır değil. belli ki bir hengame yaşanıyor çevresinde. bizim evin oraya gel, konuşmamız gerek diyor.
hemen çıkıp gidiyorum telaşla. vardığımda bir nebze rahatlıyor içim. zira konu ve hengamenin başkahramanı amcamın oğlu değil. ama belli ki içi acımış, beti benzi atmış. soruyorum nedir? ne değildir diye...
başlıyor komşusundan bahsetmeye... komşusu çocukluktan beri aynı mahallemizde oturan bir ailenin kızı. pek sohbetimiz yok ama aşinayız. eşi ile kardeşi kavgaya tutuşmuşlar. meğer erkek kardeşinin iki göz odasında kiracıymış kadın.
konu her neyse kayın ile enişte dalmışlar birbirine. altı aylık hamile kadın kavganın ortasında kalmış. durumu gören amcaoğlu koşmuş ama o yetişmeden kayınço çekici rastgele sallamış eniştesine. üstüne çıkın benim evimden hem de bu gece, diyerek daha ağır darbeyi kız kardeşine vurmuş.
yarık bir kaş ve kırık bir kalp. illede bu gece taşınacağız sizin gecekonduya diyorlar. bizim gecekondu bir kaç aydır boş duruyor. hem uğraşmak istemiyoruz kiracı ile hem de ev bize zaten çokta oturulacak durumda gelmediğinden bekletiyoruz öylece.
durum böyleyken tamam diyorum. eve bir bakın, kafanıza yatarsa taşınırsınız diyorum. kadın; sizin evinizi biliyorum, bakmaya gerek yok diyor. kısa bir telefon trafiğinden sonra eşyalar yükleniyor gelen kamyonete. evi göstermeye götürürken eşyaların ufak bir kısmı taşınıyor.
yolda yaşananları ve hamile kadını düşüyorum. kim bilir nasıl bir ruh hali içinde ama panter gibi atik aslan gibi kuvvetli duruyor. yılmıyor eşyaları elleriyle yüklüyor, boşaltıyor. doğacak çocuğu canlanıyor zihnimde, yanındaki küçücük oğlu ve arkasından yürüyen kafası sargılı kocası ilişiyor gözüme daha bir büyüyor kadın devleşiyor adeta. ana diyorum. ana, bu kadın ana...
derken konu kira bedeline geliyor. vasat bir ev, akarı kokarı yok ama çokta iyi bir yer değil. onların gönlünü hoş edecek bir bedel söylüyorum katkım olsun diye. teşekkür ediyorlar. sonra kadın dimdik bir duruşla iyi dileklerini iletiyor. içimden geçenler dilime dökülüyor. abla diyorum; “dilerseniz bu ay benden olsun daha sonrada gönlünüz neye razı gelirse onu verirsiniz. insanlık öldü mü!” diye.
hayır diyor. kardeşimdi beni evinden kovan. allah kimseyi ne merde ne de namerde muhtaç etmesin. bize zaten uygun bir kira söyledin. allah çoluk çocuğunu sana bağışlasın. yarın akşam paranı getiririz diyor. elimahkum kabul ediyor ve onuru zedelenmiş kadını kendi ailesiyle, dertleriyle ve yeni eviyle baş başa bırakıp dönüyorum.
o gece zor uyuyorum. kadının onurlu duruşu gözümün önünde hep. ne ara dalıp ne ara uyandım bilmiyorum.
ertesi gün akşam oluyor. kapımızda kafası sargılar içinde kadının eşi. iki gündür birebir ilgilendiğim ve aklımdan çıkmayan ailenin reisi. adı hüseyin miş yeni öğreniyorum. içeri buyur ediyorum hayır üstüm başım uygun değil diyor. ısrarım kar etmiyor. içeri girmiyor. sonra elini önceki geceden üzerinde olan ve hala omuz kısmında kan izleri bulunan gömleğinin sol göğüs cebine uzatıp kira parasını çıkararak uzatıyor. içim rahat değil almak istemiyorum ama avuçlarıma bırakıp aşağı yönelmesi bir oluyor.
gittiğini görünce elimdeki paraya bakıyorum. üzerindeki kan lekeleri hemde daha tam kurumamış kan lekeleri. zor duruyorum ayakta o parayı harcamak gelmiyor içimden. ahmet kaya‘nın dillendirdiği öyle bir yerdeyim ki şarkısı geliyor
dostum dostum
güzel dostum
bu ne beter çizgidir bu
bu ne çıldırtan denge
yaprak döker bir yanımız
bir yanımız bahar bahçe.
ne kadarda haklı ne kadarda doğruymuş bu şarkının sözleri. ah ulan hayat senden ala puşt var mı söylesene?
telefonun karşı ucundaki ses tedirgin bir şeyler söylüyor ama pek anlaşılır değil. belli ki bir hengame yaşanıyor çevresinde. bizim evin oraya gel, konuşmamız gerek diyor.
hemen çıkıp gidiyorum telaşla. vardığımda bir nebze rahatlıyor içim. zira konu ve hengamenin başkahramanı amcamın oğlu değil. ama belli ki içi acımış, beti benzi atmış. soruyorum nedir? ne değildir diye...
başlıyor komşusundan bahsetmeye... komşusu çocukluktan beri aynı mahallemizde oturan bir ailenin kızı. pek sohbetimiz yok ama aşinayız. eşi ile kardeşi kavgaya tutuşmuşlar. meğer erkek kardeşinin iki göz odasında kiracıymış kadın.
konu her neyse kayın ile enişte dalmışlar birbirine. altı aylık hamile kadın kavganın ortasında kalmış. durumu gören amcaoğlu koşmuş ama o yetişmeden kayınço çekici rastgele sallamış eniştesine. üstüne çıkın benim evimden hem de bu gece, diyerek daha ağır darbeyi kız kardeşine vurmuş.
yarık bir kaş ve kırık bir kalp. illede bu gece taşınacağız sizin gecekonduya diyorlar. bizim gecekondu bir kaç aydır boş duruyor. hem uğraşmak istemiyoruz kiracı ile hem de ev bize zaten çokta oturulacak durumda gelmediğinden bekletiyoruz öylece.
durum böyleyken tamam diyorum. eve bir bakın, kafanıza yatarsa taşınırsınız diyorum. kadın; sizin evinizi biliyorum, bakmaya gerek yok diyor. kısa bir telefon trafiğinden sonra eşyalar yükleniyor gelen kamyonete. evi göstermeye götürürken eşyaların ufak bir kısmı taşınıyor.
yolda yaşananları ve hamile kadını düşüyorum. kim bilir nasıl bir ruh hali içinde ama panter gibi atik aslan gibi kuvvetli duruyor. yılmıyor eşyaları elleriyle yüklüyor, boşaltıyor. doğacak çocuğu canlanıyor zihnimde, yanındaki küçücük oğlu ve arkasından yürüyen kafası sargılı kocası ilişiyor gözüme daha bir büyüyor kadın devleşiyor adeta. ana diyorum. ana, bu kadın ana...
derken konu kira bedeline geliyor. vasat bir ev, akarı kokarı yok ama çokta iyi bir yer değil. onların gönlünü hoş edecek bir bedel söylüyorum katkım olsun diye. teşekkür ediyorlar. sonra kadın dimdik bir duruşla iyi dileklerini iletiyor. içimden geçenler dilime dökülüyor. abla diyorum; “dilerseniz bu ay benden olsun daha sonrada gönlünüz neye razı gelirse onu verirsiniz. insanlık öldü mü!” diye.
hayır diyor. kardeşimdi beni evinden kovan. allah kimseyi ne merde ne de namerde muhtaç etmesin. bize zaten uygun bir kira söyledin. allah çoluk çocuğunu sana bağışlasın. yarın akşam paranı getiririz diyor. elimahkum kabul ediyor ve onuru zedelenmiş kadını kendi ailesiyle, dertleriyle ve yeni eviyle baş başa bırakıp dönüyorum.
o gece zor uyuyorum. kadının onurlu duruşu gözümün önünde hep. ne ara dalıp ne ara uyandım bilmiyorum.
ertesi gün akşam oluyor. kapımızda kafası sargılar içinde kadının eşi. iki gündür birebir ilgilendiğim ve aklımdan çıkmayan ailenin reisi. adı hüseyin miş yeni öğreniyorum. içeri buyur ediyorum hayır üstüm başım uygun değil diyor. ısrarım kar etmiyor. içeri girmiyor. sonra elini önceki geceden üzerinde olan ve hala omuz kısmında kan izleri bulunan gömleğinin sol göğüs cebine uzatıp kira parasını çıkararak uzatıyor. içim rahat değil almak istemiyorum ama avuçlarıma bırakıp aşağı yönelmesi bir oluyor.
gittiğini görünce elimdeki paraya bakıyorum. üzerindeki kan lekeleri hemde daha tam kurumamış kan lekeleri. zor duruyorum ayakta o parayı harcamak gelmiyor içimden. ahmet kaya‘nın dillendirdiği öyle bir yerdeyim ki şarkısı geliyor
dostum dostum
güzel dostum
bu ne beter çizgidir bu
bu ne çıldırtan denge
yaprak döker bir yanımız
bir yanımız bahar bahçe.
ne kadarda haklı ne kadarda doğruymuş bu şarkının sözleri. ah ulan hayat senden ala puşt var mı söylesene?
devamını gör...
yazarların en türk özelliği
biten şampuanı, salçayı, reçeli, yoğurdu
vb. iyice çalkalamadan atmamak.
vb. iyice çalkalamadan atmamak.
devamını gör...
uzun ilişkinin bitmesi
ıssız bir adada kalakalmak gibidir.
etrafına bakarsın. arkadaşlarına, ailene gereken önemi verememişsin. çevrendeki insanlardan bir tık uzaklaşmışsın. sevgilin ve sen yetiyordur çünkü. her şeyin farkına yavaş yavaş varırsın. gerçekten sevdiysen uzun süre içinde kalacak bir sızı olur. onla beraber gittiğiniz yerlerde gözler onu arar hep. hatta ruh hastası olursanız arkadan ona benzetip koşar adım gidip yüzüne bakmaya çalışırsınız.(ben değil bir arkadaşım, yerseniz tabi)
neyseki tamamen bitti gitti bende. ama çok zor günlerdi. sevmeye tövbe ettirir insanı uzun ilişki sonrası günler.
etrafına bakarsın. arkadaşlarına, ailene gereken önemi verememişsin. çevrendeki insanlardan bir tık uzaklaşmışsın. sevgilin ve sen yetiyordur çünkü. her şeyin farkına yavaş yavaş varırsın. gerçekten sevdiysen uzun süre içinde kalacak bir sızı olur. onla beraber gittiğiniz yerlerde gözler onu arar hep. hatta ruh hastası olursanız arkadan ona benzetip koşar adım gidip yüzüne bakmaya çalışırsınız.(ben değil bir arkadaşım, yerseniz tabi)
neyseki tamamen bitti gitti bende. ama çok zor günlerdi. sevmeye tövbe ettirir insanı uzun ilişki sonrası günler.
devamını gör...
nuri bilge ceylan vs zeki demirkubuz
- bazı filmlerden spoiler icerebilir-
aslında bu tür karşılaştırmalara karşıyım. ancak, başlığın tahrik edici bir yanı var* nbc maceram, "iklimler" adlı bir filmle başladı, çoğu kişinin beğendiği bu film bende, kötü bir etki bıraktı ve beğenmedim. tam da bu yıllarda, müptelası olduğum masumiyet filmi yillariydi. haliyle, demirkubuz bu yıllarda bana göre çok daha gerçekçi bir tarzda ihtiva ediyordu. ardından, nbc'yi hiç takip etmediğimi belirteyim. bu dönemde demirkubuz'dan "kıskanmak" adlı film geldi, birçok eleştiri aldı ancak ben beğenmiştim.
ardından "yeraltı" geldi ve demirkubuz'la ilk, anlamsal kopusum bu filmle başladı. inanılmaz derece zorlama bir filmdi. bunda, demirkubuz'un tam anlamıyla dostoyevski'nin etkisi altına girmesinin payı büyüktü. dostoyevski büyülü bir yazar olmasının yanında, özelikle görselliğin peşinde olan takipçisine ciddi dezavantaj sağlıyor. yaptığı psikolojik cozumlemelerin etkisi altında sinema filmi yapmak ve hatta tüm hayatınızı bunun üzerine kurmak, freud'tan esinlenmekten farksızdır. yeraltı, bilindiği üzere dostoyevski'nin "yeraltıdan notlar" ından bir uyarlamaydı. seçilen oyunculardan, filmin görsel problemleri bana göre damgasını vurmuştu. bu noktadan sonra, demirkubuz gerilemeye başladı diye düşünüyorum. - filmin kritigini burada yapmak istemiyorum-
ardından "kor" ve "bulantı" gibi, hakkında konuşmak dahi istemediğim iki garabet film geldi. sanırım burada bir sorun görmüş olacak ki, demirkubuz da geri çekildi. kendisi son derece yetenekli bir insan fakat 10 senedir, hicbirsey yapmıyor diyebilirim.
nbc'ye tekrar dönmem" bir zamanlar anadolu" filmiyle oldu. bu filmle birlikte, nbc sinemanın görsel anlatımını en güzel ve yaratıcı yönüyle kullanacağının mesajını vermişti. öyle de oldu, "kış uykusu" ve özelikle "ahlat ağacı" sinema filmi nedir, nasıl olmalıdır gibi soruların cevabıdır.
ahlat ağacı, bana göre türk sinemasının en müthiş eserlerinden biridir. saydığım son üç filmle, nbc sadece demirkubuz'a değil, sinemadaki yerli ve yabancı birçok insana önemli bir örnek sunmuştur.
nbc daha çok çehov endeksli bakan bir yönetmen, çehov görsel anlamda dostoyevski 'nın her daim ciddi anlamda önündedir. demirkubuz' un dostoyevski'den
etkilendiğini söylemiştik, ancak ne bu etkiyi sinemaya aktarabiliyor ne de anlatmak istediğini bir forma sokabiliyor. demirkubuz ya roman yazmalı ya da artık sinemayı rahat bırakmalı, çünkü ciddi anlamda son 10 yıldır anlatım sorunu var. hala masumiyet'in ekmeğini yiyor, kendisine neden diye sormalı.
aslında bu tür karşılaştırmalara karşıyım. ancak, başlığın tahrik edici bir yanı var* nbc maceram, "iklimler" adlı bir filmle başladı, çoğu kişinin beğendiği bu film bende, kötü bir etki bıraktı ve beğenmedim. tam da bu yıllarda, müptelası olduğum masumiyet filmi yillariydi. haliyle, demirkubuz bu yıllarda bana göre çok daha gerçekçi bir tarzda ihtiva ediyordu. ardından, nbc'yi hiç takip etmediğimi belirteyim. bu dönemde demirkubuz'dan "kıskanmak" adlı film geldi, birçok eleştiri aldı ancak ben beğenmiştim.
ardından "yeraltı" geldi ve demirkubuz'la ilk, anlamsal kopusum bu filmle başladı. inanılmaz derece zorlama bir filmdi. bunda, demirkubuz'un tam anlamıyla dostoyevski'nin etkisi altına girmesinin payı büyüktü. dostoyevski büyülü bir yazar olmasının yanında, özelikle görselliğin peşinde olan takipçisine ciddi dezavantaj sağlıyor. yaptığı psikolojik cozumlemelerin etkisi altında sinema filmi yapmak ve hatta tüm hayatınızı bunun üzerine kurmak, freud'tan esinlenmekten farksızdır. yeraltı, bilindiği üzere dostoyevski'nin "yeraltıdan notlar" ından bir uyarlamaydı. seçilen oyunculardan, filmin görsel problemleri bana göre damgasını vurmuştu. bu noktadan sonra, demirkubuz gerilemeye başladı diye düşünüyorum. - filmin kritigini burada yapmak istemiyorum-
ardından "kor" ve "bulantı" gibi, hakkında konuşmak dahi istemediğim iki garabet film geldi. sanırım burada bir sorun görmüş olacak ki, demirkubuz da geri çekildi. kendisi son derece yetenekli bir insan fakat 10 senedir, hicbirsey yapmıyor diyebilirim.
nbc'ye tekrar dönmem" bir zamanlar anadolu" filmiyle oldu. bu filmle birlikte, nbc sinemanın görsel anlatımını en güzel ve yaratıcı yönüyle kullanacağının mesajını vermişti. öyle de oldu, "kış uykusu" ve özelikle "ahlat ağacı" sinema filmi nedir, nasıl olmalıdır gibi soruların cevabıdır.
ahlat ağacı, bana göre türk sinemasının en müthiş eserlerinden biridir. saydığım son üç filmle, nbc sadece demirkubuz'a değil, sinemadaki yerli ve yabancı birçok insana önemli bir örnek sunmuştur.
nbc daha çok çehov endeksli bakan bir yönetmen, çehov görsel anlamda dostoyevski 'nın her daim ciddi anlamda önündedir. demirkubuz' un dostoyevski'den
etkilendiğini söylemiştik, ancak ne bu etkiyi sinemaya aktarabiliyor ne de anlatmak istediğini bir forma sokabiliyor. demirkubuz ya roman yazmalı ya da artık sinemayı rahat bırakmalı, çünkü ciddi anlamda son 10 yıldır anlatım sorunu var. hala masumiyet'in ekmeğini yiyor, kendisine neden diye sormalı.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
tarih; 15 kasım 1924, cumhuriyet tarihimizin ilk öğrenci eylemi. o gün, bütün öğrenciler istanbul’da tramvay duraklarından tramvaya binecek ve hakları olan tam biletin yarısı kadar ücret ödeyeceklerdir. harbiye tramvay istasyonundan üç öğrenci biner ve biletçiye tam biletin yarısı kadar ücret ödemek isterler, biletçi kabul etmez. o esnada tramvay yolunda onarım vardır. vatman tramvayı durdurur, yolun kenarında belçikalı şirkete çalışan insanlar vardır. üç öğrenci tramvaydan indirilir ve feci şekilde dövülür, bununla da kalmaz, iki el silah sesi ve yerde kanlar içinde yatan iki öğrenci.
bugün öğrencilerimiz şunu bilsinler ki kimliklerini gösterdiklerinde tam biletin yarısı kadar ücret ödüyorlarsa, onun bedeli cumhuriyet tarihimizde ödenmiştir. bizde bir söz var; 40 paralık adam, birilerini aşağılamak, küçümsemek için kullanılır bu deyim. kırk paralık adam! o yıllarda tam bilet 80 paraydı, 40 paralık adam, haklarını, cumhuriyetin kendilerine verdiği kazanımları savunmak isteyen öğrencilerden başkaları değildir.
kaynak
bugün öğrencilerimiz şunu bilsinler ki kimliklerini gösterdiklerinde tam biletin yarısı kadar ücret ödüyorlarsa, onun bedeli cumhuriyet tarihimizde ödenmiştir. bizde bir söz var; 40 paralık adam, birilerini aşağılamak, küçümsemek için kullanılır bu deyim. kırk paralık adam! o yıllarda tam bilet 80 paraydı, 40 paralık adam, haklarını, cumhuriyetin kendilerine verdiği kazanımları savunmak isteyen öğrencilerden başkaları değildir.
kaynak
devamını gör...
düşen helikopter enkazına şemsiyeyle giden bingöl valisi
t: devletin yönetim kadrosunun devlet adamlığından yoksun, liyakatsiz kişilere teslim edildiğini gösteren hadisedir.
1. bu zihniyet şehitliğin sadece ''edebiyatını'' yapar. eren bülbül'ün annesine ev anahtarı vermek gibi messela yani.
2. bu zihniyet islamcılık furyasıyla başa gelmiştir. taban tabana islama zıt hareketler sergilemeye devam etmekte olsa da her geçen gün bir yenisine rastladığımız, gelenekselleşmiş islamcılık anlayışına sahip halkımız için bu durum bir anlam ifade etmemektedir. çalıyor ama yapıyor gibi messela yani.
3. bu zihniyet anadolu insanının ferasetine güvendiğini açıkça bas bas bağırarak meydanlarda söylemiştir. feraset dedikleri şey de erdoğanın götünün kılıyım diyen teyzenin seziş yetisidir messela yani.
biz böyle eşek olduktan sonra bu gider yenisi gelir o gider ötekisi gelir. anlayacağınız baki olan bu zihniyet değil bizim eşekliğimiz messela yani.
1. bu zihniyet şehitliğin sadece ''edebiyatını'' yapar. eren bülbül'ün annesine ev anahtarı vermek gibi messela yani.
2. bu zihniyet islamcılık furyasıyla başa gelmiştir. taban tabana islama zıt hareketler sergilemeye devam etmekte olsa da her geçen gün bir yenisine rastladığımız, gelenekselleşmiş islamcılık anlayışına sahip halkımız için bu durum bir anlam ifade etmemektedir. çalıyor ama yapıyor gibi messela yani.
3. bu zihniyet anadolu insanının ferasetine güvendiğini açıkça bas bas bağırarak meydanlarda söylemiştir. feraset dedikleri şey de erdoğanın götünün kılıyım diyen teyzenin seziş yetisidir messela yani.
biz böyle eşek olduktan sonra bu gider yenisi gelir o gider ötekisi gelir. anlayacağınız baki olan bu zihniyet değil bizim eşekliğimiz messela yani.
devamını gör...
homofobi
eşcinsellere karşı duyulan korku, nefret ve ayrımcılığa verilen isimdir.
devamını gör...
kaç kere aşık olunabilir sorunsalı
"insan yaşamı boyunca bir kişiyi sever. önceki ve sonrakiler; birer arayış, kaçış ya da aldanıştır."
goethe böyle söyler. kimisi onu haklı bulur ve evet böyledir der. kimisi de hayır insan birden çok kez aşık olabilir sevebilir der. ama bana göre de insan sadece bir kez gerçekten aşık olur ve belki de diğer gerçek aşk zannettiklerimiz birer aldanıştır aşk gibi görünüp aslında kendimizi kandırdığımız bir yanılsamadan ibarettir.
goethe böyle söyler. kimisi onu haklı bulur ve evet böyledir der. kimisi de hayır insan birden çok kez aşık olabilir sevebilir der. ama bana göre de insan sadece bir kez gerçekten aşık olur ve belki de diğer gerçek aşk zannettiklerimiz birer aldanıştır aşk gibi görünüp aslında kendimizi kandırdığımız bir yanılsamadan ibarettir.
devamını gör...
mahlassızım
sayın yazarın, yazdığı tanımları ilgi ile takip ediyorum. teşekkürler paylaşımları için. keyifli yazmalar sayın yazar.
devamını gör...
dünyanın sonuna doğmuşum
ya da ölmüşüm haberim yok...
devamını gör...
tutunamayanlar
şuan okumakta olduğum, okurken de oğuz atay'a bir kez daha hayranlık duyduğum kitap.
daha kaç kez ıskalayacağız hayatı olric?
oklarımız bitene kadar efendim.
daha kaç kez ıskalayacağız hayatı olric?
oklarımız bitene kadar efendim.
devamını gör...
bittabi
'doğal olarak, elbette, tabi şekilde' anlamına gelen sözcüktür.
devamını gör...
