günaydın sözlük
en son baktığımda saat üçe çeyrek geçiyordu. ne ara sekiz oldu anlamadım. sanırım uyumuşum biraz lakin bu ne bir uyumaktı ne de bir aydınlık. tamamen bir kayıp hali sanırım. bana öyle geldi çünkü. gözlerim yarı açık yarı kapalıyken beynim, dilediğim şeyi yapmayarak, bütün görevini fazlasıyla yerine getiriyordu. en sonunda alarmın sesini duymam ve gözlerimin tam manasıyla açılmasıyla bu işkence son buldu.
gecelerin sessiz ve soğuk olmaya başladığı mevsimlerin
serin ve aydın sabahlarına güzel bir şekilde uyanmış olmanızı dileyerek;
günaydın dostlarım.
gecelerin sessiz ve soğuk olmaya başladığı mevsimlerin
serin ve aydın sabahlarına güzel bir şekilde uyanmış olmanızı dileyerek;
günaydın dostlarım.
devamını gör...
hiç görmediği birine aşık olan insan
o ne biliyor musunuz? kendinize çok benzeyen birini bulmuşsunuzdur. size bir cümle kuruyordur, o tombik yanaklarınız al al olup "ya aynı benim gibi düşünüyoo," diye sevinirsiniz ya? hah işte! bu onun etkisi onun. hiç görmediğiniz birini sadece cümleleriyle sevdiyseniz muhtemelen sanki kendinizin bir kopyasıyla konuşuyormuşsunuz gibi hissettiğinizdendir. eşi ve benzeri olmayan insan yok nihayetinde. kişi hep kendine en çok benzeyeni arar.
devamını gör...
diyojen'in boş beleş bir tip olduğu gerçeği
diyojen'in trollüğe de ihtiyacı yoktu, seni görse: "boş yapma, başka ihsan istemez." derdi.
devamını gör...
we could be the same
manganın 2010 eurovisionda ülkemizi başarı ile temsil ettiği 2. olan şarkıdır . açık açık hakkı yenmiştir. we are the winner no matter what they said.
devamını gör...
güne bir söz bırak
ve herkes bir gün gider insan kendine kalır sonunda...
| ilhan berk |
| ilhan berk |
devamını gör...
manus
latince el demektir.
manipulate, mandate, manuel, manufacture, manuscript gibi yabancı kelimeler elden köken almış, bütün dünyanın kullanmış olduğu sözcükler olagelmiştir.
manipulate, mandate, manuel, manufacture, manuscript gibi yabancı kelimeler elden köken almış, bütün dünyanın kullanmış olduğu sözcükler olagelmiştir.
devamını gör...
zeybek
en güzel atam'a yakışıyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının almış olduğu en güzel iltifat
seninle gurur duyuyorum.*
iş açısından kendimi çok iyi geliştirdim.geçen gün iş verenlerin birisi 'malzemeleri tutuş tarzın bile değişti' dedi.
ondan önce diğeri bayağı zor bir işi bitirdiğimde ennn tepedeki şeyi söyledi.
ya hu anam babam demedi bana bunu be!*
insan nasıl tepki vereceğini bilmiyor bir kere.
aa geçen akşam annem arkadaşıyla konuşurken yaptıklarımdan bahsetti,en son da araya " yaaa öyle,bizim kızın on parmağında on marifet" dedi,gerçi ben bunun dalga geçmek amaçlı söylendiğini düşünüyorum.*
iş açısından kendimi çok iyi geliştirdim.geçen gün iş verenlerin birisi 'malzemeleri tutuş tarzın bile değişti' dedi.
ondan önce diğeri bayağı zor bir işi bitirdiğimde ennn tepedeki şeyi söyledi.
ya hu anam babam demedi bana bunu be!*
insan nasıl tepki vereceğini bilmiyor bir kere.
aa geçen akşam annem arkadaşıyla konuşurken yaptıklarımdan bahsetti,en son da araya " yaaa öyle,bizim kızın on parmağında on marifet" dedi,gerçi ben bunun dalga geçmek amaçlı söylendiğini düşünüyorum.*
devamını gör...
dış görünüşe önem vermiyorum diyen insan
yalan söylüyordur. tamam belki bi brad pitt beklemiyorsundur da "ben tipe bakmiyorum abieee ya "
da deme. illaki bakıyorsun..
da deme. illaki bakıyorsun..
devamını gör...
bakmak ve görmek arasındaki fark
ikisi aynı şey değildir.
öncelikli bakmak; insanların ve diğer canlıların ortak özelliğidir.
fakat görmek; sadece insanlara özgü bir durumdur.
bakmak için sadece göz yeterli olurken görmek için de akıl ve gönül de gereklidir.
evet belki gözü olan herkes bakabilir ama akıl ve kalp olmadan herkes göremez.
onun içindir ki; baktığı halde göremeyen nice insanlar, hayattaki birçok gerçeğin sırrını anlamamışlardır.
demem o ki sadece gözle bakmayalım, kalbimiz sadece atmasın. duysun, hissetsin ve konuşsun. hayata dair bütün olan bitenlere kalp ve akıl ile bakarak, uzağa, taa uzağa görsün ve birçok şeyi fark etsin.
her neyse;
burada amacım manayı tüketmek, bazı kavramları öylesine kolay kullanarak oracıkta bırakmak deği. içini siz tecrübeyle, dokunuşla, bakışla ve güzel bir görüşle doldurun...
öncelikli bakmak; insanların ve diğer canlıların ortak özelliğidir.
fakat görmek; sadece insanlara özgü bir durumdur.
bakmak için sadece göz yeterli olurken görmek için de akıl ve gönül de gereklidir.
evet belki gözü olan herkes bakabilir ama akıl ve kalp olmadan herkes göremez.
onun içindir ki; baktığı halde göremeyen nice insanlar, hayattaki birçok gerçeğin sırrını anlamamışlardır.
demem o ki sadece gözle bakmayalım, kalbimiz sadece atmasın. duysun, hissetsin ve konuşsun. hayata dair bütün olan bitenlere kalp ve akıl ile bakarak, uzağa, taa uzağa görsün ve birçok şeyi fark etsin.
her neyse;
burada amacım manayı tüketmek, bazı kavramları öylesine kolay kullanarak oracıkta bırakmak deği. içini siz tecrübeyle, dokunuşla, bakışla ve güzel bir görüşle doldurun...
devamını gör...
yatağı iyi olan erkek
ben mesela. kendi yatakçım var gemlik'te özel yaptırıp getirtiyorum.
devamını gör...
aykut (yazar)
yayındaşım, kankam, varoluşşal sancılarını sevdiğimdir.
tanım: kutlu, uğurlu anlamına gelen isim.
bence ismiyle müsemma, kendince hayattan o şekilde bir feedback alamayan brom.
lep demeden leblebiyi anlayan,
hayatla, kendiyle ya da benimle kavga ederken dahi bi şeyler katan
güzel günler göreceğiz güneşli günler demek istediğimdir.
tanım: kutlu, uğurlu anlamına gelen isim.
bence ismiyle müsemma, kendince hayattan o şekilde bir feedback alamayan brom.
lep demeden leblebiyi anlayan,
hayatla, kendiyle ya da benimle kavga ederken dahi bi şeyler katan
güzel günler göreceğiz güneşli günler demek istediğimdir.
devamını gör...
yazarların asla yapmam dediği bir şey
çift kiyafetleri asla giymem. o ne oyle abi
devamını gör...
iyi bir insan olmak
"bir insan acı duyuyorsa canlıdır, başkasının acısını duyabiliyorsa insandır." der tolstoy. başkasının acısını duyup başkalarının hayatlarına dokunabilen de iyi insandır bence. başkası bazen bir kedi, bazen bir kuş, bazen yoldan geçerken gördüğün bir insan, bazen de komşu...
devamını gör...
orhan veli dizeleri
ne hoş, ey güzel tanrım, ne hoş
mavilerde sefer etmek!
bir sahilden çözülüp gitmek
düşünceler gibi başıboş.
açsam rüzgara yelkenimi;
dolaşsam ben de deniz deniz
ve bir sabah vakti, kimsesiz
bir limanda bulsam kendimi.açsam rüzgara
bekliyorum
öyle bir havada gel ki,
vazgeçmek mümkün olmasın.davet
mavilerde sefer etmek!
bir sahilden çözülüp gitmek
düşünceler gibi başıboş.
açsam rüzgara yelkenimi;
dolaşsam ben de deniz deniz
ve bir sabah vakti, kimsesiz
bir limanda bulsam kendimi.açsam rüzgara
bekliyorum
öyle bir havada gel ki,
vazgeçmek mümkün olmasın.davet
devamını gör...
çocukluğumuzda meşhur olan şarkılar
tarkan - kıl oldum abi
devamını gör...
the last temptation of christ
zamanında oldukça ses getiren martin scorsese'nin isa'yı anlattığı mükemmel film. özellikle hristiyan aleminde hem filmin hem de esinlenildiği kitabın yasaklanmasının sebebi ise kutsallıktan hatta iddiaya göre gerçek hikayeden uzak, "uydurma" oluşudur. filme gelecek olursak isa, kutsallıktan uzak hatta neredeyse şizofreni bir insan olarak anlatılıyor. her ne kadar tanrı'nın oğlu(ya da tanrı) olsa da kusursuz olmadığı, acizliği, korkusu, şüphesi ve gelgitleri yansıtılıyor, en kuvvetli duygu olan korkunun eşiğinde zaman zaman kendisinin bu görevi hak edip etmediğini sorgularken zaman zaman mucizeler yaratmaya, görevini yapmaya çalışmaya devam ediyor. buraya kadar cüretkarlık çok abartı seviyede olmasa dahi, en sonunda çarmıha gerildiği sırada "koruyucu meleği" ile tanışmasıyla olaylar doruk noktasına ulaşıyor. sonrasında isa'nın da sıradan biri gibi kolayı seçen insani yönlerini göstererek - benim açımdan-en cüretkar isa filmi olmayı başarıyor. tabii burada willem dafoe'nin tek kelimeyle mükemmel oyunculuğunu da es geçmemek gerek. aciz, korkak, güçsüz ve şizofreni bir isa herhalde en iyi bu şekilde oynanabilirdi. bu sebeplerle kesinlikle izlenmesi gereken bir filmdir.
devamını gör...
birini nasıl kırmazsın
kendi kalbini kırarak.
devamını gör...
aşk 101
2. sezonunu az önce bitirdiğim dizi. yukarda arkadaşlar dizi hakkında bilgi vermiş o yüzden direkt yorumlamaya geçiyorum.
bu sezonu ilk sezona göre daha basit, özenilmemiş buldum ama yine de sıkılmadan tek oturuşta izledim. şaka yapmıyorum bölümlerde ara bile vermeden 8 saat boyunca oturup izledim.
bazı bölümleri çok iyi bazı bölümleri çok basit buldum. açıkçası çok fazla gereksiz sahne vardı zaten bölümü 50 dakikalık dizi çekiyorsunuz biraz daha doldurulabilirdi diye düşündüm. yine de yansıttıkları doksanlar havası, soundtrack güzeldi.
ilk olarak osman'ın eşcinsel karakter olduğu iddialarından sonra, üstünü kapatmak amaçlı heteroseksüel ilişki yaşattıklarını düşünüyorum. yaratılan ilişki bana göre basitti. içime işlemedi, ama burcu ve kemal hocanın uzak mesafe ilişkisi yaşayıp her gün birbirlerini aramak için sabırsızlıkla bekledikleri telefon sahnelerinde duygusallaştım.
ikinci olarak bazı sahnelerde günümüz jargonları kullanılıyordu gözüme batmadı değil. dikkat edilebilirdi diye düşünüyorum. zira 90lı yıllarda kimsenin ''valla kemal'in de kokteylini içmeyen de ne biliyim'' gibi bir cümle kuracağını sanmıyorum.
gözüme batan detaylardan sonra biraz da güzel detaylardan bahsetmek istiyorum özellikle sınav stresi, o dönemin korkunçluğu, öğrencilere yapılan ayrımcılık ve baskı çok güzel anlatılmıştı. o dönemleri atlattığım için bir kez daha şükrettim izlerken. sadece isyan sahnesini abartı buldum.
dizi boyunca sinan'ın sahnelerinde üzüldüm de üzüldüm özellikle yangın sahnesinde bıkmışlığını üzüntüsünü hissettikçe karnıma yumru oturdu bi tık ağlamış olabilirim.
yetişkin hallerinin olduğu sahneler de çok hoşuma gitti. açıkçası o deli divane aşktan sonra eda ve kerem'in evlenmiş olabileceğini düşünüyordum. ışık ve sinan'ın evlenmesi şaşırttı çünkü sinan'ın sahnelerinden sonra kafasına sıkma ihtimalinin yüksek olduğu kanısına varmıştım kendimce. sonuç olarak güzel diziydi tadında ve güzel bitti ama ben güzel sonlardan hoşlanan bi insan değilim vurucu bir darbe bekledim gelmedi. olsun. en azından tadında bitirdiler.
bu sezonu ilk sezona göre daha basit, özenilmemiş buldum ama yine de sıkılmadan tek oturuşta izledim. şaka yapmıyorum bölümlerde ara bile vermeden 8 saat boyunca oturup izledim.
bazı bölümleri çok iyi bazı bölümleri çok basit buldum. açıkçası çok fazla gereksiz sahne vardı zaten bölümü 50 dakikalık dizi çekiyorsunuz biraz daha doldurulabilirdi diye düşündüm. yine de yansıttıkları doksanlar havası, soundtrack güzeldi.
ilk olarak osman'ın eşcinsel karakter olduğu iddialarından sonra, üstünü kapatmak amaçlı heteroseksüel ilişki yaşattıklarını düşünüyorum. yaratılan ilişki bana göre basitti. içime işlemedi, ama burcu ve kemal hocanın uzak mesafe ilişkisi yaşayıp her gün birbirlerini aramak için sabırsızlıkla bekledikleri telefon sahnelerinde duygusallaştım.
ikinci olarak bazı sahnelerde günümüz jargonları kullanılıyordu gözüme batmadı değil. dikkat edilebilirdi diye düşünüyorum. zira 90lı yıllarda kimsenin ''valla kemal'in de kokteylini içmeyen de ne biliyim'' gibi bir cümle kuracağını sanmıyorum.
gözüme batan detaylardan sonra biraz da güzel detaylardan bahsetmek istiyorum özellikle sınav stresi, o dönemin korkunçluğu, öğrencilere yapılan ayrımcılık ve baskı çok güzel anlatılmıştı. o dönemleri atlattığım için bir kez daha şükrettim izlerken. sadece isyan sahnesini abartı buldum.
dizi boyunca sinan'ın sahnelerinde üzüldüm de üzüldüm özellikle yangın sahnesinde bıkmışlığını üzüntüsünü hissettikçe karnıma yumru oturdu bi tık ağlamış olabilirim.
yetişkin hallerinin olduğu sahneler de çok hoşuma gitti. açıkçası o deli divane aşktan sonra eda ve kerem'in evlenmiş olabileceğini düşünüyordum. ışık ve sinan'ın evlenmesi şaşırttı çünkü sinan'ın sahnelerinden sonra kafasına sıkma ihtimalinin yüksek olduğu kanısına varmıştım kendimce. sonuç olarak güzel diziydi tadında ve güzel bitti ama ben güzel sonlardan hoşlanan bi insan değilim vurucu bir darbe bekledim gelmedi. olsun. en azından tadında bitirdiler.
devamını gör...
