kırılganlık sendromu
vücudun yaşlanma, yüksek toksisite düzeyi, yetersiz/yanlış beslenme, hareketsizlik ve yoğun stres gibi çoklu faktörlerle hastalıklara karşı normale göre çok daha kırılgan hale gelmesi durumudur.
devamını gör...
vahşi güzel
2001 yılında akşam vakti kanal d tarafından yayınlanan dizi. dizinin ismi her ne kadar vahşi güzel olsa da biz onu milagros olarak söyledik hep.
ana karakterleri milagros(natalia oreiro) ve ivo di carlo (facundo arana) canlandırmıştır. arjantin menşeli dizi 80 ülkede yayınlanmıştır.
dizide evin mutfağında görev yapan kadının adı sokorro'dur.
aslında şarkıcı olan natalia oreiro'nun süper danslar ve cüretkar pozlar verdiği jenerik klibini ise her diziden önce hiç atlamadan izledik. buradan
ana karakterleri milagros(natalia oreiro) ve ivo di carlo (facundo arana) canlandırmıştır. arjantin menşeli dizi 80 ülkede yayınlanmıştır.
dizide evin mutfağında görev yapan kadının adı sokorro'dur.
aslında şarkıcı olan natalia oreiro'nun süper danslar ve cüretkar pozlar verdiği jenerik klibini ise her diziden önce hiç atlamadan izledik. buradan
devamını gör...
oblomov
rus yazar ivan gonçarov'un bir ayda yazdığı romanı. kitabı okurken resmen ürperdim çünkü kitap benimle alakalı çok şey anlatıyordu.
oblomov, sorunların farkındadır, çözümün ne olduğunu da biliyordur. hayatını değiştirmek için sürekli birbirinden güzel planlar yapmaktadır. fakat o planları uygulamaz. ciddi işleri bir yana bırakarak içine kapanmak, kendi yarattığı hayal dünyasında yaşamak oblomov’un en büyük zevkidir.
"bir gün bir şeyi istersin, ertesi gün tutkuyla, ölesiye ona bağlanırsın, daha ertesi gün onu istediğinden utanırsın, arzun yerine geldiği için hayata lanet edersin. işte insan hayatta kendi isteğinin peşinden serbestçe giderse böyle olur. bastığımız yeri yoklayarak yürümeliyiz; bazı şeylerden gözlerimizi çevirmeliyiz, mutluluk hülyalarına kapılmamalıyız, mutluluk elimizden kaçarsa isyan etmemeliyiz; hayat budur işte... kim demiş hayat zevk ve mutluluktur diye. ne saçma düşünce! hayat hayattır, bir ödevdir, ödev dediğin de çetin bir iştir."
" stoltz: ama bu hayatta sevmediğin şey ne? onu söyle.
oblomov: her şey, durmadan öteye beriye koşmalar, küçük ihtiras oyunları, hele de aç gözlülükler, rekabetler, dedikodular, birbirine çelme atmalar, birbirini tepeden tırnağa süzmeler.konuşmalarını dinledikçe insan budalalaşıyor. ilk bakışta zeki insanlar sanırsın, yüzlerinde ciddilik okunur, ama bütün söyledikleri şu biçim şeyler: "falanca veya filanca, bilmem ne satın aldı, bilmem neresini kiraladı." başka birisi: " aa! olur şey değil niçin acaba?!" yahut: "falanca dün akşam kulüpte müthiş para kaybetti, bir başkası üçyüz bin kazandı." illallah bunlardan. bunlar arasında insanlık nerede? insanlığın yüceliği, bütünlüğü nerede kaldı? insanlık ufak paralar haline gelmiş... hayat amma da hayat ha. ne bulabilir insan orada? fikir meseleleri mi var, duygu meseleleri mi var? bu hayatın bir ekseni yok: derin, hayati hiç bir yanı yok!"
“ insan niçin yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor; günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. bugün nasıl yaşadım sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün gene aynı hayat.”
"zamanı saatlerle, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, sizinle ölçüyorum: "onu gördüm, görmedim, göreceğim, görmeyeceğim, gelecek, gelmeyecek..."
"- gerekirse senin için seve seve ölebilirim.
- buna gerek yok. senden bunu isteyen yok. ne diye hayatını feda etmeni isteyeyim? sadece kendi işini yapmanı istiyorum. ancak dürüst olmayan insanlar kendilerinden istenen şeyi yapmamak için istenmeyen ve yapılmayacak fedakârlıklardan söz ederler."
oblomov, sorunların farkındadır, çözümün ne olduğunu da biliyordur. hayatını değiştirmek için sürekli birbirinden güzel planlar yapmaktadır. fakat o planları uygulamaz. ciddi işleri bir yana bırakarak içine kapanmak, kendi yarattığı hayal dünyasında yaşamak oblomov’un en büyük zevkidir.
"bir gün bir şeyi istersin, ertesi gün tutkuyla, ölesiye ona bağlanırsın, daha ertesi gün onu istediğinden utanırsın, arzun yerine geldiği için hayata lanet edersin. işte insan hayatta kendi isteğinin peşinden serbestçe giderse böyle olur. bastığımız yeri yoklayarak yürümeliyiz; bazı şeylerden gözlerimizi çevirmeliyiz, mutluluk hülyalarına kapılmamalıyız, mutluluk elimizden kaçarsa isyan etmemeliyiz; hayat budur işte... kim demiş hayat zevk ve mutluluktur diye. ne saçma düşünce! hayat hayattır, bir ödevdir, ödev dediğin de çetin bir iştir."
" stoltz: ama bu hayatta sevmediğin şey ne? onu söyle.
oblomov: her şey, durmadan öteye beriye koşmalar, küçük ihtiras oyunları, hele de aç gözlülükler, rekabetler, dedikodular, birbirine çelme atmalar, birbirini tepeden tırnağa süzmeler.konuşmalarını dinledikçe insan budalalaşıyor. ilk bakışta zeki insanlar sanırsın, yüzlerinde ciddilik okunur, ama bütün söyledikleri şu biçim şeyler: "falanca veya filanca, bilmem ne satın aldı, bilmem neresini kiraladı." başka birisi: " aa! olur şey değil niçin acaba?!" yahut: "falanca dün akşam kulüpte müthiş para kaybetti, bir başkası üçyüz bin kazandı." illallah bunlardan. bunlar arasında insanlık nerede? insanlığın yüceliği, bütünlüğü nerede kaldı? insanlık ufak paralar haline gelmiş... hayat amma da hayat ha. ne bulabilir insan orada? fikir meseleleri mi var, duygu meseleleri mi var? bu hayatın bir ekseni yok: derin, hayati hiç bir yanı yok!"
“ insan niçin yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor; günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. bugün nasıl yaşadım sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün gene aynı hayat.”
"zamanı saatlerle, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, sizinle ölçüyorum: "onu gördüm, görmedim, göreceğim, görmeyeceğim, gelecek, gelmeyecek..."
"- gerekirse senin için seve seve ölebilirim.
- buna gerek yok. senden bunu isteyen yok. ne diye hayatını feda etmeni isteyeyim? sadece kendi işini yapmanı istiyorum. ancak dürüst olmayan insanlar kendilerinden istenen şeyi yapmamak için istenmeyen ve yapılmayacak fedakârlıklardan söz ederler."
devamını gör...
mektup arkadaşlığı
jenerasyonum gereği, ciddi ciddi yaptığım eylem. hatta mektubun içine first sakız bile koymuşluğum var.
devamını gör...
sadece sınav haftası not isteyen arkadaş
o arkadaşin olamaz..
devamını gör...
olgunluk belirtileri
sözlü saldırılardan, manipülasyondan ve genel olarak zorlayıcı, olumsuz dış faktörlerden olabildiğince az etkilenmektir.
devamını gör...
mutluluğun formülü
beklentiyi düşük tutmak ve en kötüsüne hazırlıklı olmaktır.
devamını gör...
mikrosefali
kafatasının normalden küçük olması durumudur. hamilelik döneminin son iki ayındaki bebeğin beyin gelişimini tamamlayamaması sonucu meydana gelmektedir. anne karnında geçirdiği bir hastalık, yeterli oksijen alamaması, kafatasının vaktinden önce kapanması gibi sebeplerden oluşur. olguların çoğunda zeka geriliği de görülür. ne yazık ki tedavisi yoktur. ancak erken teşhis ile bebeğin hayat kalitesi artırılabilir.
devamını gör...
unutmabeni
avrupa, avusturalya ve yeni zelanda'da yetişebilen boraginaceae familyasından, 40 kadar birbirine yakın alt türü bulunan bitki cinsi. cins adı myosotis. bizim unutmabeni dediğimiz mavi çiçeğin bilimsel tür adı myosotis scorpioides. bu çiçek ingilizce forgetmenot olarak bilinir ve buradan dilimize geçmiştir. myosotis cinsi mavi, beyaz ve pembe tonlarında çiçekler açan otsu bir bitkidir.
e: forgetmenot (bkz: kafa sözlük'e bir daha gelinse alınacak nickler)
e: forgetmenot (bkz: kafa sözlük'e bir daha gelinse alınacak nickler)
devamını gör...
berlin'de hakimler var
adaletin ne olduğunu en iyi anlatan hikayelerden biridir berlin'de hakimler var hikayesi. sunay akın yorumuyla işte o hikaye:
--- (alıntı) ---
1750 yılında, alman prusya kralı büyük ıı. frederick,
berlin yakınlarındaki postdam ormanlarında gezinirken,
bir değirmenin bulunduğu alçak bir tepe üstünde durur.
değirmenin olduğu yeri satın alacağını ve yerine bir saray yaptıracağını söyler.
kralın adamları değirmenciye gider ve kralın bu isteğini iletirler.
fakat adam değirmenini satmak istemez.
adamları gelip kral'a durumu anlatırlar;
kral bunun üzerine değirmenciyi huzuruna çağırtır.
değirmenci gelip, kral'ın karşısında durur.
- "yanlış anladınız beni herhalde beyefendi, ben satın almak
istiyorum orayı. kaç para?" der, önce.
sonra değirmen için değerinin kat ve kat üstünde bir ücret ödemeyi teklif eder.
- "hayır yanlış anlamadım, adamların da bunu söyledi. satmıyorum!"
- "beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim."
- "sen koskoca kralsın, paran çok. git almanya'nın her yerine saray yap.
burayı benden önce babam işletiyordu. ona da babasından kalmış,
ben de çocuğuma bırakacağım. satmıyorum!"
bunun üzerine sinirlenen kral frederick ayağa kalkar ve;
“sen benim prusya kralı friedrich olduğumu bilmiyor musun yoksa?” diye gürler.
değirmenci;
-“senin kral olduğunu biliyorum.
ama ben de bu değirmenin ve arazinin sahibi sans-souci’yim.”
kral iyice köpürür ve;
- “madem benim kim olduğumu biliyorsun, o halde zorla alabileceğimi
de biliyor olmalısın. bakalım o zaman ne yapacaksın?
benim binlerce askerim var. senin kimin var?” der.
değirmenci bu söz üzerine hiç telaşa düşmeden tarihe geçecek
o ünlü sözü söyler:
-“berlin’de hâkimler var. ben de onlara güveniyorum.”
kral bu cevap üzerine ıslah ettiği mahkemelerin adaletinin
kendi aleyhine bile güvenildiğini anlar ve
tarihe geçen şu ünlü sözünü söyler:
"hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten üstün değildir.
hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz."
kral ikinci friedrich bu yel değirmeninin prusya krallığı devam
ettikçe korunmasını ister ve onun daha altında olan tepeye sarayını
diker ve adını da değirmencinin ismi olan sans-souci sarayı koyar.
*
saray ve değirmen günümüzde hala orada bir "adalet simgesi"
olarak yan yana ve birlikte durmaktadır.
ne güzel bir adalet ki, kralın arka bahçesinde bir değirmenci...
adalet, bir kralı ve bir değirmenciyi dost etmiştir.
ve belki kim bilir, sabahları prusya kralı ıı. frederick arka bahçeye
çıktığında değirmenci seslenir ona;
- "hey frederick, ekmek yaptım göndereyim mi?"
ve belki, prusya kralı ıı. frederick der ki;
- "adalet her sabah bana, taze ve sıcak bir ekmek kokusuyla gelirdi."
***
yıllar sonra genç bir osmanlı subayı, berlin'de bir davete katılır.
arkadaşlarına bu hikâyeyi anlatır ve sonra da derki;
"haydi gidelim ve bu sarayı görelim. değirmen hala duruyormuş."
kimse o soğukta dışarı çıkmak istemez. bir tek o subay gider.
sarayın karşısına geçer ve tek başına bu eşsiz eseri izler.
işte o genç subay, türkiye cumhuriyeti'nin kurucusu mustafa kemal atatürk'tür.
ve mahkeme salonlarında hakimin hemen arkasındaki duvarda yazılı olan,
“adalet, mülkün temelidir” sözünün gerçek anlamını anlatır bu hikaye...
--- (alıntı) ---
1750 yılında, alman prusya kralı büyük ıı. frederick,
berlin yakınlarındaki postdam ormanlarında gezinirken,
bir değirmenin bulunduğu alçak bir tepe üstünde durur.
değirmenin olduğu yeri satın alacağını ve yerine bir saray yaptıracağını söyler.
kralın adamları değirmenciye gider ve kralın bu isteğini iletirler.
fakat adam değirmenini satmak istemez.
adamları gelip kral'a durumu anlatırlar;
kral bunun üzerine değirmenciyi huzuruna çağırtır.
değirmenci gelip, kral'ın karşısında durur.
- "yanlış anladınız beni herhalde beyefendi, ben satın almak
istiyorum orayı. kaç para?" der, önce.
sonra değirmen için değerinin kat ve kat üstünde bir ücret ödemeyi teklif eder.
- "hayır yanlış anlamadım, adamların da bunu söyledi. satmıyorum!"
- "beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim."
- "sen koskoca kralsın, paran çok. git almanya'nın her yerine saray yap.
burayı benden önce babam işletiyordu. ona da babasından kalmış,
ben de çocuğuma bırakacağım. satmıyorum!"
bunun üzerine sinirlenen kral frederick ayağa kalkar ve;
“sen benim prusya kralı friedrich olduğumu bilmiyor musun yoksa?” diye gürler.
değirmenci;
-“senin kral olduğunu biliyorum.
ama ben de bu değirmenin ve arazinin sahibi sans-souci’yim.”
kral iyice köpürür ve;
- “madem benim kim olduğumu biliyorsun, o halde zorla alabileceğimi
de biliyor olmalısın. bakalım o zaman ne yapacaksın?
benim binlerce askerim var. senin kimin var?” der.
değirmenci bu söz üzerine hiç telaşa düşmeden tarihe geçecek
o ünlü sözü söyler:
-“berlin’de hâkimler var. ben de onlara güveniyorum.”
kral bu cevap üzerine ıslah ettiği mahkemelerin adaletinin
kendi aleyhine bile güvenildiğini anlar ve
tarihe geçen şu ünlü sözünü söyler:
"hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten üstün değildir.
hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz."
kral ikinci friedrich bu yel değirmeninin prusya krallığı devam
ettikçe korunmasını ister ve onun daha altında olan tepeye sarayını
diker ve adını da değirmencinin ismi olan sans-souci sarayı koyar.
*
saray ve değirmen günümüzde hala orada bir "adalet simgesi"
olarak yan yana ve birlikte durmaktadır.
ne güzel bir adalet ki, kralın arka bahçesinde bir değirmenci...
adalet, bir kralı ve bir değirmenciyi dost etmiştir.
ve belki kim bilir, sabahları prusya kralı ıı. frederick arka bahçeye
çıktığında değirmenci seslenir ona;
- "hey frederick, ekmek yaptım göndereyim mi?"
ve belki, prusya kralı ıı. frederick der ki;
- "adalet her sabah bana, taze ve sıcak bir ekmek kokusuyla gelirdi."
***
yıllar sonra genç bir osmanlı subayı, berlin'de bir davete katılır.
arkadaşlarına bu hikâyeyi anlatır ve sonra da derki;
"haydi gidelim ve bu sarayı görelim. değirmen hala duruyormuş."
kimse o soğukta dışarı çıkmak istemez. bir tek o subay gider.
sarayın karşısına geçer ve tek başına bu eşsiz eseri izler.
işte o genç subay, türkiye cumhuriyeti'nin kurucusu mustafa kemal atatürk'tür.
ve mahkeme salonlarında hakimin hemen arkasındaki duvarda yazılı olan,
“adalet, mülkün temelidir” sözünün gerçek anlamını anlatır bu hikaye...
devamını gör...
aile evi
on üç yaşından itibaren kaçıp kurtulmam gerek diye düşündüğüm *, on sekizden sonra yol aldığım ve o zamandan beri kısa soluklu tatil evim.
dünden beri aklımda burası çünkü ilk kez daha da başka hissediyorum.
güvende, mutlu, huzurlu. gürültü ve kaos bir arada olduğu için yorucu gelirdi. şimdi sıcak hissettiriyor. olabildiğine sarıp sarmalandığım, şımartıldığım bu yerden bir süredir neden çokça uzak kalmışım emin değilim. ama özlemişim, o tanıdık koku içimi ferahlattı.
ahhh bir tek sorun var yemek problemim. saçımı okşayıp sarılsa da en çok, yedirerek mutlu eden bir anneye sahibim. senin için şunu yaptık, sen bunu kesin yemiyorsundur kalorili diyerek de deyip, yapıp yapıp getiren canım annem. bak anılarımda babam masalcı ise sen de bakıcı ve sevgiciydin hala öylesin. üzülme sana dair de çok güzel anılarım var. *
kişisel anı geçmişimin notu kalsın burada. unutursam hatırlansın diye. bir de evim gibi hissettirdiğin ilk günün izi de hiç unutulmasın diye.
dünden beri aklımda burası çünkü ilk kez daha da başka hissediyorum.
güvende, mutlu, huzurlu. gürültü ve kaos bir arada olduğu için yorucu gelirdi. şimdi sıcak hissettiriyor. olabildiğine sarıp sarmalandığım, şımartıldığım bu yerden bir süredir neden çokça uzak kalmışım emin değilim. ama özlemişim, o tanıdık koku içimi ferahlattı.
ahhh bir tek sorun var yemek problemim. saçımı okşayıp sarılsa da en çok, yedirerek mutlu eden bir anneye sahibim. senin için şunu yaptık, sen bunu kesin yemiyorsundur kalorili diyerek de deyip, yapıp yapıp getiren canım annem. bak anılarımda babam masalcı ise sen de bakıcı ve sevgiciydin hala öylesin. üzülme sana dair de çok güzel anılarım var. *
kişisel anı geçmişimin notu kalsın burada. unutursam hatırlansın diye. bir de evim gibi hissettirdiğin ilk günün izi de hiç unutulmasın diye.
devamını gör...
yeşil nickli yazarları beğenmiyoruz kampanyası
zaten beğenmiyorsunuz lan dediğim başlıktır.
bu arada katıldığım kampanyadır.
kendini yeşil diye hulk zanneden yazarlara iyi bir ders vermiş oluruz.
bu arada katıldığım kampanyadır.
kendini yeşil diye hulk zanneden yazarlara iyi bir ders vermiş oluruz.
devamını gör...
22 ekim 2021 sözlük mağazası indirim kampanyası
bugüne dek yalnızca bir kez indirim oldu.
olumlu motivasyon için damping yapılması güzel olur,destekliyorum.
olumlu motivasyon için damping yapılması güzel olur,destekliyorum.
devamını gör...
çok büyük sayıların okunuşu
uzun zaman sonra öğrendiğim için heyecanlandığım bir bilgi.
artık yüz altmış sekiz kenkenquagintilyon dört yüz on bir kattuorkenquagintilyon üç yüz yirmi beş kenquagintilyon beş yüz elli sekiz dotrigintilyon yedi yüz kırk iki novemdesilyon sayısını gördüğümde yine okuyamayacağım ama en azından neyi okuyamadığım hakkında bir fikrim olarak okuyamayacağım.
ya da en azından biri bu sayıyı okurken sayının ne olduğunu anlayamayacağım ama okuyanın bir sayı okuduğunu anlayacağım.
teşekkürler meja*.
artık yüz altmış sekiz kenkenquagintilyon dört yüz on bir kattuorkenquagintilyon üç yüz yirmi beş kenquagintilyon beş yüz elli sekiz dotrigintilyon yedi yüz kırk iki novemdesilyon sayısını gördüğümde yine okuyamayacağım ama en azından neyi okuyamadığım hakkında bir fikrim olarak okuyamayacağım.
ya da en azından biri bu sayıyı okurken sayının ne olduğunu anlayamayacağım ama okuyanın bir sayı okuduğunu anlayacağım.
teşekkürler meja*.
devamını gör...
ses dalgası
elektromanyetik dalgaların küçük bir alanda üretilip kapalı bir alanda çarptığı duvarlarda bir ayna görevi görmesi sonucununda yansıması ve her yansımayla bire bir oranında çoğalması sonucunda oluşan çok sayıda ses dalgası ile mikrodalga fırınlarda sert zeminler ısınmadan gıdaların ısınmasını/pişmesini sağlayan dalgalardır.
ses dalgaları birçok alanda kullanılırken bende bu kullanılış biçimi oldukça hayret uyandırdığı için merak edip araştırmıştım. biraz daha ayrıntılı bilgi isteyenler "evrene hükmeden fonksiyon sinüs – 4
ses dalgaları ve duran dalgalar" adlı makalede basit ve keyifli bir dille anlatılmıştır.
ses dalgaları birçok alanda kullanılırken bende bu kullanılış biçimi oldukça hayret uyandırdığı için merak edip araştırmıştım. biraz daha ayrıntılı bilgi isteyenler "evrene hükmeden fonksiyon sinüs – 4
ses dalgaları ve duran dalgalar" adlı makalede basit ve keyifli bir dille anlatılmıştır.
devamını gör...
1984
george orwell tarafından 1948 yılında kaleme alınmış (bitirilmiş), ismi de(yazarın beyanıyla) bu tarihin son iki rakamının yerlerinin değiştirilmesi ile 1984 olmuş olan distopik kitap. george orwell'ın kitabı yazarken bulunmuş olduğu döneme bakıldığında sovyetler birliği ve nazi almanya'sının etkilerini kitaba yansıtmış olduğunu görebiliriz. kitapta anlatılan olaylar size hiç uzak gelmeyecektir. hatta kendinizi kitabın içinde de bulabilirsiniz. okudukça sizi sarsar bunları ben de yaşıyorum dersiniz.
devamını gör...
dijital ayak izi
internette bir arama yaptığımızda ya da herhangi bir etkileşimde bulunduğumuzda bıraktığımız bilgi izlerine verilen addır. bu bilgilerin saklanılıp paylaşılmasının yanında aranması da mümkündür.
bu izler silinseler bile sonsuza kadar var olmaya devam ederler. bu yüzden hem biriyle ilgili bir paylaşımda bulunurken o kişinin bunu onaylayıp onaylamayacağını göz önünde bulundurmak, hem de kişisel detayları kendinize saklamak ve hesaplarınızdaki gizlilik özelliklerini gözden geçirmekte fayda var.
bu izler silinseler bile sonsuza kadar var olmaya devam ederler. bu yüzden hem biriyle ilgili bir paylaşımda bulunurken o kişinin bunu onaylayıp onaylamayacağını göz önünde bulundurmak, hem de kişisel detayları kendinize saklamak ve hesaplarınızdaki gizlilik özelliklerini gözden geçirmekte fayda var.
devamını gör...
şule
"ışık, parıltı, ateş" anlamına gelen sözcüktür aynı zamanda bir kadın ismidir.
devamını gör...

