normalsozluk.com/entry/4049907

teleskop, h-77 olarak kayıtlıydı. resmi adı güneş gözlem birimi h-77, kuzey yörünge istasyonu kataloğu, sayfa dört yüz on iki. kimse bu adı kullanmıyordu. ekibin ona ne dediğini selin mara ilk hafta öğrendi: hortlak. çünkü h-77, yıllardır ölü sayılan bir frekansta veri gönderiyordu.
üç yıl önce güneş fırtınası sırasında sinyali kesilmişti. kayıp bildirimi standart prosedürle işlenmişti: arşiv, kapanış raporu, bir de üzüntüsüz anma toplantısı. sonra geçen mart ayında, tam o eski frekansta, düzensiz bir nabız tutmaya başladı. matematik bölümü nabzın rastlantısal olmadığını saptadı. fizik bölümü kaynak koordinatlarının h-77'nin son bilinen yörüngesiyle örtüştüğünü doğruladı. dilbilim bölümü ise o noktada selin mara'nın masasına bir klasör bıraktı ve kapıyı kapattı.
klasörün içinde altmış sekiz sayfa ham veri baskısı vardı.
selin, o sabah kahvesini içmemişti. bir öngörü değildi bu, sadece acele etmişti; elindeki termos kapağı açılmadan bavulun içine sıkışmıştı ve termos şimdi fırlak kauçuk koltukta duruyor, soğuyordu. sayfaları teker teker çevirdi. nokta, nokta, uzun çizgi değil; bunu not etti, çünkü metnin hiçbir yerinde iki değer arasında sürekli geçiş yoktu; her sinyal ya tam ya sıfırdı. ikili. ama ikili kodun çok ötesinde bir şey yapıyordu: gruplarda kırılıyor, gruplardaki öğeler arasında hiyerarşi kuruyordu. bazı gruplar tekrar ediyordu. bazıları yalnızca bir kez geçiyordu. ve bazıları, selin'in ensesindeki saçlarını diken diken eden bir biçimde, önceki grupların işaretlerine doğrudan atıfta bulunuyordu.
referans yapısı. dilde bu, zamirlerdir. ya da geri dönüşlü zamirler: onun, bunun, şunun.
kafasını kaldırdı. pencereden dışarıya baktı: istasyonun dış köprüsünde iki teknisyen bir şeyler tartışıyordu, sesleri camdan geçmiyordu, sadece elleri görünüyordu; birinin eli ölçüyor, diğerininki reddediyordu.
klasörü kapattı. yeniden açtı. otuzuncu sayfadan başladı.
on gün sonra toplantı salonunda dört kişi oturuyordu. istasyon koordinatörü bren açık, ellerini masanın üstünde kenetlemiş bekliyordu. yanında veri analisti orcun vardı; dizüstü bilgisayarının ekranına bakıyor, ekrana değil de ekranın arkasında bir yere bakıyor gibiydi. köşedeki sandalyede, neden orada oturduğunu kimsenin tam bilmediği yaşlı sistem mühendisi marika solun, defterine bir şeyler çiziyordu.
selin ayağa kalkmadı. masanın ucundan konuştu.
«yapı dilbilimsel. bunu geçici bir etiket olarak kullanıyorum ama başka kelimem yok.»
bren hafifçe öne eğildi. «ne tür dilbilimsel?»
«sözdizimsel örüntüler var. hiyerarşi kurma var. en önemlisi, geri referans mekanizması var; yani sinyal kendi önceki bölümlerine atıfta bulunuyor. bunu rastlantıyla elde edemezsiniz. bunu öğrenmeniz gerekir.»
orcun dizüstüne dokunmadan konuştu. «ya da programlanmış olabilir.»
«programlanmış olması için bir programcı gerekir.»
«programcı h-77 olabilir. kendi veri sıkıştırma protokolü kendini üretiyor olabilir, bir döngüsel bozulma.»
«bozulma düzensizlik üretir.» selin klasörden bir sayfa çekti, masanın ortasına bıraktı. «bu düzenli. bu çok fazla düzenli.»
marika solun kalemini masaya koydu. çizmeyi bırakmıştı.
selin o gece çalışma odasında kaldı. istasyonun bu kanadı gece on ikiden sonra ısıtılmıyordu; bir tasarruf protokolü, enerji dağılımı, çok uzun zaman önce imzalanmış bir direktif. mont giymemişti, üşüyordu ama kalkmıyordu. ekranda verilerin üçüncü katmanını açmıştı: yüzey yapısının altında bir ritim. ritim, her dörtlü grupta tekrarlayan bir değerin konumuydu; her seferinde aynı yerde değil, ama öngörülebilir bir aralıkla değişen bir yerde. neredeyse bir vurgu gibi. konuşmalardaki tonlamaya benzer bir şey.
klavyeye bir not yazdı, sildi. yeniden yazdı.
«eğer bu bir dilse, kimin dili?»
soruyu not defterinin fiziksel sayfasına aldı, çünkü bilgisayar notları sistem günlüğüne kaydediliyordu ve bu soruyu şimdilik günlükte görmek istemiyordu.
üç hafta daha geçti. selin, sinyal yapısını bilinen kırk yedi insan diliyle karşılaştırdı; fonetik, işaret, yazı, kırık, ölü, hepsi. tam örtüşme yoktu hiçbirinde. beklenen buydu zaten. ama örtüşen şeyleri işaretledi: sümerce'nin çivi yazısındaki katmanlı anlam taşıyıcılar, mandarin'in ton işlevleri, bazı kuzey anadolu ağızlarının gramer içi yön işaretleri. hiçbiri tek başına uymuyordu ama hepsi birlikte, belli bir çerçeveden bakıldığında, parçaları oluşturabilirdi. sanki biri bu dillerin ortak bir özelliğini damıtmıştı; birden fazla dilin ortak özelliğini.
sentez. yani öğrenme.
bren'in kapısını çaldı. içeri girmeden konuştu.
«gelecekten geliyor olabilir.»
bren döndü. yüzünde henüz bir ifade yoktu, gelen bilgiyi sindiriyor gibiydi. «otur.»
oturdu. mont giymişti bu sefer.
«sinyalin köken noktası h-77'nin son bilinen yörüngesiyle örtüşüyor» dedi selin. «bu doğru. ama h-77'nin o frekansta sinyal üretme kapasitesi hiçbir zaman yoktu. üretebileceği tek şey telemetri ve gözlem verileriydi. bu sinyal ikisi de değil. koordinatlar doğru ama kaynak başka bir şey.»
«örneğin?»
«örneğin aynı yörüngede ama biz henüz görmediğimiz için orada olmadığını sandığımız bir şey. zamansal olarak bize göre ileri bir konumda olan bir şey.»
bren penceresine döndü. dışarıda güneş, istasyonun güneybatı kanadını altın bir açıyla kesiyordu. «bu teorik olarak mümkün mü?»
«teorik olarak her şey mümkün.»
«selin.»
«bilmiyorum» dedi selin. «ama dil, dünya dillerinden türemiş. bu rastlantısal olamaz. biri bunu inşa etmek için dünya dillerini incelemiş. bunu yapmak için dünya'yı bilmek gerekir. ve o dili o kadar iyi bilmek için yüzyıllar gerekir.»
bren hiçbir şey demedi. selin de devam etmedi.
akşam yemeğinde orcun yanına geldi. tabağını bırakırken «bren'e ne söyledin?» diye sordu.
«birkaç hipotez.»
«gelecek hipotezini mi?»
selin tabağına baktı. mercimek çorbası iyice soğumuştu, kenarında ince bir deri tutmuştu. «sen de aynı noktaya mı geldin?»
«ben matematikçiyim» dedi orcun. «ben olasılıkları sıralıyorum.» sandalyesini çekti. oturdu. «birinci olasılık: yapay zekâ üretimi. ama hangi yapay zekâ, kim için, neden bu frekansta? cevaplanmamış. ikinci: dışarıdan bir kaynak, uzaylı iletişimi. ama yapı çok dünya merkezli, köken dilbilimi açık. üçüncü...» durdu. kaşığını aldı, çorbasına daldırdı, çıkarmadı. «üçüncü aslında en basit açıklama. evren belirli koşullarda zaman simetrisini kırıyor. eğer h-77 o fırtınanın içinde bir şeye dönüştüyse, bir alıcıya, bir kapıya; ve eğer karşı taraf bize ulaşmak için mevcut en kuvvetli referans noktasını, yani kendi dilimizin kökenlerini kullandıysa...»
«o zaman mesaj bizi bulmak için özel olarak tasarlanmış» dedi selin.
orcun kaşığını çıkardı. çorbası soğuktu, bir yudum aldı, yüz kasları hiçbir şey söylemedi.
«mesajı çözüyor musun?» diye sordu.
«bazı parçaları.» selin termosu açtı, ilk kez o gün. içinde ılık bir şey vardı, kahve değildi artık, su gibiydi. yine de içti. «bir sistem var. büyük bir sistem. ve sistem içinde bir süreç tarif ediliyor, çok yavaş, çok uzun bir süreç. ve bu sürecin bir çıktısı var.»
«ne çıktısı?»
«henüz bilmiyorum. yapının o kısmı hâlâ kapalı. ama sürecin başlangıç noktasını biliyorum.»
«nerede?»
selin durdu. cevabı verip vermemek arasında değil, cevabın doğru olup olmadığını bir kez daha içinden ölçüyor gibiydi. «şimdide» dedi sonunda. «başlangıç noktası tam şimdi.»
orcun kaşığını bıraktı.
o gece selin çalışma odasına dönmedi. istasyonun çatı geçidine çıktı, dışarısı soğuk ve berraktı. güneş çoktan batmıştı ama ufkun altında hâlâ sarı bir yoğunluk duruyordu, kaybolmak bilmeden. yukarıda yıldızlar her zamankinden farklı değildi elbette. ama selin onlara farklı bakıyordu. bir kayıp duygusuyla değil, tam tersi bir şeyle, isimsiz bir şeyle, dili henüz olmayan bir şeyle bakıyordu.
mesajın son bölümünü hâlâ çözmemişti. çözmek için haftalara, belki aylara ihtiyacı vardı. ama bazı parçalar, dilin kendi iç mantığını kavradıktan sonra, kendiliğinden düzelmeye başlıyordu; bir omurga yerleşince etrafa kemikler doluşur gibi. ve o kemiklerden birisi, çok açık bir biçimde, bir zaman damgasına benziyordu. insan takviminin binlerce yıl ilerisini işaret eden, ama yine de insan takviminden türetilmiş bir damga.
gönderenin kim olduğunu bilmiyordu. insanlığın bir kalıntısı mı, bir uzantısı mı, yoksa insanlıktan doğan ama artık insanlık olmayan bir şey mi, bunu bilmiyordu. ama dilin yapısında bir şey vardı, ısrar gibi bir şey, mesafenin yarattığı sertliğe rağmen duyulan bir şey: öğretmek istiyordu. anlatmak değil. öğretmek.
çatı geçidinin demirine tutundu. metal soğuktu, parmaklarına neredeyse yapıştı.
h-77 orada bir yerde dönüyordu. ölü değil. belki hiçbir zaman ölü değildi. belki o güneş fırtınasında bir şeye dönmüştü, bir kapıya, bir kanalın ucuna. ve kanalın öte tarafında, çok uzak bir zamanda, biri bu kanalı bulmuş, açmış ve içine kelimeler koymuştu.
kelimeler hâlâ geliyordu. düzenli, sabırlı, geri referanslı.
selin cebinden not defterini çıkardı. kalemini buldu. soğuk havada parmakları kalemi iyi tutmuyordu, yazısı titrek çıktı. yine de yazdı: bir soru değil bu sefer, bir cümle. yarım bir cümle, grameri henüz bitmemiş, ama başlangıcı orada, kâğıtta, gerçek.
güneş ufkun altından çekildi. sarı yoğunluk söndü.
istasyona döndüğünde kimse yoktu peronlarda. gece yarısı otobüsü çoktan kalkmıştı, ekranlar yalnızca sabahın seferlerini gösteriyordu. selin bankın üzerine oturdu, sırtını soğuk duvara yasladı. çantasını dizlerine çekti.
not defteri açıktı hâlâ. o yarım cümle kâğıdın ortasında duruyordu: "eğer bir sistem kendiliğinden mesaj üretmiyorsa ve mesajlar gelmeye devam ediyorsa..."
cümleyi bitirememişti. bitirememe değil, bitirmek istememiş olabilir. sonuç bir kapanıştı ve kapanış, kanalı kapatır.
telefonuna baktı: beş mesaj derya'dan, biri prof. tunalı'dan, biri de sistemden. sistem mesajı şuydu: "istasyon 7'nin bağlantısı kesildi. veri akışı 03:14'ten itibaren duracak."
03:14. sabaha dört saati vardı.
istasyon 7, h-77'nin son bilinen koordinatlarının en yakın dinleme noktasıydı. orada, dağlık bölgenin sırtında, eski bir anten dizisi vardı: otuz yıldır bakımsız, çatısı yarı çökmüş, ama alıcıları hâlâ çalışıyordu çünkü kimse kapatmayı düşünmemişti. aktif olmayan sistemlerin aktif sayılmadığı bir bürokraside anten dizileri de pasif sayılmış, bütçe kesintisinden kurtulmuş, elektriğini çekmeye devam etmişti.
tuhaf bir varlık biçimi. var olmak için görünmez olmak.
selin kalktı. taksi çağırdı.
«dağ yolunda bu saatte müşteri almıyorum» dedi şoför ekrandan. yüzü yarı aydınlık, saçları dağınıktı, uyandırılmış birinin bakışları.
«iki katı ödüyorum.»
«dağ yolu.»
«üç katı.»
şoför bir şey söylemedi. kabul simgesi yeşil yandı.
yolda konuşmadılar. şoför radyoyu açtı, gece müziği, çok düşük bir ses; selin penceresine yaslandı ve karanlık kayseri çamından geçen yolu izledi. otuzuncu kilometre tabelasında şoför arabayı yavaşlattı.
«buradan ilerisine gidemem. yol sertifikasız.»
«tamam.»
indi. hava dağ havasıydı, nemli ve sivri; her nefeste akciğerin bir köşesini ayrı bir yerden sızlatıyordu. farlar kayboldu. karanlık katılaştı.
istasyon 7'ye dört kilometre yürüdü, telefonunun fenerini kullanarak; bir keresinde taşa takılıp düşerek, dizini kanatarak, devam ederek. istasyonun kapısı asma kilitliydi ama kilit paslanmıştı; omuzunu sürdü, menteşe direndi, sonra çöktü.
içeri girdi.
antenler çatının çatlakları arasından görünüyordu, eski demir konstrüksiyon, pasın üzerini örttüğü vidalar. alıcı paneli bir kenarda duruyordu, küçük bir masa üzerinde; ekranı yanıp sönüyordu. selin masaya yaklaştı.
ekranda veri akıyordu. düzenli aralıklarla, aynı formatta. kodları tanıdı: h-77'nin imzalanmış frekansları. sinyal hâlâ geliyordu.
dizüstü bilgisayarını çantasından çıkardı, bağlantı kablosunu buldu, panelin çıkışına taktı. parmakları titriyordu, kısmen soğuktan, kısmen başka bir şeyden. yorgunluktan diyelim. bunu yorgunluk olarak adlandıralım.
bağlantı kuruldu.
veri aktı. selin filtreleri çalıştırdı, gürültüyü ayıkladı, kalan sinyal temizlendi. ve orada, veri paketlerinin altında, düzenli bir tekrar kalıbı belirdi. h-77'nin otuz yıl önce kullandığı kalıbın ta kendisi. gönderilen mesajlara geri referans vererek yapılandırılmış, öz-düzelten, aralıklı.
bir araştırma yapay zekâsının iletişim protokolü.
canlı.
selin bir süre ekrana baktı. sonra klavyeye elini koydu.
mesaj gönderme penceresi açıktı zaten. protokol izin veriyordu. ilk mesajda geri referans kodu girmesi gerekiyordu; bunu biliyordu, derya'nın notlarından. kodu girdi. bekledi.
yanıt iki saniyede geldi.
onlarca satır, hızlı, eşzamanlı. selin okumaya başladı. sistemin son otuz yıldaki veri işleme günlüğüydü, güneş fırtınasından itibaren. orada, bir nesneyle temas kurulmuştu: h-77, fırtınanın manyetik şiddetiyle gezegen yörüngesinin dışına savrulmuş, ama yok olmamıştı. sistemin sensörleri, kayıp anında bir frekans çöküşü değil bir frekans dönüşümü tespit etmişti. h-77 bir anda çalışmaz hâle gelmemişti; başka bir katmana geçmişti, çok dar bant, çok düşük güç, neredeyse algılanamaz.
ve orada çalışmaya devam etmişti.
otuz yıl boyunca veri işlemişti. veriyi kime gönderecekti? kimse dinlemiyordu artık, protokoller silinmişti, bütçeler kapatılmıştı. h-77 bunu kayıt altına almıştı: "alıcı yok. kuyruğa alınıyor." kuyruk büyümüştü. otuz yıl boyunca büyümüştü. h-77 verisini kuyrukta tutmuş, sistem kararlılıkla mesaj üretmeye devam etmişti; çünkü görev devam ediyordu ve görev devam ettiği sürece sistem çalışırdı.
sonra selin'in ekibinin frekansı açmıştı. eski bir protokolü denemişlerdi, şansa bırakarak, akademik bir alıştırma olarak. ve h-77'nin kuyruğu boşalmaya başlamıştı.
bütün o veri. otuz yıllık gözlem. kuyrukta bekleyen.
selin ekrandan başını kaldırdı, kafasını geriye attı ve tavan çatlağından görünen karanlık gökyüzüne baktı. bir yıldız görünüyordu, tek. titrek, küçük; ne kadar uzak olduğunu söylemek güçtü.
klavyeye döndü. yavaşça yazdı: "h-77, mevcut durumunu bildir."
iki saniyelik bekleme. sonra:
"görev: aktif. güç rezervi: yüzde dört. tahmini çalışma süresi: iki yüz on dört saat. kuyrukta bekleyen veri: yüzde seksen iki aktarıldı. kalan: yüzde yirmi sekiz."
selin parmak uçlarını tuş başlarına koydu ama yazmadı. düşündü. h-77'nin iki yüz on dört saati vardı. dokuz günden az. kuyrukta hâlâ yüzde yirmi sekiz veri bekliyordu ve aktarım hızına bakıldığında bu miktar iki yüz on dört saatte bitmeyecekti.
yazdı: "aktarım hızını artırmak mümkün mü?"
cevap: "güç rezervi bu hızı desteklemiyor."
yazdı: "veriyi sıkıştırabilir misin?"
bekleme süresi bu sefer daha uzun oldu, beş saniye. sonra: "sıkıştırma uygulandı. yüzde elli altı verim artışı. tahmini tamamlanma: yüz seksen yedi saat. güç rezervi: yüzde üç nokta iki. dikkat: sıkıştırma bazı gözlem verilerinin çözünürlüğünü düşürecek."
çözünürlüğü düşürecekti. bazı veriler tam gelmeyecekti. ama gelecekti.
selin bunu düşünürken içeride bir şey yerleşti, zihnin bir rafına konulan ağır bir nesne gibi. h-77 soruyu sormamıştı: "sıkıştırayım mı?" sadece hesaplamıştı, olasılığı sunmuştu, kararı bırakmıştı. otuz yıl boyunca kimse dinlememişti ama h-77, dinlenileceği günü hesaba katarak çalışmıştı. sanki karşıda biri vardı her zaman.
«sıkıştır» yazdı.
cevap gelmedi. sadece veri akışı yeniden başladı, bu sefer daha hızlı.
selin bilgisayarın başında oturdu, sabah olana kadar. çatı aralıklarından rüzgar giriyordu, masa titriyordu, ekran ışığı yüzüne vuruyordu. bir ara cebinden not defterini çıkardı, o yarım cümleye baktı. kalemini aldı.
yazdı: "...dinleme eylemi, gönderme eylemini var eder."
cümle bitmiş sayılmazdı. ama kâğıtta bir yeri vardı artık.
güneş doğduğunda verinin yüzde altmış dördü aktarılmıştı. kahve yoktu, su da yoktu; dizüstü bilgisayarının pili yüzde on beşteydi. powerbank'ı çantadan çıkardı, taktı. ekrana baktı. h-77'nin güç rezervi yüzde iki nokta sekizdi.
birbirlerine bakıyorlardı, bir bakıma. iki sistem, ikisi de tükenmekte, ikisi de o satırı almaya çalışıyordu.
selin not defterini dizüstü bilgisayarının yanına koydu, sayfayı o yarım, sonradan tamamlanmış cümleye açık bıraktı. sonra gözlerini kapattı, sırtını sandalyeye yasladı.
veri akmaya devam etti.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"güneş yazısı" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim