normalsozluk.com/entry/4049907

sinyal, sabahın dördünde geldi.
tarren voss o saatte genellikle uyumazdı zaten; dinozorlar gibi gündüzleri uyuyup geceleri avlanırdı, kendi ifadesiyle. ama bu gece avladığı şey beklediği değildi. istasyon-7'nin titreşim kayıt sistemleri her gece yüzlerce paralel frekans akışını süzüyordu; çoğu gürültüydü, parazit, kozmik saçmalık. tarren yıllardır bu gürültünün içinde örüntü arıyordu. uzun, sıkıcı, çoğu zaman anlamsız bir iş. ama bugün bir şey farklıydı.
ekranda beliren dalga formu, bir sesin spektral haritasıydı.
tarren öne eğildi. kulaklığını taktı. oynatma tuşuna bastı.
ses bir kez çaldı.
duraksadı. parmağı tuşun üzerinde kaldı, orada asılı, bir sonraki hareketi bulmak için bekler gibi. ikinci kez çaldı. üçüncü kez. sonra on kez üst üste, sanki tekrar tekrar duyarsa sesin gerçek olup olmadığına karar verebilecekmiş gibi.
kayıttaki ses, kendi sesiyle birebir aynıydı.
tını, vurgu, nefes arasındaki o küçük tıkırtı, sol üst azı dişinin çok büyük olmasından kaynaklanan hafif tısıltı: her şey eşleşiyordu. yıllar önce, fonetik analiz için ses kaydı yapmıştı; o kayıtla karşılaştırdığında frekans dağılımı yüzde doksan sekiz virgül üç örtüştü. geri kalan yüzde bir virgül yedi ise... neydi?
söylenen şeyin anlamı bir süre sonra kafasına doldu, tam doldu, sanki uzaktan yürüyüp geliyordu.
kayıttaki ses, variskan dilinde bir şey söylüyordu. variskan, kuzey federe bölge'de artık kimsenin konuşmadığı bir diyalektti. tarren'in annesi konuşurdu. tarren de konuşurdu; özel anlarda, yalnız kaldığında, zaman zaman.
kayıt şunu söylüyordu: «geri dönme. orası yanlış yer.»
istasyon-7, çevre-b uydusunun kuzey kutbuna kurulmuş bir araştırma tesisiydi; burada kütle-ötesi rezonans dalgaları inceleniyordu. kuantum katman teorisi, sonsuz sayıda paralel varlık alanının birbiriyle son derece zayıf bir titreşim bağıyla bağlantılı olduğunu öne sürüyordu. bu bağlar genellikle rastgele elektromanyetik saçılım üretirdi. ama bazen, nadir de olsa, örüntü taşırdı.
tarren bunun bilincindeydi. bütün kariyeri bu bilincin üzerine kuruluydu.
yine de elinin titrediğini fark etti. kaydı masaüstü dosyasına kopyalarken fare üç kez kaydı.
sabah sekizde meslektaşı cenne ohara tesise geldiğinde tarren hâlâ kulaklıkla oturuyordu. cenne bir şey sormadı; tarren'in bu hâlini biliyordu. çay demleyip getirdi, masanın köşesine bıraktı. tarren çayı görmedi bile.
öğlene kadar kaydın nereden geldiğini izledi. sinyalin kaynağı -14.7 katman ofsetindeydi; yani tarren'in içinde bulunduğu evrenden teorik olarak on dört buçuk "adım" uzakta bir başka varlık alanı. bu kadar derin bir katmandan alınabilecek en net sinyaldi. belki de tarihin en netiydi.
öğleden sonra cenne yanına bir sandalye çekti.
«ne buldun?»
«bir ses.»
«kaç dakika uzunlukta?»
«dört saniye.»
cenne bir şey söylemedi. bekledi. tarren kulaklığı çıkardı ve uzattı.
cenne kaydı dinledi. kulaklığı masaya koydu; yüzünde garip bir ifade vardı, bir şeyin hesabını yapmaya çalışan insanların yüzündeki o gergin sessizlik.
«sesin kime ait olduğunu söyleyecek misin?»
«bana.»
cenne pencereye baktı. çevre-b'nin donmuş ovası dışarıda uzanıyordu, renksiz, düz, bir geometri kitabından fırlamış gibi. «peki ne diyor?»
tarren variskan sözcükleri tekrarladı. cenne dili bilmiyordu; tarren de çevirdi.
«geri dönme. orası yanlış yer.»
«nereden bakıyorsan» dedi cenne, «bu ya bir uyarı ya da bir davet.»
işte o an tarren'in aklına ilk kez o soru geldi ve bir kez geldikten sonra bir daha gitmedi: karşı taraftaki ben, beni mi uyarıyor? yoksa ben aslında oraya mı çekilmek istiyorum ve bunu bilmeden kendime mi söylüyorum?
aynı gece yeni bir kayıt daha geldi.
bu sefer sesle birlikte bir de yapı vardı: matematiksel bir dizi, onikili sayı sisteminde yazılmış, döngüsel bir örüntü. tarren saatler harcadı. cenne'yi uyandırmadı. tek başına oturdu, istasyon-7'nin bütün ısınma sistemleri çalışmasına rağmen içini dolduran o garip serin havayla birlikte çalıştı.
dizi, bir koordinat sistemiydi.
öte katmandaki versiyon, bir yere işaret ediyordu.
ertesi hafta, ertesi hafta, ertesi hafta. kayıtlar gelmeye devam etti; hepsi dört ile sekiz saniye arasında, hepsi variskan, hepsi o tanıdık sesle. tarren bunları tek tek inceledi, spektral haritalara döktü, fonetik analizden geçirdi. söylenenler bazen çok netti:
«katalog dosyasını silme.»
«annenin doğum günü yarın.»
«4-7-kappa protokolüne güvenme.»
bu son uyarı onu yerinden sarstı. 4-7-kappa, istasyon-7'nin acil tahliye prosedürüydü; dışarıya sızan bilgisi yoktu. teorik olarak yalnızca beş kişi biliyordu: tarren, cenne, üç üst yönetici.
bu bilgiyi karşı katmandaki versiyon nereden biliyordu?
ya da: tarren gerçekten böyle bir bilgiye sahip miydi de haberi mi yoktu?
bir gece, kaydı defalarca dinlerken bir şeyi fark etti; o yüzde bir virgül yedi fark. öte sesdeki bazı fonemler birazcık farklıydı. küçük, neredeyse işitilmez bir şey: "r" sesinin titreşim uzunluğu, "n" geçişlerindeki o yarım milisaniyelik gecikme. tarren kendi ses kaydıyla karşılaştırdı. hayır, kendisinin sesi değildi. benziyordu, çok benziyordu, ama aynı değildi. sanki aynı akorda getirilmiş iki enstrüman, biri biraz fazla gerilmiş.
bu fark ne anlama geliyordu?
bir olasılık: öte katmanda yaşayan versiyon, farklı bir çocukluk geçirmişti; farklı bir dil ortamı, farklı bir ses gelişimi. aynı genden gelen iki insan, farklı sesler üretebilirdi.
başka bir olasılık: tarren'in kendi sesi, yıllar içinde değişmişti. bu kayıtlar geçmişten, kendi geçmişinden mi geliyordu?
üçüncü olasılık: hiçbir şey anlamıyordu.
cenne'ye ilk kez şüphesini söylediğinde cenne bir süre yere baktı.
«bunu büyük ihtimalle hiç söylememen gerekirdi.»
«neden?»
«çünkü şimdi bunu dinleyen biri olarak, sana yardım etmem ya da seni durdurmam gerekip gerekmediğine karar vermek zorundayım. ve ikisi de hoş değil.»
«durdurmak mı?»
«koordinatlara gitmekten bahsediyorum. söylüyor musun onu?»
tarren hemen cevap vermedi. pencerenin dışındaki ova gene oradaydı, gene düz, gene sessiz.
«henüz bilmiyorum.»
bilmiyordu. ama her sabah istasyon-7'nin hesaplama bölümüne gidip koordinat verisini açıyordu; bakıyordu, kapatıyordu, tekrar açıyordu. koordinatlar, tesisten yaklaşık iki yüz seksen kilometre güneydoğuya işaret ediyordu. orada ne vardı? kayıtlarda hiçbir şey yoktu. dondurulmuş bataklık alanı, termal aktivite.
bir ay sonra, otuzuncu kayıt geldiğinde, tarren ekranın önünde uzun süre hareketsiz oturdu. bu kayıt farklıydı; diğerleri gibi değildi. söz yoktu içinde. yalnızca nefes.
düzensiz bir nefes, belki titreyen, belki ağlayan birinin nefesi; tam söylenemezdi. dört saniye.
tarren o gece cenne'yi aramadı. araç anahtarlarını aldı. istasyon'un küçük keşif aracını çıkardı. cenne bunu sonradan güvenlik kameralarından görecekti; tarren'in sürüş öncesi hiçbir kontrol yapmadığını, hiçbir kışlık ekipman giymediğini, yalnızca standart giysisi ve küçük bir ses alıcı cihazla ayrıldığını.
iki yüz seksen kilometre.
termal aktivite, kayıtlarda söylenmişti; zihni şimdi bunu hatırlatıyordu.
varış noktası donmuş bataklığın ötesinde, küçük bir jeotermal çukurdu. araç durdu. tarren dışarı çıktı. çevre-b'nin seyrek atmosferinde nefes almak yavaş, kasıtlı bir işti; her nefes biraz daha soğuk geliyordu, biraz daha metalik. elindeki ses alıcıyı açtı.
sessizlik.
uzun bir sessizlik ve sonra alıcının ekranında bir dalga formu belirdi.
canlı. şimdiki zamanda. buradan.
kulaklığı taktı.
ses, tam karşısından geliyordu; toprağın altından değil, bataklığın ötesinden değil, tam önündeki boş havadan. variskan değildi bu sefer. standart federal konuşma dilindeydi, düz, yorgun, kısa:
«koordinatları buldun.»
tarren bir şey demedi. alıcı mı yayınlıyordu, yoksa o sadece dinleyici mi? belirsizdi. yine de ağzını açtı:
«sen kimsin?»
uzun bir duraklama.
«sen kimsin ki?» dedi karşıdaki ses. soru gibi değil, bir tespiti dile getiriyormuş gibi söyledi.
tarren parmak eklemlerini sıktı. eldivenin sert kumaşı altından kemikler birbirini yokluyordu. «ben tarren voss. istasyon-7. araştırmacı.»
«ben de» dedi öte ses. ve bir şey daha söyledi; kısa, alçak sesle, sanki kendi kendine düşünüyordu: «ama sen orası yanlış yer diyeni dinlemedin.»
kayıt sisteminin ekranında dalga formu yavaş yavaş düzleşti. bir kez düzleşince bir daha yükselmedi.
tarren orada durdu, alıcıyı elinde tutarak, toprağa bakarak. çevre-b'nin donmuş yüzeyi güneş ışığını kırmadan yansıtıyordu; düz, soğuk, her şeyi içinde saklayan biri gibi.
araçta geri dönerken ses alıcıyı bir kez daha açtı.
boştu.
istasyon'a vardığında cenne kapıda bekliyordu, elinde iki kupa çay, ikisi de soğumuş.
tarren kupayı aldı. soğukluk parmaklarına geçti ama bırakmadı.
«sinyal var mıydı?»
«vardı.»
cenne bir şey söylemedi. içeri girdi, masa başına oturdu, not defterini açtı. açık tuttu ama yazmadı.
«istasyon-7'den başka bir araştırmacı var mıydı bu görevde?» diye sordu tarren, ayakkabılarını çıkarmadan.
cenne kalemi parmakları arasında çevirdi. «senden önce?»
«benden önce.»
deftere baktı. «voss, sen bu istasyona ilk atanan kişisin. kayıtlar bunu söylüyor.»
tarren masaya oturdu, kupayı önüne koydu. çayın yüzeyinde ince bir deri oluşmuştu, buruşuk. ona baktı. uzun süre.
«ama ses benim adımı biliyordu.»
«ne?»
«tarren voss dedi. ben söylemedim. ben daha söylemeden söyledi.»
cenne kalemi bıraktı. bu sefer not defterine bakmadı.
alıcının kaydını o gece tarren iki kez dinledi, kulaklığı çıkarmadan, odasının karanlığında. ses gerçekten oraya kadar açıktı: kendi adı, istasyon numarası, unvanı. sonra öte ses. kısa. alçak. sanki uzaktan değil, yanından geliyordu, sanki yıllardır bilinen bir şeyi hatırlatır gibi.
üçüncüde duraksadı.
kendi sesinin tonunu tanıdı. dalgalanma biçimini, r harfinin bitiş şeklini. alıcı yalnızca dışarıdan gelen sinyalleri kaydediyordu; bu, protokolün temeliydi, değişmezdi. yine de orada, kayıtta, tam o noktada, kendi sesine bu kadar benzeyen bir şey vardı ki neredeyse aynıydı.
neredeyse.
sabah cenne teknik raporun üçüncü sayfasını masaya koydu. «çevre-b'de yeraltı rezonans haritalaması yapılmış, geçen görevden kalma. bak şuraya.»
tarren baktı. kırmızıyla işaretlenmiş bir bölge, istasyonun iki yüz metre güneybatısı, tarren'in dün durduğu yerin tam altı.
«ne bu?»
«rezonans anomalisi. eski ekip bunu gaz birikintisi olarak kayıt altına almış ama ölçümler tutmuyor. çok düzenli. gaz böyle periyodik titreşim üretmez.»
«ne üretir?»
cenne omuz silkti. «bir şey daha söyleyeyim.» defterini açtı, bu sefer dolu sayfalar. «bu istasyona üç atama yapılmış. kayıtlarda yalnızca iki araştırmacı dönüş yapmış. üçüncüsü...» durdu. parmağı sayfada kaldı. «kayıt eksik. isim var: t. voss. tarih var. ama dönüş kaydı yok.»
tarren'in nefesi göğsünde bir yerde takıldı, çıkamadı.
«t. voss.»
«evet.»
«yaygın bir isim.»
cenne deftere baktı, sonra tarren'e. «yaygın.»
o gün öğleden sonra tarren yalnız çıktı. cenne'nin itirazını dinlemedi; dinleyemezdi, çünkü kendi içinde o ses hâlâ döngüdeydi, kısa ve alçak: orası yanlış yer diyeni dinlemedin. anomali noktasına araçla değil yürüyerek gitti. donmuş toprağın üzerinde her adımda hafif bir çatırtı, kıyı buzunun çıkardığı sesten tamamen farklı, çok daha kuru bir ses.
durduğunda elindeki koordinat ekranı sıfır gösteriyordu. doğru yerdi.
ayağının altında, iki yüz metrenin derinliğinde, bir şey titreşiyordu. hissedemiyordu ama biliyordu. çevre-b'nin yüzeyi güneşi soğuk bir plaka gibi tutuyordu, ışığı üzerinde götürmeden, hiçbir şeyi emmeden. tam altında ise bir şey nefes alır gibiydi. periyodik. düzenli.
alıcıyı açtı.
sessizlik. uzun, dolgun bir sessizlik, boş değil, dolmuş gibi.
sonra, frekans taraması henüz ilk turunu tamamlamadan, bir sinyal. bu sefer başka bir yerden değildi; tam olarak altından geliyordu, dikey, sanki yüzeyi delip geçmeye çalışıyordu.
ve ses, kendi sesi, ama ileriden.
«burası çevre-b. istasyon-7. ben tarren voss. araştırmacı.»
duraklama. nefes sesi, kendi nefes sesi.
«koordinat anomalisinin üzerindeyim. rezonans kaynağını tespit etmeye çalışıyorum.»
tarren elindeki alıcıya baktı. kayıt tuşuna basmamıştı. yalnızca dinleme modundaydı.
yine de ses devam etti:
«biri varsa dinleyen...»
kısa duraklama.
«oraya gitme.»
tarren elini yavaşça kaldırdı, alıcının frekans çevirgesine götürdü, sonra indirdi. iki kez. üçüncüde tutamadı.
ses kesilmişti.
donmuş toprağa çömeldi. parmaklarını yüzeye koydu, eldivenin üzerinden. bir şey hissetmedi; soğukluk bile değil, hiçlik. ama rezonans ekranı, bilekliğindeki küçük panel, hâlâ periyodik bir titreşim gösteriyordu. düzenli aralıklar. çok düzenli.
kalktı.
geri döndü.
araçta, istasyon görünene kadar hiç durmadı. cenne dışarıda değildi bu sefer. içerdeydi, ekran başında, tarren'in o sabah bıraktığı alıcının kaydını açmış, dalga formlarına bakıyordu.
«yeni kayıt var» dedi tarren, kapıdan girer girmez.
cenne döndü. «biliyorum. otomatik yedekleme yaptı. göndermeden önce dinledim.»
«ve?»
«ve» dedi cenne, «t. voss. eski kayıt. atama tarihi bugünden tam sekiz yıl önce.» durdu. «ama dalga formu seninle yüzde doksan yedi örtüşüyor. sesler bu kadar benzemiyor, tarren. insanlar bu kadar benzemiyor.»
tarren ceketini çıkarmadı. masaya oturmadı.
pencereden çevre-b'nin düzlüğüne baktı. güneş eğik açıyla yüzeyi kesiyor, gölge bırakmıyordu, yalnızca keskin bir beyazlık kalıyordu geride.
istasyon-7'ye ilk atama bildirimini aldığında bir şey hissetmişti: bu görevin yanlış olduğuna dair küçük, açıklanamaz bir his. gitmemişti o hissin peşinden. bildirimi onaylamıştı, çantasını toplamıştı, gelmişti.
cenne alıcıyı kapattı. ekran karardı.
«sekiz yıl önce dönüş kaydı olmayan t. voss» dedi tarren, hâlâ pencereye bakarak. «kayıtları araştır. atanmadan önce nerede çalışıyordu?»
cenne klavyeye uzandı.
tarren yüklü bir sessizlik içinde bekledi. dışarıda çevre-b hiçbir şey söylemeden duruyordu; donmuş, düz, her şeyi içinde tutan.
«burada» dedi cenne, alçak sesle. «yalnızca burada. başka kayıt yok.»
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"yankı katmanı" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim