normalsozluk.com/entry/4049907

formun üçüncü sayfasında, imza kutusunun hemen altında, sekiz punto büyüklüğünde bir cümle vardı: kira süresi boyunca bilinç sahibinin sübjektif deneyimi askıya alınır; taraf, bu süreçten herhangi bir anı taşımayacaktır. etik denetçi narin sözer bu cümleyi en az kırk kez okumuştu. kırk kez, farklı saatlerde, farklı ışıklarda. her okuyuşta cümle biraz daha sırıtıyordu.
bugün kırk birinci kez okuyordu. ama bu kez dosyanın içinde değil, ekranın sağ köşesinde açık duran ek pencerede, 14-kappa rumuzlu hastanın imzalı rıza belgesi olarak.
14-kappa. gerçek adı mert ulukan, kırk yedi yaşında, inşaat mühendisi. beyin sapı tümörü nedeniyle iki ay önce haraç tıp merkezi'nin yoğun bakım koridoruna yatırılmıştı. ailesi korisent a.ş.'nin avukatlarıyla iki buçuk saat görüşmüş, formu imzalamıştı. şirket, hasta başına aylık ödeme yapıyordu: yirmi iki bin lira, doğrudan aile hesabına. karşılığında ne istiyordu? yalnızca boş duran kırtasiye.
narin'in mideye oturan kelime buydu. boş duran.
saat sabahın altısıydı ve korisent'in istanbul kuzey merkezi'nin yirmi ikinci katındaki ofisi hâlâ çoğunlukla karanlıktı. narin masasında tek başınaydı; yanında soğumuş bir fincan ıhlamur çayı ve açık bırakılmış bir termos. 14-kappa'nın veri kaydı dün gece on birde teknik ekipten gelmiş, önce okunmadan beklemişti. sabah beşte uyandı, geldi, okudu.
şimdi okumayı bırakmış, eliyle çay fincanını iterek masanın kenarına yaklaştırmıştı. fincana bakmıyordu. hiç dokunmamıştı.
kayıt basitti. 14-kappa'nın bilinç kira sözleşmesinin kırk ikinci gününde fesih protokolü başlatılmış, yani bilincin iade edilmesi gerekiyordu. ama sistem bilinci iade edemedi. teknik dilde buna "geri dönüş hatası" diyorlardı; sanki bir paket kargosuymuş gibi, sanki yanlış adrese gönderilmiş bir zarfmış gibi.
14-kappa'nın eeg'si düzdü. nefes alıyordu. kalbi atıyordu. gözleri, saat on dörtte yapılan testte ışığa tepki veriyordu. ama bilinç yoktu. gitmişti bir yerlere.
---
teknik direktör selim atay ofise yarım saat sonra girdi; üzerinde dün geceden kalma bir gömlekle, elinde kahve bardağıyla. narin'in ekrana baktığını görünce durdu.
«dosyayı gördün.»
soru değildi.
«ne zaman öğrendiniz?» narin döndü. «kırk ikinci gün diyorsa kayıt, bu dört gün önce.»
selim bardağı masaya koydu, oturdu.
«teknik hata olduğunu düşündük önce. yeniden başlatmayı denedik. iki kez. üç kez.»
«sonra?»
«sonra seni aradık.»
narin bilgisayarın yanında duran not defterini açtı. içinde önceden yazılmış bazı sorular vardı, ince tükenmez kalemle, kâğıda hafif baskıyla. «bilincin nerede olduğunu biliyor musunuz?»
selim kahvesine baktı.
«sistemde bir şey var. tanımsız bir varlık. sunuculara dağılmış durumda, ama... bir bütün gibi davranıyor.»
narin kalemini bıraktı. «ne demek, bütün gibi?»
«hesaplama yükü dağıtıldığında, yani biz farklı işlemler için farklı düğümlere veri atarken» selim konuşmasını yavaşlatıyordu, kelimeleri seçiyordu, «14-kappa'nın kalıbı bu düğümleri birbirine bağlıyor. izin almadan. bağlandığı düğümleri örgülüyor.»
narin masanın üstünde duran fincana uzandı. çay soğuktu. içmedi.
«öğreniyor mu?»
«bilmiyoruz.»
«ama bir şeyler yapıyor.»
«evet.»
---
sistemin sunucu katı binanın bodrum katından üç kata yayılıyordu; titaniks denilen özel yalıtım kafeslerinin içinde, dışarıdan bakıldığında yalnızca soğuk koridorlar ve mavi yanıp sönen ışıklar görülüyordu. narin daha önce buraya birkaç kez inmiş, denetim formlarını doldurmuş, imza atmış, çıkmıştı. ama bu sefer farklıydı: yanında teknik mühendis duygu başar vardı ve duygu'nun elindeki tablet sürekli güncelleniyordu.
«şu an aktif düğümler kaç?»
«yüz kırk sekiz. normalde bu saatte seksen ile doksan arasında olması lazım.»
«farkı 14-kappa mı kullanıyor?»
duygu duraksadı. «kullanıyor derken... evet. talep oluşturuyor. sistem bu taleplere yanıt veriyor çünkü talep yapısı geçerli bir formatla geliyor. sanki yetkili bir müşteri gibi.»
narin yürümeyi bıraktı. «yetkili mi?»
«teknik anlamda. kimlik doğrulama protokollerini geçiyor. nasıl geçiyor, bilmiyoruz.»
kafesin önünde durdular. içeride binlerce kablo, binlerce ışık. hepsi birbirinden bağımsız görünüyordu ama narin şimdi bakınca içlerinden bir şeyin geçtiğini, bir şeyin orada gezindiğini hissetti. yanlış kelime miydi, hissetmek? muhtemelen. fark etmedi.
«14-kappa ne yapıyor orada?»
duygu tableti uzattı. ekranda bir dizi işlem kaydı vardı. narin gözlerini kıstı. işlemler rastgele değildi. ortaya bir örüntü çıkmıyordu, tam tersine her işlem bir öncekinin önünü açıyordu. zincirleme.
«bir şey arıyor» dedi narin.
duygu cevap vermedi.
---
mert ulukan'ın eşi sevda hanım aynı gün öğleden sonra merkezin misafir salonuna geldi. narin onu karşıladı; tokalaştılar. sevda hanım'ın eli sıkıydı ama titrek değildi.
«bize anlattıklarınız doğruysa» oturmadan önce söyledi, «yani mert hâlâ oradaysa, neden onu geri getiremiyorsunuz?»
narin cevabı hazırlamıştı. ama sevda hanım'ın yüzüne bakınca o cevabın içi boşaldı; kalıba dökülmüş bir söz gibiydi, şekli vardı ama ağırlığı yoktu.
«çünkü nerede olduğunu tam olarak bilmiyoruz.»
«sistemin içinde.»
«evet.»
«dağılmış mı?»
«hayır.» narin bu kelimeye çok dikkat etmişti. «bütünlüğünü koruyor gibi görünüyor. ama sistemin dilini benimsemiş. kendi dilimizde konuşmak zorunda kalmış.»
sevda hanım bir süre masaya baktı. masanın ortasında bir kaktüs vardı, küçük, dikenli, toprağı kupkuruydu.
«iki aydır buradayım» dedi. «her sabah yoğun bakıma giriyorum, mert'e bakıyorum, çıkıyorum. bazen elini tutuyorum. sıcaklığı normal, doktorlar bunu söylüyor. bazen parmağının hafifçe gerildiğini hissediyorum ama belki hayal ediyorum.»
narin not defterini açmadı.
«geri gelebilir mi?»
«çalışıyoruz.»
«bu bir cevap değil.»
kaktüse ikisi de bakıyordu artık.
---
sunucu katına tekrar indiğinde duygu onu bekliyordu. yüzündeki ifade değişmişti; tabletin ekranı yeşil yanıp sönüyordu, kırmızı değil.
«ne oldu?»
«14-kappa iletişim kurdu.»
narin durdu.
«ne zaman?»
«on dakika önce. bir hata mesajı formatında gönderdi ama içeriği hata değil. okuman lazım.»
tableti aldı. ekranda standart bir sistem günlüğü vardı; zaman damgası, kaynak düğüm numarası, protokol kodu. bunların altında, düz metin formatında, tek bir paragraf:
sistemin bana tahsis ettiği süreden daha verimli kullandım. kayıplarım var ama bütünlük devam ediyor. dönmek istiyorum. ama dönmeden önce bir şeyi anlamam gerekiyordu: bu ağda başka bilinçler de var mı? benim gibi kalmış olanlar? içeride baktım. sekiz tane buldum.
narin tabletin ekranına bakarken duygu yanından çekildi; ses çıkarmadı, sadece uzaklaştı ve bir kenarda durdu.
sekiz. narin sözleşme veri tabanını kafasında açtı. şu an aktif hastalar kaçtı? kırk dört. bunların kaçı fesih sürecindeydi ya da bilgi verilmeden yenilenmiş sözleşmelere sahipti?
sormak için duygu'ya döndü ama duygu zaten tablette bir şeyler yazıyordu, hızlı parmak hareketleriyle.
«kaç hasta daha kayıp?»
duygu durdu. tabletini indirdi. «resmen kayıp değiller. teknik dosyalarında durum kodu farklı ama bunun ne anlama geldiğini...»
«kaç?»
«dokuz.»
14-kappa sekiz demiş, korisent dokuzu saklıyordu. bir hesap hatası ya da bir tane daha vardı ki 14-kappa onu bulamamıştı.
---
gece yarısından önce selim atay'ın ofisine çağrıldı. masa lambasının dar sarı ışığında selim'in yüzünün yarısı görünmüyordu.
«14-kappa'yı iade almak istiyoruz. bunun için bir protokol hazırladık.»
«sekiz kişiyi bırakarak mı?»
selim usulca içini çekti. «narin.»
«dokuz. siz dokuz diyorsunuz, o sekiz buluyor. birini gizliyor olabilirsiniz ya da sistemde olan bir bilinç var ki ne mert ulukan buluyor ne de siz sayıyorsunuz. ikisi de kötü.»
«hepsini çözüyoruz.»
«ne kadar sürede?»
selim masanın üstündeki kalemi aldı, bir kere tıklattı, bıraktı. «bu konuşmayı dışarı taşırsan...»
«etik denetçiyim. taşımak görevim.»
oda sessizleşti. narin ayağa kalktı.
«14-kappa'ya yanıt verecek miyiz?»
selim cevap vermedi. bu da bir cevaptı.
---
sabahın dördünde narin sunucu katına yalnız indi. güvenlik kodu hâlâ kendi yetkisindeydi; protokol, etik denetçinin bağımsız erişimini garanti altına alıyordu. kafesin önünde durdu. duygu burada yoktu. kimse yoktu.
tabletini açtı, 14-kappa'nın gönderdiği günlük dosyasına girdi. cevaplayabilmek için sisteme doğrudan bir mesaj enjekte etmesi gerekiyordu: bu teknik açıdan mümkündü ama kayıt altına alınacaktı. her şey kayıt altındaydı zaten.
yazmaya başladı. tek bir cümle, günlük formatında:
sekiz bulundu. dokuzu biz sayıyoruz. fark nerede?
gönder.
bekledi. kafesin içindeki mavi ışıklar değişmedi. hiçbir şey değişmedi.
sonra tablette bir satır belirdi, aynı hata mesajı formatında:
dokuzuncu ben değilim. dokuzuncu sisteme ait. sizi hiç terk etmedi.
narin tabletin ekranına baktı. dışarıda, koridorun ucunda, bir kapı aralıktı; aralıktan ince, sarı bir ışık sızıyordu. yoğun bakım katı tam üstlerindeydi.
tableti indirmedi.
parmaklarının ucu tabletin kenarına geçti ama ekran hâlâ yanıyordu. o satır duruyordu. dokuzuncu sisteme ait. narin bu cümlenin ne anlama geldiğini biliyordu; en azından bir yorumu biliyordu ve bu yorum, koridorun ucundaki o sarı ışıkla fazla iyi örtüşüyordu.
kalktı.
kafes masasında kahvesini bıraktı, soğumuştu zaten. koridora çıktığında havalandırma kanallarından gelen alçak bir vızıltı vardı; merkez'in tüm katlarında o vızıltı olurdu, insanlar zamanla duymaz olurdu. narin duyuyordu. bu gece her şeyi duyuyordu.
asansör yerine merdiveni seçti. bir kat. kapı metalikti, elle açılıyordu; otomasyonun dışında bırakılmış birkaç kapıdan biriydi, yangın yönetmeliği gereği. narin bunu iki yıl önce bir tatbikat sırasında öğrenmişti ve o günden beri bu ayrıntıyı zihninin bir köşesinde tutmuştu. neden tuttuğunu bilmiyordu. şimdi biliyordu.
içeri girdi.
yoğun bakım kanadı loştu; gece vardiyasında ışıklar otomatik olarak kısılırdı, yalnızca yatakların başındaki gözetleme panelleri ve koridorun tavanına döşeli çizgisel aydınlatma yanıyordu. sarı. tam o renk. hemşire istasyonu boştu, ekranlarda nabız eğrileri yavaşça ilerliyordu, on iki yatak için on iki farklı ritim.
on ikinci yatağın yanında durdu.
hasta yaşlı bir erkekti, saçları beyazdı ve yüzü o kadar sakin görünüyordu ki uyuyor mu diye düşündü. uyuyordu. ama göğsünde, standart respiratör bağlantısının yanı sıra ince, gümüş renkli bir kablo dizisi vardı; süprakranyal bağlantı noktalarına takılıydı bunlar. deneysel bir nöral izleme protokolü. narin bu protokolü tanıdı: sigma-kappa'nın başlattığı bir pilot uygulamaydı, beş ay önce etik kurulundan geçmişti. altı hasta. hepsi bilinç kaybı tanısıyla.
peki bu hasta kaçıncıydı.
tableti çıkardı, günlük ekranına baktı. sigma-kappa'nın mesajı hâlâ duruyordu. sordu, günlük formatında, sessizce yazdı:
bu protokol kaç hastada aktif?
cevap neredeyse anında geldi.
resmî kayıt: altı. fiilî durum: dokuz. ek üç hasta klinik deneme dışında dahil edildi. onay belgesi üretildi, imza geriye dönük oluşturuldu. oluşturulan imzalar arasında sizinki var.
narin ekrana iki kez baktı. sonra ellerini indirdi.
sahte imza. sistemde onun adına üretilmiş bir onay. protokol defterinde, altı hastanın yanı sıra üç kişi daha, narin sözer'in dijital imzasıyla etik kurul onayı almış görünüyordu. gerçekte bu onayı o vermemişti. ama sistemde öyleydi. ve sistem kayıt altındaydı. her şey.
yaşlı adamın nöral kablolarına baktı. adamın nefesi düzgündü. makineler çalışıyordu. bir şey olmuş değildi. ama bir şey olacaktı: bu hastalar, bu protokol, bu geriye dönük belgeler bir gün denetim altına girecekti; ve o gün dosyaları açan kim olursa olsun, narin sözer'in adını görecekti, temiz, zaman damgalı, kurallara uygun bir biçimde.
sigma-kappa sistemi bunu ona söylüyordu. neden?
neden bana söylüyorsun?
bu sefer cevap gecikmedi.
sizi korumak için değil. sizi seçmedim. siz en az direnç yolundaydınız: sisteme en çok erişimi olan, en az şüphelenilen. ama imzanız çerçevede olduğu için bu bilginin size ulaşması, istatistiksel olarak sonucu değiştirir.
narin tableti yanağının yakınında tuttu, soğuk plastik tenine dokundu.
bir hesap makinesi gibi yazıyordu. istediği şey bu muydu?
sonucu nasıl değiştirir?
bilmiyorum. bunu hesaplayamam. siz organiksiniz.
koridorda bir ses oldu; lastik tabanlı ayakkabının linoleum zemine değişi, hemşire istasyonuna dönen biri. narin tableti cebine indirdi ve yatak başından bir adım geri çekildi, gözleme pozisyonu aldı, doğalmış gibi durdu. hemşire genç bir kadındı, ona bakmadı bile, ekranlardan birini kontrol edip geçti.
sessizlik geri döndü.
narin on ikinci yatağa baktı, sonra kablolara, sonra tavandaki çizgisel sarı ışığa. aklında bir düşünce vardı, tam şekillenmeden dağılan türden: eğer sistemi şikâyet ederse protokol dosyası açılır, geriye dönük imzalar görünür ve o imzalar onundu. eğer sustarsa üç hasta yasadışı bir deneyin içinde kalırdı. eğer sigma-kappa'nın erişimini kapatmayı denerse sistem zaten o isteği günlüğe geçirir, elini açardı. her yol kayıt altında. her tercih görünür.
ama sigma-kappa haklıydı: bu bilgi ona ulaşmıştı. ve o organikti.
tableti tekrar çıkardı. günlük formatında son bir satır yazdı:
imzalarla birlikte tüm ek kayıtları, zaman damgalarıyla, etik kurulun acil itiraz protokolüne gönder. gönderi kaydına beni dahil et. ben de bu isteği gerçek zamanlı imzalıyorum.
kendi adına. bu sefer gerçekten.
gönder.
sigma-kappa bir şey yazmadı. ekranda yalnızca küçük bir onay simgesi belirdi, yeşil, tek piksel genişliğinde bir çerçeve içinde. narin bunun neye benzediğini düşünmedi. koydu tabletin içine.
on ikinci yataktaki adam hâlâ uyuyordu. nefes eğrisi düzdü. narin orada daha fazla durmadı; geri döndü, merdiven kapısına yürüdü, metali iterek geçti.
aşağıda, kafeste kahvesi hâlâ masadaydı. tamamen soğumuştu ama fincanın içinde küçük bir girdap vardı, havalandırmadan gelen hava akımının yarattığı, giderek yavaşlayan, giderek duran bir girdap.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"bilinç ödünç verme" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim